2011-07-12 - 15:00
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'li milletvekillerinin andiçme sürecinde varılan mutabakat konusunda ''Sayın Erdoğan benim bildiğim insanlar attıkları imzaya sahip çıkarlar, o imza herkesin namusudur. Benim bildiğim kural bu... Namuslu insanlar imzalarına sahip çıkarlar. Metin çok açık, hiçbir yoruma yer vermeyecek kadar açık'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'li
milletvekillerinin andiçme sürecinde varılan mutabakat konusunda ''Sayın Erdoğan
benim bildiğim insanlar attıkları imzaya sahip çıkarlar, o imza herkesin
namusudur. Benim bildiğim kural bu... Namuslu insanlar imzalarına sahip çıkarlar.
Metin çok açık, hiçbir yoruma yer vermeyecek kadar açık'' dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki
konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına, Srebrenitsa katliamında yaşamını yitirenleri anarak başlayan
Kılıçdaroğlu, katliamının acısını her zaman yüreklerinde taşıdıklarını ve
Boşnaklara gönülden destek olduklarını söyledi.

TBMM'de dün farklı bir gün yaşandığını, CHP'li milletvekillerinin
andiçmeden geçirdiği iki haftalık sürecin tamamlandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu,
''kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerin kamuoyuna açıklanmasının doğru
olmadığını, varılan bir mutabakat varsa bunun gereğinin yerine getirilmesi
gerektiğini'' dile getirdi.

Andiçme konusunda yaşanan süreçte AK Parti ve CHP yetkililerinin ''masaya
oturarak'' mutabakata vardığını ifade eden Kılıçdaroğlu, görüşmelere ilişkin
ayrıntı vermediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

''Burada kapalı grup toplantısında da sadece iki cümle okuyarak,
beklediklerimizi aldığımızı ifade ettik. Hiçbir yorum da yapmadık. Bütün
milletvekili arkadaşlarımız tanıktır. Neden? Çünkü varılan bir uzlaşmanın kendi
kuralları içinde yürümesini istiyorduk. Çünkü biz demokrasiyi içine sindirmiş,
ikiyüzlü politika gütmeyen bir partiyiz. Çünkü bizim içimiz neyse dışımız da o...
Çünkü biz açıkça söyleyeyim, yalan söylemeyi bilmeyiz, yalan söylemekten
utanırız. Sayın Başbakan kürsüye çıktı bir sürü laf etti. Yine ses çıkarmadık.
'Olur, siyasettir' dedik ama bugün grup toplantısında kullandığı bir cümle var,
bizim için diyor ki 'CHP diklenmiş ama dik duramamıştır'. O zaman konuşmak bize
farz oldu.''

CHP'nin sürecin en başından itibaren ''İki arkadaşımıza yemin yolu
açılıncaya kadar yemin etmeyeceğiz'' dediğini anlatan Kılıçdaroğlu, ''Birinci
yalan 'Efendim onlar Meclise gelinceye kadar biz de yemin etmeyeceğiz.' Bu yalanı
kim söylüyor? Recep Tayyip Erdoğan söylüyor. Bari bizim söylediklerimizi oku.
Okuma yazması var mı, okuduklarını anlayabiliyor mu endişem var. Böyle bir insan
bu ülkeyi nasıl yönetir'' diye konuştu.

Pek çok kişinin bu süreçte 'yemin yolunun nasıl açılacağını' sorduğunu,
buna da ''irade beyanı olursa yemin yolu açılır'' yanıtı verdiklerini kaydeden
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

''Ne demek irade beyanı? Biz de onlar da diyecekler ki 'hapiste kimse
kalmasın. Tutuklularda parlamentoya gelip yemin edebilerler. Bunun yolunu
açalım'. Bunu söyledik. Bize bir metin getirdiler. Ayrıntıları açıklamak
istemezdim ama farz oldu. Dün sabah getirdikleri metin 'Tüm siyasi parti ve
milletvekillerinin milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine
getirmeleri hususunda azami hassasiyeti göstermeleri gerektiğine inanıyoruz.'
Kusura bakmayın bu bizim arzu ettiğimiz irade beyanı değildir. Öğlen oldu. Aynı
metin bir daha geldi. Yine orada değişen bir şey yok.

