2015-12-15 - 15:33
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Toplantıyı, Suruç'taki terör saldırısında hayatını kaybedenlerin aileleri de izledi.
Konuşmasına "Allah kimseye evlat acısı vermesin" sözünü hatırlatarak başlayan Kılıçdaroğlu, Suruç'ta yaşanan olayın TBMM'de araştırılmasını talep ettiklerini ancak bu isteklerinin kabul edilmediğini belirtti.
Meclis'in görevinin, vatandaşların sorunlarına çözüm üretmek olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, "33 çocuğumuz bir terör eylemi sonrasında hayatını kaybediyor. Bu olaya TBMM duyarlılık göstermeyecek de hangi olaya gösterecek? İçimiz kan ağlıyor. Yasama organı, özellikle AKP milletvekilleri, sizlere sesleniyorum, oy aldınız geldiniz, özgür iradenizi kullanın. Siyasi görüşü, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun herhangi bir çocuğumuzun burnu kanamasın istiyoruz. Bu duyarlılığı siz de gösterin. Parlamentoyu daha iyi çalıştıralım, sorunlara eğilelim. Eğer bunları yapmayacaksak bu parlamentoda ne işimiz var" diye konuştu.
Türk bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar'ın Nobel Kimya Ödülü'nü almasının Türk halkını gururlandırdığını belirten Kılıçdaroğlu, yeni ödüllerle başarısını perçinlemesi dileğinde bulundu.
Mardin'de doğan, zor koşullardaki eğitim hayatını başarılarla tamamlayan Sancar'ın bir Cumhuriyet çocuğu olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Sevgili Aziz Sancar seni çok seviyoruz. Bize mutluluk yaşattın" dedi.
Sancar'ın Mustafa Kemal Atatürk'e olan hayranlığının da önemli bir özelliği olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, "Bir kez daha Mustafa Kemal'i haklı çıkardılar; 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir' diyor. Evet, hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Sancar'ın 19 Mayıs'ta Nobel Madalyası ile Anıtkabir'e gideceğine işaret ederek, Türkiye'yi Ortadoğu ülkelerinden farklı kılanın Mustafa Kemal Atatürk'ün öngörüsü olduğunu belirtti. Atatürk'ün yurttaşları arasında hiçbir ayrım yapmadığını dile getiren Kılıçdaroğlu, "Şimdi tablo biraz farklı. Ama o farkı gidermek, tekrar Mustafa Kemal'in arzularına göre o güzel Türkiye'yi kucaklamak bizim elimizde. Ve bu mücadeleyi hep beraber yapacağız" değerlendirmesinde bulundu.
Basın özgür olmadığı ülkelerde toplumun özgürlüğünden söz edilemeyeceğini belirten Kılıçdaroğlu, geçen hafta sonu Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül'ü ziyaret ettiğini hatırlattı. Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bu işin sağı, solu, ilericisi, gericisi, şucusu, bucusu yok. Medyanın her koşulda özgür olması, özgürce haber yapması lazım. Bunu yaptığımız zaman 'Türkiye'de demokrasi var' algısını güçlendirmiş oluruz. Bunun olmadığı bir ülkede demokrasi yok demektir, yara almış demektir. İnsani Gelişmişlik Endeksi yayınlandı. Eskiden 69. sıradaydık, geriledik 72. sıraya. Kim bizim önümüze geçti? Lübnan, Kostarika ve İran. Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Bunun üzerinde oturup düşünmemiz lazım. Türkiye'nin uluslararası saygınlığına kim gölge düşürdü?
Eğer siz medyaya baskı uygular, haber yapmasını engellerseniz, 'Bunun hesabını verecekler' diyor bir diktatör bozuntusu. Bunun hesabını sen vereceksin, sen. Hiç kimsenin Türkiye'nin onuruyla oynamaya hakkı yoktur."
Türkiye'de aydınların 78 milyon için bedel ödediğini belirten Kılıçdaroğlu, "32 gazetecimiz hapiste. Yazık, günah değil mi? 21. yüzyılın Türkiye'sinde 32 gazeteci hapiste. Herhangi bir ülkeye gittiğinde 'Sizin ülkenizde gazeteciler niçin hapiste' sorusuyla bir ülkenin başbakanının, cumhurbaşkanının muhatap olması Türkiye açısından en büyük ayıptır. Bunun farkında bile değiller" diye konuştu.
