2008-07-15 - 14:40
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM Grubunda, ekonomide, KKTC'de ve Ergenekon soruşturmasındaki gelişmeleri değerlendirdi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Ergenekon'' soruşturması iddianamesiyle ilgili olarak,
''Şemdinli'de yaşanan, burada da yaşandı. Geriye; 'iddianame acaba Van'daki
iddianameye benzeyecek mi benzemeyecek mi' kaldı'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM Grubunda, ekonomide, KKTC'de ve Ergenekon
soruşturmasındaki gelişmeleri değerlendirdi.
Merkez Bankasının kara listesine, bu yıl, 802 bin kredi kartı ve banka
kredisi kullanıcısının girdiğini ifade eden Baykal, bunun, ''müthiş''
bir rakam olduğunu, 1 milyona yakın kişinin, ekonomik sistemin dışına
itilmesi anlamına geldiğini söyledi. Baykal, AK Parti işbaşına
geldiğinde, yaklaşık 18 bin kişinin kara listede olduğunu belirtti.
Son 1 ayda gerçekleşen satın alma gücü kaybının yüzde 5,5 olduğunu ifade
eden Baykal, Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı sermaye girişinin ise
yüzde 50 azaldığını vurguladı.
Baykal, Türkiye'ye portföy yatırımı olarak gelen paranın, net çıkış
yapmaya başladığını, Mayıs sonunda, 1,5 milyar dolarlık net portföy
yatırımı çıkışı olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin son 5 yılda, dış dünyaya 25 milyar dolar kaynak transferi
yaptığını ifade eden Baykal, bu kaynakların bir kısmının, kar payı
olarak çıktığını söyledi.
-''ALTIN YUMURTLAYAN TAVUKLAR''-
Baykal, Türkiye'nin son 5 yılda 7,5 milyar dolar kar transferi yaptığını
vurgulayarak, ''Önümüzdeki 5 yıl, bunu bir kaç kez katlayarak, ortaya
koyacaktır, trend o. Çünkü, Türkiye, altın yumurtlayan tavuklarını
sattı. O tavuklar, başkasının folluğuna yumurtluyor. Bu, Türkiye'de çok
ciddi sorun haline dönüşmeye başladı'' dedi.
Son 5 yıldaki özelleştirme gelirlerinin 20-25 milyar dolar arasında
olduğunun tahmin edildiğini kaydeden Baykal, bu dönemde transfer edilen
kar payının ise 7,5 milyar dolar olduğunu belirtti.
-''KIBRIS UĞRUNA KATLANDIĞI FEDAKARLIKLAR''-
CHP Genel Başkanı Baykal, Kıbrıs'ta, son dönemin en önemli tarihi
gelişmeleri yaşandığı halde, medya ve resmi yetkililerin buna en küçük
ilgi göstermediğini savundu.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri
Dimitris Hristofyas'ın, 1 Temmuzda, ''Ergenekon'da 6. dalganın''
başladığı gün bir araya geldiğini anımsatan Baykal, iki liderin,
gelecekteki birleşik Kıbrıs'ta, tek egemenlik ve tek vatandaşlık
konularında ilke anlaşmasına vardıklarını söyledi. Baykal, sözlerini
şöyle sürdürdü:
''Böyle bir mutabakatın bir tek sonucu olabilir; bunun anlamı, KKTC'nin,
Kıbrıs devletini temsil eden Rum yönetimine eklemlenmesi, Kıbrıs Türk
halkının, Rum hakimiyetine sokularak, azınlık hüviyetine
indirgenmesidir. Tek egemenlik, kimin egemenliği? Tek devlette kimin
egemenliği, KKTC'nin egemenliği mi? Egemenlik, vatandaşlık teke
indiğinde KKTC, KKTC vatandaşları ne olacak? Birer azınlık haline
dönüşecek. Böyle olursa, Türk askeri çıkacak, Garanti Anlaşması geçersiz
sayılacaktır. Bu durum, Türk milletinin 1974'ten bu yana, Kıbrıs uğruna
katlandığı tüm fedakarlıklar karşılığında elde ettiği kazanımların, bir
kalemde yok olmasına, Türkiye'nin güneyindeki yaşamsal önemdeki,
stratejik ikmal yolunun kuşatılmasına yol açacaktır.''
Baykal, Dışişleri Bakanlığının, bu konuda tek kelime söylememesinin
üzücü olduğunu ifade ederek, bu anlaşmanın, 24 Nisan 2008'de MGK'da ilan
edilen Kıbrıs politikasının temelleriyle yüzde 100 çelişkili olduğunu
söyledi.
Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın, bu konuda açıklamalarının
bulunmadığını savunan Baykal, ''Yaşadığımız gerilimler, siyasi
tartışmalar çözülür. Ama uluslararası ilişkilerde, kaybedeceğimiz
haklarımızın geriye döndürülmesi güç olur. Bu konuda herkesi duyarlı
davranmaya çağırıyorum'' diye konuştu.
-''DARBE DEĞİL, TERÖR İDDİANAMESİ''-
Baykal, savcılığın, dün, Ergenekon soruşturmasında, iddianamenin ''ilk
taksitiyle'' ilgili bir genel çerçeve açıklaması yaptığını anımsatarak,
yapılan açıklamadan, iddianamenin, bir darbe değil, terör iddianamesi
olduğunu öğrendiklerini söyledi.
