2007-10-16 - 14:20
BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''ŞUNU KESİN BİR DİLLE HERKES SÖYLEYEBİLMELİDİR: HAYATINI KAYBEDEN VATANDAŞLARIMIZ, GÜVENLİK MENSUPLARIMIZ BİZİM ŞEHİTLERİMİZDİR, ŞEHİTLERİMİZİN HAYATLARINA KASTEDENLER İSE BU ÜLKEYE VE MİLLETE DÜŞMANLIK YAPAN TERÖRİSTLERDİR''
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ramazan Bayramı'nın son günlerinde 13 Mehmetçiğin şehit olmasına yol açan menfur terör saldırısının milleti derinden yaraladığını söyledi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, ''Şunu kesin bir dille herkes söyleyebilmelidir:
Hayatını kaybeden vatandaşlarımız, güvenlik mensuplarımız bizim
şehitlerimizdir, şehitlerimizin hayatlarına kastedenler ise bu ülkeye ve
millete düşmanlık yapan teröristlerdir. Terör örgütüne 'terörü bırak'
diyemeyenler, bize 'sınır ötesi hareket yapmayın'
diyemez. Bu milletin vekilleri böyle hukuksuz eylemleri kınamamazlık
edemez'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ramazan
Bayramının son günlerinde 13 Mehmetçiğin şehit olmasına yol açan menfur
terör saldırısının milleti derinden yaraladığını söyledi.
Millet olma bilinci ve teröre karşı kararlılıklarını bu olayın
güçlendirdiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Buradan çok açık bir şekilde ifade etmeliyim ki bu milletin birlik ve
beraberliğine kasteden her türlü kirli oyun, her türlü menfur girişim
yine milletimiz o güçlü iradesine çarparak parçalanacaktır. Bu milletin
gencecik evlatlarına, bu ülkenin bütünlüğüne, bu milletin birlik ve
beraberliğine kasteden hain odakları nefretle kınıyor ve lanetliyoruz.
Türkiye, 23 yıldır bölücü terör örgütü ile mücadele içindedir. Geçen
süre zarfından teröre çok kurban verdik, büyük acılar yaşadık. Ülkemizin
kaynakları ve enerjisi boşa gitti. Gelinen noktada, geçmişten ders
almayıp Türkiye'nin güven ve istikrar ortamını bozmaya çalışan, hala
terörden medet umanlar olduğunu görmek üzüntü vericidir. Türkiye
Cumhuriyeti, dün olduğu gibi bugün de ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü koruma idealiyle kendisine karşı yönelen her türlü tehdidi
göğüsleyerek, üniter yapısını, toprak bütünlüğünü ve Cumhuriyetin temel
niteliklerini muhafaza etme azmindedir. Bu süreçte güvenlik güçlerimizin
terörizm karşısındaki haklı mücadelesini her türlü şart altında yılmadan
devam ettirmesi kaçınılmazdır.''

-''TERÖRLE MÜCADELE''-

Erdoğan, milletin desteği, güvenlik güçlerinin cansiparane çalışmaları,
tüm kurum ve kuruluşların yoğun işbirliği ile terörle mücadeleyi,
gelişen şartlara uygun olarak en etkin şekilde sürdürmekte kararlı
olduklarını bildirdi.
Türkiye'nin terörizm ve teröristle uzun zamandır mücadele ettiğini
anlatan Erdoğan, bu konuda engin bir tecrübeye ulaşıldığını söyledi.
Terörizmle mücadelenin çok boyutlu olduğu, hukuki, siyasi, ekonomik ve
sosyal alanlarda bazı tedbirler geliştirilmesi gerektiği kaydeden
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu çerçevede, bataklığı kurutmak için geçen 5 yılda çok önemli
mesafeler kaydettik. Terörün istismar edebileceği olumsuzlukları
gidermek ve halkımızın layık olduğu yaşam standartlarını geliştirmek
için büyük bir çaba gösterdik. Özellikle bölgesel eşitsizliklerin
giderilmesi ve nispeten ülkemizde geri kalmış bölgelerin geliştirilmesi
için Hükümetimiz yoğun bir çalışma sürdürmektedir. 2003-2006 yılları
arasında Doğu ve Güneydoğu Anadoluda kamu yatırım ödenekleri toplamı
yaklaşık 5,5 katrilyonu (5 milyar YTL) bulmuştur.
Biz, bir bütün olarak halkımızı seviyoruz. Halkımızı etnik, dini,
mezhepsel, sınıfsal, bölgesel ayrım yapmadan bir bütün olarak
kucaklıyor, halkımıza hizmet için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Biz,
bunları yaparken birileri de altındaki zeminin kaydığını düşünerek
yeniden silaha, kan dökmeye, huzursuzluk üretmeye çalışıyor.''

