2010-01-26 - 15:16
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin
artık mutlaka yeni bir başlangıç yapması gerektiğini ifade ederek, ''8 yılı bulan
bu AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği bu noktada artık yeni bir arayışın bir
zorunluluk haline dönüştüğünü bütün vatandaşlarımızın takdirine sunmak
istiyorum'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin
artık mutlaka yeni bir başlangıç yapması gerektiğini ifade ederek, ''8 yılı bulan
bu AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği bu noktada artık yeni bir arayışın bir
zorunluluk haline dönüştüğünü bütün vatandaşlarımızın takdirine sunmak
istiyorum'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'nin AK Parti iktidarı döneminde bir türlü huzura kavuşamadığını,
her geçen gün yeni gerginliklere sahne olduğunu ileri süren Baykal, bunun
temelinde iktidarın toplumdaki desteğini kaybetmesinin yattığını savundu.
Deniz Baykal, ''İktidarın yanlış politikalarının neden olduğu gidişatı
değiştirme arayışı içinde toplumu sarsacak yöntemleri denediğini'' ve mağdur
görüntüsü çizerek toplumun tepkisini kontrol altına almaya çalıştığını söyledi.
Baykal, bu yaklaşımın yalnızca iç değil dış politikada da izlendiğini söyledi.
Baykal, Türkiye'nin ekonomide yanlış ve kötü yönetildiğini, bunun haklı
bir nedeninin de bulunmadığını belirterek, tüm kesimlerin sıkıntı içinde olduğunu
bildirdi. İktidarın Türkiye'yi bu manzaradan çekip çıkaracak bir yaklaşım içine
de girmediğini savunan Baykal, şöyle devam etti:
''Her kesimde mağduriyetler var. Bu mağduriyetlere iktidarın iyi niyetle
çare aradığını söylemek maalesef mümkün değildir. Böyle bir tablo var. Bundan
dolayı iktidar oy kaybediyor, güç kaybediyor. Gereksiz gerginlikler yaratıldı,
husumetler yaratıldı, millet birbirine düşürüldü. Olmadık gündemler yaratıldı,
durduk yerde önemli gerginlikler, tartışmalar birdenbire bu iktidarın çabasıyla
Türkiye'nin gündemine taşındı. İnsanların etnik kimlikleri sorgulanmaya başlandı.
Bu gidiş iyi bir gidiş değildir. Devlet kurumları birbirine düşer hale geldi.
Yargıtay huzursuzluk ve geleceğe yönelik güvensizlik içinde. 'Yangın var' diyor
Yargıtay Başkanı. Silahlı Kuvvetler kendisine karşı bir harekatın, saldırının
yürütülmekte olduğunu açıkça ifade ediyor. Böyle bir manzaranın içindeyiz.
İktidar oy kaybediyor, yeni yeni arayışlar ortaya koyarak düzeltme arayışına
gireceklerine yapay ve ülkeye çok zarar verecek başka bir takım yaklaşımların
içine giriyorlar.''
''ÇARE DÜRÜSTLÜKTÜR''
Baykal, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumdan çıkışı için çarenin
dürüstlük olduğunu vurgulayarak, ''Türkiye artık mutlaka yeni bir başlangıç
yapmalıdır. 8 yılı bulan bu AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği bu noktada artık
yeni bir arayışın bir zorunluluk haline dönüştüğünü bütün vatandaşlarımızın
takdirine sunmak istiyorum'' diye konuştu.
Bu yeni başlangıcın, ''Türkiye'nin tablosunu derleyip toparlayacak,
bünyesini güçlendirecek, sağlığa kavuşturacak, rehabilite edecek tedbirleri bir
an önce devreye koyması gerektiğini'' ifade eden Baykal, bu hedeflerin önemini
kavramış bir iktidarın işbaşına gelmesinin zorunlu olduğunu söyledi.
Baykal, ''yeni iktidarın başta ekonomi olmak üzere her alanda yeni bir
yaklaşım içinde olması'' gerektiğini de vurguladı.
Yeni iktidarın ülkede büyümenin önünü açmaya, istihdamı artırmaya,
rekabeti güçlendirmeye yönelik yeni ekonomi politikasını, yeni sanayileşme
anlayışını yürürlüğe koyması gerektiğini de belirten Baykal, CHP'nin, böyle bir
politikanın sahibi ve savunucusu olduğunu bildirdi.
Tarım ve hayvancılığın yeni iktidar döneminde mutlaka sahip çıkması
gereken alanlar arasında olduğuna işaret eden Baykal, bu alanlarda teşvik ve
destek verilmesinin zorunluluğunu anlattı.
''Türkiye'de şu anda çok temel sosyal sorunlar birikmiştir ve yeni bir
anlayışla Türkiye'nin sorunlarına çare bulunmasına ihtiyaç vardır'' diyen Baykal,
bu çerçevede ele alınması gereken kesimlerin başında emeklilerin geldiğini
kaydetti. Baykal, ''Türkiye, yeni iktidar döneminde emeklilerine bugüne kadar ki
iktidarlar döneminde görülmemiş bir anlayış içinde sahip çıkmalıdır. Emekli
insanınızı eğer destekliyorsanız biliniz ki o destek toplumun tam temellerine
doğru gider'' dedi.
