2016-04-26 - 12:47
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, milleti bir arada tutan ortak değerlerin kontrolsüz şekilde aşındığını, devamlı tahrip edildiğini, milletin içten içe eridiğini, değer hükümleri, manevi emanetlerinin ağır bir operasyon geçirdiğini belirtti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, milleti bir arada tutan ortak değerlerin kontrolsüz şekilde aşındığını, devamlı tahrip edildiğini, milletin içten içe eridiğini, değer hükümleri, manevi emanetlerinin ağır bir operasyon geçirdiğini belirtti.
Özellikle Türkiye'nin içine düşürüldüğü şiddet sarmalından şikayetçi olduklarını vurgulayan Devlet Bahçeli, toplumsal huzursuzluğun giderek arttığını, trafikte, sokakta, evde, siyasette kavgaların, devlette anlaşmazlığın hakim olduğunu savundu.
Bahçeli, "Selamlaşmak eleştirilmekte, tokalaşmak çok görülmektedir. Konuşmak yerine küsmek, kucaklaşmak yerine kutuplaşmak egemen bir tavır ve davranış haline gelmiştir. Her insanımızın yüzü asık, kaşları çatıktır. En küçük bir fikir ayrılığı, en ufak bir tartışma anında derin ihtilaf ve çatışmalara dümen kırmaktadır." diye konuştu.
Geçtiğimiz hafta sonu stadyumlardan taşan öfkeye hep birlikte şahit olduklarını anlatan Bahçeli, şunları söyledi:
"Türk sporunun nasıl bir yozlaşma seline kapıldığına eminim ki endişeyle tanık oluyorsunuz. Geride kalan hafta sonu, iki güzide futbol kulübümüz olan Fenerbahçe ile Trabzonspor arasındaki müsabakada yaşananlar hepimiz adına üzüntü vericidir. Bir holiganın hakeme saldırması ve hatta darp etmesi doğal olarak her birimize 'nereye gidiyoruz' sorusunu sordurmuştur. Elbette müessif olayların Trabzonspor'a ve Trabzon ilimize tümden mal edilmesi tarihi bir yanlış olacaktır. Hakem hataları olsa da hiçbir sporseverin Trabzon'daki şiddet tablosunu meşru ve masum görmesi düşünülemeyecektir. "
"Gerekçesi ne olursa olsun, hiçbir vatan evladının Ankaragücü ile Diyarbakırspor karşılaşmasından sonra çıkan arbede ve asayişsizliklere sıcak bakması da mümkün olamayacaktır" diyen Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:
"Yıllardan beri söyledik, yine söylüyoruz, ülkemiz cepheleşmenin koyu sisi altındadır. Siyasi tansiyondaki yükseklik toplumsal zemine misliyle yansımaktadır. Ahlak ve adaletteki erozyonlar huzursuzluk olarak yankılanmaktadır. Suç ve suçluyu koruma ve arka çıkma gafleti ters tepmiş, her insanımızın hakkını kendisinin aradığı karanlık bir ortamı yaratmıştır. Şiddetin sosyal, siyasal ve ekonomik kaynakları vardır. Bu kaynaklar kurutulmadan şiddetin önüne yasal ve diğer vasıtalarla geçme çabası akılla ve hayatın gerçekleriyle bağdaşmayacaktır."
MHP Genel Başkanı Bahçeli, kişilerin birbirlerini sevmese de saygı ve tahammül göstermek mecburiyetinde bulunduğunu, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, toplumsal kanaat önderlerinin sorumluluklarını ihmal etmemeleri gerektiğini belirtti.
Kavga ve kutuplaşma engelinin mutlaka aşılmasını isteyen Bahçeli, "Eğer fikir ve görüş birliği tesis edemiyorsak, makulü bulmalı, uzlaşmanın çare ve yollarını inşa etmeliyiz. Başka bir Türkiye yoktur. Ülkemiz yeterince şiddet tünelindedir ve yorgundur. Birbirimizi sevmeksek de saygı duymak ve tahammül göstermek mecburiyetindeyiz. Demokrasinin yaşaması buna bağlıdır. Türk milletinin ebediyet ırmağına akması, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ilkelerine sadık kalması ancak ve ancak böyle olacaktır." ifadelerini kullandı.
Bahçeli, Türkiye'nin başta Avrupa Birliği ilişkileri olmak üzere, küresel irtibatlarını sonu karanlık bir maceraya dönüşmeden milli gerçeklere uygun şekilde yeniden gözden geçirmesi gerektiğini bildirdi.
