2009-06-02 - 14:00
CHP GRUP TOPLANTISI
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Hükümete, Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi konusunda referandum çağrısında bulundu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM Grubundaki konuşmasında, Suriye sınırındaki
mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin tartışmalara yer verdi.

Arazilerin mayından temizlenmesi isteniyorsa, Meclisin meşgul edilmesine
gerek olmadığını belirten Baykal, Başbakan ve Hükümete, ''Bu işi Hükümet olarak,
ihaleyle yapın. Eğer bu toprakları yarım asra yakın bir süre yabancı ülkeye,
'organik tarım' yap diye peşkeş çekmeye niyetliyseniz, bunu Meclise değil, gelin
millete soralım. Böyle bir niyetiniz varsa, gelin halk oylamasına, referanduma
gidelim, milletin önüne çıkalım. Çünkü milletin toprağı. Sen bunun kararını nasıl
alıyorsun, senin kaç günlük ömrün var daha belli değil'' diye seslendi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Ergenekon davası sürecini eleştirerek,
''Siyasetçiye, hukukçuya, yetkili yetkisiz herkese, 'Bu haksızlığa alet olmaktan çıkın' diyorum.
Bu haksızlığın bir parçası haline gelmeyin'' dedi.

Baykal, Ergenekon davasıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Davanın, ''kaygıyla izlendiğini, hukuk devleti kimliğini sorgulatan temel
konu olma durumunu hala sürdürdüğünü'' savunan Baykal, gelişmelerin artık bunu,
gizlenemez noktaya getirdiğini ileri sürdü. Baykal, şöyle konuştu:

''En son Başbakan, Ergenekon davasının temel belgesinin, 'bilgi kirliliği
taşıdığı ve maksatlı propaganda amacına hizmet ettiğini' kendi imzasıyla ifade
etmek durumunda kalmıştır. Ergenekon davasının altında, bir Ergenekon şeması, bir
ihbar mektubu yatmaktadır. Bu, MİT aracılığıyla Başbakanlığa ve Genelkurmaya
gönderilmiştir, sonra yargıya intikal etmiştir. Davanın temelinde böyle bir MİT
tespiti vardır. O zamanki MİT Başkanı, bu belge için 'deli saçması, hiçbir ciddi
tarafı yok ama ne yapalım, bize gelmiş istihbaratı gönderdik' demişse de bu
raporun, davanın temeli haline dönüştüğünü görmezlikten gelmek mümkün
değildir.''

Toplumun saygıdeğer insanlarının, söz konusu belgeye dayanarak
tutuklandığını ve dava sürecinin de beklenen hızla gelişmediğini anlatan Baykal,
Ergenekon davasının temel dayanaklarından birisinin de Danıştay davasında mahkum
olan bir kişinin yaptığı ifşaat olduğunu, bu kişinin beyanları üzerine iki
davanın birleştirildiğini belirtti. Baykal, söz konusu kişinin, ''kasten adam
öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımaktan 9 yıl, ablasını öldürmekten 20
yıl, öz yeğenini satarak fuhuşa aracılık etmekten 2 yıl 6 ay hapis cezaları''
aldığını, bu manzaranın görmezlikten gelinemeyeceğini ifade ederek, şöyle devam
etti:

''...Ergenekon davasının içinde gizli tanık haline dönüşüp, kendisine
yeni bir gelecek yaratmak üzere yepyeni iddialar ortaya atacak. O iddialar itibar
görecek, iddialar etrafında yargılamalar, tutuklamalar, sorgulamalar yapılacak ve
bu dava götürülecek. Yazıktır. Türkiye'ye yakışmıyor. Başbakan'a, 'Bu davanın
altında kalırsın. Çekil bu davanın altından' dedim. Şimdi bir kez daha aklı
başında herkese, siyasetçiye, hukukçuya, yetkili yetkisiz herkese, bu haksızlığa
alet olmaktan çıkın diyorum. Bu haksızlığın bir parçası haline gelmeyin.''