-''TERÖR ÖRGÜTÜ RAHATSIZLIK İÇİNDE''-

Terör örgütünün iki konuda büyük rahatsızlık içinde olduğunu belirten
Erdoğan, bunlardan birinin Hükümetin bölgeye yönelik sosyo-ekonomik
adımları ile demokratik açılımlar, ikincisinin ise güvenlik güçlerinin
kararlı şekilde yürüttüğü çalışmalar sonucunda etkinlik alanın daralması
olduğunu söyledi.
Erdoğan, ''Yani terör eylemlerinin artmasının sebebi, Hükümetin attığı
bu kararlı adımların, olumlu adımların neticesidir'' diye konuştu.
Devlet-millet kaynaşmasının yeniden ve daha güçlü bir şekilde tesis
edilmiş olmasının, özellikle terör örgütünü rahatsız ettiğini belirtti.

-''HER DEVLET CEVAP VERİR''-

Başbakan Erdoğan, her devletin kendisine, halkına, vatanına, özellikle
milletinin bütün olarak, ayrım yapılmaksızın her bir ferdine yönelen
terörist unsurlara gereken cevabı vereceğini, vermek zorunda olduğunu
vurgulayarak, şöyle konuştu:
''Terörle mücadele konusunda, Hükümetimizin azmi ve kararlılığı tamdır.
Uluslararası diplomasiden askeri operasyonlara kadar her alanda ne
gerekiyorsa Hükümetimiz yapmaktadır, yapacaktır. Ve
burada üç adım, şüphesiz ki işin siyasi boyutu, askeri boyutu,
diplomatik boyutu bizler için önem arz etmektedir. Türkiye'nin bugüne
kadar gösterdiği sabır, büyük bir devlet olmasının, aklı selimi arıyor
olmasının bir sonucudur. Ancak, bugün çok açık olarak görülüyor ki
Türkiye; sabrının, metanetinin, iyi niyetinin karşılığını muhataplarında
görememektedir. Akan kanı durdurmak, bölgede terörist faaliyetleri sona
erdirmek, huzuru geri getirmek adına bir takım yeni tedbirler almamız
kaçınılmaz hale gelmiştir.
Bu çerçevede uluslararası hukuktan doğan haklarımızı kullanmak ve
uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tedbirleri almak üzere Türk
Silahlı Kuvvetlerimizin sınır ötesi harekatına izin veren tezkereyi,
Bakanlar Kurulunda imzalayarak Meclise sevk ettik.
Meclisimiz inanıyorum ki bu konuda ortak bir irade ortaya koyacaktır.
Terörle mücadele konusu, bir milli meseledir, bir devlet meselesidir.
Tüm siyasi partilerin ve kurumların ortak duruş sergilemesi gereken bir
meseledir. Terörle mücadele, kesinlikle bir siyasi polemik veya siyasi
rant sağlama meselesi değildir.''