Kamuoyunun, günlerce Türkiye'de cuntalara son verecek, darbecilerle
tarihi hesaplaşmayı ortaya koyacak, demokratik rejimi nihai güvenceye
kavuşturacak bir hesaplaşmanın yapılacağı bekleyişine girdiğini kaydeden
Baykal, ''Hazırlanan iddianamenin bir darbe, cunta iddianamesi,
demokrasi dışında, devlet kurumlarının içindeki örgütlenmelerin,
yuvalanmaların kulaklarından tutulup teşhir edileceği, nihai olarak
hadlerinin bildirileceği bir iddianame olarak ortaya çıkacağı şeklinde,
kamuoyu bir umut içine sokuldu'' dedi.
Baykal, demokrasiye inananların, aydınların, iyi niyetli pek çok
kesimin, iddianame hazırlığı karşısında olumlu duruş sergilediklerini,
bazı yanlışlıkları görmezlikten geldiklerini, kredi açarak
beklediklerini söyledi.Baykal, şöyle devam etti:
''Ne ortaya çıktı? Günlükler, günlüklerden yola çıkarak başlatılacak
yeni sorgulamalar, bunların hiçbiri yok. Darbe işi bitmiş, iddianame
darbe iddianamesi değil, darbeyle meşgul değil. Şemdinli'de yaşanan
burada da yaşandı. Geriye ne kaldı; geriye, 'iddianame acaba Van'daki
iddianameye benzeyecek mi benzemeyecek mi' kaldı.
Açıklamayı yapan savcımız, 'Aman ha, bu bildiğiniz terörden değil' diye
açıklama yapma gereği duyuyor. Bu, özel, yeni, Türkiye'nin bugüne kadar
tanımadığı terör. O Türkiye ki, terörle dünyada en içli dışlı, terörün
en çok acısını çekmiş, terörü en iyi tanıyan ülke. Başsavcımız bizi
uyarıyor, 'Bu terör iddianamesi ama sizin bildiğinizden değil, başka bir
terör' diyor. Bu başka terörün ne olduğunu göreceğiz, bir süre sonra
anlayacağız.''
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ergenekon
soruşturması ve açıklanan iddianameyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
''Bu, farklı bir terör örgütü'' denildiğini ifade eden Baykal, ''Belki
bir baş teröristi değil de birden fazla baş teröristleri vardır. Belki
eş başkanlık sistemi bu terör örgütünde de vardır'' diye konuştu.
Hangi şekilde olursa olsun, terör örgütün bir an önce ortaya
çıkarılmasından mutluluk duyacaklarını belirten Baykal, bu terör
örgütünün baş teröristini ya da baş teröristlerini bir adaya koymakta
yarar olduğunu söyledi. Baykal, ''Bence Yassıada çok anlamlı olur. Ama
bu dava bir süre devam eder, bu sürede Öcalan tahliye olursa, İmralı'da
düşünülebilir'' diye konuştu.
Baykal, ''terör'' kavramının Türkiye için yaşamsal önemi bulunduğunu, bu
kavramın içini boşaltmaya kimsenin hakkı olmadığını belirterek, herkesin
çok dikkatli ve sorumlu davranması gerektiğini söyledi.
CHP lideri Baykal, Türkiye'nin ulusal bütünlüğü için yıllarca hizmet
veren insanların, ''terör'' ithamına maruz bırakılmasının, onların
yüksek tansiyonlarını, şekerlerini, kolesterollerini yükselteceğini,
ancak şeref ve haysiyetlerine hiçbir zarar veremeyeceğini ifade etti.
Ergenekon iddianamesinin, binlerce sayfalık uzun bir iddianame olduğunu
belirten Baykal, ''İddianamelerin uzunluluğu, iddiaların haklılığının
kanıtı olamaz'' dedi. Baykal, önemli olanın; iddianamenin bütünsel,
bağlantıları sağlam, iddiaları sağlam dayanaklara dayalı bir şekilde
ortaya çıkabilmesi olduğunu anlattı.
Deniz Baykal, ATO Başkanı Sinan Aygün'ün tahliyesine çok sevindiğini ve
mutlu olduğunu ifade etti. Baykal, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nu
da Aygün'e sahip çıktığı için kutladı.
-''BAŞBAKAN'IN TEZİNİ SAHİPLENEN İDDİANAME''-
''Bu iddianame, Başbakan'ın tezini sahiplenen bir iddianamedir. Temel
gerçek budur'' diyen Baykal, ortaya atılan iddiaların Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'de yaşanan olaylarla ilgili uzun süreden beri
ortaya attığı bir temel tez olduğunu söyledi.
Baykal, ''O tezi, bugüne kadar yargı organları önemsememişti. Bir türlü
yargı organlarına bunu aktaramamıştı Sayın Başbakan. Şimdi öyle
anlaşılıyor ki İstanbul'daki bu dava dolayısıyla Başbakan'ın tezi, yargı
sisteminin içine yansımıştır'' diye konuştu.
Erdoğan'ın tezinin, başbakan olmadan önce sahiplendiği bir tez olduğunu
anlatan Baykal, Erdoğan'ın ''Böyle bir çete organizasyonunu iktidara
gelmeden önce biliyordum. Şimdi bunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum''
dediğini söyledi.
CHP Genel Başkanı Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, Danıştay saldırısı ile
ilgili, ''Bu derin komplo'' dediğini, saldırı sonrası yaptığı grup
toplantısında da ''Türkiye'de huzuru ve istikrarı hedef alan bir çete
suç üstü yakalandı. Saldırı huzuru sabote etmeye yönelik kanlı bir
komplodur. Saldırının arkasında bir ihanet çetesi çıktı. Hükümet ve
parti olarak bütün boyutlarıyla bu işin üzerindeyiz. Bizzat şahsım da bu
işi takip ediyor. Ne yazık ki bugün hala katilin gerçek yüzüyle
yüzleşmekten kaçınanların da olduğunu görüyoruz'' diye konuştuğunu ifade
etti.