''BU HAKSIZLIĞA SEYİRCİ KALMAYACAĞIZ''

Baykal, Türkiye'de mafyalaşmanın üzerine gidilmesi, Güneydoğu'da terörle
mücadele edilirken hukuku ve insan hakları bir yana bırakılarak yapılan ağır
yanlışların hesabının sorulması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu:

''Elbete Türkiye'de devletin silahlarıyla, cephanesiyle devlete karşı
tertip yapmak isteyenler olabilir. Onların üzerine elbette gitmek lazımdır. Ama
Mehmet Haberal'ın, Türkan Saylan'ın bunlarla ne alakası vardır? Tutuklanan
üniversite hocalarının, rektörlerin bunlarla ne alakası vardır? Ayıp değil
midir, yazık değil midir, günah değil midir? Sen, siyasi hesabını göreceksin,
siyasi tarihimizin yeniden yazılmasını sağlayacaksın, Türkiye'de intikam ve
siyasi hesaplaşma gerçekleştireceksin diye, bu kadar haksızlığa 70 milyonun
seyirci kalması kabul edilebilir mi? 70 milyon seyirci kalsa da biz, bu
haksızlığa seyirci kalmayacağız.

Silivri'den kötü haberler, çok kaygı verici haberler geliyor. Oradaki
insanların sağlık durumlarıyla ilgili çok düşündürücü haberler geliyor. Herkesi,
bu konulara dikkatle eğilmeye çağırıyorum... Yetkilileri, yeni Adalet Bakanı'nı
bu konuda daha duyarlı olmaya çağırıyorum. Konuyla ilgilensinler. Oradan yeni acı
haberler gelebilir. Herkesin dikkatini oraya çekmek istiyorum. Değerli
profesörler, rektörler çok ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıyadırlar.''

"DENİZ FENERİ"

Türkiye'nin temel konularından birisinin de yolsuzluklar olduğunu ifade
eden Baykal, Deniz Feneri olayının üzerine gidilmediğini öne sürdü. Almanya'dan
dosyanın geldiğini anımsatan Baykal, ''Tercüme yapıldı. Gereği yapıldı mı, dava
açıldı mı?'' diye sordu. Baykal, Türkiye'de yargılama yapılmazken, Alman adli
makamlarına da yardımcı olunmadığını iddia etti.

Baykal, Hükümet Sözcüsünün, ''Davayı açarken hazırlıkları tam yapmak
lazım. Eksik bilgiyle dava açılmaz' dediğini ifade ederek, ''Sanki Ergenekon
Merih'te açılıyor...Orada da öyle yap'' dedi.

''Alman Mahkemesinin tespitlerine göre, Deniz Feneri e.V. davasının kilit
unsurlarından birisi, kuryelik yapmış kişi, RTÜK'ün başında'' diyen Baykal,
şunları kaydetti:

