2013-04-04 - 14:41
TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Hukuk Alt Komisyonu, bilgi almak amacıyla gazetecileri dinledi. Alt Komisyon, AK Parti Elazığ Milletvekili Şuay Alpay'ın başkanlığında çalışmalarına devam etti.
TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Hukuk Alt Komisyonu, bilgi almak amacıyla gazetecileri dinledi.
Alt Komisyon, AK Parti Elazığ Milletvekili Şuay Alpay'ın başkanlığında çalışmalarına devam etti.
Metehan Demir, komisyonda yaptığı sunumda, Başbakan'dan Genelkurmay Başkanlığı'na, MİT Müsteşarlığı'na kadar çok kritik kurumda bulunan isimlerin dinlenmesiyle karşı karşıya olunduğunu belirterek, ciddiyetle üzerine gidilmesi gereken yasadışı bir durum bulunduğunu kaydetti.
Burada en büyük motivasyon kaynağının, ibret için bu işi yapanlardan birinin yakalanmaması olduğunu ifade eden Demir, yasadışı dinlemenin yüksek teknoloji, zeka ve birikim gerektirdiğini vurguladı.
Her zaman, ''şunların şunların kasetleri, ses kayıtları varmış. Zamanı gelince çıkacakmış'' gibi bilgilerin geldiğini belirten Demir, ''Aslında bu bilgiler bize gelmiyor. Gazetecilere bu tip bilgiler ve kulisler verilerek muhatap kişilerin kulağına kaçırılması sağlanarak, psikolojik olarak devre dışı olması sağlanıyor'' dedi.
Bu işlerin birikimi olmayan insanlar tarafından yapılmasının mümkün olmadığını yineleyen Demir, şöyle devam etti:
''Mutlaka birikimi olan ve o kurumlardan artık jandarma istihbarat mı, MİT mi, askeri istihbarat mı, polis mi Bilmiyorum ama bu işlerin birikimleri olan yerlerden gelen kişiler olduğu, ayrıldıktan sonra bu işleri yaptığı insanın aklına geliyor'' diye konuştu.
Demir, Türkiye'de devletin derin yapılara karşı sığ kalması problemi bulunduğunu söyledi.
İstihbaratın en sevdiği huylardan birinin depolama olduğunu ifade eden Demir, ''Ellerindeki malzemenin tamamını verdiler mi vermediler mi? Bu da Ankara'nın en çok prim yapan dedikodularından bir tanesi'' dedi.
Başbakan'ın ofisinde bulunan böceklere değinen Demir, şöyle devam etti:
''Adli perde arkasına, delillerine bakılmadan, 'Başbakan son olarak kiminle krize girmişti, böyle olmuştu. O zamanlar bunlar yapmıştır.' O kadar düz bir mantık ki. Hemen olayı kafamızda çözüyoruz. Ama istihbarat örgütlerinin en sevdiği şeylerden biri de iki düşmanı sık sık karşı karşıya getirmeden aldığı hazdır ya da iki rakip olarak bilinen yapıyı karşı karşıya getirip, oradan kazanacağı stratejik komisyondur, ranttır. Orası Başbakan'ın ikametgahının giriş katındaki bir yer. Çok aktif olarak kullanılan, çok kritik görüşmelerin yapıldığı, devlet meselelerinin tartışıldığı bir yer değil. Başbakan'ın kullandığı konut ya da makamında böyle bir şey olursa çok dikkatlice üzerinde durmak lazım. Ama bu verdiği mesaj ya da kafamızda yarattığı dalgalar açısından istediği noktaya ulaşmıştır. Öyle bir ortam yarattı ki, çok iyi çalışılmış, çok iyi yaratılmış.''
Demir, çözüm sürecin mayınlanması adına ''acayip' iddialar geldiğini dile getirerek, ''Son dönemde bu işle uğraşan yabancı servisler olsun, profesyonel servisler olsun bu süreci baltalamak için... Sadece bu işler mayınlı saldırıyla olmaz, bu işin bazen psikolojik eylem safhası çok daha fazla zararları beraberinde getirir. Bu tip boyuta geçtik. Araştırılmazsa, durdurup, doğruluk payına bakmazsak birinin kafasına kurt düşürse bu süreci çok ağır şekilde zedelersiniz. Bu da tam onların ekmeğine yağ sürmek olur'' dedi.