Başbakan Erdoğan'ın sendikacılarla görüşmesinde de ''Ergenekon da bütün
deliller Danıştay suikastine çıkıyor. Bilgileri gönderdik ama nedense
yargı, bu bağlantıyı kurmaktan kaçındı'' dediğini savunan Baykal,
Erdoğan'ın Ergenekon çetesi ve Danıştay cinayeti bağlantısı konusunda
bir tespiti olduğunu kaydetti.
-''SAVCILAR CUMHURİYETİN SAVCISIDIR''-
Bu tespit üzerine Erdoğan'a ''Siz savcılık yapıyorsunuz'' dediğini
anlatan Baykal, şöyle konuştu:
''Bugün grup toplantısında Başbakan, ''Evet, ben savcıyım' demiş. Tabi
Başbakan'ın savcı olmak istemesine saygı gösteririm. Savcılık şerefli
bir meslektir. Saygıdeğer bir iştir. Başbakan'ın savcılığına özenmesinde
hiçbir yanlış yoktur ama Başbakan'ın şunu hatırlaması lazım: O savcının
isminin başında cumhuriyet yazar. Cumhuriyet Savcısı... 'Ben milletin
savcısıyım' demiş başbakan. Savcılar, cumhuriyetin savcısıdır.
Avukatlar, milletin avukatıdır. Başbakan'ın kendisine hukuk süreci
içinde bir yer arayışı içine girdiğini görüyorum. Savcılık da onu çok
ilgilendiriyor. Burada bir sakınca yok. Bence, savcı olmayı arzu etmesi
saygıdeğer bir iş ama Başbakan'ın şunu bilmesi lazım ki savcılık,
başbakanlıkla bir arada gitmez. 'Savcıyım' diye çıkacaksan, başbakan
olarak savcılık iddiası yapamazsın. Başbakanlık ayrı bir iş, savcılık
ayrı bir iş. İşte sen, başbakanlığı, savcılık ile karıştırdığın için
zaten işler buraya geldi. Sen, hem başbakanlık hem savcılık yapıyorsun,
olmaz... Savcı, başbakan olamaz. O ayrı bir iş. Kafasında netleştirmesi
lazım.''
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Ergenekon''
soruşturmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın daha önce Danıştaya yönelik saldırıyla
''Ergenekon'' arasında bağlantı bulunduğu yönünde açıklamalar yaptığını
kaydeden Baykal, iddianameyle ilgili olarak dün yapılan açıklamada da
''Danıştay cinayeti, Ergenekon çetesinin faaliyetidir'' denildiğini
belirtti.
Baykal, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Danıştaya yönelik saldırıyla
ilgili dava sürecinde bir yazıyla ''Ergenekon'' soruşturmasını yürüten
savcılıktan iddialara ilişkin belgeleri isteyerek incelediğini
hatırlattı.
Mahkemenin, Danıştay davası sanıklarıyla Ergenekon soruşturması arasında
''Suç vasfını, sanıkların hukuki durumunu ya da sübutu etkileyecek
biçimde bir bağlantı tespit edilemediği, bu nedenle hazırlık
soruşturmasının sonucunun beklenilmesine gerek duyulmadığı'' yönünde
karar verdiğine dikkati çeken Baykal, şunları söyledi:
''Şimdi İstanbul'da savcılık bu kararın tamamen karşısında bir önemli
tespit ortaya koyarak diyor ki 'ortada bir oluşum vardır. Bu bir terör
örgütüdür ve bu terör örgütünün başında iki paşa, İlhan Selçuk, Mustafa
Balbay, siyasetçiler vardır ve Danıştay cinayetinin azmettiricisi
bunlardır' diyor. Bu, tabi çok temel bir iddia. Bunun en kısa zamanda
aydınlığa kavuşturulması lazımdır. Başından beri Danıştay cinayetiyle,
Ergenekon arasında bağlantı kurulmak isteniyor, Başbakan bunu kanıtlamak
istiyor. Savcı da Başbakan'ın iddiasını muteber kabul etmiş ya da
yaptığı incelemeler kendisine böyle bir iddianame hazırlama imkanı
vermiş. Şimdi bunu inceleyeceğiz, irdeleyeceğiz. Danıştay cinayetini
Şener Eruygur, Hurşit Tolon, İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Sinan Aygün
işledi mi işlemedi mi? Bunu bir an önce görmek istiyoruz.''
-''ÇOK İYİ İRDELENMESİ LAZIM''-
İddianamenin oldukça geniş tutulduğunu belirten Baykal, ''Neyse ki
unuttukları bir şey var; Sivas'taki Madımak'taki yangını da bunların
çıkardığı iddiasını ihmal etmişler, o da olabilirdi'' diye konuştu.
İddianamede, '' 86 failin yer aldığını ancak, fiilin ne olduğunun
bilinmediğini'' kaydeden Baykal, ''Hangi fiil, hangi cinayetler? Şimdi
fiili bulmaya çalışıyorlar. Hani meşhur bir televizyoncumuz vardı; 'kan
var mı kan, acı var mı' derdi ya şimdi işte burada da 'şiddet var mı,
cinayet var mı, ölü var mı' diye soracaklar anlayışı ile devam
ettirilmeye çalışılıyor'' dedi.
