2014-01-14 - 17:03
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplandı. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Genel Kurul'da sözlü soruları cevapladı.
TBMM Genel Kurulu Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplandı.
CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, gündemdışı konuşmasında, HSYK teklifinin görüşüldüğü TBMM Adalet Komisyonu'nda yaşanan tartışma ve kavgalara değinerek, 24. Dönem'de ilk defa kaba kuvvetin ve zorun Türk hukuk sistemine ve parlamento geleneğine eklemlendiği bir sürecin yaşandığını iddia etti.
AK Parti milletvekillerinin çoğunluklarına güvenerek ve kaba kuvvet kullanarak bir yasayı çıkarmaya çalıştıklarını iddia eden Sarı, şöyle devam etti:
"Mevcut yasanın yolsuzlukların üzerine örtmeye çalışan, yargıyı müdahale edilmez hale getiren, yargıyı idareye bağlamaya çalışan bir yasa olduğunu çok iyi biliyorlar. Hukuku ayaklar altına almaya, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmaya çalışan ve parlamentonun geleneğine uygun olmayan bir yasa olduğunu çok iyi biliyorlar. İktidar partisi milletvekilleri bunu bildikleri, bu durumu ve bu pozisyonu savunamadıkları için başka bir motivasyonla, kaba kuvvet kullanarak bir yasa yapmaya çalışıyorlar. O motivasyon AKP'nin aslında bitmekte, erimekte, iktidarda uzaklaşmakta olduğunun vermiş olduğu baskı ve strestir. AKP'li milletvekilleri bu baskıyı, bu stresi üzerlerinde hissederek gitmekte olduklarının telaşesi içinde sözün bittiği yerde kaba kuvveti kullanarak bu yasayı çıkarmaya çalışıyorlar."
Sarı, Meclis Başkanı'nı göreve çağırarak, "Parlamento çatısı altında milletvekillerine zor ve baskı uygulanmaktadır. Her şeyden önce Meclis Başkanı'nın bulunduğu pozisyondan çok daha net tavırlar takınması çok daha net pozisyonlar alması lazımdır" dedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, AK Parti milletvekillerinin üzerinde hiçbir baskı ve stres olmadığını belirterek, "Arkamızda bu milletin duası olduğu müddetçe de doğru bildiğimiz yolda ilerlemeye devam edeceğiz. Buna hiç kimsenin kuşkusu olmasın" diye konuştu.
Kamuoyunun komisyonda yaşananları takip ettiğini, bunun müsebbibinin çok iyi bildiğini ifade eden Aydın, komisyonda yaşananlara ilişkin şunları anlattı:
"Cumartesi günü Yargıçlar Sendikası Başkanı olduğunu iddia eden bir hakim, Çankırı Hakimi geldi, komisyona oturdu. Gene biz ses çıkarmadık. Ama ilgili arkadaş tabii CHP milletvekillerinin mihmandarlığında, onların organizesinde komisyona çağrılmamış bir kişi olarak geldi. İçtüzük çok açık. 30 ve 166. maddesi açık. Kimler çağrılır, kim çağırır? Çağrılmayanların da kapı dışında kalmasını İçtüzük emreder. Çağrılmadığı halde geliyor. Geldikten sonra da yerinde durmuyor, ayağa kalkıyor ve onunla da kalmıyor kürsüye doğru yürümeye başlıyor, arbedeye sebebiyet veriyor. İkinci gün CHP'li milletvekillerinin mihmandarlığında yine aynı zat geliyor, oturuyor. Oturmakla kalmıyor, ayağa kalkıyor iki de bir başkana müdahale ediyor. Başkan 'sana söz vermedim' diyor. Bu zat bu da yetmiyormuş gibi bir pankart açıyor, gazete manşeti tam sayfa. Korsan tebliğ de bulunuyor, korsan bir sendikanın başkanı bu."
İçişleri Bakanlığı'na sorduklarını ve böyle bir sendika bulunmadığını öğrendiklerini ifade eden Aydın, "Yargıçlar Sendikası diye bir sendika yok" dedi.
Aydın, hakimler ve savcıların sendika kuramayacaklarına yönelik yasa hükmü bulunduğunu da hatırlatarak, "Bu olay bile tek başına militanlaşan bir yargıcın, ideolojinin etkisinde kalan bir yargıcın neler yapabildiğinin bir göstergesi" diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da TBMM İçtüzüğü'nü herkesin bildiğini söyledi.
Komisyon Başkanı'nın çağrısız gelen bir tarafa söz hakkı verip vermeme yetkisi bu belirten Altay, Başkan'ın bu yetkiyi bir gün önce söz hakkı vermek anlamında kullandığını beyan ettiğini kaydetti.
"Hiç kimsenin TBMM'nin gerek Genel Kurulu'nda gerek komisyonunda korsan tebliğ yapmasına, pankart açmasına biz müsaade etmeyiz" diyen Altay, şunları söyledi:
"Ama bu, TBMM'de görüşülen bir kanunun birinci derece tarafı olarak gelen bir kimsenin darp edilmesini, ona hakaret edilmesini gerektirmez. Milletçe geleneklerimizle, göreneklerimizle ve törelerimizle iftihar ediyoruz. TBMM üyelerinin hele hele TBMM'ye dışarıdan gelmişbir tarafı darp etmeleri kabul edilemez. Kamuoyunda bu sebeple Meclisimizin itibarına büyük bir gölge düşmüştür. Genel Kurul'a yakışan, bizim verdiğimiz dilekçe çerçevesinde ilgili milletvekiline İçtüzük hükümlerine göre cezanın verilmesidir. Sayın Başkan sizin bir oylama yapmanız gerekir. Siz Başkan olarak 3 gündür TBMM'nin o görüntülerinin bütün televizyonlarda çarşaf çarşaf yayınlamasından eminim hoşnut değilsiniz, eminim iktidar partisi milletvekillerimiz de hoşnut değil. Bu kabul edilemez. Meclis böyle algılanmamalı. Bu her ne sebeple olursa olsun. Provokatif bir yaklaşım bile olsa bir milletvekillinin Bruce Lee gibi havada fırlayıp da bir insana tekme atmasının demokrasilerde hele hele parlamentomuzda kabul görmesi mümkün değil. Bu sebeple dilekçe çerçevesinde bugün bir işlem yapılmasını talep ediyorum."
