2010-01-05 - 15:00
CHP GRUP TOPLANTISI
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, hükümetin yanlış özelleştirme politikasının hesabının işçilerden sorulmaya çalıştığını ileri sürerek, ''Terörde kullanılan, suikastlarda kullanılan c4'ü, 4-C yaptılar, ekonomik, sosyal haklarını ortadan kaldırarak işçilerin başında patlattılar'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, hükümetin
yanlış özelleştirme politikasının hesabının işçilerden sorulmaya çalıştığını
ileri sürerek, ''Terörde kullanılan, suikastlarda kullanılan c4'ü, 4-C yaptılar,
ekonomik, sosyal haklarını ortadan kaldırarak işçilerin başında patlattılar''
dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki
konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kürsüye gelişinde grup salonunda
bulunan bir grup TEKEL işçisinin, ''TEKEL sizinle gurur duyuyor'' şeklinde slogan
atmaları üzerine Baykal, ''Sizlere çok teşekkür ederim. Ama grup toplantıları
böyle gösteriler için uygun bir ortam değil. Bunu başka yerlerde
değerlendirelim'' dedi.
Sözlerine tüm vatandaşların 2010 yılını kutlayarak başlayan Baykal, yeni
yılın, 2009 yılından daha güzel geçmesi dileğinde bulundu. Türkiye'nin 2010
yılında yeni ve taze bir başlangıca ihtiyacı olduğunu ifade eden Baykal, çok
geçmeden bu başlangıcın gerçekleştirilmesini umduğunu söyledi.
Baykal, ''2009 yılının Ergenekon soruşturması, ekonomik kriz ve Kürt
açılımı nedeniyle büyük sıkıntıların yaşandığın bir yıl olduğunu'' ileri sürerek,
toplumda adalet duygusunun zedelendiğini, işsizliğin, ekonomik daralmanın rekor
düzeyi çıktığını ve etnik ayrışmanın yaşandığını savundu. ''Yaşananların
Türkiye'yi ciddi şekilde derinden bir depreme maruz bıraktığını ve bu sürecin
tehlikeli bir biçimde geliştiğini'' ifade eden Baykal, sokak gösterilerinin ve bu
gösterilerde güvenlik güçlerine yönelik sergilenen tavrın da Türkiye'yi ''nereye
gidiyoruz?'' sorusuyla karşı karşıya bıraktığını söyledi.
Tekel işçileri, İstanbul'daki itfaiyeciler, eczacılar gibi çeşitli toplum
kesimlerinin kendilerine yönelik haksızlıklar karşısında vermeye başladıkları
demokratik tepkinin ise iktidar tarafından her türlü makul anlayışın ötesine bir
yaklaşımla karşılandığını ileri süren Baykal, şöyle konuştu:
''İktidar aşırı tepki vererek, korkutma, yıldırma, sindirme denemeleri
yapıyor. Ama başaramıyor. İnsanları copla ya da yüzlerine gözlerine gaz sıkarak
inançlarından haklarından, mahrum bırakmanın mümkün olmadığı bir çağdayız. Ama
bunu hala iktidarın anlaması söz konusu değil. Biraz önce Başbakan çıkmış, 'Ana
muhalefet lideri TEKEL işçilerine gidiyor' diyor. Elbette gideceğim... TEKEL
işçileri 'Yan gelip yatıyorlar. Yan gelip yatanlara para yok, iş de yok' diyor.
'Yetimin hakkını size yedirmem' diyor. Kim diyor? Başbakan diyor. Kime diyor?
Kendisi yetim bırakılmış olan TEKEL işçilerine bunu söylüyor. Türkiye'de yetimin
hakkının korunmasına ihtiyaç var. Birilerinin yetimin hakkını koruması lazım. Ama
koruması gerekenin Başbakan olduğunu hiç birimiz inanmayız.''
Önce ''Kediyi ciğere teslim etmeyiz'' diyen Baykal, daha sonra sözlerini
düzelterek, ''Ciğeri kediye teslim etmeyiz'' dedi. Baykal, daha sonra gülerek
''Kedi ayrı, ciğer ayrı...Yan yana geldi mi karışır. Ciğeri kediye teslim etmek
yok'' diye konuştu. Bu sırada salonda da gülüşmeler yaşandı. Baykal, sözlerini
''Başbakan yetim hakkını koruyacak değil, yetim hakkını koruyanların 'dur'
diyeceği insan. Yani açarsak o defteri önce Başbakan'ın kendisi yetim hakkını
yemekten vazgeçsin'' şeklinde sürdürdü.

