2016-04-26 - 15:51
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına Musevi vatandaşların Hamursuz Bayramı'nı kutlayarak başlayan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ardından Kilis'te meydana gelen gelişmelere dikkati çekti.
Kilis'in Türkiye'nin en sorunlu kentlerinden biri haline geldiğini, yaşayanların huzursuzluk içinde olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, "25 Nisan itibarıyla hayatını kaybeden Kilisli vatandaşımızın sayısı 17, yaralananların sayısı 60, hastanede tedavi görenlerin sayısı çok daha fazla. Halk her bomba veya roket atıldığında isyan etmek istiyor. Tepkisini dile getirmek istiyor. Hükümetin aldığı bir önlem var, hemen elektrikleri kesmek, interneti susturmak." diye konuştu.
Kilis'in neden bu hale geldiğinin, başta kentte yaşayanlar olmak üzere, herkes tarafından sorgulanması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Kilis'in kent nüfusu 90 bin 400. Kilis'te Suriyeli kaç kişi var? 150 bin kişi. Bu 150 bin de herkesin söylediği rakam ama gerçekten kaç Suriyeli var, kimse bilmiyor. Düşünün, bir şehirde yabancılar o şehrin nüfusundan daha fazlaysa, orada kültürel yozlaşma olabilir, ciddi sorunlar çıkabilir, orada halk isyan edebilir. O nedenle Kilisli bağırıyor, 'Nerede bu devlet' diye. Devlet yerinde duruyor da Kilisli kardeşim, soracaksın, 'nerede bu hükümet' diye. Ortada hükümet yok. İstihbarat örgütleri cirit atıyor. Kimin ne iş yaptığı belli değil. Sınır tamamen açık. Gidip gelen kim belli değil. Yaralananlar geliyor, bizim ambulansla gidip, yaralıları alıp getiriyorlar. IŞİD'lileri Türkiye'de tedavi ediyorlar. Tedavi ettikten sonra tekrar kendi ülkelerine gönderiyorlar. Buna tanık olan milletvekillerimiz var. Kilisli hastanede sağlık hizmeti alamıyor, hastaneye gidemiyor, Suriyelilere hizmet veriyor. Elbette verilsin. Ama bu tablo Kilislilerin kaldıracağı bir tablo değil."
Kentte yaşanan ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlara da değinen Kılıçdaroğlu, aileler yaşananların sorumlusunun kim olduğunu, Kilis'in neden bu hale geldiğini sordu. Kemal Kılıçdaroğlu, "Durup dururken neden bir sabah Suriye düşman ilan edildi? Bizim Suriye'ye silah göndermemizin Müslüman'ı Müslüman'a kırdırmamızın sorumlusu kim? Bunun cevabını Kilisli vatandaş verecek, elini vicdanına koyacak bu sorunun cevabını verecek." değerlendirmesinde bulundu.
İktidarın Suriye'deki olayların ilk günlerinde Emevi Camisi'ne gidip namaz kılmaktan bahsettiğini aktaran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Buyur git kıl. Gidebiliyor mu? Ne oldu? Sülayman Şah Türbesi'ni kaçırmak zorunda kaldı. Türkiye Cumhuriyeti'nin itibarını bu kadar ayaklar altına almaya kimin ne hakkı var? 'Üç saatte Şam'a gireriz' diyorlardı. Bırakın Şam'a girmeyi, 2 milyon 700 bin Suriyeli Türkiye'ye geldi. Bunun sorumlusu kim? 'Kimse Türkiye'nin gücünü test etmeye kalkmasın' diyorladı. Neredeyse her gün roket atılıyor, top atılıyor. Kilis doğrudan hedef alınıyor. Bunların sesi çıkıyor mu? Çıkmıyor. Neden? Karşıda IŞİD var. Neden IŞİD'e karşı sessizler, müdahale etmiyorlar. Neden her türlü önlemi almıyorlar? Devlet, hükümetler niye vardır? Vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlamak için vardır. Sen Kilis'te yaşayan vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlayabiliyor musun? Sağlayamıyorsun. O zaman izzeti ikbal ile çekileceksin, bu hükümetten. Yapamıyorsan, gideceksin."
