2015-01-14 - 17:25
TBMM İÇİŞLERİ KOMİSYONU...
TBMM İçişleri Komisyonu, AK Parti Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy başkanlığı'nda toplandı. Komisyon'da, 43 maddelik "iç güvenlik paketi" olarak bilinen tasarının 3 maddesini daha kabul ederek, 12. maddeye geldi.
TBMM İçişleri Komisyonu, AK Parti Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy başkanlığı'nda toplandı.

'İç Güvenlik Paketi'nin görüşüldüğü, TBMM İçişleri Komisyonu'nda, CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan ile AK Parti'li milletvekilleri arasında tartışma yaşandı. Özcan'ın, "Ben sokaktan geldim, sokak dili ile konuşurum, sert üslup kullanırım" sözlerine, AK Parti Sivas Milletvekili Ali Turan, "Sertlik yapılacaksa alasını yaparız", AK Parti Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten de "Tamam sokak dili ile konuşalım, ben de sokak dilini çok iyi biliyorum" diyerek tepki gösterdi.

Komisyon, kamuoyunda "İç Güvenlik Paketi" olarak bilinen, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nı 9. maddeden görüşmeye devam etti.

CHP'li Özcan, AK Parti'li milletvekillerine yönelik eleştirilerde bulundu.

Özcan'ın, "Biz ettiğimiz milletvekili yeminine sadık kalarak görevimizi yapıyoruz, siz ise sorumlu davranmıyorsunuz, görevinizi yapmıyorsunuz, çalışmıyorsunuz, görevinizi eksik yapıyorsunuz, yemininize sadık kalmıyorsunuz, görevinizi suistimal ediyorsunuz. Sizi millete şikayet edeceğim" sözlerine AK Parti'li milletvekilleri, "Eleştirebilirsiniz ama bunları söyleyemezsiniz" diyerek tepki gösterdi.

Tanju Özcan'ın, "Burada mülki idareden gelen milletvekilleri var, ben ise mülki idarede çalışmadım, oradan gelmiyorum. Ben sokaktan geldim, sokak dili ile konuşurum, sert üslup kullanırım" sözlerine, AK Parti Sivas Milletvekili Ali Turan, "Sertlik yapılacaksa alasını yaparız" karşılığını verdi.

AK Parti Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten de tepkisini, "Tamam sokak dili ile konuşalım, ben de sokak dilini çok iyi biliyorum" diyerek ortaya koydu.

Özcan, kamuoyu baskısını azaltmak için bu tasarının getirildiğini iddia ederek, "Asıl paralel yapı olan KCK, doğu ve güneydoğuda görev yapıyor. PKK ve KCK orada insanlara kimlik soruyor, arabalarını durduruyor, mahkemeler kurmuşlar. Bunlarla ilgili bir şey yapıldı mı? Kaç kişi tespit edilip, haklarında işlem yapıldı? Oradaki şehirlerin Türkiye'ye ait olmadığı kanaati insanlarda hasıl oldu" dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, attığı twette, "AKP'nin seçilen 43 belediye başkanı ve bazı milletvekilleri KCK yapısı içindedir" dediğini iddia eden Özcan, "Bu doğru mudur? Doğruysa çok vahim. Bununla ilgili bir şeyler yapmanız lazım. Oradaki paralel yapı sizi teslim almış" diye konuştu.

CHP'li Özcan, AK Parti'li milletvekillerine yönelik, "Aranızda Fethullah Gülen'i tanımayan kaç kişi var? ABD'ye 2011'de gittim, Pensilvanya'ya da gittim. 'Türk milletvekiliyim' deyince herkes bana parmağı ile hoca efendinin çiftliğini gösterdi. Şimdi Fethullah Gülen, terör örgütü üyesi oldu. Peki oraya giden AK Parti'li milletvekilleri, terör örgütüne yardım ve yataklıktan mı yargılanacak? Geçmişte cemaatle soruları çalarken, ihaleleri dağıtırken, işbirliği yaparken birlikteydiniz. Şimdi mi terör örgütü oldu?" sözlerini kullandı.

