2014-06-05 - 14:05
TBMM Genel Kurulu'nda, kamuoyunda "yeni yargı paketi" olarak bilinen, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Tasarı'nın 12 maddesi kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında toplandı.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Başbakanlık'ın yeni binasının AOÇ arazisi üzerinde yapılmadığını, Orman Genel Müdürlüğü'nün tapulu arazisi üzerinde yapıldığını kaydetti.
CHP Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle yaptığı gündemdışı konuşmada, Türkiye'de Kayseri ili kadar alanın yok edildiğini belirterek, "Ağaçları katlederek, bitki örtüsünü alt üst ederek yapılan köprüye 'medeniyettir' diyen bir Başbakan var. Medeniyet, doğayı koruyarak gelişmeyi sağlamaktır, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaktır. Havayı, suyu, toprağı yok ederek yapılanlar, tek kelimeyle cinayettir" dedi.
AK Parti Düzce Milletvekili Osman Çakır, Bosna-Hersek ve Balkanlar'daki sel felaketi nedeniyle yaptığı gündemdışı konuşmada, Bosna-Hersek'in, Osmanlı'nın fethettiği günden bugüne kadar bağların devam ettiği ve gönül bağı olan ülkelerden birisi olduğunu söyledi.
Sel felaketinde Bosna-Hersek'in topraklarının 5'te 1'inin zarar gördüğünü, onbinlerce insanın evlerini terketmek zorunda kaldığını belirten Çakır, Türkiye'nin Bosna-Hersek'li kardeşlerini yalnız bırakmayacağını, onlara yardım edeceğini söyledi.
Çakır, Bosna'nın bu yüzyıl içinde yaşadığı katliamın ve soykırımın ardından sel felaketine maruz kaldığını ifade ederek, selden etkilenen mayınların temizlenmesinin de önemli olduğunu vurguladı.
MHP Adana Milletvekili Ali Halaman da gündemdışı konuşmasında, Adana'daki çiftçilerin sorunlarını gündeme getirdi.
HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ise gelecek nesillere iyi bir çevre bırakmak için yeşil alanlar ve hayvanları korumak gerektiğini, daha yaşanılabilir ülke için herkesin üzerine düşen sorumlulukları yapması gerektiğini söyledi.
Gümdemdışı konuşlara yanıt veren Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nü kutladı.
Son 11 yılda neler yaptıklarını ve nereden nereye geldiklerini anlatan Eroğlu, 2002'de atık suların yüzde 80'inin derelere ve denizlere arıtılmadan doğrudan atıldığını, arıtma tesisi oranının yüzde 20 olduğunu belirterek, bu oranı yüzde 80'e çıkarttıklarını ve yüzde 95'e ulaşmayı hedeflediklerini bildirdi.
"Yeteri kadar baraj ve gölet yapılmasaydı şu anda 76 şehrimiz kuraklık altında olurdu" diyen Eroğlu, Türkiye'nin arıtma tesisinde dünyanın en ileri teknolojisine sahip olduğunu kaydetti.
Eroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, 1995'te Türkiye'nin ilk tıbbı atık bertaraf tesisini kurduklarını söyledi. Çöpten elektrik üretim tesisini de ilk kez İstanbul'da kendilerinin kurduğunu belirten Eroğlu, ilk katı atık depolama tesisinin de Hükümetleri döneminde yapıldığını ifade etti. Bakan Erdoğlu, şu anda katı atık tesisleriyle, nüfusun yüzde 70'inin katı atıklarını bertaraf ettiklerini vurguladı.
Ambalaj atığı geri dönüşüm tesis sayısını 835'e, tehlikeli bertaraf atık tesisi sayısını 282'ye çıkardıklarını kaydeden Eroğlu, 526 ton da atık pil topladıklarını bildirdi.
Veysel Eroğlu, hava kirliliği ile mücadelede de çok önemli adımlar attıklarını söyledi. Türkiye'nin bütün illerindeki hava kirliliğini otomatik olarak kontrol ettiklerini, hava kirliliği ölçüm istasyonu sayısının 169'a çıkardıklarını belirten Eroğlu, "Artık Türkiye'nin havası tertemiz" dedi.
219 tane deniz suyu ölçüm istasyonu kurduklarını, mavi bayrak sayısını 419'a yükselttiklerini belirten Eroğlu, Antalya'nın dünyanın en çok mavi bayrağa sahip şehri haline geldiğini belirtti. Bakan Eroğlu, 246 limanda gemilerden atıkları toplama tesisi kurduklarını söyledi.
Veysel Eroğlu, çevre faslı bütün AB ülkelerinde en son açılan fasıl iken, Türkiye'nin çevre faslını açtığını, ABD'nin bile taraf olmadığı Kyoto protokolüne taraf olduklarını bildirdi. "Eksiklerimiz var ama nereden nereye geldiğimize bakın" diyen Eroğlu, 2 milyar fideyi toprakla buluşturduklarını, sadece İstanbul'da 18 milyon fide diktiklerini vurguladı.
Başbakanlık'ın yeni binasının Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisi üzerinde olmadığını, Orman Genel Müdürlüğü'nün tapulu arazisi üzerinde yapıldığını belirten Eroğlu, "AOÇ arazisi ile alakası yok. Orman Genel Müdürlüğü'nün binası depreme dayanıksızdı, şimdi biz muhteşem Orman Genel Müdürlüğü binası yapıyoruz" dedi.
HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, "Bu ülkeyi bölmek, parçalamak hiç kimsenin haddine değil. Bu ülkede kardeşçe yaşamak, barış içinde yaşamak, eşit ve özgür bir şekilde yaşamak da bizim hakkımız" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Tasarı'nın 1. bölümü üzerinde görüşmeler devam ediyor.
CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, 8. maddede verdiği önerge üzerine yaptığı konuşmada, tasarının çocukların cinsel istismarlarının önlenmesi için gündeme geldiğini söyledi. Terör örgütü tarafından kaçırılan çocuklar ve ailelerin eylemine değinen Yılmaz, bu konuda iktidarın HDP milletvekillerinin girişimde bulunmasını beklemesini eleştirdi. Yılmaz, "Ben Başbakan'a soruyorum; biz burada hükümetin başı değil misiniz? Neden orada duruyorsunuz? Doğuda ve batıda yasalar farklı mı uygulanıyor. Burada Ankara'da ya da herhangi bir yerde 'çocuğum kaçırıldı' denildiği takdirde ne yapılır? Polis hemen müdahale eder, soruşturma açılır, aramalar başlar. Ama Güneydoğu'da olduğunda ve PKK söz konusu olduğunda hiçbir işlemin yapılmadığını görüyoruz. Sadece milletvekillerinden medet umuluyor. Gerçekten de orada artık devlet otoritesinin yok olduğunu ve tamamıyla PKK'ya bir otorite bırakıldığını gözlemlemiş bulunuyoruz" diye konuştu.
Yılmaz, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin çocukları kaçırılan annelerin eylemine dönük tutumunu da eleştirerek, annelerin belediye binası önünden uzaklaştırıldığını söyledi.
BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık da sataşma nedeniyle söz alarak Yılmaz'ın konuşmasını eleştirdi. Bir süredir bilgi kirliliği yaşandığını ileri süren Sakık, Yılmaz'ın konuşmasında gerçeğe dayalı hiçbir şey olmadığını savundu. Sakık, "Bize hikayeler anlatıyorsunuz. Siz bir anne olarak öfkeyi, kini, nefreti yüreğinizde iman gibi büyütüyorsunuz. Bir halka bu kadar düşmanlık yapılmaz, hakaret edilmez" dedi.
Yılmaz'ın batı ve doğu arasında kıyaslama yaptığını öne süren Sakık, şöyle devam etti:
"Ayıptır. Böyle bir şey olabilir mi? Diyarbakır'da son dönemlerde planlı projeli bir şey var. Bir anne de çıkmış televizyonda benimle ilgili şunu söylüyor; 'Gittim Sırrı Sakık'la dertleştim, kızım dağa gitmişti. Sırrı dedi ki kızın gitti daha ne istiyorsun, bundan onur duy'. Ben böyle bir anneyi tanımıyorum, bilmiyorum. Ama bilgi kirliliği var. Son günlerde HDP'ye, BDP'ye ciddi bir saldırı var. Bunlar bir yerde örgütleniyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nde bir saldırı falan yoktur. Bu çocukların dağa niye gittiğini hep birlikte araştırmanız lazım. Bu çocuklar üniversiteyi bırakıp, isyanın adresi dağlarsa oraya gidiyorsa herkesin biraz düşünmesi lazım. Hep birlikte araştıralım. Parlamentonun görevi budur."
AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat ise Sakık'ın konuşmasına oturduğu yerden tepki gösterdi. Eronat daha sonra Genel Kurul Salonu'nda çıktı.
Ardından kürsüye gelen Dilek Akagün Yılmaz ise kin ve nefret dolu olanın kendileri olmadığını dile getirerek, bir anne, sosyal demokrat ve Atatürkçü bir kişi olarak bu duygular içinde bulunmasının mümkün olamayacağını söyledi. Yılmaz, 18 yaşını geçmiş kişilerin tercihlerinde özgür, ancak 18 yaşının altındakilerin çocuk olduğuna işaret ederek, "18 yaş altı çocuklar için onların kendi iradeleriyle dağa gittiğini söylemek, dağda mücadele etmeye gittiğini söylemek asla bir insan hakları savunucusunun söyleyebileceği bir şey değildir. Nerede kalmıştır çocuk hakları?" diye konuştu.
Yılmaz, 18 yaş altındaki çocukların bulunmaları gereken yerin ailelerinin yeri ve okulları olduğunu, onların kaçırılmasına, kandırılmasına izin vermemek gerektiğini söyleyerek, "HDP milletvekillerinin yapması gereken de bunu onaylamak değil, çocuk haklarına gerçek anlamda sahip çıkmak demektir" dedi.
Sataşma nedeniyle söz alan HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan da Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak'ın çocukları için eylem yapan aileleri belediye binası önünden kovduğu iddialarının gerçek olmadığını ileri sürdü. Buldan, "Allah'a çok şükür ki Sayın Gültan Kışanak sizin gibi faşist birisi değil. Allah'a çok şükür ki sayın Gültan Kışanak sizin sahip olduğunuz hiçbir özelliğe sahip bir belediye başkanı, bir kadın, bir insan değil. Sayın Kışanak sizin tam aksinize çok kapsayıcı bir kadın, bir anne, bir insan. Siz bundan ne anlam çıkarıyorsanız size de o yakışır diyorum" ifadelerini kullandı.
Tekrar söz alan Yılmaz da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin ailelere yönelik tutumunu gazetelerden gördüklerini ve takip ettiklerini söyledi. Yılmaz, yapılanların demokrasiye sığmadığını vurguladı.