Biz şunu söyledik, bizim söylediğimiz metin, 'Tüm siyasi partilerin ve
milletvekillerinin milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine
getirmeleri için TBMM'de olmaları gerektiğine inanıyoruz'. Hapistekiler,
dışardakiler, 550 milletvekilinin Mecliste olmaları gerektiğine inanıyoruz. Bizim
istediğimiz irade beyanı budur. Şimdi ya okuduklarını anlayamıyor veya sonradan
fark etti, 'şimdi ben nasıl çark ederim' diye düşünüyor. Bunun altında imza var.
AKP'nin üç grup başkanvekilinin imzası var.

Biz sadece bununla da yetinmedik. Bir şey daha var bu metinde 'Anayasa
dahil tüm mevzuatın yasalar, yönetmelikler, tüzükler tüm mevzuatın hukukun
üstünlüğü çerçevesinde ve kuvvetler ayrılığı ilkesi dikkate alınarak özgürlükleri
genişletici bir anlayışla yorumlanması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz'.
Biliyorsunuz AB'nin bir raporu vardı okumadan 'çok dengeli bir rapor demişti.
Sonra bu raporun hiç de dengeli olmadığı çıktı ve çark etmeye başladı. Şimdi
metni yeni okuyup anladı ki 'nasıl ben bundan çark ederim' diyor.

Sayın Erdoğan benim bildiğim insanlar attıkları imzaya sahip çıkarlar, o
imza herkesin namusudur. Benim bildiğim kural bu... Namuslu insanlar imzalarına
sahip çıkarlar. Metin çok açık, hiçbir yoruma yer vermeyecek kadar açık.''

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
''Camilerle ilgili geçmişte şu yapıldı, bu yapıldı' deniliyor. O camilerde bu
ülkeyi savunmak için bu ülke, bizim çocuklarımız için şehitliği göze alan
askerler, insanlarımız kalıyordu. Çünkü kışla, yer yok. Nasıl bu kadar ciddi bir
hata yapılır? Bu vicdansızlık değil mi?'' dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, partisinin
milletvekillerini andiçmesi öncesinde AK Parti ile yapılan ortak açıklamayı
değerlendirdi.

Birilerinin kendilerinin suçladığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Biz sonuç
almaya odaklanırız her zaman. Şimdi kalkmış, 'dik durdular, dik durmadılar' Biz
dik duruyoruz. Bu imzayı inkar ediyorsan senin omurgandan benim kaygım var. Biz
inkar etmiyoruz. Namuslu insanlar da omurgalı insanlar da attıkları imzanın
sonuna kadar takipçisi olurlar. Biz olacağız. Demokrasi kazanacaksa bu imzaların
gereğinin yerine getirilmesi gerekir'' diye konuştu.

''Başta ne söylediysek şimdi de onu söylüyoruz. Verdiğimiz sözden
vazgeçmedik'' diyen Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

''Hiçbir zaman 'şu olsun, bu olsun...' İstediğimiz bir şey vardı
demokrasi, özgürlük ve insan hakları bunların olmadığı yerde neyi
tartışacaksınız? Biz her zaman dik duruyoruz. Söylediklerimiz çok açıktır, metin
de çok açıktır. Bunun altında 3 AKP'linin imzası vardır. O imzalarına sahip
çıkmalarını bekliyoruz. Çünkü namuslu adamların yapması gereken attıkları
imzalara sahip çıkmaktır. Bu konuda çok fazla yorum yapmayı uygun görmüyorum.
Yeri zamanı gelirse yine konuşuruz.

Neymiş? 27 Nisan bildirisi... Neymiş? 'CHP şöyle, böyle yaptı.' İşin
özüne gelelim. 27 Nisan'da bir muhtıra verildi mi? Verildi. Muhtıra verenlerden
hesap soruldum mu? Hani sen hesap soracaktın? Sana muhtıra veren kişiye üstün
hizmet madalyası verdin mi vermedin mi Erdoğan? Sen çık önce bunu açıkla. Kalkmış
CHP'yi suçluyor. Önce bir kendi yaptığına bak. Sonunda 'bu muhtıra değildir'
demeye başladı. Çünkü oradan yeteri kadar nemalandı, mağdur edebiyatı yaptı.
'Mağduruz' dedi. Bu tabloyu milletimizin dikkatine sunuyorum. Sana muhtıra
verenlere sen kalktın üstün hizmet madalyası verdin.

