2011-07-12 - 12:59
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP'nin andiçme ile ilgili tavrı konusunda, ''CHP diklenmiş ama dik durmamıştır'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP'yi eleştirdi.
Hükümet programı üzerinde dün yapılan görüşmelerde çok kısa bir zaman sürecinde konuşmalara cevap verme fırsatı bulduğunu belirten Erdoğan, ''27 Nisan açıklamasına destek çıkan CHP olmuştur. Aynı CHP bir taraftan kalkıyor muhtıra mıydı, açıklama mıydı, bildiri miydi, bunun tartışmasını yapıyor. Muhtıra olsa ne yazar, bildiri olsa ne yazar, açıklama olsa ne yazar? Bu hükümet bunun gereğini ertesi gün yapmış mıdır, yapmıştır. Sen ne yaptın onu söyle? Sen onun yanında yer aldın. Bunların durumu bu, şecaat arz ederken bunlar sirkatin söylüyor'' diye konuştu.
Meclis'in Cumhurbaşkanı seçmesini önündeki en büyük engelin CHP olduğunu söyleyen Erdoğan, ''Sayın Gül seçilene kadar bu Parlamento Cumhurbaşkanı seçerken peki ne oldu da Sayın Gül'ün seçimine gelince hemen devran değişiverdi? Niye orada kalkıp bu gerçeğin yanında yer almadınız?'' diye sordu.
Seçmenin yüzde 47'sinin oyunu alan AK Parti'nin kapatılmasına alkış tutanın da CHP olduğunu anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Dün diyor ki 'Biz testten geçtik.' Ne testinden geçtin ya? Test buydu işte. Yüzde 47'nin oyunu almış bir AK Parti var, sen onun kapatılmasına alkış tutuyorsun. Bu kadar sessiz kaldınız. 12 Eylül müdahalesiyle yüzleşmenin, 12 Eylül Anayasası üzerinde en kapsamlı değişikliğin yapmanın karşısında yine CHP durmuştur.
12 Haziran seçimleri öncesinde AK Parti'ye oy verenleri 'beyinsiz' diye nitelendiren, 12 Haziran seçim sonuçlarını sendroma bağlayan yine CHP olmuştur. Bu nasıl oluyor da 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ilkesine sahip çıkmak oluyor? Bunların böyle bir özelliği yok. Söylüyorum ya akşam söylediklerini sabah inkar ederler. Bunların özelliği hep budur. Biz bugüne kadar bunları hep böyle gördük.
Allah aşkına birdenbire ne oldu da CHP milli iradeyi keşfetti? AK Parti'ye kapatma davası açıldığında, 'yargı da milli iradedir' diyenlerin bugün yargı kararlarını kıyasıya eleştirmeleri, çok büyük bir çelişkidir. Biz ne kapatma davasında ne de bize karşı yapılan haksızlık ve hukuksuzluklar karşısında sokağa dökülmedik, boykot çağrısı yapmadık. Milli iradeyi boykot etmek gibi, Meclisi boykot etmek gibi bir yanlışın içinde asla olmadık. Sağduyu, sabır ve soğukkanlılıkla süreci takip ettik ve çıkan kararı beğensek de beğenmesek de rıza gösterdik ve gereğini de yerine getirdik. Yaptığımız neydi, suçumuz neydi? Hepsi ortada.
CHP yattı kalktı, ne dedi işte 'AK Parti laiklik karşıtıdır' dedi. Sadece CHP bunu konuştu. AK Parti, programına 1982 Anayasası'nın gerekçesindeki laiklik tanımını koyarak bu tanım çerçevesinde bugüne kadar faaliyet göstermiş bir partidir. Kalkıp da İspanya'daki bir konuşmamda, orada başörtülü kızların, öğrencilerin durumuyla alakalı soruya verdiğim cevabı laiklik karşıtı olmakla eşanlamlı hale getirecek kadar bunlar özgürlüklerin karşısındadır.
Bu CHP budur. Biz her zaman ne diyoruz diklenmeden dik durduk. Dik duracağız diklenmeyeceğiz. CHP diklenmiş ama dik duramamıştır. Fark bu...''