Kilis'e roketlerin tesadüfen düştüğü gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldığını, oysa karşıdan hedef gözetilerek atış yapıldığını ileri süren Kemal Kılıçdaroğlu, "AKP'nin Bakanı da yaptığı toplantıda yakınına düşünce derhal Kilis'i terk ediyor. Kilisliler nereye gitsin? Onun ne günahı var." diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Kalın'ın Kilis'teki gelişmelerle ilgili açıklamasını da değerlendiren Kılıçdaroğlu, "Diyor ki 'Bunun bilinçli olarak yapılıp yapılmadığı konusunda bir istihbarat yok'. Yani IŞİD buraya bilinçli mi atıyor, bilinçsiz mi atıyor elimizde bir istihbarat yok. Zaten, Türkiye'de bir istihbarat yok. Git yabancı istihbarat kurumlarına başvur sana bilgi versinler. İstihbarat olsaydı, Ankara'nın göbeğinde, İstanbul'da bombalar patlayabilir miydi?" ifadelerini kullandı.
Suriye'deki kaotik ortamı kimin yarattığının iyi sorgulanmasını isteyen Kılıçdaroğlu, "Bunun baş sorumlusu bu hükümettir, AKP hükümetidir. CHP iktidarında hiçbir ülke ile düşmanlık içinde olmayacağız. Bütün ülkelerle dost ve kardeş ülke olacağız. Yurtta barış, dünyada barış." dedi.
Ortadoğu'da yaşanan sorunun sadece Kilis'e değil, bütün Türkiye'ye zarar verdiğini belirten CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, iktidarın yanlış dış politikasının diplomatik, ekonomik ve sosyal alanlarda ülkeyi zor durumda bıraktığını savundu.
Kılıçdaroğlu, dış politikanın milli olması ve ülkedeki tüm siyasi partilerce de desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, ancak iktidarın oluşturduğu dış politikanın da kendisinin değil, ülkenin çıkarlarına hizmet etmesini istedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olarak görev yaptığı dönemde, Gazze'ye gideceğini söylediğini ancak aradan geçen süreye rağmen, bu ziyaretin gerçekleşmediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı 'ben bir yere gideceğim' diyorsa, oraya gitmeli. 'Gideceğim' deyip de gidemiyorsa, kimseye kabadayılık satmasın." değerlendirmesinde bulundu.
Gazze'nin yeniden yapılandırılması için uluslararası toplumun bir kampanya başlattığını anımsatan Kılıçdaroğlu, Dünya Bankası'nın Filistin ekonomisiyle ilgili açıklanan raporuna da değinerek, bu raporda kampanyaya katılan ülkelerin Gazze'ye 3,5 milyar dolarlık yardım taahhüdünde bulunduğunun yer aldığını bildirdi.
Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Yardım sözünü tutan ülkeler, Amerika, Kanada gibi batılı ülkeler neyi taahhüt ettilerse, götürmüşler, ödemişler. Taahhütlerini yerine getirmeyen ülkeler, Ortadoğu ülkeleri ve Türkiye. Neden bunu hatırlatıyorum. Geçenlerde İslam İşbirliği Toplantısı yapıldı ve Sayın Cumhurbaşkanı kalkıp dedi ki 'Parasını ödemeyenler var', tek tek o ülkeleri de saydı. Peki sen taahhüdünü yerine getirdin mi kardeşim? Rıza Sarraf'ın dağıttığı rüşvetlerin yarısını ödese taahhüdünü yerine getiriyor. Türkiye'yi bu duruma sokmak doğru mudur? Emin olun, bunların yatacak yeri yok. Yalan üzerine politika oluşturuyorlar."
Karaman'daki istismar davası ve sonuçlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Kimse Karaman olayı sonuçlandı gibi görmesin. O evlatlarımızın ahını yerde bırakmayacağız." dedi.
Mahkemenin alelacele toplandığına, kararın bir celsede verildiğine vurgu yapan Kılıçdaroğlu, dosyayı kapattırmayacaklarını ve takipçisi olacaklarını belirterek, "O olaya ortam hazırlayan vakıfları ve dernekleri de unutmayacağız. Eğer unutursak, insanlığımızdan utanırız." diye konuştu.
İlköğretim öğrencilerinin barınma ihtiyacının yasa gereği bakanlık tarafından karşılanması gerektiğini, bunun dışında vakıflarca açılan yurtların kaçak olduğunu anlatan Kemal Kılıçdaroğlu, "Kaçak yurt açan Bakanlar Kurulu'nca vergi muafiyeti verilmiş bir vakıf olabilir mi? O çocukların hakkını, şerefini, namusunu, itibarını korumayan bir vakfın vergi muafiyeti olamaz. O evlerde ne idüğü belirsiz adamları çalıştırdınız." eleştirisinde bulundu.