Bağımsız İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu da ''Sorumluyu biz ararken kimler diye Metehan beye soruyoruz. Metehan beyin 'siz iktidar, muhalefet partisisiniz, Meclis'tesiniz, bizim bu soruyu size sormamız lazım' demesi gerek'' ifadesi üzerine Alpay, bunun bir araştırma komisyonu olduğunu anımsattı. Alpay, ''Siz öyle bir soruyla başlarsanız, kendimize, siyaset kurumuna, milletvekili kurumana kötülük etmiş oluruz. Metehan bey misafirimiz, yargılama yapıyor değiliz'' dedi.
Barutçu'nun , ''Konuşmamda bir beis mi var, önce onu ifade edin. Konuşmamdan niye rahatsız oluyorsunuz?'' sorusu üzerine Alpay, ''Biz milletvekiliyiz. Siyaset kurumu şamar oğlanı değildir'' yanıtını verdi.
Demir, Deniz Baykal ile MHP milletvekillerinin kasetlerini anımsatarak, insanların bu şekilde mahkum, kurban edilmesini doğru bulmadığını ama maalesef Türkiye'de bu işlerin bel altı çalıştığını söyledi.
Devletin kritik kurumlarında bulunan kişilerin dinlenmesinin mutlaka birikimli kişiler tarafından yapıldığını yineleyen Demir, şunları kaydetti:
''Başbakan'ın odasına dinleme cihazı, üçlü priz yerleştirebilecek kadar cüret sahibi olan kişi bunun psikolojik eğitimini almıştır. O prizi oraya koyuyor, oraya yerleştiriyor, o kaset görüntülerini bir yerlere yerleştiriyor, ses kayıt cihazlarını Genelkurmay Başkanı'nın odasında bir yerlere koyuyor. Bunun için eğitimlidir, içeriden bağlantısı vardır. Bunlar maalesef gerçekler. Çünkü içeri girerken, 'sen kimsin' diye sorarlar. O yüzden, 'devlet derinliğe insin' diyorum. Bunu yapabilecek teknolojik altyapıya ve bilgiye sahip kişilerin de mutlaka ve mutlaka artık o kurumda olmasa bile, bu işin rahle-i tedrisatından geçmiş kişiler olması lazım. Yurtdışında eğitilmiştir, belki başka bir iş yapıyordur. Ama bu işin eğitimini almayan bu işi yapamaz.''
Kendisini en çok, ''bugüne kadar kimin hakkında ne kadar ve nasıl bir kayıt yapıldı ve nerelerde depolanıyor' konusunun endişelendirdiğini vurgulayan Demir, bu depoların tamamının boşaltılmadığını ve hala bir yerlerde bir şeylerin olduğunu düşündüğünü söyledi.
''Çünkü bu işler, böyle yürür. Size bir korku verdiyse bir amaç için yola çıkılmıştır'' diyen Demir, istihbaratın ana amaçlara ulaşmak için kullanılan enstrümanlardan bir tanesi olduğunu kaydetti. Demir, ''Belki sadece ellerindekinden birazını verdiler. Belki Başbakan ile ilgili Genelkurmay Başkanı, MİT ya da yürüyen süreçlerle ilgili başka ses kayıtlarıyla da karşılaşabiliriz. Bilmiyoruz. Beni en çok endişelendiren bu. Ne, ne kadar kaydedildi. 'Korkacak bir şeyimiz yok canım ne kaydedildiyse kaydedildi' ifadesi bir ülkeye aidiyet ve güven duygusunu zedeler'' şeklinde konuştu.
Mustafa Kartoğlu da dinlemelerin teknik olarar çok kolaylaştığını, bunun önlenmesi konusunda da insanların çok umutlu olmadığını söyledi.
Dinlemelerin nasıl yapıldığı konusunda bilgi sahibi olmadığını ifade eden Kartoğlu, ''İnsanlarda ne kadar dinleme algısı varsa bende de o kadar var'' dedi.