Baykal, hazırlık soruşturmasının ''şeffaf'' bir şekilde yürütüldüğünü,
''bazı gazetelere sistematik bir şekilde servis yapıldığını'' savundu.
Bu soruşturmada ilk kez Ulusal Yargı Projesinin uygulandığına dikkati
çeken Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Merkezi kontrol, bilgi işlem merkezi... Şifreler savcıların elinde,
başka kimin elinde bilmiyoruz. Bu konunun çok iyi irdelenmesi lazım.
Hangi mahkemenin bu davayı göreceği konusu da yine bilgi işlem
merkezinin düzenlemesi, programlamasıyla belirleniyor. Bilgisayar hiçbir
zaman adaletin güvencesi olamaz. Çünkü, bilgisayarın arkasında ona akıl
veren birileri var. Hangi program yüklenirse ona göre karar verir. Keşke
tutuklama kararını alan mahkeme değil de bir başka mahkeme bu davaya
bakabilseydi. Ama bilgisayarın tercihi. Tutuklama kararı alan mahkemeye
bırakmış. Olabilir, Türk adaletine güvenimiz tam. Ama keşke bu konu
bilgisayar çerçevesinde değil, bildiğimiz 'babadan kalma kura usulüyle
yapılmış olsaydı' diye insanın aklından geçiyor.''
Yürürlüğe 5 Temmuzda giren ''Gizli Tanık'' yasasının da ilk kez bu
davada uygulanacağını hatırlatan Baykal, ''20 gizli tanık var. Bu gizli
tanıklar kimdir? Tanığın kimliği söylediklerinin inandırıcılığı,
güvenilirliği bakımından olağanüstü önemlidir. Hele böyle bir
davada... Söyleyen kim, söylediği bilgi nedir? Ajan mıdır, provokatör
müdür, maaşlı mıdır, kimin adamıdır, bunu bilmeden gizli tanıkların
sözleriyle bir siyasi davayı sonuca bağlamak mümkün olabilir mi?'' diye
konuştu.
-''DANIŞTAY CİNAYETİNİ KİM İŞLEDİ''-
Baykal, konuşmasının son bölümünde şunları söyledi:
''Hepimizin temennisi, bu dava kapsamına olaylarla hiçbir ilgisi
olmadığı halde siyasi yönlendirmeler ve baskılarla karıştırılmak
istenilen kimselerin haklarında en kısa zamanda tahliye kararı alınması
ve mahkemenin en kısa zamanda bu insanları beraat ettirerek kamu
vicdanını tatmin etmesidir.
Ortada çeteleşmeyle ilgili, yasaları ihlal eden, çıkar sağlamaya yönelik
ya da devletin düzenini sarsmaya yönelik ne uygulama varsa elbette
sorumlular hakkında gerekli karar alınacaktır. Ama kamuoyumuzda,
böylesine kapsamlı çok boyutlu bir iddianamenin siyasi
yönlendirmeyle genişletildiği, gereksiz insanların kapsam içine alındığı
kaygısı, kuşkusu vardır. Bu kuşkunun bir an önce ortadan kaldırılması
hepimizin içtenlikli dileğidir.
Olayın ciddiye alınması gereken yönleri var. Hukuk, Danıştay cinayetinin
bu gün Ergenekon kapsamında gözaltına alınan insanların sorumluluğu
altında işlendiğini kanıtlar ise bu fevkalade önemlidir. Eğer böyle bir
şey varsa bilelim. Danıştay cinayetini paşalar mı, İlhan Selçuk mu,
Mustafa Balbay mı, Sinan Aygün mü işletti? Kim işletti bunu bilelim.
Eğer onlar işlettiyse yepyeni bir durum var. Ama onlar işletmedi,
Danıştay cinayeti Ankara'daki mahkemenin aldığı karar doğrultusunda,
ilgili dairenin aldığı türban kararına tepki göstermek için dini
motiflerle, bireysel davranan birisi tarafından işlendi ve bu dava o
hale dönüştürülmek isteniyorsa; Başbakan'ın tespitleri, o tespitleri
takip edecek hukukçuları da bularak Türkiye'nin önüne bu dava tersyüz
edilerek, astarı yüzüne geçirilerek sunuluyor ise bu vahim bir olaydır.
Bu olayın altında iktidar da kalır yapanlar da kalır.
Ben öğrenmek istiyorum; Danıştay cinayetini kim işledi? O tutuklanan
sanıklar işlediyse bilelim? Onlar işlediyse ortaya koyun. Koyamazsanız
bulunduğunuz yerde bir dakika bile durmayın, ayrılın oradan. Türk
yargısı tarihi bir sınav veriyor, bu işin şakaya gelir tarafı yok. Bu
sınavdan yargıçlarımızın, adliyemizin onuruyla, şerefiyle, yüzü ak bir
şekilde çıkacağına kesinlikle inanıyorum.''
CHP Grup toplantısını izleyenler arasında ''Ergenekon'' soruşturması
kapsamında gözaltına alınan ve savcılıktaki sorgulamasının ardından
serbest bırakılan Türkiye Gençlik Birliği'nin (TGB) eski genel
başkanlarından Adnan Türkkan da yer aldı.
Baykal'ın konuşmasının son bölümünde salonda bulunan gazetecilerin fark
ettiği Türkkan, sorular üzerine açıklama yapmayacağını, bir vatandaş
olarak toplantıyı izlemeye geldiğini söyledi. Türkkan, ısrarlı sorular
üzerine CHP grup salonunda bir açıklama yapmasının doğru olmayacağını
belirtirken, kendisine eşlik eden güvenlik görevlileriyle birlikte bina
dışına çıktı.
