2009-01-06 - 12:10
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Üzerine yerleştiği Filistin topraklarında yaşayan milyonlarca Müslüman'ı baskı, şiddet, göç ve tecrit ile sindirmeye çalışan İsrail'in, 'Terörizmi önleme ve saldırılara son verme' adına yürüttüğü son işgal aziz milletimizi derinden etkilemiştir''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçen
hafta başlayan Muharrem orucunu ve yarın idrak edilecek olan Aşure Gününü
kutladı, İsrail'in Gazze'ye yaptığı saldırıları da nefret ve lanetle kınadı.
Bu saldırılarda çocuk, kadın ve sivillerin hedef gözetilmeksizin
katledilmesinin, hiçbir gerekçeyle meşru kabul edilemeyeceğini belirten Bahçeli,
''Üzerine yerleştiği Filistin topraklarında yaşayan milyonlarca Müslüman'ı baskı,
şiddet, göç ve tecrit ile sindirmeye çalışan İsrail'in, 'Terörizmi önleme ve
saldırılara son verme' adına yürüttüğü son işgal aziz milletimizi derinden
etkilemiştir'' dedi.
Bahçeli, 11. gününe giren insanlık dışı saldırılar karşısında, başta ABD
ve AB olmak üzere uluslararası camianın suskun ve tepkisiz kalmasının, ateşkes
çağrısı yaparken bile İsrail'i kollayacak ifadeler kullanmalarının, her yönüyle
utanç verici olduğunu dile getirerek, şunları dedi:
''Ancak gelişmelerin sıra dışı olan yönü, İsrail Başbakanının, askeri
operasyondan 5 gün önce Ankara'ya gelerek Başbakan Erdoğan ile görüşmüş
olmasıdır. Bu görüşmede, Başbakan Erdoğan çelişkili tutumla İsrail Başbakanı
Olmert'e, Orta Doğu'daki barış görüşmelerindeki yapıcı yaklaşımı ve gösterdiği
siyasi irade için teşekkür ettiği kamuoyuna yansımıştır. Savaş ve ölüm makinesi
haline gelen İsrail'in bölge barışını sağlamak amacıyla, hangi yapıcı yaklaşımı
gösterdiği ve bununla uyumlu takdire şayan nasıl bir siyasi irade takındığı
hususu bizim ve aziz milletimiz tarafından merak edilmektedir. Aradan 5 gün
geçtikten sonra, İsrail'in bölgeyi ateş çemberine alması, yakıp yıkması
karşısında, daha önce bölge barışına yaptığı katkıdan dolayı teşekkür eden
Başbakan Erdoğan, bu defa da bu yaklaşımından hızla çark etmiştir. Ancak,
Başbakanın bu konuda ortaya koyduğu yeni tepki kağıt üzerinde ve sözde kalmıştır.
Başta askeri ve savunma sanayi alanları olmak üzere, çok yakın ilişkiler kurduğu
İsrail üzerinde, somut karşılığı ve sonuçları olacak kararlı bir tepki henüz
gösterememiştir.
Bir merakımız da İsrail'in gerçekleştirdiği saldırıyı, önce AKP
Hükümetine bildirip bildirmediği noktasında düğümlenmektedir. Basına yansıyan
bazı haberler, İsrail'in saldırılar için, önceden Başbakan Erdoğan'a bilgi
verdiği yönündedir, Eğer böyleyse, AKP hükümeti bu insanlık suçuna iştirak
etmiştir ve meselenin en küçük bir mazereti dahi olmayacaktır.''
-''KUSURU ÖRTMEYE YÖNELİK...''-
''İsrail Başbakanı ile yapılan görüşmeden hemen sonra gerçekleşen
saldırılar üzerine Başbakan Erdoğan'ın telaşı ve öfkesinin bir faciayı önlemekten
ziyade bir kusuru örtmeye dönük olduğu yönünde izlenimi uyanmıştır'' diyen
Bahçeli, Türkiye'nin jeopolitik ve jeokültürel konumu ve bölgedeki etki ve çekim
gücü nedeniyle bu konuya müdahil olmasının doğal ve gerekli olduğunu bildirdi.
Bahçeli, ancak bu politikanın Başkent Ankara'dan bakan bir vizyon ile ortaya
konulmuş olmasının da şart olduğunu söyledi.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, İsrail'in Filistin'e yönelik hava harekatı
sonrasında başlattığı ülke turlarının, maalesef kara harekatına engel olamadığını
ve faciaların önüne geçemediğini kaydederek, ''Başbakan Erdoğan'ın, Orta Doğu
turu çerçevesinde Mısır lideri ile görüştükten sonra, İsrail-Filistin arasındaki
sorunlara yönelik gündeme taşıdığı, önce ateşkesin sağlanması ve ardından
Filistin'lilerin uzlaştırılmasına yönelik iki aşamalı planının içinin boş olduğu
ve bir sonuca hizmet etmeyeceği anlaşılmaktadır'' dedi.
Devlet Bahçeli, sorunun, bölgede coğrafyaları askeri kuvvetlerle tanzim
etmeye çalışan okyanus ötesini ikna etmeden ve bu gücün, Orta Doğu'daki
projelerini değiştirtmeden yapılacak bütün girişimlerin nafile olacağını ve hatta
şimdi olduğu gibi Filistinli kardeşlerine zarar vereceğini söyledi.
