2010-10-01 - 15:43
CUMHURBAŞKANI GÜL, 23. DÖNEM 5. YASAMA YILI AÇILIŞ KONUŞMASINI YAPTI
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM'nin 23. Dönem 5. Yasama Yılı'nın başlaması nedeniyle Genel Kurulda yaptığı konuşmada, milletvekillerini en içten duygularla selamladığını belirterek, yeni yasama yılının verimli ve hayırlı olmasını temenni etti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM'de siyasi
temsilin derinleştirilmesi ve çeşitlendirilmesinin sağlanmasını isteyerek,
''Ülkenin tüm önde gelen siyasi akımlarının temsil edilmediği bir Meclis, eksik
bir Meclis olacaktır'' dedi.

Gül, yeni bir siyaset dilinin oluşturulması gerektiğini de vurguladı.

Gül, yasama yılının, demokrasinin iki temel mekanizmasının işlediği bir
zaman diliminin ortasına geldiğini, öncesinde Türkiye'nin siyasi tarihi açısından
çok yönlü anlamları olan bir referandum gerçekleştirildiğini, yasama yılının
sonlarında ise milletvekili genel seçiminin yapılacağını anımsattı. Gül,
''Demokrasimizin temel kurum ve mekanizmalarıyla ne kadar olgunlaştığını, çoğulcu
demokratik normlara uyum yönünde ne kadar mesafe alındığını gösteren bu süreç,
yeni yasama yılının anlamlı ve önemli bir çalışma dönemi olacağını
göstermektedir'' dedi.

Çeşitli konularla ilgili görüş ve düşüncelerini dile getiren Gül, bütün
parlamenter demokrasilerde, parlamentoların kurucu bir değere ve öneme sahip
olduğunu vurguladı. TBMM'nin, bu anlam ve değerin en açık ve somut şekilde
tecessüm ettiği en önemli örnek olduğunu belirten Gül, milletin siyasal
hafızasının ve geleceğine ilişkin hassasiyetinin bir yansıması olan Meclis'in,
tecrübeleri itibarıyla ender örneklerden bir tanesi olduğuna işaret etti.

Cumhurbaşkanı Gül, ''Cumhuriyet, bu Meclis çatısı altında kuruldu,
Kurtuluş Savaşı buradan yönetildi ve kazanıldı. Kurtuluş Savaşı'nı yürüten
Meclis, tüm olumsuz şartlara rağmen, ulusal egemenliğin ve bağımsızlığın sembolü
haline geldi. Cumhuriyetin ilanı ve onu takip eden reformlar bu Meclis eliyle
gerçekleştirildi. Kurulduğu ilk günden beri Meclisimiz muasır medeniyet hedefinin
en büyük taşıyıcısı oldu ve olmaya devam etmektedir'' diye konuştu.

TBMM'nin bu kutlu yürüyüşünün, vatandaşların iradelerini askıya alan
uygulamalarla zaman zaman kesildiğini, fakat milletin bütün kesimleriyle ve
çoğulculuğa olan bağlılığıyla bu badireleri atlatmasını bildiğini belirten Gül,
bu anlamıyla milletin feraseti ve basiretinin bizzat TBMM'nin varlığında vücut
bulduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Gül, ''Türkiye Büyük Millet Meclisi derken şu
partiyi ya da bu partiyi, şu dönemi ya da bu dönemi kastetmiyorum. Tek tek bu
sıralarda geçmişte oturanları, şu anda oturan her birinizi, yakın bir gelecekte
oturacak olanları ve hepsinin toplamından fazla olan bir iradeyi kastediyorum.
Bizatihi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin varlığını kastediyorum. Milletimizin
millet olma şuurunun tecessüm etmiş halini kastediyorum. İşte bu yüzden, bugün
farklı sebeplerden dolayı burada olmayanların da tercihlerini, iradesini ve
gelecek ufkunu temsil etme ve onlara yer verme yükümlülüğümüz bulunmaktadır''
dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Meclis'in temsil ettiği bu anlam ve değerin ağır bir
yük, ciddi bir sorumluluk olduğunu ifade ederek, tarihin Meclis'e yüklediği
misyona layık olmanın herkesin borcu olduğunu vurguladı. Gül, ''Bu misyona layık
olabilenler için de en büyük şereftir'' diye konuştu.