AK Parti'li milletvekilleri bu sözlere tepki gösterirken; Ali Turan tepkisini, cemaati kastederek, "Alın tepe tepe kullanın, televizyonlarını da basınını da oylarını da kullanın" diyerek gösterdi. CHP'li Özcan bu sözlere, "Kahvede konuşan adamın konuşmasını keser gibi konuşmamı kesiyorsunuz, olmaz böyle" karşılığını verdi.

Özcan'ın, "Eski bakanları akladınız, vicdani kanaatinizle karar vermediniz. İradenizi başkasına kullandırmayın, baskılara, telkinlere boyun eğmeyin. İradenizi neden kaçak saraydaki, Beştepe'deki zat-ı muhterem gasbediyor, buna izin vermeyin, sizin iradenizi kendi iradesi gibi kullanmasın" sözleri üzerine, AK Parti'li Turan, Komisyon Başkanı Ersoy'a, "Başkan, müdahale etmeyecek misiniz?" diyerek, sinirli bir şekilde toplantı salonundan ayrıldı.

Komisyon Başkanı Ersoy, CHP'li Özcan'a, "AK Parti'li milletvekili olarak, kullandığınız üsluptan rahatsız oldum. Ettiğimiz yemine sadık kalarak, bu ülkenin yüksek menfaatleri için gayret ediyoruz, en az sizin kadar da parmak bastığınız meselelerde duyarlıyız. Bir milletvekilinin başkalarının emri ile hareket etmesini hiç bir milletvekiline yakıştırmam" dedi.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri de "İslam'ı terör demek, İslam'a yapılacak en büyükhakarettir, buna herkesin karşı çıkması lazım. Örgüt imamı diye bir kavram çıkarıldı. İmam kavramını örgüt kavramının yanına koyarsanız, yanlış yaparsınız" ifadelerini kullandı.

Teröre karşı müsamaha gösterilemeyeceğine işaret eden Yeniçeri, "26 gün yol kesiliyor, siz seyrediyorsunuz. 'Terör örgütü ile barışı ve güvenliği, kamu düzenini konuşuyoruz' diyorsunuz. Kamu düzenini bozan, çocukları dağa kaldıran, insanları tehdit eden, mahkeme kuran terör örgütü. Siz kiminle ne konuşuyorsunuz?" diye sordu.

CHP'li Özcan'ın AK Parti'li milletvekillerini kastederek, "Muhataplar yok" sözleri üzerine, Yeniçeri, şöyle konuştu:

"Olsun, ben bunları kayıtlara girsin diye söylüyorum. Yarın bunları yargılayacağız. 'Sesin çok çıkıyor' diyorlar, nasıl çıkmasın? Çanakkale ve Yemen'de ailesinden şehitler olan bir ailenin çocuğuyum. Orada bayrak indirilirken Türkiye durmamalıydı, tepki gösterilmeliydi, bu sindirilmemeliydi. Ben Cizre'yi kaldırırdım ortadan. Terör örgütü, Suriye'deki kantonlarla birleşerek bağımsız devlet kurmak istiyor, peki biz ne yapıyoruz? Gücümüz mü yetmiyor, yetmezse kuvayımilliye olarak örgütlenir, geliriz. Türkiye kadavra mı da üzerinde çalışılıyor, oyunlar oynanıyor? Buna izin vermeyiz.

Mardin'i HDP alamazdı, çünkü orada Arap nüfus fazla, ama orası HDP'ye verildi. Şimdi yerel yönetimleri güçlendiren tasarı getireceksiniz. Fiilen Ankara'ya bağlı, bağımsız yapılar oluşturulmak isteniyor. Süreç Türkiye Devleti'ne karşı kurulmuş bir komplodur, bilerek veya bilmeyerek. 'Tünelin ucu görüntü, ışık göründü' gibi lafları söyleyenlere diyorum, 'hadi komisyon olarak Cizre'ye gidelim, komisyonu orada yapalım, var mısınız?' Bu tasarıyı uygulayamayacaksınız, ama biz gelince bu tasarıyı ilk size uygulayacağız. 'Saçın aşağı düşmüş, yüzünü kapatmış...' Gel bakalım, sen İlker Başbuğ gibi 4 sene yat, sonra bakarız."