Politikacıların ya da hükümet üyelerinin, ''Bir sorun yok bende, bir sıkıntım olmadığına göre telefonda rahat konuşuyorum'' demesinin de bir anlamı olmadığını belirten Kartoğlu, ''Bir sıkıntınızın olması gerekmiyor. Birisi hakkında telefonda konuşurken bazı şeyler söyleyebilirsiniz'' diye konuştu.
İnsanların ''dinleniyor'' olduğunu düşünmesine medyanın da biraz çanak tuttuğunu kaydeden Kartoğlu, bu konuda medyanın kendisini eleştirmesi gerektiğini vurguladı.
Kartoğlu, telefonda en ufak bir arıza olduğunda ''dinleniyor muyum'' diye huylandığının altını çizerek, ''Ama bana kimse, 'telefonların dinleniyor, dikkat et' demedi. Ama şunu yaptığımı söyleyebilirim. Görüşmelerimi mümkün olduğunca özel değil, şirket telefonundan yapıyorum. Böyle bir minik tedbirim var' şeklinde konuştu.
TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Hukuk Alt Komisyonu, bilgi almak amacıyla gazetecileri dinledi.
Alt Komisyon AK Parti Elazığ Milletvekili Şuay Alpay başkanlığında çalışmalarına devam etti.
Cumhuriyet Gazetesi Genel Koordinatörü Akın Atalay komisyonda yaptığı sunumda, o dönem Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile ilgili yapılan soruşturma esnasında CMK 135. maddeye göre adli dinleme kararı alındığını anlattı.
Balbay'ın ev telefonu ve şahsi telefonlarının yanı sıra gazetenin Ankara bürosunun santralinin dinlenmesi kararının alındığını da belirten Atalay, şöyle devam etti:
''Dinleme kararının içeriğinde gazetenin santral telefonu olduğu belli. Gazetenin Ankara bürosunda yaklaşık 40 kişi çalışıyor. Bütün görüşmeleri, haber kaynakları, bürokratlarla, kamu görevlileriyle bu telefondan gerçekleştiriyorlar. Görüyoruz ki o kadar büyük bir özensizlik var ki bunun ifşa edilmesinde de hiçbir sakınca görülmüyor.
Ankara'da çalışan arkadaşlar aradılar. Yüzlerce kişinin aradığı bu gazete bürosunu birkaç aydın bırakın, bürokratlar hiç kimse aramıyor. Çok yakın arkadaşlarımız, 'ne haber, nasılsın' diye aramıyor. Bu Ankara temsilciliğinin haber alma, haber verme hakkını elinden aldı.''
Atalay, gazetenin yasadışı dinlendiğini düşündüğünü iddia etti.
Atalay, istihbarat dinlemeleriyle ilgili olarak parlamentonun mutlaka etkili bir denetim görevini yerine getirmesi, bunun için etkili bir komisyon oluşturması, istihbarat dinlemelerine ilişkin mutlaka etkin bir denetim sistemi getirmesi gerektiği düşüncesini dile getirdi.
Şuay Alpay, komisyona, ''Meclis bünyesinde daimi komisyon diyebilir miyiz- Önemli bir öneri olabilir'' ifade etmesi üzerine Atalay, ''Bu yaptıkları takip dinleme ve kaydetme işlemleriyle ilgili parlamentoya karşı hesap verebileceğini bilmeli'' diye konuştu.
Atalay, bugün bile Cumhuriyet Gazetesi'nin İstanbul, Ankara santralinin dinlendiğini, gazetecilerin haber kaynaklarıyla ne konuştuğunun takip edildiğini düşündüğünü söyledi.
Taraf Gazetesi yazarı Melih Altınok ise her vatandaş gibi dinlendiğini düşündüğünü ama kaygılanmadığını dile getirdi. Altınok, dinleme konusunda zaman zaman bazen iyi niyetli insanlardan uyarılar aldıklarını kaydetti.
Haber kaynaklarının özellikle son birkaç yıl içinde telefonla görüşmek istemediklerini belirten Altınok, ''Kamuoyunun kanaatini paylaşıyorum. Özellikle Ergenekon ve Balyoz davalarının kamuoyuna mal olmasıyla, bazı tapelerin, bazı dinlemelerin yayımlanmasıyla birlikte o algının daha yükseldiğini düşünüyorum'' dedi.