CHP'lilerin ''İki arkadaşımız yemin etmeden Meclise girmeyiz'' dediğini hatırlatan Erdoğan, dün gelip TBMM Genel Kurulunda yemin ettiklerini ifade etti. Erdoğan, ''İşte bunlar bu... Ee benim vatandaşım benim halkım bunları görmüyor mu, görüyor. Ne diyor? 'Arkadaş siz doğru konuşmuyorsunuz, dürüst değilsiniz. omurgalı değilsiniz' diyor bunlara. Bunların durumu bu'' dedi.
Erdoğan, bir Nasreddin Hoca fıkrası da anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Nasreddin Hoca'ya sormuşlar, 'Hoca alimsin, bilgilisin, tecrübelisin, lakin bugüne kadar bir icat yaptın mı, bir keşfin oldu mu?' demişler. Hoca, 'Ekmek ile kar yemeği ben keşfettim. Ama benim bile hoşuma gitmedi' demiş. Şimdi CHP'nin yaptığı bu. Bir boykot icat etti ama kendisinin bile hoşuna gitmedi. Nitekim dün CHP bu yanlıştan döndü ve yemin ederek nihayet mili iradenin gereğini yerine getirdi. CHP''nin bu seferki çark edişinin diğerlerinin tersine hayırlı bir adım olduğuna inanmak istiyor, en azından böyle umuyor böyle temenni ediyoruz".
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa'nın ortasında yaşanan Srebrenitsa katliamına seyirci kalanların 16 yıl boyunca savaş suçlularının yakalanmasında da yetersiz kaldıklarını, isteksiz davrandıklarını söyledi.
Bosna'da yaşanan katliamların baş sorumlusu olarak görülen Radovan Karadziç'in aranıyor olmasına rağmen 13 yıl boyunca elini kolunu sallayarak dolaştığını, hatta doktor olarak çalıştığını ancak 2008 yılında yakalanabildiğini belirten Erdoğan, başta Srebrenitsa olmak üzere Bosna'da bir çok insanlık dışı katliama kumanda eden ''kasap'' lakaplı Miladiç'in ise savaştan 16 yıl sonra ancak Mayıs 2011'de yakalanarak Lahey'e gönderilebildiğini anımsattı.
Srebrenitsa'nın mağdurlarının 16 yıl boyunca katliamın acısını çektikleri kadar adaletin tecelli etmiyor olmasının da acısını yüreklerinde taşıdıklarını belirten Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Srebrenitsa işte bunun için son derece önemlidir. Srebrenitsa vicdanların nasıl karardığını, insan haklarının, insani değerlerin, evrensel değerlerin nasıl ayaklar altına alındığını göstermesi bakımından önemlidir. Srebrenitsa, etnik ayrımcılığın ne büyük bir felaket olduğunu, etnik temizlik girişimlerinin ne kadar gayri insani olduğunu göstermesi bakımında önemlidir. Dünyaya demokrasi dersi vermeye kalkışanların, kendi inançlarından olmayanlara nasıl kayıtsız kaldıklarını, yanıbaşlarındaki etnik temizliğe nasıl göz yumduklarını göstermesi bakımından Srebrenitsa son derece önemlidir. Srebrenitsa'yı unutmayacağız ve unutturmayacağız. Dünyanın hiçbir coğrafyasında böyle bir etnik temizliğin, böyle katliamın tekrar yaşanmaması için Srebrenitsa'nın acısını her daim diri tutacağız.
Bu millet bu ülke o kadar büyüktür ki 1991-1995 arasında Bosna'da yaşanan her acıyı özellikle de Srebrenitsa'nın acısını yüreğinde hissetmiş sadece dualarıyla değil en ücra köylerde bile varını yoğunu Boşnak kardeşleri için seferber etmiştir. Bu ülke ve bu aziz millet, 'bana ne' dememiştir, 'uzak' dememiştir. Boşnak kardeşlerine sırtını dönmemiştir ve elindeki avucundakini Bosna ile paylaşmıştır. Bugün bu ülkenin ve bu milletin Mısır, Libya, Yemen, Irak, Suriye, Afganistan ve Filistin için sesini yükseltmesini anlamayanlar, dün Srebrenitsa'ya gözünü kapatan, sırtını dönen, katliamcıların sırtını sıvazlayanlardır.''
