2010-04-13 - 11:39
MHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında, Van'da Baykal'a yapılan yumurtalı saldırı ile Samsun'da Türk'e yapılan yumruklu saldırıları değerlendirdi. ''Geçtiğimiz günlerde Van'da ve dün de Samsun'da meydana gelen endişe ve üzüntü verici saldırıları kınıyorum'' diyen Bahçeli, ''siyaset adamlarına yönelen tacizlerin son aylarda arttığına'' dikkati çekti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a Van'da
yapılan yumurtalı saldırı ile kapatılan DTP'nin eski Genel Başkanı Ahmet Türk'e
yapılan yumruklu saldırıyı kınadı. Bahçeli, herkesi sağduyuya davet etti.

Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, Van'da Baykal'a yapılan
yumurtalı saldırı ile Samsun'da Türk'e yapılan yumruklu saldırıları
değerlendirdi. ''Geçtiğimiz günlerde Van'da ve dün de Samsun'da meydana gelen
endişe ve üzüntü verici saldırıları kınıyorum'' diyen Bahçeli, ''siyaset
adamlarına yönelen tacizlerin son aylarda arttığına'' dikkati çekti.

Bahçeli, ''bu tür olayların giderek artış eğilimi göstermesinin,
özellikle hükümet tarafından kışkırtılan gerilim ortamında bir tesadüf olarak
görülmemesi gerektiğini'' söyledi.

Yaklaşık 26 yıldır süren bölücü terörün en büyük amacının, toplumu etnik
kimliklere göre parçalayarak, millet içinde kutuplaşma yaratmak ve çatışma için
zemin hazırlamak olduğunu vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:

''Ne var ki bin yılın kaynaştırdığı aziz milletimiz, önüne konan
tuzaklara düşmemiş, en ağır tahrikler karşısında bile sükunetini korumasını
bilerek çatışmadan uzak durmuştur. En zor ve en tahammül edilemez anlarda, aziz
şehitlerimizin omuzlarda taşındığı günlerde dahi metanetini korumasını bilmiştir.
Ancak, son zamanlardaki taşkınlıklar, PKK'nın yıllarca yapamadığını AKP'nin
'açılım' denen yıkım sürecinin yapmaya bağlayacağının işaretlerini vermektedir.

Çok eski değil, 26 Kasım 2009'da Çanakkale'nin Bayramiç, 15 Aralık
2009'da Muş'un Bulanık ilçelerinde, 3 Ocak 2010'da Edirne TEM Otoyolu girişinde,
5 Ocak 2010'de Mersin Akdeniz ilçesinde ve 6 Ocak 2010'da Manisa Selendi
ilçesinde yaşanan talihsiz olaylar, Başbakan Erdoğan ve kadrolarının ağır
tahrikleri ile ortaya çıkmıştır.

Van'da ve Samsun'da yaşanan olaylar da aynı zihniyetin yıllardır
cepheleştirme, kutuplaştırma ve çatışma siyasetinin bir ürünüdür. Bu kapsamda
herkesi sağduyuya davet ediyor ve aklı selimle hareket edilmesinin çok önemli
olduğunu vurgulamak istiyorum. Hükümeti, vakit çok geç olmadan, toplum daha fazla
ayrışmadan, biriken gerilim çatışmaya dönmeden, girdiği yıkım yolundan ve
milletimize saçtığı nifaktan bir an önce dönmeye çağırıyorum.''

Konuşmasında yarın başlayacak Kutlu Doğum Haftası'na da değinen Bahçeli,
İslam toplumlarının içine düştükleri bunalımın, çekmekte oldukları çilelerin,
yaşadıkları maddi ve manevi buhran ile İslam olmayan toplumların yaşadıkları
değerler krizinin ilahi mesajın müjdelerine daha fazla ihtiyaç olduğunu
gösterdiğini dile getirdi.

Bahçeli, ''Milyarlık İslam dünyasına ve onun bir parçası olan
milletimizin inancına, kültür ve medeniyetine kaynaklık eden Kuranıkerim'in
insanlığa sunduğu rahmet yüklü mesajların bir kez daha idrak edilmesi ve
yaşanması, hepimizin aradığımız gerçeği bulmamızda en güvenilir rehber olacaktır.
Mukaddesatımıza kaynaklık eden bu mübarek değerlerin anılmasına vesile olanları
ve inananları kutluyor, hafla boyunca yapılacak kapsamlı etkinliklerde görev
alacak kardeşlerime başarılar diliyorum'' diye konuştu.

