2020-02-04 - 17:57
CHP GRUP TOPLANTISI
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısındaki konuşmasına, "Gerçekten üzüntülüyüm. Gönül ister ki bu tür toplantılarda neler yapacağımızı anlatsak, fakirin fukaranın derdine çare üretsek, siyasi ahlakı yükseltsek, siyasette temizliği hâkim kılsak, kul hakkı yiyenleri alıp eleştirsek keşke." diyerek başladı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Kızılay, Kızılay olmaktan çıktı. Nasıl üzülmez, nasıl dertlenmezsiniz? Filistin üzerine oynanan oyunlar... Filistin, kadim bir coğrafya... Yıllarını, hayatlarını verenler; burası üzerine oynanan oyunlar... Nasıl üzülmesiniz? Suriye'de yaşananlar; şehitlerimiz geldi, nasıl üzülmezsiniz? Yıllardır söylediklerinizi alıp bir tarafa atar ve sonra şehitler ortaya çıkınca ne diyeceksiniz?" şeklinde konuştu.

Elazığ ve Malatya'da yaşanan depremin herkesin ortak acısı olduğunu dile getiren Kemal Kılıçdaroğlu, depremin ilk saatlerinden itibaren partisince yürütülen çalışmalara değindi.

Kılıçdaroğlu, CHP'li belediyelerce bölgeye yardım ulaştırmak için Elazığ Belediyesi ile bir köprü kurulduğunu, öncelikli ihtiyaçların karşılanması amacıyla da çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.

Deprem bölgesindeki ziyareti hakkında da bilgi veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, hastanedeki yaralıları ziyaretinde karşılaştığı bir durumu şöyle anlattı:

"Dert dinliyorsunuz ama ölümden dönmüş, enkazdan çıkmış kişinin, hastanede bana anlattığı dert neydi biliyor musunuz? 'Çocuğum işsiz; üniversiteyi bitirdi, nasıl iş bulacağız?' Kendisini unutmuş, evladını düşünüyor. Siz bir siyasi partinin genel başkanı olarak üzülmez misiniz bu tabloya? Daha sonra taziyelere gittik. Gerçek anlamda bir insanlık dramı var.

Kemal Kılıçdaroğlu, deprem sonrasında kendisini en çok sevindiren tablonun, 82 milyonun birlik ve beraberlik içerisinde hareket ederek, yaraların sarılmasında mücadele vermesi olduğunu belirtti.

Bölgede iken ciddi eleştiriler de aldığını anlatan Kılıçdaroğlu, "Eleştirinin kaynağı ne? Ben bu kürsüde vatandaşların sorduğu bir soruya, siyasi iktidarın cevap vermesi gerektiğini söyledim. Deprem vergileri toplandı. Bu vergiler nereye harcandı? Vatandaş bunu soruyor, cevabını verin dedim. En ağır eleştirileri aldım." diye konuştu.

Bunun üzerine de "Biz süratle deprem bölgesine ulaştık, çözüm için mücadele ettik." denildiğini aktaran CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Doğrudur, kimse buna bir şey demiyor zaten. Özellikle AFAD'a teşekkür etmek isterim. Her gittiğimiz yerde Kızılay'ın değil, AFAD'ın çadırları vardı. Özenle çalışan, canla başla çalışan bir kurumu görüyorsunuz. O nedenle de kendilerine teşekkür ettim. Yine ediyorum." ifadesini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, vatandaşların Elazığ ve Malatya'nın afet bölgesi ilan edilmesine yönelik talebinin partisine mensup bir milletvekili tarafından TBMM Genel Kuruluna getirileceğini söyledi.

Buna yönelik iktidardan cevap beklerken MHP'den olumsuz bir tepki aldıklarına dikkati çeken Kılıçdaroğlu, siyasette samimiyetin, dilin ve kalbin aynı şeyleri dillendirmesiyle mümkün olabileceğine işaret etti.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, önceki dönemlerde meydana gelen afetlerde Kızılay'ın çok önemli bir kurum olarak devreye girdiğini anımsatarak, öğrenciyken Kızılay kumbarasıyla bağış topladıklarını anlattı.