Gazetecilik etiği açısından kesinlikle yasadışı dinlemelere ulaşsalar da, ellerine geçse de yayımlamadıklarını belirten Altınok, şöyle devam etti:
''Çok ulaşıyor Taraf Gazetesi'ne takdir edersiniz. Yayımlamıyoruz, bunları kullanmıyoruz. Hiçbir şekilde yasal olmayan delillere biz de haberlerimizde, yorumlarımızda yer vermemeye çalışıyoruz. Bu odaklar bu dinlemeyi yapıyorlarsa bunları kamuoyuna medya vasıtasıyla ulaştırıyorlar. Medya bu konuda etik bağlamda bir tavır koyarsa, bu tarz şeylerin işlevselliğini yitireceğini düşünüyorum.''
Daha sonra komisyon üyelerinin sorularını yanıtlayan Altınok, hiçbir kurum veya kişiyi ayırmadan son derece sert muhalefet yaptıklarını söyledi.
Mehmet Baransu'ya, ''bavulla belge'' geldiği ifadeleri üzerine Altınok, şunları söyledi:
''Bavulla belgeler geldi. Bunu her gazeteci kullanır, biz de bu belgelere baktık, yayımladık ve savcılığa teslim ettik. Onların içerisinde kişilik haklarını zedeleyecek şeyler konusunda hassasiyetle davranıp çok sınırlı bir yayımlama faaliyetinde bulunduk. Bizim yayımladığımız belgelerin de gerçeği yansıttığının bugün mahkemelerin verdiği kararlarla tescil edildiğini düşünüyorum.
Türkiye'nin en önemli demokratikleşme davalarında elinize birilerinin önce 'kağıt parçası, ıslak imza değil' dediği, sonra da kabul ettiği birtakım resmi belgeler geliyorsa...
'Balyoz davasıyla üretilmiş delil' dediğiniz şey bugün mahkemede hüküm verildi ve o belgeleri bizim yazdığımız dahi iddia edildi. Önce denildi ki bu belgelerin hard diski yazıldı, ortaya çıkmalıdır. Gölcük'te Donanma Komutanlığı'nın karolarının altında o belgeler çıktı, o bilgisayar da çıktı, o hard diskte çıktı.''
Bu belgelerin gerçek olduğunu, bu darbe girişimlerinin doğru olduğunu düşündüklerini anlatan Altınok, ''Balyoz ve Ergenekon davaları açılmasaydı, bugün barış sürecinde bu aşamaya gelinmeyeceğini düşünüyorum'' şeklinde konuştu.
Altınok, bu belgeleri verenlerin, bu ilişkilerin içerisindeki isimler olduğunu ifade ederek, ''Resmi antetli kağıtlar, CD'ler birilerinin eline geçiyorsa kuşkusuz o ilişkilerin içerisinde insanlardır. Bizim söylediğimiz gibi onlar da 'vicdani sorumluluklarını yerine getirdiklerini, Türkiye'nin demokratikleşmesi, bu sürecin açığa çıkması için bir risk aldıklarını' söylüyorlar. Ben de, 'beyan esastır' diye düşünüyorum'' dedi.
Dicle Haber Ajansı Haber Müdürü Abdurrahman Gök de komisyon üyelerinin sorularını yanıtlarken, AK Parti Yozgat Milletvekili Yusuf Başer, tutuklu gazetecilerin, mesleki kimliklerinden değil, daha çok suç örgütüne üyelik ile buna benzer suçlardan tutuklu olduğunu belirterek, ''Gazetecinin suç işleme özgürlüğü sizce var mı, yok mu-'' diye sordu.
Gök, hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü bulunmadığını belirtti.
BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ise, Başer'e, ''Hukukçu olarak böyle bir soru sormanızı ben yadırgıyorum'' dedi.
Başbakan'ın da bakanların da suç işleme özgürlüğü bulunmadığını ifade eden Kaplan, usturubuyla soru sorulmasını istedi. Başer de, ''Usturubuyla konuşuyoruz. Ne konuştuğumuzu da biliyoruz'' karşılığını verdi.