Gazetecilerin de yargılanabileceğini ancak tutuklanmalarının kabul edilemez olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Bir yargıç mahkum ederken bir başka yargıç mektup yazıp haksızlığa dikkati çekiyorsa o ülkede en azından umut da vardır. Türkiye bu noktada. Türkiye'yi bulunduğu bu noktadan daha yüksek bir çıtaya hepimizin çekmesi lazım" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yurt dışı seyahatine çok sayıda gazetecinin eşlik ettiğini, pek çok konuda sorular sorulduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, ancak tutuklu gazeteciler konusunun gündeme dahi gelmemesinin gazetecilik mesleği açısından kabul edilemez olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, "Bir gazetecinin aklına da 'gazetecilerin tutukluluğunu sorayım' sorusu gelmiyor. Niçin gelmiyor? Korkuyorsanız o uçağa niye biniyorsunuz? Gazetecilik yapacaksanız bu soruyu niye sormuyorsunuz? Dünyanın sorduğu soruyu sormaktan korkuyorlar. İyi de o uçakta ne işiniz var" şeklinde konuştu.
Kılıçdaroğlu, iktidarın dış politikasını da eleştirerek, şöyle devam etti:
"Bir gün baktık gazetelerde manşetler, hükümet övünüyor, başbakan, cumhurbaşkanı övünüyor, 'Irak'a asker gönderiyoruz'. İyi, gönderin. Nasıl gönderirsiniz? Irak merkezi yönetiminden izin alırsınız, askerinizi gönderirsiniz Ne için? Türkiye'nin güvenliği için. Olabilir. Ne için? Orada Peşmergeleri eğitmek için. Olabilir. Ne için? Orada IŞİD terör örgütüyle mücadele için. Olabilir. Kimsenin itiraz ettiği yok. Ama nasıl yapacaksınız? Eğer siz bir hukuk devletiyseniz, evrensel hukuku da bilmeniz gerekiyor. BM gibi bir örgüt var, NATO gibi bir kuruluş var. AB var. Evrensel hukuk var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var. Siz bütün bu hukuka uyacaksınız. Asker gönderiyorsanız ne yapacaksınız? Kendi Dışişleri Bakanlığınızdan bir yetkiliyi gönderirsiniz Irak'a merkezi yönetime, 'Biz daha önce asker göndermiştik, şu gerekçelerle sayıyı ve donanımı artırmak istiyoruz' dersiniz, ikna edersiniz. Bunu hiç yapmıyorlar. Askeri gönderdik, tankları da gönderdik, arkadan bir de kahramanlık edebiyatı yaptık, 'Efendim kimse geri gönderemez. Onlardan mı izin alacağız?'"
Benzer bir durumun Taner Yıldız'ın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı döneminde yaşandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, Yıldız'ın uçağının Erbil'e gitmek üzere havalandığını, ancak Irak merkezi hükümetinin izin vermemesi nedeniyle Kayseri'ye indiğini savundu.
Kılıçdaroğlu, "Şimdi aynı sonuç. Gönderdik, efelendiler kahramanlık edebiyatı yaptılar, şimdi geri çekiliyorlar. Hani sen geri çekilmeyecektin? Türkiye'nin saygınlığını ayaklar altına almak için sana bu yetkiyi kim verdi? Bölgesinde saygınlığı, ağırlığı olan bir Cumhuriyet'i nasıl bu hale getirirsiniz? Bunun hesabı sorulmayacak mı" diye konuştu.
Gelişmelerin ardından Bağdat ve Basra'da Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde gösteriler yapıldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, oysa o topraklarla Türkiye arasında kadim bir dostluk olduğuna işaret etti.
Kılıçdaroğlu, açıkça Türk halkına yalan söylendiğini ileri sürerek, "En yetkili ağızdan dediler ki 'Biz oraya davetli olarak gidiyoruz'. İyi de kardeşim Irak'ın Başbakan'ı, Dışişleri Bakan'ı 'Biz davet etmedik' diyor. Sizi kim davet etti? Diyecekler ki 'Yine bizi kandırdılar'. Sen çocuk musun arkadaş" dedi.
Kılıçdaroğlu, Irak'a asker gönderilmesi ve ardından yaşanan gelişmelerde çelişkiler olduğunu ileri sürerek, "Onlardan mı izin alacağız, biz gideriz" denildiğini anımsattı.