''Şemdinli'de yaşanan, burada da yaşandı. Geriye; 'iddianame acaba Van'daki
iddianameye benzeyecek mi benzemeyecek mi' kaldı'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM Grubunda, ekonomide, KKTC'de ve Ergenekon
soruşturmasındaki gelişmeleri değerlendirdi.
Merkez Bankasının kara listesine, bu yıl, 802 bin kredi kartı ve banka
kredisi kullanıcısının girdiğini ifade eden Baykal, bunun, ''müthiş''
bir rakam olduğunu, 1 milyona yakın kişinin, ekonomik sistemin dışına
itilmesi anlamına geldiğini söyledi. Baykal, AK Parti işbaşına
geldiğinde, yaklaşık 18 bin kişinin kara listede olduğunu belirtti.
Son 1 ayda gerçekleşen satın alma gücü kaybının yüzde 5,5 olduğunu ifade
eden Baykal, Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı sermaye girişinin ise
yüzde 50 azaldığını vurguladı.
Baykal, Türkiye'ye portföy yatırımı olarak gelen paranın, net çıkış
yapmaya başladığını, Mayıs sonunda, 1,5 milyar dolarlık net portföy
yatırımı çıkışı olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin son 5 yılda, dış dünyaya 25 milyar dolar kaynak transferi
yaptığını ifade eden Baykal, bu kaynakların bir kısmının, kar payı
olarak çıktığını söyledi.
-''ALTIN YUMURTLAYAN TAVUKLAR''-
Baykal, Türkiye'nin son 5 yılda 7,5 milyar dolar kar transferi yaptığını
vurgulayarak, ''Önümüzdeki 5 yıl, bunu bir kaç kez katlayarak, ortaya
koyacaktır, trend o. Çünkü, Türkiye, altın yumurtlayan tavuklarını
sattı. O tavuklar, başkasının folluğuna yumurtluyor. Bu, Türkiye'de çok
ciddi sorun haline dönüşmeye başladı'' dedi.
Son 5 yıldaki özelleştirme gelirlerinin 20-25 milyar dolar arasında
olduğunun tahmin edildiğini kaydeden Baykal, bu dönemde transfer edilen
kar payının ise 7,5 milyar dolar olduğunu belirtti.
-''KIBRIS UĞRUNA KATLANDIĞI FEDAKARLIKLAR''-
CHP Genel Başkanı Baykal, Kıbrıs'ta, son dönemin en önemli tarihi
gelişmeleri yaşandığı halde, medya ve resmi yetkililerin buna en küçük
ilgi göstermediğini savundu.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri
Dimitris Hristofyas'ın, 1 Temmuzda, ''Ergenekon'da 6. dalganın''
başladığı gün bir araya geldiğini anımsatan Baykal, iki liderin,
gelecekteki birleşik Kıbrıs'ta, tek egemenlik ve tek vatandaşlık
konularında ilke anlaşmasına vardıklarını söyledi. Baykal, sözlerini
şöyle sürdürdü:
''Böyle bir mutabakatın bir tek sonucu olabilir; bunun anlamı, KKTC'nin,
Kıbrıs devletini temsil eden Rum yönetimine eklemlenmesi, Kıbrıs Türk
halkının, Rum hakimiyetine sokularak, azınlık hüviyetine
indirgenmesidir. Tek egemenlik, kimin egemenliği? Tek devlette kimin
egemenliği, KKTC'nin egemenliği mi? Egemenlik, vatandaşlık teke
indiğinde KKTC, KKTC vatandaşları ne olacak? Birer azınlık haline
dönüşecek. Böyle olursa, Türk askeri çıkacak, Garanti Anlaşması geçersiz
sayılacaktır. Bu durum, Türk milletinin 1974'ten bu yana, Kıbrıs uğruna
katlandığı tüm fedakarlıklar karşılığında elde ettiği kazanımların, bir
kalemde yok olmasına, Türkiye'nin güneyindeki yaşamsal önemdeki,
stratejik ikmal yolunun kuşatılmasına yol açacaktır.''
Baykal, Dışişleri Bakanlığının, bu konuda tek kelime söylememesinin
üzücü olduğunu ifade ederek, bu anlaşmanın, 24 Nisan 2008'de MGK'da ilan
edilen Kıbrıs politikasının temelleriyle yüzde 100 çelişkili olduğunu
söyledi.
Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın, bu konuda açıklamalarının
bulunmadığını savunan Baykal, ''Yaşadığımız gerilimler, siyasi
tartışmalar çözülür. Ama uluslararası ilişkilerde, kaybedeceğimiz
haklarımızın geriye döndürülmesi güç olur. Bu konuda herkesi duyarlı
davranmaya çağırıyorum'' diye konuştu.
-''DARBE DEĞİL, TERÖR İDDİANAMESİ''-
Baykal, savcılığın, dün, Ergenekon soruşturmasında, iddianamenin ''ilk
taksitiyle'' ilgili bir genel çerçeve açıklaması yaptığını anımsatarak,
yapılan açıklamadan, iddianamenin, bir darbe değil, terör iddianamesi
olduğunu öğrendiklerini söyledi.
