2007-02-11 - 13:00
ARINÇ: "SİYASİ HAYATIMDA GELDİĞİM HERYERE SEÇİLEREK GELDİM"
TBMM Başkanı Bülent Arınç, Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet'in sorularını canlı yayında yanıtladı.
ARINÇ; "HRANT DİNK CİNAYETİ ÇOK ÜZÜCÜ BİR OLAYDI"

Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet'in hazırladığı 'Başkent Kulisi' adlı programa konuk olan TBMM Başkanı Bülent Arınç, gündemdeki olayları canlı yayında değerlendirdi.

Mehmet Acet, TBMM Başkanı Bülent Arınç'a, öncelikle Hrant Dink cinayeti ve derin devlet tartışmalarıyla ilgili görüşlerini sordu.

Arınç, cinayeti "çok üzücü bir olay" şeklinde yorumladı. "Hrant Dink fikirleriyle, düşünceleriyle, kimliğiyle bilinen bir insandı. Basında ismi çokca geçmişti, yazılarından dolayı yargılanmış, haksız bazı suçlamalara maruz kalmıştı. Bence bu cinayet sadece Dink'in hayatına kastetme değil, Türkiye'nin geleceğine, huzur barış ve esenliğine sıkılmış bir kurşundur. Bu düşüncelerimi her yerde ifade ettim" diyen Arınç, taziye ziyareti için gittiği Dink'in evinde herhangi bir Anadolu evinden farksız bir tabloyla karşılaştığını belirterek Arınç, "O bizden biriydi" dedi. Cinayetten sonra ortaya çıkan tablonun cinayet kadar çirkin ve düşündürücü olduğunu kaydeden Arınç, failin kısa sürede yakalanmış olmasının sevindirici olduğunu söyledi.

"Yakalanan kişinin gerçek fail olduğu da ortaya çıktı. Eminim kısa sürede dava açılacak yargılanmaya başlayacaktır. Bizi sevindiren faili meçhul olma meylindeki bu olayın falinin yakalanmış olmasıdır" diyen Arınç, medyadaki bilgi kirliliği konusunda da herkesin hemfikir olduğunu belirtti.

DERİN DEVLET TANIMI

TBMM Başkanı Arınç, kendisine derin devletin tanımı için yöneltilen soruya ise şöyle yanıt verdi: "Bunun bir tarifi yok. Devlet anayasal bir kurumdur. Uzuvları nedir, nasıl hareket eder, bunlar anayasa ve temel kanunlarla belirlenmiş. Buna uymayan, hukuk dışılıkla meşgul olan bir takım oluşumları anlamak gerek. Yani bir şekilde devlet kurumunun içine sızmış, bir takım olaylarla bağlantılı kişiler ve guruplar.."

Acer, Susurluk ve Şemdinli komisyonlarının çalışmalarını hatırlatarak, kamuoyunun daha caydırıcı ve yaptırımı yüksek çalışmalar beklediğini belirtti. TBMM Başkanı Arınç, bu konudaki görüşlerini şöyle açıkladı: "Bu Meclis, 40 yıl öncesine kadar egemenlik hakkını millet adına tek başına kullanıyordu. Son anayasamızdan bu yana egemenlik hakkı paylaşıldı. Artık, kurumlar ve erkler aracılığıyla kullanılıyor. Yasamayla ilgili sorulara ben yeterli yanıtlar verebilirim, çünkü bu benim alanım. Keşke yasamaya bari başkalarının müdahalesi olmadan sahip olsak diye de zaman zaman düşünürüm. Çünkü bu yetkimize bile bazı kurumlar tarafından müdahale edilebiliyor, edilmek isteniyor ve kuşatılmak arzu ediliyor. Buna karşı duruyoruz. Herkes kendi yetkisini kullanmalı. Kimse kimseye müdahale etmemeli."


"ÜLKEYİ YÖNETMEK HÜKÜMETİN, HÜKÜMETİ DENETLEMEK TBMM'NİN İŞİ"

Arınç, sözlerine şöyle devam etti: "Bu olayın failleri var, sivil, asker, herhangi bir kimse olabilir. Bu olayı araştırmak kolluk kuvvetlerine düşer, delileri yargıya götürürler.." Görev ve yetki alanlarının birbirine karıştırılmaması gerektiğini belirten Arınç: "Ülkeyi yönetmek hükümete ait, hükümeti denetlemek TBMM'nin işidir"dedi. TBMM'nin Meclis soruşturması, gensoru, genel görüşme.. gibi denetleme araçlarına sahip bulunduğunu hatırlatan Arınç, "TBMM hükümeti yönlendiren değil denetleyen bir organdır" dedi.