TBMM İçişleri Komisyonu, kamuoyunda "İç Güvenlik Paketi" olarak bilinen, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nı görüşmeye devam ediyor.

Komisyon Başkanvekili, AK Parti İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge, Charlie Hebdo Dergisi'nin Hz. Peygamber'e hakaret içeren karikatürlerini Cumhuriyet Gazetesi'nin yayınlamasını kınadığını belirterek, bunun basın özgürlüğü olmadığını söyledi.

AK Parti'li İçten de Cumhuriyet Gazetesi'ni kınadığını belirtti.

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan'ı kastederek, komisyon üyesi olmayan bir milletvekilinin "sokak ağzı ile konuştuğunu" söylediğini ifade eden İçten, "Kendisini kınıyorum. Eğer bizler de sokak ağzı ile konuşmaya başlarsak, kimse burada duramaz. Herkes üslubuna dikkat etmeli. Biz burada sokak ağzı ile konuşmuyoruz. Eğer sen sokak ağzı ile konuşursan, birileri dağ ağzı ile birileri de sokak ağzı ile konuşur" dedi.

İçten, Diyarbakır'lı Zaza olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:

"Zaza milletvekili olmaktan gurur duyuyorum. Biz bazı şeylerin bedelini canımızla ödedik, bundan sonra da öderiz. PKK terör örgütüdür, bunu her yerde de söyledim. Bizim kimseden korkumuz yok. Biz Bingöl'de 2 bin 200 rakımlı köyümde Türk Bayrağı'nı dalgalandırıyoruz. "Bebek katili ile görüşülüyor" deniliyor. Günaydın, kurulduğu günden beri devlet PKK ile görüşüyor. Geçmişte istihbarat birimleri hep görüştü. Geçmişte Abdullah Öcalan ile görüşüp kol kola girenleri hapislerden kurtarmak isteyenler, şimdi bizi, terör örgütü ile görüşmekle suçluyor. PKK ile MİT görüşüyor ama siyasetçiler görüşmüyor, görüşmeyecekte. MİT, 20 yıl önce de görüşüyorsa, şimdi de görüşüyorsa, HDP de görüşüyorsa ve bunun sonucu olarak da 2 yıldır akan kan durmuşsa, cenazeler artık gelmiyorsa, bu önemli değil mi?

Bu sorunun bedelini siz ödemiyorsunuz, biz ödüyoruz. Bölgede 3-5 tane çakal, 16-17 yaşındaki genç, çocuk yol kesiyorsa senin yolunu kesmiyor. Sen villanda oturuyorsun, o benim yolumu kesiyor, benim insanımı öldürüyor. PKK 30 yıldır yol kesiyor, o zaman öldürüyordu şimdi 3-5 tane çocuk, genç yol kesiyor ama bu sefer öldürmüyor. İlk kez bir siyasi iktidar, bu sorunun altına elini, kellesini attı. Siyasetçi görüşürse bu yanlış olur, buna ben de karşıyım ama devlet, istihbarat görüşür. Abdullah Öcalan'ı sevsek de sevmesek de - ben sevmiyorum - bölgede karşılığı var. Bu adam için 100 kişi kendini yaktı, bu gerçek. Öcalan'ın gönderdiği mektup Nevruz'da meydanda okundu, tek bayrak, tek vatan ve birlikte yaşamaktan, ümmetten bahsetti. Ben de 'günaydın' diyorum, ben de 30 yıldır bunu söylüyorum."