Yıllarca demokrasi mücadelesi verdiğini, bu uğurda işkence gördüğünü, cezaevlerinde kaldığını anlatan Yılmaz, "Her türlü özgürlüklerin ve demokrasinin yanındayım. Ama ben bu ülkenin bölünmesine, parçalanmasına Amerikan emperyalizminin dayatması ile bu ülkeye yeniden bir Sevr dayatmasına hayır diyen bir insanım. CHP'nin programında bu çok açık net vardır. CHP üniter devleti, ulus devletini savunur. Ben de partimin bir neferiyim. Sosyal demokrat bir insan olmaktan, demokrasi mücadelesi veren bir insan olmaktan gurur duyuyorum, onur duyuyorum. Ama siz bu ülkenin bölünmesini, parçalanmasını istiyorsunuz" diye konuştu.
Buldan da yerinden söz alarak, şunları söyledi:
"Sayın Yılmaz'ın ifade ettiği bu ülkeyi bölmek, parçalamak, ikiye ayırmak gibi hiçbir zaman böyle bir tutum içinde olmadık, bu görüşleri savunmadık. Aksine bu ülkenin bütünlüğü ama bu ülkede bütünlük içinde olduğu kadar eşit ve özgür bir şekilde yaşamak isteğimizi de her zaman ifade ettik. Bu ülkeyi bölmek, parçalamak hiç kimsenin haddine değil. Bu ülkede kardeşçe yaşamak, barış içinde yaşamak, eşit ve özgür bir şekilde yaşamak da bizim hakkımız. Siz sosyal demokrat kimliğinizle övünürken ne yazık ki Sayın Yılmaz sosyal demokratlığın d'sinden bile bir nebze bile faydalanmış bir insan değilsiniz ne yazık ki. Görüşleriniz, düşünceleriniz, tarzınız, üslubunuz antidemokratik."
Bu arada, CHP Niğde Milletvekili Doğan Şafak'ın Akkaya Baraj Gölü'ndeki su kirliliğinin çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi Genel Kurul'da yapılan oylama sonucunda reddedildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, kamuoyunda "yeni yargı paketi" olarak bilinen, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı'nın birinci bölümü üzerindeki görüşmeler sürüyor.
Partisinin önergesi üzerinde konuşan HDP'li Zozani, 20. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa'da sosyalizm ve kapitalizm çatışması yaşandığını belirterek, "Türkiye'nin kurucu unsuru dediğiniz siyaset doktrini biraz Mussolini'dir, biraz Hitler'dir. Kuruluşundan bugüne kadar Türkiye'nin bütün kurucu temellerine dinamit koyan bu nasyonal siyasi anlayış, Türkiye'yi bölünme eşiğine getirdi. Cesaretini, ilhamını Hitler'den Mussolini'den aldı. Sizin bugün savunduğunuz Kemalizm dediğiniz şey, aslında bir parça Hitler'dir, bir parça da Mussolini'dir. Bunun dışında bir şey değildir. Türkiye'nin temellerine koyduğunuz bu dinamiği biz bugün çıkarmaya, Türkiye'yi bu tehlikeden kurtarmaya çalışıyoruz" dedi.
Sataşma gerekçesiyle kürsüye gelen CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, CHP'nin programı ve tüzüğünün belli olduğunu belirterek, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü Mussolini ile Hitler ile mukayese etmek aymazlıktır. Atatürk olmasaydı, Ağrı'nın yeni belediye başkanının 'tabelasını kaldıracağım' dediği Kazım Karabekir olmasaydı, Kürt halkı belki Ermenistan içinde Ermenilere karşı mücadele verecekti. 'Bin yıldır Kürt-Türk kardeşçe yaşıyor' diyeceksiniz, ama burada aymazca sapkınca laflar söyleyeceksiniz. Bunu size yakıştıramadım" diye konuştu.
HDP'li Zozani, Kürtlerin; "Erzurum Kongresi'nde, Amasya Genelgesi'nde ve Sivas Kongresi'nde desteklediği Anadolu halklarının bağımsızlık mücadelesinin verildiği döneme özlem duyduğunu" söyledi.
CHP'ye "Keşke sizin dediğiniz, adını andığınız Kemalist doktirin Erzurum Kongresi'nin resmini temsil ediyor olsaydı. Keşke Amasya Genelgesi'nin gereklerini burada söyleseydiniz" diye seslenen Zozani, CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'a, "Size sataşıyorum, Sayın grup başkanvekilinin dediği o aymazlığı size doğrultuyorum" dedi.
Sataşma gerekçesiyle söz isteyen CHP'li Yılmaz, bugünün, HDP Grubu'nun CHP Grubu ile uğraşma günü olduğunu söyledi.
"CHP bu ülkede iktidar, o nedenle HDP Grubu her çıkışında bize sataşıyor" diyen Yılmaz, "HDP, bizim kurucu genel başkanımıza, Kurtuluş Savaşı'mızın büyük önderine bu şekilde hakaret ederek, kendisini aslında açıkça ifade ediyor" diye konuştu.
Yılmaz, HDP Muş Milletvekili Demir Çelik'in bir gazeteye verdiği röportajda, "Biz bu ülkede ayrı bir başkent, bayrak istiyoruz. Polis gücümüz, ayrı Meclisimiz olsun istiyoruz" dediğini kaydederek, "Bizim Kürt kardeşlerimizle bir sorunumuz yok, bizim üniter yapıyı bozmak isteyenlerle sorunumuz var" dedi. CHP'li Yılmaz, AK Parti Grubu'na da "Cumhurbaşkanlığı yolunda HDP ve İmralı ile nasıl işbirliği yaptığınızı biliyoruz" diye seslendi.
Tekrar kürsüye gelen Zozani, "Artık bölücü olmadığımızı ifade etmeyeceğiz" dedi.