Kırgızistan'da meydana gelen olayları da değerlendiren MHP Lideri
Bahçeli, ''Dileğimiz, Kırgız kardeşlerimizin demokrasi içerisinde, huzur ve
refaha bir an önce ulaşmalarıdır'' dedi.

Kırgızistan'da yaşanan olayların, Türklüğün ana vatanı olan büyük Orta
Asya coğrafyasında, küresel oyunların devam ettiğini gösterdiğini ifade eden
Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:

''Kırgızistan, yer altı kaynakları ve üretim potansiyeli açısından
yetersiz olsa da bulunduğu coğrafyanın önemi ile stratejik oyunların odağı olmaya
devam edecek gibi görünmektedir. Özellikle İran, Çin, Rusya ve Amerika arasındaki
güç dengelerinin çarpıştığı bu coğrafyalarda, maalesef ki Türkiye hem demokrasi,
hem de bir devlet modeli olmaktan çok uzaklara düşmüştür. Yalnızca
soydaşlığımızdan yararlanılan bir taşeron stratejisiyle bugün ABD'nin ve küresel
değerlerinin temsilciliğinden başka bir anlam taşımayan ilişkilerimizin durumu
acilen gözden geçirilmek mecburiyetindedir. Yalnızca Kırgızistan için değil, bu
muazzam topraklarda yaşayan bütün kardeşlerimiz için gerçek anlamıyla tam
bağımsız olabilecekleri, bağımsız karar alabilecekleri bir düzenin oluşturulması
şarttır.

Görünen odur ki, yakım gelecekte de buralarda gerilim son bulmayacak,
emperyalist devletlerin iştahları kesilmedikçe ve Türkiye küresel oyunların
figüranı olarak değil, hakkın gücü olarak buralara kadar uzanamadıkça kargaşa da
sona ermeyecektir. Temenni ederiz ki, bu öngörülerimizin hiçbirisi gerçekleşmez
ve biz yanılırız da milyonlarca soydaşımızı barındıran bu uçsuz bucaksız
coğrafyalara hak ve adalet, barış ve huzur, refah ve bereket gelir. En samimi
dileğimiz budur.''

Türk Polis Teşkilatının kuruluşunun 165. yıldönümünün de kutlandığını
hatırlatan Bahçeli, ''En büyük dileğim, giderek meşakkatli bir meslek halini
alan, bu kutlu millet hizmetini yürüten on binlerce mensubunun çalışma
şartlarının, ücretlerinin, özlük haklarının layık oldukları şekilde acilen
çözülmesidir'' dedi.

Terör örgütü üyelerinin Habur'da teslim olmalarının ardından yaşanan
süreci anlatan ve bu kişilerle ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının
açtığı davaya değinin Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

''Yargının nihayet harekete geçmiş olması, baştan beri söylediklerimizin
teyidi ve hükümetin terörist karşılama törenlerinin varlığının hukuki ifadesi
olmuştur. Hükümetin baskı ve telkinlerine rağmen hukuk adamlarının harekete
geçmesi ümit verici bir gelişmedir. İnşallah devamı da gelecek, terörist
törenlerinin hükümet içindeki organizatörlerinden hesabının sorulması da bize
nasip olacaktır.''

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçimlerde ana dilde propaganda yapılmasının
önünü açan düzenlemeyi eleştirerek, ''Bu gidişat tam anlamıyla yıkımdır. Bu yıkıma
neden olanlar, gerekçe hazırlayanlar, sessiz duranlar, göz yumanlar, sebepleri olursa
olsun, hangi bahaneleri bulurlarsa bulsunlar yaptıkları ve bundan sonra da yapacakları;
açıkça söylüyorum 'millete, tarihe ve devlete' ihanettir'' dedi.

Bahçeli, ''Türkiye'de 7 yıl 5 ay 11 gündür Hükümet olan AK Parti zihniyetinin,
milletin üzerinde uygulamaya çalıştığı parçalama, bölme ve çözme stratejisinin
her gün yeni bir adımına şahit
olduklarını'' ileri sürdü.

Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da imzasının bulunduğu
Güneydoğu Anadolu Bölgesine yönelik 19 yıl önce hazırlanan bir rapora değinerek,
Erdoğan'ın, aradan geçen süreye rağmen bu raporu uygulamaya koyduğunu iddia
etti.

''Yıllardır kanlı terörün milletimizden ve devletimizden koparmaya
çalıştığı bütün tavizleri, şimdi silahsız olarak temsil etmeye hazırlanan AKP,
kanlı eylemlerle terörün elde edemediklerini siyaseten gerçekleştirme yolunda
elini hızlandırmıştır'' diyen Bahçeli, geçen hafta Seçim Kanununda yapılan
değişikliklerin, bunlardan biri olduğunu iddia tti.