Kemal Kılıçdaroğlu, "O zaman Rus uçağını niye düşürdün, hava sahamızı ihlal etti diye düşürdün. Onların toprağını işgal ediyorsun, yetki, izin almıyorsun. Bu çifte standardı dünya görmez mi?" diye konuştu.
Irak yönetiminin, "BM Güvenlik Konseyi'ne, Türkiye topraklarımı işgal etti diye gideceğim" dediğini belirten Kılıçdaroğlu, araya bir sürü kişinin girdiğini ve Türkiye'nin geri çekildiğini belirtti.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Türkiye'nin onuru ile oynamaya, bu yetkiyi, hakkı size kim verdi? Devlet yönetmek bu kadar kolay mı, ucuz mu? Devleti ahlakla, bilgiyle, hukukla, adaletle yöneteceksiniz. 'Ben istediğim yere giderim...' Sanki Trabzon, Rize, Diyarbakır'a asker gönderiyoruz. Irak'a gönderiyoruz. Orası başka bir ülke, anayasası, bayrağı var. Yeri geldiğinde 'Irak'ın toprak bütünlüğüne saygılıyız' diyorsun. Niye gittin, neden geri çekildin? Önceden heyetin gitmesi gerekirken, sonradan heyet gönderdik. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve bir grup yetkiliyi 'bize izin verin' diye gönderdik. Karşılıklı mutabakat sağlandı diye bir açıklama da var. Mutabakat sağlandıysa, niye geri çekiliyorsun? Ülkenin en yetkili kişisi Sayın Erdoğan, 'geri çekilmeyeceğiz' diyor. Peki şimdi ne oldu, kim seni kandırdı, niye geri çekiliyorsun?
Bunlar birike birike Türkiye'nin itibar kaybına yol açıyor. Bir dönem, 'kimse Türkiye'nin gücünü test etmeye kalkmasın' diyorlardı. Şimdi ağızlarına bile almıyorlar. Bunları eleştirdik diye, 'Vay efendim dış politikayı mı eleştiriyorsun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni küçük mü düşürüyorsun?' Küçük düşüren ben değil, sizsiniz. Zaten sorun burada."
Türkiye'nin içeride ve dışarıda dünya kadar sorunu bulunduğunu, komşularının kalmadığını, bunun Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olduğunu öne süren Kemal Kılıçdaroğlu, "Oya örer gibi dostlukları ördük, oya örer gibi bu ülkede saygın ülke konumuna geldik, bütün devletleri kucaklamaya çalıştık, ekonomik ilişkilerimizi, kültürel ilişkilerimizi geliştirmeye çalıştık. Ortadoğu halkları Türkiye'ye imrendiler, Türkiye gibi olmak istediler. Bugün tamamı bitti" diye konuştu.
Bunlar yetmiyormuş gibi içeride de ciddi sorunların bulunduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, doğu ve güneydoğu'da kentlerin, Beyrut, Lübnan gibi olduğunu, belli bölgelere girilmediğini, hendeklerin kazıldığını kaydetti.
Kılıçdaroğlu, "Hendekleri kazanlar şunu unutmasınlar, Türkiye'ye en büyük kötülüğü siz yapıyorsunuz, bu ülkenin insanlarına en büyük kötülüğü siz yapıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi?" dedi.
Hendeklerin, orada yaşayan vatandaşlara, güvenlik güçleri gelmesin diye zorla kazdırıldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, Güvenlik güçleri bir kentin sokaklarında, caddelerinde gezmeyecek de kim gezecek?" diye sordu.
