2009-02-10 - 12:00
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Mart ayında yapılacak yerel seçim öncesi sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından dar gelirli vatandaşlara yardımlarda bulunulmasını eleştirerek, ''Meşru ve ahlaki olmayan yollarla seçmenlerin aldatılması, halk dalkavukluğu ve seçim rüşvetiyle millet iradesine fesat karıştırılması, milli irade dolandırıcılığı olacaktır'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Mart ayında yapılacak yerel seçim öncesi sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından dar gelirli vatandaşlara yardımlarda bulunulmasını eleştirerek, ''Meşru ve ahlaki olmayan yollarla seçmenlerin aldatılması, halk dalkavukluğu ve seçim rüşvetiyle millet iradesine fesat karıştırılması, milli irade dolandırıcılığı olacaktır'' dedi.
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Bahçeli, MHP'nin 40. kuruluş
yıldönümü kutlamalarına değindi. MHP'ye gönül verenlerin; demokrasi ve
milliyetçiliğin, devlet ile milletin, bir bütünün ayrılmaz parçaları olduğuna
gönülden inanan ve şerefli geçmişlerinin buna kefil ve şahit olan Türkiye
sevdalıları olduğunu ifade eden Bahçeli, ''Bu vesile ile tarih boyunca vatan ve
millet sevdası ile can veren ecdadımızı; bu değerler uğruna hayatlarını kaybetmiş
ülküdaşlarımızı, aziz şehitlerimizi, merhum Alparslan Türkeş Bey'i bir kez daha
rahmet, minnet ve şükran hislerimle anıyorum'' diye konuştu.
Bahçeli, Türkiye'nin çok partili parlamenter demokratik rejim
tecrübesinde 63 yılın geride kaldığını, 1946'dan 2009 yılına uzanan bu zor ve
sancılı süreçte, demokrasi ve siyasi etik tartışmalarının sürekli gündemde
kaldığını anlatarak, şöyle konuştu:
''Bu çerçevede; bir ahlak ve fazilet rejimi olan demokrasinin yaşayıp
gelişebileceği manevi ortamın vazgeçilmez gerekleri, temiz ve namuslu siyasetin
ahlaki temelleri ile demokratik meşruiyetin icapları gibi ana sorunlar, bu
tartışmaların merkezinde yer almıştır. Türk demokrasisi 63 yıllık bu yolculukta,
demokrasinin güçlü temellere kavuşturulmasında önemli mesafeler katetmiştir.
Ancak, bugün gelinen noktada demokrasimizin ve siyaset kültürümüzün köklü
gelenekler oluşturulmasında arzulanan düzeye geldiği söylenemeyecektir.
Parlamenter demokratik rejime bütün siyasi ve ahlaki icaplarıyla işlerlik
kazandırılamadığı, ruhlarda ve vicdanlarda sağlam teminata kavuşturulamadığı
maalesef bir gerçektir.''
Demokrasilerde siyasi iktidarların meşruiyet kaynağının, seçim sandığında
ortaya çıkacak millet iradesi olduğuna dikkati çeken Bahçeli, ''Ancak, milli
iradenin siyasi iktidarlara verdiği yönetim yetkisinin, siyasi-hukuki-ahlaki
hiçbir kayıt tanımadan her istediklerini yapmalarına imkan verecek bir açık çek
olarak görülemeyeceği ortadadır'' dedi.
TÜRKİYE'DEKİ SİYASET KÜLTÜRÜ...