Kaplan ise, ''İzninizle lütfen burada birbirimize tahammül ederek, dinleyeceğiz. DİHA'nın suç işleme özgürlüğü yok, yandaş ve candaş medyanın da yok'' diye konuştu.
Alt Komisyon, AK Parti Elazığ Milletvekili Şuay Alpay'ın başkanlığında çalışmalarına devam etti.
Metehan Demir, komisyonda yaptığı sunumda, Başbakan'dan Genelkurmay Başkanlığı'na, MİT Müsteşarlığı'na kadar çok kritik kurumda bulunan isimlerin dinlenmesiyle karşı karşıya olunduğunu belirterek, ciddiyetle üzerine gidilmesi gereken yasadışı bir durum bulunduğunu kaydetti.
Burada en büyük motivasyon kaynağının, ibret için bu işi yapanlardan birinin yakalanmaması olduğunu ifade eden Demir, yasadışı dinlemenin yüksek teknoloji, zeka ve birikim gerektirdiğini vurguladı.
Her zaman, ''şunların şunların kasetleri, ses kayıtları varmış. Zamanı gelince çıkacakmış'' gibi bilgilerin geldiğini belirten Demir, ''Aslında bu bilgiler bize gelmiyor. Gazetecilere bu tip bilgiler ve kulisler verilerek muhatap kişilerin kulağına kaçırılması sağlanarak, psikolojik olarak devre dışı olması sağlanıyor'' dedi.
Bu işlerin birikimi olmayan insanlar tarafından yapılmasının mümkün olmadığını yineleyen Demir, şöyle devam etti:
''Mutlaka birikimi olan ve o kurumlardan artık jandarma istihbarat mı, MİT mi, askeri istihbarat mı, polis mi Bilmiyorum ama bu işlerin birikimleri olan yerlerden gelen kişiler olduğu, ayrıldıktan sonra bu işleri yaptığı insanın aklına geliyor'' diye konuştu.
Demir, Türkiye'de devletin derin yapılara karşı sığ kalması problemi bulunduğunu söyledi.
İstihbaratın en sevdiği huylardan birinin depolama olduğunu ifade eden Demir, ''Ellerindeki malzemenin tamamını verdiler mi vermediler mi? Bu da Ankara'nın en çok prim yapan dedikodularından bir tanesi'' dedi.
Başbakan'ın ofisinde bulunan böceklere değinen Demir, şöyle devam etti:
''Adli perde arkasına, delillerine bakılmadan, 'Başbakan son olarak kiminle krize girmişti, böyle olmuştu. O zamanlar bunlar yapmıştır.' O kadar düz bir mantık ki. Hemen olayı kafamızda çözüyoruz. Ama istihbarat örgütlerinin en sevdiği şeylerden biri de iki düşmanı sık sık karşı karşıya getirmeden aldığı hazdır ya da iki rakip olarak bilinen yapıyı karşı karşıya getirip, oradan kazanacağı stratejik komisyondur, ranttır. Orası Başbakan'ın ikametgahının giriş katındaki bir yer. Çok aktif olarak kullanılan, çok kritik görüşmelerin yapıldığı, devlet meselelerinin tartışıldığı bir yer değil. Başbakan'ın kullandığı konut ya da makamında böyle bir şey olursa çok dikkatlice üzerinde durmak lazım. Ama bu verdiği mesaj ya da kafamızda yarattığı dalgalar açısından istediği noktaya ulaşmıştır. Öyle bir ortam yarattı ki, çok iyi çalışılmış, çok iyi yaratılmış.''
Demir, çözüm sürecin mayınlanması adına ''acayip' iddialar geldiğini dile getirerek, ''Son dönemde bu işle uğraşan yabancı servisler olsun, profesyonel servisler olsun bu süreci baltalamak için... Sadece bu işler mayınlı saldırıyla olmaz, bu işin bazen psikolojik eylem safhası çok daha fazla zararları beraberinde getirir. Bu tip boyuta geçtik. Araştırılmazsa, durdurup, doğruluk payına bakmazsak birinin kafasına kurt düşürse bu süreci çok ağır şekilde zedelersiniz. Bu da tam onların ekmeğine yağ sürmek olur'' dedi.