Çocukların barınmasından sorumlu kurumun Milli Eğitim Bakanlığı olduğunu bildiren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Sayın Milli Eğitim Bakanı, sevgili hocam, sen kaç tane bu çocuklar için yurt yaptın. Bir yurt bile yapmadın. Türkiye genelinde ilköğretim ve ortaöğretim için bir yurt bile yapmadın. Niçin yapmadın? Bu karanlık ellere, fakir ailelerin çocukları teslim edilsin... Sen de vicdan, insanlık var mı? Bunu sormak zorundayım."
Milli Eğitim Bakanlığının görevi olmasına karşın, ilk ve ortaokul öğrencileri için yurt yapmadığını savunan Kılıçdaroğlu, "Bütün annelere sesleniyorum; size sözüm var. Bütün evlatlarımızı koruyacağım ve size CHP iktidarında, bir yıl içinde öğrenci yurdu sorununu çözeceğimize söz veriyorum." ifadesini kullandı.
Ergenekon Davası'nın sonuçlandığını belirten Kılıçdaroğlu, "aslında tam bir çöküştü" değerlendirmesinde bulundu.
Ergenekon'la ilgili söylemedikleri sözün kalmadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, söyledikleri karşısında ise "darbeci" nitelemesiyle karşılaştıklarını söyledi.
Ergenekon davası sürecinde 100 binden fazla telefonun izlemeye alındığını, 60 bin telefonun dinlendiğini, 3 bin kişi hakkında da tahkikat yapıldığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Dava dosyaları ekleriyle 64 milyon sayfayı aştı. 7 kişi ifade vermeden hayatını kaybetti. Bir başka 7 kişi kanser nedeniyle hayatını kaybetti. Bütün bunlar olurken, AKP zil takıp oynadı. 'Türkiye bağırsaklarını temizliyor' dediler. 'Asıl darbeciler yargılanacak' dediler ve masum insanları aylarca hapiste tuttular. Türkan Saylan gibi bütün hayatını bu ülkenin çocuklarına adamış bir kadının evini bastılar. Cüzzamı bu topraklardan silen kadın; evini basıp onu da darbeci olarak suçladılar. 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'u terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmakla suçladılar. Aklın alacağı bir şey değil. Bir de Ergenekon'un kasası vardı sözde, Kuddusi Okkır. Kasası var denilen kişinin öldüğü zaman Bağ-Kur'a 35 bin lira borcu vardı. 83 yaşındaki İlhan Selçuk'un evi basıldı. TRT'den önceden yayın yaptılar, 'şunun evi basılacak birazdan' diye. Fatih Hilmioğlu, bütün hayatını eğitime adamış bir kişi. Hapiste çocuğu öldü, evinde ağlamasına bile izin vermediler. Bunlarda vicdan yok. Mehmet Haberal, Mustafa Balbay..."
Dava sırasında 135 yıllık olan ve 75 dolara alınan bir antika tüfeğin, "suikast silahı" denilerek dosyaya alındığını savunan Kılıçdaroğlu, basılmamış kitap dolayısıyla da Ahmet Şık'ın hapse atıldığını anımsattı.
Dava nedeniyle "bir Silivri edebiyatı"nın oluştuğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, "Bu olay üç gazeteci, beş iddia yazan savcı olayı değildir. Bu olay Adalet Kalkınma Partisi'nin Türkiye'ye yaptığı bir kumpas olayıdır." görüşünü ileri sürdü.
Başbakan'ın kendi aracını savcıya tahsis ettiğini ve "Ben bu davaların savcısıyım" dediğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Şimdi soruyorum; Sayın Savcı, niye konuşmuyorsun? Savcı dut yemiş bülbüle dönmüş vaziyette. Bu kişi döndü 'siz ne istediniz de biz vermedik' dedi. Evet, bu ülkenin aydınlarını, savcılarını istediler, hakimlerini istediler, subaylarını istediler onu verdiniz. Şimdi ben sana soruyorum; sen bizim bilmediğimizin dışında sen neleri verdin Sayın Savcı? Sayın diktatör bozuntusu, sen neleri verdin? Harp Akademilerinde konuşuyor, 'bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi. Aldatıldı, kurumlarımızın içinde örgütlenmiş güçlü medya desteği ile bir yapının Türkiye'yi ele geçirmek için yürüttüğü bir kumpasa, bir darbe teşebbüsüne hep birlikte maruz kaldık.' diyor. Yani 'bana da darbe yaptılar' diyor. Sen demedin mi 'siz ne istediniz de ben size vermedim' demedin mi? 'Bizi kandırdılar, devletin içinde örgütlenmiş...' diyor. İyi de kim onları o göreve getirdi? Bir muhasebesini yaptın mı? Bu ülkenin masum insanları yıllarca hapishanede kaldı. Emin olun bunların dini, imanı da ahlakı da yok. Bunların insanlığı da yok. Masum bir insanı, hiçbir günahı olmayan insanı yıllarca hapiste tutacaksınız, çıkıp özür dileyeceğinize 'bizi kandırdılar.' Bunların yatacak yeri yok."