Türkiye kamuoyunun kendilerine inandığını ve partilerini Ana Muhalefet Partisi olarak gördüğünü iddia eden Zozani, CHP'ye yönelik, "Siz kendi kafanızda bir getto oluşturdunuz, burada yaşamaya çalışıyorsunuz. Sizin ayaklarınızın altındaki halıyı çektiğiniz için çok sinirlisiniz, varlık gerekçeleriniz ortadan kalktığınız için böylesiniz" sözlerini kullandı.
CHP'li Altay da "Tertemiz, lekesiz, şaibesiz bir Cumhurbaşkanının peşindeyiz, sadece kendisi değil, ailesi, akrabası şaibeye bulaşmamış bir Cumhurbaşkanı'nın peşindeyiz. CHP'nin anlayışı budur" dedi. Altay, HDP Grubu'na, "Bu agresif siyasetinizden neyi amaçladığınızı anlamış değiliz. Bu topraklar Türklere de Kürtlere de yeter. Yeter ki bu coğrafyada sinsi emelleri olan dış odakların oyununa gelmeyelim" diye seslendi.
Ağrı Belediye Başkanı seçilen BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise Ağrı'nın göbeğinde, 1930'larda Ağrı'yı bombalayan uçağın pervanelerinin asılı olduğu abide bulunduğunu söyledi.
Bu abideden Kürtler'in rahatsız olduğunu belirten Sakık, "bu abidenin şehrin dışına çıkarılması gerektiğini" söylediğini kaydetti. Sakık, "Bir gazeteci, 'Kazım Karabekir'in ismi duracak mı?' diye sorunca, ben de 'militarizmi çağrıştıracak hiçbir isim burada olmayacak' dedim. Ben hiçbir değere asla hakaret etmedim" dedi.
Kamuoyunda "yeni yargı paketi" olarak bilinen, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı'nın 12 maddesi kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen tasarı üzerinde, partisinin verdiği önerge hakkında konuşan CHP Manisa Milletvekili Sakine Öz, çocuklara yönelik suçlarda cezaları artırmanın yeterli ve kalıcı çözüm olamayacağını belirterek, çocukların yaşam koşullarının düzeltilmesi ve refahının artırılması gerektiğini savundu. Öz, kadın ve çocuklarının ekonomik, sosyal ve cinsel istismarına çare olacak yeni ve kapsamlı bir düzenleme dileğinde bulundu.
CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen de Türk Ceza Kanunu'nda sürekli değişiklik yapılmasının öngörülebilirliği ve hukuk güvenilirliğinin ortadan kaldırılmasına yol açtığını, bunun da hukuk devletine güveni sarstığını savundu.
Düzenleme ile ivedi yargılama usulünün getirildiğini belirten Türmen, şöyle devam etti:
"Nereye getiriliyor ivedi yargılama diye baktığımız zaman, ihale işleri, acele kamulaştırma işlemleri, özelleştirme işleri gibi akçeli işlere getiriliyor. Oysa Türkiye'de kitlesel insan hakları ihlalleri var, polis şiddetinden ölen dünya kadar insan var. Böyle insan hakları varken, yaşam hakkı ihlal ediliyorken ivedi yargılama usulünü bu insan hakları için uygulamayıp akçeli işler için uygulamak iktidarın önceliklerinin nerede olduğunu gösteriyor. Önemli olan insan yaşamı mıdır, ihale işleri midir? Anlaşılıyor ki iktidar bakımından önemli olan ihale işleridir. Seçimler yaklaşınca bu işlerin önemi büsbütün artıyor. Oysa Ethem'i öldüren polisin, Berkin Elvan'ı öldüren polisin yargılanması ya da polis kurşunuyla öldürülen Nijeryalı Festus Okey'in, halen yargılaması devam ediyor, onu öldüren polisin acele yargılanması, ivedi yargılama usulünün bunlara uygulanması çok daha doğru olurdu. Dünyanın her tarafında bu böyledir."
Tasarının birinci bölümünde kabul edilen ilk 12 maddeye göre, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapanlara verilen cezayı artırıyor. Buna göre, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişiye verilen 1 yıldan 7 yıla kadar olan hapis cezası, 4 yıldan 12 yıla çıkarılıyor.
Özellikle kendi kullanımı için ihtiyaç duyduğu esrarı elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.
Tasarı, bölge idare mahkemelerinin oluşumunu yeniden düzenliyor.
Bölge idare mahkemeleri; başkanlık, başkanlar kurulu, daireler, bölge idare mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşacak. Bölge idare mahkemelerinde, biri idare diğeri vergi olmak üzere en az 2 daire yer alacak. Gerekli hallerde dairelerin sayısı, Adalet Bakanlığı'nın teklifi üzerine HSYK'ca artırılıp azaltılabilecek.
Bölge idare mahkemelerinin görevleri arasında, istinaf başvurularını inceleyip karara bağlamak da yer alacak. Bölge idare mahkemeleri ayrıca, yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlayacak.
Bölge idare mahkemesi başkanlar kurulu, bölge idare mahkemesi başkanı ile daire başkanlarından oluşacak. Başkanlar kurulu eksiksiz toplanacak, çoğunlukla karar verecek.
Danıştay daire başkanı ve üyeleri, istekleri üzerine HSYK'ca bölge idare mahkemesi başkanlığına veya daire başkanlığına dört yıllığına atanabilecek. Her daire, bir başkan ve 2 üyenin katılımıyla toplanacak. Görüşmeler gizli yapılacak, kararlar çoğunlukla verilecek.
TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, tasarının 13. maddesi üzerinde verilen önergenin yapılan iki yoklamasında da yeterli sayı bulunamayınca, birleşimi, yarın saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Başbakanlık'ın yeni binasının AOÇ arazisi üzerinde yapılmadığını, Orman Genel Müdürlüğü'nün tapulu arazisi üzerinde yapıldığını kaydetti.
CHP Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan, 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle yaptığı gündemdışı konuşmada, Türkiye'de Kayseri ili kadar alanın yok edildiğini belirterek, "Ağaçları katlederek, bitki örtüsünü alt üst ederek yapılan köprüye 'medeniyettir' diyen bir Başbakan var. Medeniyet, doğayı koruyarak gelişmeyi sağlamaktır, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaktır. Havayı, suyu, toprağı yok ederek yapılanlar, tek kelimeyle cinayettir" dedi.
AK Parti Düzce Milletvekili Osman Çakır, Bosna-Hersek ve Balkanlar'daki sel felaketi nedeniyle yaptığı gündemdışı konuşmada, Bosna-Hersek'in, Osmanlı'nın fethettiği günden bugüne kadar bağların devam ettiği ve gönül bağı olan ülkelerden birisi olduğunu söyledi.
Sel felaketinde Bosna-Hersek'in topraklarının 5'te 1'inin zarar gördüğünü, onbinlerce insanın evlerini terketmek zorunda kaldığını belirten Çakır, Türkiye'nin Bosna-Hersek'li kardeşlerini yalnız bırakmayacağını, onlara yardım edeceğini söyledi.
Çakır, Bosna'nın bu yüzyıl içinde yaşadığı katliamın ve soykırımın ardından sel felaketine maruz kaldığını ifade ederek, selden etkilenen mayınların temizlenmesinin de önemli olduğunu vurguladı.
MHP Adana Milletvekili Ali Halaman da gündemdışı konuşmasında, Adana'daki çiftçilerin sorunlarını gündeme getirdi.
HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ise gelecek nesillere iyi bir çevre bırakmak için yeşil alanlar ve hayvanları korumak gerektiğini, daha yaşanılabilir ülke için herkesin üzerine düşen sorumlulukları yapması gerektiğini söyledi.
Gümdemdışı konuşlara yanıt veren Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nü kutladı.
Son 11 yılda neler yaptıklarını ve nereden nereye geldiklerini anlatan Eroğlu, 2002'de atık suların yüzde 80'inin derelere ve denizlere arıtılmadan doğrudan atıldığını, arıtma tesisi oranının yüzde 20 olduğunu belirterek, bu oranı yüzde 80'e çıkarttıklarını ve yüzde 95'e ulaşmayı hedeflediklerini bildirdi.
"Yeteri kadar baraj ve gölet yapılmasaydı şu anda 76 şehrimiz kuraklık altında olurdu" diyen Eroğlu, Türkiye'nin arıtma tesisinde dünyanın en ileri teknolojisine sahip olduğunu kaydetti.
Eroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, 1995'te Türkiye'nin ilk tıbbı atık bertaraf tesisini kurduklarını söyledi. Çöpten elektrik üretim tesisini de ilk kez İstanbul'da kendilerinin kurduğunu belirten Eroğlu, ilk katı atık depolama tesisinin de Hükümetleri döneminde yapıldığını ifade etti. Bakan Erdoğlu, şu anda katı atık tesisleriyle, nüfusun yüzde 70'inin katı atıklarını bertaraf ettiklerini vurguladı.
Ambalaj atığı geri dönüşüm tesis sayısını 835'e, tehlikeli bertaraf atık tesisi sayısını 282'ye çıkardıklarını kaydeden Eroğlu, 526 ton da atık pil topladıklarını bildirdi.
Veysel Eroğlu, hava kirliliği ile mücadelede de çok önemli adımlar attıklarını söyledi. Türkiye'nin bütün illerindeki hava kirliliğini otomatik olarak kontrol ettiklerini, hava kirliliği ölçüm istasyonu sayısının 169'a çıkardıklarını belirten Eroğlu, "Artık Türkiye'nin havası tertemiz" dedi.
219 tane deniz suyu ölçüm istasyonu kurduklarını, mavi bayrak sayısını 419'a yükselttiklerini belirten Eroğlu, Antalya'nın dünyanın en çok mavi bayrağa sahip şehri haline geldiğini belirtti. Bakan Eroğlu, 246 limanda gemilerden atıkları toplama tesisi kurduklarını söyledi.
Veysel Eroğlu, çevre faslı bütün AB ülkelerinde en son açılan fasıl iken, Türkiye'nin çevre faslını açtığını, ABD'nin bile taraf olmadığı Kyoto protokolüne taraf olduklarını bildirdi. "Eksiklerimiz var ama nereden nereye geldiğimize bakın" diyen Eroğlu, 2 milyar fideyi toprakla buluşturduklarını, sadece İstanbul'da 18 milyon fide diktiklerini vurguladı.
Başbakanlık'ın yeni binasının Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisi üzerinde olmadığını, Orman Genel Müdürlüğü'nün tapulu arazisi üzerinde yapıldığını belirten Eroğlu, "AOÇ arazisi ile alakası yok. Orman Genel Müdürlüğü'nün binası depreme dayanıksızdı, şimdi biz muhteşem Orman Genel Müdürlüğü binası yapıyoruz" dedi.
HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, "Bu ülkeyi bölmek, parçalamak hiç kimsenin haddine değil. Bu ülkede kardeşçe yaşamak, barış içinde yaşamak, eşit ve özgür bir şekilde yaşamak da bizim hakkımız" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Tasarı'nın 1. bölümü üzerinde görüşmeler devam ediyor.
CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, 8. maddede verdiği önerge üzerine yaptığı konuşmada, tasarının çocukların cinsel istismarlarının önlenmesi için gündeme geldiğini söyledi. Terör örgütü tarafından kaçırılan çocuklar ve ailelerin eylemine değinen Yılmaz, bu konuda iktidarın HDP milletvekillerinin girişimde bulunmasını beklemesini eleştirdi. Yılmaz, "Ben Başbakan'a soruyorum; biz burada hükümetin başı değil misiniz? Neden orada duruyorsunuz? Doğuda ve batıda yasalar farklı mı uygulanıyor. Burada Ankara'da ya da herhangi bir yerde 'çocuğum kaçırıldı' denildiği takdirde ne yapılır? Polis hemen müdahale eder, soruşturma açılır, aramalar başlar. Ama Güneydoğu'da olduğunda ve PKK söz konusu olduğunda hiçbir işlemin yapılmadığını görüyoruz. Sadece milletvekillerinden medet umuluyor. Gerçekten de orada artık devlet otoritesinin yok olduğunu ve tamamıyla PKK'ya bir otorite bırakıldığını gözlemlemiş bulunuyoruz" diye konuştu.
Yılmaz, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin çocukları kaçırılan annelerin eylemine dönük tutumunu da eleştirerek, annelerin belediye binası önünden uzaklaştırıldığını söyledi.
BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık da sataşma nedeniyle söz alarak Yılmaz'ın konuşmasını eleştirdi. Bir süredir bilgi kirliliği yaşandığını ileri süren Sakık, Yılmaz'ın konuşmasında gerçeğe dayalı hiçbir şey olmadığını savundu. Sakık, "Bize hikayeler anlatıyorsunuz. Siz bir anne olarak öfkeyi, kini, nefreti yüreğinizde iman gibi büyütüyorsunuz. Bir halka bu kadar düşmanlık yapılmaz, hakaret edilmez" dedi.
Yılmaz'ın batı ve doğu arasında kıyaslama yaptığını öne süren Sakık, şöyle devam etti:
"Ayıptır. Böyle bir şey olabilir mi? Diyarbakır'da son dönemlerde planlı projeli bir şey var. Bir anne de çıkmış televizyonda benimle ilgili şunu söylüyor; 'Gittim Sırrı Sakık'la dertleştim, kızım dağa gitmişti. Sırrı dedi ki kızın gitti daha ne istiyorsun, bundan onur duy'. Ben böyle bir anneyi tanımıyorum, bilmiyorum. Ama bilgi kirliliği var. Son günlerde HDP'ye, BDP'ye ciddi bir saldırı var. Bunlar bir yerde örgütleniyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nde bir saldırı falan yoktur. Bu çocukların dağa niye gittiğini hep birlikte araştırmanız lazım. Bu çocuklar üniversiteyi bırakıp, isyanın adresi dağlarsa oraya gidiyorsa herkesin biraz düşünmesi lazım. Hep birlikte araştıralım. Parlamentonun görevi budur."
AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat ise Sakık'ın konuşmasına oturduğu yerden tepki gösterdi. Eronat daha sonra Genel Kurul Salonu'nda çıktı.
Ardından kürsüye gelen Dilek Akagün Yılmaz ise kin ve nefret dolu olanın kendileri olmadığını dile getirerek, bir anne, sosyal demokrat ve Atatürkçü bir kişi olarak bu duygular içinde bulunmasının mümkün olamayacağını söyledi. Yılmaz, 18 yaşını geçmiş kişilerin tercihlerinde özgür, ancak 18 yaşının altındakilerin çocuk olduğuna işaret ederek, "18 yaş altı çocuklar için onların kendi iradeleriyle dağa gittiğini söylemek, dağda mücadele etmeye gittiğini söylemek asla bir insan hakları savunucusunun söyleyebileceği bir şey değildir. Nerede kalmıştır çocuk hakları?" diye konuştu.
Yılmaz, 18 yaş altındaki çocukların bulunmaları gereken yerin ailelerinin yeri ve okulları olduğunu, onların kaçırılmasına, kandırılmasına izin vermemek gerektiğini söyleyerek, "HDP milletvekillerinin yapması gereken de bunu onaylamak değil, çocuk haklarına gerçek anlamda sahip çıkmak demektir" dedi.
Sataşma nedeniyle söz alan HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan da Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak'ın çocukları için eylem yapan aileleri belediye binası önünden kovduğu iddialarının gerçek olmadığını ileri sürdü. Buldan, "Allah'a çok şükür ki Sayın Gültan Kışanak sizin gibi faşist birisi değil. Allah'a çok şükür ki sayın Gültan Kışanak sizin sahip olduğunuz hiçbir özelliğe sahip bir belediye başkanı, bir kadın, bir insan değil. Sayın Kışanak sizin tam aksinize çok kapsayıcı bir kadın, bir anne, bir insan. Siz bundan ne anlam çıkarıyorsanız size de o yakışır diyorum" ifadelerini kullandı.
Tekrar söz alan Yılmaz da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin ailelere yönelik tutumunu gazetelerden gördüklerini ve takip ettiklerini söyledi. Yılmaz, yapılanların demokrasiye sığmadığını vurguladı.