Genel Kurul'da aranın ardından Meclis Başkanvekili Mumcu, Altay'a hitaben, "Meclis Başkanlığı vermiş olduğunuz dilekçeyle ilgili olarak gerekli incelemeyi yapıyor. O inceleme sonunda bizi bilgilendirecek ve biz de ona göre tavrımızı sergileyeceğiz" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, MHP'nin köy korucularıyla ilgili Araştırma Önergesi'nin bugün görüşülmesini içeren grup önerisi kabul edilmedi.
MHP, TBMM Danışma Kurulu'nun toplanamaması üzerine grup önerisini Genel Kurul'a taşıdı. Öneri üzerinde konuşan MHP Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, sayıları 65 bini bulan korucuların kaderine terkedildiğini belirterek, mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini söyledi. Köy korucularının sosyal güvenliği olmadığını savunan Türkoğlu, PKK'nın inisiyatifine bırakıldığını ve ikinci açılım süreci devam edilirken şehit edildiğini ifade etti. Türkoğlu, "Hükümet korucuları korumak için neyi bekliyor? Yoksa Oslo müzakerelerinde verilen sözler mi tutuluyor?" dedi.
CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, güvenliğin devletin asli görevlerinden biri olduğunu ancak statüsü ve hukuki durumu belli olmayan köy koruculuğu sisteminin tartışılması gerektiğine işaret ederek, "Köy korucuları kendi hayatlarını riske atarak çalışmışlardır. Bugüne kadar hukuki statüye kavuşturulmayan köy korucularının durumu ortada durmaktadır. Köy korucularının can güvenliği korunamıyor. Toplumsal barış sağlandığında köy koruculuğu sistemi yeniden gözden geçirilmeli. Meclis'te bir komisyon kurarak, onlar için yapılacak yasal düzenleme için Meclis'te komisyon kurulmalı" görüşünü ifade etti.
Öneri aleyhinde konuşan AK Parti Parti Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal, köy koruculuğuyla ilgili yasal düzenlemenin kendi iktidarları döneminde yapıldığını belirterek, özlük haklarında iyileştirmelerin gerçekleştirildiğini söyledi. "AK Parti olarak köy korucularıyla ilgili olarak elimizden geleni yapmışız" diyen Köksal, köy korucularının devletin garantisi ve güvencesi altında olduğunu kaydederek, İçişleri Bakanlığı'nda konuyla ilgili çalışma yapıldığını, Meclis'te bir komisyon kurulmasına gerek olmadığını savundu.
Konuşmaların ardından MHP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
Öte yandan, Benin Ulusal Meclisi ile TBMM arasında dostluk grubu kurulması, Genel Kurul tarafından kabul edildi.
BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, siyasetin kısır döngüler etrafında yapıldığını belirterek, "Parlamento derhal bu Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu'nu kaldırmalıdır" dedi.
Sakık, CHP'nin Meclis TV'nin kesintisiz canlı yayın yapması için yasal düzenleme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Araştırma önergesinin gündeme alınmasına ilişkin önerisinin görüşülmesi sırasında yaptığı konuşmada, siyasi partilerin aldığı Hazine yardımına değindi. Sakık, "Seçimlere gidiyoruz, Hazine'den 180 milyon lira para aldınız. 100 milyon lira para aldınız, 50-60 milyon lira para aldınız. Size haram olsun. Peki bizim, seçmenlerimizin günahı ne? Bizim seçmenlerimiz size, bu Hazine'ye vergi vermiyor mu? En büyük hırsızlık budur işte" dedi.
Siyasetin kısır döngüler etrafında yapıldığını savunan Sakık, "Bunun nedeni Siyasi Partiler Yasası'dır, Seçim Kanunu'dur. Bu parlamento derhal bu Siyasi Partiler Yasası'nı, bu Seçim Kanunu'nu, bu yüzde 10'luk barajı, bu Hazine'deki baraj kaldırmalıdır. Bunu kaldırabilirsiniz daha şeffaf bir Türkiye'de yaşayabiliriz" diye konuştu.
CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören de, iktidara,"Muhalefeti de çalışmalarınızın içine koysaydınız şu an bu sıkıntıları yaşamayacaktınız. Bugün Türkiye'de kutular konuşuluyor olmayabilirdi. BDP, MHP, CHP'nin bulunan kutuların içindeki parayla ilgili hiçbir müdahilliği yok. Sadece siz kendi başınıza çalışmayla işte başınıza bu çorabı ördünüz. Şimdi sıkıntınız var. Yukarıya tükürseniz bıyık, aşağıya tükürseniz sakal" dedi.
CHP'nin önerisi kabul edilmedi.
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, asker intiharlarının büyük bölümünün ruhi bunalım sonucu gerçekleştiği, bunun dışında ailevi problemler, sağlık sorunları, maddi yetersizlik, kıskançlık, duygusal durum, istediğiyle evlenememe gibi sebeplerin intihar davranışında birer etken olduğunu ifade ederek, "Ancak bu husus en karmaşık konulardan biridir. Dünyada bu hususa çözüm bulmuş bir devlet de yoktur" dedi.
Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda milletvekillerinin sözlü sorularını yanıtlarken, Askerlik Kanunu uyarınca lise veya dengi okullar ile fakülte ve yüksek okullarda öğrenim görenlerin askerliklerinin 29 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar ertelenebildiğini belirterek, 1940 yılından beri uygulamanın bu şekilde olduğunu söyledi. 1940 yılından beri Askerlik Kanunu'nda bu konuda herhangi bir değişiklik yapılmadığına işaret eden Yılmaz, "YÖK Kanunu'nda değişiklik yapılarak okul bitirme limiti kaldırılmıştır. Dolayısıyla bir üniversiteye giren kimse, pekala 50-60 yaşına kadar öğrenci olarak kalabilmektedir. Lise veya dengi okullarında 18-19 yaşlarında mezun oldukları düşünüldüğünde 10 yıl gibi uzun süre yüksek devam edebilmekte, bunlardan doktora yapanların da askerlikleri 35 yaşına kadar ertelenebilmektedir. 29 yaşın değiştirilmesine ilişkin bir çalışma bulunmamaktadır" diye konuştu.
Karayolları Genel Müdürlüğünce proje çalışması devam eden yollarda uygun görülen kesimlerde helikopter pisti yapılması konusunda Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile işbirliğiyle çalışmaların yürütüldüğünü, kaç helikopter pisti yapılacağı konusunda rakamın belirlenmediğini ifade eden Yılmaz, yürütülen çalışmalar sonucunda belirleneceğini söyledi. Yılmaz, Sağlık Bakanlığı'nın; İzmir, Bursa, Çanakkale, Samsun, Afyonkarahisar, Konya, Antalya, Adana, Kayseri, Trabzon, Erzurum, Van ve Diyarbakır'da birer, Ankara ve İstanbul'da ikişer adet olmak üzere 17 adet ambulans helikopteri bulunduğunu kaydetti.
TSK'da görevli iken veya askerlik görevini yaparken hayatını kaybederek veya yaralanarak gördüğü tedavi neticesinde vazife malulü olan personel ile hak sahipleri yakınlarına sağlanan özlük ve diğer hakların tahakkukunun presonelin hayatını kaybettiği veya malul olduğu esnada icra edilen görevin niteliği ve tabi olduğu kanun kapsamında yürütüldüğünü ifade eden Yılmaz, "Terör olaylarını önlemek amacıy türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda veya terör olaylarının önlenmesi, takibi, etkisiz hale getirilmesi amacıya ifa edilen görevler veya bu görevlere gidiş dönüşlerde hayatını kaybeden malul olanlar hakkında Terörle Mücadele Kanunu hükümleri uygulanmaktadır" dedi.
Suriyeli mülteciler için Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden harcama yapılmadığını bildiren Yılmaz, 26 Temmuz 2013 tarihi itibarıyla, hasta ve yaralılar dahil Türkiye'ye giriş yapanların sayısının 201 bin 73 olduğunu ifade etti. Yılmaz, bin 225 olaya karışan Suriye uyruklu kişiler hakkında gerekli işlemlerin yapıldığını söyledi.
Hakkari Çukurca'da 2011 tarihinde bölücü terör örgütüyle çıkan çatışmada Piyade er Müjdat Çoban'ın sol elinden yaralandığını belirten Yılmaz, TSK'da askerlik görevini yaparken görevinin sebep ve tesiriyle yara ve gördüğü tedavi sonucunda Askeri Hastane tarafından hakkında "askerliğe elverişli değildir" salık kurul raporu düzenlenenlere vazife malul aylığı bağlandığını, işlemlerin SGK tarafından yürütüldüğünü söyledi. Çoban hakkında GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesince "Askerliğe elverişlidir, özür oranı yüzde 16'dır, 90 gün işgücü kaybı olduğu" raporunun düzenlendiğini anlatan Yılmaz, kendisine iş imkanı sağlanmasının yasal olarak mümkün olmadığını, kendisine yaralanmasından ötürü 14 bin lira nakdi tazminat ödendiğini dile getirdi.
Yılmaz, kararın kesinleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde toplamda 30 gün ve daha fazla oda hapsi veya hizmet yerini terketmeme cezasına mahkum olan veya en son aldığı disiplin cezasından geriye dönük son bir yılda en az iki disiplin amirinden 8 defa veya daha fazla disiplin cezası alanların sözleşmelerinin feshedilmek suretiyle TSK ile ilişiklerinin kesilmesinin yasayla düzenlendiğini hatırlattı. TSK'dan ayrılma cezası gerektiren disiplinsizliklerin sayıldığını belirten Yılmaz, "Daha önceki uygulamalarda, kıyafet disiplini kapsamında yayınlanan emirlere aykırı hareket edenlere disiplin cezası verilebilmekte, botların boyasız olmasına bağlı olarak azami 7 gün disiplin cezası verilmekteydi. Aynı eylemin cezası uyarma olarak düzenlendiğinden, bir uzman çavuşun sadece su nedenle TSK ile ilişiğinin kesilmesi mümkün değildir" dedi.
Yılmaz, 45 yaşına girmesi nedeniyle TSK'dan ayrılacak olan uzman erbaşlardan isteklilerin MSB ve TSK kadrolarına emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar sivil memur olarak istihdam edilebildiklerini kaydederek, 1996 yılından 2012 yılına kadar 17 yıllık süre içinde 3 bin 209 uzman erbaşın sözleşmeleri fesh edilerek TSK ile ilişiklerinin kesildiğini söyledi.