-''YANLIŞ ÖZELLEŞTİRME YAPTINIZ...''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın 2001 yılında benzer
bir eylemde TEKEL işçilerini ziyaret ettiğini ve onlara, ''Sizinle beraber
hareket edeceğiz'' dediğini anlatan Baykal, gelinen noktanın sorgulanması
gerektiğini savundu. Hükümetin yanlış özelleştirme yaptığını kaydeden Baykal,
bunun hesabının işçilerden sorulmaya çalışıldığını söyledi. Baykal, ''Terörde
kullanılan, suikastlarda kullanılan c4'ü 4-C yaptılar, ekonomik sosyal haklarını
ortadan kaldırarak işçilerin başında patlattılar'' dedi.
Hükümetin 2010 yılına zamlarla başladığını belirten Baykal, sözlerini
şöyle sürdürdü:
''Her şeye zam yapıldı da doğalgaza zam yapılmadı. Niçin zam
yapılmadığını da Enerji Bakanı çok güzel söyledi. Dedi ki 'Baykal, kısa bir süre
önce doğalgaza zam geliyor. Onun için Ocakta zam yok, Şubatta yapacağız zammı'
dedi. Yani bizim 'doğalgaza zam geliyor' sözümüz vatandaşı bir ay doğalgaz
zammından kurtardı. Buna çok memnun oldum ama bu yetmez tabii. Eğer beni tekzip
etmek istiyorlarsa şimdi burada diyorum ki Şubatta ve 2010 yılının geriye kalan
kısmında büyük doğalgaz zamları geliyor.''
Baykal, zamların nedeninin hükümetin yanlış ekonomi politikaları ve seçim
kazanmak uğrunda yaptığı israf olduğunu savunarak, ''Bu zamların arkasında har
vurup harman savuran AKP iktidarının yanlış uygulamaları, yanlış ekonomi
politikası, yanlış maliye politikası temel unsur olarak yatmaktadır'' diye
konuştu.
AK Parti'nin uygulamalarının iç ve dış borçları da iki katının üzerine
çıkardığını ileri süren Baykal, ekonomik göstergelere ilişkin rakamlardan
örnekler verdi. Baykal, AK Parti'nin Türkiye'nin tarihinin en çok kaynak kullanan
iktidarı olduğunu, bunu ''ülkeyi borca batırarak, elde avuçta ne varsa satarak,
dışarıdan yatırım getirerek, işçinin fonlarını seferber ederek yaptığını'', ancak
sonuçta gelinen noktanın ise ''dünyada işsizlik ve daralma rekoru'' olduğunu
söyledi.

Baykal, partisinin grup toplantısında, eczacılarla ilgili de bir büyük
çatışma ortamının tahrik edildiğini savunarak, ''Buraya bakınca şunu görüyoruz 10
milyar dolarlık bir pazardır, 15 milyar TL. 10 milyar dolarlık bir ilaç pazarı
var, kavga, bunun kavgasıdır'' dedi.
Bunun, ''AKP iktidarının işbaşına gelmesiyle yaptığı hazırlıkların, adım
adım geliştirdiği projenin geldiği son nokta olduğunu'' ifade eden Baykal,
şunları söyledi:
''Sakın ha kimse SGK ile eczacılar karşılıklı gerginleştiler, demesin. Bu
o değil. Bu bir proje. Bu 10 milyar doların kavgası. Çok uzun süreden beri bunun
hazırlıkları yapıldı. Şirketleri kuruldu, işbirlikleri geliştirildi. Bu, AKP'nin
kadrolaşma anlayışını devlet bürokrasisi dışına taşıma girişimidir. AKP'nin genel
müdür, müsteşar tayin eder gibi devlet teşkilatında kadro oluşturma politikasının
paralelinde piyasaya, özel sektöre yönelik bir kadrolaşma girişimidir. Olayın
ilaç, hastane ayağı vardır. Dikkatle izlenmesi gereken bir tablodur.''
Hükümetin ilaç fiyat farkları ve muayene ücretleriyle hastanın cebine el
attığını ileri süren Baykal, ''SGK ilaç fiyatlarını düşürürken hesap oyunuyla
eczacıların kazancına ortak olmuştur. Bu uygulama vatandaşın daha çok ilaç parası
vermesi ve yanlış ilaç kullanımının daha da artması sonucunu da ortaya
çıkaracaktır. İktidarı bu konuda inatlaşmaktan vazgeçmeye, daha soğukkanlı
davranmaya, gözünü 10 milyar dolar bürümüş olanların etkisinden kurtulmaya
çağırıyorum'' diye konuştu.
Baykal, bu konuda siyasi ve hukuki mücadele vereceklerini vurguladı.