Kamuoyunun, günlerce Türkiye'de cuntalara son verecek, darbecilerle
tarihi hesaplaşmayı ortaya koyacak, demokratik rejimi nihai güvenceye
kavuşturacak bir hesaplaşmanın yapılacağı bekleyişine girdiğini kaydeden
Baykal, ''Hazırlanan iddianamenin bir darbe, cunta iddianamesi,
demokrasi dışında, devlet kurumlarının içindeki örgütlenmelerin,
yuvalanmaların kulaklarından tutulup teşhir edileceği, nihai olarak
hadlerinin bildirileceği bir iddianame olarak ortaya çıkacağı şeklinde,
kamuoyu bir umut içine sokuldu'' dedi.
Baykal, demokrasiye inananların, aydınların, iyi niyetli pek çok
kesimin, iddianame hazırlığı karşısında olumlu duruş sergilediklerini,
bazı yanlışlıkları görmezlikten geldiklerini, kredi açarak
beklediklerini söyledi.Baykal, şöyle devam etti:
''Ne ortaya çıktı? Günlükler, günlüklerden yola çıkarak başlatılacak
yeni sorgulamalar, bunların hiçbiri yok. Darbe işi bitmiş, iddianame
darbe iddianamesi değil, darbeyle meşgul değil. Şemdinli'de yaşanan
burada da yaşandı. Geriye ne kaldı; geriye, 'iddianame acaba Van'daki
iddianameye benzeyecek mi benzemeyecek mi' kaldı.
Açıklamayı yapan savcımız, 'Aman ha, bu bildiğiniz terörden değil' diye
açıklama yapma gereği duyuyor. Bu, özel, yeni, Türkiye'nin bugüne kadar
tanımadığı terör. O Türkiye ki, terörle dünyada en içli dışlı, terörün
en çok acısını çekmiş, terörü en iyi tanıyan ülke. Başsavcımız bizi
uyarıyor, 'Bu terör iddianamesi ama sizin bildiğinizden değil, başka bir
terör' diyor. Bu başka terörün ne olduğunu göreceğiz, bir süre sonra
anlayacağız.''
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ergenekon
soruşturması ve açıklanan iddianameyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
''Bu, farklı bir terör örgütü'' denildiğini ifade eden Baykal, ''Belki
bir baş teröristi değil de birden fazla baş teröristleri vardır. Belki
eş başkanlık sistemi bu terör örgütünde de vardır'' diye konuştu.
Hangi şekilde olursa olsun, terör örgütün bir an önce ortaya
çıkarılmasından mutluluk duyacaklarını belirten Baykal, bu terör
örgütünün baş teröristini ya da baş teröristlerini bir adaya koymakta
yarar olduğunu söyledi. Baykal, ''Bence Yassıada çok anlamlı olur. Ama
bu dava bir süre devam eder, bu sürede Öcalan tahliye olursa, İmralı'da
düşünülebilir'' diye konuştu.
Baykal, ''terör'' kavramının Türkiye için yaşamsal önemi bulunduğunu, bu
kavramın içini boşaltmaya kimsenin hakkı olmadığını belirterek, herkesin
çok dikkatli ve sorumlu davranması gerektiğini söyledi.
CHP lideri Baykal, Türkiye'nin ulusal bütünlüğü için yıllarca hizmet
veren insanların, ''terör'' ithamına maruz bırakılmasının, onların
yüksek tansiyonlarını, şekerlerini, kolesterollerini yükselteceğini,
ancak şeref ve haysiyetlerine hiçbir zarar veremeyeceğini ifade etti.
Ergenekon iddianamesinin, binlerce sayfalık uzun bir iddianame olduğunu
belirten Baykal, ''İddianamelerin uzunluluğu, iddiaların haklılığının
kanıtı olamaz'' dedi. Baykal, önemli olanın; iddianamenin bütünsel,
bağlantıları sağlam, iddiaları sağlam dayanaklara dayalı bir şekilde
ortaya çıkabilmesi olduğunu anlattı.
Deniz Baykal, ATO Başkanı Sinan Aygün'ün tahliyesine çok sevindiğini ve
mutlu olduğunu ifade etti. Baykal, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nu
da Aygün'e sahip çıktığı için kutladı.
-''BAŞBAKAN'IN TEZİNİ SAHİPLENEN İDDİANAME''-
''Bu iddianame, Başbakan'ın tezini sahiplenen bir iddianamedir. Temel
gerçek budur'' diyen Baykal, ortaya atılan iddiaların Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'de yaşanan olaylarla ilgili uzun süreden beri
ortaya attığı bir temel tez olduğunu söyledi.
Baykal, ''O tezi, bugüne kadar yargı organları önemsememişti. Bir türlü
yargı organlarına bunu aktaramamıştı Sayın Başbakan. Şimdi öyle
anlaşılıyor ki İstanbul'daki bu dava dolayısıyla Başbakan'ın tezi, yargı
sisteminin içine yansımıştır'' diye konuştu.
Erdoğan'ın tezinin, başbakan olmadan önce sahiplendiği bir tez olduğunu
anlatan Baykal, Erdoğan'ın ''Böyle bir çete organizasyonunu iktidara
gelmeden önce biliyordum. Şimdi bunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum''
dediğini söyledi.
CHP Genel Başkanı Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, Danıştay saldırısı ile
ilgili, ''Bu derin komplo'' dediğini, saldırı sonrası yaptığı grup
toplantısında da ''Türkiye'de huzuru ve istikrarı hedef alan bir çete
suç üstü yakalandı. Saldırı huzuru sabote etmeye yönelik kanlı bir
komplodur. Saldırının arkasında bir ihanet çetesi çıktı. Hükümet ve
parti olarak bütün boyutlarıyla bu işin üzerindeyiz. Bizzat şahsım da bu
işi takip ediyor. Ne yazık ki bugün hala katilin gerçek yüzüyle
yüzleşmekten kaçınanların da olduğunu görüyoruz'' diye konuştuğunu ifade
etti.
