2012-06-07 - 16:13
TBMM-AB KPK Başkanı ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran, Hatay'da "Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi" kapsamında düzenlenen "Göç Yönetimi Sempozyumunun "Türkiye'de ve AB'de Göç Yönetimi Politikaları" başlıklı bölümünde yaptığı konuşmada, son döneme kadar göç hareketleri açısından Türkiye'nin daha çok "geçiş ülkesi" konumunda olduğunu, ancak ülkenin artan ekonomik gücü ve istikrarı ile giderek bir "hedef ülke" haline geldiğini ifade etti.
TBMM-AB KPK Başkanı ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran, Hatay'da "Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi" kapsamında düzenlenen "Göç Yönetimi Sempozyumunun "Türkiye'de ve AB'de Göç Yönetimi Politikaları" başlıklı bölümünde yaptığı konuşmada, son döneme kadar göç hareketleri açısından Türkiye'nin daha çok "geçiş ülkesi" konumunda olduğunu, ancak ülkenin artan ekonomik gücü ve istikrarı ile giderek bir "hedef ülke" haline geldiğini ifade etti.
Demirkıran "Bugün başlayan ve iki gün sürecek olan "Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi" kapsamında düzenlenen "Göç Yönetimi Sempozyumunun ilk başlığı "Türkiye'de ve AB'de Göç Yönetimi Politikaları"dir. Bu başlık altındaki "Göçle ilgili Politikaların Belirlenmesinde STK'ların Rolü" konulu 1. oturumu açarken hepinizi saygı ile selamlıyorum." diyerek konuşmasına başladı.
İki gün boyunca göç konusunu her yönüyle inceleme fırsatı bulacaklarını ve büyük kazanımlarla elde edeceklerini belirten Demirkıran, bu toplantının Hatay'da düzenlenmiş olmasını çok anlamlı bulduğunu ifade etti.
Hatay'ın, çok kültürlü yapısıyla Medeniyetler İttifakı'nın adeta bir sembolü gibi olduğunu belirten Demirkıran, "Batı ile doğu kültürünün kesiştiği, birbirinden etkilendiği, toplumların kültür alışverişlerinde bulunduğu bir yerdir. Hatay Anadolu ile Orta Doğu arasında bir köprü konumundadır. Tıpkı, Türkiyemiz'in Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumunda olduğu gibi." şeklinde konuştu.
Ülkeler arasında artan insan hareketlerinin, göç olgusunu siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel boyutları ile önemli bir politika haline getirdiğini söyleyen Demirkıran, "Söz konusu insan hareketleri; çeşitli nedenlerle ülkelere giriş ve çıkış yapan, vatandaşı oldukları veya yaşadıkları ülkelerden ayrılarak diğer bir ülkeye göç eden, orada yerleşen, is kuran veya koruma talep eden yabancıların yanı sıra, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti gibi örgütlü suçlarla doğrudan bağlantılı olan düzensiz göçü de kapsamaktadır." dedi.
Türkiye'nin, coğrafi, stratejik, kültürel ve siyasi konumu nedeni ile, tarih boyunca önemli göç akınları ile karşı karşıya kaldığını söyleyen Demirkıran, Türkiye'nin artan ekonomik gücünün göç hareketleri için bir çekim unsuru oluşturduğunu ve Türkiye'nin bulunduğu coğrafyadaki siyasi iktidarsızlıklarında Türkiye'ye yönelik göçü teşvik ettiğini belirtti.
Son döneme kadar göç hareketleri açısından Türkiye'nin daha çok "geçiş ülkesi" konumunda olduğunu hatırlatan Demirkıran, ülkenin artan ekonomik gücü ve istikrarı ile giderek bir "hedef ülke" haline geldiğini ifade etti.
Demirkıran "Göç sadece bir bölgenin, bir kişinin veya bir toplumun meselesi değildir. Göç, dünyamızın tamamını ilgilendiren acil çözüm bekleyen önemli bir meseledir. BM ve Uluslararası Af Örgütü göçün bir hak olduğunu söylüyorlar. Sivil toplum kuruluşları insanların yaşadığı dramları gündeme getiriyorlar. Buradan çıkarabileceğimiz en genel sonuç şudur: Göç, nereden nereye olursa olsun, her yönüyle beşerî bir meseledir. Ve herkesi ilgilendirmektedir. İnsanla ilgilidir. İnsanın derdidir. İnsanın çaresidir." diye konuştu.