-ÖĞRETMEN ATAMALARI-

CHP Genel Başkanı Baykal, hükümetin Şubat ayında öğretmen ataması
yapılmayacağını ilan ettiğini belirterek, bunun çok yanlış bir iş olduğunu
söyledi.
Öğretmenliği yarım zamanlı, sözleşmeli bir iş olmaktan çıkarmak ve
kariyer mesleği haline getirmek gerektiğini ifade eden Baykal, ''Öğretmenleri,
devlet memurluğunu tasfiye etmeye yönelik bir genel politikanın en büyük kurbanı
haline getirdiler. 250 bin öğretmen açığı var. Şubat ayında bu tayinler
yapılmayacak. Bundan büyük üzüntü duyuyorum'' dedi.

-''DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN DENKLEM BU''-

Geçen hafta yaşanan olayların herkesi ''Türkiye, nereye gidiyor?''
sorusuyla karşı karşıya bıraktığını belirten Baykal, ''Herkesin ortak kanısı
artık Türkiye'nin böyle devam edemeyeceğidir. Görülmemiş bir kaos ortamı ortaya
çıkmıştır. Ülkenin en önemli kurumları birbirlerine karşı çekişme, çatışma ortamı
olarak nitelendirilen bir tablonun parçası olmuşlardır. Ortamı olarak
nitelendiren, diyorum, çünkü, ben öyle nitelendirmiyorum. Ama doğal olmayan bir
manzara var'' diye konuştu.
Manzaranın ''ciddi olduğunu'' kaydeden Baykal, şöyle devam etti:
''İstihbarat örgütüne emniyet baskın düzenliyor. Böyle tablolar doğal
karşılanamaz. Suikast iddiaları sıradan olaylar... Askerin askere suikast yaptığı
iddiaları var, asker sivile suikast yapacak diye iddialar var. Bir Albay
komutanına suikast yapacak diye gözaltına alınıyor, adam intihar ediyor,
cenazesine önce komutanı gidiyor. Aile perişan, komutan perişan. Ne yapıyoruz,
Allah aşkına? Bu manzara karşısında yargıçlar, askerler hedef, telefon dinlemesi
çığırından çıkmış. Yargıtay, Danıştay dinleniyor, Ankara, İstanbul başsavcıları
dinleniyor. Bu, kabul edilebilir bir tablo değildir. Bütün bunların temelinde bu
Ergenekon olayı var. Ergenekon ortaya çıktığı zaman 'siyasi bir dava' demiştim.
Her geçen gün bu inancım daha da kökleşiyor.''
Ergenekon'un yığınca acıyı yarattığını belirten Baykal, yılbaşında bir
yandan tekel işçilerini, bir yandan da Ergenekon'da ''ailelerinden,
sevdiklerinden haksız yere mahrum bırakılmış insanları düşündüğünü'' kaydetti.
''Atabey Soruşturması''nı ''tertip'' olarak nitelendiren Baykal, ''Böyle
tertipler yapılabilir mi bir hukuk devletinde?'' diye sordu.
Baykal, ''Dursun Çiçek'' hakkındaki soruşturmanın akıbetini de sorarak,
''Şu ıslak imzayı bir gösterseler de görsek ya? Ne oldu ihbarı yapan zat? Nerede
bu kişi? Siz suikastı muikastı bırakın da bunu bir takip edin. Böyle manzara olur
mu? Bu, kaos değil mi? Bu tablo kabul edilebilir mi? Böyle hukuk, böyle devlet
olur mu? Böyle Türkiye, böyle iktidar olur mu? Böyle iktidar olursa böyle Türkiye
olur. Değiştirilmesi gereken denklem bu'' dedi.
''Kafes planı''nın akıbetini de soran Baykal, sanıklardan birinin
''planın uydurma olduğuna'' dair ifadelerini okudu. Baykal, ''Şu isyandaki
içtenliğe bakar mısınız? Bir insan yapmacık bir şekilde bunu söyleyebilir mi? Bu
isyanları duymamazlıktan mı geleceğiz. İşte Kafes de bu'' şeklinde konuştu.
Baykal, Tokat'ta 7 askerin şehit edilmesi olayı ile ilgili Cumhurbaşkanı
ve hükümet yetkililerinin açıklamalarını eleştirerek, ''kimsenin olayın PKK
tarafından gerçekleştirildiğini kondurmak istemediğini'' ileri sürdü.
Bu sırada, elinde şehit oğlunun fotoğrafını taşıyan bir kadın dinleyici
üzüntüsünü dile getirirken, eşi de ''Senin oğlun şehit oldu mu Başbakan'' diye
konuştu.
Ailenin acısını anladığını belirten Baykal, ''Lütfen anlayış gösterin''
diyerek grup konuşmasını sürdürdü