Hani 12 Eylül paşalarından hesap soracaktın? Hesap soramadın, maaşlarına
zam yaptın. Oradan da mağduriyet edebiyatı yapmaya kalkıştın. Sen 12 Eylül de
hangi bedeli ödedin? Sen hangi işkenceden geçtin? İşkence çeken, idam edilenlerin
yakınlarının acılarını istismar ettin.''

Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın kendilerine yönelik olarak sarf ettiği,
''sabah söylediklerini akşam inkar ediyorlar'' sözlerini anımsatan Kılıçdaroğlu,
Erdoğan'ın, 28 Şubat 2011'de yaptığı bir açıklamada NATO'nun Libya'ya
müdahalesini reddederken, 25 Mart 2011'deki bir başka açıklamasında, Libya'ya
müdahaleyi kabul ettiğini, ''NATO'nun devreye girmesiyle belli yerlerde rahatlama
meydana geldi'' ifadesini kullandığını öne sürdü.

''Nerede rahatlama meydana geldi? Sabah söylediğini akam inkar eden
kim?'' sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

''NATO müdahale etti. Binlerce sivil öldürüldü. Akdeniz'in karanlık
sularında binlerce Müslüman boğularak öldü. Türkiye'den yardım istendi. Bizim
gemilerimiz yardım etmedi, NATO izin vermediği için. Bunu kim eleştirdi?
Sosyalist Enternasyonalde CHP eleştirdi. Bu nasıl bir anlayıştır, nasıl bir
düzendir? Binlerce Müslüman'ın ölümüne önce itiraz ediyorsan sonra tıpış tıpış
imza atıyorsun. Kimse de kalkıp bunu eleştirmiyor. Böyle bir medyamız var. Niye
eleştirsin, niye başına dert etsin? Korkuyor. Bedel ödüyor şimdi medyada
çalışanlar bedel ödüyorlar. Çoğunun işine son veriliyor.''

Görevinden ayrılan bir gazetecinin, seçim öncesinde çalıştığı kurumdaki
uygulamaları eleştiren bir yazısını okuyan Kılıçdaroğlu, yazıda, ''hükümet
tarafından gazetecilerin yapacağı işin sınırlarının belirlendiğine'' dair
iddianın yer aldığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, ''İşte Türkiye bu. İşin
mutfağında olan, tartışma programları yapan ve ayrılmak zorunda olan bir
gazetecinin söylemi. Şimdi ileri demokrasiden bahsediyoruz. Biz bunların ne
olduğunu çok iyi biliriz. Ne yapmak istediklerini de çok iyi biliriz. O açıdan
AKP'yi de AKP'nin durumunu da hepsini değerlendireceğiz. Açık yüreklilikle
değerlendireceğiz. Çünkü bizim isteğimiz Türkiye'de demokrasinin tüm boyutlarıyla
hayata geçirilmesidir'' şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın dün TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada,
kendilerine, ''programı hakkında konuşmadılar'' eleştirisine de değinen
Kılıçdaroğlu, ''İnsaf yahu... Programda 13. sayfayı açtım bir paragrafı okudum.
Yalanın bu kadarına da insaf. Kuyruklu yalanın bu kadarına insaf. Sen Başbakansın
nasıl yalan söylersin. Bu kadar da olmaz. 550 milletvekilinin gözünün içerisine
baka baka yalan söylüyorsun. Pes vallahi...'' diye konuştu.

Hükümet programının demokrasiyle, hukukun üstünlüğüyle, uluslararası
sözleşmelerle ilgili tüm bölümlerine değindiklerini anlatan Kılıçdaroğlu, konuşma
sürenin az olmasından yakındı. Ekonomiyi tartışamadıklarını belirten
Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Başkan izin verseydi 1-1,5 saat ekonomiyi de tartışırdık. Kaldı ki
sürenin kısalığından sadece ben değil kendisi de şikayet ediyor. 'Süre 40
dakikaydı anlatamadık' diyor. Biz de anlatamadık.