Başbakan Erdoğan'ın sendikacılarla görüşmesinde de ''Ergenekon da bütün
deliller Danıştay suikastine çıkıyor. Bilgileri gönderdik ama nedense
yargı, bu bağlantıyı kurmaktan kaçındı'' dediğini savunan Baykal,
Erdoğan'ın Ergenekon çetesi ve Danıştay cinayeti bağlantısı konusunda
bir tespiti olduğunu kaydetti.
-''SAVCILAR CUMHURİYETİN SAVCISIDIR''-
Bu tespit üzerine Erdoğan'a ''Siz savcılık yapıyorsunuz'' dediğini
anlatan Baykal, şöyle konuştu:
''Bugün grup toplantısında Başbakan, ''Evet, ben savcıyım' demiş. Tabi
Başbakan'ın savcı olmak istemesine saygı gösteririm. Savcılık şerefli
bir meslektir. Saygıdeğer bir iştir. Başbakan'ın savcılığına özenmesinde
hiçbir yanlış yoktur ama Başbakan'ın şunu hatırlaması lazım: O savcının
isminin başında cumhuriyet yazar. Cumhuriyet Savcısı... 'Ben milletin
savcısıyım' demiş başbakan. Savcılar, cumhuriyetin savcısıdır.
Avukatlar, milletin avukatıdır. Başbakan'ın kendisine hukuk süreci
içinde bir yer arayışı içine girdiğini görüyorum. Savcılık da onu çok
ilgilendiriyor. Burada bir sakınca yok. Bence, savcı olmayı arzu etmesi
saygıdeğer bir iş ama Başbakan'ın şunu bilmesi lazım ki savcılık,
başbakanlıkla bir arada gitmez. 'Savcıyım' diye çıkacaksan, başbakan
olarak savcılık iddiası yapamazsın. Başbakanlık ayrı bir iş, savcılık
ayrı bir iş. İşte sen, başbakanlığı, savcılık ile karıştırdığın için
zaten işler buraya geldi. Sen, hem başbakanlık hem savcılık yapıyorsun,
olmaz... Savcı, başbakan olamaz. O ayrı bir iş. Kafasında netleştirmesi
lazım.''
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Ergenekon''
soruşturmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın daha önce Danıştaya yönelik saldırıyla
''Ergenekon'' arasında bağlantı bulunduğu yönünde açıklamalar yaptığını
kaydeden Baykal, iddianameyle ilgili olarak dün yapılan açıklamada da
''Danıştay cinayeti, Ergenekon çetesinin faaliyetidir'' denildiğini
belirtti.
Baykal, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Danıştaya yönelik saldırıyla
ilgili dava sürecinde bir yazıyla ''Ergenekon'' soruşturmasını yürüten
savcılıktan iddialara ilişkin belgeleri isteyerek incelediğini
hatırlattı.
Mahkemenin, Danıştay davası sanıklarıyla Ergenekon soruşturması arasında
''Suç vasfını, sanıkların hukuki durumunu ya da sübutu etkileyecek
biçimde bir bağlantı tespit edilemediği, bu nedenle hazırlık
soruşturmasının sonucunun beklenilmesine gerek duyulmadığı'' yönünde
karar verdiğine dikkati çeken Baykal, şunları söyledi:
''Şimdi İstanbul'da savcılık bu kararın tamamen karşısında bir önemli
tespit ortaya koyarak diyor ki 'ortada bir oluşum vardır. Bu bir terör
örgütüdür ve bu terör örgütünün başında iki paşa, İlhan Selçuk, Mustafa
Balbay, siyasetçiler vardır ve Danıştay cinayetinin azmettiricisi
bunlardır' diyor. Bu, tabi çok temel bir iddia. Bunun en kısa zamanda
aydınlığa kavuşturulması lazımdır. Başından beri Danıştay cinayetiyle,
Ergenekon arasında bağlantı kurulmak isteniyor, Başbakan bunu kanıtlamak
istiyor. Savcı da Başbakan'ın iddiasını muteber kabul etmiş ya da
yaptığı incelemeler kendisine böyle bir iddianame hazırlama imkanı
vermiş. Şimdi bunu inceleyeceğiz, irdeleyeceğiz. Danıştay cinayetini
Şener Eruygur, Hurşit Tolon, İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Sinan Aygün
işledi mi işlemedi mi? Bunu bir an önce görmek istiyoruz.''
-''ÇOK İYİ İRDELENMESİ LAZIM''-
İddianamenin oldukça geniş tutulduğunu belirten Baykal, ''Neyse ki
unuttukları bir şey var; Sivas'taki Madımak'taki yangını da bunların
çıkardığı iddiasını ihmal etmişler, o da olabilirdi'' diye konuştu.
İddianamede, '' 86 failin yer aldığını ancak, fiilin ne olduğunun
bilinmediğini'' kaydeden Baykal, ''Hangi fiil, hangi cinayetler? Şimdi
fiili bulmaya çalışıyorlar. Hani meşhur bir televizyoncumuz vardı; 'kan
var mı kan, acı var mı' derdi ya şimdi işte burada da 'şiddet var mı,
cinayet var mı, ölü var mı' diye soracaklar anlayışı ile devam
ettirilmeye çalışılıyor'' dedi.
Baykal, hazırlık soruşturmasının ''şeffaf'' bir şekilde yürütüldüğünü,
''bazı gazetelere sistematik bir şekilde servis yapıldığını'' savundu.