O bölgenin insanlarının, şimdi Suriyeli mülteciler gibi göç etmeye başladığını aktaran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yazık günah değil mi bu insanlara. İki arada bir derede kalmışlar. Güvenlik güçleri, bölgedeki valilerle görüşüyoruz. Böyle bir tablo, Türkiye'nin kaldıracağı tablo değil. Bu ülkeye yazık günahtır. 78 milyon vatandaşıma şu soruyu soruyorum, Türkiye'yi bu hale kim getirdi? 2002'de hükümet oldular. Terör yoktu, nasıl oldu bu hale geldik? 'Terör sorununu çözeceğiz', 'Buyurun çözün. Ama bize sorarsanız, ancak böyle çözülür' diye gidip Başbakan'a mektubu verdim. Parlamentoda çözülür dedim. 'Siz bilmezsiniz' dediler. 'Olabilir, siz bildiğinizi yapın...' Bildiklerini yaptılar, Türkiye'yi bu noktaya getirdiler."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
"Bu, Çözüm Süreci denen süreç içinde, terör örgütünün kentlerde yuvalanması ve kentleri silah deposuna dönüştürmesi kimin zamanında oldu, bunları kim yaptı? Valilere, güvenlik güçlerine talimat verdiniz 'aman sakın dokunmayın' Onlar da silahlandılar. Türkiye'yi yeniden bir terör batağının içine sürükleyen bir iktidarın sorunları çözme kapasitesi bitmiştir. Sorunları çözemez. Kendisi sorun olan siyasal iktidar Türkiye'yi yönetemez, yönetemiyor da. Türkiye'nin bir numaralı sorunu yönetim sorunudur. İçeride ve dışarıda çuvallayan bir Türkiye yönetimi var. Yazık günah bu ülkeye. Bu insanlar göç etmeye başladılar. Nereye kadar gidecek, acaba siyasi iktidar bunun sorumluluğunu üstleniyor mu? 'Ben bir hata yaptım' diyor mu? 'PKK, Esad, Irak bizi kandırdı' diyor. Sizi kim kandırmadı? Yolunu, yordamını, nasıl çözüleceğini söyledik, parlamentoyu adres gösterdik. Hiç dinlemediler, ben bildiğimi okurum dedi, Türkiye'yi bu noktaya getirdi."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, geçen hafta Sivas'ta Demir Çelik Fabrikasında işçilerin eylem yaptığını, kimsenin sahip çıkmadığını anımsatarak, "Sıcak koltuklarında, altlarında işçinin parasıyla lüks arabalarla gezen sendika başkanlarına, sendika ağalarına" seslendi.
Kılıçdaroğlu, hiçbir partinin sahip çıkmadığı işçilere, kendilerinin sahip çıktığını savunarak, 5 kişiyi görevlendirdiğini, sendikalar, vali, işçiler, aileler, ticaret, sanayi odaları başkanlarıyla görüşüp, rapor hazırlandığını anlattı.
40 bin dönüm arazide kurulan fabrikada, 115 ailenin lojmanının yanı sıra bekar lojmanı, düğün salonu, market, cami, spor tesisi bulunduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, 747 çalışanı olan fabrikanın, 360 milyon dolara mal olduğunu, yaklaşık 10 milyon dolara özelleştirildiğini bildirdi.
Fabrikanın, mafya liderinin eline düştüğünü, işçilerin son 12 yılda ancak 2 yıl düzenli maaş aldığını aktaran Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:
"Çalışmak istiyorlar. Vali ve defterdar kayyum tayin ediliyor, burayı yönetmesi için, başkaları tayin ediliyor. Kimse yönetmiyor. AKP milletvekillerine gidiyorlar, onlar, 'bizim gücümüz mafya liderine yetmiyor' diyorlar. İşçiye gelince gücün yetiyor, mafya liderine gelince gücün yetmiyor. Neden, sen o mafya lideri ile kardeşsin. Sorun oradazaten. 6183 Sayılı bir kanun var, buna göre işveren devlete büyük borçlar takmış, ödemiyorsa, devlet o fabrikaya el koyabilir. Bir yerden izin almaya gerek yok. Bunun geçmişte Adana'da örneği var."
Kemal Kılıçdaroğlu, 17-25 Aralık'ın, aynı zamanda yolsuzlukları anma haftası olduğunu anımsatarak, "Birileri sanıyor ki biz yolsuzlukları unutacağız. Hiç meraklanmayın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak namus borcumuzdur. Onun hesabını sormadan bu işin arkasını bırakmamız mümkün değil" dedi.
Öte yandan, CHP Grup toplantısını Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun oğlu Kerem Kılıçdaroğlu da salondan izledi.
Kerem Kılıçdaroğlu, gazetecilerin soruları üzerine Güney Kore'de sürdürdüğü siyaset alanındaki doktora eğitiminin sonuna yaklaştığını belirterek, ilk kez grup toplantısına katıldığını ifade etti.
Kerem Kılıçdaroğlu, Türk siyasetini nasıl bulduğu sorusuna, "Biraz karamsar. Kore'den de bakınca yine aynı. Biraz demokrasiden uzaklaşma var. Biraz daha otoriterliğe doğru gidiyor" karşılığını verdi.
Çalışma alanının siyasi partiler olduğunu anlatan Kerem Kılıçdaroğlu, başkanlık sisteminin sorulması üzerine ise "Onunla ilgili bir çalışmam ya da araştırmam yok" dedi.
