2013-10-08 - 15:55
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada Hükümetin demokrasi paketini eleştirdi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada Hükümetin demokrasi paketini eleştirdi.

Hükümetin, darbe yasalarının kalıntısı olan yüzde 10 seçim barajına yönelik eleştirilere karşı pakette üç seçenek sunduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, üç seçenekten birini seçmeye zorlanmanın, dördüncü bir alternatifi görmezden gelmenin demokrasiyle bağdaşmadığını söyledi.

Mecvut seçim barajının diktaya yol açtığını ileri süren Kılıçdaroğlu, AK parti'nin 2002 yılında yüzde 34 oy almasına karşın, seçim barajı nedeniyle parlamentonun yüzde 66'sına egemen olduğunu, 2007 yılında yüzde 47 oy oranı ile parlamentoda yüzde 62 çoğunluk elde ettiğini, 2011'de ise yüzde 49 oy oranı ile parlamentonun yüzde 59'una sahip olduklarını aktardı. "Hani milli irade?" diye soran Kılıçdaroğlu, "Son seçimde bizim 33 milletvekilimiz AKP sıralarında. Aldığımız oyun karşılığı milletvekilini çıkaramadık. Kim yaptı bunu? Darbeciler yaptı. Kim sahip çıkıyor? Yine darbeciler. Yani demokrasi darbecileri, Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları sahip çıkıyor" diye konuştu.

Demokrasi paketinde faili meçhul cinayetlere karşı da bir düzenleme olmadığını iade eden Kılıçdaroğlu, son 10 yılda, 121 faili meçhul cinayet olduğunu söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından kimsenin endişeye kapılmamasını, olayın mutlaka aydınlatılacağını söylediğini, "Türkiye artık eski Türkiye değil" dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Türkiye artık eski Türkiye'den de geri herkesin bunu bilmesi gerekir" dedi.

AK Parti iktidarında sıkı yönetim dönemlerinde bile olmayan uygulamaların gerçekleştirildiğini, bunlardan birinin de "gizli tanıklık" olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, yargıyı baskı altına alan, yönlendiren, şekillendiren bir uygulama olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, demokrasi paketinde bunu kaldıran bir düzenleme olmamasına da dikkati çekti.

Demokrasi paketinde basın özgürlüğüne de yer verilmediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, "O kadar ileri gittiler ki herhangi bir gazeteye TMSF aracılığıyla el koyabilirsiniz, bütün yandaşlarınızı oraya koyabilirsiniz, sabahtan akşama onlar anamuhalefet partisi aleyhine yayın yapabilirler. Ve bunun adı demokrasi olur. Medya konusunda ciddi sorunlarımız var" değerlendirmesinde bulundu.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün basın özgürlüğüne yönelik yaptığı araştırmayı aktaran Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin bu alanda 2002 yılında dünyada 99. sırada olduğunu, bugün ise 154. sıraya gerilediğini dile getirdi. Türkiye'nin dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine dönüştürüldüğünü ifade eden Kılıçdaroğlu, "Hapishanelerinde gazeteci olduğu zaman o ülkede demokrasiden söz edilemez" dedi.

Pakette YÖK'ün kaldırılmasına ilişkin bir düzenleme olmadığına da dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Darbe hukukuna yapıştılar ve onunla yollarına devam ediyorlar" ifadesini kullandı.

CHP'nin demokrasiyi her alanda, sadece kendi ülkesi için değil, herkes için savunduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, yurt dışında çalışan Türklerin de seçimlerde oy kullandığını, bu nedenle TBMM'de temsil edilmeleri gerektiğini savundu. Demokrasinin onlar için de olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, kendilerinin yurt dışında çalışan işçilerin de parlamentoda temsilcilerinin olmasını istediğini söyledi.

Demokrasilerde halkın devleti denetlemesi gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, Türkiye'de ise devletin halk üzerinde baskısı olduğunu, bunun demokrasiye uymadığını kaydetti.

Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Sayıştay raporları gelmez, halk korkudan sesini çıkaramaz. Halkın devleti denetlemesi bir tarafa ülkenin başbakanı çıkar, 'Siz birbirinizi denetleyin, komşunuzu ihbar edin' der. Ve bu kişinin demokrasi paketi getirdiği alkışlarla kabul edilir. Bu tam bir Aziz Nesin'lik olaydır.