"ARAŞTIRMA KOMİSYONLARININ ÖNÜNDE ENGELLER VAR"

Arınç, Acer'in sözlerine katılarak TBMM Araştırma komisyonlarının özverili çalışmalarda bulunduğunu belirtti. "91-95 arasında faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu vardı. Mükemmel bir çalışmaydı, sadece özel bir yayınevi tarafından basıldı. Konuşması bile kolay değildi" diyen Arınç, araştırma komisyonlarının önünde belli başlı iki engel bulunduğunu söyledi. Bunlardan ilkini 'sır' kavramı ile açıklayan Arınç, "Ne olursa olsun, komisyon çalışmaları devlet sırrı ve ticari sır kavramına giremiyor. Biz, sır kavramının tanımlanması, bir açıklık getirilmesi için uğraşıyoruz. Çünkü bu ikisine atarak herşeyi kapatmak mümkün.." dedi. Arınç, komisyonların önemli çalışmalar yaptığını ve aylar sonra tamamlanan yazışmalar ve araştırmaların sonucunda ortaya çıkarılan raporun TBMM raflarında kalmasından da üzüntü duyduğunu kaydetti. "Bütün o çalışmalardan sonra ortaya çıkan rapor rafa kalkıyor. Biz sadece sonuçları bildiriyoruz, ama hiçbir takip yapamıyoruz. Bu kadar emek verilen raporların mutlaka fiilen takip edilebilmesi lazım. TBMM komisyonu 'tesbit yapar' deniliyor, bu kadar. Ben buna yönelik bir İçtüzük değişikliği hazırladım, ama bu döneme yetişmeyecek gibi görünüyor, süremiz çok azaldı.

MERSİN'DEKİ KUVAYİ MİLLİYE YEMİNİ GÖRÜNTÜLERİ? "BİR KLİNİK VAKA"

Acer, TBMM Başkanı Arınç'a "Ulusalcı hareketi ne kadar tehlikeli görüyorsunuz? Görüntüler ve geri plandaki yapılanmalar hakkındaki görüşleriniz nelerdir?" başlıklı bir soru yöneltti. Arınç; yanıtına; "Bu bir klinik vakadır" diyerek başladı. Görüntüleri fevkalade korkunç diye niteleyen Arınç; "Bir süredir Türkiye'de sürdürülen bir kampanya var. Özellikle internette. Her şey yazılıyor, her şey söyleniyor. Bu da internetten başka dünyası olmayan binlerce insan üzerinde çok etkili oluyor" diyen Arınç, kendisinin de internette ortaya atılan karalama kampanyalarının mağduru olduğunu belirtti. Arınç, küçük bir gazete tarafından dedesiyle ilgili çirkin ve akılalmaz iddiaların ortaya atıldığını söyleyerek; "Bunun mağdurlarından biri de benim. Ben bunlara pabuç bırakacak insan değilim. Soyumuz sopumuzu biliyoruz, inancımız da bize bu konuda nasıl davranmamız gerektiğini söylüyor. Bir dönem dedemin ismi bile böyle bir şeye karıştırılmıştı. Öyle ki sonunda nüfus kütüğümüzle ilgili bilgileri paylaşmak zorunda kaldık" dedi.

Arınç; "Ulusalcılık adı altında bunlara gayret veriyorlarsa, bunlardan kimse etkilenmez demek deve kuşu gibi başımızı kuma sokmak olur. Bunu ciddiye almak ve kurumlarla müşterek bir çaba sarf etmemiz gerekiyor" diyerek "Kendi adımıza korktuğumuzdan değil, bu düşüncede insanlar Türkiye'de hala var, bunlar örgütlenmişler ve saf insanları bir araya getirerek güç oluşturuyorlar, bu ayrımcılıktır, bölücülüktür" ifadelerini de sözlerine ekledi.