Bağımsız İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu da ''Sorumluyu biz ararken kimler diye Metehan beye soruyoruz. Metehan beyin 'siz iktidar, muhalefet partisisiniz, Meclis'tesiniz, bizim bu soruyu size sormamız lazım' demesi gerek'' ifadesi üzerine Alpay, bunun bir araştırma komisyonu olduğunu anımsattı. Alpay, ''Siz öyle bir soruyla başlarsanız, kendimize, siyaset kurumuna, milletvekili kurumana kötülük etmiş oluruz. Metehan bey misafirimiz, yargılama yapıyor değiliz'' dedi.
Barutçu'nun , ''Konuşmamda bir beis mi var, önce onu ifade edin. Konuşmamdan niye rahatsız oluyorsunuz?'' sorusu üzerine Alpay, ''Biz milletvekiliyiz. Siyaset kurumu şamar oğlanı değildir'' yanıtını verdi.
Demir, Deniz Baykal ile MHP milletvekillerinin kasetlerini anımsatarak, insanların bu şekilde mahkum, kurban edilmesini doğru bulmadığını ama maalesef Türkiye'de bu işlerin bel altı çalıştığını söyledi.
Devletin kritik kurumlarında bulunan kişilerin dinlenmesinin mutlaka birikimli kişiler tarafından yapıldığını yineleyen Demir, şunları kaydetti:
''Başbakan'ın odasına dinleme cihazı, üçlü priz yerleştirebilecek kadar cüret sahibi olan kişi bunun psikolojik eğitimini almıştır. O prizi oraya koyuyor, oraya yerleştiriyor, o kaset görüntülerini bir yerlere yerleştiriyor, ses kayıt cihazlarını Genelkurmay Başkanı'nın odasında bir yerlere koyuyor. Bunun için eğitimlidir, içeriden bağlantısı vardır. Bunlar maalesef gerçekler. Çünkü içeri girerken, 'sen kimsin' diye sorarlar. O yüzden, 'devlet derinliğe insin' diyorum. Bunu yapabilecek teknolojik altyapıya ve bilgiye sahip kişilerin de mutlaka ve mutlaka artık o kurumda olmasa bile, bu işin rahle-i tedrisatından geçmiş kişiler olması lazım. Yurtdışında eğitilmiştir, belki başka bir iş yapıyordur. Ama bu işin eğitimini almayan bu işi yapamaz.''
Kendisini en çok, ''bugüne kadar kimin hakkında ne kadar ve nasıl bir kayıt yapıldı ve nerelerde depolanıyor' konusunun endişelendirdiğini vurgulayan Demir, bu depoların tamamının boşaltılmadığını ve hala bir yerlerde bir şeylerin olduğunu düşündüğünü söyledi.
''Çünkü bu işler, böyle yürür. Size bir korku verdiyse bir amaç için yola çıkılmıştır'' diyen Demir, istihbaratın ana amaçlara ulaşmak için kullanılan enstrümanlardan bir tanesi olduğunu kaydetti. Demir, ''Belki sadece ellerindekinden birazını verdiler. Belki Başbakan ile ilgili Genelkurmay Başkanı, MİT ya da yürüyen süreçlerle ilgili başka ses kayıtlarıyla da karşılaşabiliriz. Bilmiyoruz. Beni en çok endişelendiren bu. Ne, ne kadar kaydedildi. 'Korkacak bir şeyimiz yok canım ne kaydedildiyse kaydedildi' ifadesi bir ülkeye aidiyet ve güven duygusunu zedeler'' şeklinde konuştu.
Mustafa Kartoğlu da dinlemelerin teknik olarar çok kolaylaştığını, bunun önlenmesi konusunda da insanların çok umutlu olmadığını söyledi.
Dinlemelerin nasıl yapıldığı konusunda bilgi sahibi olmadığını ifade eden Kartoğlu, ''İnsanlarda ne kadar dinleme algısı varsa bende de o kadar var'' dedi.
Politikacıların ya da hükümet üyelerinin, ''Bir sorun yok bende, bir sıkıntım olmadığına göre telefonda rahat konuşuyorum'' demesinin de bir anlamı olmadığını belirten Kartoğlu, ''Bir sıkıntınızın olması gerekmiyor. Birisi hakkında telefonda konuşurken bazı şeyler söyleyebilirsiniz'' diye konuştu.