Yeni anayasanın yine tartışma konusu olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, dün de TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın bir toplantıda bazı açıklamalar yaptığını söyledi.
Kahraman'ın, "ben eskiden yarı başkanlık sistemini savunuyordum ama baktım ki bir direksiyonda iki şoför olmaz, o nedenle ben tam başkanlık sistemini savunuyorum." dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
"İki şoförlü örnek güzel bir örnek. Birisi yasal olarak şoför, diğeri de korsan şoför. Peki bu kimi savunuyor? Korsan şoförü savunuyor. Sen TBMM Başkanısın, ülkenin ne hale geldiğini görmen lazım. Parlamentoyu 'bekleme odasına aldık' dediği andan itibaren senin çıkıp, 'Bu parlamentodaki milletvekillerini halk seçmiştir, parlamentoyu bekleme odasına almaya hiçbir makam mevkinin gücü ve yetkisi yoktur' demen lazımdı. Bunu dedi mi? Hayır. Çünkü Meclis Başkanlığına oturması da onun sayesinde. Eğer diyet ödeyerek o makama geliyorsan, bağımsız kişiliğini satmış olursun. Yine diyor ki 'demokrasilerde devlet ceberut olmaz.' Doğru. Ben sormak istiyorum Meclis Başkanına, bu Ergenekon kumpasını yapan kimdi? Gazetecileri hapse attıran kimdi? Medya özgürlüğünü yok eden kimdi? Buna ceberut demeyeceğiz de özgürlükçü devlet mi diyeceğiz? Bunları unutmuş beyefendi, 'başkanlık sistemini nasıl getireceğiz' onun telaşı içinde. Sayın Başkan sakın unutma, CHP parlamentoda olduğu sürece bu sistem (başkanlık) Türkiye'ye asla gelemez.
Özrü kabahatinden büyük bir şey daha söylemiş; 'yeni anayasada, laiklik tarifi bir kere olmamalıdır' diyor. Emin olun bunlar laikliğin ne olduğunu da bilmiyorlar. Laiklik bütün inançların güvencesidir. Laiklik, din ve vicdan özgürlüğü demektir. Laiklik, devletin dini istismar etmemesi demektir."
Laikliğin toplumsal barışın en temel güvencesi olduğuna vurgu yapan Kemal Kılıçdaroğlu, "Laiklik insan olmaktır. İşin özeti, insana saygı duymaktır." dedi.
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun 21 Eylül 2008'de yaptığı bir açıklamada, "Laiklik toplumun ortak paydalarından biridir. Diyanet İşleri Başkanlığı laiklikle sorunu olmayan kurumların başında gelir. Laikliği din özgürlüğünün temeli olarak görmekteyiz. Bizim özgürlükten şikayetimiz olmaz." dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, Bardakoğlu'nun ayrıca 23 Haziran 2008'de yaptığı açıklamada ise "Laiklik bir inanç değil, yönetim mutabakatıdır." görüşünü beyan ettiğini hatırlattı.
Kılıçdaroğlu, "Kendisine, bir din bilgini olarak şükranlarımı sunuyorum." ifadesini kullandı.
Açıklamalarının bu kısmında yanında getirdiği anayasa kitapçığını gösteren Kılıçdaroğlu, CHP olarak daha önce söyledikleri "anayasanın ilk dört maddesi değiştirilemez" sözünü anımsattı.
Bütün vatandaşlardan dinlemesini isteyerek, Anayasanın ilk üç maddesini okuyan Kılıçdaroğlu, dördüncü maddede ise "ilk üç maddenin değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğinin" yazdığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, "Yani bu 'kurucu iradedir' diyor. Meclis Başkanı'na söylemek isterim; ya bu devlete, cumhuriyete, hukukun üstünlüğüne, kadın erkek eşitliğine, yargının bağımsızlığına, medyanın özgürlüğüne, laik, demokratik, sosyal hukuk devletine inan ya da o koltuğu terk et." diye konuştu.