Cuma İçten, bölgede yol kesen PKK'lı militanlar ve sempatizanların, "Öcalan bizi sattı" dediğini kaydederek, "Bu ülke bölünmez. Rahat olun, bayrağımızı tartışmayız, biz oradayız. Vatanımızın bölünmesini, bütünlüğünü kimse ile tartıştırmayız. PKK 'silah bırakacağım' diyor ama kafatasçılar, 'yok sakın silah bırakma' diyor. HDP'ye oy verenler de dahil kimse, ne bu ülkenin bölünmesini ne de özerklik istiyor, sadece eşit vatandaşlık hakkı istiyor. Kürt sorunu bitti artık. Sadece ana dilde eğitim sorunu vardır o da Anayasa değişikliği gerektiriyor. Anadile eğitim verilse de ülke bölünmeyecek, kimse de ana diline çocuğunu yollamayacak, ben yollamayacağım" diye konuştu.

"Sağlam irade kimdir?" denildiğini kaydeden İçten, "Sağlam irade AK Parti'dir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır, Başbakan Ahmet Davutoğlu'dur' dedi.

Cuma İçten, AK Parti iktidarından önce faili meçhul cinayetler işlendiğini iddia ederek, "Bizden önce devletin paralel yapı ile birlikte 17 bin 500 kişinin öldürülmesinde imzası vardır, bu kadar faili meçhul vardır. Ben onlarca faili meçhul cinayetin failini biliyorum ama o zamanki derin devletin bunu bilmemesi mümkün mü? AK Parti iktidarında işlenmiş bir tane siyasi cinayeti gösteremezsiniz" sözlerini sarfetti.

Sataşma gerekçesiyle söz alan CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan, halkın içinden geldiğini belirterek, "Ben atama ile gelmedim, ön seçimle geldim. İlimdeki 490 köyün 461'ine en az bir kez gitmişim. Camiye de meyhaneye de gidiyorum" dedi.

Hz. Peygamber'in karikatürünün yayınlanmasını doğru bulmadığını, kınadığını anlatan Özcan, "Ama birileri hata yaptı, manevi değerlere saldırdı diye, onların katlinin vacip olduğunu da düşünmüyoruz. Sen kimsin ki onları öldürüyorsun, katlediyorsun? Yanlış yaptıysa bedelini ödeyecektir" diye konuştu.

Cuma İçten'in, "Terör örgütü ile siyasetçi görüşmüyor, MİT görüşüyor" dediğini anımsatan Özcan, "MİT Müsteşarı bu raporları kime veriyor? Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la ile paylaşıyor. Bir bakanı görevlendirseniz, en azından daha dürüst olur. 'PKK adam kaçırıyor, fidye alıyor ama öldürmüyor' diyorsunuz, şimdilik öldürmüyor. Pazarlık sürüyor, istediğini alamazsa ne olacak? Çözüm süreci ile olacak olan şey sadece şu; Abdullah Öcalan serbest kalacak" sözlerini sarfetti.

CHP'li Özcan, İçten'in, "Devlet, 17 bin 500 faili meçhul cinayetten sorumlu" sözlerinin çok önemli bir iddia olduğunu, Ermeni soykırımı iddiasından bu yana gündeme getirilen bu en ciddi iddiaya hükümetin yanıt vermesi gerektiğini söyledi.

CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi, bugün sabah 04.00 sıralarında, Cumhuriyet Gazetesi'nin baskılarının kamyonlara yüklenmesinin polis tarafından engellendiğini savunarak, "Elimizdeki bilgilere göre, bir saat süreyle bu engelleme devam etti. Savcı ile temas kuruldu ve savcının talimatı üzerine bu dağıtım yapıldı" dedi.

İletişim özgürlüğünün devletin polisinin eliyle engellendiğini ileri süren Ekşi, "Bir saat sonra izin verildi, dağıtım yapıldı ama bir dakika, bir saniye bile iletişim özgürlüğünün engellenmesi, basınla ilgili hükümler bağlamında suçtur, bunun polis tarafından yapılması ayrı bir suçtur. Dağıtım yapılması işlenen cinayeti, cinayet olmaktan çıkarmıyor" diye konuştu.

MHP Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu da dini değerlerin karikatürize edilmesinin, alay edilmesinin, hangi din olursa olsun kabul edilemeyeceğini söyleyerek, "O karikatürler de, o katliam da doğru olmadı" dedi. Türkoğlu, İçten'in çizdiği "pembe tabloya" inanmanın mümkün olmadığını, Türkiye'nin fikirlere ve zihinlere bölünmüş durumda olduğunu iddia etti.