Devleti demokratikleştirdiğiniz zaman ülkeye demokrasi gelir. Yurttaş sokakta en az polisle, askerle muhattap olduğu zaman o ülkede demokrasi güçlü demektir. Ama siz tek parti devleti oluşturdunuz. Başbakan öyle konuşur, bakanları öyle konuşur, valileri öyle konuşur, savcıları öyle hareket eder, yargıcı öyle karar verir, sistem böyle tek parti devleti olur."

Eskişehir'de Ali İsmail Korkmaz'ın Gezi Parki odaklı olaylarda hayatını kaybetmesinin ardından Vali Göngör Azim Tuna'nın yaptığı açıklamada, "Kormaz'ın arkadaşları tarafından dövülmüş olabileceğini" ileri sürdüğünü hatırlatan Kılıçdaroğlu, Tuna'ya yönelik "Vali demek için 50 dereden su getirmek lazım. Onun valilikle falan ilgisi yok" ifadesini kullandı.

Vali Tuna'nın Korkmaz'ın ölümüyle ilgili haber yapan bir gazeteciye gönderdiği elektronik postayı da okuyan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Olayın takipçisi olan gazeteciye e posta ile sitemini gönderdi. Sitemi şöyle; 'Oğlum İsmail yine rahat durmuyorsun. Bir daha aynı şekilde yorum yaparak bu konuyu işlersen sen adi ve şerefsizsin' diyor. Bu sözler bana ait değil, bu devletin valisine, AKP'nin valisine ait. Recep Tayyip Erdoğan'ın valisine. Bunu söyleyen bir vali o koltukta bir saat bile oturamaz. Bırakın diğerlerini, bir gazeteciye adi ve şerefsiz diyen bir vali valilik koltuğunda oturamaz. Ama ne dedi, Recep Tayyip Erdoğan? 'Sayın Vali iyi bir arkadaşımızdır' dedi. Ne söyleyeyim? Bizde güzel bir atasözü var; arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim."

Grup toplantısında CHP'ye katılımlar olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, bunun artarak süreceğini ifade etti. Ülkenin iyi yönetilmediğini her yurttaşın bildiğini belirten Kılıçdaroğlu, tüm kesimlerin ağır yük altında ezildiğini savundu. Dış politikanın sorunlar içinde olduğunu, iç politikada kamplaşma yaşandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, "Yeniden ama yeniden huzur içinde yaşadığımız bir Türkiye inşa etmek zorundayız. Yeniden ama yeniden bu topraklara barışı ve sevgiyi getirmek zorundayız. Yeniden ama yeniden birbirimizi kucaklamak zorundayız. Ayrışmayı değil beraber olmayı, kavgayı değil barışı dillendirmeliyiz. Bu topraklara huzur gelmeli" diye konuştu.

Bu topraklara huzuru, barışı Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının getirdiğini, CHP'nin de Türkiye tarihindeki 3 büyük devrime imza attığını anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Şimdi hep beraber 4. büyük devrime imza atmak zorundayız. Özgürlük ve demokrasi konusunda ciddi, tutarlı ve kararlı adımları hep beraber atmalıyız. Tarihimizde hiç kimseyi kötülemeden, herkesi kucaklayarak. Tarih bizim tarihimiz, bizim zenginliğimiz. Kırılan, dökülen, demokrasi açığı gittikçe büyüyen bir Türkiye var. Biz yeni bir yola kararlılıkla çıkmak zorundayız. Adımlarımızı daha sık ve daha kararlı atmak zorundayız. Güzel Türkiye'yi yeniden inşa etmek zorundayız."

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ilkokullarda and uygulamasının kaldırılmasına ilişkin yönetmelik değişikliğini eleştirerek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik, "Asıl yasaklamak istediği 'Türküm.' Bunu söyleyemiyor. Bir sürü kılıf uyduruyor. Yiğit adam ol. Daha doğrusu adam ol kardeşim. Neyi yasaklamak istiyorsan çık milletin önünde, 'Ben Türk sözcüğünü yasaklıyorum' de, mesele bitsin" dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında eski Turizm ve Tanıtma Bakanı Orhan Bilgit, eski TBMM Başkanvekillerinden Uluç Gürkan'ın da bulunduğu beş kişiye parti rozetini taktı. Kısa bir konuşma yapan Bilgit, "hizip çekişmelerin" partiye ve Meclis'e zarar verdiğini ifade etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, Bilgit'in konuşmasında, CHP'de eskiden yaşanan bazı olumsuzlukların partide bölünmelere yol açtığını anlattığını, kendilerinin de yeni bir anlayışı egemen kılmaya çalıştıklarını ifade etti. Kılıçdaroğlu,"Kimsenin farklılıklarından ötürü partiyi bırakıp gitmesini istemiyoruz. Herkes bu çatının altında olmalı" dedi.