-BATI DÜNYASINA ELEŞTİRİ-
''Sivillerin mezalime maruz kaldığı bu süreçte, sadece konuya meşru
müdafaa olarak göz yuman Batı dünyası değil, basit ve kısır hesapların oyuncağı
olan Arap ve Müslüman dünyası da sınıfta kalmıştır'' diyen Bahçeli, şunları
kaydetti:
''Adalet ve Kalkınma Partisi, Orta Doğu'daki sorunlara gerçekten müdahil
olarak katılmak istiyorsa; ABD'nin bölge üzerindeki düşüncelerinin değiştirilmesi
yönünde çaba harcaması, İsrail ile olan stratejik ortaklığın, siyasi ve ticari
ilişkilerin sorgulanması ve ilişkilerde dengenin kurulması, Filistinli grupların
kabul edebileceği gerçekçi ve kalıcı bir sürecin işletilmesi, 2 ay önce üyesi
olduğumuz BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyelik imkanlarının göstermelik kalmadan
ısrarla kullanılması, çözüm yolunda atılacak adımların terör eylemleri ve karşı
saldırılarla kilitlenmesinin önüne geçilebilmesi için tarafların sürekli temas
halinde bulunmalarının sağlanması, özellikle taraflardan birine cesaret verecek,
göz yumulduğunu hissedecek tek yönlü ilişkilerden kaçınılması ilk aşamada
uygulanması gereken bazı önerilerimizdendir. Aksi halde suçluluk telaşı içinde
bölge ülkeleri tek tek gezilerek Büyük Orta Doğu Projesi'nin Eşbaşkanı sıfatı ile
bölge insanına huzur, barış ve refah kazandırmak mümkün değildir.''
-TRT'NİN KÜRTÇE YAYINI-
Konuşmasında, TRT'nin 1 Ocak 2009'dan itibaren özel tahsisli bir kanalda
Kürtçe yayınlarına başlamasını da eleştiren Bahçeli, AK Parti Hükümetinin bu
tehlikeli açılımının, bazı çevreler tarafından ''sessiz siyasi ve zihni devrim''
olarak alkışlandığını söyledi.
Bahçeli, bu konunun, PKK'nın siyasallaşma stratejisi ve 2002'den bu yana
AB uyum sürecinde yaşanan gelişmelerden soyutlanarak ele alınamayacağını ileri
sürerek, ''Masum bir kültürel hakkın tanınması sorunu olarak Türkiye'nin önüne
getirilen bu konunun, PKK için taşıdığı hayali önem, Türk milletinden ayrı bir
millet kimliği ve ayrı milli mensubiyet duygusu yaratılmasında dilin temel vasıta
olmasından kaynaklanmaktadır'' dedi.
Partisinin, ortak dil ile milletleşme arasında kaçınılmaz bir tabii bağ
olduğunu düşündüğünü; müşterek bir milli dilin mevcudiyeti ile toplumsal
dayanışma ve birlikte yaşama arzusunun devamı arasında doğrudan ve yakın bir
ilişkinin olduğuna inandığını anlatan Bahçeli, ''Milliyetçi Hareket Partisi, adı
üstünde hiç kimsenin anasının dilini beşeri ilişkiler içinde öğrenmesine mani
olmayan bir anlayışla meseleye yaklaşmaktadır. Ancak bunun kamusal alana
taşınması, yazıya dökülmesi, resmiyet kazanmasına yanaşmamış, bu alanda atılacak
adımların milli kimliğin kırılmasında kritik bir eşik olacağını yüksek sesle ve
sürekli haykırmıştır'' diye konuştu.
Bahçeli, partisinin, hiçbir dönemde milli kimliği aşındıracak taleplere
açık olmadığını, bu tür girişimleri şiddetle eleştirerek ilkeli ve milli duruşunu
sergilediğini, konunun ciddiyetini ve önemini sürekli vurguladığını bildirdi.
-''PKK'YI SELAMLAYAN BAŞBAKAN...-''
''Anadilde yayın ve eğitim gibi talepler konusunda bölücü mihraklar,
Avrupa dayatmaları ve AKP tavizleri arasındaki uyum ve anlayış birlikteliği,
bizim için hiç de şaşırtıcı olmamıştır'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
''Türkiye'nin devlet yapısının yeniden tanzimi, farklı kökenden gelen
vatandaşlarımıza siyasi ve hukuki planda milli azınlık statüsünün tanınması ve
bunun Anayasa'da teminat altına alınmasını isteyen AB'nin tahribat süreci,
TRT'nin 24 saat Kürtçe yayına açtığı kanalla birlikte hayata geçirilmiştir.
TRT'nin bu kanalının önümüzdeki dönemde Kürtçe açık öğretim kanalına dönüşmesi
talepleri hiç kimseyi şaşırtmamalıdır. Bu uygulama ile birlikte Başbakan
Erdoğan'ın, Türkiye'yi 36 etnik gruba bölen zihniyetinin ilk adımı
gerçekleşmiş,Türkiyelilik projelerinin temeli de PKK'yı Kürtçe selamlayan
Başbakanın ağzından törenle atılmıştır.
Milliyetçi Hareketin bu konuda söyleyeceği şudur; kim, özel hayatında
anadiliyle konuşmak istiyorsa konuşsun. Buna engel olacak hiç kimse yoktur. Saygı
duyarız. Ancak biz, Türkçe konuşup, Türkçe söyleyip, Türkçe düşünmeye devam
edeceğiz.''