Yüce Meclis'in bu tarihi sorumluluğu, özünde bir ve bütün olan milletin,
pratik hayatta bütün renkleri ve zenginlikleriyle beraber vücut bulması sayesinde
yerine getirdiğini belirten Gül, muasır medeniyetin siyasi projesi olan
demokrasinin, bunun yegane yolu olduğunu söyledi.

Gül, şöyle devam etti:

''Demokrasi bu yüzden Cumhuriyetimizin değişmez ve değiştirilemez
niteliği haline gelmiştir. Çünkü milletin dile gelmesidir demokrasi, varlığını
hissettirmesi, bütün farklılıklarıyla temsil edilmesi imkanıdır. Bu imkanı
derinleştirmek, milletimizin birliğinin nişanesi olan değerlerle, zenginliğinin
göstergesi olan farklılıklarını koruyacak bir biçimde demokrasiyi her düzeyde
geliştirmek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve bütün kurumların, iktidarın
olduğu kadar muhalefet partilerinin de sorumluluğudur.

Demokratik bir Cumhuriyetin erdemi, halkı, bütün renkleriyle, sesleriyle
ve iradesiyle siyasi iktidarın öznesi haline getirmesidir. En yalın haliyle,
seçimler bu sürecin başladığı ve kesintiye uğratılmaksızın devam etmesi gereken
yegane yöntemidir. Dolayısıyla parlamentonun çıkardığı kanunlar, halkın siyasi
iradesini yansıtmaktadır.''

Cumhurbaşkanı Gül, modern temsili demokrasilerin, seçmen çoğunluğunun
tercih ettiği siyasi partilerin, yönetim yetkisini kullanması esasına dayanan,
politikaları belirleme ve uygulama yetkisinin çoğunluğa ait olduğu yönetim
biçimleri olduğunu belirtti.

''Ancak, çoğunluğun yönetim yetkisinin sınırsız olmadığı da bir
gerçektir'' diyen Gül, bu nedenle modern demokrasilerin, aynı zamanda çoğunluğun
iktidarının temel hak ve hürriyetleri korumak amacıyla sınırlandırıldığı, daha da
önemlisi, iktidar kavramının da bu bilinçle tanımlandığı anayasal demokrasiler
olduğunu vurguladı. Gül, ''Tarihimiz göstermiştir ki bunu bir an olsun unutanlar,
milletin tecessüm etmiş iradesine zıt şeyler yapmaya kalkanlar, Türk halkının
güvenini kaybetmişlerdir. Aslolan, milletin tüm birlik nişanelerinin ve
farklılıklarının, varlığının ve birliğinin korunması, dile gelmesi ve temsil
edilmesidir. İktidar ve muhalefet bu çerçevede anlam taşımaktadır'' dedi.

Gül, ''Bu minvalde, dünyanın sayılı ülkeleri arasına giren bir ülkenin
vatandaşı ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanı olarak, bazı
hatırlatmalarda bulunmanın, bazen günlük siyasetin unutturduğu gerçekleri
söylemenin, görevi olduğunu'' vurguladı.

Temel meselelerde demokrasinin hem temsili hem de katılımcı yanıyla
beraber işlemek zorunda olduğunu ifade eden Gül, halkın, her dönemde değişik
siyasi görüşleri Meclis'e taşıyarak temsilin mümkün olduğunca zenginleşmesi için
üzerine düşeni yaptığını, Türkiye'nin seçimlere katılım oranlarının, başka
ülkelerle karşılaştırılmayacak kadar yüksek olan ülkelerden biri olduğunu,
milletin, iradesini ortaya koyma konusunda hassas davrandığını dile getirdi.

Türkiye'de demokrasinin ve siyasetin daha iyi işlemesi ve daha verimli
olması için 3 önemli hususa dikkat çekmek istediğini belirten Gül, şöyle dedi:

''Öncelikle vurgulamak istediğim husus, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde
siyasi temsilin derinleştirilmesinin ve çeşitlendirilmesinin sağlanmasıdır.
TBMM'de temsilin derinleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi, kendi içimizdeki tüm
farklılıkları siyasete yansıtacaktır. Ülkenin tüm önde gelen siyasi akımlarının
temsil edilmediği bir Meclis, eksik bir Meclis olacaktır.