Geçmişte yaşanan bölünmelerin kendilerine güç kaybettirdiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, Ankara, İstanbul gibi büyükşehir belediyelerini bu nedenle kaybettiklerini söyledi. "Bölünme" gibi bir lükslerinin olmadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, "11 yıldır bu ülkeyi bir parti değil bir kişi yönetiyor. Her şey onun iki dudağının arasında kilitlenmiş durumda. Demokrasi 11 yılda büyük bir açık verdi. Bunu gidermemiz lazım. Birarada olmamız gerekiyor" diye konuştu.

Ülkelerin demokrasi karnesi belirlenirken, özgür ve adil seçim, vatandaşın özgürlükleri, devletin yurttaşla ilişkileri, politik kalıtım oranı, politik kültür gibi parametrelere bakıldığını belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin bu konuda karnesinin kötü olduğunu kaydetti.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"2012 karnemiz. Türkiye dünya ülkeleri arasında 88. sırada. Demokrasi, melez demokrasi olarak tanımlanıyor. Hibrit demokrasi tanımlanıyor. Yani 'demokrasi yok' diyorlar.

Bütün yurttaşlarım bunu görsün, demokrasimiz tehlikededir. Çocuklarımıza özürlüğü sınırsız yaşam sunmalıyız. Biz demokrasisi güvence altına alınmış hukuk sunmalıyız. Gittikçe zemin kaybeden bir yapımız var. Bu yapıyı pompalayan 12 Eylül rejiminin çıkardığı darbe hukukudur. Bugünki iktidar darbe yasalarının savunucusudur. Zaman zaman sıkıştığında 'Bunları biz getirmedik' diyor. Ama sahipleniyor.

Hem 'demokrasi tehlikede' diyeceğiz hem ayrışacağız. Böyle lüksümüz yok. Güçlerimizi birleştirip demokrasinin güçlenmesi için çaba harcayacağız. Bunlar demokrasiyi tramvaya benzettiler. 'Amacımız demokrasi değildir' dediler ve güçlendiler. Dini, etnik kimliği siyasette kullandılar ve ülkeyi ayrışma noktasına getirdiler."

Her siyasetçinin düşüncelerini özgürce ifade etmesi ama halkına doğruyu söylemesi gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Sık sık kullandığım bir cümle (yalancıdan başbakan olmaz.)" dedi.

Demokratikleşme paketine değinen Kılıçdaroğlu, "demokrasi ile ilgisi olmayan" bu paketin güzel bir şekilde ambalajlanarak sunulduğunu ileri sürdü.

Kılıçdaroğlu, şunları söyledi?

"Demokrasi kılıfı içinde andımızı da kaldırdılar. 'Bu soğuk savaş döneminin andıymış, 1933'te yazılmış'. Birinci yalan; 1933'te soğuk savaş kavramı yoktu. 'Çocukları formatlıyorlar' deniliyor. Ne öğretiyorlar, doğruluğu öğretiyorlar. 'Doğruyum' dediniz de ne oldu, gittiniz yolsuzluk yaptınız' diyor. Kendisini tanımlıyor aslında.

İlk öğrenimde çocuklara birlikte, beraber olma öğretilir. Ayrışmanın değil beraber olmanın kuralları öğretilir. Evrensel kurallar öğretilir. 'Kırmızı ışıkta duracaksın' denilir. Onun inancı, kimliği, rengi önemli değildir ama kırmızı ışıkta durmayı öğrenecektir.

Çocuğa 'doğruyum' demeyi öğretmek ne zamandan beri format? Çocukların 'doğruyum' demesi ile ne alıp veremediğiniz var? 'Çalışkanım.' Çocuk çalışmayı öğrenecek. Niye yasaklıyorsunuz? Ama asıl yasaklamak istediği 'Türküm.' Bunu söyleyemiyor. Bir sürü kılıf uyduruyor. Yiğit adam ol. Daha doğrusu adam ol kardeşim, neyi yasaklamak istiyorsan çık milletin önünde, 'Ben Türk sözcüğünü yasaklıyorum' de mesele bitsin.