Bugünkü şartlar ve müzakere zihniyetinin ortaya koyduğu gerçeğin, mevcut millet ve devlet yapısıyla Avrupa ile müşterek bir geleceğin paylaşılamayacağına işaret ettiğini aktaran Bahçeli, şöyle devam etti:
"AB'nin Türkiye'ye bakışı ikircikli ve ikiyüzlüdür. Karşılıklı çıkarlardan ziyade AB'nin beklentileri, dayatmaları daha ön planda, daha geçerlidir. AKP hükümeti gönüllü girdiği, sonra da eleştirmeye başladığı Avrupa Birliğinin çekim alanından bir türlü çıkamamaktadır. Geçen hafta Başbakan Davutoğlu ile Almanya Başbakanı Merkel beraberce Gaziantep'in Nizip ilçesindeki mülteci kampını gezmişlerdir. İki Başbakan Mart ayında Brüksel'de yapılan ve Türkiye'ye tahminlerin ötesinde yük bindiren 'Geri Kabul Anlaşması'nı teyit etmişlerdir. Merkel, Türkiye'ye ev ödevi şeklinde verilen 72 kriterin uygulanması halinde vize muafiyeti sözüne uyacaklarını ve tahsisi kararlaştırılan parayı da vereceklerini dile getirmiştir. Davutoğlu, haklı olarak vize muafiyetinin ülkemiz için hayati bir konu olduğunu ve AB'nin gerekli adımları atması gerektiğini söylemiştir. "
"Almanya Başbakanı'nın mülteci kampı gezmesinin göz boyamadan öte, kendi içinde tutarsız ve farklı anlamlara çekilecek fiili bir denetim girişimidir" değerlendirmesinde bulunan Bahçeli, eleştirilerine şöyle devam etti:
"AB'nin, mülteci sorunundan parayla ve vize vaadiyle kurtulmaya çalışması, dahası Türkiye'ye belirli aralıklarla yön çizme teşebbüsleri doğru ve hakkaniyetli bir davranış değildir. Suriyeli mülteciler sadece Avrupa için değil, Türkiye için de öncelikle ele alınması ve üstesinden gelinmesi gereken çok boyutlu bir külfettir. Türkiye, mülteci deposu, mülteci yuvası, AB'nin sınır kapılarında bekleyen kiralık bekçisi olamayacaktır. Milli onurumuz, egemenlik haklarımız asla hafife alınamayacaktır. Tersi bir duruma Milliyetçi Hareket Partisi'nin göz yumması da mümkün değildir."
AB'nin Suriyelilerin yanı sıra, başka ülkelerden gelen mültecileri de Türkiye'ye iade etmesini garip karşıladıklarını belirten Bahçeli, "Zorda kalmışlara, çaresizlik içinde kıvrananlara, vatanından ayrı düşmüş kardeşlerimize Türk milleti alicenaplığını gösterecek, yardım elini uzatacaktır. Ancak mülteci yığılmasının, Suriye'deki kaosun Türkiye'nin geleceğine ne şekilde etki edeceğini kestirmek, bilhassa sınır il ve ilçelerimize nasıl fatura çıkaracağını tahmin etmek bugünden çok zor değildir." dedi.
Kilis'in perişan olduğunu öne süren Devlet Bahçeli, "Kilis terör örgütlerinin adeta açık hedefidir. Buradan göçler başlamıştır. Hiç kimsenin can güvenliği yoktur. Kilisli vatandaşlarımız çocuklarını okula göndermekten, toplumsal hayata güvenle katılmaktan çekinmektedir." diye konuştu.
Kilis'te yaşananları gözlemleyerek rapor hazırlamaları için genel merkezden heyet görevlendirdiğini aktaran Bahçeli, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
"Arkadaşlarımızın ulaştığı sonuç bizler açısından fecaattir. Kilis?e bomba yağmaktadır. Hükümet duyarsız ve atıldır. Sosyal hayat can çekişmektedir. Evlerde oturmak bile emniyetli değildir. Hastaneler talep ve ihtiyaçlara cevap vermekten uzaktır. Esnaf kan ağlamakta, vergi, sosyal güvenlik primi ve diğer ödemelerin ertelenmesini beklemektedir. Suriyeli nüfusunun yüksekliği Kilis'in sosyal huzurunu dinamitlemiştir. Elbette Merkel'in ve diğer AB liderlerinin Kilis'e ateşlenen füzeler gibi bir gündemi yoktur, hiç de olmamıştır. Bizim içimizi acıtan Davutoğlu'nun sessizliği ve acizliğidir. Sivil yerleşim yerlerini bombalayan, insan canına kast eden alçaklara hak ettikleri cezalar ne zaman verilecektir? Davutoğlu, Merkel'in önünde 'Gün, Suriyeli mültecilerin umut günüdür' diyor. Tamam da Türk milletinin umutlarına ne olacak, milli güvenlik ne zaman sağlanacak?"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Madem Cumhurbaşkanı Dolmabahçe mutabakatını elinin tersiyle itmektedir, o zaman PKK'nın Meclis'teki uzantılarıyla yanak yanağa oturan, hazırlanmış ihanet metinlerini okuyan AKP'li siyasetçilere de Sayın Erdoğan'ın söyleyecek bir çift sözünün olması şarttır, vaciptir." dedi.
Sözde liderin bununla da kalmayıp Türkiye'nin silah bırakması gerektiğini haince dillendirdiğini, ABD ile direkt temas halinde olduklarını iddia ettiğini vurgulayan Bahçeli, "Türkiye'den intikam almak için uygun şartların tezahürünü bekleyen müstevliler koalisyonuna karşı Türk milletinin tarihsel hak ve miraslarını savunmak için hükümet neyi beklemektedir?" sorusunu yöneltti.