Camilere gelince. 'Camilerle ilgili geçmişte şu yapıldı, bu yapıldı'
deniliyor. O camilerde bu ülkeyi savunmak için bu ülke, bizim çocuklarımız için
şehitliği göze alan askerler, insanlarımız kalıyordu. Çünkü kışla, yer yok.
Nereye bırakacağız bunları, bu askerlerimize nerede bakacağız? Nasıl bu kadar
ciddi bir hata yapılır? Bu vicdansızlık değil mi? Vicdanı olan, tarihi bilen o
ulusal Kurtuluş Savaşı'nın 1920'lerini 1930'larını bilen, tarihiyle barışık olan
birisi tarihine bu kadar ihanet eden sözler söyleyebilir mi? Nasıl bunu yapar?
Tarih, insan sevgisi yok. Çünkü bağımsızlığın, ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ne
olduğunu bilmiyor. Hangi bedeller ödenerek o savaşın kazanıldığını bilmiyor. O
askerlerin bir günde sadece bir öğün yemek yediğini de bilmiyor. Mehmet Akif'in
şiirlerini okuyor ama onları da bilmiyor. Çünkü o şiirleri okumak için insanın
ruhunda denizlerin depreşmesi lazım ama sen kim Mehmet Akif sen kim ulusal
kurtuluş savaşı kim?''

AK Parti hükümetleri döneminde tarihi camilerde restorasyon çalışmaları
yapılmaya çalışıldığını belirten Kılıçdaroğlu, İzmir ve Manisa'da 22 caminin
onarımında 3 milyon 874 bin 446 TL tutarında imalatın hiç yapılmadığı halde
müteahhitlere 6 milyon 874 bin 71 TL para verildiğini ileri sürdü. ''Resmi
rakamlar, devletin rakamları'' diye konuşan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle
sürdürdü:

''Hiç imalatı yok 3 trilyonluk... Sen 6 trilyon para ödüyorsun. Yapan kim
AKP hükümeti. Hani camiler ibadet yeriydi. Camilerde insanlar gelip ibadet
ederken Allah'ın manevi kişiliğiyle buluşurlar. Sen camilerde tamirat yaparken
yolsuzluğa göz yuman bir ülkenin başbakanı olarak hiçbir şey hissetmiyor musun?
Bir tek cümle bile etmedin şu ana kadar. Yüzüne gözüne dursun. Bu milletin tüyü
bitmemiş çocuğunun vergileriyle kalkıp caminin onarımın da bile yolsuzluğa göz
yumuyorsun. İnsan biraz utanır, sıkılır. Süleymaniye Camisi'ni ibadete açtı,
üstelik siyaset yaparak. Din kutsal bir şeydir, tartışılmaz. Süleymaniye
Camisi'nin onarımında 4 milyon TL yolsuzluk yapıldı. Liste var. Bunu tüm
milletvekili arkadaşlarıma dağıtacağım. Hangi camide kaç lira yolsuzluk yapıldı.
Lütfen gidin tüm illerde, ilçelerde bütün köylerde AKP'nin camilere olan
tutkunluğunun gerekçesini anlatın. Yolsuzluk yapıyorlar. Kalkıp bize ders
veriyor. Sen kim CHP'ye ders vermek kim? Daha bitmedi daha arkası da gelecek.''