Biz tarihimiz boyunca haksızlığın karşısında bir millet olduk. Gün geldi Fransa Kralının hakkını savunduk, gün geldi Endülüs'ün hukukunu savunduk. Gün geldi ta Ace, Sumatra'ya kadar yardım elimizi uzattık. Nerede katliam, dram varsa biz tüm gücümüzle haksızlığa karşı durmak, barışı savunmak, mağdurların elinden tutmak için orada olduk. Büyüklüğümüze yaraşır şekilde bugün ve gelecekte de haklıyı savunmaya, Hakkı savunmaya, barış ve dayanışma için çaba sarf etmeye devam edeceğiz.''
Bosna Hersek halkına dayanışma mesajı yollayan Başbakan Erdoğan, Srebrenitsa'da hayatını kaybedenleri rahmetle andığını, yakınlarına da Cenab-ı Allah'tan bir kez daha sabır niyaz ettiğini söyledi.
Erdoğan, ''Bosna Hersek'in efsanevi kahramanı, büyük lider, büyük devlet ve gönül insanı Aliya İzzetbegoviç hasta yatağında ebediyete intikalinden 24 saat önceki görüşmemizde elimi tutmuş ve 'Bosna size emanet' demişti. Merhum Aliya'ya da bir kaz daha Allah'tan rahmet diliyor, emanetinin emin ellerde olduğunu, emanetine her daim sahip çıkılacağını burada bir kez daha ifade ediyorum'' diye konuştu.
Önceki hafta Sivas ve Başbağlar'daki olayların 18. yılında bir kez daha anıldığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, AK Parti hükümetleri döneminde bu benzeri karanlık hadiseleri aydınlatma yönündeki her çabanın da engellenme, üstü örtülme, karanlığa terk edilme girişimleriyle karşılaşıldığını ifade etti.
Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Dün Danıştaya yönelik kanlı saldırıyı kendi siyasi çıkarları için kullanmaya heveslenenler, olayın derhal üzerine gidilmesi karşısında açığa düştüler. Hevesleri de kursaklarında kaldı. Aynı çevreler, belki Sivas olaylarını belki daha da eskiye giderek Çorum'u, Kahramanmaraş'ı aydınlatacak hukuk süreçlerini de engellediler. Bugün hala engellemeye devam ediyorlar. Sivas olaylarını bir siyasi malzeme bir istismar malzemesi olarak 18 yıldır kullananların, bugün AK Parti'yi çetelerle mücadelede yalnız bırakmaları son derece manidardır. Bu çevreler, AK Parti'yi çetelerle mücadelede yalnız bırakmakla kalmadılar, Silivri'ye giderek mahkemede sanıkların yanında oturacak, sanıkların avukatlığını üstlenecek kadar da bu mücadelenin karşısında durdular. Genel merkezlerinden Silivri'ye adete tünel oluşturdular. Düne kadar milleti, milletin tercihlerini küçümseyen CHP'nin, söz konusu Ergenekon olunca milli iradeyi ve demokrasiyi hatırlamış olmasının ne kadar samimiyetle bağdaştığını sizin ve aziz milletimizin takdirlerine bırakıyorum.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, BDP'nin tıpkı CHP gibi hukuku adeta hiçe sayarak Meclisi boykot etmesi, bir dayatmanın içine girmesinin demokrasiyi ve milli iradeyi inkar etmekten öte anlam taşımadığını belirterek, ''Meselenin sorumlusu olarak hükümeti görenler, uzlaşma arayışı yerine tehditler savuranlar göreceksiniz er ya da geç tıpkı CHP gibi gelecekler mecliste yeminlerini edecekler'' dedi.
Erdoğan, BDP'nin yemin ile ilgili tavrını eleştirdi.
BDP'nin de CHP'nin yaptığı gibi gelip yemin etmesini, hatta önce kayıtlarını yapmalarını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ''Onlar da geç kalıyor. Yazıktır, bu yaz tatilini yeminsiz milLetvekili olarak arazide dolaşmayı onlar da bırakmalı ve gelip onlar da en geç yarın bu yemini yapmak suretiyle parlamentodaki yerlerini almalıdırlar. İkide bir 'bizi dışladılar...' Hayır, hayır sen kendi kendini dışladın. Diyarbakır'da toplantı yapmak neyine ya? Toplantı yapılacak yer Ankara. Sen bir defa adresi şaşırdın. Önce adresi bul. Adres yanlış. Grup toplantını yapacaksan gel burada yap. Diyarbakır'da ancak belediye, il genel meclisi üyeleri toplantı yapar. Milletvekillerinin toplantı yapacakları yer, grup topLantısı burasıdır'' diye konuştu.
