2008-06-03 - 15:40
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Brüksel'de yaptığı ''Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor'' şeklindeki sözlerini eleştirdi.
CHP TBMM Grubu toplandı.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Brüksel'de yaptığı ''Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor'' şeklindeki sözlerini eleştirdi.
''Ülkesini sahiplenmek, savunmak, haksızlıklar karşısında ülkesinin hakkını dünyaya kabul ettirmekle yükümlü olan bir Dışişleri Bakanı, işini bırakıp, onlar bir söylüyorsa, iki söyleyerek, kendi ülkesine haksızlık yapma yarışı içinde yer alabilir mi?'' diye soran Baykal, Türkiye'nin sahipsiz olduğu ve gözden çıkarıldığının ortaya çıktığını savundu.
Böyle bir tabloya alışmadığını ifade eden Baykal, Türkiye'nin bakanlarının, dışarıda Türkiye'ye hakaret etmelerini, saygısızlık yapmalarını içine sindiremediğini belirtti.
Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes Film Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülünü alırken, ''Yalnız ve güzel ülkem'' sözüne işaret eden Baykal,
''Anlaşılıyor ki çok doğru söylemiş, öylesine yalnızız ki bakanlar bizzat bizi yalnız bırakmışlar'' dedi.
''VİCDANLARINA GEREKLİ BASKIYI YAP''
Baykal, Türkiye'deki azınlıkların hak ve özgürlükleri gündeme taşındığında, Türkiye'nin Dışişleri Bakanının da Batı Trakya'daki Müslümanların hak ve özgürlüklerini dile getirmesi gerektiğini söyledi.
''Onlar, hak ve özgürlüklerini kullanabiliyorlar mı, cemaat liderlerini, müftülerini seçebiliyorlar mı, vakıflarını tamir edebiliyorlar mı?''
diye soran Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hiçbirisi yok. Lozan'da sağlanmış olan dengeyi, Türkiye'deki, Yunanistan'daki durumu adaletli şekilde ortaya koy, vicdanlarına sen de
gerekli baskıyı yap, Türkiye'yi, Batı Trakya'daki Müslümanları sen de savun. Bu da yok. Batı Trakya'yı da sattın, azınlıklar sözüyle. Şimdi
Türkiye'deki Müslümanlara sıra geldi.
Bu değerlendirme ilk kez yapılmıyor, tesadüfi de değil. Eskiden uluslararası temaslarda, kuliste bu sözlerin söylendiğine tanık olurduk,
kapalı toplantılarda bunları ifade ederlerdi, o zeminde kalırdı. Şimdi açıkça herkesin gözü önünde ifade ediliyor. Bu görüşü sadece Dışişleri
Bakanı söylemiyor, başka AKP'li yetkililerce de söylendi, Başbakan da bu görüşe sahip çıktı.''
''ONLARIN KAFASINDAKİ İSLAMİYET...''
Baykal, ''Türkiye'de İslamiyetin baskı altında'' olduğunu söylemek için, hak ve insaf ölçülerin tümüyle ortadan kaldırılması gerektiğini kaydetti.
Türkiye'de yaklaşık 80 bin camide, günde 5 vakit ezan okunduğunu, camilerde ibadetin özgürce yerine getirildiğini, dini bayramların
heyecanla, şenlik ve şölen içinde kutlandığını anlatan Baykal, televizyon, radyo ve gazetelerin özgür şekilde dini yayıncılık yaptığını
söyledi.
Vatandaşların dini inancını istediği gibi yaşadığını dile getiren Baykal, herkesin, Türkiye'yi, ''İslamiyetin en güzel yaşandığı ülke'' olarak kabul ettiğini vurguladı.
Baykal, 70 milyonun, Türkiye'de yaşanan İslamiyet ile ilgili şikayeti bulunmadığını belirterek, şöyle konuştu:
''Acaba bunu söyleyen kişilerin kafasındaki İslamiyet ile ülkedeki 70 milyonun hiçbir şikayeti olmadan yaşadığı İslamiyet arasında çok büyük
fark mı var? Sorun oradan mı kaynaklı? Herkes, Allah'ına, Peygamberine, kitabına en büyük saygıyı gösteriyor. Herkes, sofraya 'Allah'a şükür'
diye oturup, 'Yarabbi şükür' diye kalkıyor. Onların kafasında başka İslamiyet mi var? Maalesef Türkiye'de yaşanan İslamiyet ile onların
kafasında yaşamasını istediği İslamiyet arasında fark var. Sorun, laiklikle ilgili. Şikayetçi oldukları her konuyu takip edin; iş, laiklik konusuna, yargı kararına, Anayasaya gelir dayanır. O laikliğin, İslamiyetin güzelliği, Türkiye'nin bu noktaya gelişinin güvencesi, demokrasinin teminatı.''
-''AKP'NİN İÇ ÇEKİRDEĞİ''-
Başbakan Erdoğan'ın da konuyu sahiplendiğini, bunun, AK Parti'nin iç çekirdeğinin temel anlayışı olduğunu savunan Baykal, Erdoğan'ın ''AK
Parti, ortalama Türk'ün partisidir'' dediğini anımsattı.
''Ortalama Türk vatandaşının, Türkiye'de İslamiyetin baskı altında olduğu kanaati mi var?'' sorusunu yönelten Baykal, ''Başbakan, kendi
kafasındaki, iç dünyasındaki zihniyeti, modeli, Türkiye'ye dayatmaya çalışıyor. 'Laikliği milletimiz benimsemiştir' diyordu, laikliği benimsemişse, bu tartışma nereden çıkıyor? Laikliği benimsemiş de benimsememiş de birileri var, o birileri de maalesef en tehlikeli yerlerde bulunuyorlar, sorun da oradan kaynaklı'' diye konuştu.