Bir HDP milletvekilinin 23 Nisan günü TBMM'de, Türkiye'nin iç savaşta olduğunu söyleyecek kadar pervasızlaşıp haddini aştığını belirten Bahçeli, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanı 24 Nisan günü Adana'da, bu hadsizi yerinde bir şekilde eleştirmiş ve demiştir ki, 'İki de bir Dolmabahçe mutabakatından bahsediyor. Ne Dolmabahçe mutabakatı? Nereden çıkmış böyle bir şey? Böyle bir mutabakat falan söz konusu değil' Sayın Cumhurbaşkanı'nın takdir edeceği gibi, biz de yıllarca 'ne Dolmabahçe mutabakatı' dedik. Nereden çıktığını sorduk, rezalet olduğunu ifade ettik. Dolmabahçe'de Türk milletinin gözü önünde cereyan eden AKP-PKK görüşmesini, caninin okunan sözde 10 maddelik metinini yerin dibine soktuk. Ayaklarımızla da çiğnedik. Bu itibarla Cumhurbaşkanı'nın söz ve değerlendirmeleri ümit vericidir. Madem Cumhurbaşkanı Dolmabahçe mutabakatını elinin tersiyle itmektedir, o zaman PKK'nın Meclis'teki uzantılarıyla yanak yanağa oturan, hazırlanmış ihanet metinlerini okuyan AKP'li siyasetçilere de Sayın Erdoğan'ın söyleyecek bir çift sözünün olması şarttır, vaciptir."
Devlet Bahçeli, AK PARTİ Hükümeti'nin terörle samimiyet içinde mücadele ettiği sürece diğer eleştirileri baki kalmak kaydıyla, yanlarında olduklarını ve desteklerini esirgemeyeceklerini bildirdi.
Son terörist silahıyla birlikte ele geçirilip etkisiz hale getirilesiye kadar terörle mücadelenin istismar edilmemesi için azami sorumluluklarını yerine getireceklerini belirten Bahçeli, "Artık demokratik açılım yoktur. Artık milli birlik ve kardeşlik süreci kadavradır. Çözüm süreci ise çoktan gömülmüştür. Denenmedik, müracaat edilmedik hiçbir sakat ve mahsurlu yol kalmamıştır. Biz, terör örgütünün silah bırakması veya silahlarını gömmesini değil, devletin güvenlik birimlerine derhal teslimini istiyoruz. Yani kanlı silahlar devletin envanterine mutlaka alınsın diyoruz. Can almış, kurşun atmış, bölücülük yapmış kim varsa adaletin karşısına çıkarılmasını bekliyoruz. Teröristlerin Türk adaletinin haklarında vereceği hükme boyun eğmelerinden başka seçeneklerini olmadığını biliyor ve bunu söylüyoruz." dedi.
Devlet Bahçeli, terör örgütüyle pazarlık konusunun uçurum olduğunu ve bu yolun kapalı durumda bulunduğuna dikkati çekti.
Çözüm, barış, helalleşme sözlerinin iskeletinin çıktığını vurgulayan Bahçeli, "Bu seçenekler de çoktan tedavülden kalkmıştır. Şimdi gün, terörün belini kırma, yılanın başını koparma günüdür. Şimdi gün, Türk devletinin çelikten bileğini hainlerin başına indirme günüdür." ifadesini kullandı.
Bahçeli, MHP'nin, bahis konusu milli çıkar ve beka olunca, sanal gündemlerin peşinden koşmayacağını, siyasi endişelere takılmayacağına işaret ederek, "Elbirliği edip Türkiye'nin terör ve bölücülük illetinden kurtulması için güçlü bir şekilde sorumluluğumuzun gereğini yapmalıyız. Karşımızdaki şer ve ihanet cephesi ya çökertilecek ya çökertilecektir, bunun başka bir yol ve çaresi kalmamıştır. AB şunu istiyormuş, ABD bunu dayatıyormuş, bizim umurumuzda değildir. Türkiye'yi hıyanet kadrosuna kurban ettirmeyiz, Türk milletini tek dişi kalmış canavara Allah'ın izniyle bırakmayız."
değerlendirmesinde bulundu.
Bahçeli, 1915 olaylarına da değindiği konuşmasında "24 Nisan" tarihinin Türkiye ile ABD ilişkilerinde değişmez bir gerginlik unsuru haline geldiğini söyledi.
Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
"Türk tarihi ve ecdadımız için tek yanlı, haksız ve temelden yoksun bir 'mahkûmiyet ilamı' niteliğini taşıyacak her açıklamanın bizim nezdimizde itibar ve inandırıcılığı olmayacaktır. Bilindiği gibi, 1914-1915 yıllarında Ermeni komitacıların, Rusların desteğiyle Türklere uyguladığı katliam, bu çerçevede Türklerin Ermenilere karşılık vermeleri tarihi bir gerçektir. Ancak imparatorluğun bu durumda Ermenilere karşı aldığı cebri önlemler asla bir soykırım değildir. Böyle bir savunma refleksini soykırım olarak nitelendirmek olsa olsa tarihi çarpıtmak anlamına gelecektir. Türk milleti, içinde barındırdığı unsurlara her zaman sevgi ve şefkatle yaklaşmış olmasına rağmen, o unsurlardan bazıları Türk milletine kinlerini her fırsatta kusmuşlardır.