AK Parti'nin, Meclisteki sandalye çoğunluğuyla Seçim Kanununu
değiştirdiğini ifade eden Bahçeli, değişiklikte Türkçe dışındaki dillerle siyasi
propaganda yapılmasının yasalaştığını anımsattı.

Yeni yasada, yer alan ''Türkçe esastır'' ibaresinin hiçbir anlamı ve
geçerliliğinin kalmadığını savunan Bahçeli, ''Anayasamızın 80. maddesi, TBMM
üyelerinin, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti
temsil ettiklerini amirdir. Bu, siyasetin bölgesel yapılamayacağına da işaret
eder. Bu değişiklikle birlikte siyaset ve siyasetçi, fiilen yerelleşecek ve bütün
milletin değil, sınırları bir ana dille çevrilmiş sahanın temsilcisi haline
gelecek veya en azından böylesi bir zorunluluk doğacaktır. Bu, özellikle
bölücülüğün yıllardır ısrarla istediği son derece tehlikeli bir gelişmedir ve
ülkemizi etnik federasyona doğru adım adım götürme tehlikesini içinde
barındırmaktadır'' diye konuştu.

Ana dili başka olan bir seçmenin, giderek Türkçe mesajlara kapanacağını,
kendisine ana dili ile hitap etmeyen siyasetçilere ve siyasete uzak durmaya
başlayacağını belirten Bahçeli, bunun son derece kaygı verici bir tahribata neden
olacağını, siyasetçilerin, giderek kendi ülkesindeki bir yöreden kopacağını ve
bir seçmen kitlesinden adım adım uzaklaşacağını ifade etti.

Devlet Bahçeli, başka dillerle propaganda yaptıkları için haklarında
100'e yakın dokunulmazlık fezlekesi bulunan bazı milletvekillerinin davalarının
düşeceğini, bu nedenle Seçim Kanununda yapılan değişikliğin af niteliği
taşıdığını savundu.

Bahçeli, ''AKP'nin, PKK'nın tarihi emellerini ve yıllardır dile getirdiği
taleplerini birer birer gerçekleştirmeye başladığını'' iddia ederek, şöyle devam
etti:

''PKK uzantılarının Anayasaya destek vermek için öne sürdüğü şartlardan
biri böylece gerçekleşmiş olmakta, AKP ile BDP ortaklığı gün ışığına çıkmaktadır.
Bu yasalaşma süreci ile birlikte, PKK kadroları ve siyaset temsilcileri ile AKP
arasındaki Anayasa pazarlıkları da ittifakla sonuçlanmıştır. Görünen gerçek,
Başbakan Erdoğan ve İmralı canisi, Anayasa değişiklikleri konusunda 'Evet' için
uzlaşmışlardır.

Bu ittifakla birlikte, bugün PKK taleplerinin tamamını, toplumun
tepkilerine göre aşamalar halinde kabule yanaşan AKP zihniyetinin, bölücülüğe
nasıl kucak açtığı ve Anayasada nasıl değişikliler aradığı da açığa çıkmıştır. Ve
daha da önemlisi, birbirinden ayrı gibi görünen bu zihniyetlerin nasıl aynı
kaynaktan beslendiklerini ve hükümete yerleşmiş dar bir ırkçı kadronun siyasal
İslamcılığın sahte temsilcilerini nasıl kullandığı anlaşılmıştır.

Unutmayalım ki, Sevr'de yarım kalmış emellerin uzantısı olan PKK, yıllar
süren silahlı saldırılarla devletten parça kopartmayı hedefliyordu. Milletimizin
direnişi buna imkan vermedi ve bedelini kanla ödeyerek bütünlüğü bugüne kadar
sağladı. Şimdi yapılmak istenen ise AKP-PKK işbirliği ile siyaseten küresel
talepleri yerine getirmek ve Türkiye'yi tamamıyla çözmektir. Ve AKP zihniyeti,
şimdi bu küresel oyunu oynamak için son hamlelerini yapmaya başlamıştır.''

MHP'nin, ülkede yaşayanların ana dilini sorgulamayan, gündelik hayatta
konuşulmasını doğal bulan bir siyaset anlayışının temsilcisi olduğunu anlatan
Bahçeli, hiç kimsenin kendi annesini seçme imkanına sahip olmadığını, doğduğu
ocakta kullanılan dilini konuşmasının yasaklanamayacağını söyledi.