Deniz Baykal, yeni iktidarın öncelikle sahip çıkacağı alanlardan birinin
de eğitim olduğunu belirterek, CHP olarak özellikle öğretmenlerin sorunlarının
çözümünü önemsediklerini vurguladı.
CHP iktidarında, sürekli çalışan işçilerin 4-C uygulamasına mahkum
edilmeyeceğini ifade eden Baykal, bu uygulamayı kaldıracaklarını belirtti.
Baykal, yoksullukla mücadele için yoksulluk haritası çıkaracaklarını,
yoksul ailelere kadınlar üzerinden aile yardımı yapılacağını, ayrıca istihdam
imkanları yaratılarak yoksulluğun ortadan kaldırılacağını bildirdi.
Yeni iktidarın temel hedeflerinden birinin de yolsuzlukla mücadele
olacağını vurgulayan Baykal, bunun en temel adımının da milletvekili
dokunulmazlığının kaldırılması olduğunu ifade etti. Baykal, milletvekili olmanın
hukukun üstünde kalmak anlamına gelmeyeceğini, hukukun içine girmeyi onur
bileceklerini de söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, darbe
tartışmalarını değerlendirirken, ''Her hafta yeni bir senaryo; birileri yazıyor,
birileri sahneye koyuyor. Millet olarak, 'acaba bugün ne var' diye bekliyoruz.
Sanki Aşk-ı Memnu dizisi'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'de darbe
tartışmaları yaşandığını ifade ederek, ''Darbe aşağı, darbe yukarı... Manşetlerde
darbe, televizyon ekranlarında darbe konuşuluyor. Başbakan'ın ağzında darbe var.
Genelkurmay Başkanı dün büyük bir rahatsızlık, huzursuzluk içinde, neredeyse
mahcubiyet içinde özür dileyerek, darbe kelimesini ağzına almak zorunda olduğunu
ifade etti'' diye konuştu.
''Darbe mi geliyor, Türkiye'nin darbe diye bir olayı mı var?'' sorusunu
yönelten Baykal, son askeri müdahaleden bu yana geçen 30 yıl içinde, son günlere
kadar, darbe bekleyişi, tartışması, teşebbüsü yaşanmadığını söyledi. Baykal,
Türkiye'nin, 30 yılda, darbeyi arkada bırakmış bir ülke olarak geliştiğini dile
getirdi.
Baykal, ortada bir darbe değil ama darbe söylemi olduğunu ileri sürerek,
''Darbe söylemi, şu anda darbe hazırlığı olduğu, darbeye yönelik çalışmalar
yapıldığı, bu konuda bilgiler ortaya çıktığı için mi gündeme geliyor? Yoksa başka
bir ihtiyaçla mı bu konular gündeme geliyor?'' diye sordu. Baykal, demokratik bir
toplumda, 30 yıldan beri bu işleri aşmış bir ülkede, birden bire bu tartışmanın
niçin gündeme geldiği sorusunun, doğru cevaplandırılmasının önemine işaret
etti.
''DARBE YOK, DARBE SÖYLEMİ VAR''
Türkiye'de darbe değil ama darbe söylemi olduğunu ifade eden Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye'de darbeye yönelik bir siyaset, darbe siyaseti yok da darbe
ticareti var. Darbe söylemi; artık saygınlığını yitirmiş, itibarını, etkisini
kaybetmeye başlamış siyasetçilerin, yeni canlanma fırsatı arayışı doğrultusunda
ortaya geliyor. Acaba darbe söylemiyle kendime gelebilir miyim, darbe söylemi
benim için yarar getirir mi bekleyişi içinde, bu konu yerli yersiz gündemde
yerini tutuyor. Bu doğrultuda bir süreden beri çok sistematik adımların
atıldığını biliyoruz. Bu konuyu ilk kez, Genelkurmay Başkanlığında İrtica Eylem
Planı hazırlandığına ilişkin somut iddiaları, Başbakan konuşmaya başlayınca
ciddiye aldık.''
Bu eylem planının ardından yaşanan gelişmeleri sıralayan Baykal, bir
kişinin ''Orijinal metin bende, tanıklık yaparak, ortaya koymaya hazırım,
çağırın, bildiğim her şeyi dökeyim. Neler var neler'' şeklinde mektup yazdığını
söyledi. Baykal, ''Nerede o arkadaş?'' sorusunu yönelterek, bunların
unutulduğunu, ''o eskidi, onu konuşmayalım'' denildiğini belirtti.