Bu soruşturmada ilk kez Ulusal Yargı Projesinin uygulandığına dikkati
çeken Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Merkezi kontrol, bilgi işlem merkezi... Şifreler savcıların elinde,
başka kimin elinde bilmiyoruz. Bu konunun çok iyi irdelenmesi lazım.
Hangi mahkemenin bu davayı göreceği konusu da yine bilgi işlem
merkezinin düzenlemesi, programlamasıyla belirleniyor. Bilgisayar hiçbir
zaman adaletin güvencesi olamaz. Çünkü, bilgisayarın arkasında ona akıl
veren birileri var. Hangi program yüklenirse ona göre karar verir. Keşke
tutuklama kararını alan mahkeme değil de bir başka mahkeme bu davaya
bakabilseydi. Ama bilgisayarın tercihi. Tutuklama kararı alan mahkemeye
bırakmış. Olabilir, Türk adaletine güvenimiz tam. Ama keşke bu konu
bilgisayar çerçevesinde değil, bildiğimiz 'babadan kalma kura usulüyle
yapılmış olsaydı' diye insanın aklından geçiyor.''
Yürürlüğe 5 Temmuzda giren ''Gizli Tanık'' yasasının da ilk kez bu
davada uygulanacağını hatırlatan Baykal, ''20 gizli tanık var. Bu gizli
tanıklar kimdir? Tanığın kimliği söylediklerinin inandırıcılığı,
güvenilirliği bakımından olağanüstü önemlidir. Hele böyle bir
davada... Söyleyen kim, söylediği bilgi nedir? Ajan mıdır, provokatör
müdür, maaşlı mıdır, kimin adamıdır, bunu bilmeden gizli tanıkların
sözleriyle bir siyasi davayı sonuca bağlamak mümkün olabilir mi?'' diye
konuştu.
-''DANIŞTAY CİNAYETİNİ KİM İŞLEDİ''-
Baykal, konuşmasının son bölümünde şunları söyledi:
''Hepimizin temennisi, bu dava kapsamına olaylarla hiçbir ilgisi
olmadığı halde siyasi yönlendirmeler ve baskılarla karıştırılmak
istenilen kimselerin haklarında en kısa zamanda tahliye kararı alınması
ve mahkemenin en kısa zamanda bu insanları beraat ettirerek kamu
vicdanını tatmin etmesidir.
Ortada çeteleşmeyle ilgili, yasaları ihlal eden, çıkar sağlamaya yönelik
ya da devletin düzenini sarsmaya yönelik ne uygulama varsa elbette
sorumlular hakkında gerekli karar alınacaktır. Ama kamuoyumuzda,
böylesine kapsamlı çok boyutlu bir iddianamenin siyasi
yönlendirmeyle genişletildiği, gereksiz insanların kapsam içine alındığı
kaygısı, kuşkusu vardır. Bu kuşkunun bir an önce ortadan kaldırılması
hepimizin içtenlikli dileğidir.
Olayın ciddiye alınması gereken yönleri var. Hukuk, Danıştay cinayetinin
bu gün Ergenekon kapsamında gözaltına alınan insanların sorumluluğu
altında işlendiğini kanıtlar ise bu fevkalade önemlidir. Eğer böyle bir
şey varsa bilelim. Danıştay cinayetini paşalar mı, İlhan Selçuk mu,
Mustafa Balbay mı, Sinan Aygün mü işletti? Kim işletti bunu bilelim.
Eğer onlar işlettiyse yepyeni bir durum var. Ama onlar işletmedi,
Danıştay cinayeti Ankara'daki mahkemenin aldığı karar doğrultusunda,
ilgili dairenin aldığı türban kararına tepki göstermek için dini
motiflerle, bireysel davranan birisi tarafından işlendi ve bu dava o
hale dönüştürülmek isteniyorsa; Başbakan'ın tespitleri, o tespitleri
takip edecek hukukçuları da bularak Türkiye'nin önüne bu dava tersyüz
edilerek, astarı yüzüne geçirilerek sunuluyor ise bu vahim bir olaydır.
Bu olayın altında iktidar da kalır yapanlar da kalır.
Ben öğrenmek istiyorum; Danıştay cinayetini kim işledi? O tutuklanan
sanıklar işlediyse bilelim? Onlar işlediyse ortaya koyun. Koyamazsanız
bulunduğunuz yerde bir dakika bile durmayın, ayrılın oradan. Türk
yargısı tarihi bir sınav veriyor, bu işin şakaya gelir tarafı yok. Bu
sınavdan yargıçlarımızın, adliyemizin onuruyla, şerefiyle, yüzü ak bir
şekilde çıkacağına kesinlikle inanıyorum.''
CHP Grup toplantısını izleyenler arasında ''Ergenekon'' soruşturması
kapsamında gözaltına alınan ve savcılıktaki sorgulamasının ardından
serbest bırakılan Türkiye Gençlik Birliği'nin (TGB) eski genel
başkanlarından Adnan Türkkan da yer aldı.
Baykal'ın konuşmasının son bölümünde salonda bulunan gazetecilerin fark
ettiği Türkkan, sorular üzerine açıklama yapmayacağını, bir vatandaş
olarak toplantıyı izlemeye geldiğini söyledi. Türkkan, ısrarlı sorular
üzerine CHP grup salonunda bir açıklama yapmasının doğru olmayacağını
belirtirken, kendisine eşlik eden güvenlik görevlileriyle birlikte bina
dışına çıktı.