Kızılay'ın 152 yıllık ve köklü bir kurum olduğunun altını çizen Kemal Kılıçdaroğlu, Elazığ ve Malatya'da, deprem bölgesinde bir tek Kızılay çadırı görmediğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"İnsani bir kurumdur, gönüllülerin çalıştığı bir kurumdur. Fakirin fukaranın derdine çözüm üreten bir kurumdur. Garip gurebaya sahip çıkacak kurumdur Kızılay. Kızılay'ın özelliği budur. Zor günümüzde yanımızda olur. Kızılay, Yeşilay ve Çocuk Esirgeme Kurumu. Üçü de sosyal devletin ana omurgasını oluşturur. Bunların içinde en büyüğü Kızılay. Bugüne kadar Kızılay olabildiğince sıcak siyasetin dışında kaldı, bugün sıcak siyasetin göbeğinde. Nasıl üzülmez, nasıl hayıflanmazsınız? 152 yıllık bir kurum bu hale mi düşmeliydi Allah aşkına, söyleyin. Yazıktır günahtır, emeğe, tarihe yazıktır, günahtır. Türkiye'ye yazıktır günahtır."

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Kızılay'ın Türkiye genelinde şube sayısını 750'den 153'e indirdiğini belirterek, "Kızılay'ın yüzlerce binlerce taşınmazı var. Kızılay, İstanbul'da tarihi bir yer buluyor, orayı kiralıyor. Beyefendiler rahat etmiyorlar, güzel yerlerde yaşamak istiyor. Dolar bazında kiralıyorlar. Eleştiri gelince vazgeçiyorlar. Binanın sahibi 'Tarihi bir yer, perişan ettiniz, kiraladınız benim hakkım var.' diyor. 'Al 100 bin doları sesini kes.' diyorlar. Kızılay bu mudur? Gönüllü hizmet kuruluşudur, yöneticilerin de gönüllü olması gerekiyor. Yöneticilerin astronomik aylık alıyorsa iş gönüllülükten çıkıyor. Lüks arabalar, yüksek maaşlar ve bunun adı Kızılay. Fakire fukaraya yararlı olacak kaynaklar varlıklılara gidiyor." değerlendirmesinde bulundu.

Kemal Kılıçdaroğlu, Başkentgaz'ın Kızılay üzerinden bir vakfa bağışta bulunmasını eleştirerek, Kızılay'ın bu olayda "paravan kuruluş" olarak kullanıldığını savundu.

Kızılay'a ilişkin bir araştırma önergesi vereceklerini ancak bunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından reddedileceğini dile getiren Kemal Kılıçdaroğlu, "Üstelik bağışı yaptığınız yer de çocuk tacizinden sabıkalı bir yer." sözlerini sarf etti.

Kızılay Başkanı Kerem Kınık'ın bir vergi hukukçusu gibi "bu bir vergiden kaçınmadır." açıklamasını yaptığını aktaran Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"Hayır bu açıkça fakir fukaranın hakkının soyulması demektir. 8 milyon dolar eğer Hazine'ye gitseydi... Bu 60 bin öğrencinin yurdu yoktu değil mi? Milli Eğitim, 285 bin 118 öğrenciye ayda 275 lira burs verecek, para bulamadılar zamanında veremediler. 285 bin öğrencinin ahdi var. 8 milyon dolar vergi ödenseydi, belki bu öğrenciler zamanında bursunu alırdı."