-''HERKES SÖYLEMELİ...''-

Erdoğan, Meclis çatısı altında terörle mücadelede ortak bir iradenin
ortaya konulması gerektiğinin önemine dikkati çekerek, grubu bulunan
veya bulunmayan tüm partilerin bu konuda aynı hassasiyet ve duyarlılıkla
hareket etmeleri gerektiğini söyledi. Bağımsız milletvekillerinden de
aynı duyarlılığı göstermelerini isteyen Erdoğan, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Şunu kesin bir dille herkes söyleyebilmelidir: Hayatını kaybeden
vatandaşlarımız, güvenlik mensuplarımız bizim şehitlerimizdir,
şehitlerimizin hayatlarına kastedenler ise bu ülkeye ve millete
düşmanlık yapan teröristlerdir. Masum halkın kanını döken, ülkenin
kaynaklarını heba eden, milletin huzur ve güvenliğini tehdit eden,
devlete silah çeken, bu ülkenin, bu milletin, bu devletin düşmanıdır.
Terör örgütüne 'terörü bırak' diyemeyenler, bize 'sınır ötesi harekat
yapmayın' diyemezler. Terörün verdiği zararları sıralayamayanlar, sınır
ötesi harekatın zararlarını sıralayamazlar.
Terörle kan dökerek, toplumsal hayatı zehirleyerek, nifak çıkartarak
hareket edenler, bu milletin geleneklerinden, dini ve kültürel
değerlerinden, bu toprakların mayasından nasibini alamayanlardır. Böyle
insanlık dışı bir yönteme, böyle vahşi bir yola tevessül edenler kadar,
bunları onaylayanlar, bunları meşrulaştırmaya çalışanlar, bunlarla
işbirliği yapanlar da aynı derecede sorumludurlar. Temel insanlık
değerlerinden ve toplumsal vicdandan bunlar da aynı derecede nasibi
alamamışlardır.
Biz, her zaman halkımızın yanındayız. Halkımızın değerleriyle,
gelenekleriyle, hassasiyetleriyle uyumlu bir anlayışa sahibiz. bu
toprakların mayası teröre geçit veremez. Bu ülkenin gelenekleri,
inançları, masum insanları, savunmasız insanları katletmeye müsamaha
gösteremez. Bu milletin vicdanı, böyle kanlı saldırıları onaylayamaz. Bu
ülkenin vekilleri, böyle hukuksuz eylemleri kınamamazlık edemez. Herkes
bilmelidir ki teröre verilecek en büyük cevap milletimizin birlik,
beraberlik ve kardeşlik örneği ortaya koymasıdır.''

"TEZKERENİN KULLANILMASINA GEREK KALMASIN"
Başbakan Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
Irak'ın kuzeyinden Türkiye'ye yönelik terör tehdidinin ve saldırıların
bertaraf edilmesi amacıyla, Hükümete bir yıl süreyle izin verilmesini
öngören Başbakanlık Tezkeresinin yarın Genel Kurulda görüşüleceğini
anımsattı.
Tezkereye yönelik eleştirilerde bulunulduğunu hatırlatan Erdoğan, ''Yok
şurası böyleydi, burası böyleydi... Şu anda bunun kavgasını yapma
noktasında değiliz. Çünkü biz şu anda tek hedef üzerindeyiz. O da nedir?
Terörizm ve terörist... Buna kilitlenmemiz lazım'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, birlik ve beraberliğin korunması gerektiğine işaret
ederek, ''Birbirimize şüpheyle bakan değil, sevgiyle, güvenle,
kardeşlikle bakan bir toplum olarak kaldığımız sürece hiç bir terörist
eylem amacına ulaşamayacaktır'' dedi.
Tezkereyle ilgili hassasiyetlerini paylaşmak istediğini belirten
Başbakan Erdoğan, Hükümetin, tezkere adımını durup dururken atmadığının
altını çizdi. Tezkerenin, terör örgütünün kanlı eylemleri sonrasında
gündeme geldiğini ifade eden Erdoğan, ''Suçluların iadesi gibi bazı
uluslararası konular bugüne kadar yapılsaydı, belki bugün bu noktaya
gelinmeyecekti'' diye konuştu.
''Tezkerenin kullanılmasına gerek kalmamasını samimiyetle temenni
ediyorum. Ancak terörle mücadele konusunda Türkiye'nin kararlı ve
tavizsiz davranacağını da herkesin bilmesi, anlaması lazım'' diyen
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Tezkerenin Meclis'ten geçmesi hemen bir operasyon yapılacağı anlamına
gelmemeli. İhtiyaç olması halinde ve en iyi neticeyi alacak şekilde,
doğru zaman ve zeminde gereken yapılacaktır. Muhtemel sınır ötesi bir
harekatın hedefi, sadece ve sadece - bunun altını özellikle çiziyorum -
terör örgütüdür. Kimse tezkerenin arkasında başka bir amaç ve hedef
aramamalı. Irak bizim komşumuzdur. Oradaki insanlar bizim kardeşlerimiz,
akrabalarımızdır, bugüne kadar her türlü sorunlarında yardımcı olduğumuz
insanlardır. Böyle bir harekat ne sivil insanlara, ne de Irak'ın siyasi
birlik ve bütünlüğüne yönelik olacaktır.
Irak'ın toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine büyük önem veriyoruz.
Ancak şunu da görmeliyiz. Herkes terörün arkasındaki durumunu
netleştirmeli ve tavrını ortaya açıkça koymalıdır. Terörle arasına
mesafe koyamayanların terörle mücadeleden olumsuz etkilenmesi her zaman
için kaçınılmazdır. Bölge halkımız nasıl her geçen gün terörle arasına
kalın bir duvar örüyorsa, Kuzey Irak bölgesel yönetimi de terör
örgütüyle arasına kalın bir duvar örmeli, net bir tavır takınmalıdır.
Bu, herkesin kendi menfaatinedir.''