Yapılan tahkikatlar sonucu asker intiharlarının büyük bölümünün ruhi bunalım sonucu gerçekleştiği, bunun dışında ailevi sorunlar, sağlık sorunları, maddi yetersizlik, kıskançlık, duygusal durum, istediğiyle evlenememe gibi çeşitli sebeplerin intihar davranışında birer etken olduğunun değerlendirildiğini ifade eden Yılmaz, "Ancak bu husus en karmaşık konulardan biridir.. Dünyada bu hususa çözüm bulmuş bir devlet de yoktur" dedi.
Yılmaz, teşkilat yapılarında gerçekleştirilen değişiklik sonucu hiçbir kamu personelinin boşa çıkarılmadığını söyledi.
TSK envanterinde bulunan toplam 2 milyon 960 bin 776 adet depolanmış mayın imha işleminin 31 Ağustos 2011 itibarıyla tamamlandığının altını çizen Yılmaz, TSK birlikleri tarafından Türkiye'nin sözleşmeye taraf olmasından 2012 sonu itibarıyla yurtiçi bölgeler, Ermenistan, Nahçıvan, İran ve Irak sınırlarından TSK tarafından belirlenen öncelikler doğrultusunda 24 bin 377 mayının temizlendiğini kaydetti.
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, profesyonel askerliğe geçme gibi bir çalışmalarının bulunmadığını söyledi.
Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda sözlü soruları yanıtladı.
Yılmaz, Kıbrıs Türkleri'ni temsil etmeyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Türkleri'nin haklarını hiçe sayarak tek taraflı şekilde Doğu Akdeniz'e sahildar ülkelerle deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmaları imzaladığını anımsattı. Bu anlaşmaların Türkiye ve KKTC açısından hiçbir geçerliliği ve bağlayıcılığı bulunmadığını söyleyen Yılmaz, "BM'ye iletilen ve BM belgesi olarak yayınlanan görüşlerimizde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin deniz yetki alanlarını sınırlandırma teşebbüslerinin kabul edilmeyeceği belirtilmiş ve özellikle 32 derece 16 dakika 18 saniye Doğu boylamından itibaren Akdeniz'de Kıbrıs adasının batısında bulunan deniz alanlarında Türkiye'nin meşru hak ve yetkilerinin bulunduğu kayda geçirilmiş" dedi.
KKTC ile Türkiye arasında 21 Eylül 2011 tarihinde kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması imzalandığını ifade eden Yılmaz, "Ülkemizin Doğu Akdeniz'de egemen haklarının bulunduğu alanlarda 3. ülkelerin, ülkemizin rızası olmadan herhangi bir tasarrufta bulunması mümkün değildir. Biz çok açık bir şekilde söylüyoruz. Türkiye'nin egemenlik haklarının olduğu yerde hiç kimse Türkiye'nin haklarını ihlal edemez. Bu söz konusu bile değil" diye konuştu.
Yılmaz, Nisan ayı itibariyle 36 muvazzaf askeri personelin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2010/1003 numaralı soruşturması, 288 muvazzaf askeri personelin de İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2010/640 numaralı soruşturması kapsamında yargılandığının tespit edildiğini bildirdi.
Profesyonel askerliğe geçme gibi bir çalışmalarının olmadığına dikkati çeken Yılmaz, şunları söyledi:
"Zaten Silahlı Kuvvetler'in üçte biri profesyonel durumdadır. Yaklaşık 100 bin astsubayımız, 50 bin subayımız var. 50 bin uzman erbaş dersen 200 bin yapar. 600 bin asker içerisinde üçte biri zaten profesyonel. Profesyonel askerliğe geçme gibi bir çalışmamız yok. Bu ülkedeki gerek Kürt gerek Türk gerek Laz kim olursa, gerek Sünni gerek Alevi, gerek dinsiz veya ateist hiç farketmez hepsi bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır. Silahlı Kuvvetler'de hiçbir şekilde ne kimsenin mezhebine bakılır, ne kimsenin ırkına bakılır. Dolayısıyla böyle bir durum yok."
Asker intiharlarına ilişkin olarak da Yılmaz, Silahlı Kuvvetler'in de bu toplumun bir parçası olduğunu belirterek, "Bir intihar nasıl ki sivil hayatta varsa daha önce de söyledim sanatçılarımızdan, rektörlerimizden intihar edenler var. Silahlı Kuvvetler'deki Mehmetçiklerimizden gönül arzu eder ki kimse intihar etmesin. İntihar sadece Türk ordusunun veya Türk halkının problemi değil. Dünyadaki her ülkenin sorunu problemidir. İntihar işini basite almıyorum. İntihar işi çok kompleks ve çözümü de çok zordur" şeklinde konuştu.
Yılmaz, harp okullarına alınacak öğrencilerde bulunması gereken niteliklerin Harp Okulları Kanunu ile Harp Okulları Yönetmeliği'nde belirtilmiş olduğunu anımsatarak, aynı şekilde harp okullarından ilişik kesme nedenlerinin de mevzuatta bulunduğunu söyledi.
Mezhebin hiçbir öğrencinin ilişik kesme işlemlerinin konusunu oluşturmadığını belirten Yılmaz, "Öğrencilerin dini inançları veya mezhepleri dikkate alınarak ilişik kesme işlemleri yapılmamaktadır. 1 Ocak 2010-1 Ocak 2013 tarihleri arasında harp okullarından çeşitli nedenlerle bin 381 öğrenci ayrılmıştır. Öğrencilerin dini inanç ve mezhepleriyle ilgili herhangi bir kayıt tutulmamaktadır" dedi.
TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, yarın saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapattı.
CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, gündemdışı konuşmasında, HSYK teklifinin görüşüldüğü TBMM Adalet Komisyonu'nda yaşanan tartışma ve kavgalara değinerek, 24. Dönem'de ilk defa kaba kuvvetin ve zorun Türk hukuk sistemine ve parlamento geleneğine eklemlendiği bir sürecin yaşandığını iddia etti.
AK Parti milletvekillerinin çoğunluklarına güvenerek ve kaba kuvvet kullanarak bir yasayı çıkarmaya çalıştıklarını iddia eden Sarı, şöyle devam etti:
"Mevcut yasanın yolsuzlukların üzerine örtmeye çalışan, yargıyı müdahale edilmez hale getiren, yargıyı idareye bağlamaya çalışan bir yasa olduğunu çok iyi biliyorlar. Hukuku ayaklar altına almaya, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmaya çalışan ve parlamentonun geleneğine uygun olmayan bir yasa olduğunu çok iyi biliyorlar. İktidar partisi milletvekilleri bunu bildikleri, bu durumu ve bu pozisyonu savunamadıkları için başka bir motivasyonla, kaba kuvvet kullanarak bir yasa yapmaya çalışıyorlar. O motivasyon AKP'nin aslında bitmekte, erimekte, iktidarda uzaklaşmakta olduğunun vermiş olduğu baskı ve strestir. AKP'li milletvekilleri bu baskıyı, bu stresi üzerlerinde hissederek gitmekte olduklarının telaşesi içinde sözün bittiği yerde kaba kuvveti kullanarak bu yasayı çıkarmaya çalışıyorlar."
Sarı, Meclis Başkanı'nı göreve çağırarak, "Parlamento çatısı altında milletvekillerine zor ve baskı uygulanmaktadır. Her şeyden önce Meclis Başkanı'nın bulunduğu pozisyondan çok daha net tavırlar takınması çok daha net pozisyonlar alması lazımdır" dedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, AK Parti milletvekillerinin üzerinde hiçbir baskı ve stres olmadığını belirterek, "Arkamızda bu milletin duası olduğu müddetçe de doğru bildiğimiz yolda ilerlemeye devam edeceğiz. Buna hiç kimsenin kuşkusu olmasın" diye konuştu.
Kamuoyunun komisyonda yaşananları takip ettiğini, bunun müsebbibinin çok iyi bildiğini ifade eden Aydın, komisyonda yaşananlara ilişkin şunları anlattı:
"Cumartesi günü Yargıçlar Sendikası Başkanı olduğunu iddia eden bir hakim, Çankırı Hakimi geldi, komisyona oturdu. Gene biz ses çıkarmadık. Ama ilgili arkadaş tabii CHP milletvekillerinin mihmandarlığında, onların organizesinde komisyona çağrılmamış bir kişi olarak geldi. İçtüzük çok açık. 30 ve 166. maddesi açık. Kimler çağrılır, kim çağırır? Çağrılmayanların da kapı dışında kalmasını İçtüzük emreder. Çağrılmadığı halde geliyor. Geldikten sonra da yerinde durmuyor, ayağa kalkıyor ve onunla da kalmıyor kürsüye doğru yürümeye başlıyor, arbedeye sebebiyet veriyor. İkinci gün CHP'li milletvekillerinin mihmandarlığında yine aynı zat geliyor, oturuyor. Oturmakla kalmıyor, ayağa kalkıyor iki de bir başkana müdahale ediyor. Başkan 'sana söz vermedim' diyor. Bu zat bu da yetmiyormuş gibi bir pankart açıyor, gazete manşeti tam sayfa. Korsan tebliğ de bulunuyor, korsan bir sendikanın başkanı bu."
İçişleri Bakanlığı'na sorduklarını ve böyle bir sendika bulunmadığını öğrendiklerini ifade eden Aydın, "Yargıçlar Sendikası diye bir sendika yok" dedi.
Aydın, hakimler ve savcıların sendika kuramayacaklarına yönelik yasa hükmü bulunduğunu da hatırlatarak, "Bu olay bile tek başına militanlaşan bir yargıcın, ideolojinin etkisinde kalan bir yargıcın neler yapabildiğinin bir göstergesi" diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da TBMM İçtüzüğü'nü herkesin bildiğini söyledi.
Komisyon Başkanı'nın çağrısız gelen bir tarafa söz hakkı verip vermeme yetkisi bu belirten Altay, Başkan'ın bu yetkiyi bir gün önce söz hakkı vermek anlamında kullandığını beyan ettiğini kaydetti.
"Hiç kimsenin TBMM'nin gerek Genel Kurulu'nda gerek komisyonunda korsan tebliğ yapmasına, pankart açmasına biz müsaade etmeyiz" diyen Altay, şunları söyledi:
"Ama bu, TBMM'de görüşülen bir kanunun birinci derece tarafı olarak gelen bir kimsenin darp edilmesini, ona hakaret edilmesini gerektirmez. Milletçe geleneklerimizle, göreneklerimizle ve törelerimizle iftihar ediyoruz. TBMM üyelerinin hele hele TBMM'ye dışarıdan gelmişbir tarafı darp etmeleri kabul edilemez. Kamuoyunda bu sebeple Meclisimizin itibarına büyük bir gölge düşmüştür. Genel Kurul'a yakışan, bizim verdiğimiz dilekçe çerçevesinde ilgili milletvekiline İçtüzük hükümlerine göre cezanın verilmesidir. Sayın Başkan sizin bir oylama yapmanız gerekir. Siz Başkan olarak 3 gündür TBMM'nin o görüntülerinin bütün televizyonlarda çarşaf çarşaf yayınlamasından eminim hoşnut değilsiniz, eminim iktidar partisi milletvekillerimiz de hoşnut değil. Bu kabul edilemez. Meclis böyle algılanmamalı. Bu her ne sebeple olursa olsun. Provokatif bir yaklaşım bile olsa bir milletvekillinin Bruce Lee gibi havada fırlayıp da bir insana tekme atmasının demokrasilerde hele hele parlamentomuzda kabul görmesi mümkün değil. Bu sebeple dilekçe çerçevesinde bugün bir işlem yapılmasını talep ediyorum."