Bu yıl da Obama 'soykırım' kelimesini doğrudan zikretmemiş, ancak Ermeni terminolojisinde soykırımı tanımlamak için kullanılan 'büyük felaket' tabirinin Ermenice aslını açıklamanın merkezine oturtmuştur. Obama'nın 'soykırım' kelimesi yerine büyük felaket ibaresi kullanmasıyla denge kurduğu, Türkiye'yi tamamen dışlamadığı yolunda bir sonuç çıkartmak bize göre abesle iştigaldir. Obama'nın seçim havasına giren ABD'de, bu terime bir kez daha sarılmasının anlamı burada aranmalıdır. Kişisel fikirlerinin değişmediğini ifade eden Obama, Ermenileri överek sancılı, siyasi duruşunu teyit etmiştir. Türkiye'nin her yıl '24 Nisan sendromu' yaşamaya mahkum bir ülke olması düşünülemeyecektir. Daha önceki yıllarda vurguladığım gibi, bu duruma bir son verilmesinin artık zamanı gelmiştir."
ABD'li siyasetçilerin, Ermeni diasporasının siyasi desteği için Türkiye'yi feda etme gafletine düşmesi halinde bunun sonuçlarına en başta Ermenistan olmak üzere herkesin katlanacağını belirten Bahçeli, Türkiye'nin şerefli tarihi üzerinde hiçbir bedbahtın, karalama kampanyası yapamayacağına dile getirdi.
Bahçeli, "Türk milletini insanlığa karşı en ağır suç olan soykırım barbarlığına taraf olmuş ezik, lekeli ve yaralı bir millet konumuna düşürmeye hiç kimsenin de gücü yetmeyecektir. Kendi bayrağımız için duyduğumuz hayranlık ve saygıyı başka milletlerin de kendi bayraklarına duyduğunu kabul eden bir anlayışın temsilcisiyiz. Bu nedenle hiçbir milletin bayrağının ayaklar altında çiğnenmesini hoş görmek bir Türk evladı için söz konusu olamaz." ifadesini kullandı.
Türk milletiyle tarihsel husumeti bulunan mihrakların saldırılarına her platformda mutlaka engel olunması, gerektiğini vurgulayan Bahçeli, MHP'nin bu konuda üstüne düşen her görevi yapmaya kuşkusuz hazır ve kararlı olduğunu bildirdi.
Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan gerginliğe de değinen Bahçeli, Azerbaycan'ın haklı davasını bildiklerini ve bu durumu yürükten sahiplendiklerini söyledi.
Bahçeli, Dağlık Karabağ sorununun çözüm yoluna girmeden ve işgalci Ermeni güçleri tamamen çekilmeden Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkilerinin normalleşemeyeceğini belirtti.
Bahçeli, şöyle dedi:
"Türk milleti her zaman Azerbaycan'ın yanında ve arkasında olmuştur, bundan sonra da soydaşlarını hiçbir şart altında yalnız bırakmayacaktır. Azerbaycan halkının aleyhine ve zararına olacak herhangi bir adım atılmasına Türk milleti izin vermeyecektir. Türklüğün yaşandığı her coğrafya bizim ilgi ve duyarlılık alanımızdadır. Coğrafyalarımız ayrı, devletlerimiz farklı olabilir ama biz aynı milletin, yürekleri bir atan evlatlarıyız. Ayrımız gayrımız yoktur. Çünkü biz Bakü'de Mahnı, Ankara'da oyun havasıyız. Bir yanımız Bahtiyar Vahapzade ise diğer yanımız Mehmet Akif Ersoy'dur. Gözümüzde Karacaoğlan neyse Kurbani odur.
İnanıyorum ki Türk milleti taşıdığı sağduyu, irfan ve basireti gösterecek ve ne derece vahim olursa olsun her felaketi aşacak güce sahip olduğunu, dosta ve düşmana bir kez daha ispat edecektir. Yakın milli tarihimiz, çok daha umutsuz ve karanlık günlerde büyük Türk milletinin dirilişinin ve yükselişinin muhteşem örnekleri ile doludur. Bütün ümidim ve temennim, bugün vatan ve millet sevdalılarının devletimize ve milletimize ruh veren ortak paydalarda bir araya gelerek Türkiye'yi hak ettiği mutlu yarınlara taşıyacak iradeyi göstermesidir. Bunu hem Azerbaycan ve tüm Türk coğrafyaları hem de Türkiye için Allah'tan niyaz ediyorum."