Konuşmasına Musevi vatandaşların Hamursuz Bayramı'nı kutlayarak başlayan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ardından Kilis'te meydana gelen gelişmelere dikkati çekti.
Kilis'in Türkiye'nin en sorunlu kentlerinden biri haline geldiğini, yaşayanların huzursuzluk içinde olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, "25 Nisan itibarıyla hayatını kaybeden Kilisli vatandaşımızın sayısı 17, yaralananların sayısı 60, hastanede tedavi görenlerin sayısı çok daha fazla. Halk her bomba veya roket atıldığında isyan etmek istiyor. Tepkisini dile getirmek istiyor. Hükümetin aldığı bir önlem var, hemen elektrikleri kesmek, interneti susturmak." diye konuştu.
Kilis'in neden bu hale geldiğinin, başta kentte yaşayanlar olmak üzere, herkes tarafından sorgulanması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Kilis'in kent nüfusu 90 bin 400. Kilis'te Suriyeli kaç kişi var? 150 bin kişi. Bu 150 bin de herkesin söylediği rakam ama gerçekten kaç Suriyeli var, kimse bilmiyor. Düşünün, bir şehirde yabancılar o şehrin nüfusundan daha fazlaysa, orada kültürel yozlaşma olabilir, ciddi sorunlar çıkabilir, orada halk isyan edebilir. O nedenle Kilisli bağırıyor, 'Nerede bu devlet' diye. Devlet yerinde duruyor da Kilisli kardeşim, soracaksın, 'nerede bu hükümet' diye. Ortada hükümet yok. İstihbarat örgütleri cirit atıyor. Kimin ne iş yaptığı belli değil. Sınır tamamen açık. Gidip gelen kim belli değil. Yaralananlar geliyor, bizim ambulansla gidip, yaralıları alıp getiriyorlar. IŞİD'lileri Türkiye'de tedavi ediyorlar. Tedavi ettikten sonra tekrar kendi ülkelerine gönderiyorlar. Buna tanık olan milletvekillerimiz var. Kilisli hastanede sağlık hizmeti alamıyor, hastaneye gidemiyor, Suriyelilere hizmet veriyor. Elbette verilsin. Ama bu tablo Kilislilerin kaldıracağı bir tablo değil."
Kentte yaşanan ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlara da değinen Kılıçdaroğlu, aileler yaşananların sorumlusunun kim olduğunu, Kilis'in neden bu hale geldiğini sordu. Kemal Kılıçdaroğlu, "Durup dururken neden bir sabah Suriye düşman ilan edildi? Bizim Suriye'ye silah göndermemizin Müslüman'ı Müslüman'a kırdırmamızın sorumlusu kim? Bunun cevabını Kilisli vatandaş verecek, elini vicdanına koyacak bu sorunun cevabını verecek." değerlendirmesinde bulundu.
İktidarın Suriye'deki olayların ilk günlerinde Emevi Camisi'ne gidip namaz kılmaktan bahsettiğini aktaran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Buyur git kıl. Gidebiliyor mu? Ne oldu? Sülayman Şah Türbesi'ni kaçırmak zorunda kaldı. Türkiye Cumhuriyeti'nin itibarını bu kadar ayaklar altına almaya kimin ne hakkı var? 'Üç saatte Şam'a gireriz' diyorlardı. Bırakın Şam'a girmeyi, 2 milyon 700 bin Suriyeli Türkiye'ye geldi. Bunun sorumlusu kim? 'Kimse Türkiye'nin gücünü test etmeye kalkmasın' diyorladı. Neredeyse her gün roket atılıyor, top atılıyor. Kilis doğrudan hedef alınıyor. Bunların sesi çıkıyor mu? Çıkmıyor. Neden? Karşıda IŞİD var. Neden IŞİD'e karşı sessizler, müdahale etmiyorlar. Neden her türlü önlemi almıyorlar? Devlet, hükümetler niye vardır? Vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlamak için vardır. Sen Kilis'te yaşayan vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlayabiliyor musun? Sağlayamıyorsun. O zaman izzeti ikbal ile çekileceksin, bu hükümetten. Yapamıyorsan, gideceksin."