"Türkiye işgal altında değil. Bu ülkenin kurumları var, Meclisi, askeri, polisi var. Bu milletin kurtuluşu 23 nisan 1920'de başladı. Bu meclis kendi hükümetini, kendi silahlı kuvvetlerini kurdu. Cumhuriyet böyle ilan edildi, bağımsızlık böyle kabul edildi" diyen Arınç, kimsenin bunları yok kabul ederek gazetelere poz veremeyeceğini söyledi.

"SAYIN CUMHURBAŞKANI İLE BİRBİRİMİZE CEVAP VERMEK İÇİN KONUŞMUYORUZ"

Acer, programın sonlarına doğru TBMM Başkanı Arınç'a, Cumhurbaşkanının laiklik ilkesi üstüne yaptığı açıklamaları hatırlatarak bu konudaki görüşlerini sordu.

Arınç, "Biz birbirimize cevap vermek için konuşmuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı da ben de.. Sayın Cumhurbaşkanımız her vesileyle bu konuda görüşlerini açıklıyor. Benim de bu konudaki düşüncelerim bellidir. Dolayısıyla bir yerde laiklik mevzuu geçince bunu otomatik olarak birbirimize yanıt olarak algılamamak gerek. Bu sayın Cumhurbaşkanının konumuna da kişiliğine de uygun düşmez" dedi.

Acer, Arınç'ın getirdiği laiklik tanımında bazı özgürlüklerin ön plana çıkarıldığını belirterek, Türkiye'nin laikliğin tanımında bir uzlaşmaya ihtiyacı olup olmadığını sordu.

Arınç: "Ben laikliğin bir yaşam biçimi olarak Türkiye'de korunmasını doğru buluyorum. Düşündüklerini ifade etmek insan olmamın gereğidir" şeklinde yanıtlayarak, değerlendirme yaparken geçmişe de bakmak gerektiğini belirtti.

TBMM Başkanı Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: "1920'de TBMM açılmış, 1937'de laiklik Anayasa'ya girmiş. Eskiden 163. madde vardı TCK'da.. Sübap olsun diye konulmuştu. Ama 49 ile 91 arasında binlerce dava açıldı. Pantolonunun arka cebinden takke çıktı diye yargılanan, bu öğretmen içine kapanıktır, evinde kitaplar okur, çocuklara ilahiler öğretir diye haklarında dava açılan insanları savundum ben. Buna benzer maddeler bugüne kadar geldi" diyen Arınç, laikliğin Türk toplumunun içinden çıkmadığını, bir batı kurumu olarak geldiğini söyledi.

Arınç; "Laiklik din ve vicdan özgürlüğü değildir sözü yanlıştır. Laiklik 'sadece' din ve vicdan özgürlüğü değildir şeklindeyse kabul ederim" dedi. Arınç, laiklik ilkesinden dindarların da inanmayanların da zarar görmeyeceğini belirterek, laikliğin ''yaşam biçimi olarak Türkiye için yararlı olacağına''
inandığını söyledi.


"ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI KANUN YERİNE GEÇMEZ"

Arınç; "Temel hak ve özgürlükler laiklik açısından kısıtlanabilir ifadesine katılmak mümkün değil. Anayasa mahkemesi kararları, kanun yerine geçmez. Kanun yapma yetkisi TBMM'dedir" dedi.

Arınç, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda yöneltilen soruya "Konuştuğu zaman imalar veren bir insan değilim. Doğrudan ifade ediyorum. Birileri bizi o makama yakıştırıyor olabilir, bundan kimse rahatsız olmaz. Gerçekçi, dürüst, samimi olmak lazım. Ben kesinlikle aday olacağım veya olmayacağım demedim" şeklinde yanıt verdi. Arınç, Cumhurbaşkanını bu Meclisin seçeceğini hatırlatarak, "ömrümüz olursa o oturumu ben yöneteceğim" dedi.

"Dürüst olarak şunu söylemek gerek, öncelikle Nisan ayı beklenecek. Ben deneyimli bir siyasetçiyim. Siyasi hayatımda geldiğim heryere seçilerek geldim. Ben siyaseti önemli bir iş olarak görüyorum" diyen Arınç, AK Parti'nin bütün partiyi ilgilendiren kararlar için partinin çeşitli organlarına danışacağını söyledi. Arınç: "Bu tür konularda partiyi ilgilendiren bir konu üzerinde karar verilecekse 354 kişilik bir grup var, o partinin kurucuları, il başkanları var.. Oradan kademe kademe süzülerek kararlar verilir" dedi.