Konuşmasına "Allah kimseye evlat acısı vermesin" sözünü hatırlatarak başlayan Kılıçdaroğlu, Suruç'ta yaşanan olayın TBMM'de araştırılmasını talep ettiklerini ancak bu isteklerinin kabul edilmediğini belirtti.
Meclis'in görevinin, vatandaşların sorunlarına çözüm üretmek olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, "33 çocuğumuz bir terör eylemi sonrasında hayatını kaybediyor. Bu olaya TBMM duyarlılık göstermeyecek de hangi olaya gösterecek? İçimiz kan ağlıyor. Yasama organı, özellikle AKP milletvekilleri, sizlere sesleniyorum, oy aldınız geldiniz, özgür iradenizi kullanın. Siyasi görüşü, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun herhangi bir çocuğumuzun burnu kanamasın istiyoruz. Bu duyarlılığı siz de gösterin. Parlamentoyu daha iyi çalıştıralım, sorunlara eğilelim. Eğer bunları yapmayacaksak bu parlamentoda ne işimiz var" diye konuştu.
Türk bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar'ın Nobel Kimya Ödülü'nü almasının Türk halkını gururlandırdığını belirten Kılıçdaroğlu, yeni ödüllerle başarısını perçinlemesi dileğinde bulundu.
Mardin'de doğan, zor koşullardaki eğitim hayatını başarılarla tamamlayan Sancar'ın bir Cumhuriyet çocuğu olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Sevgili Aziz Sancar seni çok seviyoruz. Bize mutluluk yaşattın" dedi.
Sancar'ın Mustafa Kemal Atatürk'e olan hayranlığının da önemli bir özelliği olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, "Bir kez daha Mustafa Kemal'i haklı çıkardılar; 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir' diyor. Evet, hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Sancar'ın 19 Mayıs'ta Nobel Madalyası ile Anıtkabir'e gideceğine işaret ederek, Türkiye'yi Ortadoğu ülkelerinden farklı kılanın Mustafa Kemal Atatürk'ün öngörüsü olduğunu belirtti. Atatürk'ün yurttaşları arasında hiçbir ayrım yapmadığını dile getiren Kılıçdaroğlu, "Şimdi tablo biraz farklı. Ama o farkı gidermek, tekrar Mustafa Kemal'in arzularına göre o güzel Türkiye'yi kucaklamak bizim elimizde. Ve bu mücadeleyi hep beraber yapacağız" değerlendirmesinde bulundu.
Basın özgür olmadığı ülkelerde toplumun özgürlüğünden söz edilemeyeceğini belirten Kılıçdaroğlu, geçen hafta sonu Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül'ü ziyaret ettiğini hatırlattı. Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bu işin sağı, solu, ilericisi, gericisi, şucusu, bucusu yok. Medyanın her koşulda özgür olması, özgürce haber yapması lazım. Bunu yaptığımız zaman 'Türkiye'de demokrasi var' algısını güçlendirmiş oluruz. Bunun olmadığı bir ülkede demokrasi yok demektir, yara almış demektir. İnsani Gelişmişlik Endeksi yayınlandı. Eskiden 69. sıradaydık, geriledik 72. sıraya. Kim bizim önümüze geçti? Lübnan, Kostarika ve İran. Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Bunun üzerinde oturup düşünmemiz lazım. Türkiye'nin uluslararası saygınlığına kim gölge düşürdü?
Eğer siz medyaya baskı uygular, haber yapmasını engellerseniz, 'Bunun hesabını verecekler' diyor bir diktatör bozuntusu. Bunun hesabını sen vereceksin, sen. Hiç kimsenin Türkiye'nin onuruyla oynamaya hakkı yoktur."
Türkiye'de aydınların 78 milyon için bedel ödediğini belirten Kılıçdaroğlu, "32 gazetecimiz hapiste. Yazık, günah değil mi? 21. yüzyılın Türkiye'sinde 32 gazeteci hapiste. Herhangi bir ülkeye gittiğinde 'Sizin ülkenizde gazeteciler niçin hapiste' sorusuyla bir ülkenin başbakanının, cumhurbaşkanının muhatap olması Türkiye açısından en büyük ayıptır. Bunun farkında bile değiller" diye konuştu.