''DURSUN ÇİÇEK İLE REYTİNG YAPMAK YOK''
Baykal, ortada iddia bulunduğunu, bu doğruysa çok, doğru değilse daha da
önemli olduğunu vurgulayarak, ''(Şimdi onu eskittik, onu bir kenara attık, başka
iddialar gelsin, bunda heyecan yok, reyting yapmıyor artık bu) Artık Dursun Çiçek
ile reyting yapmak yok... Kardeşim senin derdin reyting mi hukuk mu? İşin
esasıyla meşgulsen, bu konuyu sonuna ulaştır, son noktaya kadar aydınlat, varsa
bir yanlışlık ortaya koy. Yoksa, bu kadar gürültüyü kim Türkiye'ye dayatıyor,
nereden çıktı, hesabı soralım, onun yakasına yapışalım. Oldu mu, olmadı...'' diye
konuştu.
Bundan sonra ''Yarbay, komutanını öldürecek'' şeklinde iddianın ortaya
atıldığına işaret eden Baykal, Yarbay Ali Tatar'ın, ''onur intiharında''
bulunduğunu ileri sürdü.
''SANKİ AŞK-I MEMNU DİZİSİ''
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast
iddialarının gündeme geldiğini ifade eden Baykal, konuşmasına şöyle devam etti:
''Arkasından bir olay, bir heyecan daha... Sanki Aşk-ı Memnu dizisi...
Her hafta, (millete, bu defa nasıl bir senaryo sunalım, haydi çocuklar çalışın,
daha da heyecan verici, gerilim yaratın, herkes işi gücü bıraksın, bizi izlesin.)
Her hafta bir yeni epizot, bir yeni senaryo. Birileri bir yerde oturmuş
yazıyorlar, birileri bir yerde sahneye koyuyor. Sonra millet olarak, 'acaba bugün
ne var' diye bekliyoruz.
Başbakan Yardımcısı'na suikast denildi, 8 kişi gözaltına alındı,
incelendi, soruşturuldu, sivil mahkeme 'yok bir şey' deyip, bıraktı. Bu tablo
karşısında sormamız gerekmiyor mu; bunların fos çıkması, birer fiyasko haline
dönüşmesi bir anlam taşımıyor mu? Bize anlatmaya çalıştığı bir mesaj yok mu?
Bunun ortaya koyduğu, bize hatırlattığı bir gerçek yok mu? Var tabi, görmesini
bilen görüyor. 8 kişi nerede çalışıyor, kozmik odada, 'yürüyün kozmik odaya'
dediler. 'Takip ediyor' diye jeepi çevirdiler, içinden patatesler çıktı, kozmik
oda araştırmasından. Ortada sistematik biçimde, bilinçli olarak, bir politika
olarak, Türkiye'nin önüne bazı konular, bazı suçlamalar taşınıyor.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın ''darbe iddiaları'' konusunda Türk Silahlı Kuvvetlerini çok
ağır şekilde itham ettiğini ileri sürerek, ''Bu iddiayı geçerli görüyorsan,
Genelkurmay Başkanı'nı anında görevden almak zorundasın'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında, ''darbe planı'' iddialarını
değerlendirdi. ''Devletin Silahlı Kuvvetlerinin, kurumsal olarak suçlandığı bir
noktaya gelindiğini'' ifade eden Baykal, Genelkurmay Başkanı'nın, ''bundan kim
yararlanıyor?'' diye sorduğunu anımsattı.
''Artık söz konusu olan şu kişi, bu kişi olmaktan çıkmıştır, devletin en
temel kurumlarından birisi olan TSK söz konusudur'' diyen Baykal, şöyle devam
etti:
''TSK'yı böylesine ulu orta, geçerliliği netleşmemiş, doğruluğu
kanıtlanmamış, ne olduğu belli olmayan iddialarla, Başbakan düzeyinde suçlamanın
mazur görülebilir, görmemezlikten gelinebilir bir tarafı yoktur. Yapan kim? Yapan
Başbakan. TSK'yı çok ağır bir şekilde itham ediyor. Bir an için Başbakanın
kendisine iletilen bilgileri, dedikoduları ciddiye aldığını düşünüyorum. Eğer
böyle bir durum varsa, Başbakan'ın derhal yapması gerekin iş, bu olayları
söylenti, dedikodu olmaktan bir an önce çıkarıp, gerçeği yakalamak için teşhisini
netleştirmesidir. Bunu yaparken de kimseyi incitmeyecek. Tedbirini alacak. 'Valla
ben de bilmiyorum, bana geldi, öyle mi, değil mi' diyerek, ortalığa atıp bunu
tartıştırmak, en büyük sorumsuzluktur. Böyle bir şeyi Başbakan'ın yapıyor
olmasına hiçbir şekilde göz yumulamaz. Senin görevin Türkiye'ye, Türkiye'nin
bütün kurumlarına sahip çıkmaktır. Yargıya da TSK'ya da sahip çıkacaksın.
Dedikodunun dibi boşsa, fos çıkmışsa ne olacak? Tahkik et. Bu iddiayı
geçerli görüyorsan, Genelkurmay Başkanı'nı anında görevden almak zorundasın. Eğer
gerçekten böyle bir plan varsa, bu plan Genelkurmay Başkanı'nın elbette bilgisi
içinde olmak zorundadır. Böyle bir plan varsa, 'benim bilgim yok' demesi mümkün
değildir. Genelkurmay Başkanı'nın bilgisi dahilinde eğer böyle bir plan varsa,
buna nasıl tahammül edersin? Derhal görevden alacaksın. 'Hayır almayacağım,
dedikodusunu yaptıracağım, yıpratacağım...' Türk Silahlı Kuvvetlerini
yıpratıyorsun. Buna hakkın var mı? Bu, vatanseverlik mi, bu devlet adamlığı mı,
bu başbakanlık mı?''