-''RUH GİBİ YAKINI''-
Cumhurbaşkanı seçiminden önce bir CHP milletvekiline, oyunu etkilemek üzere rüşvet teklif edildiğinin geçen hafta mahkeme kararıyla kesinlik
kazandığını belirten Baykal, ''Rüşvetin belgesi mi olunur deniliyordu, rüşvetin ilamı çıkmıştır'' dedi.
Böyle bir olayın başka bir ülkede yaşanması halinde, o ülkenin parlamentosunun allak-bullak olacağını, hükümetin istifa edeceğini
belirten Baykal, ''Rüşvet verdiği için mahkum olan bu kişi, bu girişimi, kendi aldığı kararla mı yaptı? Girişim, AKP Grup Başkanvekilinin
odasından yapıldı. Yapılırken AKP Grup Başkanvekili olaya tanık. Onun bilgisi altında yapılıyor. Peki, AKP Grup Başkanı bu işten habersiz mi?
AKP Grup Başkanvekili, Grup Başkanına haber vermiyor mu, bilgisi dışında mı oluyor?'' diye sordu.
Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''ruh'' gibi yakını, en yakın dostu, çocuklarının eğitimini emanet ettiği, ailece yanında tatil
yapmayı uygun gördüğü bir insanın, bu teklifi yaptığını ve mahkum olduğunu söyledi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin çok önemli bir tarihi süreçten geçtiğini söyledi.
Bugün içinde bulunulan tartışmaların, Türkiye'nin yakın geleceğini etkileyeceğini belirten Baykal, ''içinde bulunulan şartların
gerektirdiğinin ötesinde bir psikolojik gerilimin siyasi hayata yön verdiğini'' ileri sürdü.
Baykal, ''öyle anlaşılıyor ki iktidarın içinde bulunduğu tedirginlikler, sıkıntılar, kaygılar, karamsarlıklar bu üslup bozukluğunun altında yatan
temel nedendir. Bunu anlayışla karşılamaya çalışıyoruz. Buna aynı yaklaşım içinde cevap vermemeye gayret ediyoruz. Dikkatimizi ülkemizin
temel sorunlarından uzaklaştırmamaya çaba sarf ediyoruz'' diye konuştu.
''Siyasi hayatta çok ciddi bir umutsuzluğun, iktidar tarafından kaynaklanan bir gerginliğin, bir saldırganlığın egemen olduğunu
gördüklerini'' ifade eden Baykal, üslup bozukluklarının çok ileri ölçüde kendini gösterdiğini söyledi. Baykal, ''maalesef Sayın Başbakan bu
alışılmış üslubunun en sivri örneklerini, geride bıraktığımız günlerde ifade etmek durumunda kaldı. Çok kötü konuşuyor, kaba konuşuyor,
saldırgan konuşuyor. Bunların arkasında içinde bulunduğu sıkıntının ruh halinin yattığını düşünüyorum ve aynı yaklaşım içinde değerlendirme
yapmamaya gayret ediyorum'' dedi. Baykal, CHP'nin Türkiye'nin sorunlarına baktığını ve bu konuda görevlerini yerine getirmeye
çalıştığını kaydetti.
-''TÜİK BİR ATRAKSİYON YAPMAZSA...''
Konuşmasında ekonomideki gelişmeleri de değerlendiren Baykal, olumsuz gidişin devam ettiğini, bu alanda umut verici bir gösterge olmadığını
savundu.
Mayıs ayına ilişkin tablonun umutsuzluğu artıran bir şekilde geliştiğini ifade eden Baykal, ''bugün akşama doğru enflasyonla ilgili rakamlar
açıklanacak. Öyle gözüküyor ki bu akşam eğer TÜİK bir büyük atraksiyon, bir büyük cambazlık yapmazsa Türkiye'de enflasyonun çift rakamlı bir
düzeye girdiği, her iki ölçü bakımından da hem TÜFE bakımından hem üretici fiyatları bakımından çift rakamlı bir enflasyon noktasına
geldiği ortaya çıkacaktır'' diye konuştu. Bu konuda herkesin bekleyişinin çift rakama gelineceği yönünde olduğunu iddia eden Baykal,
gelecek aylara ilişkin bir umut taşınması halinde buna tolerans gösterilebileceğini ancak, göstergelerin bu umudu yansıtmadığını söyledi.
Baykal, TÜİK'in açıklamalarına göre 2008'in ilk 4 ayında kapanan şirket ve kooperatiflerin toplam sayısının 2007'ye göre yüzde 73 oranında
arttığını belirterek, kapanan şirketlerin üretici nitelikte olduklarını vurguladı. Gaziantep Organize Sanayi Bölgesindeki mevcut 540 fabrikadan
40'ının durgunluk nedeniyle kapandığını anlatan Baykal, 20 bin kişinin de işsiz kaldığını ileri sürdü. Hazine'nin iç borçlanma faizlerinin
arttığını, bunun vahim bir durum olduğunu kaydeden Baykal, dış ticaret açığının da rekor düzeye ulaştığını söyledi. Ekonomideki tüm
göstergelerin benzer şekilde olduğunu ifade eden Baykal, Türkiye'nin uluslararası ekonomi çevrelerince dünyanın en kırılgan ekonomisi
şeklinde gösterilmeye başlandığını öne sürdü. Baykal, şunları söyledi:
''Ekonomi yanlış yönetiliyor, ekonomi yönetilemiyor. Buraya daha önceki ekonomi politikalarının doğal bir uzantısı olarak geliniyor. Zamanında
gerekli tedbirler alınmadığı için bugün Türkiye artık ekonominin kötü bir durumda olduğunu maskeleyemez bir noktaya düştü. Ekonomi feryat
ediyor. Ekonominin genel, makro rakamlarına bakarak bunu söylüyorum.