Devlet Bahçeli, milli bütünlüğün bozulmasına yönelik tehlikelere karşı gösterdikleri hassasiyetin ve ısrarlı ikazların haklı yönünün bulunduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Aziz vatanın kahraman evlatlarının devam eden şahadetleriyle birlikte, kritik bir yol ayrımına yaklaştığımız önümüzdeki dönemde, hiçbir mezhep, köken veya düşünce ayrımı yapmadan, herkesle kucaklaşıp harekete geçmek zamanı çoktan gelmiştir."
Özellikle Türkiye'nin içine düşürüldüğü şiddet sarmalından şikayetçi olduklarını vurgulayan Devlet Bahçeli, toplumsal huzursuzluğun giderek arttığını, trafikte, sokakta, evde, siyasette kavgaların, devlette anlaşmazlığın hakim olduğunu savundu.
Bahçeli, "Selamlaşmak eleştirilmekte, tokalaşmak çok görülmektedir. Konuşmak yerine küsmek, kucaklaşmak yerine kutuplaşmak egemen bir tavır ve davranış haline gelmiştir. Her insanımızın yüzü asık, kaşları çatıktır. En küçük bir fikir ayrılığı, en ufak bir tartışma anında derin ihtilaf ve çatışmalara dümen kırmaktadır." diye konuştu.
Geçtiğimiz hafta sonu stadyumlardan taşan öfkeye hep birlikte şahit olduklarını anlatan Bahçeli, şunları söyledi:
"Türk sporunun nasıl bir yozlaşma seline kapıldığına eminim ki endişeyle tanık oluyorsunuz. Geride kalan hafta sonu, iki güzide futbol kulübümüz olan Fenerbahçe ile Trabzonspor arasındaki müsabakada yaşananlar hepimiz adına üzüntü vericidir. Bir holiganın hakeme saldırması ve hatta darp etmesi doğal olarak her birimize 'nereye gidiyoruz' sorusunu sordurmuştur. Elbette müessif olayların Trabzonspor'a ve Trabzon ilimize tümden mal edilmesi tarihi bir yanlış olacaktır. Hakem hataları olsa da hiçbir sporseverin Trabzon'daki şiddet tablosunu meşru ve masum görmesi düşünülemeyecektir. "
"Gerekçesi ne olursa olsun, hiçbir vatan evladının Ankaragücü ile Diyarbakırspor karşılaşmasından sonra çıkan arbede ve asayişsizliklere sıcak bakması da mümkün olamayacaktır" diyen Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:
"Yıllardan beri söyledik, yine söylüyoruz, ülkemiz cepheleşmenin koyu sisi altındadır. Siyasi tansiyondaki yükseklik toplumsal zemine misliyle yansımaktadır. Ahlak ve adaletteki erozyonlar huzursuzluk olarak yankılanmaktadır. Suç ve suçluyu koruma ve arka çıkma gafleti ters tepmiş, her insanımızın hakkını kendisinin aradığı karanlık bir ortamı yaratmıştır. Şiddetin sosyal, siyasal ve ekonomik kaynakları vardır. Bu kaynaklar kurutulmadan şiddetin önüne yasal ve diğer vasıtalarla geçme çabası akılla ve hayatın gerçekleriyle bağdaşmayacaktır."
MHP Genel Başkanı Bahçeli, kişilerin birbirlerini sevmese de saygı ve tahammül göstermek mecburiyetinde bulunduğunu, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, toplumsal kanaat önderlerinin sorumluluklarını ihmal etmemeleri gerektiğini belirtti.
Kavga ve kutuplaşma engelinin mutlaka aşılmasını isteyen Bahçeli, "Eğer fikir ve görüş birliği tesis edemiyorsak, makulü bulmalı, uzlaşmanın çare ve yollarını inşa etmeliyiz. Başka bir Türkiye yoktur. Ülkemiz yeterince şiddet tünelindedir ve yorgundur. Birbirimizi sevmeksek de saygı duymak ve tahammül göstermek mecburiyetindeyiz. Demokrasinin yaşaması buna bağlıdır. Türk milletinin ebediyet ırmağına akması, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ilkelerine sadık kalması ancak ve ancak böyle olacaktır." ifadelerini kullandı.
Bahçeli, Türkiye'nin başta Avrupa Birliği ilişkileri olmak üzere, küresel irtibatlarını sonu karanlık bir maceraya dönüşmeden milli gerçeklere uygun şekilde yeniden gözden geçirmesi gerektiğini bildirdi.