Ortada sadece ''boş çıkan'' ithamların olduğunu, bu dönemde ciddi bir
iddia kanıtlamasının ortaya çıkmadığını savunan Baykal, ''Bu tehlikeli bir
arayıştır. Türkiye'nin başını derde sokan temel konu budur. İktidar, halkın
kendisine sırtını dönmeye başladığını görmüştür, şimdi 'buralardan bir şey çıkar
mı' diye devletin kurumlarını, Türkiye'nin hukukunu, istikrarını, düzenini
tehlikeye atmak konusunda tereddüt etmez bir noktaya gelmiştir. Bu çok ağır bir
sorumsuzluktur'' diye konuştu.
Başbakan'ın ,''Kim bilir daha neler çıkacak'' dediğini anımsatan Baykal,
''Sen bilirsin, sen bilirsin...'' dedi.
''KASTETTİĞİ ATATÜRK DÖNEMİDİR''
''Sivil dikta'' tartışmasına da değinen Baykal, Başbakan'ın bu tür
görüşlere şiddetle tepki gösterdiğini kaydetti.
Baykal, Türkiye'de giderek tek partinin devlete egemenliğine ilişkin
sistemli çabaların yıllardır olduğunu, kadrolaşma ile devletin Başbakan'ın
zihniyetine paralel bir oluşumun içine sokulduğunu savundu.
Başbakan'ın, ''dikta bizimle son buldu, CHP diktayı gerçekleştiren
partidir'' dediğini ifade eden Baykal, ''Dilinin altındaki baklayı çıkarması
lazım. CHP'den kastı ne? Kim o CHP? Türkiye'de diktayı kurduğunu söylediğiniz
kişi kim?'' diye sordu.
Türkiye'nin, ağzında gümüş kaşıkla doğmuş asilzade çocukları gibi
birdenbire herkes tarafından sevgi ve şefkatle karşılanan bir ülke olarak ortaya
çıkmadığını, savaş meydanlarında kurulduğunu anlatan Baykal, ''Muharebe
meydanlarında Türkiye kurulmuştur. Biz el bebek gül bebek bir Türkiye bulmadık,
işgal edilmiş bir ülke bulduk. Bu devleti kuranlar, bu mücadeleyi yaparken,
Tayyip Erdoğan'ın zihniyetinde olanlar, o işgali himaye edenlere destek
veriyorlardı'' diye konuştu.
Tek parti döneminin Türkiye'nin bir gerçeği olduğunu, milli bir tek parti
düzeni kurulduğunu vurgulayan Baykal, rejiminin daha sonra demokratik bir açılıma
taşındığını kaydetti.
Baykal, ''Kimi itham etmeye çalışıyor? 1930'ları itham ediyor, Mustafa
Kemal Atatürk'ü itham ediyor. Açıkça söylemeye cesaret edemiyor, ama bahsettiği
uygulamalarla kastettiği o dönemdir, Atatürk dönemidir'' diye konuştu
''GERİYE ÇEVİRMEYE ÇALIŞIYORSUN''
CHP Genel Başkanı Baykal, 1930'lardaki çok parti denemelerini anımsattı,
1950 yılında milletin oyuyla gelen bir iktidara Türkiye'nin yönetimin teslim
edildiğini anlattı.
Baykal, ''Türkiye'de demokrasinin kurumsallaştırılması konusunda hep öncü
görevini onlar yaptılar. Demokratik bir ülkeyi teslim ettiler. Şimdi o demokratik
ülkede iktidar işine gelmeyen yayınlar yaptığı düşüncesiyle bir yayın grubunu diz
çökertmek için aklın almayacağı zulüm uygulamaları yapıyor. '5 tane televizyon
verdi, gerisi nerede' diye babalanıyor. Demokraside böyle bir olay var mı? Sana
teslim edilmiş Türkiye'yi geriye çevirmeye çalışıyorsun. Herkes bunun farkında.
Buna da kimsenin göz yumması söz konusu değildir'' dedi.
Baykal, TEKEL işçilerinin eyleminin sosyal bir sorun olmaktan çıkarak,
insanlık sınavı ve vicdan sorunu haline dönüşmeye başladığını belirterek,
''Kızılay'da tekel işçileri değil Başbakan direniyor'' dedi.
Konunun bu noktaya gelmesinin arkasında Başbakan'ın ''acımasızlığı ve
pervasızlığının'' bulunduğunu savunan Baykal, ''Yakışmıyor. Bunu bir an önce
toparlamak lazım. Başbakan'ın bu tavrının değişmesi gerekiyor'' diye konuştu.