Gazetecilerin de yargılanabileceğini ancak tutuklanmalarının kabul edilemez olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Bir yargıç mahkum ederken bir başka yargıç mektup yazıp haksızlığa dikkati çekiyorsa o ülkede en azından umut da vardır. Türkiye bu noktada. Türkiye'yi bulunduğu bu noktadan daha yüksek bir çıtaya hepimizin çekmesi lazım" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yurt dışı seyahatine çok sayıda gazetecinin eşlik ettiğini, pek çok konuda sorular sorulduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, ancak tutuklu gazeteciler konusunun gündeme dahi gelmemesinin gazetecilik mesleği açısından kabul edilemez olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, "Bir gazetecinin aklına da 'gazetecilerin tutukluluğunu sorayım' sorusu gelmiyor. Niçin gelmiyor? Korkuyorsanız o uçağa niye biniyorsunuz? Gazetecilik yapacaksanız bu soruyu niye sormuyorsunuz? Dünyanın sorduğu soruyu sormaktan korkuyorlar. İyi de o uçakta ne işiniz var" şeklinde konuştu.
Kılıçdaroğlu, iktidarın dış politikasını da eleştirerek, şöyle devam etti:
"Bir gün baktık gazetelerde manşetler, hükümet övünüyor, başbakan, cumhurbaşkanı övünüyor, 'Irak'a asker gönderiyoruz'. İyi, gönderin. Nasıl gönderirsiniz? Irak merkezi yönetiminden izin alırsınız, askerinizi gönderirsiniz Ne için? Türkiye'nin güvenliği için. Olabilir. Ne için? Orada Peşmergeleri eğitmek için. Olabilir. Ne için? Orada IŞİD terör örgütüyle mücadele için. Olabilir. Kimsenin itiraz ettiği yok. Ama nasıl yapacaksınız? Eğer siz bir hukuk devletiyseniz, evrensel hukuku da bilmeniz gerekiyor. BM gibi bir örgüt var, NATO gibi bir kuruluş var. AB var. Evrensel hukuk var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var. Siz bütün bu hukuka uyacaksınız. Asker gönderiyorsanız ne yapacaksınız? Kendi Dışişleri Bakanlığınızdan bir yetkiliyi gönderirsiniz Irak'a merkezi yönetime, 'Biz daha önce asker göndermiştik, şu gerekçelerle sayıyı ve donanımı artırmak istiyoruz' dersiniz, ikna edersiniz. Bunu hiç yapmıyorlar. Askeri gönderdik, tankları da gönderdik, arkadan bir de kahramanlık edebiyatı yaptık, 'Efendim kimse geri gönderemez. Onlardan mı izin alacağız?'"
Benzer bir durumun Taner Yıldız'ın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı döneminde yaşandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, Yıldız'ın uçağının Erbil'e gitmek üzere havalandığını, ancak Irak merkezi hükümetinin izin vermemesi nedeniyle Kayseri'ye indiğini savundu.
Kılıçdaroğlu, "Şimdi aynı sonuç. Gönderdik, efelendiler kahramanlık edebiyatı yaptılar, şimdi geri çekiliyorlar. Hani sen geri çekilmeyecektin? Türkiye'nin saygınlığını ayaklar altına almak için sana bu yetkiyi kim verdi? Bölgesinde saygınlığı, ağırlığı olan bir Cumhuriyet'i nasıl bu hale getirirsiniz? Bunun hesabı sorulmayacak mı" diye konuştu.
Gelişmelerin ardından Bağdat ve Basra'da Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde gösteriler yapıldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, oysa o topraklarla Türkiye arasında kadim bir dostluk olduğuna işaret etti.
Kılıçdaroğlu, açıkça Türk halkına yalan söylendiğini ileri sürerek, "En yetkili ağızdan dediler ki 'Biz oraya davetli olarak gidiyoruz'. İyi de kardeşim Irak'ın Başbakan'ı, Dışişleri Bakan'ı 'Biz davet etmedik' diyor. Sizi kim davet etti? Diyecekler ki 'Yine bizi kandırdılar'. Sen çocuk musun arkadaş" dedi.
Kılıçdaroğlu, Irak'a asker gönderilmesi ve ardından yaşanan gelişmelerde çelişkiler olduğunu ileri sürerek, "Onlardan mı izin alacağız, biz gideriz" denildiğini anımsattı.
Kemal Kılıçdaroğlu, "O zaman Rus uçağını niye düşürdün, hava sahamızı ihlal etti diye düşürdün. Onların toprağını işgal ediyorsun, yetki, izin almıyorsun. Bu çifte standardı dünya görmez mi?" diye konuştu.