İlber Ortaylı'nın "Göç etmeyen toplumlar, kültürel olarak zayıflar, hatta ölürler." ifadesini de çok anlamlı bulduğunu söyleyen Demirkıran "Göçün hemen ilk etapta hatırımıza getirdiği acı, ıstırap, yıkım gibi özelliklerinin yanı sıra bir yenilenme, yeni bir başlangıç yönünün olduğunu da gözardı etmemek gerekir. Bardağın sürekli boş tarafına değil dolu tarafına da bakarak göçlerin insanların bilgilerini, görgülerini paylaştıkları toplumsal bir hareketliliğin de sebebi olduğunu da görmeliyiz." dedi.
Sivil Toplum Kuruluşlarına da göç konusunda büyük görevler düştüğünü söyleyen Demirkıran, göç yönetiminde değişik nedenlerle, devletlerin hareket sahalarının zaman zaman sınırlı ve kısıtlı olabildiğini, ancak STK'ların her sahaya girebildiğini ve çalışabildiğini belirtti.
STK'ların göçmenlerin yiyecek, içecek, giyim, korunma ve barınma ihtiyaçlarını karşılama noktasında çok önemli işler yaptığını belirten Demirkıran, aynı zamanda göçmenlerin geldikleri topluma entegre olmaları için gönüllü dil eğitimi, mesleki eğitim, psikolojik destek, sağlık hizmetleri gibi konularda da çalışmalar yaptıklarını bildiklerini söyledi.
"Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanun Tasarısı"nın TBMM'nin gündeminde olduğunu vurgulayan Demirkıran, "Sempozyumumuzun, ülkemizde göçmenlerle ilgili mevzuatın gündemde olduğu bir zamana denk gelmesini de çok anlamlı buluyorum. İnanıyorum ki burada bulunan parlamenter arkadaşlarımız sempozyumda ortaya konacak görüşlerden de yararlanarak adı geçen kanun tasarısına katkıda bulunacaklardır.
Demirkıran sözlerini şöyle sürdürdü:
"Öte yandan komşumuz Suriye'deki acımasız siyasi ve fiili baskılar yüzünden Türkiye'ye ve Türk sınırına yığınlar halinde kardeş ülkenin insanları birikmiş bulunmaktadır. Bunların barınma, yiyecek, içecek, giyinme, sağlık ve kaliteli yaşam standartlarının oluşturulması ile birlikte can güvenliğini sağlamak da önem taşımaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye'nin bu zor ve acil göç sorununa her anlamda destek olmaları gerektiğine inanıyorum."
(16.13)
Demirkıran "Bugün başlayan ve iki gün sürecek olan "Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi" kapsamında düzenlenen "Göç Yönetimi Sempozyumunun ilk başlığı "Türkiye'de ve AB'de Göç Yönetimi Politikaları"dir. Bu başlık altındaki "Göçle ilgili Politikaların Belirlenmesinde STK'ların Rolü" konulu 1. oturumu açarken hepinizi saygı ile selamlıyorum." diyerek konuşmasına başladı.
İki gün boyunca göç konusunu her yönüyle inceleme fırsatı bulacaklarını ve büyük kazanımlarla elde edeceklerini belirten Demirkıran, bu toplantının Hatay'da düzenlenmiş olmasını çok anlamlı bulduğunu ifade etti.
Hatay'ın, çok kültürlü yapısıyla Medeniyetler İttifakı'nın adeta bir sembolü gibi olduğunu belirten Demirkıran, "Batı ile doğu kültürünün kesiştiği, birbirinden etkilendiği, toplumların kültür alışverişlerinde bulunduğu bir yerdir. Hatay Anadolu ile Orta Doğu arasında bir köprü konumundadır. Tıpkı, Türkiyemiz'in Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumunda olduğu gibi." şeklinde konuştu.
Ülkeler arasında artan insan hareketlerinin, göç olgusunu siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel boyutları ile önemli bir politika haline getirdiğini söyleyen Demirkıran, "Söz konusu insan hareketleri; çeşitli nedenlerle ülkelere giriş ve çıkış yapan, vatandaşı oldukları veya yaşadıkları ülkelerden ayrılarak diğer bir ülkeye göç eden, orada yerleşen, is kuran veya koruma talep eden yabancıların yanı sıra, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti gibi örgütlü suçlarla doğrudan bağlantılı olan düzensiz göçü de kapsamaktadır." dedi.