Bu anlamıyla siyasal istikrar ve çoğulcu temsil birbirini dışlamaz ve
dışlamamalıdır. Esasen Türkiye'nin yakın siyasi tarihine baktığımızda ilerleme ve
kalkınmanın, siyasi istikrarın temin edildiği dönemlerde gerçekleştiği de bir
vakıadır. Temsilde çoğulculuğu sürdürürken siyasi istikrarın sağlanması bütün
siyasetçilere düşen önemli bir sorumluluktur.

Olgun bir demokrasi için altını çizmek istediğim ikinci önemli husus,
katılımın daha da teşviki ve güçlendirilmesi meselesidir. Sadece siyasi
partilerin değil, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla toplumun tamamının siyasi
süreçlere katılımı, Türkiye'nin temel sorunlarının çözümünü kolaylaştıracaktır.
Ülke gündeminin ilk sıralarında yer alan kimlik tartışmaları, demokratik
standartların yükseltilmesi, yeni anayasa yapılması, din devlet ve toplum
ilişkisine yönelik tartışmalar, iktidar olsun muhalefet olsun tüm tarafların,
Meclis dışındaki siyasi partiler ve sivil toplumun tüm unsurlarının da katılımını
ve ortak bir anlayışa varmasını gerektirmektedir.''

Demokrasinin olgunluğunun, ülkenin temel siyasi meselelerinde en yüksek
düzeyde katılımın teşviki ve güçlendirilmesi ile yakından ilişkili olduğuna
işaret eden Gül, ancak bugün gelinen noktada, demokratik sistemin kendini
yenilemesi ve vizyonunu küresel standartlara yükseltebilmesi için, siyasetçilere
düşen çok önemli bir görevin daha olduğunu söyledi.

''Bu görev, siyaset dilinin yenilenmesi görevidir'' diyen Gül, günün
sorunlarına, açmazlarına, gelişmelerine cevap veremeyen eski siyaset dilinin,
yeni, dinamik, hoşgörülü bir siyaset diliyle yer değiştirmesi gereğinin, bugün
dünya çapında siyaset bilimcilerin ve düşünce insanlarının önemli gündem
maddeleri arasında bulunduğunu vurguladı.

Gül, şöyle konuştu:

''Bu yeni siyaset dilinin kurulabilmesine büyük bir önem atfediyorum.
Bunun sebebi, siyaset dilinin mahiyetinin sonuçları belirlemesidir. Siyaset dili,
yapıcı da olabilir, yıkıcı da. Siyasetin aktörleri, kullanmayı tercih ettikleri
dille ortak bir anlayışın kurulmasına da hizmet edebilirler, ayrıştırıcı olmaya
da. Yakın dönem siyasi tarihimiz, eskittiğimiz siyaset dilinin yapıcı olmaktan
ziyade çatışmacı olduğunun örnekleriyle doludur.

İşte bu yüzden, en az ilk iki husus kadar önemli olan üçüncü bir konu da
bu çatı altında bulunan tüm milletvekillerinin, bu yeni siyaset dilinin
kurulmasına katkıda bulunmasıdır. Unutmayalım ki, çözüm bekleyen temel meseleleri
olan bir ülkeyiz. Kullanacağımız yeni dil, diyalog ortamının oluşmasını ve
neticesinde Türkiye'nin önem arz eden meselelerinin ortak bir anlayış ile
çözülebilmesini kolaylaştıracaktır.''

Anayasa değişikliği ile ilgili halk oylaması konusunda da
değerlendirmelerde bulunan Gül, referandumun, halkın bizzat gerçekleştirdiği
katılımın somut bir örneği olduğunu belirtti. Gül, ''Aziz milletimiz referanduma
yüksek oranda iştirak ederek, katılım görevini, farklı tercihlerde bulunarak da
temsil görevini yerine getirmiştir. Ertesi güne de yine millet olma şuuru ve
güçlü Türkiye iradesiyle uyanmıştır. Aynı tutumun siyaset kültürümüze de
kim olması gerekir'' dedi.