Vatandaşa baktığımız zaman bu feryat çok daha yüksek düzeyde çıkıyor. Türkiye çok ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyadır. Bunun somut
yansımaları kendini gösteriyor.''
-DOĞALGAZ ZAMMI VE BOTAŞ-
Baykal, iktidarın zamları kaçınılmaz göstermeye çalıştığını, ancak bunu doğru olmadığını söyledi. 22 Temmuz seçimleri sonrasında iktidarın
mazottan alınan özel tüketim vergisini yüzde 10,8 artırıldığını kaydeden Baykal, ''petroldeki artıştan dünyada yararlanan iki kesim var. Birisi
petrol ihraç eden ülkeler, birisi de biziz. Çünkü petrol üzerinden oransal vergi bindirmiş, petrol arttıkça aldığı vergi de artıyor. O
vergiyi vatandaşla paylaşmayı düşünmüyor'' dedi. Türkiye'nin dünyanın en pahalı petrolünü kullandığını iddia eden Baykal, bunun Hükümetin vergi
politikasından kaynaklandığını savundu.
CHP Genel Başkanı Baykal, ''Türkiye öyle anlaşılıyor ki popülizm ve zam kısır döngüsü içine girmiştir. Bu, bildiğimiz bir kısır döngüdür. Her
popülizmin sonucu zamdır, her zammın sonucu popülizmdir. Bu Hükümet böyle bir açılımın içine maalesef girmiştir'' diye konuştu.
''Doğalgaza yapılan zammı BOTAŞ gerçeğini yok sayarak izah etmenin mümkün olmadığı'' görüşünü de dile getiren Baykal, ''bunlar iş başına
geldikten bir süre sonra BOTAŞ Teftiş Kurulu Başkanı'nı görevden aldılar ve kurumu zarara uğrattığına dair bir rapor ortaya çıktı. Bu rapor,
şirketin 264 milyon 789 bin 503 milyon dolar zarara uğratılmış olduğunu ortaya çıkardı'' şeklinde konuştu.
Hükümetin doğalgaz fiyatının belirlenmesini sağlayan formülde değişiklik yaptığını da öne süren Baykal, bu değişiklik sonucunda Türkiye'nin daha yüksek fiyat ödemesinin kaçınılmaz hale geldiğini savundu. Bunu yargıya taşıdıklarını hatırlatan Baykal, BOTAŞ'a yönelik 2007 yılında başlatılan soruşturmada üst düzey yöneticilerin tutuklandığını anlattı. BOTAŞ'ın belediyelerle ilişkilerinin de ''laubali'' olduğunu ileri süren Baykal,
bu kurumun himaye ettiği belediyelerden alacaklarını tahsil etmediğini iddia etti. ''Önce sen işini iyi yönet, anlaşmalarını sadakatle uygula,
alacağına sahip çık, dürüst yönetim uygula'' diye konuşan Baykal, yanlışlıkların bedelinin vatandaşa ödetilmemesi gerektiğini söyledi.
Baykal, ''BOTAŞ'ın alacakları kamu alacağı, bunu tahsil etmemek suçtur'' dedi.
Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, ''Telekulak'' tartışmalarını değerlendirdi.CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın odasında yaptığı bir görüşmenin, olaydan iki gün sonra iktidarın ''militan gazetesinde kelime kelime'' yayınlandığını belirten Baykal, bu olayın kendi başına suç oluşturduğunu söyledi. Baykal, ''İki kişi arasındaki bir görüşmenin, onların bilgisi ve izinleri olmadan, bir gazetede, nasıl elde edilirse edilsin yayınlanmış olması çok ciddi bir suçtur. Bu suç çok açık şekilde işlenmiştir'' dedi. Olaydan sonra yaşanan süreci anımsatan Baykal, konunun şu an yargıya intikal ettiğini ve Meclis gündemine geldiğini anımsattı. Baykal, şöyle konuştu:
''Sayın Genel Sekreter, kendisini ziyaret edecek valiye saat 10.00'da randevu veriyor. 10.03'te bir telefon çalıyor ve 44 dakika boyunca o
görüşme kayda alınıyor. Bunların iddiası 'Biz, ortadaki telefondan aldık.' Biz, bunu kuşkuyla karşılıyoruz. Bunun çok haklı nedenleri var. Telefonlar kapalı olsa dahi açıkmış gibi dinlenebiliyor. Dışardan, sizin farkına bile varmayacağınız şekilde cep telefonunuza bir mesaj yükleniyor. Siz, o cep telefonu kapalı olarak tutsanız dahi o cep telefonu bir mikrofon gibi o merkeze aynen intikal ettiriyor. Günün teknolojisi bu... Bu mümkün, oluyor. 44 dakikalık görüşmenin 'tek bir kelimesi dahi duyulamıyor, anlaşılamamıştır' denilmeden, tümü doğru bir tutanağa bağlanıyor.''
Baykal, ''Danıştay cinayetinde çok önemli rol oynamış olan militan gazetenin CHP'yi ve Genel Sekreterini manşete taşımak istediği günlerde böyle bir tesadüfün ortaya çıktığını'' iddia ederek, ''Gazeteci arkadaşlarıma soruyorum: Bugüne kadarki meslek yaşamınızda sizinle görüşmek istemeyen birisine açtığınız telefon sonucunda böyle bir fırsata kavuşmadınız mı? Herhangi birinize böyle bir kısmet nasip olmadı mı? Bu tarihi şans, ilk kez bu gazeteye nasip oluyor'' dedi. Bu tablonun incelenecek çok yönü olduğunu ileri süren Baykal, ''mahkemenin, görüşmenin nasıl kayda alındığı konusunda gazeteden bilgi isteyeceğine işaret etti.