Baykal, Şakir Eczacıbaşı'nın kaybı ile İsmail Cem, Uğur Mumcu ve Gaffar
Okkan'ın ölüm yıldönümleri nedeniyle duyduğu üzüntüyü de dile getirdi. (15:16)
artık mutlaka yeni bir başlangıç yapması gerektiğini ifade ederek, ''8 yılı bulan
bu AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği bu noktada artık yeni bir arayışın bir
zorunluluk haline dönüştüğünü bütün vatandaşlarımızın takdirine sunmak
istiyorum'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'nin AK Parti iktidarı döneminde bir türlü huzura kavuşamadığını,
her geçen gün yeni gerginliklere sahne olduğunu ileri süren Baykal, bunun
temelinde iktidarın toplumdaki desteğini kaybetmesinin yattığını savundu.
Deniz Baykal, ''İktidarın yanlış politikalarının neden olduğu gidişatı
değiştirme arayışı içinde toplumu sarsacak yöntemleri denediğini'' ve mağdur
görüntüsü çizerek toplumun tepkisini kontrol altına almaya çalıştığını söyledi.
Baykal, bu yaklaşımın yalnızca iç değil dış politikada da izlendiğini söyledi.
Baykal, Türkiye'nin ekonomide yanlış ve kötü yönetildiğini, bunun haklı
bir nedeninin de bulunmadığını belirterek, tüm kesimlerin sıkıntı içinde olduğunu
bildirdi. İktidarın Türkiye'yi bu manzaradan çekip çıkaracak bir yaklaşım içine
de girmediğini savunan Baykal, şöyle devam etti:
''Her kesimde mağduriyetler var. Bu mağduriyetlere iktidarın iyi niyetle
çare aradığını söylemek maalesef mümkün değildir. Böyle bir tablo var. Bundan
dolayı iktidar oy kaybediyor, güç kaybediyor. Gereksiz gerginlikler yaratıldı,
husumetler yaratıldı, millet birbirine düşürüldü. Olmadık gündemler yaratıldı,
durduk yerde önemli gerginlikler, tartışmalar birdenbire bu iktidarın çabasıyla
Türkiye'nin gündemine taşındı. İnsanların etnik kimlikleri sorgulanmaya başlandı.
Bu gidiş iyi bir gidiş değildir. Devlet kurumları birbirine düşer hale geldi.
Yargıtay huzursuzluk ve geleceğe yönelik güvensizlik içinde. 'Yangın var' diyor
Yargıtay Başkanı. Silahlı Kuvvetler kendisine karşı bir harekatın, saldırının
yürütülmekte olduğunu açıkça ifade ediyor. Böyle bir manzaranın içindeyiz.
İktidar oy kaybediyor, yeni yeni arayışlar ortaya koyarak düzeltme arayışına
gireceklerine yapay ve ülkeye çok zarar verecek başka bir takım yaklaşımların
içine giriyorlar.''
''ÇARE DÜRÜSTLÜKTÜR''
Baykal, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumdan çıkışı için çarenin
dürüstlük olduğunu vurgulayarak, ''Türkiye artık mutlaka yeni bir başlangıç
yapmalıdır. 8 yılı bulan bu AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği bu noktada artık
yeni bir arayışın bir zorunluluk haline dönüştüğünü bütün vatandaşlarımızın
takdirine sunmak istiyorum'' diye konuştu.
Bu yeni başlangıcın, ''Türkiye'nin tablosunu derleyip toparlayacak,
bünyesini güçlendirecek, sağlığa kavuşturacak, rehabilite edecek tedbirleri bir
an önce devreye koyması gerektiğini'' ifade eden Baykal, bu hedeflerin önemini
kavramış bir iktidarın işbaşına gelmesinin zorunlu olduğunu söyledi.
Baykal, ''yeni iktidarın başta ekonomi olmak üzere her alanda yeni bir
yaklaşım içinde olması'' gerektiğini de vurguladı.
Yeni iktidarın ülkede büyümenin önünü açmaya, istihdamı artırmaya,
rekabeti güçlendirmeye yönelik yeni ekonomi politikasını, yeni sanayileşme
anlayışını yürürlüğe koyması gerektiğini de belirten Baykal, CHP'nin, böyle bir
politikanın sahibi ve savunucusu olduğunu bildirdi.
Tarım ve hayvancılığın yeni iktidar döneminde mutlaka sahip çıkması
gereken alanlar arasında olduğuna işaret eden Baykal, bu alanlarda teşvik ve
destek verilmesinin zorunluluğunu anlattı.
''Türkiye'de şu anda çok temel sosyal sorunlar birikmiştir ve yeni bir
anlayışla Türkiye'nin sorunlarına çare bulunmasına ihtiyaç vardır'' diyen Baykal,
bu çerçevede ele alınması gereken kesimlerin başında emeklilerin geldiğini
kaydetti. Baykal, ''Türkiye, yeni iktidar döneminde emeklilerine bugüne kadar ki
iktidarlar döneminde görülmemiş bir anlayış içinde sahip çıkmalıdır. Emekli
insanınızı eğer destekliyorsanız biliniz ki o destek toplumun tam temellerine
doğru gider'' dedi.