-TERÖRİSTLERİ KORUYANLAR-

Başbakan Erdoğan, Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin geçmişte zaman zaman
olduğu gibi, şimdi de terörist unsurlara karşı Türkiye'yle işbirliği
yapmasının doğru olacağını kaydetti.
Terör örgütünün bölgesel bir huzursuzluk ve gerilim kaynağı olarak
herkes için sıkıntı yarattığına işaret eden Erdoğan, Türkiye'nin artık
kendisine silah doğrultanlara değil, onlara cesaret veren, destekleyen,
koruyanlara karşı da sabrının sonuna geldiğini bildirdi.
''Mesele, müttefiklik ve komşuluk hukuk bağının bize yüklediği
sorumluluk kısmını geçmiş, nefsi müdafaa noktasına gelmiştir'' diyen
Erdoğan, dünyanın her yerinde geçerli olan hukukun temel ilkelerinde,
nefsi müdafaanın olduğu yerde diğer hukuk kurullarının geçerliliğini
yitirdiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, ''Biz Türkiye olarak terör konusunda nefsi müdafaa
durumuna geldik. Sağduyuyu ve aklıselimi ortaya koyup, gerekeni yapmakta
kararlıyız. Bunu etnik kökeni ne olursa olsun, hangi bölgeden olursa
olsun, tüm vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği için yapmak
durumundayız'' dedi.