Kilis'e roketlerin tesadüfen düştüğü gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldığını, oysa karşıdan hedef gözetilerek atış yapıldığını ileri süren Kemal Kılıçdaroğlu, "AKP'nin Bakanı da yaptığı toplantıda yakınına düşünce derhal Kilis'i terk ediyor. Kilisliler nereye gitsin? Onun ne günahı var." diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Kalın'ın Kilis'teki gelişmelerle ilgili açıklamasını da değerlendiren Kılıçdaroğlu, "Diyor ki 'Bunun bilinçli olarak yapılıp yapılmadığı konusunda bir istihbarat yok'. Yani IŞİD buraya bilinçli mi atıyor, bilinçsiz mi atıyor elimizde bir istihbarat yok. Zaten, Türkiye'de bir istihbarat yok. Git yabancı istihbarat kurumlarına başvur sana bilgi versinler. İstihbarat olsaydı, Ankara'nın göbeğinde, İstanbul'da bombalar patlayabilir miydi?" ifadelerini kullandı.
Suriye'deki kaotik ortamı kimin yarattığının iyi sorgulanmasını isteyen Kılıçdaroğlu, "Bunun baş sorumlusu bu hükümettir, AKP hükümetidir. CHP iktidarında hiçbir ülke ile düşmanlık içinde olmayacağız. Bütün ülkelerle dost ve kardeş ülke olacağız. Yurtta barış, dünyada barış." dedi.
Ortadoğu'da yaşanan sorunun sadece Kilis'e değil, bütün Türkiye'ye zarar verdiğini belirten CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, iktidarın yanlış dış politikasının diplomatik, ekonomik ve sosyal alanlarda ülkeyi zor durumda bıraktığını savundu.
Kılıçdaroğlu, dış politikanın milli olması ve ülkedeki tüm siyasi partilerce de desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, ancak iktidarın oluşturduğu dış politikanın da kendisinin değil, ülkenin çıkarlarına hizmet etmesini istedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olarak görev yaptığı dönemde, Gazze'ye gideceğini söylediğini ancak aradan geçen süreye rağmen, bu ziyaretin gerçekleşmediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı 'ben bir yere gideceğim' diyorsa, oraya gitmeli. 'Gideceğim' deyip de gidemiyorsa, kimseye kabadayılık satmasın." değerlendirmesinde bulundu.
Gazze'nin yeniden yapılandırılması için uluslararası toplumun bir kampanya başlattığını anımsatan Kılıçdaroğlu, Dünya Bankası'nın Filistin ekonomisiyle ilgili açıklanan raporuna da değinerek, bu raporda kampanyaya katılan ülkelerin Gazze'ye 3,5 milyar dolarlık yardım taahhüdünde bulunduğunun yer aldığını bildirdi.
Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Yardım sözünü tutan ülkeler, Amerika, Kanada gibi batılı ülkeler neyi taahhüt ettilerse, götürmüşler, ödemişler. Taahhütlerini yerine getirmeyen ülkeler, Ortadoğu ülkeleri ve Türkiye. Neden bunu hatırlatıyorum. Geçenlerde İslam İşbirliği Toplantısı yapıldı ve Sayın Cumhurbaşkanı kalkıp dedi ki 'Parasını ödemeyenler var', tek tek o ülkeleri de saydı. Peki sen taahhüdünü yerine getirdin mi kardeşim? Rıza Sarraf'ın dağıttığı rüşvetlerin yarısını ödese taahhüdünü yerine getiriyor. Türkiye'yi bu duruma sokmak doğru mudur? Emin olun, bunların yatacak yeri yok. Yalan üzerine politika oluşturuyorlar."
Karaman'daki istismar davası ve sonuçlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Kimse Karaman olayı sonuçlandı gibi görmesin. O evlatlarımızın ahını yerde bırakmayacağız." dedi.
Mahkemenin alelacele toplandığına, kararın bir celsede verildiğine vurgu yapan Kılıçdaroğlu, dosyayı kapattırmayacaklarını ve takipçisi olacaklarını belirterek, "O olaya ortam hazırlayan vakıfları ve dernekleri de unutmayacağız. Eğer unutursak, insanlığımızdan utanırız." diye konuştu.
İlköğretim öğrencilerinin barınma ihtiyacının yasa gereği bakanlık tarafından karşılanması gerektiğini, bunun dışında vakıflarca açılan yurtların kaçak olduğunu anlatan Kemal Kılıçdaroğlu, "Kaçak yurt açan Bakanlar Kurulu'nca vergi muafiyeti verilmiş bir vakıf olabilir mi? O çocukların hakkını, şerefini, namusunu, itibarını korumayan bir vakfın vergi muafiyeti olamaz. O evlerde ne idüğü belirsiz adamları çalıştırdınız." eleştirisinde bulundu.