Bugünkü şartlar ve müzakere zihniyetinin ortaya koyduğu gerçeğin, mevcut millet ve devlet yapısıyla Avrupa ile müşterek bir geleceğin paylaşılamayacağına işaret ettiğini aktaran Bahçeli, şöyle devam etti:
"AB'nin Türkiye'ye bakışı ikircikli ve ikiyüzlüdür. Karşılıklı çıkarlardan ziyade AB'nin beklentileri, dayatmaları daha ön planda, daha geçerlidir. AKP hükümeti gönüllü girdiği, sonra da eleştirmeye başladığı Avrupa Birliğinin çekim alanından bir türlü çıkamamaktadır. Geçen hafta Başbakan Davutoğlu ile Almanya Başbakanı Merkel beraberce Gaziantep'in Nizip ilçesindeki mülteci kampını gezmişlerdir. İki Başbakan Mart ayında Brüksel'de yapılan ve Türkiye'ye tahminlerin ötesinde yük bindiren 'Geri Kabul Anlaşması'nı teyit etmişlerdir. Merkel, Türkiye'ye ev ödevi şeklinde verilen 72 kriterin uygulanması halinde vize muafiyeti sözüne uyacaklarını ve tahsisi kararlaştırılan parayı da vereceklerini dile getirmiştir. Davutoğlu, haklı olarak vize muafiyetinin ülkemiz için hayati bir konu olduğunu ve AB'nin gerekli adımları atması gerektiğini söylemiştir. "
"Almanya Başbakanı'nın mülteci kampı gezmesinin göz boyamadan öte, kendi içinde tutarsız ve farklı anlamlara çekilecek fiili bir denetim girişimidir" değerlendirmesinde bulunan Bahçeli, eleştirilerine şöyle devam etti:
"AB'nin, mülteci sorunundan parayla ve vize vaadiyle kurtulmaya çalışması, dahası Türkiye'ye belirli aralıklarla yön çizme teşebbüsleri doğru ve hakkaniyetli bir davranış değildir. Suriyeli mülteciler sadece Avrupa için değil, Türkiye için de öncelikle ele alınması ve üstesinden gelinmesi gereken çok boyutlu bir külfettir. Türkiye, mülteci deposu, mülteci yuvası, AB'nin sınır kapılarında bekleyen kiralık bekçisi olamayacaktır. Milli onurumuz, egemenlik haklarımız asla hafife alınamayacaktır. Tersi bir duruma Milliyetçi Hareket Partisi'nin göz yumması da mümkün değildir."
AB'nin Suriyelilerin yanı sıra, başka ülkelerden gelen mültecileri de Türkiye'ye iade etmesini garip karşıladıklarını belirten Bahçeli, "Zorda kalmışlara, çaresizlik içinde kıvrananlara, vatanından ayrı düşmüş kardeşlerimize Türk milleti alicenaplığını gösterecek, yardım elini uzatacaktır. Ancak mülteci yığılmasının, Suriye'deki kaosun Türkiye'nin geleceğine ne şekilde etki edeceğini kestirmek, bilhassa sınır il ve ilçelerimize nasıl fatura çıkaracağını tahmin etmek bugünden çok zor değildir." dedi.
Kilis'in perişan olduğunu öne süren Devlet Bahçeli, "Kilis terör örgütlerinin adeta açık hedefidir. Buradan göçler başlamıştır. Hiç kimsenin can güvenliği yoktur. Kilisli vatandaşlarımız çocuklarını okula göndermekten, toplumsal hayata güvenle katılmaktan çekinmektedir." diye konuştu.
Kilis'te yaşananları gözlemleyerek rapor hazırlamaları için genel merkezden heyet görevlendirdiğini aktaran Bahçeli, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
"Arkadaşlarımızın ulaştığı sonuç bizler açısından fecaattir. Kilis?e bomba yağmaktadır. Hükümet duyarsız ve atıldır. Sosyal hayat can çekişmektedir. Evlerde oturmak bile emniyetli değildir. Hastaneler talep ve ihtiyaçlara cevap vermekten uzaktır. Esnaf kan ağlamakta, vergi, sosyal güvenlik primi ve diğer ödemelerin ertelenmesini beklemektedir. Suriyeli nüfusunun yüksekliği Kilis'in sosyal huzurunu dinamitlemiştir. Elbette Merkel'in ve diğer AB liderlerinin Kilis'e ateşlenen füzeler gibi bir gündemi yoktur, hiç de olmamıştır. Bizim içimizi acıtan Davutoğlu'nun sessizliği ve acizliğidir. Sivil yerleşim yerlerini bombalayan, insan canına kast eden alçaklara hak ettikleri cezalar ne zaman verilecektir? Davutoğlu, Merkel'in önünde 'Gün, Suriyeli mültecilerin umut günüdür' diyor. Tamam da Türk milletinin umutlarına ne olacak, milli güvenlik ne zaman sağlanacak?"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Madem Cumhurbaşkanı Dolmabahçe mutabakatını elinin tersiyle itmektedir, o zaman PKK'nın Meclis'teki uzantılarıyla yanak yanağa oturan, hazırlanmış ihanet metinlerini okuyan AKP'li siyasetçilere de Sayın Erdoğan'ın söyleyecek bir çift sözünün olması şarttır, vaciptir." dedi.
Sözde liderin bununla da kalmayıp Türkiye'nin silah bırakması gerektiğini haince dillendirdiğini, ABD ile direkt temas halinde olduklarını iddia ettiğini vurgulayan Bahçeli, "Türkiye'den intikam almak için uygun şartların tezahürünü bekleyen müstevliler koalisyonuna karşı Türk milletinin tarihsel hak ve miraslarını savunmak için hükümet neyi beklemektedir?" sorusunu yöneltti.