İnsanların ''dinleniyor'' olduğunu düşünmesine medyanın da biraz çanak tuttuğunu kaydeden Kartoğlu, bu konuda medyanın kendisini eleştirmesi gerektiğini vurguladı.
Kartoğlu, telefonda en ufak bir arıza olduğunda ''dinleniyor muyum'' diye huylandığının altını çizerek, ''Ama bana kimse, 'telefonların dinleniyor, dikkat et' demedi. Ama şunu yaptığımı söyleyebilirim. Görüşmelerimi mümkün olduğunca özel değil, şirket telefonundan yapıyorum. Böyle bir minik tedbirim var' şeklinde konuştu.
TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Hukuk Alt Komisyonu, bilgi almak amacıyla gazetecileri dinledi.
Alt Komisyon AK Parti Elazığ Milletvekili Şuay Alpay başkanlığında çalışmalarına devam etti.
Cumhuriyet Gazetesi Genel Koordinatörü Akın Atalay komisyonda yaptığı sunumda, o dönem Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile ilgili yapılan soruşturma esnasında CMK 135. maddeye göre adli dinleme kararı alındığını anlattı.
Balbay'ın ev telefonu ve şahsi telefonlarının yanı sıra gazetenin Ankara bürosunun santralinin dinlenmesi kararının alındığını da belirten Atalay, şöyle devam etti:
''Dinleme kararının içeriğinde gazetenin santral telefonu olduğu belli. Gazetenin Ankara bürosunda yaklaşık 40 kişi çalışıyor. Bütün görüşmeleri, haber kaynakları, bürokratlarla, kamu görevlileriyle bu telefondan gerçekleştiriyorlar. Görüyoruz ki o kadar büyük bir özensizlik var ki bunun ifşa edilmesinde de hiçbir sakınca görülmüyor.
Ankara'da çalışan arkadaşlar aradılar. Yüzlerce kişinin aradığı bu gazete bürosunu birkaç aydın bırakın, bürokratlar hiç kimse aramıyor. Çok yakın arkadaşlarımız, 'ne haber, nasılsın' diye aramıyor. Bu Ankara temsilciliğinin haber alma, haber verme hakkını elinden aldı.''
Atalay, gazetenin yasadışı dinlendiğini düşündüğünü iddia etti.
Atalay, istihbarat dinlemeleriyle ilgili olarak parlamentonun mutlaka etkili bir denetim görevini yerine getirmesi, bunun için etkili bir komisyon oluşturması, istihbarat dinlemelerine ilişkin mutlaka etkin bir denetim sistemi getirmesi gerektiği düşüncesini dile getirdi.
Şuay Alpay, komisyona, ''Meclis bünyesinde daimi komisyon diyebilir miyiz- Önemli bir öneri olabilir'' ifade etmesi üzerine Atalay, ''Bu yaptıkları takip dinleme ve kaydetme işlemleriyle ilgili parlamentoya karşı hesap verebileceğini bilmeli'' diye konuştu.
Atalay, bugün bile Cumhuriyet Gazetesi'nin İstanbul, Ankara santralinin dinlendiğini, gazetecilerin haber kaynaklarıyla ne konuştuğunun takip edildiğini düşündüğünü söyledi.
Taraf Gazetesi yazarı Melih Altınok ise her vatandaş gibi dinlendiğini düşündüğünü ama kaygılanmadığını dile getirdi. Altınok, dinleme konusunda zaman zaman bazen iyi niyetli insanlardan uyarılar aldıklarını kaydetti.
Haber kaynaklarının özellikle son birkaç yıl içinde telefonla görüşmek istemediklerini belirten Altınok, ''Kamuoyunun kanaatini paylaşıyorum. Özellikle Ergenekon ve Balyoz davalarının kamuoyuna mal olmasıyla, bazı tapelerin, bazı dinlemelerin yayımlanmasıyla birlikte o algının daha yükseldiğini düşünüyorum'' dedi.