''Almanya, mahkum etmiş. İncelemiş, bu tespiti yapmış, bizlere
göndermiş. Biz, gereğini yapmıyoruz. Türkiye'nin bunu doğal karşılaması mümkün
mü? Böyle bir işin yapılmadığı bize söylenmiyor. Almanya'ya gittiği zaman
tutuklanacak arkadaş. Türkiye'nin en saygın olması gereken kurumlarından
birisinin başındaki kişi, Almanya sınırlarına girdiği anda tutuklanacak.
Giremiyor. Son zamanlarda hükümet bile bu tablo karşısında sıkıntıya düşmüş
olmalı ki kamuoyuna 'Canım ben, istifasının uygun olacağını kendisine ifade
ettim' diye, bireysel aklanma çabaları içine Bakanlar Kurulu üyelerinin girdiğine
tanık olduk. Bakanlar Kurulu üyeleri, 'Ben de uygun görmüyorum' demeye
çalışıyorlar. Üstelik diyenler kimler? En etkili, güçlü Başbakan Yardımcısı
konumunda bulunan ve doğrudan RTÜK'ün muhatabı konumunda olan hükümet üyesi, 'Ben
de istifaya çağırdım' diye açıklama yaptı. İki gün sonra ilgili kişi (RTÜK
Başkanı) çok büyük rahatlıkla, 'Hayır, benden istifa etmem istenmedi. İstifa
etmeyi düşünüp düşünmediğim soruldu. Ben de düşünmediğimi söyledim. Ama bu
konunun istismar edilmekte olduğunu görerek, sürem bittikten sonra 3. kez başkan
adayı olmayacağımı söyledim' dedi. Öyle anlaşılıyor ki RTÜK Başkanı'nın söylediği
doğrudur. 'İstifa et' denilmemiştir. 'İstifayı düşünmüyor musun' denilmiştir,
daha yumuşak bir şekilde temenni niteliğinde ifade edilmiştir. Bu temenniyi kabul
etmediğini ifade edince muhatabı, bir tepki de gösterilmemiş, hazmedilmiştir.''

''RTÜK ÜYELERİNE TALİMAT VERSİN''

RTÜK Başkanı Zahid Akman'a istifa çağrıları yapıldığını ifade eden
Baykal,şöyle devam etti:

''Bunu, Başbakan Yardımcısı söylüyor. Eski Adalet Bakanı 'Ne biliyorsunuz
bizim söylemediğimizi. Ben de söylemiştim' diyor. Bir başkası 'ben de
söylemiştim' diyor. Birbiri ardına herkes, bireysel kurtuluş peşinde. 'Ben de
uygun görmüyorum'' diyor. Uygun görmüyorsanız ciddi olun. Gereğini yapın. Böyle
bir insana, 'İstifa et' derseniz, istifa etmezse bunu siz hazmederseniz,
mevkinizin de makamınızın da gereğini yapamamış hale gelirsiniz. O işin bir
parçası olursunuz. Şimdi RTÜK Başkanı, Başbakan dışındaki kabinenin bütün
bakanlarını parmağında oynatıyor. Sırtını Başbakan'a dayamış, Başbakan ona sahip
çıkıyor, Başbakanla arasında çok yakın bir dayanışmanın bulunduğu anlaşılıyor. Bu
dayanışmaya da Bakanlar Kurulunun diğer üyeleri saygı gösteriyorlar. Bu,
Türkiye'nin yolsuzluklarla mücadele konusunda nasıl bir tıkanıklık içinde
bulunduğunu ortaya koyan çok acıklı bir manzaradır.

Eğer Başbakan Yardımcısı kendisine bağlı RTÜK'ün Başkanı'nı görevden
uzaklaştırması konusunda samimiyse, yapması gereken iş, derhal RTÜK üyelerine bu
doğrultuda harekete geçmeleri talimatını vermektir. Onlar ve CHP'nin oradaki
temsilcileri, bu konuyu halledebilecek durumdadırlar. Ama eğer halledemiyorlarsa,
o zaman hiç olmazsa kamuoyuna şirin gözükmek için arkasında duramayacakları
iddiaları, söylemiş gibi çıkmasınlar.''

Konuşmasında, hükümetin ekonomi politikalarını da eleştiren Baykal,
Türkiye'nin, orta vadeli ekonomik program ilan etmeye ihtiyacı olduğunu
söyledi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Hükümete, ''Suriye sınırındaki mayınlı arazileri,
yabancı bir ülkeye peşkeş çekmeye niyetliyseniz, bunu Meclise değil, gelin millete soralım,
referanduma gidelim'' çağrısında bulundu ve ''3 günlük ömrü kalan Hükümet, Türkiye'nin en değerli
toprağını uygun gördüğü, pazarlık yaptığı birilerine verecek, millet bunu kabul
edecek...Yağma yok, yapamazsınız'' dedi.

Baykal, Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesi şeklinde anlamanın, bunu çarpıtmak olduğunu söyledi.