"O bölgede MHP ve CHP neden yok?" denildiğini dile getiren Türkoğlu, "MHP ve CHP'ye oy veren bir çok insan var, fakat PKK terör örgütünün siyasi uzantıları karşısında kim en güçlü ise orada toplanılıyor, ona oy veriliyor. Adam Konya'da polis memuru, Saadet Partisi'ne ya da MHPye oy veriyor ama Diyarbakır'a gidiyor ve orada PKK'nın karşısında kim en güçlü ise ona oy veriyor" dedi.

İçişleri Bakan Yardımcısı Osman Güneş, milletvekillerinin, tasarının "araç kiralanması" ile ilgili maddesi üzerinde sorularını yanıtladı.

"Araç kiralama ile alakalı sisteme neden gerek duyuldu?" diyen Güneş, kiralık araçlarla suç işleme sayısının her geçen yıl arttığını, bunun artık güvenlik sorunu olmaya başladığını kaydetti. Güneş, son 5 yılda, aralarında "hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, uyuşturucu, kapkaç, yağma" gibi suçların da olduğu 20 bin 469 suçun kiralık araçlarla işlendiğini, son 2 yılda, bu şekilde kiralanan araçlardan 293'ünün de sahte belgelerle başkalarına satıldığını bildirdi.

Güneş, bu düzenlemeye göre, araç kiralama şirketlerinin, kiralanan aracın, kiralayan kişinin kimlik bilgilerini ve sözleşmeyi sistemde muhafaza edeceğini ve güvenlik birimleri istediği zaman, onların incelemesine hazır halde bulunduracağını söyledi.

Bu bilgileri kötüye kullanan olursa onlar hakkında cezai müeyyidenin uygulanacağına işaret eden Güneş, AB üyesi ülkelerin hemen hemen hepsinde, "coğrafi yer tanımlamasını sağlayan sistemin" kullanıldığını, bu sistemi üreten 3 tane firma olduğunu kaydetti.

Osman Güneş, 3 yıldır bakan yardımcısı olduğunu, daha önce de 4 yıl müsteşarlık yaptığını anımsatarak, şöyle konuştu: "Son aylarda, yıllarda, suç ve suçluyla, terörle mücadele hususunda yayınladığımız onlarca genelge var. Valiler, emniyet müdürleri ve jandarma komutanlarına, yüz yüze görüşerek ve bizzat benim katıldığım toplantılarda verdiğimiz açık mesaj ve talimat şudur: 'Çözüm süreci bizim dışımızdadır. Valinin, kaymakamın, emniyet müdürünün, jandarma komutanının işi, bizim işimiz terörle mücadelede suçlu ile mücadele etmektir. Nerede bir suç işleniyorsa, nerede bir terörist faaliyet varsa, kanunsuzluk varsa bize düşen, onu derhal bertaraf etmektir, yakalanmasını sağlamaktır ve yakalayarak adli mercilere iletmektir."

Cumhuriyet Gazetesi'ne yönelik olayın, ilgili savcının talimatı ile gerçekleştiğini belirten Güneş, "İhbar olduğundan bahsedildi. Savcı, bir talimat vermiş, dağıtımının hazırlığının yapıldığı o gazetenin, eki ile alınıp getirilmesini istemiş. Bir kaç örneği savcıya götürmüşler, savcı da bakmış, yayınlanmasının engellenmesi noktasında bir şey olmadığını görünce de 'normal işinize dönün' demiş. Polis, savcı bir talimat verdiğinde 'yapmıyorum' diyemez" değerlendirmesinde bulundu.

Güneş, "17 bin 500 faili meçhul cinayetle ilgili" olarak, "Benim görev sürem içerisinde, bizim dönemimizde böyle bir faili meçhul olay olmadı. Sayın milletvekili, 'AK Parti iktidarlarından önce böyle bir şey oldu' dedi. Bunun cevabını, 3 yılık bakan yardımcısı olarak ben veremem. Ama böyle bir şey olduysa, bizim önümüze getirilirse gereken yapılır" dedi.