''70 MİLYONA YÖNELİK DÜZENLEME''
Baykal, toplumun konuyla ilgilenmesiyle bazı gerçeklerin ortaya çıktığını belirterek, ''Telefon dinleme bakımından yeni bir düzenin Türkiye'de gerçekleştirilmiş olduğu ilk kez fark edilmiştir'' dedi. Baykal, ''Türkiye'de dinleme konusunda yeni, şaşırtıcı, hukuk dışı, olağanüstü kapsamlı, 70 milyona yönelik bir düzeninin olduğunun ilk kez ortaya çıktığını'' savundu. CHP lideri Baykal, Meclis'te 23 Temmuz 2005'te kabul edilen bir yasayla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kurulduğunu, üçlü kararname olmadan Başbakana bu kuruma başkan atama yetkisi verildiğini söyledi.
Baykal, 5 bin kişinin dinlediği muazzam bir dinleme sisteminin Başbakanın kontrolünde oluşturulduğunu iddia ederek, bu kuruluşun teknik
birim başkanlığına da ''çok özel atama'' yapıldığını ileri sürdü. ''Telekulak'' tartışmaları sonucunda, Türkiye'de muazzam bir dinleme alt yapısının oluştuğu gerçeğinin ortaya çıktığını ifade eden Baykal, diğer gerçeği de ''çok özel bir kadrolaşma yapılması'' olarak nitelendirdi. Baykal, ''Yani, yeni bir dinleme düzeni ve çok özel bir kadrolaşma. Nasıl bir kadrolaşma? Bir cemaat kadrolaşması... Emniyet Genel Müdürlüğünde, bu konuda kadrolaşmanın yaşanmakta olduğunu siyaseti izleyen herkes biliyor. Şimdi bunun, burada yoğunlaşmış olduğu, burayı tamamen kontrolleri altına almış olduğu çok net bir biçimde ortaya çıkmıştır'' diye konuştu. Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde provokasyonlar olabileceği gerekçesiyle Emniyete verilen dinleme yetkisinin süresinin daha sonra uzatıldığına işaret eden Baykal, şimdi herkesin izlendiğini iddia etti. İzleme bilgisinin bir dava dolayısıyla delil olarak kullanma ihtiyacı ortaya çıkarsa, mahkemeye başvurularak alınan izin çerçevesinde delil olarak kullandığını belirten Baykal, eğer bir mahkemeye delil olarak sunma ihtiyacı yoksa, bu bilginin, her türlü şantaja açık, özel kullanıma müsait ve özel bilgiler olarak birilerin elinde durduğunu savundu. Anayasanın özel hayatının gizliliği ve haberleşme özgürlüğüyle ilgili maddelerinin nerede kaldığını soran Baykal, bunların tümünün ortadan kalktığını iddia etti.
''HUKUK MÜCADELESİ AÇACAĞIZ''
Emniyet Genel Müdürlüğünün dinlemeyle ilgili aldığı aynı yetkiyi, mahkemenin isteği üzerine jandarmaya da verdiğini ifade eden Baykal, Adalet Bakanlığının buna, ''Bu, insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz. Böyle kapsamlı bir dinleme mümkün değildir'' diye itiraz ettiğini ama Emniyetin böyle bir yetkiyi kullanmasına ses çıkarmadığını söyledi. Baykal, ''Ne jandarmaya ne Emniyete böyle topyekün, toptancı, bütün ülkeyi hedef alan bir izleme imkanı tanımaz'' diyerek, bunun derhal ortadan kaldırılması gerektiğini kaydetti. Baykal, ''Bu konuda, CHP olarak bütün gücümüzle hukuk mücadelesi açacağız'' dedi.
BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN SÖZLERİNE TEPKİ
Bu konudaki mücadelelerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı rahatsız ettiğini ileri süren Baykal, Erdoğan'ın kendisi hakkında söylemedik laf bırakmadığını ifade etti. Baykal, ''Diyor ki 'Kaçtıkça kovalayacağım.' Dur orada. Kim kaçıyor? Ben, bugüne kadar hiçbir şeyden kaçmadım ama sen mahkemeden kaçtın, mahkemeden kaçıyorsun. Ben, bugüne kadar hiç saklanmadım. Sen, dokunulmazlıkların arkasına saklanıyorsun. Ben, hiç kaçmadım. Sen, kendinden kaçıyorsun. Geçmişinden kaçıyorsun. Ben, geçmişimle iftihar ediyorum'' diye konuştu. Bu sözleri uzun süre ayakta alkışlanan Baykal, Erdoğan'ın kendisine ''yalancı'' dediğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı: ''Türkiye'de kendisine yalancı denildiği halde mahkemeye gidip, mahkemede 'evet, sana yalancı denilebilir' kararı alınmış bir tek başbakan var, o da sen. Öyle laflar söyledi ki üzülerek burada 'Yalan söylüyorsun' dedim. Mahkemeye gitti. Mahkeme dedi ki 'Söyler, söyler.' Böyle bir Başbakanla karşı karşıyayız. Bu üslup bozukluğu, Tayyip Bey'e yakışabilir, ama Türkiye'ye yakışmıyor. Bu üslup bozukluğuyla bir yere varması, içindeki sıkıntıyı da boşaltması mümkün değildir. Türkiye'ye de
hiçbir yarar getirmesi mümkün değildir. Bunun altında kimse kalmaz. Milletin önünde siyaset yapıyoruz. Her şeyimizle ortadayız. Ve Başbakan da kendi hesabını vermek durumundadır. Bir kötü söz söylemek istemiyorum ama Başbakanın yaptıklarını, kamuoyuna yansıyanların ötesinde biliyorum.
Ve bunların hesabının mutlaka sorulacağından hiç kuşku duymuyorum. Başbakan, bu tartışmaları bıraksın da kendisinden sorulacak olan hesaplara hazırlansın. Başbakan, altından kalkamayacağı pek çok hesabının kendisine sorulacağını çok iyi biliyor. Bunu söylemekle yetiniyorum.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Brüksel'de yaptığı ''Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor'' şeklindeki sözlerini eleştirdi.