Genel Kurul'da aranın ardından Meclis Başkanvekili Mumcu, Altay'a hitaben, "Meclis Başkanlığı vermiş olduğunuz dilekçeyle ilgili olarak gerekli incelemeyi yapıyor. O inceleme sonunda bizi bilgilendirecek ve biz de ona göre tavrımızı sergileyeceğiz" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, MHP'nin köy korucularıyla ilgili Araştırma Önergesi'nin bugün görüşülmesini içeren grup önerisi kabul edilmedi.
MHP, TBMM Danışma Kurulu'nun toplanamaması üzerine grup önerisini Genel Kurul'a taşıdı. Öneri üzerinde konuşan MHP Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, sayıları 65 bini bulan korucuların kaderine terkedildiğini belirterek, mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini söyledi. Köy korucularının sosyal güvenliği olmadığını savunan Türkoğlu, PKK'nın inisiyatifine bırakıldığını ve ikinci açılım süreci devam edilirken şehit edildiğini ifade etti. Türkoğlu, "Hükümet korucuları korumak için neyi bekliyor? Yoksa Oslo müzakerelerinde verilen sözler mi tutuluyor?" dedi.
CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, güvenliğin devletin asli görevlerinden biri olduğunu ancak statüsü ve hukuki durumu belli olmayan köy koruculuğu sisteminin tartışılması gerektiğine işaret ederek, "Köy korucuları kendi hayatlarını riske atarak çalışmışlardır. Bugüne kadar hukuki statüye kavuşturulmayan köy korucularının durumu ortada durmaktadır. Köy korucularının can güvenliği korunamıyor. Toplumsal barış sağlandığında köy koruculuğu sistemi yeniden gözden geçirilmeli. Meclis'te bir komisyon kurarak, onlar için yapılacak yasal düzenleme için Meclis'te komisyon kurulmalı" görüşünü ifade etti.
Öneri aleyhinde konuşan AK Parti Parti Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal, köy koruculuğuyla ilgili yasal düzenlemenin kendi iktidarları döneminde yapıldığını belirterek, özlük haklarında iyileştirmelerin gerçekleştirildiğini söyledi. "AK Parti olarak köy korucularıyla ilgili olarak elimizden geleni yapmışız" diyen Köksal, köy korucularının devletin garantisi ve güvencesi altında olduğunu kaydederek, İçişleri Bakanlığı'nda konuyla ilgili çalışma yapıldığını, Meclis'te bir komisyon kurulmasına gerek olmadığını savundu.
Konuşmaların ardından MHP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
Öte yandan, Benin Ulusal Meclisi ile TBMM arasında dostluk grubu kurulması, Genel Kurul tarafından kabul edildi.
BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, siyasetin kısır döngüler etrafında yapıldığını belirterek, "Parlamento derhal bu Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu'nu kaldırmalıdır" dedi.
Sakık, CHP'nin Meclis TV'nin kesintisiz canlı yayın yapması için yasal düzenleme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Araştırma önergesinin gündeme alınmasına ilişkin önerisinin görüşülmesi sırasında yaptığı konuşmada, siyasi partilerin aldığı Hazine yardımına değindi. Sakık, "Seçimlere gidiyoruz, Hazine'den 180 milyon lira para aldınız. 100 milyon lira para aldınız, 50-60 milyon lira para aldınız. Size haram olsun. Peki bizim, seçmenlerimizin günahı ne? Bizim seçmenlerimiz size, bu Hazine'ye vergi vermiyor mu? En büyük hırsızlık budur işte" dedi.
Siyasetin kısır döngüler etrafında yapıldığını savunan Sakık, "Bunun nedeni Siyasi Partiler Yasası'dır, Seçim Kanunu'dur. Bu parlamento derhal bu Siyasi Partiler Yasası'nı, bu Seçim Kanunu'nu, bu yüzde 10'luk barajı, bu Hazine'deki baraj kaldırmalıdır. Bunu kaldırabilirsiniz daha şeffaf bir Türkiye'de yaşayabiliriz" diye konuştu.
CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören de, iktidara,"Muhalefeti de çalışmalarınızın içine koysaydınız şu an bu sıkıntıları yaşamayacaktınız. Bugün Türkiye'de kutular konuşuluyor olmayabilirdi. BDP, MHP, CHP'nin bulunan kutuların içindeki parayla ilgili hiçbir müdahilliği yok. Sadece siz kendi başınıza çalışmayla işte başınıza bu çorabı ördünüz. Şimdi sıkıntınız var. Yukarıya tükürseniz bıyık, aşağıya tükürseniz sakal" dedi.
CHP'nin önerisi kabul edilmedi.
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, asker intiharlarının büyük bölümünün ruhi bunalım sonucu gerçekleştiği, bunun dışında ailevi problemler, sağlık sorunları, maddi yetersizlik, kıskançlık, duygusal durum, istediğiyle evlenememe gibi sebeplerin intihar davranışında birer etken olduğunu ifade ederek, "Ancak bu husus en karmaşık konulardan biridir. Dünyada bu hususa çözüm bulmuş bir devlet de yoktur" dedi.
Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda milletvekillerinin sözlü sorularını yanıtlarken, Askerlik Kanunu uyarınca lise veya dengi okullar ile fakülte ve yüksek okullarda öğrenim görenlerin askerliklerinin 29 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar ertelenebildiğini belirterek, 1940 yılından beri uygulamanın bu şekilde olduğunu söyledi. 1940 yılından beri Askerlik Kanunu'nda bu konuda herhangi bir değişiklik yapılmadığına işaret eden Yılmaz, "YÖK Kanunu'nda değişiklik yapılarak okul bitirme limiti kaldırılmıştır. Dolayısıyla bir üniversiteye giren kimse, pekala 50-60 yaşına kadar öğrenci olarak kalabilmektedir. Lise veya dengi okullarında 18-19 yaşlarında mezun oldukları düşünüldüğünde 10 yıl gibi uzun süre yüksek devam edebilmekte, bunlardan doktora yapanların da askerlikleri 35 yaşına kadar ertelenebilmektedir. 29 yaşın değiştirilmesine ilişkin bir çalışma bulunmamaktadır" diye konuştu.
Karayolları Genel Müdürlüğünce proje çalışması devam eden yollarda uygun görülen kesimlerde helikopter pisti yapılması konusunda Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile işbirliğiyle çalışmaların yürütüldüğünü, kaç helikopter pisti yapılacağı konusunda rakamın belirlenmediğini ifade eden Yılmaz, yürütülen çalışmalar sonucunda belirleneceğini söyledi. Yılmaz, Sağlık Bakanlığı'nın; İzmir, Bursa, Çanakkale, Samsun, Afyonkarahisar, Konya, Antalya, Adana, Kayseri, Trabzon, Erzurum, Van ve Diyarbakır'da birer, Ankara ve İstanbul'da ikişer adet olmak üzere 17 adet ambulans helikopteri bulunduğunu kaydetti.
TSK'da görevli iken veya askerlik görevini yaparken hayatını kaybederek veya yaralanarak gördüğü tedavi neticesinde vazife malulü olan personel ile hak sahipleri yakınlarına sağlanan özlük ve diğer hakların tahakkukunun presonelin hayatını kaybettiği veya malul olduğu esnada icra edilen görevin niteliği ve tabi olduğu kanun kapsamında yürütüldüğünü ifade eden Yılmaz, "Terör olaylarını önlemek amacıy türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda veya terör olaylarının önlenmesi, takibi, etkisiz hale getirilmesi amacıya ifa edilen görevler veya bu görevlere gidiş dönüşlerde hayatını kaybeden malul olanlar hakkında Terörle Mücadele Kanunu hükümleri uygulanmaktadır" dedi.
Suriyeli mülteciler için Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden harcama yapılmadığını bildiren Yılmaz, 26 Temmuz 2013 tarihi itibarıyla, hasta ve yaralılar dahil Türkiye'ye giriş yapanların sayısının 201 bin 73 olduğunu ifade etti. Yılmaz, bin 225 olaya karışan Suriye uyruklu kişiler hakkında gerekli işlemlerin yapıldığını söyledi.
Hakkari Çukurca'da 2011 tarihinde bölücü terör örgütüyle çıkan çatışmada Piyade er Müjdat Çoban'ın sol elinden yaralandığını belirten Yılmaz, TSK'da askerlik görevini yaparken görevinin sebep ve tesiriyle yara ve gördüğü tedavi sonucunda Askeri Hastane tarafından hakkında "askerliğe elverişli değildir" salık kurul raporu düzenlenenlere vazife malul aylığı bağlandığını, işlemlerin SGK tarafından yürütüldüğünü söyledi. Çoban hakkında GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesince "Askerliğe elverişlidir, özür oranı yüzde 16'dır, 90 gün işgücü kaybı olduğu" raporunun düzenlendiğini anlatan Yılmaz, kendisine iş imkanı sağlanmasının yasal olarak mümkün olmadığını, kendisine yaralanmasından ötürü 14 bin lira nakdi tazminat ödendiğini dile getirdi.
Yılmaz, kararın kesinleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde toplamda 30 gün ve daha fazla oda hapsi veya hizmet yerini terketmeme cezasına mahkum olan veya en son aldığı disiplin cezasından geriye dönük son bir yılda en az iki disiplin amirinden 8 defa veya daha fazla disiplin cezası alanların sözleşmelerinin feshedilmek suretiyle TSK ile ilişiklerinin kesilmesinin yasayla düzenlendiğini hatırlattı. TSK'dan ayrılma cezası gerektiren disiplinsizliklerin sayıldığını belirten Yılmaz, "Daha önceki uygulamalarda, kıyafet disiplini kapsamında yayınlanan emirlere aykırı hareket edenlere disiplin cezası verilebilmekte, botların boyasız olmasına bağlı olarak azami 7 gün disiplin cezası verilmekteydi. Aynı eylemin cezası uyarma olarak düzenlendiğinden, bir uzman çavuşun sadece su nedenle TSK ile ilişiğinin kesilmesi mümkün değildir" dedi.
Yılmaz, 45 yaşına girmesi nedeniyle TSK'dan ayrılacak olan uzman erbaşlardan isteklilerin MSB ve TSK kadrolarına emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar sivil memur olarak istihdam edilebildiklerini kaydederek, 1996 yılından 2012 yılına kadar 17 yıllık süre içinde 3 bin 209 uzman erbaşın sözleşmeleri fesh edilerek TSK ile ilişiklerinin kesildiğini söyledi.