''Seçmen desteğinin siyasi iktidarlara her türlü kanunsuzluk ve yolsuzluk
yapma konusunda verilmiş bir ruhsat olmadığı ve milli iradenin kanun ve ahlak
dışı yollara sapanları aklama aracı olarak kullanılamayacağı da bir gerçektir''
diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
''Türkiye'deki siyaset kültürünün ve demokrasi sicilinin sorunlu ve
şaibeli noktalarından birisi, halk desteğini 'milli irade diktatörlüğü'
heveslerine alet eden ve hırsızlıkların üzerini örtecek bir icazet olarak gören
demokrasi ve ahlak özürlü siyasi zihniyetlerin devlet yönetimine gelebiliyor
olmasıdır. Amacı, ülkeye ve millete hizmet olan siyasetin ahlaki temellere
dayanması bir zorunluluktur. Siyasetin bir ikbal aracı olarak görülmesi ve
demokratik rekabete dayalı bir hizmet yarışı olan seçimlerin bir menfaat ve
ihtiras yarışına döndürülmesi, dürüst ve namuslu siyaset anlayışıyla
bağdaşmayacaktır. Meşru ve ahlaki olmayan yollarla seçmenlerin aldatılması, halk
dalkavukluğu ve seçim rüşvetiyle millet iradesine fesat karıştırılması, 'milli
irade dolandırıcılığı' olacaktır. Demokrasimizin bir diğer ayıbı da milli irade
dolandırıcılığının hala mubah görülmesi ve ahlaki temele dayanan dürüst ve
namuslu siyaset anlayışının yeterince kök salamamış olmasıdır. AKP'nin 6 yıllık
iktidar döneminde yaşananlar ve içinde bulunduğumuz mahalli seçim sürecinde
sergilenen ilkesiz ve omurgasız yaklaşımlar, bu acı gerçeklerin bir kere daha
hatırlanmasına vesile olmuştur.''
''AKP'NİN İSTİSMAR MENÜSÜ...''
MHP Genel Başkanı Bahçeli, ''su üzerine yazılan destanları, ucuz şovları
ve fetih-fatih edebiyatıyla Başbakanı parlatma gayretlerini seçim sürecinin
istismar menüsü olarak tüketime sunan AK Parti'nin, bu sahte kahramanlık
efsaneleri hakkındaki son yalanının, Kuzey Irak'ta başına çuval geçirilen
askerlerin Başbakan sayesinde kurtulduğu senaryosu olduğunu'' ileri sürdü.
AK Parti sözcülerinin, Türk milletinin aklı ve idrakiyle alay etmeyi
alışkanlık haline getirdiğini, yaşanan gelişmeleri saptırarak, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın ezik ve teslimiyetçi profilinden, sahte kahramanlık postu
çıkarma gayretlerinde baltayı bir kere daha taşa vurduklarını öne süren Bahçeli,
şu soruları yöneltti:
''2003 yılında Kuzey Irak'ta Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi
rezaletinin kronik gelişmesine ilişkin şu gerçekler, AKP'nin yalan
kampanyalarının maskesini düşürmeye yetecektir; Türk askerleri 4 Temmuz 2003 günü
öğle saatlerinde gözaltına alınmıştır. Bunun üzerine askeri makamlarımız, gerekli
girişimleri süratle başlatmış, Başbakan ise bundan 2 gün sonra, 6 Temmuzda saat
16.45'de ancak ABD Başkan Yardımcısı ile telefonla görüşebilmiştir. Göreve
başlayan yeni bakanın iddia ettiği gibi, ABD Başkan Yardımcısını azarlayarak
sorunu çözdüğü söylenen kişi Başbakan Erdoğan ise aynı olay üzerine, 'Nota
dediğimiz konu müzik notası değildir. Bunların bir ağırlığı vardır. Aklınıza
gelince nota verilmez' diyen pişkin Başbakan kimdir? 'Devlet yönetimi, anlık
duygusal tepkilerle değil, objektif bilgilere dayalı objektif değerlendirmelerle
ve bu değerlendirmelere dayalı rasyonel ve kararlı adımlarla yürüyen bir
süreçtir' diyerek ipe un seren Başbakan kimdir? 'Şimdi bunu sürekli gündemde
tutmamız, sürekli ABD ile olan dostluk münasebetlerimizi adeta bozmaya yönelik
bir virüs haline getirmemiz ve bu şekilde kullanmamız bana göre çirkindir'
diyerek konuyu kapatmaya çalışan Başbakan hangi ülkenin Başbakanıdır? 'Kimse
dönemsel sorunları fırsat bilmesin ve gerilimden medet ummasın. Biz bakkal
dükkanı idare etmiyoruz. Biz devlet idare ediyoruz, devlet... Bu böyle bilinmeli"
diyerek, eleştirilerden kaçmaya kalkan kişi nerenin Başbakanıdır?''