Yıllarca demokrasi mücadelesi verdiğini, bu uğurda işkence gördüğünü, cezaevlerinde kaldığını anlatan Yılmaz, "Her türlü özgürlüklerin ve demokrasinin yanındayım. Ama ben bu ülkenin bölünmesine, parçalanmasına Amerikan emperyalizminin dayatması ile bu ülkeye yeniden bir Sevr dayatmasına hayır diyen bir insanım. CHP'nin programında bu çok açık net vardır. CHP üniter devleti, ulus devletini savunur. Ben de partimin bir neferiyim. Sosyal demokrat bir insan olmaktan, demokrasi mücadelesi veren bir insan olmaktan gurur duyuyorum, onur duyuyorum. Ama siz bu ülkenin bölünmesini, parçalanmasını istiyorsunuz" diye konuştu.
Buldan da yerinden söz alarak, şunları söyledi:
"Sayın Yılmaz'ın ifade ettiği bu ülkeyi bölmek, parçalamak, ikiye ayırmak gibi hiçbir zaman böyle bir tutum içinde olmadık, bu görüşleri savunmadık. Aksine bu ülkenin bütünlüğü ama bu ülkede bütünlük içinde olduğu kadar eşit ve özgür bir şekilde yaşamak isteğimizi de her zaman ifade ettik. Bu ülkeyi bölmek, parçalamak hiç kimsenin haddine değil. Bu ülkede kardeşçe yaşamak, barış içinde yaşamak, eşit ve özgür bir şekilde yaşamak da bizim hakkımız. Siz sosyal demokrat kimliğinizle övünürken ne yazık ki Sayın Yılmaz sosyal demokratlığın d'sinden bile bir nebze bile faydalanmış bir insan değilsiniz ne yazık ki. Görüşleriniz, düşünceleriniz, tarzınız, üslubunuz antidemokratik."
Bu arada, CHP Niğde Milletvekili Doğan Şafak'ın Akkaya Baraj Gölü'ndeki su kirliliğinin çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi Genel Kurul'da yapılan oylama sonucunda reddedildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, kamuoyunda "yeni yargı paketi" olarak bilinen, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı'nın birinci bölümü üzerindeki görüşmeler sürüyor.
Partisinin önergesi üzerinde konuşan HDP'li Zozani, 20. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa'da sosyalizm ve kapitalizm çatışması yaşandığını belirterek, "Türkiye'nin kurucu unsuru dediğiniz siyaset doktrini biraz Mussolini'dir, biraz Hitler'dir. Kuruluşundan bugüne kadar Türkiye'nin bütün kurucu temellerine dinamit koyan bu nasyonal siyasi anlayış, Türkiye'yi bölünme eşiğine getirdi. Cesaretini, ilhamını Hitler'den Mussolini'den aldı. Sizin bugün savunduğunuz Kemalizm dediğiniz şey, aslında bir parça Hitler'dir, bir parça da Mussolini'dir. Bunun dışında bir şey değildir. Türkiye'nin temellerine koyduğunuz bu dinamiği biz bugün çıkarmaya, Türkiye'yi bu tehlikeden kurtarmaya çalışıyoruz" dedi.
Sataşma gerekçesiyle kürsüye gelen CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, CHP'nin programı ve tüzüğünün belli olduğunu belirterek, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü Mussolini ile Hitler ile mukayese etmek aymazlıktır. Atatürk olmasaydı, Ağrı'nın yeni belediye başkanının 'tabelasını kaldıracağım' dediği Kazım Karabekir olmasaydı, Kürt halkı belki Ermenistan içinde Ermenilere karşı mücadele verecekti. 'Bin yıldır Kürt-Türk kardeşçe yaşıyor' diyeceksiniz, ama burada aymazca sapkınca laflar söyleyeceksiniz. Bunu size yakıştıramadım" diye konuştu.
HDP'li Zozani, Kürtlerin; "Erzurum Kongresi'nde, Amasya Genelgesi'nde ve Sivas Kongresi'nde desteklediği Anadolu halklarının bağımsızlık mücadelesinin verildiği döneme özlem duyduğunu" söyledi.
CHP'ye "Keşke sizin dediğiniz, adını andığınız Kemalist doktirin Erzurum Kongresi'nin resmini temsil ediyor olsaydı. Keşke Amasya Genelgesi'nin gereklerini burada söyleseydiniz" diye seslenen Zozani, CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'a, "Size sataşıyorum, Sayın grup başkanvekilinin dediği o aymazlığı size doğrultuyorum" dedi.
Sataşma gerekçesiyle söz isteyen CHP'li Yılmaz, bugünün, HDP Grubu'nun CHP Grubu ile uğraşma günü olduğunu söyledi.
"CHP bu ülkede iktidar, o nedenle HDP Grubu her çıkışında bize sataşıyor" diyen Yılmaz, "HDP, bizim kurucu genel başkanımıza, Kurtuluş Savaşı'mızın büyük önderine bu şekilde hakaret ederek, kendisini aslında açıkça ifade ediyor" diye konuştu.
Yılmaz, HDP Muş Milletvekili Demir Çelik'in bir gazeteye verdiği röportajda, "Biz bu ülkede ayrı bir başkent, bayrak istiyoruz. Polis gücümüz, ayrı Meclisimiz olsun istiyoruz" dediğini kaydederek, "Bizim Kürt kardeşlerimizle bir sorunumuz yok, bizim üniter yapıyı bozmak isteyenlerle sorunumuz var" dedi. CHP'li Yılmaz, AK Parti Grubu'na da "Cumhurbaşkanlığı yolunda HDP ve İmralı ile nasıl işbirliği yaptığınızı biliyoruz" diye seslendi.
Tekrar kürsüye gelen Zozani, "Artık bölücü olmadığımızı ifade etmeyeceğiz" dedi.