Milletin, tercihine sunulan pakete farklı cevaplar verdiğini belirten
Gül, şunları söyledi:

''Referandumla milletimizin iradesi tecelli etmiştir. Mesele referandum
öncesinde kimin ne dediği değil, söylenenlerin toplamının milletin sözü ve
iradesi olduğunu bilmek ve bunu milli bir şuur olarak selamlamaktır.

Her demokratik ülkede yapılan seçim ve referandumlarda olduğu gibi, bizim
ülkemizde de siyasi konularda farklı tercihler mevcuttur ve olmak zorundadır.
Aksi halde demokrasi olmaz. Farklı bakış açılarını 'kutuplaşma' olarak görmek,
olgunlaşmamış bir demokratik anlayışın tezahürüdür.

Bu farklılıklar, dışlama, tahkir etme, yok sayma, kültürel bölünme değil,
tam tersine demokratik zenginliğin bir göstergesi olarak alınmalıdır. Aslolan,
referandumda temsil edilen tüm kesimlerin hassasiyetlerine, kaygılarına,
umutlarına, beklentilerine cevap vermek ve tercihlerine saygı duymaktır. Bu
sorumluluk, başta iktidar olmak üzere, Meclis'te olan ve olmayan bütün siyasi
partilerin sorumluluğudur. Bu, sivil veya resmi tüm kurumlarımızın hassasiyetle
üzerinde durması, dikkat etmesi gereken bir sorumluluktur.''

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yeni bir anayasanın, tamamen sivil bir irade
tarafından hazırlanması ihtiyacının, bugün çok açık olduğunu bildirdi.

Gül, TBMM'nin 23. Dönem 5. Yasama Yılı açılışında yaptığı konuşmada,
olgun demokrasilerin, kültürüyle beraber geldiklerini söyledi.

''Dünyanın en yetkin demokratik kurumlarını dahi kursanız, onlara eşlik
eden, onları mümkün kılan ve değerini artıran bir kültür geliştiremezseniz o
demokrasilerin, kalıcı bir ehemmiyeti ve değeri yoktur'' diyen Gül, sözlerini
şöyle sürdürdü:

''Şüphesiz, demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir. Demokrasi bir
şekil meselesi olduğu kadar, bir içerik meselesidir aynı zamanda. Kuşkusuz
demokratik süreç seçimlerle başlar, halkın tercihlerine saygı duymakla başlar...
Ve oradan itibaren, o seçimleri aşan vizyon, irade ve kurumlarla beraber,
demokrasimiz genişleyerek ve derinleşerek yoluna devam eder. Bu yolda, açıktır ki
henüz kat edilecek çok mesafemiz var.

Yetkin bir demokratik kültür ve uzlaşı ahlakını geliştirmek sadece
siyasetçilere düşen bir görev olarak görülmemelidir. Bu konuda, yasama, yargı ve
yürütmenin ve tüm devlet kurumlarının, sivil toplumun, bürokrasinin sorumluluğu
da bulunmaktadır. İşte bu çerçevede, son referandumun en önemli kazanımı,
kuşkusuz, milletin kendi seçtiği temsilcileri tarafından hazırlanmış bir
değişikliğin, milletin bizzat kendisi tarafından onaylanmış olmasıdır. Ancak, bu
değişiklikler, önemli olmakla beraber, yeterli değildir. Yeni bir anayasanın,
tamamen sivil bir irade tarafından hazırlanması ihtiyacı bugün çok açıktır.''

Son dönemin, Türkiye'de halk iradesinin, kendi tercihlerini dikkate
almayan ve demokrasi dışı yöntemlere tevessül eden odaklara karşı daha bilinçli
duruşuna tanıklık ettiğini ifade eden Gül, ''Bu önemli bir gelişmedir. Milletin
bu çatı altındaki temsilcileri, demokratik düzen ve ilkeler çerçevesinde milletin
iradesinin tecellisi konusunda çok dikkatli olmalı ve milletin sesini bastıracak,
iradesini askıya alacak girişimlere karşı durmalıdır. Demokrasimiz üzerinde her
zaman tehdit teşkil etmiş olan demokrasi karşıtı plan ve programlara millet adına
TBMM tek bir ses olarak karşı çıkmalıdır. Bu çatı altında, bu iradenin
varlığından kuşkum yoktur'' dedi.