Çocukların barınmasından sorumlu kurumun Milli Eğitim Bakanlığı olduğunu bildiren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Sayın Milli Eğitim Bakanı, sevgili hocam, sen kaç tane bu çocuklar için yurt yaptın. Bir yurt bile yapmadın. Türkiye genelinde ilköğretim ve ortaöğretim için bir yurt bile yapmadın. Niçin yapmadın? Bu karanlık ellere, fakir ailelerin çocukları teslim edilsin... Sen de vicdan, insanlık var mı? Bunu sormak zorundayım."
Milli Eğitim Bakanlığının görevi olmasına karşın, ilk ve ortaokul öğrencileri için yurt yapmadığını savunan Kılıçdaroğlu, "Bütün annelere sesleniyorum; size sözüm var. Bütün evlatlarımızı koruyacağım ve size CHP iktidarında, bir yıl içinde öğrenci yurdu sorununu çözeceğimize söz veriyorum." ifadesini kullandı.
Ergenekon Davası'nın sonuçlandığını belirten Kılıçdaroğlu, "aslında tam bir çöküştü" değerlendirmesinde bulundu.
Ergenekon'la ilgili söylemedikleri sözün kalmadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, söyledikleri karşısında ise "darbeci" nitelemesiyle karşılaştıklarını söyledi.
Ergenekon davası sürecinde 100 binden fazla telefonun izlemeye alındığını, 60 bin telefonun dinlendiğini, 3 bin kişi hakkında da tahkikat yapıldığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Dava dosyaları ekleriyle 64 milyon sayfayı aştı. 7 kişi ifade vermeden hayatını kaybetti. Bir başka 7 kişi kanser nedeniyle hayatını kaybetti. Bütün bunlar olurken, AKP zil takıp oynadı. 'Türkiye bağırsaklarını temizliyor' dediler. 'Asıl darbeciler yargılanacak' dediler ve masum insanları aylarca hapiste tuttular. Türkan Saylan gibi bütün hayatını bu ülkenin çocuklarına adamış bir kadının evini bastılar. Cüzzamı bu topraklardan silen kadın; evini basıp onu da darbeci olarak suçladılar. 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'u terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmakla suçladılar. Aklın alacağı bir şey değil. Bir de Ergenekon'un kasası vardı sözde, Kuddusi Okkır. Kasası var denilen kişinin öldüğü zaman Bağ-Kur'a 35 bin lira borcu vardı. 83 yaşındaki İlhan Selçuk'un evi basıldı. TRT'den önceden yayın yaptılar, 'şunun evi basılacak birazdan' diye. Fatih Hilmioğlu, bütün hayatını eğitime adamış bir kişi. Hapiste çocuğu öldü, evinde ağlamasına bile izin vermediler. Bunlarda vicdan yok. Mehmet Haberal, Mustafa Balbay..."
Dava sırasında 135 yıllık olan ve 75 dolara alınan bir antika tüfeğin, "suikast silahı" denilerek dosyaya alındığını savunan Kılıçdaroğlu, basılmamış kitap dolayısıyla da Ahmet Şık'ın hapse atıldığını anımsattı.
Dava nedeniyle "bir Silivri edebiyatı"nın oluştuğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, "Bu olay üç gazeteci, beş iddia yazan savcı olayı değildir. Bu olay Adalet Kalkınma Partisi'nin Türkiye'ye yaptığı bir kumpas olayıdır." görüşünü ileri sürdü.
Başbakan'ın kendi aracını savcıya tahsis ettiğini ve "Ben bu davaların savcısıyım" dediğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Şimdi soruyorum; Sayın Savcı, niye konuşmuyorsun? Savcı dut yemiş bülbüle dönmüş vaziyette. Bu kişi döndü 'siz ne istediniz de biz vermedik' dedi. Evet, bu ülkenin aydınlarını, savcılarını istediler, hakimlerini istediler, subaylarını istediler onu verdiniz. Şimdi ben sana soruyorum; sen bizim bilmediğimizin dışında sen neleri verdin Sayın Savcı? Sayın diktatör bozuntusu, sen neleri verdin? Harp Akademilerinde konuşuyor, 'bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi. Aldatıldı, kurumlarımızın içinde örgütlenmiş güçlü medya desteği ile bir yapının Türkiye'yi ele geçirmek için yürüttüğü bir kumpasa, bir darbe teşebbüsüne hep birlikte maruz kaldık.' diyor. Yani 'bana da darbe yaptılar' diyor. Sen demedin mi 'siz ne istediniz de ben size vermedim' demedin mi? 'Bizi kandırdılar, devletin içinde örgütlenmiş...' diyor. İyi de kim onları o göreve getirdi? Bir muhasebesini yaptın mı? Bu ülkenin masum insanları yıllarca hapishanede kaldı. Emin olun bunların dini, imanı da ahlakı da yok. Bunların insanlığı da yok. Masum bir insanı, hiçbir günahı olmayan insanı yıllarca hapiste tutacaksınız, çıkıp özür dileyeceğinize 'bizi kandırdılar.' Bunların yatacak yeri yok."