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, terörle
mücadele kapsamında hükümetin attığı adımları eleştirdi. 2008 yılında siyasi
çözüm arayışlarının hız kazandığını belirten Bahçeli, geçmişte yapılan ''silahı
bırak masaya gel'' çağrısının siyaset eliyle tekrarlandığını bildirdi.
Bu dönemde peşmergelerle el sıkışma ve pazarlık yapma sürecinin
başlatıldığını savunan Bahçeli, ''Türkmen kardeşlerimizin milli varlığı,
güvenliği ve geleceği, AKP'nin kucakladığı bu peşmerge gruplarının insafına ve
takdirine terk edilmiştir. Bugün yapılmak istenen, etnik bölücülüğün siyasi bir
sorun olarak çözümü için uygun bir ortam yaratılması, bunun siyasi ve toplumsal
altyapısının hazırlanmasıdır'' dedi.
-''2008 KARA BİR DÖNEM OLARAK AKP'YE YAZILDI''-
MHP lideri Bahçeli, dünyayı saran ekonomik krizin Türkiye'yi de etkisi
altına aldığını belirterek, ''2008 yılı, başarısızlıklarla anılan 2007 yılının
bile arandığı kayıp ve kara bir dönem olarak Adalet Ve Kalkınma Partisi'nin
hanesine yazılmış, bozuk siciline bir yenisi olarak eklenmiştir'' diye konuştu.
Yıllardır sergilenen teslimiyetçi tavrın ve dış politika konularında
yapılan ağır hatalar zincirinin Türkiye'yi telafisi mümkün olamayacak bir noktaya
getirdiğini iddia eden Bahçeli, yeni dönemde 3 ana hedefe yönelik bir stratejinin
önümüzdeki dönem de adım adım uygulanacağını söyledi.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Birincisi, Türkiye'nin terörle mücadelesinde hedef küçülterek, PKK'nın
tasfiyesi yerine, kontrol altında tutulması ve eylemlerinin geçici olarak
durdurulmasıyla yetinmesinin sağlanmasıdır.
İkincisi, etnik bölücülüğün, çözümün anahtarı Türkiye'nin içinde olan
uluslararası bir sorun haline dönüştürülmesi ve Türkiye'nin siyasi çözüme mecbur
bırakılacağı ortam ve şartların hazırlanmasıdır.
Üçüncüsü ise terör örgütünün silah bırakması için Türkiye'nin aşamalı bir
siyasi çözüm süreci başlatması, ilk planda teröristlere siyasi af çıkartması ve
Anayasa değişiklikleriyle milli azınlık olarak kabul edilecek farklı etnik
kimliklere siyasi ve hukuki statü kazandırılmasıdır.
Bu çerçevede; Türk milli kimliği yeniden tanımlanacak; Türk milletinin
yerine coğrafya ile sınırlı 'Türkiyelilik' kavramının yeni üst milli kimlik
olarak Anayasa'da ifadesini bulması amaçlanacaktır.
Bunun yanı sıra, Türkçeden başka dillerin anadil öğrenimden başlanarak,
milli eğitim sistemi içine alınması ve mahalli yönetimlere geniş idari ve mali
özerlik tanıyacak düzenlemelerle, Türkiye'nin fiilen eyalet sistemine geçmesinin
yolu açılmak istenecektir. Bunların, PKK'nın öncelikli talepleri olduğu bilinen
bir gerçektir.''
-KÜRESEL TAŞERONLUK-
Bahçeli, uluslararası ilişkilerde hiçbir itibar, etki ve saygı
uyandırmayan nafile turların ''başarılı diplomasi'' adı ile sürdürüleceği;
Kıbrıs'ta, Ermenistan ile ilişkilerde atılan geri adımlara yenilerinin ilave
edileceğinin şimdiden belli olduğunu savunarak,''Orta Doğu'da alışkın olduğumuz
her insanlık dramında adına mekik diplomasi denilerek yasak savma kabilinden göz
boyama ziyaretleri devam edecek, 2009 yılı da bundan öncekiler gibi küresel
taşeronluğun gereklerinin yapılacağı bir yıl olacaktır'' dedi.
AK Parti Hükümeti ile girilen 2009 yılında, milli meselelerde inanç ve
vizyon eksikliği, manevi konularda istismarcı anlayışın devam edeceğini savunan
Bahçeli, ''Giderek kurumsallaşan kayırmacı yönetim zihniyeti, yandaş vurgun
çetelerine dönük hoşgörü, her gün bir yenisi eklenen yolsuzluk haberleri,
uluslararası alanda teslimiyetçi tavır, bölücülüğe olan tavizkar yaklaşım,
artarak devam edecek ve tıpkı bundan öncekiler gibi aziz milletimiz için ziyan
olmuş, israf edilmiş sancılı dönem olarak yaşanması mukadder olacaktır''
ifadesini kullandı.
-2009 YILINDAKİ ÖNCELİKLİ KONULAR-
Devlet Bahçeli, 2009 yılında öncelikli olarak ele alınması gereken
konuları, bunun için izlenecek yöntem ve takvim hakkındaki görüşlerini de
açıkladı.