''DAVOS'TA ŞAHİN, SÜLEYMANİYE'DE SERÇE''
Bu çirkin olay konusunda Başbakanın, ''sözde kahramanlık'' hikayesinin
satır başlarının bunlar olduğunu ifade eden Bahçeli, ABD'nin bu konuda
Türkiye'den özür dilemediğini söyledi. Daha da üzücü olanın, Başbakan Erdoğan'ın,
bu yönde bir talepte bulunmaması olduğunu belirten Bahçeli, ''Davos'ta 'şahin',
Süleymaniye'de ise 'serçe' olan bu iki zihniyet profili arasındaki fark,
karşımızdakinin siyasi kimliği ve kişiliği hakkında bir fikir vermeye yeterli
olacaktır'' dedi.
Bu ikircikli tavrın, 2003'de seçim hesabı yapılmasını gerektirecek bir
durum olmaması, 2008'de ise mahalli idareler seçiminin çok yaklaşmış olmasından
kaynaklandığını öne süren Bahçeli, Türkiye bir tarafta yoğunlaşan ve
karmaşıklaşan problemlerin altında ezilirken, öbür tarafta siyasetteki kördövüşü
nedeniyle asıl meselelere odaklanamamanın sıkıntısını yaşadığını söyledi.
Bahçeli, Türkiye'de işsizliğin sosyal barışı tehdit ettiğini, fakirliğin
çığ gibi büyüdüğünü, vatandaş kirasını, borcunu ödeyemediğini iddia ederek, bu
ortamda başka konuların ön plana alınmasını anlamanın ve doğru bulmanın mümkün
olmadığını belirtti.
Siyasi sorumluluk sahibi AK Parti'yle birlikte, milletin sorunlarının
arttığını, huzur, mutluluk ve yaşam memnuniyeti ve geleceğe dönük iyimser
beklentinin en düşük noktaya geldiğini savunan Bahçeli, ''29 Mart seçimlerine
kilitlenen siyasi sistemin baskın unsurları, yine değerler üzerinden mevzilere
çekilerek, milletimizin asıl meselelerinin üstünü örtmenin basit hesabını yapmaya
koyulmuşlardır. Bu itibarla, iktidarın gündemi başka, milletimizin beklentileri
ve talepleri bambaşkadır'' dedi.
''BAŞBAKAN ERDOĞAN VE BİR AVUÇ MENFAAT ŞEBEKESİ...''
İşsizlik sorununa değinen Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, işsizlikle
mücadeledeki başarısızlığını kabul etmesi sonucunda, milyonlarca vatan evladının
kendi kaderine terk edildiğini ve bir kenara bırakıldığını söyledi.
''Başbakan Erdoğan ve bir avuç menfaat şebekesinin, devletin imkanlarıyla
ve milletimizin alın terinden kazanılanlarla saltanatlarını sürerken, kendi
mahdumlarına gösterdikleri ilginin küçük bir bölümünü çaresizlik içinde kıvranan
vatandaşlarımıza da göstermeleri bir mecburiyet olarak görülmelidir'' diyen
Bahçeli, şu görüşleri savundu:
''Her bir aziz millet ferdinin sorgulaması ve iktidarın yüzüne çarpması
gereken haksızlıkların, yolsuzlukların ve soygunları mutlaka tartışılması
gerekmektedir. Bu yapılanların neresinde hakkaniyet, adalet, merhamet, inanç ve
ahlak vardır? Mukaddesatımızın neresinde bunlara cevaz vardır? Dicle'nin
kenarındaki sahipsiz koyundan bile sorumluluk duyan yüksek adaletin en ufak
emaresi, AKP'nin taşıdığını savunduğu siyasi vicdanının neresindedir? Kendi
çevresini zengin etmekle uğraşan, yıllardır kervanını düzen, 'Eski hortumları
kestim' derken yeni ve çekim gücü daha yüksek olanları devlet hazinesine
bağlayan, vatandaşlarımızın problemlerini çözmek yerine kendi ikballerinden başka
gözleri hiçbir şey görmeyen AKP zihniyetiyle geçen yıllar tam anlamıyla heba
olmuştur.