Irak yönetiminin, "BM Güvenlik Konseyi'ne, Türkiye topraklarımı işgal etti diye gideceğim" dediğini belirten Kılıçdaroğlu, araya bir sürü kişinin girdiğini ve Türkiye'nin geri çekildiğini belirtti.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Türkiye'nin onuru ile oynamaya, bu yetkiyi, hakkı size kim verdi? Devlet yönetmek bu kadar kolay mı, ucuz mu? Devleti ahlakla, bilgiyle, hukukla, adaletle yöneteceksiniz. 'Ben istediğim yere giderim...' Sanki Trabzon, Rize, Diyarbakır'a asker gönderiyoruz. Irak'a gönderiyoruz. Orası başka bir ülke, anayasası, bayrağı var. Yeri geldiğinde 'Irak'ın toprak bütünlüğüne saygılıyız' diyorsun. Niye gittin, neden geri çekildin? Önceden heyetin gitmesi gerekirken, sonradan heyet gönderdik. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve bir grup yetkiliyi 'bize izin verin' diye gönderdik. Karşılıklı mutabakat sağlandı diye bir açıklama da var. Mutabakat sağlandıysa, niye geri çekiliyorsun? Ülkenin en yetkili kişisi Sayın Erdoğan, 'geri çekilmeyeceğiz' diyor. Peki şimdi ne oldu, kim seni kandırdı, niye geri çekiliyorsun?
Bunlar birike birike Türkiye'nin itibar kaybına yol açıyor. Bir dönem, 'kimse Türkiye'nin gücünü test etmeye kalkmasın' diyorlardı. Şimdi ağızlarına bile almıyorlar. Bunları eleştirdik diye, 'Vay efendim dış politikayı mı eleştiriyorsun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni küçük mü düşürüyorsun?' Küçük düşüren ben değil, sizsiniz. Zaten sorun burada."
Türkiye'nin içeride ve dışarıda dünya kadar sorunu bulunduğunu, komşularının kalmadığını, bunun Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olduğunu öne süren Kemal Kılıçdaroğlu, "Oya örer gibi dostlukları ördük, oya örer gibi bu ülkede saygın ülke konumuna geldik, bütün devletleri kucaklamaya çalıştık, ekonomik ilişkilerimizi, kültürel ilişkilerimizi geliştirmeye çalıştık. Ortadoğu halkları Türkiye'ye imrendiler, Türkiye gibi olmak istediler. Bugün tamamı bitti" diye konuştu.
Bunlar yetmiyormuş gibi içeride de ciddi sorunların bulunduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, doğu ve güneydoğu'da kentlerin, Beyrut, Lübnan gibi olduğunu, belli bölgelere girilmediğini, hendeklerin kazıldığını kaydetti.
Kılıçdaroğlu, "Hendekleri kazanlar şunu unutmasınlar, Türkiye'ye en büyük kötülüğü siz yapıyorsunuz, bu ülkenin insanlarına en büyük kötülüğü siz yapıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi?" dedi.
Hendeklerin, orada yaşayan vatandaşlara, güvenlik güçleri gelmesin diye zorla kazdırıldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, Güvenlik güçleri bir kentin sokaklarında, caddelerinde gezmeyecek de kim gezecek?" diye sordu.