İşin asıl önemli yanının 510 kilometre arazinin, yarım yüzyıla yakın bir
süre yabancılara kiralanması olduğunu belirten Baykal, ''Mayınların temizlenmesi
çok yaşamsal bir konu değildir. Yaşamsal konu arazinin yabancılara
kiralanmasıdır'' dedi.

Baykal, Türkiye'de yaklaşık 917 bin temizlenecek mayın bulunduğuna, ancak
gündemde sadece Suriye sınırındaki 600 bin mayının olduğuna işaret ederek, ''300
bine ne oluyor? 'Canım onu bırak...' 300 bin mayınla ilgili nasıl bir projeye
sahipsiniz? 'Bunu biz hallederiz' O zaman 600 bini de hallet. 'Bunu öyle
halledemem, araziyi yarım asır kiralamamız lazım' Sen mayın temizleme mi yoksa
araziyi kiralama mı peşindesin?'' sorusunu yöneltti.

''SAĞLAM GEREKÇEYE DAYANMAZ''

Mayın temizleme işinin gerekleriyle, toprağı verimli kullanmanın, organik
tarım yapmanın gerekleri arasında paralellik olup olmadığını soran Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:

''Toprakları mayından temizleme ile toprağı işleme ayrı iş. Bu 2 ayrı
işi, bir firmanın yapmasını ya da yapıyor gibi karşımıza gelmesini niye
istiyoruz? Eğer siz toprakları mayından temizlemek istiyorsanız, kanun çıkarmaya
gerek yok, ihale işidir, ihale yasaları var, Hükümet olarak ihale yaparsın.
Mayından temizleme değil de toprakları yabancı ülkeye yarım asra yakın süre
devredilmesi projesi peşindeysek, o da Hükümeti aşan bir iştir. Hükümetin bunu
yapması mümkün değildir. Meclisin önüne bu amaçla getirilmiştir. Bu iki
faaliyeti, tek bir ihale çerçevesine sokmayı tercih edişimiz, hiçbir sağlam
gerekçeye dayanmaz. 'Bunun parasını bulamıyoruz, çok büyük para, bildiğiniz gibi
değil. Temizleme işi muazzam iş, onun için toprağı işleyiver diyoruz' Peki bunu
yapacak olanın, toprağı işlemeye ilgi göstermesine ne neden var? O iş karlı
değilse, niye girsin, karlı ise o zaman bu teklifi yaparak, biz zarar
ediyoruz.''

''KİM BİLİR NASIL SİYASET VAR?''

Baykal, mayın temizlemenin, Türkiye'nin üstesinden gelemeyeceği, çok
büyük bir harcama gerektirmediğini ifade ederek, uzman kuruluşların, maliyetin
100-300 milyon dolar arasında olabileceğini söylediğini belirtti.

Maliyetin 300 milyon dolar olsa dahi, Türkiye'nin bu düzeyde bir
harcamayı yapamayacağının düşünülemeyeceğini vurgulayan Baykal, Başbakan'a 61
milyon dolara uçak alındığını, Türkiye'nin, yaptığı anlaşma gereği İran'a,
kullanmadığı doğalgaz için 700 milyon dolar ödediğini söyledi. Baykal, işin,
Suriye topraklarının mayından temizlemesinin faturasına gelince, ''al bunları,
yarım asır sen kullan'' denilemeyeceğini belirtti.

''Akıl var, izan var'' diyen Baykal, bu toprağın, Ortadoğu krizinin
hassas, terör coğrafyasında bir toprak olduğunu, bunun güneyinde Suriyeli
Müslümanlar, kuzeyinde ise Anadolulu Müslüman Türklerin bulunduğunu anımsattı.
Baykal, ''(Araya da başka bir uluslararası kuruluşu getireceğiz) bunun ticaret
diye söylenmesi, normal ticari bir işlem diye kabul edilmesi mümkün mü? Bunun
arkasında siyaset yok mu? Kim bilir hangi siyaset var? Barış, bölgede istikrar
siyaseti mi var? Bölgeyi karıştırmak isteyenlerin mi siyaseti var?'' diye
sordu.