Deniz Baykal, yeni iktidarın öncelikle sahip çıkacağı alanlardan birinin
de eğitim olduğunu belirterek, CHP olarak özellikle öğretmenlerin sorunlarının
çözümünü önemsediklerini vurguladı.
CHP iktidarında, sürekli çalışan işçilerin 4-C uygulamasına mahkum
edilmeyeceğini ifade eden Baykal, bu uygulamayı kaldıracaklarını belirtti.
Baykal, yoksullukla mücadele için yoksulluk haritası çıkaracaklarını,
yoksul ailelere kadınlar üzerinden aile yardımı yapılacağını, ayrıca istihdam
imkanları yaratılarak yoksulluğun ortadan kaldırılacağını bildirdi.
Yeni iktidarın temel hedeflerinden birinin de yolsuzlukla mücadele
olacağını vurgulayan Baykal, bunun en temel adımının da milletvekili
dokunulmazlığının kaldırılması olduğunu ifade etti. Baykal, milletvekili olmanın
hukukun üstünde kalmak anlamına gelmeyeceğini, hukukun içine girmeyi onur
bileceklerini de söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, darbe
tartışmalarını değerlendirirken, ''Her hafta yeni bir senaryo; birileri yazıyor,
birileri sahneye koyuyor. Millet olarak, 'acaba bugün ne var' diye bekliyoruz.
Sanki Aşk-ı Memnu dizisi'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'de darbe
tartışmaları yaşandığını ifade ederek, ''Darbe aşağı, darbe yukarı... Manşetlerde
darbe, televizyon ekranlarında darbe konuşuluyor. Başbakan'ın ağzında darbe var.
Genelkurmay Başkanı dün büyük bir rahatsızlık, huzursuzluk içinde, neredeyse
mahcubiyet içinde özür dileyerek, darbe kelimesini ağzına almak zorunda olduğunu
ifade etti'' diye konuştu.
''Darbe mi geliyor, Türkiye'nin darbe diye bir olayı mı var?'' sorusunu
yönelten Baykal, son askeri müdahaleden bu yana geçen 30 yıl içinde, son günlere
kadar, darbe bekleyişi, tartışması, teşebbüsü yaşanmadığını söyledi. Baykal,
Türkiye'nin, 30 yılda, darbeyi arkada bırakmış bir ülke olarak geliştiğini dile
getirdi.
Baykal, ortada bir darbe değil ama darbe söylemi olduğunu ileri sürerek,
''Darbe söylemi, şu anda darbe hazırlığı olduğu, darbeye yönelik çalışmalar
yapıldığı, bu konuda bilgiler ortaya çıktığı için mi gündeme geliyor? Yoksa başka
bir ihtiyaçla mı bu konular gündeme geliyor?'' diye sordu. Baykal, demokratik bir
toplumda, 30 yıldan beri bu işleri aşmış bir ülkede, birden bire bu tartışmanın
niçin gündeme geldiği sorusunun, doğru cevaplandırılmasının önemine işaret
etti.
''DARBE YOK, DARBE SÖYLEMİ VAR''
Türkiye'de darbe değil ama darbe söylemi olduğunu ifade eden Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye'de darbeye yönelik bir siyaset, darbe siyaseti yok da darbe
ticareti var. Darbe söylemi; artık saygınlığını yitirmiş, itibarını, etkisini
kaybetmeye başlamış siyasetçilerin, yeni canlanma fırsatı arayışı doğrultusunda
ortaya geliyor. Acaba darbe söylemiyle kendime gelebilir miyim, darbe söylemi
benim için yarar getirir mi bekleyişi içinde, bu konu yerli yersiz gündemde
yerini tutuyor. Bu doğrultuda bir süreden beri çok sistematik adımların
atıldığını biliyoruz. Bu konuyu ilk kez, Genelkurmay Başkanlığında İrtica Eylem
Planı hazırlandığına ilişkin somut iddiaları, Başbakan konuşmaya başlayınca
ciddiye aldık.''
Bu eylem planının ardından yaşanan gelişmeleri sıralayan Baykal, bir
kişinin ''Orijinal metin bende, tanıklık yaparak, ortaya koymaya hazırım,
çağırın, bildiğim her şeyi dökeyim. Neler var neler'' şeklinde mektup yazdığını
söyledi. Baykal, ''Nerede o arkadaş?'' sorusunu yönelterek, bunların
unutulduğunu, ''o eskidi, onu konuşmayalım'' denildiğini belirtti.
''DURSUN ÇİÇEK İLE REYTİNG YAPMAK YOK''
Baykal, ortada iddia bulunduğunu, bu doğruysa çok, doğru değilse daha da
önemli olduğunu vurgulayarak, ''(Şimdi onu eskittik, onu bir kenara attık, başka
iddialar gelsin, bunda heyecan yok, reyting yapmıyor artık bu) Artık Dursun Çiçek
ile reyting yapmak yok... Kardeşim senin derdin reyting mi hukuk mu? İşin
esasıyla meşgulsen, bu konuyu sonuna ulaştır, son noktaya kadar aydınlat, varsa
bir yanlışlık ortaya koy. Yoksa, bu kadar gürültüyü kim Türkiye'ye dayatıyor,
nereden çıktı, hesabı soralım, onun yakasına yapışalım. Oldu mu, olmadı...'' diye
konuştu.