''Ülkesini sahiplenmek, savunmak, haksızlıklar karşısında ülkesinin hakkını dünyaya kabul ettirmekle yükümlü olan bir Dışişleri Bakanı, işini bırakıp, onlar bir söylüyorsa, iki söyleyerek, kendi ülkesine haksızlık yapma yarışı içinde yer alabilir mi?'' diye soran Baykal, Türkiye'nin sahipsiz olduğu ve gözden çıkarıldığının ortaya çıktığını savundu.
Böyle bir tabloya alışmadığını ifade eden Baykal, Türkiye'nin bakanlarının, dışarıda Türkiye'ye hakaret etmelerini, saygısızlık yapmalarını içine sindiremediğini belirtti.
Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes Film Festivali'nde En İyi Yönetmen Ödülünü alırken, ''Yalnız ve güzel ülkem'' sözüne işaret eden Baykal,
''Anlaşılıyor ki çok doğru söylemiş, öylesine yalnızız ki bakanlar bizzat bizi yalnız bırakmışlar'' dedi.
''VİCDANLARINA GEREKLİ BASKIYI YAP''
Baykal, Türkiye'deki azınlıkların hak ve özgürlükleri gündeme taşındığında, Türkiye'nin Dışişleri Bakanının da Batı Trakya'daki Müslümanların hak ve özgürlüklerini dile getirmesi gerektiğini söyledi.
''Onlar, hak ve özgürlüklerini kullanabiliyorlar mı, cemaat liderlerini, müftülerini seçebiliyorlar mı, vakıflarını tamir edebiliyorlar mı?''
diye soran Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hiçbirisi yok. Lozan'da sağlanmış olan dengeyi, Türkiye'deki, Yunanistan'daki durumu adaletli şekilde ortaya koy, vicdanlarına sen de
gerekli baskıyı yap, Türkiye'yi, Batı Trakya'daki Müslümanları sen de savun. Bu da yok. Batı Trakya'yı da sattın, azınlıklar sözüyle. Şimdi
Türkiye'deki Müslümanlara sıra geldi.
Bu değerlendirme ilk kez yapılmıyor, tesadüfi de değil. Eskiden uluslararası temaslarda, kuliste bu sözlerin söylendiğine tanık olurduk,
kapalı toplantılarda bunları ifade ederlerdi, o zeminde kalırdı. Şimdi açıkça herkesin gözü önünde ifade ediliyor. Bu görüşü sadece Dışişleri
Bakanı söylemiyor, başka AKP'li yetkililerce de söylendi, Başbakan da bu görüşe sahip çıktı.''
''ONLARIN KAFASINDAKİ İSLAMİYET...''
Baykal, ''Türkiye'de İslamiyetin baskı altında'' olduğunu söylemek için, hak ve insaf ölçülerin tümüyle ortadan kaldırılması gerektiğini kaydetti.
Türkiye'de yaklaşık 80 bin camide, günde 5 vakit ezan okunduğunu, camilerde ibadetin özgürce yerine getirildiğini, dini bayramların
heyecanla, şenlik ve şölen içinde kutlandığını anlatan Baykal, televizyon, radyo ve gazetelerin özgür şekilde dini yayıncılık yaptığını
söyledi.
Vatandaşların dini inancını istediği gibi yaşadığını dile getiren Baykal, herkesin, Türkiye'yi, ''İslamiyetin en güzel yaşandığı ülke'' olarak kabul ettiğini vurguladı.
Baykal, 70 milyonun, Türkiye'de yaşanan İslamiyet ile ilgili şikayeti bulunmadığını belirterek, şöyle konuştu:
''Acaba bunu söyleyen kişilerin kafasındaki İslamiyet ile ülkedeki 70 milyonun hiçbir şikayeti olmadan yaşadığı İslamiyet arasında çok büyük
fark mı var? Sorun oradan mı kaynaklı? Herkes, Allah'ına, Peygamberine, kitabına en büyük saygıyı gösteriyor. Herkes, sofraya 'Allah'a şükür'
diye oturup, 'Yarabbi şükür' diye kalkıyor. Onların kafasında başka İslamiyet mi var? Maalesef Türkiye'de yaşanan İslamiyet ile onların
kafasında yaşamasını istediği İslamiyet arasında fark var. Sorun, laiklikle ilgili. Şikayetçi oldukları her konuyu takip edin; iş, laiklik konusuna, yargı kararına, Anayasaya gelir dayanır. O laikliğin, İslamiyetin güzelliği, Türkiye'nin bu noktaya gelişinin güvencesi, demokrasinin teminatı.''
-''AKP'NİN İÇ ÇEKİRDEĞİ''-
Başbakan Erdoğan'ın da konuyu sahiplendiğini, bunun, AK Parti'nin iç çekirdeğinin temel anlayışı olduğunu savunan Baykal, Erdoğan'ın ''AK
Parti, ortalama Türk'ün partisidir'' dediğini anımsattı.
''Ortalama Türk vatandaşının, Türkiye'de İslamiyetin baskı altında olduğu kanaati mi var?'' sorusunu yönelten Baykal, ''Başbakan, kendi
kafasındaki, iç dünyasındaki zihniyeti, modeli, Türkiye'ye dayatmaya çalışıyor. 'Laikliği milletimiz benimsemiştir' diyordu, laikliği benimsemişse, bu tartışma nereden çıkıyor? Laikliği benimsemiş de benimsememiş de birileri var, o birileri de maalesef en tehlikeli yerlerde bulunuyorlar, sorun da oradan kaynaklı'' diye konuştu.