''TERCİH Mİ MECBURİYET Mİ?''

CHP Genel Başkanı Baykal, bunları dile getirdiklerinde Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın, ''faşizan eğilimler'' dediğini belirterek, ''Başbakan bu
yanlış projeyi, faşizm şantajıyla, Türkiye'ye kabul ettiremez. Faşizmi
konuşacaksak, gel konuşalım. Sosyolojik, siyasi, sıradan, günlük faşizmleri
konuşalım'' dedi.

Toprakların mayından temizlenmesi ve kullanılmasının ayrı işler olduğunu
vurgulayan Baykal, konuşmasına şöyle devam etti:

''Birincisi yapılacaksa, devlet olarak biz yapacağız. Biz yapamıyorsak,
uluslararası ihaleye çıkacağız. Ama topraklarımızı, tertemiz biz alacağız. Meclis
kararıyla, her ikisini bir araya getirmeye çalışıyorlar. Bu olmaz. Başbakan'a ve
iktidara açıkça söylüyorum; Eğer siz araziyi mayından temizlemeyi düşünüyorsanız,
Meclisi meşgul etmenize gerek yok. O işi, Hükümet olarak, ihaleyle yaptırın. Eğer
bu toprakları, yarım asra yakın bir süre, yabancı bir ülkeye, 'organik tarım yap'
diye peşkeş çekmeye niyetliyseniz, bunu Meclise değil, gelin millete soralım.
Böyle bir niyetiniz varsa, halk oylamasına, referanduma gidelim, milletin önüne
çıkalım. Çünkü milletin toprağı. Sen bunun kararını nasıl alıyorsun, senin kaç
günlük ömrün var daha belli değil. Türkiye'nin en değerli toprağını, 3 günlük
ömrü kalan Hükümet, yarım asra yakın süre, uygun gördüğü, pazarlık yaptığı
birilerine verecek, bu millet de bunu kabul edecek... Yağma yok, yapamazsınız. Bu
Hükümeti aşan bir iştir.

Bu kadar muhalefete, tepkiye rağmen, her şey bu kadar açık olmasına
rağmen, haksız, yanlış iş olduğu sağduyu sahibi herkesin aklına, vicdanına
yerleşmesine rağmen, AKP'li aklı başında pek çok milletvekilinin dahi yanlış iş
olduğunu düşündüğü noktada, Başbakan bu işi niye bu kadar ısrarla takip ediyor?
Bu ısrarın arkasındaki neden ne? Tercih mi mecburiyet mi? Neyin bedeli bu? Bu
projenin, Ortadoğu ile ilgili büyük planlamayla bir ilişkisi var mı?''

''TBMM, TARİHİ SINAV VERİYOR''

CHP Lideri Baykal, bu konuda tarihi bir görev yaptıklarını dile
getirerek, Mecliste ve Meclis sonrasında, hukukta bu mücadelelerini
sürdüreceklerini bildirdi.

Baykal, bölgede yaşayanların, böyle bir nifak projesinin topraklarda
tezgahlanmasına izin vermeyeceğine inandığını söyledi. Baykal, bölgede yaşayan
topraksız köylülerin, mayının bedelini ödeyenlerin, yeni projenin en sağlam
dayanakları olması gerektiğini belirtti.

TBMM'nin tarihi bir sınav verdiğini ifade eden Baykal, sözlerini, ''Böyle
bir sınavı 1 Mart 2003'te parlak bir başarıyla verdik. Umut ediyorum, yine
CHP'nin öncülüğünde, Mecliste sağduyuyu temsil eden arkadaşların katkılarıyla,
bunu engellemeyi başarırız, başarmak zorundayız. Türkiye'ye, bize yakışan budur''
diye tamamladı.