"BU KONU, TAHAMMÜL SINIRLARIMIZI AŞMAYA BAŞLAMIŞTIR"
Başbakan Erdoğan, ''Bu mesele, tabiri caizse artık bıkkınlık vermiş bir
konudur'' değerlendirmesinde bulundu.
Son olarak ABD'de ortaya çıkan gelişmelerin Türk milletinin hafızasında
derin izler bıraktığını, bunun unutulmayacağını kaydeden Erdoğan, bir
çok ülkede yönetimlerin, ''vatandaşları olan bir avuç Ermeni'ye karşı
politik bir jest yapma adına, Türkiye'nin bütün itiraz ve tezlerini
gözardı ederek, bu iddiaları tanıma kararı aldığını'' söyledi.
''Bu kararı alsalar ne olur almasalar ne olur?'' denilebileceğine işaret
eden Erdoğan, ''Elbette bunun pratikte bir değeri yok. Biz kendimizi
biliyoruz, tarihimize, geçmişimize güveniyoruz. Ancak kimse Türkiye'yi
zan altında bırakacak siyasal ve hukuki alanda köşeye sıkıştıracak
yalanlara, iftiralara, tarih dedikodularına pabuç bırakmasını
beklemesin'' diye konuştu.
Son günlerdeki gelişmelere de işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:
''Fransa ve ABD gibi bu tür konularda daha hassas olmasını beklediğimiz,
müttefiklik ilişkisinin ötesinde çok yakın ekonomik, kültürel ve sosyal
ilişkilerin de bulunduğu ülkelerin bu sözde iddiaları tanıma yönünde
kararlar alması, bizi bu konuda yeni yol ve yöntemler geliştirme
noktasına getirmiştir. Son gelişmelerden sonra, bu konu, millet olarak
tahammül sınırlarımızı aşmaya başlamıştır. Hele hele şu ifade bizi
gerçekten üzmüştür: 'Türkler iki gün söylenir, üçüncü gün bunu
unuturlar' ya da 'Türkiye niçin alınıyor ki biz Osmanlı'yı
eleştiriyoruz' türü yaklaşımlarla bu kararların alınmasının katlanılır
hiçbir tarafı bulunmamaktadır ve bu adap çizgilerini de aşmaktadır.
Çünkü bizim hiçbir şeyi unuttuğumuz yok. Çünkü bizim tarihimizde
yüzümüzü önümüze düşürecek hiçbir olumsuzluk yok. Bu böyle bilinmeli.
Sadece bizler bir gün aklıselimin galip geleceği umuduyla sabrediyoruz.''

-''...NİYE AÇAMIYORSUN ARŞİVLERİNİ?''-

Türkiye'nin bu iddialara karşı her şeyi açık söylediğini ve ''gelin
arşivleri açalım'' dediğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Türkiye olarak biz arşivleri açtık. Buyrun Ermenistan, niye
açamıyorsun arşivleri, aç! Varsa aç. Üçüncü dünya ülkeleri; varsa
arşivleriniz açın, koyun ortaya. Tarihçiler, arkeologlar, sanat
tarihçileri, hukukçular, siyaset bilimcileri devreye girsin, oluşturalım
karşılıklı olarak komisyonlarımızı. Çalışsınlar. Bu çalışmadan sonra
önümüze getirsinler neticesini. Ondan sonra kararı verelim. Ama bunları
yapmadan, ortada hiçbir belge, delil olmadan bu olayları vuku bulduğu
yerlerden herhangi bir karar elde olmadan, kalkıp da Türkiye'yi
yargılamak veya bizim tarihimizi yargılama hakkı kusura bakmayın,
kimsede yoktur. Bu yargısız infazdır.''

-''BİZE DÜŞMANLIK EDEN İFLAH OLMAZ''-

Ermenistan Başbakanına gönderdiği mektuba şu ana kadar yanıt alamadığını
bildiren Başbakan Erdoğan, bunu bütün ülkelere duyurmuş olmalarına
rağmen hiçbirinin bunu görmediğini ve görmeyip kalkıp yargısız infazla
böyle bir karar verdiklerini söyledi. Bunun nedenini soran Erdoğan,
şunları söyledi:
''''Niye? Diaspora...Niye, burada kendilerine göre bazı farklı hesaplar
içine giriyorlar. Bu hesaplara da biz gelemeyiz. Anlaşılan odur ki
aklıselim, giderek tümden kaybedilmekte. Yerini küçük siyasi hesaplar
almaktadır. Öyleyse biz de karşılarımızdakilere bu küçük hesaplarıyla
mütenasip tavır içine gireriz. Herkes şundan emin olsun ki Türkiye
bundan bir zarar görürse, karşısındakiler de 10 zarar görür. Sonuçta
diyoruz ki 'iyi de yaparsanız siz bilirsiniz, kötü de yaparsanız siz
bilirsiniz' Çünkü biz kültürümüz ve inancımız gereği, bize bir adım
yaklaşana üç adım, beş adım yaklaşırız. Bize düşmanlık eden ise iflah
olmaz.''
Türkiye'nin Ermeni vatandaşlarıyla dostluk ve kardeşlik içerisinde
yaşamaya devam ettiğini, bunda bir sıkıntı yaşanmadığını anlatan
Erdoğan, ancak Ermeni Patriği'ni ABD üniversitelerinin niçin
konuşturmadığını sordu.
Başbakan Erdoğan, ''Hani düşünce özgürlüğü vardı. Böyle hassas bir
meselede bizzat Türkiye'de yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı niçin
dinlemiyorsunuz? Niçin konuşturmuyorsunuz? Neden? Gerçekler
ortada....Türkiye'den bir kısım açılımlar bekleyen ülkeler de
sorunlarıyla baş başa kalırlar, bunu da hatırlatırım. Türkiye gibi
önemli bir ülkeyi karşılarına almanın maliyetine de kusura bakmasınlar
katlanırlar'' dedi.