Başbakan Erdoğan'a, ''Hasan Dağcı kim? Tanıyor musun?'' sorusunu yönelten
Kılıçdaroğlu, Dağcı'nın, Erdoğan'ın özel kalem müdürü olduğunu belirtti. Başbakan
Erdoğan'ın, Hasan Dağcı ile çektirdiği bir fotoğrafı da gösteren Kılıçdaroğlu,
''Hasan Dağcı bir arsa alıyor. İstanbul Kadıköy İbrahimağa Mahallesi 1. Bölge'de.
Alış bedeli 215 milyar lira. Tapusu da var elimizde. Kadıköy belediyesinin yazısı
da var 'bu arsa cami yeri için ayrılmıştır' diyor. İstanbul Anakent Belediye
Başkanlığının Meclis Kararı ile cami yeri rezidansa dönüştürülüyor. Rezidans
yapılıyor ve satılıyor. Sayın Erdoğan'a soruyorum; sen dini böyle mi yaşıyorsun?
İstanbul'da daha çok var. Çıkaracağım. Din bezirganlarını güzel güzel dinimizi
istismar edenleri milletimizin önüne koyacağız. yeter artık. Biz sesimizi
kesiyoruz onlar sanıyorlar ki bunlar hiç konuşamazlar. Çünkü para deyince
bunlarda din, iman kalmaz.''

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hiçbir
zaman, hiçbir ortamda imzalarını inkar etmeyeceklerini, imzaların namusları
olduğunu ifade ederek, ''Onlar da eğer 'Bu imza bizim namusumuzdur' diyorlarsa
arkasında duracaklar. Kendi konumuna gelince 'ben başka şeyle suçlanıyordum, ama
şimdi milletvekili seçilenler başka bir şeyle suçlanıyorlar' diye bir
kolaycılığın arkasına sığınmak, Recep Tayyip Erdoğan'a yakışmaz'' dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubunda yaptığı konuşmada, Hükümet
programına yer verdi. Hükümet programı üzerinde dün neden konuşmadığına yönelik
eleştirilere işaret eden Kılıçdaroğlu, konuşmak için zamanın az olduğunu
söyledi.

Türkiye'de işsizliğin olduğunu, çözüme ilişkin bir şeyin bulunmadığını
ifade eden Kılıçdaroğlu, 'Ne yapayım ben bu hükümet programını?'' diye sordu.
Kılıçdaroğlu, cari açığın giderek arttığını, cari açık sorunu olduğunu ancak
herhangi bir çözüm olmadığını belirterek, ''Ne yapayım ben bu hükümet
programını?'' sorusunu yineledi.

Büyüme olduğunu ancak birilerinin büyüdüğünü ifade eden Kılıçdaroğlu,
''Cami arsasını ranta dönüştürüp, oraya rezidans yapanlar için büyüme var. Ben ne
yapayım o büyümeyi, zaten o büyüyenler, senin etrafındakiler, yandaşların.
Etrafını çevirmişler. Onlarda din iman kaygısı yok, onların kaygıları başka''
diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, iç tasarruflarda sorun olduğunu, ülkenin sağlıklı büyümesi
için iç tasarruf oranının artması gerektiğini ancak buna ilişkin bir düzenleme
bulunmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Ne yapayım ben bu programı?'' dedi.

Türkiye'nin, dış itibarı yükselen bir ülke olarak gösterildiğini belirten
Kılıçdaroğlu, kara para sorgulaması yapan kurumun bulunduğunu, Türkiye'nin adının
kara para listesinde yer aldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, kara paranın
aklanmasının önlenmesine ilişkin çalışma grubunun ''Terörizmin finansmanına
kolaylık sağlayan ülkeler arasında Türkiye de var'' yönünde bir karar aldığını
belirtti. Kılıçdaroğlu, ''İtibara bak. Bunun önlenmesi, en azından ortadan
kalkması için bir şey yaptılar mı? Yok. Hükümet programında bir şey var mı; yok?
Ne yapayım ben bu hükümet programını?'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, ''Yandaşlara ihaleyi nasıl veririz'' diyerek, İhale
Yasası'nda yaklaşık 40 maddenin değiştirildiğini savunarak, AB'nin bütün ilerleme
raporlarında, ''İhale Yasası'nı değiştirin, AB standartlarına çekin, ihaleler
şeffaf olsun, yolsuzluk olmasın'' yazdığını kaydetti. Kılıçdaroğlu, sözlerini
şöyle sürdürdü:

''AKP'de ses var mı; tık yok. Bunu düzeltme yönünde hükümet programında
bir şey yok. Ne yapacağız bu hükümet programını? Enerjide, Türkiye'yi dışa
bağımlılıktan kurtaracakmışız. Doğalgaz, petrol dışardan geliyor, itirazımız yok,
Türkiye'de yeteri kadar yok. Bunun çeşitlenmesi, bir ülkeye bağlanmaması lazım.
Ulusal güvenliğimiz açısından bir ülkeye aşırı bağlanılmaması lazım. Bir de
nükleer santral anlaşması yaptık. Bırakın dışa bağımlılığı azaltmayı bir ülkeye
bağlılığımızı çok yüksek noktaya çıkardık. İlk yatırım maliyetlerimiz çok yüksek.
Bir tek ses var mı hükümette; yok.''

Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin, tarımda ciddi sorunlar yaşadığını, bu
sorunların aşılması gerektiğini ifade etti.

Niğde'nin bazı beldelerinde elektriklerin kesik olması nedeniyle
patateslerin çürüdüğünü, bir çiftçinin bu nedenle intihar ettiğini anlatan
Kılıçdaroğlu, hükümetten ses çıkmadığını, ''bu yanlıştır'' diye bir söylem
olmadığını savundu.

Kılıçdaroğlu, çiftçinin 3 milyar 200 milyon litre mazot kullandığını,
mazotun litresinin 3,6 liradan satıldığını anımsatarak, ''Çiftçiye satılan
mazottan devletin ÖTV ve KDV'den elde ettiği gelir 6,4 milyar lira. Çiftçiye
verdiğimiz teşvik ise 6 milyar lira. Çiftçi zarar ediyor. Bunu çözmeye yönelik
bir şey var mı; hayır. Hükümet programı bir şey söylemiyor'' diye konuştu.

2003-2010 döneminde 26 milyon dönüm arazinin ekilmediğine işaret eden
Kılıçdaroğlu, çiftçi, üretsin, eksin, biçsin şeklinde hükümet programında somut
bir hedefin olmadığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, CHP'nin, demokrasinin gereğine, özgürlüklere, insan
haklarına inandığını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı.
'
'Kendi konumuna gelince 'ben başka şeyle suçlanıyordum ama şimdi
milletvekili seçilip parlamentoya gelenler, başka bir şeyle suçlanıyorlar' diye
bir kolaycılığın arkasına sığınmak, Recep Tayyip Erdoğan'a yakışmaz. Suçlamadan
söz edersek, ben de söz edeyim, sen de kalpazanlıkla suçlanıyorsun. Bana
inanmıyorsan, Meclis Başkanlığına gitsin Sayın Çiçek'ten, kendi imzasının olduğu,
kalpazanlıkla suçlandığına ilişkin... Alsın, baksın. Sen Başbakansın. Masumiyet
karinesini bile çarpıttı çünkü anayasayı bilmiyor, hukuk kültürü yok.

Biz verdiğimiz sözlerin arkasındayız, kararlılıkla gideceğiz, hiçbir
zaman, hiçbir ortamda imzalarımızı inkar etmeyeceğiz, imzalar bizim namusumuzdur,
arkasında duracağız. Onlar da eğer 'bu imza bizim namusumuzdur' diyorlarsa
arkasında duracaklar. O tarihi iki cümleyi yeniden okuyorum: Tüm siyasi
partilerin ve milletvekillerinin, milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu
görevi yerine getirmeleri için TBMM'de olmaları gerektiğine inanıyoruz. Anayasa
dahil, tüm mevzuatın hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve kuvvetler ayrılığı ilkesi
dikkate alınarak, özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanması ve
uygulanması gerektiğine inanıyoruz. Bu sözlerin sonuna kadar arkasındayız. Onlar
da attıkları imza 'bizim namusumuzdur' diyorlarsa, onlar da bu imzalarının
arkasında durur. Öyle umuyoruz, öyle istiyoruz. Demokrasi de insan hakları da
bunun gerektirir.''

Bu arada diğer milletvekilleri gibi CHP'nin tutuklu milletvekilleri
Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'ın isimlerinin de oturulacak sıraların üzerinde
yer alması CHP Antalya milletvekili ve eski Genel Başkan Deniz Baykal'a soruldu.
Baykal, ''O arkadaşlarımıza yer ayrılması çok anlamlı'' karşılığını verdi.
(15.00)