-''RUH GİBİ YAKINI''-
Cumhurbaşkanı seçiminden önce bir CHP milletvekiline, oyunu etkilemek üzere rüşvet teklif edildiğinin geçen hafta mahkeme kararıyla kesinlik
kazandığını belirten Baykal, ''Rüşvetin belgesi mi olunur deniliyordu, rüşvetin ilamı çıkmıştır'' dedi.
Böyle bir olayın başka bir ülkede yaşanması halinde, o ülkenin parlamentosunun allak-bullak olacağını, hükümetin istifa edeceğini
belirten Baykal, ''Rüşvet verdiği için mahkum olan bu kişi, bu girişimi, kendi aldığı kararla mı yaptı? Girişim, AKP Grup Başkanvekilinin
odasından yapıldı. Yapılırken AKP Grup Başkanvekili olaya tanık. Onun bilgisi altında yapılıyor. Peki, AKP Grup Başkanı bu işten habersiz mi?
AKP Grup Başkanvekili, Grup Başkanına haber vermiyor mu, bilgisi dışında mı oluyor?'' diye sordu.
Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''ruh'' gibi yakını, en yakın dostu, çocuklarının eğitimini emanet ettiği, ailece yanında tatil
yapmayı uygun gördüğü bir insanın, bu teklifi yaptığını ve mahkum olduğunu söyledi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin çok önemli bir tarihi süreçten geçtiğini söyledi.
Bugün içinde bulunulan tartışmaların, Türkiye'nin yakın geleceğini etkileyeceğini belirten Baykal, ''içinde bulunulan şartların
gerektirdiğinin ötesinde bir psikolojik gerilimin siyasi hayata yön verdiğini'' ileri sürdü.
Baykal, ''öyle anlaşılıyor ki iktidarın içinde bulunduğu tedirginlikler, sıkıntılar, kaygılar, karamsarlıklar bu üslup bozukluğunun altında yatan
temel nedendir. Bunu anlayışla karşılamaya çalışıyoruz. Buna aynı yaklaşım içinde cevap vermemeye gayret ediyoruz. Dikkatimizi ülkemizin
temel sorunlarından uzaklaştırmamaya çaba sarf ediyoruz'' diye konuştu.
''Siyasi hayatta çok ciddi bir umutsuzluğun, iktidar tarafından kaynaklanan bir gerginliğin, bir saldırganlığın egemen olduğunu
gördüklerini'' ifade eden Baykal, üslup bozukluklarının çok ileri ölçüde kendini gösterdiğini söyledi. Baykal, ''maalesef Sayın Başbakan bu
alışılmış üslubunun en sivri örneklerini, geride bıraktığımız günlerde ifade etmek durumunda kaldı. Çok kötü konuşuyor, kaba konuşuyor,
saldırgan konuşuyor. Bunların arkasında içinde bulunduğu sıkıntının ruh halinin yattığını düşünüyorum ve aynı yaklaşım içinde değerlendirme
yapmamaya gayret ediyorum'' dedi. Baykal, CHP'nin Türkiye'nin sorunlarına baktığını ve bu konuda görevlerini yerine getirmeye
çalıştığını kaydetti.
-''TÜİK BİR ATRAKSİYON YAPMAZSA...''
Konuşmasında ekonomideki gelişmeleri de değerlendiren Baykal, olumsuz gidişin devam ettiğini, bu alanda umut verici bir gösterge olmadığını
savundu.
Mayıs ayına ilişkin tablonun umutsuzluğu artıran bir şekilde geliştiğini ifade eden Baykal, ''bugün akşama doğru enflasyonla ilgili rakamlar
açıklanacak. Öyle gözüküyor ki bu akşam eğer TÜİK bir büyük atraksiyon, bir büyük cambazlık yapmazsa Türkiye'de enflasyonun çift rakamlı bir
düzeye girdiği, her iki ölçü bakımından da hem TÜFE bakımından hem üretici fiyatları bakımından çift rakamlı bir enflasyon noktasına
geldiği ortaya çıkacaktır'' diye konuştu. Bu konuda herkesin bekleyişinin çift rakama gelineceği yönünde olduğunu iddia eden Baykal,
gelecek aylara ilişkin bir umut taşınması halinde buna tolerans gösterilebileceğini ancak, göstergelerin bu umudu yansıtmadığını söyledi.
Baykal, TÜİK'in açıklamalarına göre 2008'in ilk 4 ayında kapanan şirket ve kooperatiflerin toplam sayısının 2007'ye göre yüzde 73 oranında
arttığını belirterek, kapanan şirketlerin üretici nitelikte olduklarını vurguladı. Gaziantep Organize Sanayi Bölgesindeki mevcut 540 fabrikadan
40'ının durgunluk nedeniyle kapandığını anlatan Baykal, 20 bin kişinin de işsiz kaldığını ileri sürdü. Hazine'nin iç borçlanma faizlerinin
arttığını, bunun vahim bir durum olduğunu kaydeden Baykal, dış ticaret açığının da rekor düzeye ulaştığını söyledi. Ekonomideki tüm
göstergelerin benzer şekilde olduğunu ifade eden Baykal, Türkiye'nin uluslararası ekonomi çevrelerince dünyanın en kırılgan ekonomisi
şeklinde gösterilmeye başlandığını öne sürdü. Baykal, şunları söyledi:
''Ekonomi yanlış yönetiliyor, ekonomi yönetilemiyor. Buraya daha önceki ekonomi politikalarının doğal bir uzantısı olarak geliniyor. Zamanında
gerekli tedbirler alınmadığı için bugün Türkiye artık ekonominin kötü bir durumda olduğunu maskeleyemez bir noktaya düştü. Ekonomi feryat
ediyor. Ekonominin genel, makro rakamlarına bakarak bunu söylüyorum.
Vatandaşa baktığımız zaman bu feryat çok daha yüksek düzeyde çıkıyor. Türkiye çok ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyadır. Bunun somut
yansımaları kendini gösteriyor.''