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, verecekleri Araştırma önergesinin kabul edilmesi durumunda Kızılay'ın bir partinin arka bahçesine dönüştüğünün de, yöneticilerin astronomik bir gelir elde ettiğinin de görüleceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Meclis Genel Kurulunda ister kabul edilsin ister edilmesin, bunun takipçisi olmak CHP'lilerin ortak görevidir" dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, Filistinlilerin yıllardır kendi topraklarında kurdukları devletin ve vatandaşlarının huzur içinde yaşayabilmesi için mücadele ettiklerine dikkati çekti.

Grup toplantısının yapıldığı sırada bir CHP Genel Başkan Yardımcısı başkanlığında bir heyetin Filistin'in Ankara Büyükelçiliğine destek ziyareti gerçekleştirdiğini anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Halen Filistin toprakları, başta Kudüs olmak üzere Batı Şeria ve Gazze İsrail'in işgali altında. Bütün bunlar ortadayken, Filistin sorununun çözümü için saygınlığı olan bütün ülkeler 'Bu sorunu nasıl çözebiliriz?' diye yıllardır mücadele ederken, Trump kalktı 'Yüzyılın anlaşmasını yapıyoruz. Filistin sorununu çözüyoruz.' Anlaşmayı okudular, Filistin'i yok ediyorlar. Barış anlaşması değil, bu bir savaş anlaşması, bir devleti yok etme anlaşmasıdır. Kudüs'ün tamamını İsrail'e verme anlaşmasıdır."

1970'li yıllarda Filistin'e destek vermek için Filistin Kurtuluş Örgütü'nün saflarında Türkiye'den gencecik pırıl pırıl üniversite öğrencilerinin mücadele ettiklerini anımsatan Kılıçdaroğlu, "Filistin davasına sahip çıkmak bir insanlık onurudur. Milli Kurtuluş Savaşı'nı veren bir devletin onurudur. Alınan karar dolayısıyla üzgünüz ve asla doğru bulmuyoruz. Filistin, bağımsız, işgalden arınmış kendi topraklarında yaşamak zorundadır. Biz bunları yaşatmalıyız." ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, ayrıca grup toplantısında yaptığı konuşmada, Suriye ve İdlib'deki gelişmeleri değerlendirdi. İdlib'de Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarına, Suriye ordusu tarafından gerçekleştirilen topçu atışı sonucu şehit olanlara Allah'tan rahmet dileyen Kılıçdaroğlu, yaralılara geçmiş olsun temennisinde bulundu.

Siyasetçilerin dış politika konusunda cümle kurarken "boğazda dokuz boğum olması gerektiğini" belirten Kılıçdaroğlu, "Dışişlerinin ayrı bir dili, hukuku var. Bunu tamamen devre dışı bırakıp 'dış politikayı ben yöneteceğim' derseniz liyakati de devleti de yok edersiniz. Dış politikayı en iyi, yıllarını bu işe vermiş kişiler bilir. Bu konuda hayatında bir cümle kurmamış, makale okumamış, yazmamış kişiyi dış politikanın ana sorumlusu haline getirebilir misiniz?" dedi.

Dış politikanın, Türkiye'nin bulunduğu bölgede farklı bir tablosu olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bütün komşularımızın yeraltı kaynakları zengin. Bunların başına bela olmuş durumda, egemen güçler burada. Egemen güçler ateşi kendi elleriyle tutmazlar, maşa kullanırlar. 'Sen tut' derler, sırtınızı sıvazlar, başınızı belaya sokarlar. Egemen güçlerin taşeronu olmamak bu coğrafyada önemlidir. Eğer pinpon topu gibi ABD ile Rusya arasında gidip gelirseniz iki taraf da sizi kullanmaya kalkar. En büyük tehlikelerden birisi budur. Bu tehlikeyi maalesef yaşıyoruz.

Suriye coğrafyası, İdlib bizim açımızdan da çok önemli. İdlib dışında bir sorun kalmadı. Bir tarafta ABD, bir tarafta Rusya. İki egemen güç, Suriye'yi istediği gibi kullanıyor. Orada çatışacak taraflara silah temin ediyor. Kimin silah fabrikatörleri para kazanıyor? Suriye'nin mi Türkiye'nin mi? ABD ve Rusya'nın. Uçak, top, mermi mi istiyorsun, hepsini veriyor. Taşeronlaşmak dış politikada tehlikelidir."