Su alan ve batmakta olan gemide üst kata koşan ve filikaya binme
hazırlığı yapan Başbakan Erdoğan ve yandaşlarının işsiz kardeşimizi umursadığını,
emekliyi önemsediğini, esnafı düşündüğünü, öğretmeni dikkate aldığını, çiftçiyi
merak ettiğini söyleyebilmek için her meseleye yabancı ve dışarıdan bakmak
yeterli olacaktır. 'Aldanmayacağız, aldatmayacağız, dürüst ve şeffaf olacağız'
diyerek, en büyük aldatmayı yapan Başbakan Erdoğan'ın, milletimizin yararına
olacak bir hizmeti, yapacağı bir eseri artık kalmamıştır. Milletimiz hükmünü
vermiştir; Yeterince aldattınız, ziyadesiyle kirlendiniz, haddinden fazla
karardınız.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Hükümetin işsizlikte olduğu gibi, ekonominin diğer alanlarında başarısızlığını
ilan etmek için fırsat kolladığını öne sürerek, asıl meselelerin üzerine gidecek cesareti bir türlü gösteremediğini söyledi.
Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, küresel
ekonomik krize değindi.
Küresel ekonomideki yangının giderek büyüdüğüne işaret eden Bahçeli,
''güvensizlik sarmalı ve belirsizlik tufanının'' da etkisiyle krizin geçtiği
yerleri enkaza çevirdiğini belirtti.
Bahçeli, yaşanan ekonomik krizin, 1929 büyük bunalımından sosyal, siyasal
ve ekonomik sonuçları bakımından çok fazla olacağını savunarak, şöyle konuştu:
''1929 krizinde, dünya toplam üretimi yüzde 42 düşmüş, 50 milyon insan
işsiz kalmış, açlık ve sefalet toplumları esir almıştı. Dileğimiz benzer
faciaların, sosyal felaketlerin oluşmaması, insanlığın bu kriz belasını bir an
önce alt etmesidir.
Ancak, dünya ölçeğinde yaşanmakta olan ekonomik bunalımın boyutları her
geçen gün büyüdüğünden, değişik ülkelerde; üretimde gerilemeler, işsiz
sayısındaki artışlar, finans sektöründe açmazlar alabildiğine artmaktadır.
Krizin hangi seviyede olduğu, dip yapıp yapmadığı tartışılsa da
ekonomiler üst üste şok dalgasıyla sarsılmakta, nitekim kendilerine gelememekte
ve bundan dolayı gün geçtikçe bağışıklık sistemlerini kaybetmektedirler.''
MHP Lideri Bahçeli, ekonomik krizle mücadelede yeni ve yerli bir
zihniyetin varlığının zorunluluk haline geldiğini ifade etti. Bunu planlamadan,
gerekli fikri olgunluğu yakalamadan ekonominin girdiği kriz sürecinden kısa
sürede çıkabilmenin mümkün olmadığına işaret eden Bahçeli, bunun gerçekleşmemesi
halinde, yaşanılacak tahribatın etkisinin çok daha büyük olacağını vurguladı.
Krizle mücadelede, teknik ve sosyal lojistik destek temini ve bunları
aynı hedefe yönlendirecek siyasi kararlılığa ve güce ihtiyaç olduğunu belirten
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bugüne kadar yaşanılan birçok olaydan sonra, ekonomik sorunlarda
Başbakan Erdoğan ve hükümetinin beklenilen basireti ve siyasi hareketi
gösteremediğinin aziz milletimiz fazlasıyla bilincindedir.
Bugünkü şartlarda hükümetin, şimdilik güçlü olduğunu iddia ettiği tek
alan bankacılık sektörüdür.
İçinde partimizin de yer aldığı 57. koalisyon hükümeti döneminde,
gerçekleştirilen yapısal reformlar sayesinde; ekonomi daha az kırılgan hale
getirilmiş, bankacılık sektöründe kalıcı ve köklü düzenlemeler yapılmış, finans
sektöründe alınan önlemler ve oluşturulan kurumlar nedeniyle, bugünkü küresel
krizle daha uygun ve temelleri sağlam şartlarda karşılaşılmıştır.