-DOĞALGAZ ZAMMI VE BOTAŞ-
Baykal, iktidarın zamları kaçınılmaz göstermeye çalıştığını, ancak bunu doğru olmadığını söyledi. 22 Temmuz seçimleri sonrasında iktidarın
mazottan alınan özel tüketim vergisini yüzde 10,8 artırıldığını kaydeden Baykal, ''petroldeki artıştan dünyada yararlanan iki kesim var. Birisi
petrol ihraç eden ülkeler, birisi de biziz. Çünkü petrol üzerinden oransal vergi bindirmiş, petrol arttıkça aldığı vergi de artıyor. O
vergiyi vatandaşla paylaşmayı düşünmüyor'' dedi. Türkiye'nin dünyanın en pahalı petrolünü kullandığını iddia eden Baykal, bunun Hükümetin vergi
politikasından kaynaklandığını savundu.
CHP Genel Başkanı Baykal, ''Türkiye öyle anlaşılıyor ki popülizm ve zam kısır döngüsü içine girmiştir. Bu, bildiğimiz bir kısır döngüdür. Her
popülizmin sonucu zamdır, her zammın sonucu popülizmdir. Bu Hükümet böyle bir açılımın içine maalesef girmiştir'' diye konuştu.
''Doğalgaza yapılan zammı BOTAŞ gerçeğini yok sayarak izah etmenin mümkün olmadığı'' görüşünü de dile getiren Baykal, ''bunlar iş başına
geldikten bir süre sonra BOTAŞ Teftiş Kurulu Başkanı'nı görevden aldılar ve kurumu zarara uğrattığına dair bir rapor ortaya çıktı. Bu rapor,
şirketin 264 milyon 789 bin 503 milyon dolar zarara uğratılmış olduğunu ortaya çıkardı'' şeklinde konuştu.
Hükümetin doğalgaz fiyatının belirlenmesini sağlayan formülde değişiklik yaptığını da öne süren Baykal, bu değişiklik sonucunda Türkiye'nin daha yüksek fiyat ödemesinin kaçınılmaz hale geldiğini savundu. Bunu yargıya taşıdıklarını hatırlatan Baykal, BOTAŞ'a yönelik 2007 yılında başlatılan soruşturmada üst düzey yöneticilerin tutuklandığını anlattı. BOTAŞ'ın belediyelerle ilişkilerinin de ''laubali'' olduğunu ileri süren Baykal,
bu kurumun himaye ettiği belediyelerden alacaklarını tahsil etmediğini iddia etti. ''Önce sen işini iyi yönet, anlaşmalarını sadakatle uygula,
alacağına sahip çık, dürüst yönetim uygula'' diye konuşan Baykal, yanlışlıkların bedelinin vatandaşa ödetilmemesi gerektiğini söyledi.
Baykal, ''BOTAŞ'ın alacakları kamu alacağı, bunu tahsil etmemek suçtur'' dedi.
Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, ''Telekulak'' tartışmalarını değerlendirdi.CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın odasında yaptığı bir görüşmenin, olaydan iki gün sonra iktidarın ''militan gazetesinde kelime kelime'' yayınlandığını belirten Baykal, bu olayın kendi başına suç oluşturduğunu söyledi. Baykal, ''İki kişi arasındaki bir görüşmenin, onların bilgisi ve izinleri olmadan, bir gazetede, nasıl elde edilirse edilsin yayınlanmış olması çok ciddi bir suçtur. Bu suç çok açık şekilde işlenmiştir'' dedi. Olaydan sonra yaşanan süreci anımsatan Baykal, konunun şu an yargıya intikal ettiğini ve Meclis gündemine geldiğini anımsattı. Baykal, şöyle konuştu:
''Sayın Genel Sekreter, kendisini ziyaret edecek valiye saat 10.00'da randevu veriyor. 10.03'te bir telefon çalıyor ve 44 dakika boyunca o
görüşme kayda alınıyor. Bunların iddiası 'Biz, ortadaki telefondan aldık.' Biz, bunu kuşkuyla karşılıyoruz. Bunun çok haklı nedenleri var. Telefonlar kapalı olsa dahi açıkmış gibi dinlenebiliyor. Dışardan, sizin farkına bile varmayacağınız şekilde cep telefonunuza bir mesaj yükleniyor. Siz, o cep telefonu kapalı olarak tutsanız dahi o cep telefonu bir mikrofon gibi o merkeze aynen intikal ettiriyor. Günün teknolojisi bu... Bu mümkün, oluyor. 44 dakikalık görüşmenin 'tek bir kelimesi dahi duyulamıyor, anlaşılamamıştır' denilmeden, tümü doğru bir tutanağa bağlanıyor.''
Baykal, ''Danıştay cinayetinde çok önemli rol oynamış olan militan gazetenin CHP'yi ve Genel Sekreterini manşete taşımak istediği günlerde böyle bir tesadüfün ortaya çıktığını'' iddia ederek, ''Gazeteci arkadaşlarıma soruyorum: Bugüne kadarki meslek yaşamınızda sizinle görüşmek istemeyen birisine açtığınız telefon sonucunda böyle bir fırsata kavuşmadınız mı? Herhangi birinize böyle bir kısmet nasip olmadı mı? Bu tarihi şans, ilk kez bu gazeteye nasip oluyor'' dedi. Bu tablonun incelenecek çok yönü olduğunu ileri süren Baykal, ''mahkemenin, görüşmenin nasıl kayda alındığı konusunda gazeteden bilgi isteyeceğine işaret etti.