O bölgenin insanlarının, şimdi Suriyeli mülteciler gibi göç etmeye başladığını aktaran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yazık günah değil mi bu insanlara. İki arada bir derede kalmışlar. Güvenlik güçleri, bölgedeki valilerle görüşüyoruz. Böyle bir tablo, Türkiye'nin kaldıracağı tablo değil. Bu ülkeye yazık günahtır. 78 milyon vatandaşıma şu soruyu soruyorum, Türkiye'yi bu hale kim getirdi? 2002'de hükümet oldular. Terör yoktu, nasıl oldu bu hale geldik? 'Terör sorununu çözeceğiz', 'Buyurun çözün. Ama bize sorarsanız, ancak böyle çözülür' diye gidip Başbakan'a mektubu verdim. Parlamentoda çözülür dedim. 'Siz bilmezsiniz' dediler. 'Olabilir, siz bildiğinizi yapın...' Bildiklerini yaptılar, Türkiye'yi bu noktaya getirdiler."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
"Bu, Çözüm Süreci denen süreç içinde, terör örgütünün kentlerde yuvalanması ve kentleri silah deposuna dönüştürmesi kimin zamanında oldu, bunları kim yaptı? Valilere, güvenlik güçlerine talimat verdiniz 'aman sakın dokunmayın' Onlar da silahlandılar. Türkiye'yi yeniden bir terör batağının içine sürükleyen bir iktidarın sorunları çözme kapasitesi bitmiştir. Sorunları çözemez. Kendisi sorun olan siyasal iktidar Türkiye'yi yönetemez, yönetemiyor da. Türkiye'nin bir numaralı sorunu yönetim sorunudur. İçeride ve dışarıda çuvallayan bir Türkiye yönetimi var. Yazık günah bu ülkeye. Bu insanlar göç etmeye başladılar. Nereye kadar gidecek, acaba siyasi iktidar bunun sorumluluğunu üstleniyor mu? 'Ben bir hata yaptım' diyor mu? 'PKK, Esad, Irak bizi kandırdı' diyor. Sizi kim kandırmadı? Yolunu, yordamını, nasıl çözüleceğini söyledik, parlamentoyu adres gösterdik. Hiç dinlemediler, ben bildiğimi okurum dedi, Türkiye'yi bu noktaya getirdi."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, geçen hafta Sivas'ta Demir Çelik Fabrikasında işçilerin eylem yaptığını, kimsenin sahip çıkmadığını anımsatarak, "Sıcak koltuklarında, altlarında işçinin parasıyla lüks arabalarla gezen sendika başkanlarına, sendika ağalarına" seslendi.
Kılıçdaroğlu, hiçbir partinin sahip çıkmadığı işçilere, kendilerinin sahip çıktığını savunarak, 5 kişiyi görevlendirdiğini, sendikalar, vali, işçiler, aileler, ticaret, sanayi odaları başkanlarıyla görüşüp, rapor hazırlandığını anlattı.
40 bin dönüm arazide kurulan fabrikada, 115 ailenin lojmanının yanı sıra bekar lojmanı, düğün salonu, market, cami, spor tesisi bulunduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, 747 çalışanı olan fabrikanın, 360 milyon dolara mal olduğunu, yaklaşık 10 milyon dolara özelleştirildiğini bildirdi.
Fabrikanın, mafya liderinin eline düştüğünü, işçilerin son 12 yılda ancak 2 yıl düzenli maaş aldığını aktaran Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:
"Çalışmak istiyorlar. Vali ve defterdar kayyum tayin ediliyor, burayı yönetmesi için, başkaları tayin ediliyor. Kimse yönetmiyor. AKP milletvekillerine gidiyorlar, onlar, 'bizim gücümüz mafya liderine yetmiyor' diyorlar. İşçiye gelince gücün yetiyor, mafya liderine gelince gücün yetmiyor. Neden, sen o mafya lideri ile kardeşsin. Sorun oradazaten. 6183 Sayılı bir kanun var, buna göre işveren devlete büyük borçlar takmış, ödemiyorsa, devlet o fabrikaya el koyabilir. Bir yerden izin almaya gerek yok. Bunun geçmişte Adana'da örneği var."
Kemal Kılıçdaroğlu, 17-25 Aralık'ın, aynı zamanda yolsuzlukları anma haftası olduğunu anımsatarak, "Birileri sanıyor ki biz yolsuzlukları unutacağız. Hiç meraklanmayın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak namus borcumuzdur. Onun hesabını sormadan bu işin arkasını bırakmamız mümkün değil" dedi.
Öte yandan, CHP Grup toplantısını Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun oğlu Kerem Kılıçdaroğlu da salondan izledi.
Kerem Kılıçdaroğlu, gazetecilerin soruları üzerine Güney Kore'de sürdürdüğü siyaset alanındaki doktora eğitiminin sonuna yaklaştığını belirterek, ilk kez grup toplantısına katıldığını ifade etti.
Kerem Kılıçdaroğlu, Türk siyasetini nasıl bulduğu sorusuna, "Biraz karamsar. Kore'den de bakınca yine aynı. Biraz demokrasiden uzaklaşma var. Biraz daha otoriterliğe doğru gidiyor" karşılığını verdi.
Çalışma alanının siyasi partiler olduğunu anlatan Kerem Kılıçdaroğlu, başkanlık sisteminin sorulması üzerine ise "Onunla ilgili bir çalışmam ya da araştırmam yok" dedi.