Gündelik hayatta sohbet ederken, türkü söylerken kullanılan Türkçe
dışındaki dillerin, kamusal alana taşınması ve siyasetin dili haline
getirilmesinin, hem Anayasanın değişmez maddelerine aykırı olduğunu, hem de milli
dil üzerinde şekillenen milli kimliğin ağır bir yıkıma maruz kalmasına neden
olacağını savunan Bahçeli, ''Bir milleti meydana getiren alt kültürlerin ayrı
kimlikler geliştirmesi ve bunu da dile dayandırmasının çok milletli yeni bir yapı
doğurması kaçınılmazdır. Bu durum devletin ve milletin sonu demek olacaktır.
Böylesi bir ayrışma ve ötekileşme sürecinin yaşanması halinde, ne milli
devletten, ne üniter yapıdan, ne de Türk milletinin birliğinden eser
kalmayacaktır. Bu yıkıcı sonuç, Başbakan Erdoğan'ın öteden beri dile getirdiği en
büyük hayali olan 36'ya bölünmüş insanlar topluluğudur'' diye konuştu.

Milletvekillerin, göreve başlarken ettiği yemindeki en temel iki unsurun
''devletin varlığı ve bağımsızlığı'' ile ''vatanın ve milletin bölünmez
bütünlüğü'' kavramları olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle devam etti:

''TBMM'de 'yıkım yasalarına' el kaldıracak her vekil, bağlı olacağını,
taahhüt ettiği bu temel değerleri kendi elleriyle parçalıyor olacaktır. Bu
tahribatın devamında varılacak son nokta ise adına namus ve şeref kavramları
üzerine ant içtiği 'Türk milleti' diye tanımlayacağımız beşeri varlığın, bir ve
bütün olarak ortada kalamayacağı tehlikesidir. Unutmayalım ki, yalnızca resmi dil
olmakla kalmayıp, aynı zamanda bizi tek millet yapan milli dilimiz Türkçenin
kullanımına olan ihtiyacı birer birer azaltmaya başlarsanız, başka dilleri
resmiyete sokarsanız, Türkçe üzerinde şekillenen milli kimliğin ne devamı mümkün
olacaktır, ne de AKP'nin içini boşalttığı tek milletin devamı daha fazla
sağlanacaktır.

İşte bu gidişat tam anlamıyla yıkımdır. Bu yıkıma neden olanlar, gerekçe
hazırlayanlar, sessiz duranlar, göz yumanlar, sebepleri olursa olsun, hangi
bahaneleri bulurlarsa bulsunlar yaptıkları ve bundan sonra da yapacakları; açıkça
söylüyorum 'millete, tarihe ve devlete' ihanettir.''

AK Parti'ye ve Anayasa değişiklik sürecinde destek vermeye hazırlanan
siyasetçilere seslenen Bahçeli, şunları ifade etti:

''MHP'nin, milletimizin bekasında, devletimizin devamında ağır bir
yıkımın aşama aşama kapılarını aralayacağına inandığı, Anayasa değişiklikleri
üzerinde uzlaşma sağlayacak olabilirsiniz. Tamamen siyasi kaygılarla ülkemizin
geleceği için hayati öneme haiz değişiklikler üzerinde ittifaklar kurarak, belki
partilerinizdeki yerlerinizi sağlamlaştıracak olabilirsiniz. Ve hatta Türkiye'yi
yıkıma götürecek konularda aranızda anlaşarak Anayasanın değişmesi için gerekli
olan yeter sayıya ulaşıp, referanduma da ihtiyaç kalmayacak şekilde işbirliğini
de yapabilirsiniz. Ne var ki, yapacaklarınızın hesabını önce vicdan, sonra namus
ve sonra adalet önünde nasıl vereceksiniz? Büyük Türk milletinin huzurunda ve
tarihin şahitliğinde alnınıza çalacağınız lekeleri nasıl temizleyeceksiniz?
Yaklaşık bir asır sonra, yeniden bir var olma mücadelesine doğru ilerleyen
süreçte, Türk milletine sahip çıkmamış olmanızın vebalını nasıl
ödeyeceksiniz?''

Devlet Bahçeli, Anayasa değişikliklerine ''hayır'' diyeceklerini
belirterek, ''Milliyetçi Hareket, milletimizi parçalayacak olan bu alçaklıklara
'hayır' diyecektir. PKK'nın AKP ile el değiştirmiş bölücü emellerine 'hayır'
diyecektir. Başbakan'ın bölünmüş Türkiye projelerine 'hayır' diyecektir.
Milletimiz üzerinde oynanan oyunları görerek, kendisine hazırlanan tuzaklara
düşmeyecek ve ayrışmaya, parçalanmaya, ufalanmaya sonuna kadar 'hayır'
diyecektir'' şeklinde konuştu.