Türkiye'nin, coğrafi, stratejik, kültürel ve siyasi konumu nedeni ile, tarih boyunca önemli göç akınları ile karşı karşıya kaldığını söyleyen Demirkıran, Türkiye'nin artan ekonomik gücünün göç hareketleri için bir çekim unsuru oluşturduğunu ve Türkiye'nin bulunduğu coğrafyadaki siyasi iktidarsızlıklarında Türkiye'ye yönelik göçü teşvik ettiğini belirtti.
Son döneme kadar göç hareketleri açısından Türkiye'nin daha çok "geçiş ülkesi" konumunda olduğunu hatırlatan Demirkıran, ülkenin artan ekonomik gücü ve istikrarı ile giderek bir "hedef ülke" haline geldiğini ifade etti.
Demirkıran "Göç sadece bir bölgenin, bir kişinin veya bir toplumun meselesi değildir. Göç, dünyamızın tamamını ilgilendiren acil çözüm bekleyen önemli bir meseledir. BM ve Uluslararası Af Örgütü göçün bir hak olduğunu söylüyorlar. Sivil toplum kuruluşları insanların yaşadığı dramları gündeme getiriyorlar. Buradan çıkarabileceğimiz en genel sonuç şudur: Göç, nereden nereye olursa olsun, her yönüyle beşerî bir meseledir. Ve herkesi ilgilendirmektedir. İnsanla ilgilidir. İnsanın derdidir. İnsanın çaresidir." diye konuştu.
İlber Ortaylı'nın "Göç etmeyen toplumlar, kültürel olarak zayıflar, hatta ölürler." ifadesini de çok anlamlı bulduğunu söyleyen Demirkıran "Göçün hemen ilk etapta hatırımıza getirdiği acı, ıstırap, yıkım gibi özelliklerinin yanı sıra bir yenilenme, yeni bir başlangıç yönünün olduğunu da gözardı etmemek gerekir. Bardağın sürekli boş tarafına değil dolu tarafına da bakarak göçlerin insanların bilgilerini, görgülerini paylaştıkları toplumsal bir hareketliliğin de sebebi olduğunu da görmeliyiz." dedi.
Sivil Toplum Kuruluşlarına da göç konusunda büyük görevler düştüğünü söyleyen Demirkıran, göç yönetiminde değişik nedenlerle, devletlerin hareket sahalarının zaman zaman sınırlı ve kısıtlı olabildiğini, ancak STK'ların her sahaya girebildiğini ve çalışabildiğini belirtti.
STK'ların göçmenlerin yiyecek, içecek, giyim, korunma ve barınma ihtiyaçlarını karşılama noktasında çok önemli işler yaptığını belirten Demirkıran, aynı zamanda göçmenlerin geldikleri topluma entegre olmaları için gönüllü dil eğitimi, mesleki eğitim, psikolojik destek, sağlık hizmetleri gibi konularda da çalışmalar yaptıklarını bildiklerini söyledi.
"Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanun Tasarısı"nın TBMM'nin gündeminde olduğunu vurgulayan Demirkıran, "Sempozyumumuzun, ülkemizde göçmenlerle ilgili mevzuatın gündemde olduğu bir zamana denk gelmesini de çok anlamlı buluyorum. İnanıyorum ki burada bulunan parlamenter arkadaşlarımız sempozyumda ortaya konacak görüşlerden de yararlanarak adı geçen kanun tasarısına katkıda bulunacaklardır.
Demirkıran sözlerini şöyle sürdürdü:
"Öte yandan komşumuz Suriye'deki acımasız siyasi ve fiili baskılar yüzünden Türkiye'ye ve Türk sınırına yığınlar halinde kardeş ülkenin insanları birikmiş bulunmaktadır. Bunların barınma, yiyecek, içecek, giyinme, sağlık ve kaliteli yaşam standartlarının oluşturulması ile birlikte can güvenliğini sağlamak da önem taşımaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye'nin bu zor ve acil göç sorununa her anlamda destek olmaları gerektiğine inanıyorum."
(16.13)