Erdoğan, 12 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tabloya işaret ederek, seçim öncesinde istismar, iftira, tehdit ve baskı yoluyla AK Parti'nin Doğu ve Güneydoğu'dan çekildiğine dair yalan yanlış değerlendirmeler yapıldığını hatırlattı. ''Kürt meselesine ilişkin samimi değerlendirmelerimizin çarpıtılmasından tutunuz, bölgedeki adaylara yönelik istismara kadar, partimizin temsilciliklerinin taşlanmasından tutunuz molotoflarla ateşe verilmesine kadar, silahlı saldırıya kadar her türlü yöntem AK Parti'nin karşısında devreye sokuldu. Bu adil bir seçim mi?'' dedi.
Bütün bu çabalara rağmen AK Parti'nin, Doğu ve Güneydoğu ilerindeki toplam 112 milletvekilinin 70'ini aldığını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
''7 coğrafi bölgede olduğu gibi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde AK Parti yine birinci parti olarak ipi göğüslemiştir. BDP'nin etnik temeli siyaseti ve 'Ben Kürtlerin temsilcisiyim' şeklindeki iddiası, 12 Haziran seçimlerinde bir kez daha karşısında AK Parti'yi buldu. Demek ki böyle bir şey yok. Benim Kürt kökenli vatandaşım böyle bir yetkiyi sana vermedi. Birinci derecede bu işin yetkilisi olarak AK Parti'yi görevlendirdi. AK Parti 12 Haziran seçimlerinde her bölgede, her kesimden, her etnik kökenden, her inanç grubundan, kısacası her iki kişiden birinin oyunu almak suretiyle bir Türkiye partisi olduğunu tekraren tescillemiştir.
BDP'nin tıpkı CHP gibi hukuku adeta hiçe sayarak Meclisi boykot etmesi, bir dayatmanın, bir zorlamanın içine girmesi demokrasiyi ve milli iradeyi inkar etmekten öte anlam taşımaz. Meselenin sorumlusu olarak hükümeti görenler, uzlaşma arayışı yerine tehditler savuranlar göreceksiniz er ya da geç tıpkı CHP gibi gelecekler, Mecliste yeminlerini edecekler. BDP olmasa da bu Meclis çalışır ve hizmet üretir. Bunu biliyorsunuz CHP için de söylüyorum. Vaka bu... Yasalar açık ortada. Bunları geçmişte kendileri yaptılar, biz geldik bu yasaları bulduk ve bunlarla çalışıyoruz. Bu yasalarla da hizmete devam ediyoruz.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ''Bunlar çoğunluğa sahipler diye biz istediğimizi yaparız havasındalar'' dediğini ifade eden Erdoğan, ''Biz temel ilke, felsefe olarak, çoğunluğu azınlığa tahakkümüne karşıyız. Ancak burada çok daha önemlisi var; azınlığın çoğunluğa tahakkümüne de asla ve kata müsaade etmeyiz'' dedi.
Erdoğan, yasalar çerçevesinde milletin iradesi neyse onun gereğini yerine getirmekle mükellef olduklarını kaydederek, Meclisin şu anda ''tıkır tıkır çalıştığını'' ifade etti. Erdoğan, Meclisin bugüne ve yarın çalışmalarını sürdüreceğini, Hükümetin güvenoylamasının sonrasından da hep birlikte araziye dağılacaklarını ve Türkiye geneline milletin vekilleri olarak yaz tatili boyunca da çalışmalarını sürdüreceklerini anlattı.
''BDP'liler olmasa da Doğu'nun, Güneydoğu'nun sorunları çözülecek. Kürt kardeşlerimin meseleleri çözülecek, çözülmeye devam edecek'' diyen Erdoğan, BDP'nin tüm engelleyici ve tahrik edici tutumuna rağmen 9 yıl boyunca devrim niteliğinde reformlar gerçekleştiğini ve oradaki vatandaşların sorunlarının çözüm yoluna girdiğini anlattı.