''70 MİLYONA YÖNELİK DÜZENLEME''
Baykal, toplumun konuyla ilgilenmesiyle bazı gerçeklerin ortaya çıktığını belirterek, ''Telefon dinleme bakımından yeni bir düzenin Türkiye'de gerçekleştirilmiş olduğu ilk kez fark edilmiştir'' dedi. Baykal, ''Türkiye'de dinleme konusunda yeni, şaşırtıcı, hukuk dışı, olağanüstü kapsamlı, 70 milyona yönelik bir düzeninin olduğunun ilk kez ortaya çıktığını'' savundu. CHP lideri Baykal, Meclis'te 23 Temmuz 2005'te kabul edilen bir yasayla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kurulduğunu, üçlü kararname olmadan Başbakana bu kuruma başkan atama yetkisi verildiğini söyledi.
Baykal, 5 bin kişinin dinlediği muazzam bir dinleme sisteminin Başbakanın kontrolünde oluşturulduğunu iddia ederek, bu kuruluşun teknik
birim başkanlığına da ''çok özel atama'' yapıldığını ileri sürdü. ''Telekulak'' tartışmaları sonucunda, Türkiye'de muazzam bir dinleme alt yapısının oluştuğu gerçeğinin ortaya çıktığını ifade eden Baykal, diğer gerçeği de ''çok özel bir kadrolaşma yapılması'' olarak nitelendirdi. Baykal, ''Yani, yeni bir dinleme düzeni ve çok özel bir kadrolaşma. Nasıl bir kadrolaşma? Bir cemaat kadrolaşması... Emniyet Genel Müdürlüğünde, bu konuda kadrolaşmanın yaşanmakta olduğunu siyaseti izleyen herkes biliyor. Şimdi bunun, burada yoğunlaşmış olduğu, burayı tamamen kontrolleri altına almış olduğu çok net bir biçimde ortaya çıkmıştır'' diye konuştu. Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde provokasyonlar olabileceği gerekçesiyle Emniyete verilen dinleme yetkisinin süresinin daha sonra uzatıldığına işaret eden Baykal, şimdi herkesin izlendiğini iddia etti. İzleme bilgisinin bir dava dolayısıyla delil olarak kullanma ihtiyacı ortaya çıkarsa, mahkemeye başvurularak alınan izin çerçevesinde delil olarak kullandığını belirten Baykal, eğer bir mahkemeye delil olarak sunma ihtiyacı yoksa, bu bilginin, her türlü şantaja açık, özel kullanıma müsait ve özel bilgiler olarak birilerin elinde durduğunu savundu. Anayasanın özel hayatının gizliliği ve haberleşme özgürlüğüyle ilgili maddelerinin nerede kaldığını soran Baykal, bunların tümünün ortadan kalktığını iddia etti.
''HUKUK MÜCADELESİ AÇACAĞIZ''
Emniyet Genel Müdürlüğünün dinlemeyle ilgili aldığı aynı yetkiyi, mahkemenin isteği üzerine jandarmaya da verdiğini ifade eden Baykal, Adalet Bakanlığının buna, ''Bu, insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz. Böyle kapsamlı bir dinleme mümkün değildir'' diye itiraz ettiğini ama Emniyetin böyle bir yetkiyi kullanmasına ses çıkarmadığını söyledi. Baykal, ''Ne jandarmaya ne Emniyete böyle topyekün, toptancı, bütün ülkeyi hedef alan bir izleme imkanı tanımaz'' diyerek, bunun derhal ortadan kaldırılması gerektiğini kaydetti. Baykal, ''Bu konuda, CHP olarak bütün gücümüzle hukuk mücadelesi açacağız'' dedi.
BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN SÖZLERİNE TEPKİ
Bu konudaki mücadelelerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı rahatsız ettiğini ileri süren Baykal, Erdoğan'ın kendisi hakkında söylemedik laf bırakmadığını ifade etti. Baykal, ''Diyor ki 'Kaçtıkça kovalayacağım.' Dur orada. Kim kaçıyor? Ben, bugüne kadar hiçbir şeyden kaçmadım ama sen mahkemeden kaçtın, mahkemeden kaçıyorsun. Ben, bugüne kadar hiç saklanmadım. Sen, dokunulmazlıkların arkasına saklanıyorsun. Ben, hiç kaçmadım. Sen, kendinden kaçıyorsun. Geçmişinden kaçıyorsun. Ben, geçmişimle iftihar ediyorum'' diye konuştu. Bu sözleri uzun süre ayakta alkışlanan Baykal, Erdoğan'ın kendisine ''yalancı'' dediğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı: ''Türkiye'de kendisine yalancı denildiği halde mahkemeye gidip, mahkemede 'evet, sana yalancı denilebilir' kararı alınmış bir tek başbakan var, o da sen. Öyle laflar söyledi ki üzülerek burada 'Yalan söylüyorsun' dedim. Mahkemeye gitti. Mahkeme dedi ki 'Söyler, söyler.' Böyle bir Başbakanla karşı karşıyayız. Bu üslup bozukluğu, Tayyip Bey'e yakışabilir, ama Türkiye'ye yakışmıyor. Bu üslup bozukluğuyla bir yere varması, içindeki sıkıntıyı da boşaltması mümkün değildir. Türkiye'ye de
hiçbir yarar getirmesi mümkün değildir. Bunun altında kimse kalmaz. Milletin önünde siyaset yapıyoruz. Her şeyimizle ortadayız. Ve Başbakan da kendi hesabını vermek durumundadır. Bir kötü söz söylemek istemiyorum ama Başbakanın yaptıklarını, kamuoyuna yansıyanların ötesinde biliyorum.
Ve bunların hesabının mutlaka sorulacağından hiç kuşku duymuyorum. Başbakan, bu tartışmaları bıraksın da kendisinden sorulacak olan hesaplara hazırlansın. Başbakan, altından kalkamayacağı pek çok hesabının kendisine sorulacağını çok iyi biliyor. Bunu söylemekle yetiniyorum.''