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Silahlı Kuvvetlere karşı asimetrik psikolojik
harekatın arkasında Hükümetin bulunduğunu ileri sürdü.

Baykal, Deniz Yarbay Ali Tatar'ın intiharına değinerek, bunun dikkatle izlenmesi
gereken bir konu olduğunu söyledi.

İntiharın altında ''onur patlamasının'' yattığını ifade eden Baykal,
Tatar'ın intihar mektubundan bir bölüm okudu. Baykal, ''Olur canım böyle olaylar
mı diyeceğiz? Burada çok samimi isyan, tepki yok mu? Bunu işitmemeye mi
çalışacağız? Bu feryadı, kimsenin işitmemesini mi sağlayacağız?'' diye sordu.

Baykal, daha sonra Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a
yönelik suikast iddialarının ortaya çıktığını ifade etti. Baykal, Arınç'ın,
muhalefeti suçlayıp, ''Siz Türkiye bölünüyor diyorsunuz, bunu söyleyerek,
insanları tahrik ediyorsunuz, bak bize suikast yapılıyor. Susun'' demeye
çalışarak, kendilerini susturmak için suikast haberini şantaj konusu yapmaya
çalıştığını savundu.

Deniz Baykal, ortada, ABD üssünden geldiği ifade edilen ihbarların
bulunduğunu, bu ihbarlarla 8 askerin gözaltına alındığını, daha sonra serbest
bırakıldığını, ancak çalıştığı yerlerde bilgi ve belge aramalarının devam
ettiğini anımsattı. Baykal, Ankara sokaklarında, albay ve binbaşıların
tutuklandığını, herkesin birbirinden kuşku duyduğunu söyledi.

Dili sürçerek, ''Kozmik soruşturma, Arınç'ın intiharıyla başlayan bir
süreç'' diyen Baykal, daha sonra sözlerini, Arınç'a yönelik suikast girişimiyle
başlayan bir kozmik soruşturma olarak düzeltti. Baykal, soruşturmadan ne
çıkacağını merakla beklediklerini, şimdiden soruşturmayla ilgili hukuki
ihtilafların başladığını ifade etti.

Baykal, soruşturmayı yürüten hakimin takip edildiğini düşündüğünü,
Emniyet güçlerinin, takip ettiği iddia edilen askeri araçları durduğunu
anımsatarak, ''Kozmik soruşturmanın içinden, kozmik patatesler çıkıyor'' dedi.

-''KURUMLAR BİRBİRİYLE ÇATIŞMIYOR''-

Bu manzaranın, ibret alınması gereken bir manzara olduğunu dile getiren
Baykal, herkesin, ''Eyvah Türkiye'de kurumlar birbirine giriyor'' dediğini ancak
kendisinin buna katılmadığını belirtti.

Baykal, kurumların birbiriyle çatışmadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle
sürdürdü:

''Hükümet bazı kurumlarla çatışıyor. Yargı kiminle çatışıyor, kiminle
kavgası var, kime karşı savaş açmış durumda? Silahlı Kuvvetler kime karşı savaş
açmış durumda? Silahlı Kuvvetlerin bir saldırısı, harekatı, mücadelesi söz konusu
mu? Silahlı Kuvvetler sinmiş, savunmaya çalışıyor. Kurumlar arası çatışma değil.
Çatışma var da, saldırı var. Saldırı da Hükümetin bilgisi ve himayesi altında
yapılıyor.

Bu manzara, 'Türkiye garip bir hal aldı. Niçin böyle oldu anlayamadık'
denilecek bir manzara değil. Türkiye, siyasetin bilinçli kararı, tercihi, planı
ve projesiyle adım adım buraya doğru götürülüyor. Herkes bunu söyleyemiyor,
kimisi korkuyor, çekiniyor, başıma dert almayayım diyor. O susacak, bu susacak,
olur mu? Herkes susarsa da Deniz Baykal susmayacak, söyleyecek.''