Yapılan tahkikatlar sonucu asker intiharlarının büyük bölümünün ruhi bunalım sonucu gerçekleştiği, bunun dışında ailevi sorunlar, sağlık sorunları, maddi yetersizlik, kıskançlık, duygusal durum, istediğiyle evlenememe gibi çeşitli sebeplerin intihar davranışında birer etken olduğunun değerlendirildiğini ifade eden Yılmaz, "Ancak bu husus en karmaşık konulardan biridir.. Dünyada bu hususa çözüm bulmuş bir devlet de yoktur" dedi.
Yılmaz, teşkilat yapılarında gerçekleştirilen değişiklik sonucu hiçbir kamu personelinin boşa çıkarılmadığını söyledi.
TSK envanterinde bulunan toplam 2 milyon 960 bin 776 adet depolanmış mayın imha işleminin 31 Ağustos 2011 itibarıyla tamamlandığının altını çizen Yılmaz, TSK birlikleri tarafından Türkiye'nin sözleşmeye taraf olmasından 2012 sonu itibarıyla yurtiçi bölgeler, Ermenistan, Nahçıvan, İran ve Irak sınırlarından TSK tarafından belirlenen öncelikler doğrultusunda 24 bin 377 mayının temizlendiğini kaydetti.
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, profesyonel askerliğe geçme gibi bir çalışmalarının bulunmadığını söyledi.
Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda sözlü soruları yanıtladı.
Yılmaz, Kıbrıs Türkleri'ni temsil etmeyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Türkleri'nin haklarını hiçe sayarak tek taraflı şekilde Doğu Akdeniz'e sahildar ülkelerle deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmaları imzaladığını anımsattı. Bu anlaşmaların Türkiye ve KKTC açısından hiçbir geçerliliği ve bağlayıcılığı bulunmadığını söyleyen Yılmaz, "BM'ye iletilen ve BM belgesi olarak yayınlanan görüşlerimizde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin deniz yetki alanlarını sınırlandırma teşebbüslerinin kabul edilmeyeceği belirtilmiş ve özellikle 32 derece 16 dakika 18 saniye Doğu boylamından itibaren Akdeniz'de Kıbrıs adasının batısında bulunan deniz alanlarında Türkiye'nin meşru hak ve yetkilerinin bulunduğu kayda geçirilmiş" dedi.
KKTC ile Türkiye arasında 21 Eylül 2011 tarihinde kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması imzalandığını ifade eden Yılmaz, "Ülkemizin Doğu Akdeniz'de egemen haklarının bulunduğu alanlarda 3. ülkelerin, ülkemizin rızası olmadan herhangi bir tasarrufta bulunması mümkün değildir. Biz çok açık bir şekilde söylüyoruz. Türkiye'nin egemenlik haklarının olduğu yerde hiç kimse Türkiye'nin haklarını ihlal edemez. Bu söz konusu bile değil" diye konuştu.
Yılmaz, Nisan ayı itibariyle 36 muvazzaf askeri personelin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2010/1003 numaralı soruşturması, 288 muvazzaf askeri personelin de İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2010/640 numaralı soruşturması kapsamında yargılandığının tespit edildiğini bildirdi.
Profesyonel askerliğe geçme gibi bir çalışmalarının olmadığına dikkati çeken Yılmaz, şunları söyledi:
"Zaten Silahlı Kuvvetler'in üçte biri profesyonel durumdadır. Yaklaşık 100 bin astsubayımız, 50 bin subayımız var. 50 bin uzman erbaş dersen 200 bin yapar. 600 bin asker içerisinde üçte biri zaten profesyonel. Profesyonel askerliğe geçme gibi bir çalışmamız yok. Bu ülkedeki gerek Kürt gerek Türk gerek Laz kim olursa, gerek Sünni gerek Alevi, gerek dinsiz veya ateist hiç farketmez hepsi bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır. Silahlı Kuvvetler'de hiçbir şekilde ne kimsenin mezhebine bakılır, ne kimsenin ırkına bakılır. Dolayısıyla böyle bir durum yok."
Asker intiharlarına ilişkin olarak da Yılmaz, Silahlı Kuvvetler'in de bu toplumun bir parçası olduğunu belirterek, "Bir intihar nasıl ki sivil hayatta varsa daha önce de söyledim sanatçılarımızdan, rektörlerimizden intihar edenler var. Silahlı Kuvvetler'deki Mehmetçiklerimizden gönül arzu eder ki kimse intihar etmesin. İntihar sadece Türk ordusunun veya Türk halkının problemi değil. Dünyadaki her ülkenin sorunu problemidir. İntihar işini basite almıyorum. İntihar işi çok kompleks ve çözümü de çok zordur" şeklinde konuştu.
Yılmaz, harp okullarına alınacak öğrencilerde bulunması gereken niteliklerin Harp Okulları Kanunu ile Harp Okulları Yönetmeliği'nde belirtilmiş olduğunu anımsatarak, aynı şekilde harp okullarından ilişik kesme nedenlerinin de mevzuatta bulunduğunu söyledi.
Mezhebin hiçbir öğrencinin ilişik kesme işlemlerinin konusunu oluşturmadığını belirten Yılmaz, "Öğrencilerin dini inançları veya mezhepleri dikkate alınarak ilişik kesme işlemleri yapılmamaktadır. 1 Ocak 2010-1 Ocak 2013 tarihleri arasında harp okullarından çeşitli nedenlerle bin 381 öğrenci ayrılmıştır. Öğrencilerin dini inanç ve mezhepleriyle ilgili herhangi bir kayıt tutulmamaktadır" dedi.
TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, yarın saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapattı.