Türkiye kamuoyunun kendilerine inandığını ve partilerini Ana Muhalefet Partisi olarak gördüğünü iddia eden Zozani, CHP'ye yönelik, "Siz kendi kafanızda bir getto oluşturdunuz, burada yaşamaya çalışıyorsunuz. Sizin ayaklarınızın altındaki halıyı çektiğiniz için çok sinirlisiniz, varlık gerekçeleriniz ortadan kalktığınız için böylesiniz" sözlerini kullandı.
CHP'li Altay da "Tertemiz, lekesiz, şaibesiz bir Cumhurbaşkanının peşindeyiz, sadece kendisi değil, ailesi, akrabası şaibeye bulaşmamış bir Cumhurbaşkanı'nın peşindeyiz. CHP'nin anlayışı budur" dedi. Altay, HDP Grubu'na, "Bu agresif siyasetinizden neyi amaçladığınızı anlamış değiliz. Bu topraklar Türklere de Kürtlere de yeter. Yeter ki bu coğrafyada sinsi emelleri olan dış odakların oyununa gelmeyelim" diye seslendi.
Ağrı Belediye Başkanı seçilen BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise Ağrı'nın göbeğinde, 1930'larda Ağrı'yı bombalayan uçağın pervanelerinin asılı olduğu abide bulunduğunu söyledi.
Bu abideden Kürtler'in rahatsız olduğunu belirten Sakık, "bu abidenin şehrin dışına çıkarılması gerektiğini" söylediğini kaydetti. Sakık, "Bir gazeteci, 'Kazım Karabekir'in ismi duracak mı?' diye sorunca, ben de 'militarizmi çağrıştıracak hiçbir isim burada olmayacak' dedim. Ben hiçbir değere asla hakaret etmedim" dedi.
Kamuoyunda "yeni yargı paketi" olarak bilinen, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı'nın 12 maddesi kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen tasarı üzerinde, partisinin verdiği önerge hakkında konuşan CHP Manisa Milletvekili Sakine Öz, çocuklara yönelik suçlarda cezaları artırmanın yeterli ve kalıcı çözüm olamayacağını belirterek, çocukların yaşam koşullarının düzeltilmesi ve refahının artırılması gerektiğini savundu. Öz, kadın ve çocuklarının ekonomik, sosyal ve cinsel istismarına çare olacak yeni ve kapsamlı bir düzenleme dileğinde bulundu.
CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen de Türk Ceza Kanunu'nda sürekli değişiklik yapılmasının öngörülebilirliği ve hukuk güvenilirliğinin ortadan kaldırılmasına yol açtığını, bunun da hukuk devletine güveni sarstığını savundu.
Düzenleme ile ivedi yargılama usulünün getirildiğini belirten Türmen, şöyle devam etti:
"Nereye getiriliyor ivedi yargılama diye baktığımız zaman, ihale işleri, acele kamulaştırma işlemleri, özelleştirme işleri gibi akçeli işlere getiriliyor. Oysa Türkiye'de kitlesel insan hakları ihlalleri var, polis şiddetinden ölen dünya kadar insan var. Böyle insan hakları varken, yaşam hakkı ihlal ediliyorken ivedi yargılama usulünü bu insan hakları için uygulamayıp akçeli işler için uygulamak iktidarın önceliklerinin nerede olduğunu gösteriyor. Önemli olan insan yaşamı mıdır, ihale işleri midir? Anlaşılıyor ki iktidar bakımından önemli olan ihale işleridir. Seçimler yaklaşınca bu işlerin önemi büsbütün artıyor. Oysa Ethem'i öldüren polisin, Berkin Elvan'ı öldüren polisin yargılanması ya da polis kurşunuyla öldürülen Nijeryalı Festus Okey'in, halen yargılaması devam ediyor, onu öldüren polisin acele yargılanması, ivedi yargılama usulünün bunlara uygulanması çok daha doğru olurdu. Dünyanın her tarafında bu böyledir."
Tasarının birinci bölümünde kabul edilen ilk 12 maddeye göre, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapanlara verilen cezayı artırıyor. Buna göre, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişiye verilen 1 yıldan 7 yıla kadar olan hapis cezası, 4 yıldan 12 yıla çıkarılıyor.
Özellikle kendi kullanımı için ihtiyaç duyduğu esrarı elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.
Tasarı, bölge idare mahkemelerinin oluşumunu yeniden düzenliyor.
Bölge idare mahkemeleri; başkanlık, başkanlar kurulu, daireler, bölge idare mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşacak. Bölge idare mahkemelerinde, biri idare diğeri vergi olmak üzere en az 2 daire yer alacak. Gerekli hallerde dairelerin sayısı, Adalet Bakanlığı'nın teklifi üzerine HSYK'ca artırılıp azaltılabilecek.
Bölge idare mahkemelerinin görevleri arasında, istinaf başvurularını inceleyip karara bağlamak da yer alacak. Bölge idare mahkemeleri ayrıca, yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlayacak.
Bölge idare mahkemesi başkanlar kurulu, bölge idare mahkemesi başkanı ile daire başkanlarından oluşacak. Başkanlar kurulu eksiksiz toplanacak, çoğunlukla karar verecek.
Danıştay daire başkanı ve üyeleri, istekleri üzerine HSYK'ca bölge idare mahkemesi başkanlığına veya daire başkanlığına dört yıllığına atanabilecek. Her daire, bir başkan ve 2 üyenin katılımıyla toplanacak. Görüşmeler gizli yapılacak, kararlar çoğunlukla verilecek.
TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, tasarının 13. maddesi üzerinde verilen önergenin yapılan iki yoklamasında da yeterli sayı bulunamayınca, birleşimi, yarın saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı.