Bundan sonra ''Yarbay, komutanını öldürecek'' şeklinde iddianın ortaya
atıldığına işaret eden Baykal, Yarbay Ali Tatar'ın, ''onur intiharında''
bulunduğunu ileri sürdü.
''SANKİ AŞK-I MEMNU DİZİSİ''
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast
iddialarının gündeme geldiğini ifade eden Baykal, konuşmasına şöyle devam etti:
''Arkasından bir olay, bir heyecan daha... Sanki Aşk-ı Memnu dizisi...
Her hafta, (millete, bu defa nasıl bir senaryo sunalım, haydi çocuklar çalışın,
daha da heyecan verici, gerilim yaratın, herkes işi gücü bıraksın, bizi izlesin.)
Her hafta bir yeni epizot, bir yeni senaryo. Birileri bir yerde oturmuş
yazıyorlar, birileri bir yerde sahneye koyuyor. Sonra millet olarak, 'acaba bugün
ne var' diye bekliyoruz.
Başbakan Yardımcısı'na suikast denildi, 8 kişi gözaltına alındı,
incelendi, soruşturuldu, sivil mahkeme 'yok bir şey' deyip, bıraktı. Bu tablo
karşısında sormamız gerekmiyor mu; bunların fos çıkması, birer fiyasko haline
dönüşmesi bir anlam taşımıyor mu? Bize anlatmaya çalıştığı bir mesaj yok mu?
Bunun ortaya koyduğu, bize hatırlattığı bir gerçek yok mu? Var tabi, görmesini
bilen görüyor. 8 kişi nerede çalışıyor, kozmik odada, 'yürüyün kozmik odaya'
dediler. 'Takip ediyor' diye jeepi çevirdiler, içinden patatesler çıktı, kozmik
oda araştırmasından. Ortada sistematik biçimde, bilinçli olarak, bir politika
olarak, Türkiye'nin önüne bazı konular, bazı suçlamalar taşınıyor.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın ''darbe iddiaları'' konusunda Türk Silahlı Kuvvetlerini çok
ağır şekilde itham ettiğini ileri sürerek, ''Bu iddiayı geçerli görüyorsan,
Genelkurmay Başkanı'nı anında görevden almak zorundasın'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında, ''darbe planı'' iddialarını
değerlendirdi. ''Devletin Silahlı Kuvvetlerinin, kurumsal olarak suçlandığı bir
noktaya gelindiğini'' ifade eden Baykal, Genelkurmay Başkanı'nın, ''bundan kim
yararlanıyor?'' diye sorduğunu anımsattı.
''Artık söz konusu olan şu kişi, bu kişi olmaktan çıkmıştır, devletin en
temel kurumlarından birisi olan TSK söz konusudur'' diyen Baykal, şöyle devam
etti:
''TSK'yı böylesine ulu orta, geçerliliği netleşmemiş, doğruluğu
kanıtlanmamış, ne olduğu belli olmayan iddialarla, Başbakan düzeyinde suçlamanın
mazur görülebilir, görmemezlikten gelinebilir bir tarafı yoktur. Yapan kim? Yapan
Başbakan. TSK'yı çok ağır bir şekilde itham ediyor. Bir an için Başbakanın
kendisine iletilen bilgileri, dedikoduları ciddiye aldığını düşünüyorum. Eğer
böyle bir durum varsa, Başbakan'ın derhal yapması gerekin iş, bu olayları
söylenti, dedikodu olmaktan bir an önce çıkarıp, gerçeği yakalamak için teşhisini
netleştirmesidir. Bunu yaparken de kimseyi incitmeyecek. Tedbirini alacak. 'Valla
ben de bilmiyorum, bana geldi, öyle mi, değil mi' diyerek, ortalığa atıp bunu
tartıştırmak, en büyük sorumsuzluktur. Böyle bir şeyi Başbakan'ın yapıyor
olmasına hiçbir şekilde göz yumulamaz. Senin görevin Türkiye'ye, Türkiye'nin
bütün kurumlarına sahip çıkmaktır. Yargıya da TSK'ya da sahip çıkacaksın.
Dedikodunun dibi boşsa, fos çıkmışsa ne olacak? Tahkik et. Bu iddiayı
geçerli görüyorsan, Genelkurmay Başkanı'nı anında görevden almak zorundasın. Eğer
gerçekten böyle bir plan varsa, bu plan Genelkurmay Başkanı'nın elbette bilgisi
içinde olmak zorundadır. Böyle bir plan varsa, 'benim bilgim yok' demesi mümkün
değildir. Genelkurmay Başkanı'nın bilgisi dahilinde eğer böyle bir plan varsa,
buna nasıl tahammül edersin? Derhal görevden alacaksın. 'Hayır almayacağım,
dedikodusunu yaptıracağım, yıpratacağım...' Türk Silahlı Kuvvetlerini
yıpratıyorsun. Buna hakkın var mı? Bu, vatanseverlik mi, bu devlet adamlığı mı,
bu başbakanlık mı?''