''Benim Kürt kökenli vatandaşlarıma 'kardeşim' dememiz bile beyefendileri rahatsız ediyor'' diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Kürtlerin dini Zerdüştlüktür' diyen bir anlayış var bunların başında. Bunların lider anlayışı bu. 'Kürt kardeşlerimize İslam kılıç zoruyla dayatılmıştır' diyenler bunlar. Ama şimdi bakıyorsunuz sözde Cuma namazları kılınıyor. Birileri de tribünden onları seyrediyor. Adeta basın bildirisi açıklar gibi. Yaptıkları iş bu. Ama burada zaten Cuma kılınıyor. Neymiş, devletin camisinde veya devletin imamının arkasında Cuma namazı kılınmazmış. Böyle kendilerine göre bir fetva vermişler. Cuma, ehliyet ve liyakat sahibi hocalarımızın arkasında kılınır. Bunların nereden, neyi bulup getirdiği de belli değil, o ayrı mesele... Ve onun da bir adabı olur, o adabın içerisinde kılınır.
Biz biliyorsunuz kendi geleneğimizde de köylerdeki mescitlerde de Cuma kılmayız genellikle. Genelde kasabaya ineriz, ilçeye ineriz veya il merkezindeki Selahattin Camii dediğimiz veyahut da Cuma mescitleri dediğimiz o büyük yerlerde bir araya gelip oralarda genelde Cumalarımızı ifa ederiz, yerine getiririz. Neden? Çünkü o bizim birlik, beraberlik, dayanışma mesajlarını alacağımız gündür. Birbirimizle ciddi manada tanışma, kaynaşma günümüzdür ve bu böyle yerine getirilir. Ama bunların yaptığı ayrışmadır. Bunların yaptığı nedir, tamamen bölmedir, parçalamadır. Kendilerine göre bir şeyler icat ediyorlar. İcat edenlerin de bu işin içinde olduklarını bir bilsek, ah can kurban. Böyle bir şey de yok.''
Erdoğan, kendilerinin ''bütün bunlara rağmen BDP de gelsin, yemin etsin, meclis çalışmalarına katılsın. Hem milli iradenin hem de milletvekili olmanın gereğini yerine getirsin'' dediklerini ifade ederek, şunları kaydetti:
''Biz gerek yeni Anayasanın yapılma sürecinde, gerekse milli birlik ve kardeşlik projemizde BDP'nin katkılarını görmek isteriz. Ancak, 'Biz ne istiyorsak o Anayasanın içinde yer alır' derseniz; kusura bakmayın siz önerinizi getirirsiniz, alması gereken, olması gereken ne teklifiniz varsa onlar orada yerini alır. Ama hepsi orada yerini alır diye bir şey yok. Oturacağız bir ortak akıl oluşturacağız ve bu ortak akılla, bu kolektif akılla bir anayasa hazırlayalım diyoruz.
Dün, baktık ki, MHP'nin Genel Başkanı Sayın Bahçeli hemen orada bizi adeta hesaba çekmeye başladı. Anamuhalefetin genel başkanı aynı şekilde hesaba çekmeye başladı. Biz ne diyoruz hesap sormayı bırakın gelin oturalım masaya; verin ekiplerinizi, biz de ekibimizi verelim CHP, BDP de versin; başlasın arkadaşlar çalışmaya. Bu işin bir çerçevesi oluşsun, ondan sonra biz tüm sivil toplum kuruluşlarının da desteklerini, yardımlarını alalım, akademisyenlere gidelim, onlara desteklerini alalım, anayasacıların desteklerini son safhada onların da alalım. Ama ondan sonra bu işin nihai kararını verecek yer bu parlamento olacak. Burada bunu gerçekleştireceğiz ve ondan sonra da hep beraber, birlikte övünelim. Tüm milletimizin 'İşte benim Anayasam diyebileceği bir anayasayı hazırladık' diyelim. Bunu Doğu'daki, Batı'daki, Kuzey'deki de Güney'deki de desin. 'Artık biz darbe dönemlerinin anayasasından kurtulduk' desin halkımız, bunu başaralım. Ama daha bu adımı atmadan, sizlerden randevu talebinde bulunmadan hemen kalkar da bize yumruğunuzu sıkarsanız, biz o eli nasıl sıkarız. Açık olan el sıkılır, sıkılı el nasıl sıkılır.''
(12.59)