Bu konuları üç ana başlıkta toplayan Bahçeli, bugüne kadar sürüncemede
bırakılan, huzursuzluk ve gerginlik kaynağı haline gelen toplumsal sıkıntılar
olduğunu bildiren Bahçeli, sorunların karşılıklı hoşgörü anlayışıyla çözümlenmesi
gerektiğini dile getirdi.
Bahçeli, ''Bu çerçevede, ele alınması yerinde olacak ilk konu Alevi İslam
inancını benimseyen kardeşlerimizin inanç ve kültürel temelli sorunları,
sıkıntıları ve beklentileridir. MHP, bu sürece samimi katkıda bulunmaya hazır
olduğunu esasen açıklamıştır.
Hükümetin bu konuda başlattığı diyalog sürecinin, iyi niyetle ve
samimiyetle yürütülmesi, sürüncemede bırakılmaması ve bir an önce somut sonuçlar
vermesi en samimi temennimizdir.
Bu konularda ortak mutabakat oluşturma çabalarının belirli bir olgunluk
düzeyine ulaşması aşamasında, MHP'nin çözümlerin ana unsurları hakkındaki somut
düşüncelerini hükümetle ve Alevi kardeşlerimizle paylaşmaya hazır olduğunu
belirtmek isterim'' diye konuştu.
Çözüme kavuşturulması gereken bir diğer sorunun ise devletin organları
arasındaki görev ve yetki çatışması olduğuna işaret eden Bahçeli, çatışmayı
önlemenin parlamentonun öncelikli bir görevi olarak görülmesi gerektiğini
bildirdi.
Bir başka çözümün ise siyasi ve ahlaki kirlilik, yolsuzluk ve
kanunsuzlukla mücadele konularını kapsaması gerektiğini ifade eden Bahçeli, şu
görüşlere yer verdi:
''Siyasi partilerin ve yönetim kadrolarının faaliyetlerini etik esaslara
bağlayacak 'siyasi ahlak kodlarını' kapsamlı bir şekilde düzenleyen Siyasi Ahlak
Yasası öncelikli olarak ele alınmalıdır.
Bu çerçevede milletvekillerinin yasama görevi sırasında ve sonrasında
yapamayacakları ticari faaliyetlerin kapsamı kesin çizgilerle belirlenmeli; iş
takibi ve nüfuz ticareti yapmalarının önüne geçmek için etkili yaptırımlar
getirilmelidir.
Bunun yanı sıra; siyasetin finansmanını gerçek anlamda şeffaf hale
getirecek ve etkili bir denetim altına sokacak, siyasi partilerin,
yöneticilerinin ve milletvekillerinin gelir kaynakları ve seçim harcamalarının
izlenmesini ve sınırlandırılmasını mümkün kılacak yasal düzenlemeler süratle
hayata geçirilmelidir.''
-SİYASİ VE SOSYAL AHLAK ÜÇGENİ-
Bu kapsamda önem taşıyan diğer bir hususunda da siyasi ve sosyal ahlak
üçgeni olarak tanımlanabilecek 'Siyaset–Medya-İş Dünyası' ilişkilerinde
geçerli olacak temel ahlak kurallarının etraflı bir şekilde belirlenmesi ve
etkili yaptırımlara bağlanması gerektiğini kaydeden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Devlet yönetiminde bulunanların her yönüyle hesap verecek durumda
olmaları, siyasi ahlakın bir gereği olduğu kadar demokratik rejimin de
sigortasıdır.
Milletvekili dokunulmazlığının adalet önünde hesap vermekten kaçmak için
bir cankurtaran simidi olarak görülmesi, temiz ve ahlaklı siyaset anlayışıyla
bağdaşmayacaktır.
Bu bakımdan TBMM'nin 2009 yılında dokunulmazlıklar konusunun öncelikli
olarak ele alınması ve kamuoyunu rahatlatacak yeni esaslara bağlanması, artık
ertelenemeyecek bir mecburiyet olarak görülmelidir.''
-CUMHURBAŞKANI'NIN YETKİLERİ-
Bahçeli, rektör seçiminin yeni esaslara bağlanması, Cumhurbaşkanı ve
YÖK'ün yetkilerinin bu amaçla gözden geçirilerek yeniden belirlenmesi gerektiğini
savundu.
Konuşmasında, 1 Ocak 2009 tarihi itibariyle ''Mahalli İdareler Genel
Seçimleri'' süreci ile ilgili takvimin işlemeye başladığına işaret eden Bahçeli,
''Bu itibarla önümüzdeki seçim, öngördüğümüz bütün bu kötü gidişin durdurulacağı,
hükümete ihtar anlamı taşıyacak bir dersin verileceği artık kaçınılmaz bir
sorumluluk olarak karşımıza çıkmıştır.
Bu tarihi uyarı için, yaklaşan Mahalli İdareler Genel Seçimlerini önemli
bir fırsat olarak görüyor; uzlaşmadan kaçan, iş birliğine yanaşmayan, ülkemizi
yokluğa, yoksulluğa ve gayri milli politikalara mahkum eden Adalet ve Kalkınma
Partisi'ne verilmesi gereken ilk ikaz yerinin sandık başı olduğunu düşünüyorum''
diye konuştu.
Bahçeli, bütün vatandaşları oy kullanmaya çağırdı ve MHP'ye katılan bazı
siyasilere parti rozeti taktı. Devlet Bahçeli, MHP'nin başlattığı ''Büyük Çatı
Projesi''ne bir kiremidin daha konduğunu belirtti.