Kılıçdaroğlu, Soçi'de geçen Eylül ayında varılan anlaşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önerisi üzerine, İdlib'deki bütün muhalif grupların ağır silah, tank, roket, top ve havan toplarının geri çekilmesinin ve yıl sonuna kadar bazı kara yollarının ulaşıma açılmasının taahhüt edildiğini söyledi.

Türkiye'nin üstlendiği bu görevi "imkânsız görev" olarak tanımladıklarını ifade eden Kemal Kılıçdaroğlu, "Sen terör örgütlerinin elinden tankı, topu alamazsın. Niye bu görevi üstlendin? Kara yollarını onlar açsınlar. Geldiğimiz nokta dramatik. Soçi, Astana süreci bitti, hala bir sürü laf dolaşıyor ortada. Kabak bizim askerimizin başına patlıyor. Bunları söylediğimde rahatsız oluyorlar. Ben bunları dile getirdiğimde üzülüyorum." dedi.

Suriye ile ilgili 5 öneri sunduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"İdlib'de konuşlanmış bulunan ve gözlem misyonu görevini sürdüren Mehmetçiğimizin can güvenliği her şeyden önemlidir. Dolayısıyla İdlib bölgesi başta olmak üzere Suriye'de görev yapan tüm Mehmetçiklerimizin can güvenliğini sağlamak adına gereken tüm askeri ve diplomatik adımlar kararlılıkla atılmalıdır.

Türkiye, Soçi mutabakatı ile ilgili yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olmasından kaynaklı oluşan yeni koşullar nedeniyle en kısa zamanda Rusya ile birlikte İdlib'deki mevcut durumu yeniden değerlendirmelidir. Gerekli görülmesi halinde Soçi mutabakatının unsurları, değişen koşullara uyarlanmalıdır. Sahadaki mevcut duruma göre, gerekirse yeni bir ateşkes hattı belirlenmeli, Türk askeri de bu yeni ateşkes hattına göre pozisyonunu almalıdır.

Siyasi iktidar, öncelikle Suriye'de rejim değişikliğine odaklanan siyasetini terk etmelidir. Ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden gruplarla her türden iş birliği sonlandırılmalıdır. Suriye'de akan kanın durması ve siyasi geçiş sürecinin sağlanması için çaba göstermelidir. Bunun için bölgesel ve uluslararası planda diplomatik çabalar artırılmalı, en kısa zamanda anayasal sürecin yeniden canlandırılması için gerekli koşullar yaratılmalıdır.

İdlib'deki durum Türkiye'ye doğru yeni bir sığınmacı dalgasını hareketlendirmiştir. Bu konuda Türkiye'nin yalnız bırakılmaması gerekir. Bu sığınmacıların Suriye sınırları içinde oluşturulacak güvenli bir bölgeye tahliyesi ve bu bölgede iskânları için Rusya ve rejimle birlikte BM'nin ve AB'nin de sorumluluk üsteleneceği bir süreç ivedilikle başlatılmalıdır.

İdlib, ülkemiz için ulusal bir güvenlik sorunudur. Aynı zamanda İdlib'in Suriye toprağı olduğu gerçeği de unutulmamalı. Bu bağlamda küresel bir tehdit olan terörist unsurlar ile muhalif grupların silah bırakmasına yönelik çabalar arttırılmalı; silah bırakmaya yanaşmayan terör ve muhalif gruplara karşı her türden kararlılık gösterilmelidir."

Bu önerilerinde eksikler, yanlışlıklar bulunabileceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, 5 maddenin yerine getirilmesi halinde Türkiye'nin bu bataklıktan daha rahat çıkabileceğini belirtti.