"CEMİL ÇİÇEK'E SORU"

Deniz Baykal, ''Hukuk işliyor'' denildiğine işaret ederek, ''Hukuk
işliyorsa, nasıl oluyor da bir soruşturmayla ilgili Başbakan Yardımcısı,
soruşturma yapan savcıya, 'vazgeç bu davadan' diyor? Sayın Cemil Çiçek'e
soruyorum: Erzincan Savcısı'na, 'Bu işi takip etme' diye telefon açtın mı açmadın
mı? Başbakan bize yargıya müdahale etmemizi söylüyor. Senin bakanın müdahale
etmiş'' dedi.

Kurumlar arası çatışma olmadığını yineleyen Baykal, konuşmasına şöyle
devam etti:

''Yargıyı ve Silahlı Kuvvetleri, sindirme, vesayet altına alma, kendi
kişisel denetim, hegemonyasını pekiştirme mücadelesi var; iktidardan kaynaklanan,
iktidarın amaçladığı... Yargının önemli bir kesimini kontrol altına almıştır ama
özellikle üst yargı kurumlarında alamadığı alanlar var. Şimdi onları denetim
altına almak için, sindirme harekatı götürülüyor. Silahlı Kuvvetlere karşı
yıldırma, sindirme, vesayet altına alma politikası götürülüyor. Türkiye'yi, AKP
iktidarının, Başbakan'ın hegemonyası altına alma projesi uygulanıyor. Bunun için
telefon dinlemeleri, temel bir yöntem olarak kullanıldı.

8 kişinin Arınç'a suikast yapacağı iddiasıyla bir soruşturma başladı,
geldiğimiz noktada olay Arınç'a suikast olayı olmaktan çıktı. Geldiğimiz noktada,
Silahlı Kuvvetlere karşı bir soruşturmaya dönüştü, bu kurumsal bir dönüşüm değil
mi? Genelkurmayda Seferberlik Bölge Başkanlığına, kozmik odalara giren araştırma
yaptığınızda, 'bu araştırmayı yüzbaşı, üsteğmen için yapıyoruz' deme imkanınız
var mı? Türk Silahlı Kuvvetlerine kurum olarak, karşı çıkmak, onu inceleme,
irdeleme, şüpheli konumuna yerleştirme, o şüpheyi tahkik etmek üzere, orada
faaliyete geçmek... Yapılan budur. Bunu nasıl olur da kurumlar arası çatışma
yoktur diye bize inandırmanız mümkün olur? ''

-''CUMHURBAŞKANI'NA DA OMBUDSMAN LAZIM''-

Baykal, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, ''Silahlı
Kuvvetlerine karşı asimetrik, dengesiz bir harekat vardır'' dediğini anımsatarak,
''Bu harekatı kim yapıyor? Kendiliğinden mi, yurt dışından mı? Kim bunu yapan?''
diye sordu.

Genelkurmay Başkanı'nın bunu söylediğinde, Silahlı Kuvvetlere karşı
harekatın nereden kaynaklandığını, arkasında kimin olduğunu öğrenme ihtiyacı
hissettiklerini belirten Baykal, ''Asimetrik psikolojik harekatın arkasında
Hükümetin kendisi var'' iddiasında bulundu.

Baykal, açılımın Türkiye'yi nereye götürdüğünün görüldüğünü, artık
kişilerin, evlerini kiralarken bile etnik kaygılara girdiğini söyledi. Baykal,
Kürt ve Türk'ün birbirini sevdiğini, kişilerin birbirine düşürülmemesi
gerektiğini dile getirdi.

Türkiye'nin ombudsman aradığını, demokrasilerde ombudsmanın olmadığını
dile getiren Baykal, ''Cumhurbaşkanı ombudsman. Şimdi Cumhurbaşkanı'na da bir
ombudsman lazım'' dedi.

CHP Genel Başkanı Baykal, iktidarın Türkiye'yi bu noktaya getirdiğini, bu
gidişin ne kadar süreceğini bilemediklerini vurgulayarak, sözlerini,
''Türkiye'nin sabrı, anlayışı daha ne kadar bunları işbaşında taşımaya devam
eder, göreceğiz. İnşallah belli bir noktada, en geç 1,5 yıl sonra, ama bilinmez
belki daha önce bu gidişe bir son vereceğiz. Millet kararını aldı, o kararın
gereğini yapacak günü bekliyor'' diyerek tamamladı.