Açık toplumun, basın hürriyetinin olduğu bir ülkede yanlışların hiçbir
zaman saklanamayacağını dile getiren Gül, Anayasa ve kanunlarla verilen
görevlerin dışına taşanlar söz konusu olduğunda, bütün kurumların, bunlara derhal
müdahale etmeleri gerektiğini kaydetti. Gül, ''Bu tip bireysel ve mevzii durumlar
ortaya çıktığında ise bunların istismar edilmesi, bunlar üzerinden kurumlara
yönelik bilinçli veya bilinçsiz yıpratıcı tavırlar alınması bir başka büyük
yanlıştır ve ülkemize çok büyük zarar verir. Söz konusu olan güvenlik güçleri ise
onların yıpratılmasının sonuçları daha da vahim olur. Bu konuda herkesin
dikkatini çekmek isterim'' diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Gül, şunları kaydetti:

''Geride bıraktığımız sürece baktığımızda, en sert tartışmaların yargının
tarafsızlığı ve bağımsızlığı etrafında sürdürülmüş olduğunu ve bu konuda bir
saflaşmanın ortaya çıktığını gördük. Bu tartışma ortamının en büyük riski,
'mülkün temeli' olduğuna inandığımız 'adalet'in işleyişinde küçük de olsa bir
sapma veya aksamanın ortaya çıkma ihtimalidir. Bu ihtimali, herkes tarafından
fazlasıyla ciddiye alınması gereken bir tehlike olarak gördüğümü belirtmek
istiyorum.

Bu konudaki hassasiyet, hükümet edenlerden, muhalefetten ve genel olarak
bütün siyasetçilerden beklendiği gibi, tarafsızlığını ve adalet konusundaki
titizliğini, beyanları ve tutumlarıyla da göstermek zorunda olan yargı
mensuplarından da beklenmektedir.

İnanıyorum ki bu süreçte birey olarak hangi tarafta yer almış olurlarsa
olsunlar, bütün yargı mensupları, hukukun üstünlüğüne ve adalete olan
bağlılıklarını yeniden kuşanarak işlerini en adil ve tarafsız şekilde yapmaya
devam edeceklerdir. Bundan şüphem yoktur.

Ayrıca, geçmiş tartışmaların en hararetli konularından birini teşkil eden
'yargı bağımsızlığı' meselesinin, sadece bir yasal statü sorunu olmayıp, en az
'tarafsızlık' kadar içselleştirilmesi gereken bir tutum ve duruş, en önemlisi de
millete bağlılığın nişanesi olan vicdan meselesi olduğuna inanıyorum.

Diğer taraftan, bütün vatandaşlarımızın yargı sisteminin işleyişi ile
ilgili ortak sorunları ve taleplerine de değinmeyi gerekli görüyorum.

Yargının iş yükünün fazlalığı ve bunun adaletin tecellisinde yol açtığı
gecikmeler, bütün vatandaşlarımızı etkileyen en önemli sorunlar arasında yer
almaktadır. Yargılama sürecindeki gecikmelerin, sebebi ne olursa olsun,
tutukluluğu fiili bir mahkumiyet durumuna dönüştürmemesi gerekir. Bu tür
aksaklıkların düzeltilmesi ve 'geç tecelli eden adaletin adaletsizlikten farklı
olmadığı' anlayışı ile gerekli yasal düzenlemelerin en kısa zamanda hayata
geçirilmesi, büyük önem taşımaktadır.

Bu sorunun sadece bir yasal düzenleme konusu olmadığı, adalet
mekanizmasının etkinliğinin arttırılmasının da gerekli olduğu ve bu görevin de
bizzat yargı sistemine düştüğü açıktır.'' (15.43)

NOT: " HABERİN DEVAMINI 'İLGİLİ DÖKÜMALAR'DA BULABİLİRSİNİZ"