Bu uygun ekonomik iklimi değerlendiremeyen, öngörüsüzlüğü yüzünden 2006
yılından itibaren krizin ülkemizin kıyılarını dövmesine seyirci kalan hükümet,
şimdi de işsizlikte olduğu gibi, ekonominin diğer alanlarında başarısızlığını
ilan etmek için adeta fırsat kollamakta, asıl meselelerin üzerine gidecek
cesareti bir türlü gösterememektedir.
Gelişmeyi, büyümeyi ve zenginliği kendisine yontan, krizi de başkalarına
ihale eden AKP hükümeti sorumluluk mertebesinde olduğunu çoğu defa
unutmuştur.''
''EKONOMİK YIKIMIN NEDENİ KÜRESEL KRİZ DEĞİLDİR''
Devlet Bahçeli, Türkiye;nin, içine savrulduğu ve üretiminin çökmesine,
mal ve hizmet sektörünün işlemez hale geldiği ekonomik yıkımın nedeninin küresel
kriz olmadığını iddia ederek, ''Kabul edilmelidir ki bu krizin nedeni Başbakan
Erdoğan ve hükümetinin kusurlu siyasi eğilimi, sorumsuzluğu ve aymazlığıdır''
ifadesini kullandı.
Bahçeli, Türkiye;nin de içinde bulunduğu, ''Yükselen Pazar'' ülkeleri
arasında yer alan; Çin, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika gibi
ülkelerin 2009 yılında da ekonomilerinin büyümesi öngörülürken, Türkiye
ekonomisinin küçülmesinin tahmin edildiğini söyledi. Bahçeli, şöyle devam etti:
''Türkiye;de yaşanılan ekonomik çıkmazın faturasını, çoğunlukla küresel
ekonomiye çıkaran iktidar partisi mensuplarına buradan sormak isterim:
Küresel kriz bu ülkeleri, Türkiye kadar neden etkilememiştir? Kusur
nerededir, kimdedir? Türkiye ekonomisinde bahsedilen istikrar ve dinamizmin, ilk
sallantıda yerle bir olmasının izahı nasıl yapılacaktır? Bu soruların bizce
cevabı da sorumlusu da bellidir, o da altı yıllık icraatlarıyla Adalet ve
Kalkınma Partisinden başkası değildir.''
''AKP HÜKÜMETİ GEREKLİ TEDBİRLERİ ALMADI''
Hükümetin, ekonomik krize karşı gerekli, yeterli ve etkili tedbirleri
almadığını savunan Bahçeli, gelişmelerin sadece acemice seyredildiğini iddia etti.
Bahçeli, şunları söyledi:
''Hala, tere ve tereci benzetmeleriyle, gündemi değiştirmek için
uğraşarak milletimizin ciddi ekonomik sorunlarını görmezden gelen iktidar
partisinin, ekonomiyi krize teslim ettiğini herkesin görmesi lazımdır. Türkiye
yeni bir krize, ciddi bir sayısal ve siyasal güçle iktidarda bulunan AKP;nin
eliyle yakalanmıştır. Daha dün açıklanan sanayi üretimindeki yüzde 17,6 düşüş ve
imalat sanayindeki yüzde 19,9 azalma, krizi inkar eden, ciddiyetsiz bir siyaset
projesinin çırpınışı olarak görülmelidir. Eğer bu yaşanılanlar kriz değilse,
krizin tarifini yeniden yapmak, krizden ne anlaşıldığını açık bir şekilde ortaya
koymak tutarlılık gereği olacaktır.''
Değişik ülkelerdeki siyasi ve ekonomik aktörler ekonomik sorunları
ciddiye alıp, kapsamlı analizler yaparken, ''Türkiye;de elle tutulur, gözle
görülür'', proaktif nitelikli kuşatıcı önlem setinin hala hayata geçirilemediğini
ileri süren Bahçeli, ''Geçtiğimiz günlerde, kriz ve işsizlik sorununu görüşmek
üzere toplanan Ekonomik ve Sosyal Konsey toplantısında; 'Aldığımız ve alacağımız
tedbirlerle krizi, Türkiye'nin mümkün olduğunca uzağında tutmaya devam edeceğiz'
diyen Başbakan Erdoğan, görüldüğü kadarıyla yeni bir oyalama sürecini
başlatmıştır'' dedi.