Bu, 1933'lerden kaldı' diyor. O zaman İstiklal Marşı ne zamandan kadı, 1921'lerden. Hepimiz bunu okuyoruz, yani toplumu mu formatlıyoruz? Halkına yalan söyleyen başbakandan o topluma hayır gelmez. Kaldı ki kalkıp gencecik çocuklara 'kininizi unutmayın' diye mesaj veriyorsun.

Bizim önümüze konan paket, bizim anladığımız anlamda demokrasi paketi değil. Seçime gidiyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin seçim paketidir bu."

Demokratikleşme için öncelikle yargının bağımsız olması gerektiğini, ancak söz konusu pakette buna ilişkin bir düzenlemenin olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, yargının halen siyasi otoritenin emrinde bulunduğunu öne sürdü.

Yargının bağımsızlığının yitirildiğine gösterilecek somut örneğin Deniz Feneri olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, "Kurbanlık paralarını yiyenler ödüllendirildi. Zekat paralarını yiyenler ödüllendirildi. Onların sırtı sıvazlandı, savcılar yargılandı. Hırsızlar beraat etti. Yargının bağımsız olmadığı bir ülkede demokrasi olmaz. Gezi eylemleri olaylarında savcılar dava açıyorlar, açabilirler. Ama olayın garip bir yönü çıktı. AKP İstanbul İl Başkanı savcılığa müracaat ediyor ve 'gezi davasından bana fotokopi ver' diyor. Müdafinin avukatının bile alamadığını siz AKP İl Başkanı'na neye göre teslim ediyorsunuz? Bu konuda HSYK bir şey yaptı mı bilmiyoruz, bekliyoruz" diye konuştu.

Demokrasilerde özel yetkili, özel yetkili mahekemelerin olamayacağını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Defalarca söyledik, 'demokrasi mi getirmek istiyorsun, gel özel yetkili mahekemeleri kaldıralım' diye. 'Hayır' diyor.

Türkiye eğer kirlilikten arınacaksa yargının bağımsızlığı, tarafısızlığı ile arınır. Bu eski sıkı yönetim mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler... 17 yaşındaki Erdal Eren'in yaşını büyüttüler mahkeme kararıyla ve yine mahkeme kararıyla idam ettiler. Buna mahkeme mi diyorsunuz?

Her yerde 'milli irade.' Milli irade ise milli iradenin seçtiği milletvekillerinin hapiste ne işi var? Önce dönüp kendisine bakması lazım. Sen milletvekili olamıyordun, savcılıktan temyiz kağıdı bile alamıyordun. Önün açıldı, şimdi geldin demokrasiye ihanet ediyorsun.

Seni seçen oylar milli irade de o milletvekillerini seçen oylar gayrı milli irade mi? Herkesin, özellikle aydınların bilmesi lazım. Aydınlar hep bardağın dolu tarafını görmeye alışkın. 'Aydın' dediğiniz kişi bardağın boş tarafını gören keşidir.

Anayasa'nın 54. maddesinde, 'Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahipitir' der. Darbe anayasası bile bu hakkı teslim etti. Siz bu anayasanın gerisine düşmüşsünüz. Gösteri ve toplantı yapmak isteyenin silahı yok, elinde karanfil, kitap var. Polis copuyla üzerine geliyorsunuz. Bunu engelleyen düzenleme yok, paketin adı birilerine göre demokratikleşme paketi."

Kılıçdaroğlu, Uluslararası Af Örgütü'nün en son yayımladığı raporda, Gezi Parkı eylemleri konusunda "Türkiye'de toplanma özgürlüğü hakkı şiddetle enlelleniyor. Polisin yaygın ve sistematik şekilde şiddet uygulamasına rağmen yetkililer polisin müdahalesini övmeye devam etti" ifadelerinin bulunduğunu belirtti.

Demokratikleşme paketinde toplantı ve gösteri özgürlüğüne yönelik bir düzenleme de bulunmadığını belirten Kılıçdaroğlu, "2776 öğrenci şu anda hapishanelerde. Puşi takan çocuğu, parasız eğitim isteyeni hapse attın. Bu paketle bunu engellemeye yönelik düzenleme var mı yok. 2003-2013 arasında 5 bin 600 işkence vakası var. Sıkı yönetimde bile bu kadar olmadı" diye konuştu.