Tasarının, "polis olmadaki yaş şartını düzenleyen" 10. maddesinin 5. fıkrasında, AK Parti ve MHP'li milletvekillerinin verdikleri ortak önergenin kabul edilmesiyle değişiklik yapıldı.

Buna göre, polis alımındaki yaş şartı, mevcut düzenlemedeki gibi 28 olacak. Tasarının mevcut halinde bu yaş şartı 26'a düşürülmüştü. Lisans mezunlarından KPSS'de bakanlıkça belirlenecek taban puanı alanlar arasından sınavın yapıldığı yılın, 31 Aralık tarihi itibarıyla 28 yaşından gün almayan erkek ve kadın adaylar arasından, sınavda başarılı olanlar polis meslek eğitim merkezlerine alınacak.

İçişleri Bakan Yardımcısı Osman Güneş, emniyetteki mevcut terfi sisteminin sürdürülebilirliğinin olmadığını belirterek, bu düzenlemeyle sistemin kendiliğinden düzenli hale geleceğini söyledi.

Güneş, TBMM İçişleri Komisyonu'nda görüşülen, "iç güvenlik tasarısının", "polislerin terfisini ve emekliye sevk edilmesini" düzenleyen 10. maddesi üzerinde, milletvekillerinin eleştiri ve sorularını yanıtladı.

Emniyet teşkilatında halen uygulanan terfi sisteminin otomatik terfi sistemi olduğunu anlatan Güneş, sadece başkomiserlikten emniyet amirliğine ve üçüncü sınıf emniyet müdürlüğünden ikinci sınıf emniyet müdürlüğüne geçişte sınav olduğunu, bunun dışında rütbedeki en az bekleme süresini tamamlayan bütün polislerin, amirlerin üst rütbeye terfi ettiğini kaydetti.

Güneş, emniyet teşkilatının rütbe mesleği olduğunu ifade ederek, "Bu terfi sistemi bugün itibarıyla, zaman içinde düzensiz bir hal aldı. Ancak bu yeni fark edilmedi, bunun hep farkındaydık. Bu yanlışın mutlaka düzeltilmesi gerektiğini hep söylüyorduk ve bununla ilgili de çalışmalar yapıyorduk" dedi.

Birinci sınıf emniyet müdürü sayısının bin 754, birinci sınıf emniyet müdürlüğü görevinde değerlendirebilecek emniyet müdürü sayısının ise 646 olduğunu dile getiren Güneş, şöyle konuştu:

"Arada bin 108 fark var. Bini aşkın emniyet müdürü, kanun sebebiyle herhangi bir aktif göreve verilememektedir. Böyle devam ederse bin 754 olan birinci sınıf emniyet müdürü sayısı, 2015 terfi dönemi itibarıyla 2 bin 122, 2019 yılında ise 4 bin 322 olacak. Bu nedenle bugünkü sistemin sürdürülebilirliği yok.

Terfilerin tümünü belli şartlara bağlıyoruz, birisi de sınav şartı. Her rütbe için ne kadar görevli olması gerektiğine ilişkin sınırlama yaptık. Emniyet teşkilatında ne kadar birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf emniyet müdürü ihtiyacı varsa, bunların oranlarını belirledik, kadrolarını sınırladık. Polis koleji ve akademiler vardı. Şimdi artık doğrudan teşkilatta polis olanlar, lisans mezunu ve belirli şartları taşımaları şartıyla, belirli hizmet süresinin sonunda, ilk kademinin ardından yukarıya doğru yükselecek. Sistem kendiliğinden düzenli bir hale gelecek."

Osman Güneş, polis koleji öğrencilerinin, giriş sınavındaki puanları dikkate alınarak, durumlarına uygun okullara yerleştirileceğini, öğretmenlerin de Milli Eğitim Bakanlığı'na nakillerinin sağlanacağını söyledi.

**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****