Türkiye'nin, çok zorlu ve çetin bir ekonomik buhranın tüm sonuçlarını
derinlemesine yaşadığını ve toplumun tüm kesimlerinin bu süreçte ciddi yara
aldığını söyleyen Bahçeli, ''Kriz saldırısını geri püskürtmek ve etkisiz hale
getirmekle görevli AKP hükümeti, cepheden kaçmış ve uzaktan uzağa bize bir şey
olmaz aldatmasıyla hem kendisini hem de milletimizi kandırmıştır'' dedi.

''Ekonomiyi çepeçevre saran kriz virüsü her tarafa sıçramış ve
yayılmıştır'' diyen Bahçeli, esnafın perişan olduğunu, rafların boş, tezgahların
küflenmiş, kepenklerin inmiş, yazar kasaların ise durduğunu iddia etti.

Başbakan Erdoğan'ın, borsa endeksinin 59 bine ulaşmasının, Türkiye
ekonomisindeki ilerlemenin bir kanıtı olarak gördüğünü anlatan Bahçeli, ''Yabancı
payının yüzde 70'e dayandığı borsanın, Başbakan'ı çok mutlu ettiği görülmektedir.
Anlaşıldığı kadarıyla, bu alanda kendisini ilgilendiren bazı hususlar vardır ve
buradan ne tür bir çıkar sağlamaya çalıştığı da karanlıkta kalan bir konudur.
Oysa İstinye'de hava güneşliyken, vatanımızın diğer yörelerinde endişe verici bir
fırtına vatandaşlarımızı hayatından bezdirmiştir'' diye konuştu.

Bahçeli, sokakların çaresiz insanlarla dolduğunu, hasat mevsimi
yaklaşırken çiftçilerin gırtlağına kadar borca battığını, memurun hayat
pahalılığına dayanacak gücü kalmadığını öne sürerek, esnafın malını satamadığını,
prim borcunu ödeyemediğini, sağlık yardımından yararlanamadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın geçen hafta ''Esnaf ve Sanatkârlar Değişim,
Dönüşüm ve Destek Strateji Belgesi ve Eylem Planı'' adı altında bir çalışma
başlattığını anımsatan Bahçeli, açıklanan eylem planının esnafın sorunlarını
gidermeyeceğini savundu.

Esnafın krediye erişiminin artırılacağını ve yüzde 50'lik faiz desteğinin
sürdürüleceğini belirten Bahçeli, biriken sorunların krediyle çözülemeyeceğini,
2008 ve 2009 yıllarında verilen kredilerin de sorunları azaltmadığını kaydetti.

Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Esnafımız zaten borç içinde kıvranırken ve ürünlerinden ve
hizmetlerinden para kazanamazken, aldığı kredinin nasıl bir yarar sağlayacağı
belli değildir.

Başbakan Erdoğan, ne yazık ki esnafımızın dertlerini hiç anlamamıştır. Ve
anlaması da bu haliyle mümkün değildir. Esnaf ve sanatkârımızı, büyük
alışveriş merkezlerinin inisiyatifine terk etmenin sinsi hazırlığını yapan
Başbakan Erdoğan'ın, meselelerin esasından yakalayacak bir bakış açısından mahrum
olduğu bütün açıklığıyla gözler önündedir. Değişim ve dönüşüme ayak uyduramayan
esnaflarımızın sorunlarının azalmayacağını, aksine katlanarak artacağını dile
getiren Başbakan Erdoğan, değişim ve dönüşümden neyi kast ettiğini açıklığa
kavuşturması da bir zorunluluk haline gelmiştir. Eğer değişimden kasıt, alışveriş
merkezleri karşısında esnafın taviz vermesi ise bilinsin ki, bu tavizi hiçbir
esnaf kardeşim vermeyecektir. Biz şartlar ne olursa olsun, bakkalın dilini
konuşacağız. Kasabın, manavın, terzinin, marangozun destekçisi olacağız.
Pastahanecinin, fırıncının, hırdavatçının, kırtasiyecinin arkasında duracağız. Ve
emek sömürüsünden bahseden Başbakan Erdoğan'ın esnaf ve sanatkârı
sömürmesine sonuna kadar karşı çıkacağız.'' (11.39)