Gazetecilik etiği açısından kesinlikle yasadışı dinlemelere ulaşsalar da, ellerine geçse de yayımlamadıklarını belirten Altınok, şöyle devam etti:
''Çok ulaşıyor Taraf Gazetesi'ne takdir edersiniz. Yayımlamıyoruz, bunları kullanmıyoruz. Hiçbir şekilde yasal olmayan delillere biz de haberlerimizde, yorumlarımızda yer vermemeye çalışıyoruz. Bu odaklar bu dinlemeyi yapıyorlarsa bunları kamuoyuna medya vasıtasıyla ulaştırıyorlar. Medya bu konuda etik bağlamda bir tavır koyarsa, bu tarz şeylerin işlevselliğini yitireceğini düşünüyorum.''
Daha sonra komisyon üyelerinin sorularını yanıtlayan Altınok, hiçbir kurum veya kişiyi ayırmadan son derece sert muhalefet yaptıklarını söyledi.
Mehmet Baransu'ya, ''bavulla belge'' geldiği ifadeleri üzerine Altınok, şunları söyledi:
''Bavulla belgeler geldi. Bunu her gazeteci kullanır, biz de bu belgelere baktık, yayımladık ve savcılığa teslim ettik. Onların içerisinde kişilik haklarını zedeleyecek şeyler konusunda hassasiyetle davranıp çok sınırlı bir yayımlama faaliyetinde bulunduk. Bizim yayımladığımız belgelerin de gerçeği yansıttığının bugün mahkemelerin verdiği kararlarla tescil edildiğini düşünüyorum.
Türkiye'nin en önemli demokratikleşme davalarında elinize birilerinin önce 'kağıt parçası, ıslak imza değil' dediği, sonra da kabul ettiği birtakım resmi belgeler geliyorsa...
'Balyoz davasıyla üretilmiş delil' dediğiniz şey bugün mahkemede hüküm verildi ve o belgeleri bizim yazdığımız dahi iddia edildi. Önce denildi ki bu belgelerin hard diski yazıldı, ortaya çıkmalıdır. Gölcük'te Donanma Komutanlığı'nın karolarının altında o belgeler çıktı, o bilgisayar da çıktı, o hard diskte çıktı.''
Bu belgelerin gerçek olduğunu, bu darbe girişimlerinin doğru olduğunu düşündüklerini anlatan Altınok, ''Balyoz ve Ergenekon davaları açılmasaydı, bugün barış sürecinde bu aşamaya gelinmeyeceğini düşünüyorum'' şeklinde konuştu.
Altınok, bu belgeleri verenlerin, bu ilişkilerin içerisindeki isimler olduğunu ifade ederek, ''Resmi antetli kağıtlar, CD'ler birilerinin eline geçiyorsa kuşkusuz o ilişkilerin içerisinde insanlardır. Bizim söylediğimiz gibi onlar da 'vicdani sorumluluklarını yerine getirdiklerini, Türkiye'nin demokratikleşmesi, bu sürecin açığa çıkması için bir risk aldıklarını' söylüyorlar. Ben de, 'beyan esastır' diye düşünüyorum'' dedi.
Dicle Haber Ajansı Haber Müdürü Abdurrahman Gök de komisyon üyelerinin sorularını yanıtlarken, AK Parti Yozgat Milletvekili Yusuf Başer, tutuklu gazetecilerin, mesleki kimliklerinden değil, daha çok suç örgütüne üyelik ile buna benzer suçlardan tutuklu olduğunu belirterek, ''Gazetecinin suç işleme özgürlüğü sizce var mı, yok mu-'' diye sordu.
Gök, hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü bulunmadığını belirtti.
BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ise, Başer'e, ''Hukukçu olarak böyle bir soru sormanızı ben yadırgıyorum'' dedi.
Başbakan'ın da bakanların da suç işleme özgürlüğü bulunmadığını ifade eden Kaplan, usturubuyla soru sorulmasını istedi. Başer de, ''Usturubuyla konuşuyoruz. Ne konuştuğumuzu da biliyoruz'' karşılığını verdi.
Kaplan ise, ''İzninizle lütfen burada birbirimize tahammül ederek, dinleyeceğiz. DİHA'nın suç işleme özgürlüğü yok, yandaş ve candaş medyanın da yok'' diye konuştu.