Bir HDP milletvekilinin 23 Nisan günü TBMM'de, Türkiye'nin iç savaşta olduğunu söyleyecek kadar pervasızlaşıp haddini aştığını belirten Bahçeli, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanı 24 Nisan günü Adana'da, bu hadsizi yerinde bir şekilde eleştirmiş ve demiştir ki, 'İki de bir Dolmabahçe mutabakatından bahsediyor. Ne Dolmabahçe mutabakatı? Nereden çıkmış böyle bir şey? Böyle bir mutabakat falan söz konusu değil' Sayın Cumhurbaşkanı'nın takdir edeceği gibi, biz de yıllarca 'ne Dolmabahçe mutabakatı' dedik. Nereden çıktığını sorduk, rezalet olduğunu ifade ettik. Dolmabahçe'de Türk milletinin gözü önünde cereyan eden AKP-PKK görüşmesini, caninin okunan sözde 10 maddelik metinini yerin dibine soktuk. Ayaklarımızla da çiğnedik. Bu itibarla Cumhurbaşkanı'nın söz ve değerlendirmeleri ümit vericidir. Madem Cumhurbaşkanı Dolmabahçe mutabakatını elinin tersiyle itmektedir, o zaman PKK'nın Meclis'teki uzantılarıyla yanak yanağa oturan, hazırlanmış ihanet metinlerini okuyan AKP'li siyasetçilere de Sayın Erdoğan'ın söyleyecek bir çift sözünün olması şarttır, vaciptir."
Devlet Bahçeli, AK PARTİ Hükümeti'nin terörle samimiyet içinde mücadele ettiği sürece diğer eleştirileri baki kalmak kaydıyla, yanlarında olduklarını ve desteklerini esirgemeyeceklerini bildirdi.
Son terörist silahıyla birlikte ele geçirilip etkisiz hale getirilesiye kadar terörle mücadelenin istismar edilmemesi için azami sorumluluklarını yerine getireceklerini belirten Bahçeli, "Artık demokratik açılım yoktur. Artık milli birlik ve kardeşlik süreci kadavradır. Çözüm süreci ise çoktan gömülmüştür. Denenmedik, müracaat edilmedik hiçbir sakat ve mahsurlu yol kalmamıştır. Biz, terör örgütünün silah bırakması veya silahlarını gömmesini değil, devletin güvenlik birimlerine derhal teslimini istiyoruz. Yani kanlı silahlar devletin envanterine mutlaka alınsın diyoruz. Can almış, kurşun atmış, bölücülük yapmış kim varsa adaletin karşısına çıkarılmasını bekliyoruz. Teröristlerin Türk adaletinin haklarında vereceği hükme boyun eğmelerinden başka seçeneklerini olmadığını biliyor ve bunu söylüyoruz." dedi.
Devlet Bahçeli, terör örgütüyle pazarlık konusunun uçurum olduğunu ve bu yolun kapalı durumda bulunduğuna dikkati çekti.
Çözüm, barış, helalleşme sözlerinin iskeletinin çıktığını vurgulayan Bahçeli, "Bu seçenekler de çoktan tedavülden kalkmıştır. Şimdi gün, terörün belini kırma, yılanın başını koparma günüdür. Şimdi gün, Türk devletinin çelikten bileğini hainlerin başına indirme günüdür." ifadesini kullandı.
Bahçeli, MHP'nin, bahis konusu milli çıkar ve beka olunca, sanal gündemlerin peşinden koşmayacağını, siyasi endişelere takılmayacağına işaret ederek, "Elbirliği edip Türkiye'nin terör ve bölücülük illetinden kurtulması için güçlü bir şekilde sorumluluğumuzun gereğini yapmalıyız. Karşımızdaki şer ve ihanet cephesi ya çökertilecek ya çökertilecektir, bunun başka bir yol ve çaresi kalmamıştır. AB şunu istiyormuş, ABD bunu dayatıyormuş, bizim umurumuzda değildir. Türkiye'yi hıyanet kadrosuna kurban ettirmeyiz, Türk milletini tek dişi kalmış canavara Allah'ın izniyle bırakmayız."
değerlendirmesinde bulundu.
Bahçeli, 1915 olaylarına da değindiği konuşmasında "24 Nisan" tarihinin Türkiye ile ABD ilişkilerinde değişmez bir gerginlik unsuru haline geldiğini söyledi.
Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
"Türk tarihi ve ecdadımız için tek yanlı, haksız ve temelden yoksun bir 'mahkûmiyet ilamı' niteliğini taşıyacak her açıklamanın bizim nezdimizde itibar ve inandırıcılığı olmayacaktır. Bilindiği gibi, 1914-1915 yıllarında Ermeni komitacıların, Rusların desteğiyle Türklere uyguladığı katliam, bu çerçevede Türklerin Ermenilere karşılık vermeleri tarihi bir gerçektir. Ancak imparatorluğun bu durumda Ermenilere karşı aldığı cebri önlemler asla bir soykırım değildir. Böyle bir savunma refleksini soykırım olarak nitelendirmek olsa olsa tarihi çarpıtmak anlamına gelecektir. Türk milleti, içinde barındırdığı unsurlara her zaman sevgi ve şefkatle yaklaşmış olmasına rağmen, o unsurlardan bazıları Türk milletine kinlerini her fırsatta kusmuşlardır.