Bahçeli, daha sonra partisine katılanlarla birlikte fotoğraf çektirdi.
hafta başlayan Muharrem orucunu ve yarın idrak edilecek olan Aşure Gününü
kutladı, İsrail'in Gazze'ye yaptığı saldırıları da nefret ve lanetle kınadı.
Bu saldırılarda çocuk, kadın ve sivillerin hedef gözetilmeksizin
katledilmesinin, hiçbir gerekçeyle meşru kabul edilemeyeceğini belirten Bahçeli,
''Üzerine yerleştiği Filistin topraklarında yaşayan milyonlarca Müslüman'ı baskı,
şiddet, göç ve tecrit ile sindirmeye çalışan İsrail'in, 'Terörizmi önleme ve
saldırılara son verme' adına yürüttüğü son işgal aziz milletimizi derinden
etkilemiştir'' dedi.
Bahçeli, 11. gününe giren insanlık dışı saldırılar karşısında, başta ABD
ve AB olmak üzere uluslararası camianın suskun ve tepkisiz kalmasının, ateşkes
çağrısı yaparken bile İsrail'i kollayacak ifadeler kullanmalarının, her yönüyle
utanç verici olduğunu dile getirerek, şunları dedi:
''Ancak gelişmelerin sıra dışı olan yönü, İsrail Başbakanının, askeri
operasyondan 5 gün önce Ankara'ya gelerek Başbakan Erdoğan ile görüşmüş
olmasıdır. Bu görüşmede, Başbakan Erdoğan çelişkili tutumla İsrail Başbakanı
Olmert'e, Orta Doğu'daki barış görüşmelerindeki yapıcı yaklaşımı ve gösterdiği
siyasi irade için teşekkür ettiği kamuoyuna yansımıştır. Savaş ve ölüm makinesi
haline gelen İsrail'in bölge barışını sağlamak amacıyla, hangi yapıcı yaklaşımı
gösterdiği ve bununla uyumlu takdire şayan nasıl bir siyasi irade takındığı
hususu bizim ve aziz milletimiz tarafından merak edilmektedir. Aradan 5 gün
geçtikten sonra, İsrail'in bölgeyi ateş çemberine alması, yakıp yıkması
karşısında, daha önce bölge barışına yaptığı katkıdan dolayı teşekkür eden
Başbakan Erdoğan, bu defa da bu yaklaşımından hızla çark etmiştir. Ancak,
Başbakanın bu konuda ortaya koyduğu yeni tepki kağıt üzerinde ve sözde kalmıştır.
Başta askeri ve savunma sanayi alanları olmak üzere, çok yakın ilişkiler kurduğu
İsrail üzerinde, somut karşılığı ve sonuçları olacak kararlı bir tepki henüz
gösterememiştir.
Bir merakımız da İsrail'in gerçekleştirdiği saldırıyı, önce AKP
Hükümetine bildirip bildirmediği noktasında düğümlenmektedir. Basına yansıyan
bazı haberler, İsrail'in saldırılar için, önceden Başbakan Erdoğan'a bilgi
verdiği yönündedir, Eğer böyleyse, AKP hükümeti bu insanlık suçuna iştirak
etmiştir ve meselenin en küçük bir mazereti dahi olmayacaktır.''
-''KUSURU ÖRTMEYE YÖNELİK...''-
''İsrail Başbakanı ile yapılan görüşmeden hemen sonra gerçekleşen
saldırılar üzerine Başbakan Erdoğan'ın telaşı ve öfkesinin bir faciayı önlemekten
ziyade bir kusuru örtmeye dönük olduğu yönünde izlenimi uyanmıştır'' diyen
Bahçeli, Türkiye'nin jeopolitik ve jeokültürel konumu ve bölgedeki etki ve çekim
gücü nedeniyle bu konuya müdahil olmasının doğal ve gerekli olduğunu bildirdi.
Bahçeli, ancak bu politikanın Başkent Ankara'dan bakan bir vizyon ile ortaya
konulmuş olmasının da şart olduğunu söyledi.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, İsrail'in Filistin'e yönelik hava harekatı
sonrasında başlattığı ülke turlarının, maalesef kara harekatına engel olamadığını
ve faciaların önüne geçemediğini kaydederek, ''Başbakan Erdoğan'ın, Orta Doğu
turu çerçevesinde Mısır lideri ile görüştükten sonra, İsrail-Filistin arasındaki
sorunlara yönelik gündeme taşıdığı, önce ateşkesin sağlanması ve ardından
Filistin'lilerin uzlaştırılmasına yönelik iki aşamalı planının içinin boş olduğu
ve bir sonuca hizmet etmeyeceği anlaşılmaktadır'' dedi.
Devlet Bahçeli, sorunun, bölgede coğrafyaları askeri kuvvetlerle tanzim
etmeye çalışan okyanus ötesini ikna etmeden ve bu gücün, Orta Doğu'daki
projelerini değiştirtmeden yapılacak bütün girişimlerin nafile olacağını ve hatta
şimdi olduğu gibi Filistinli kardeşlerine zarar vereceğini söyledi.