Yeni anayasanın yine tartışma konusu olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, dün de TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın bir toplantıda bazı açıklamalar yaptığını söyledi.
Kahraman'ın, "ben eskiden yarı başkanlık sistemini savunuyordum ama baktım ki bir direksiyonda iki şoför olmaz, o nedenle ben tam başkanlık sistemini savunuyorum." dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
"İki şoförlü örnek güzel bir örnek. Birisi yasal olarak şoför, diğeri de korsan şoför. Peki bu kimi savunuyor? Korsan şoförü savunuyor. Sen TBMM Başkanısın, ülkenin ne hale geldiğini görmen lazım. Parlamentoyu 'bekleme odasına aldık' dediği andan itibaren senin çıkıp, 'Bu parlamentodaki milletvekillerini halk seçmiştir, parlamentoyu bekleme odasına almaya hiçbir makam mevkinin gücü ve yetkisi yoktur' demen lazımdı. Bunu dedi mi? Hayır. Çünkü Meclis Başkanlığına oturması da onun sayesinde. Eğer diyet ödeyerek o makama geliyorsan, bağımsız kişiliğini satmış olursun. Yine diyor ki 'demokrasilerde devlet ceberut olmaz.' Doğru. Ben sormak istiyorum Meclis Başkanına, bu Ergenekon kumpasını yapan kimdi? Gazetecileri hapse attıran kimdi? Medya özgürlüğünü yok eden kimdi? Buna ceberut demeyeceğiz de özgürlükçü devlet mi diyeceğiz? Bunları unutmuş beyefendi, 'başkanlık sistemini nasıl getireceğiz' onun telaşı içinde. Sayın Başkan sakın unutma, CHP parlamentoda olduğu sürece bu sistem (başkanlık) Türkiye'ye asla gelemez.
Özrü kabahatinden büyük bir şey daha söylemiş; 'yeni anayasada, laiklik tarifi bir kere olmamalıdır' diyor. Emin olun bunlar laikliğin ne olduğunu da bilmiyorlar. Laiklik bütün inançların güvencesidir. Laiklik, din ve vicdan özgürlüğü demektir. Laiklik, devletin dini istismar etmemesi demektir."
Laikliğin toplumsal barışın en temel güvencesi olduğuna vurgu yapan Kemal Kılıçdaroğlu, "Laiklik insan olmaktır. İşin özeti, insana saygı duymaktır." dedi.
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun 21 Eylül 2008'de yaptığı bir açıklamada, "Laiklik toplumun ortak paydalarından biridir. Diyanet İşleri Başkanlığı laiklikle sorunu olmayan kurumların başında gelir. Laikliği din özgürlüğünün temeli olarak görmekteyiz. Bizim özgürlükten şikayetimiz olmaz." dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, Bardakoğlu'nun ayrıca 23 Haziran 2008'de yaptığı açıklamada ise "Laiklik bir inanç değil, yönetim mutabakatıdır." görüşünü beyan ettiğini hatırlattı.
Kılıçdaroğlu, "Kendisine, bir din bilgini olarak şükranlarımı sunuyorum." ifadesini kullandı.
Açıklamalarının bu kısmında yanında getirdiği anayasa kitapçığını gösteren Kılıçdaroğlu, CHP olarak daha önce söyledikleri "anayasanın ilk dört maddesi değiştirilemez" sözünü anımsattı.
Bütün vatandaşlardan dinlemesini isteyerek, Anayasanın ilk üç maddesini okuyan Kılıçdaroğlu, dördüncü maddede ise "ilk üç maddenin değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğinin" yazdığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, "Yani bu 'kurucu iradedir' diyor. Meclis Başkanı'na söylemek isterim; ya bu devlete, cumhuriyete, hukukun üstünlüğüne, kadın erkek eşitliğine, yargının bağımsızlığına, medyanın özgürlüğüne, laik, demokratik, sosyal hukuk devletine inan ya da o koltuğu terk et." diye konuştu.