REFERANDUM KONUSU
Referanduma gitmenin milli iradeye başvurmak demek olduğunu belirten
Erdoğan, bunun doğrudan demokrasi anlamına da geldiğini kaydetti.
''Bugüne kadar katılımcı demokrasi kavramını ağızlarından düşürmeyenler,
bugün katılımcı demokrasinin yaygın müesseselerinden biri olan
referanduma ters düşüyorlar'' diyen Erdoğan, anayasa değişikliğinde
toplumun söz sahibi olmasının demokratik rejimin tabi bir sonucu
olduğuna işaret etti.
Başbakan Erdoğan, referandumun maliyeti konusundaki tartışmalarla ilgili
olarak şunları kaydetti:
''Referandumun herkes için bir maliyeti vardır. Ancak, önemli konularda
milli iradeye başvurmak, halkın kendi geleceğiyle ilgili kararlara
doğrudan iştirak etmesi çok anlamlıdır. Bizi bu maliyetten dolayı
eleştirenler -bunun altını özellikle çiziyorum - '2 seçimi birlikte
yapalım' dediğimizde 'olmaz' diyenlerdir. O zaman iki seçimi bir arada
yapsaydık, bugün böyle bir maliyet de olmazdı. Ondan kaçtınız. Akla
hayale gelmez oyunlara girdiniz. Gayet güzel senaryoyu yazdılar.''

-''CUMHURBAŞKANINI BİZZAT MİLLET SEÇECEK''-

Referanduma götürülen maddelerin pek çok önemli düzenlemeyi içerdiğini
ifade eden Başbakan Erdoğan, referandumun; seçimlerin 5 yıl
yerine 4 yılda yapılmasını, cumhurbaşkanının halk tarafından
seçilmesini, Cumhurbaşkanının görev süresini 5 yıl olarak belirleyerek,
2 kez seçilebilmesini, cumhurbaşkanı seçiminin usul ve esasları ile
geçici 18 ve 19. maddelerle, 11. cumhurbaşkanının seçim usul ve
esaslarını öngördüğünü anlattı.
Erdoğan, referandumla ilgili gereksiz polemiklere yol açmamak amacıyla
geçici maddelerin paketten çıkarılması için gerekli anayasa
değişikliğinin 1. tur oylamasının geçen hafta yapıldığını, 2. tur
oylamanın da bugün yapılacağını anımsattı.
Pazar günü yapılacak referanduma halkın geniş bir katılım sağlayacağını
ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bundan sonra artık milletvekilleri 5 yıl yerine 4 yıllığına seçilecek.
Tüm çıkarılacak kanunlarda artık 367'ymiş, şuymuş, buymuş, böyle bir şey
yok. 184'le bu iş yapılabilecek. Yani 184, toplantı yeter sayısı olarak
yeterli olacak, bunu bilecek. Bir de şunu bilecek; bundan sonra
cumhurbaşkanını bizzat millet seçecek. Buna doğrudan demokrasiyi
diyoruz. Bundan daha güzel ne olur? Kimse de bunun üzerinde spekülasyon
yapmasın. İnanıyorum ki mayıs ayından beri yaşadığımız sıkıntılar,
cumhurbaşkanlığı seçiminin bir daha kriz sebebi olmaması için en kesin
yolun, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi olduğunu ortaya
koymuştur. Krizlerin mimarı olan CHP'den, böylece çok önemli bir konuda
da Türkiye kurtulacaktır.''