-BATI DÜNYASINA ELEŞTİRİ-
''Sivillerin mezalime maruz kaldığı bu süreçte, sadece konuya meşru
müdafaa olarak göz yuman Batı dünyası değil, basit ve kısır hesapların oyuncağı
olan Arap ve Müslüman dünyası da sınıfta kalmıştır'' diyen Bahçeli, şunları
kaydetti:
''Adalet ve Kalkınma Partisi, Orta Doğu'daki sorunlara gerçekten müdahil
olarak katılmak istiyorsa; ABD'nin bölge üzerindeki düşüncelerinin değiştirilmesi
yönünde çaba harcaması, İsrail ile olan stratejik ortaklığın, siyasi ve ticari
ilişkilerin sorgulanması ve ilişkilerde dengenin kurulması, Filistinli grupların
kabul edebileceği gerçekçi ve kalıcı bir sürecin işletilmesi, 2 ay önce üyesi
olduğumuz BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyelik imkanlarının göstermelik kalmadan
ısrarla kullanılması, çözüm yolunda atılacak adımların terör eylemleri ve karşı
saldırılarla kilitlenmesinin önüne geçilebilmesi için tarafların sürekli temas
halinde bulunmalarının sağlanması, özellikle taraflardan birine cesaret verecek,
göz yumulduğunu hissedecek tek yönlü ilişkilerden kaçınılması ilk aşamada
uygulanması gereken bazı önerilerimizdendir. Aksi halde suçluluk telaşı içinde
bölge ülkeleri tek tek gezilerek Büyük Orta Doğu Projesi'nin Eşbaşkanı sıfatı ile
bölge insanına huzur, barış ve refah kazandırmak mümkün değildir.''
-TRT'NİN KÜRTÇE YAYINI-
Konuşmasında, TRT'nin 1 Ocak 2009'dan itibaren özel tahsisli bir kanalda
Kürtçe yayınlarına başlamasını da eleştiren Bahçeli, AK Parti Hükümetinin bu
tehlikeli açılımının, bazı çevreler tarafından ''sessiz siyasi ve zihni devrim''
olarak alkışlandığını söyledi.
Bahçeli, bu konunun, PKK'nın siyasallaşma stratejisi ve 2002'den bu yana
AB uyum sürecinde yaşanan gelişmelerden soyutlanarak ele alınamayacağını ileri
sürerek, ''Masum bir kültürel hakkın tanınması sorunu olarak Türkiye'nin önüne
getirilen bu konunun, PKK için taşıdığı hayali önem, Türk milletinden ayrı bir
millet kimliği ve ayrı milli mensubiyet duygusu yaratılmasında dilin temel vasıta
olmasından kaynaklanmaktadır'' dedi.
Partisinin, ortak dil ile milletleşme arasında kaçınılmaz bir tabii bağ
olduğunu düşündüğünü; müşterek bir milli dilin mevcudiyeti ile toplumsal
dayanışma ve birlikte yaşama arzusunun devamı arasında doğrudan ve yakın bir
ilişkinin olduğuna inandığını anlatan Bahçeli, ''Milliyetçi Hareket Partisi, adı
üstünde hiç kimsenin anasının dilini beşeri ilişkiler içinde öğrenmesine mani
olmayan bir anlayışla meseleye yaklaşmaktadır. Ancak bunun kamusal alana
taşınması, yazıya dökülmesi, resmiyet kazanmasına yanaşmamış, bu alanda atılacak
adımların milli kimliğin kırılmasında kritik bir eşik olacağını yüksek sesle ve
sürekli haykırmıştır'' diye konuştu.
Bahçeli, partisinin, hiçbir dönemde milli kimliği aşındıracak taleplere
açık olmadığını, bu tür girişimleri şiddetle eleştirerek ilkeli ve milli duruşunu
sergilediğini, konunun ciddiyetini ve önemini sürekli vurguladığını bildirdi.
-''PKK'YI SELAMLAYAN BAŞBAKAN...-''
''Anadilde yayın ve eğitim gibi talepler konusunda bölücü mihraklar,
Avrupa dayatmaları ve AKP tavizleri arasındaki uyum ve anlayış birlikteliği,
bizim için hiç de şaşırtıcı olmamıştır'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
''Türkiye'nin devlet yapısının yeniden tanzimi, farklı kökenden gelen
vatandaşlarımıza siyasi ve hukuki planda milli azınlık statüsünün tanınması ve
bunun Anayasa'da teminat altına alınmasını isteyen AB'nin tahribat süreci,
TRT'nin 24 saat Kürtçe yayına açtığı kanalla birlikte hayata geçirilmiştir.
TRT'nin bu kanalının önümüzdeki dönemde Kürtçe açık öğretim kanalına dönüşmesi
talepleri hiç kimseyi şaşırtmamalıdır. Bu uygulama ile birlikte Başbakan
Erdoğan'ın, Türkiye'yi 36 etnik gruba bölen zihniyetinin ilk adımı
gerçekleşmiş,Türkiyelilik projelerinin temeli de PKK'yı Kürtçe selamlayan
Başbakanın ağzından törenle atılmıştır.
Milliyetçi Hareketin bu konuda söyleyeceği şudur; kim, özel hayatında
anadiliyle konuşmak istiyorsa konuşsun. Buna engel olacak hiç kimse yoktur. Saygı
duyarız. Ancak biz, Türkçe konuşup, Türkçe söyleyip, Türkçe düşünmeye devam
edeceğiz.''