''BAŞBAKANA ISRARLA TAVSİYE EDİYORUM''
Krizin dış kaynaklı olduğunu sürekli vurgulayan Başbakan Erdoğan'a krizin
nasıl çıktığı yerine, nasıl önleyecekleri üzerine çalışmalarını ısrarla tavsiye
ettiğini ifade eden Bahçeli, şöyle konuştu:
''Feryatların dayanılmaz bir aşamaya geldiği bu zaman sürecinde, krizin
nasıl ve ne şekilde çıktığı belli olsa da şimdilik bunu tartışmak yerine,
alındığı iddia edilen tedbirlerin uygulanması ve vakit geçirilmeksizin ekonominin
finansman darboğazından çıkarılması, dip yapan ve işlemez bir hale gelen üretim
sisteminin kalp atışlarını tekrar normale getirilmesi gerekmektedir.
Krizin neden ve nasıl çıktığı esnafımızın, memurumuzun, işçimizin,
köylümüzün, emeklimizin umurunda değildir. Ancak, görülen odur ki krizin
kurbanları bunlar olacaktır. Sayın Başbakan, krizin nasıl çıktığını anlatmayı
bırakın, nasıl çözüleceğini, bu girdaptan hangi yöntemle kurtulacağını söyleyin.
Boş söz, vaat ve hamaset nutuklarıyla milletimizi artık meşgul etmeyin. Sorunları
görün ve gereğini vakit geçirmeksizin yapın.
Çünkü geciktiğiniz her anın hesabını milletimizin sizden soracaktır. Bunu
da asla aklınızdan çıkarmayın.''
''TÜRKİYE SÜRATLE YOKSULLAŞMAKTA''
Dış ticarette yaşanan daralmanın, ithalat ve ihracattaki gerilemenin
önümüzdeki süreçte büyüme rakamlarını endişe verici bir şekilde düşeceğini
gösterdiğini bildiren Bahçeli, Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin verilerine göre,
ocak ayında ihracatın; geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 27,91 azaldığına
dikkati çekti.
Bu kapsamda, Türkiye'nin dışarıya daha az mal sattığına ve daha az üretim
yaptığına işaret eden Bahçeli, şunları kaydetti:
''Aynı anda dışarıdan daha az mal almakta, daha az tüketmekte, dış açık
ise azalan refah, üretim ve düşen gelirle ancak kapatılabilmektedir. Milliyetçi
Hareket'e göre bu ifadelerin bir anlamı vardır: Türkiye süratli bir şekilde
yoksullaşmakta, sefalete ve çaresizliğin içine itilmektedir. Bütün bunların
sonucunda, iktidar partisinin ödeyeceği siyasi bedeller bizim önceliğimizde yer
almamaktadır. Bizim meselemiz; sofrasına en az bir tabak sıcak çorba, bir dilim
ekmek koyma amacını taşıyan dar ve orta gelirli vatandaşımızın daha çok sıkıntı
çekmemesi, AKP'nin ihmallerinin acı faturasına daha uzun yıllar maruz
kalmamasıdır.''
''BAŞBAKAN MERAK EDERSE...''
MHP Lideri Bahçeli, daha sonra İstanbul, Edirne, Kırıkkale, Kütahya ve
Bitlis'ten partisine katılanlara rozet taktı. ''Büyük Çatı Projesi''nin ve tek
başını iktidar yürüyüşünün il il gerçekleştiğini ifade eden Bahçeli, ''Bugün 40.
yılını kutladığımız partimize katılan arkadaşlarımıza 'hoş geldiniz, şeref
verdiniz' diyorum. Çok sayıda AKP'li kardeşimiz MHP'ye katılmaktadır. Sayın
Başbakan, 'Bu AKP'liler nereye gidiyor' diye merak ediyorsan gel, MHP'de
görürsün...'' diyerek sözlerini tamamladı.