Bu yıl da Obama 'soykırım' kelimesini doğrudan zikretmemiş, ancak Ermeni terminolojisinde soykırımı tanımlamak için kullanılan 'büyük felaket' tabirinin Ermenice aslını açıklamanın merkezine oturtmuştur. Obama'nın 'soykırım' kelimesi yerine büyük felaket ibaresi kullanmasıyla denge kurduğu, Türkiye'yi tamamen dışlamadığı yolunda bir sonuç çıkartmak bize göre abesle iştigaldir. Obama'nın seçim havasına giren ABD'de, bu terime bir kez daha sarılmasının anlamı burada aranmalıdır. Kişisel fikirlerinin değişmediğini ifade eden Obama, Ermenileri överek sancılı, siyasi duruşunu teyit etmiştir. Türkiye'nin her yıl '24 Nisan sendromu' yaşamaya mahkum bir ülke olması düşünülemeyecektir. Daha önceki yıllarda vurguladığım gibi, bu duruma bir son verilmesinin artık zamanı gelmiştir."
ABD'li siyasetçilerin, Ermeni diasporasının siyasi desteği için Türkiye'yi feda etme gafletine düşmesi halinde bunun sonuçlarına en başta Ermenistan olmak üzere herkesin katlanacağını belirten Bahçeli, Türkiye'nin şerefli tarihi üzerinde hiçbir bedbahtın, karalama kampanyası yapamayacağına dile getirdi.
Bahçeli, "Türk milletini insanlığa karşı en ağır suç olan soykırım barbarlığına taraf olmuş ezik, lekeli ve yaralı bir millet konumuna düşürmeye hiç kimsenin de gücü yetmeyecektir. Kendi bayrağımız için duyduğumuz hayranlık ve saygıyı başka milletlerin de kendi bayraklarına duyduğunu kabul eden bir anlayışın temsilcisiyiz. Bu nedenle hiçbir milletin bayrağının ayaklar altında çiğnenmesini hoş görmek bir Türk evladı için söz konusu olamaz." ifadesini kullandı.
Türk milletiyle tarihsel husumeti bulunan mihrakların saldırılarına her platformda mutlaka engel olunması, gerektiğini vurgulayan Bahçeli, MHP'nin bu konuda üstüne düşen her görevi yapmaya kuşkusuz hazır ve kararlı olduğunu bildirdi.
Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan gerginliğe de değinen Bahçeli, Azerbaycan'ın haklı davasını bildiklerini ve bu durumu yürükten sahiplendiklerini söyledi.
Bahçeli, Dağlık Karabağ sorununun çözüm yoluna girmeden ve işgalci Ermeni güçleri tamamen çekilmeden Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkilerinin normalleşemeyeceğini belirtti.
Bahçeli, şöyle dedi:
"Türk milleti her zaman Azerbaycan'ın yanında ve arkasında olmuştur, bundan sonra da soydaşlarını hiçbir şart altında yalnız bırakmayacaktır. Azerbaycan halkının aleyhine ve zararına olacak herhangi bir adım atılmasına Türk milleti izin vermeyecektir. Türklüğün yaşandığı her coğrafya bizim ilgi ve duyarlılık alanımızdadır. Coğrafyalarımız ayrı, devletlerimiz farklı olabilir ama biz aynı milletin, yürekleri bir atan evlatlarıyız. Ayrımız gayrımız yoktur. Çünkü biz Bakü'de Mahnı, Ankara'da oyun havasıyız. Bir yanımız Bahtiyar Vahapzade ise diğer yanımız Mehmet Akif Ersoy'dur. Gözümüzde Karacaoğlan neyse Kurbani odur.
İnanıyorum ki Türk milleti taşıdığı sağduyu, irfan ve basireti gösterecek ve ne derece vahim olursa olsun her felaketi aşacak güce sahip olduğunu, dosta ve düşmana bir kez daha ispat edecektir. Yakın milli tarihimiz, çok daha umutsuz ve karanlık günlerde büyük Türk milletinin dirilişinin ve yükselişinin muhteşem örnekleri ile doludur. Bütün ümidim ve temennim, bugün vatan ve millet sevdalılarının devletimize ve milletimize ruh veren ortak paydalarda bir araya gelerek Türkiye'yi hak ettiği mutlu yarınlara taşıyacak iradeyi göstermesidir. Bunu hem Azerbaycan ve tüm Türk coğrafyaları hem de Türkiye için Allah'tan niyaz ediyorum."
Devlet Bahçeli, milli bütünlüğün bozulmasına yönelik tehlikelere karşı gösterdikleri hassasiyetin ve ısrarlı ikazların haklı yönünün bulunduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Aziz vatanın kahraman evlatlarının devam eden şahadetleriyle birlikte, kritik bir yol ayrımına yaklaştığımız önümüzdeki dönemde, hiçbir mezhep, köken veya düşünce ayrımı yapmadan, herkesle kucaklaşıp harekete geçmek zamanı çoktan gelmiştir."