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, terörle
mücadele kapsamında hükümetin attığı adımları eleştirdi. 2008 yılında siyasi
çözüm arayışlarının hız kazandığını belirten Bahçeli, geçmişte yapılan ''silahı
bırak masaya gel'' çağrısının siyaset eliyle tekrarlandığını bildirdi.
Bu dönemde peşmergelerle el sıkışma ve pazarlık yapma sürecinin
başlatıldığını savunan Bahçeli, ''Türkmen kardeşlerimizin milli varlığı,
güvenliği ve geleceği, AKP'nin kucakladığı bu peşmerge gruplarının insafına ve
takdirine terk edilmiştir. Bugün yapılmak istenen, etnik bölücülüğün siyasi bir
sorun olarak çözümü için uygun bir ortam yaratılması, bunun siyasi ve toplumsal
altyapısının hazırlanmasıdır'' dedi.
-''2008 KARA BİR DÖNEM OLARAK AKP'YE YAZILDI''-
MHP lideri Bahçeli, dünyayı saran ekonomik krizin Türkiye'yi de etkisi
altına aldığını belirterek, ''2008 yılı, başarısızlıklarla anılan 2007 yılının
bile arandığı kayıp ve kara bir dönem olarak Adalet Ve Kalkınma Partisi'nin
hanesine yazılmış, bozuk siciline bir yenisi olarak eklenmiştir'' diye konuştu.
Yıllardır sergilenen teslimiyetçi tavrın ve dış politika konularında
yapılan ağır hatalar zincirinin Türkiye'yi telafisi mümkün olamayacak bir noktaya
getirdiğini iddia eden Bahçeli, yeni dönemde 3 ana hedefe yönelik bir stratejinin
önümüzdeki dönem de adım adım uygulanacağını söyledi.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Birincisi, Türkiye'nin terörle mücadelesinde hedef küçülterek, PKK'nın
tasfiyesi yerine, kontrol altında tutulması ve eylemlerinin geçici olarak
durdurulmasıyla yetinmesinin sağlanmasıdır.
İkincisi, etnik bölücülüğün, çözümün anahtarı Türkiye'nin içinde olan
uluslararası bir sorun haline dönüştürülmesi ve Türkiye'nin siyasi çözüme mecbur
bırakılacağı ortam ve şartların hazırlanmasıdır.
Üçüncüsü ise terör örgütünün silah bırakması için Türkiye'nin aşamalı bir
siyasi çözüm süreci başlatması, ilk planda teröristlere siyasi af çıkartması ve
Anayasa değişiklikleriyle milli azınlık olarak kabul edilecek farklı etnik
kimliklere siyasi ve hukuki statü kazandırılmasıdır.
Bu çerçevede; Türk milli kimliği yeniden tanımlanacak; Türk milletinin
yerine coğrafya ile sınırlı 'Türkiyelilik' kavramının yeni üst milli kimlik
olarak Anayasa'da ifadesini bulması amaçlanacaktır.
Bunun yanı sıra, Türkçeden başka dillerin anadil öğrenimden başlanarak,
milli eğitim sistemi içine alınması ve mahalli yönetimlere geniş idari ve mali
özerlik tanıyacak düzenlemelerle, Türkiye'nin fiilen eyalet sistemine geçmesinin
yolu açılmak istenecektir. Bunların, PKK'nın öncelikli talepleri olduğu bilinen
bir gerçektir.''
-KÜRESEL TAŞERONLUK-
Bahçeli, uluslararası ilişkilerde hiçbir itibar, etki ve saygı
uyandırmayan nafile turların ''başarılı diplomasi'' adı ile sürdürüleceği;
Kıbrıs'ta, Ermenistan ile ilişkilerde atılan geri adımlara yenilerinin ilave
edileceğinin şimdiden belli olduğunu savunarak,''Orta Doğu'da alışkın olduğumuz
her insanlık dramında adına mekik diplomasi denilerek yasak savma kabilinden göz
boyama ziyaretleri devam edecek, 2009 yılı da bundan öncekiler gibi küresel
taşeronluğun gereklerinin yapılacağı bir yıl olacaktır'' dedi.
AK Parti Hükümeti ile girilen 2009 yılında, milli meselelerde inanç ve
vizyon eksikliği, manevi konularda istismarcı anlayışın devam edeceğini savunan
Bahçeli, ''Giderek kurumsallaşan kayırmacı yönetim zihniyeti, yandaş vurgun
çetelerine dönük hoşgörü, her gün bir yenisi eklenen yolsuzluk haberleri,
uluslararası alanda teslimiyetçi tavır, bölücülüğe olan tavizkar yaklaşım,
artarak devam edecek ve tıpkı bundan öncekiler gibi aziz milletimiz için ziyan
olmuş, israf edilmiş sancılı dönem olarak yaşanması mukadder olacaktır''
ifadesini kullandı.
-2009 YILINDAKİ ÖNCELİKLİ KONULAR-
Devlet Bahçeli, 2009 yılında öncelikli olarak ele alınması gereken
konuları, bunun için izlenecek yöntem ve takvim hakkındaki görüşlerini de
açıkladı.
Bu konuları üç ana başlıkta toplayan Bahçeli, bugüne kadar sürüncemede
bırakılan, huzursuzluk ve gerginlik kaynağı haline gelen toplumsal sıkıntılar
olduğunu bildiren Bahçeli, sorunların karşılıklı hoşgörü anlayışıyla çözümlenmesi
gerektiğini dile getirdi.