Ortada sadece ''boş çıkan'' ithamların olduğunu, bu dönemde ciddi bir
iddia kanıtlamasının ortaya çıkmadığını savunan Baykal, ''Bu tehlikeli bir
arayıştır. Türkiye'nin başını derde sokan temel konu budur. İktidar, halkın
kendisine sırtını dönmeye başladığını görmüştür, şimdi 'buralardan bir şey çıkar
mı' diye devletin kurumlarını, Türkiye'nin hukukunu, istikrarını, düzenini
tehlikeye atmak konusunda tereddüt etmez bir noktaya gelmiştir. Bu çok ağır bir
sorumsuzluktur'' diye konuştu.
Başbakan'ın ,''Kim bilir daha neler çıkacak'' dediğini anımsatan Baykal,
''Sen bilirsin, sen bilirsin...'' dedi.
''KASTETTİĞİ ATATÜRK DÖNEMİDİR''
''Sivil dikta'' tartışmasına da değinen Baykal, Başbakan'ın bu tür
görüşlere şiddetle tepki gösterdiğini kaydetti.
Baykal, Türkiye'de giderek tek partinin devlete egemenliğine ilişkin
sistemli çabaların yıllardır olduğunu, kadrolaşma ile devletin Başbakan'ın
zihniyetine paralel bir oluşumun içine sokulduğunu savundu.
Başbakan'ın, ''dikta bizimle son buldu, CHP diktayı gerçekleştiren
partidir'' dediğini ifade eden Baykal, ''Dilinin altındaki baklayı çıkarması
lazım. CHP'den kastı ne? Kim o CHP? Türkiye'de diktayı kurduğunu söylediğiniz
kişi kim?'' diye sordu.
Türkiye'nin, ağzında gümüş kaşıkla doğmuş asilzade çocukları gibi
birdenbire herkes tarafından sevgi ve şefkatle karşılanan bir ülke olarak ortaya
çıkmadığını, savaş meydanlarında kurulduğunu anlatan Baykal, ''Muharebe
meydanlarında Türkiye kurulmuştur. Biz el bebek gül bebek bir Türkiye bulmadık,
işgal edilmiş bir ülke bulduk. Bu devleti kuranlar, bu mücadeleyi yaparken,
Tayyip Erdoğan'ın zihniyetinde olanlar, o işgali himaye edenlere destek
veriyorlardı'' diye konuştu.
Tek parti döneminin Türkiye'nin bir gerçeği olduğunu, milli bir tek parti
düzeni kurulduğunu vurgulayan Baykal, rejiminin daha sonra demokratik bir açılıma
taşındığını kaydetti.
Baykal, ''Kimi itham etmeye çalışıyor? 1930'ları itham ediyor, Mustafa
Kemal Atatürk'ü itham ediyor. Açıkça söylemeye cesaret edemiyor, ama bahsettiği
uygulamalarla kastettiği o dönemdir, Atatürk dönemidir'' diye konuştu
''GERİYE ÇEVİRMEYE ÇALIŞIYORSUN''
CHP Genel Başkanı Baykal, 1930'lardaki çok parti denemelerini anımsattı,
1950 yılında milletin oyuyla gelen bir iktidara Türkiye'nin yönetimin teslim
edildiğini anlattı.
Baykal, ''Türkiye'de demokrasinin kurumsallaştırılması konusunda hep öncü
görevini onlar yaptılar. Demokratik bir ülkeyi teslim ettiler. Şimdi o demokratik
ülkede iktidar işine gelmeyen yayınlar yaptığı düşüncesiyle bir yayın grubunu diz
çökertmek için aklın almayacağı zulüm uygulamaları yapıyor. '5 tane televizyon
verdi, gerisi nerede' diye babalanıyor. Demokraside böyle bir olay var mı? Sana
teslim edilmiş Türkiye'yi geriye çevirmeye çalışıyorsun. Herkes bunun farkında.
Buna da kimsenin göz yumması söz konusu değildir'' dedi.
Baykal, TEKEL işçilerinin eyleminin sosyal bir sorun olmaktan çıkarak,
insanlık sınavı ve vicdan sorunu haline dönüşmeye başladığını belirterek,
''Kızılay'da tekel işçileri değil Başbakan direniyor'' dedi.
Konunun bu noktaya gelmesinin arkasında Başbakan'ın ''acımasızlığı ve
pervasızlığının'' bulunduğunu savunan Baykal, ''Yakışmıyor. Bunu bir an önce
toparlamak lazım. Başbakan'ın bu tavrının değişmesi gerekiyor'' diye konuştu.
Baykal, Şakir Eczacıbaşı'nın kaybı ile İsmail Cem, Uğur Mumcu ve Gaffar
Okkan'ın ölüm yıldönümleri nedeniyle duyduğu üzüntüyü de dile getirdi. (15:16)