Bahçeli, ''Bu çerçevede, ele alınması yerinde olacak ilk konu Alevi İslam
inancını benimseyen kardeşlerimizin inanç ve kültürel temelli sorunları,
sıkıntıları ve beklentileridir. MHP, bu sürece samimi katkıda bulunmaya hazır
olduğunu esasen açıklamıştır.
Hükümetin bu konuda başlattığı diyalog sürecinin, iyi niyetle ve
samimiyetle yürütülmesi, sürüncemede bırakılmaması ve bir an önce somut sonuçlar
vermesi en samimi temennimizdir.
Bu konularda ortak mutabakat oluşturma çabalarının belirli bir olgunluk
düzeyine ulaşması aşamasında, MHP'nin çözümlerin ana unsurları hakkındaki somut
düşüncelerini hükümetle ve Alevi kardeşlerimizle paylaşmaya hazır olduğunu
belirtmek isterim'' diye konuştu.
Çözüme kavuşturulması gereken bir diğer sorunun ise devletin organları
arasındaki görev ve yetki çatışması olduğuna işaret eden Bahçeli, çatışmayı
önlemenin parlamentonun öncelikli bir görevi olarak görülmesi gerektiğini
bildirdi.
Bir başka çözümün ise siyasi ve ahlaki kirlilik, yolsuzluk ve
kanunsuzlukla mücadele konularını kapsaması gerektiğini ifade eden Bahçeli, şu
görüşlere yer verdi:
''Siyasi partilerin ve yönetim kadrolarının faaliyetlerini etik esaslara
bağlayacak 'siyasi ahlak kodlarını' kapsamlı bir şekilde düzenleyen Siyasi Ahlak
Yasası öncelikli olarak ele alınmalıdır.
Bu çerçevede milletvekillerinin yasama görevi sırasında ve sonrasında
yapamayacakları ticari faaliyetlerin kapsamı kesin çizgilerle belirlenmeli; iş
takibi ve nüfuz ticareti yapmalarının önüne geçmek için etkili yaptırımlar
getirilmelidir.
Bunun yanı sıra; siyasetin finansmanını gerçek anlamda şeffaf hale
getirecek ve etkili bir denetim altına sokacak, siyasi partilerin,
yöneticilerinin ve milletvekillerinin gelir kaynakları ve seçim harcamalarının
izlenmesini ve sınırlandırılmasını mümkün kılacak yasal düzenlemeler süratle
hayata geçirilmelidir.''
-SİYASİ VE SOSYAL AHLAK ÜÇGENİ-
Bu kapsamda önem taşıyan diğer bir hususunda da siyasi ve sosyal ahlak
üçgeni olarak tanımlanabilecek 'Siyaset–Medya-İş Dünyası' ilişkilerinde
geçerli olacak temel ahlak kurallarının etraflı bir şekilde belirlenmesi ve
etkili yaptırımlara bağlanması gerektiğini kaydeden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Devlet yönetiminde bulunanların her yönüyle hesap verecek durumda
olmaları, siyasi ahlakın bir gereği olduğu kadar demokratik rejimin de
sigortasıdır.
Milletvekili dokunulmazlığının adalet önünde hesap vermekten kaçmak için
bir cankurtaran simidi olarak görülmesi, temiz ve ahlaklı siyaset anlayışıyla
bağdaşmayacaktır.
Bu bakımdan TBMM'nin 2009 yılında dokunulmazlıklar konusunun öncelikli
olarak ele alınması ve kamuoyunu rahatlatacak yeni esaslara bağlanması, artık
ertelenemeyecek bir mecburiyet olarak görülmelidir.''
-CUMHURBAŞKANI'NIN YETKİLERİ-
Bahçeli, rektör seçiminin yeni esaslara bağlanması, Cumhurbaşkanı ve
YÖK'ün yetkilerinin bu amaçla gözden geçirilerek yeniden belirlenmesi gerektiğini
savundu.
Konuşmasında, 1 Ocak 2009 tarihi itibariyle ''Mahalli İdareler Genel
Seçimleri'' süreci ile ilgili takvimin işlemeye başladığına işaret eden Bahçeli,
''Bu itibarla önümüzdeki seçim, öngördüğümüz bütün bu kötü gidişin durdurulacağı,
hükümete ihtar anlamı taşıyacak bir dersin verileceği artık kaçınılmaz bir
sorumluluk olarak karşımıza çıkmıştır.
Bu tarihi uyarı için, yaklaşan Mahalli İdareler Genel Seçimlerini önemli
bir fırsat olarak görüyor; uzlaşmadan kaçan, iş birliğine yanaşmayan, ülkemizi
yokluğa, yoksulluğa ve gayri milli politikalara mahkum eden Adalet ve Kalkınma
Partisi'ne verilmesi gereken ilk ikaz yerinin sandık başı olduğunu düşünüyorum''
diye konuştu.
Bahçeli, bütün vatandaşları oy kullanmaya çağırdı ve MHP'ye katılan bazı
siyasilere parti rozeti taktı. Devlet Bahçeli, MHP'nin başlattığı ''Büyük Çatı
Projesi''ne bir kiremidin daha konduğunu belirtti.
Bahçeli, daha sonra partisine katılanlarla birlikte fotoğraf çektirdi.
