2007-11-20 - 15:10
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Prag'a giderken, ''Bizim için önemli olan silahların bırakılmasıdır'' dediğini belirterek, ''Silahların bırakılması söylemi, PKK söylemidir. Bu söylem, terörü halletmeye yönelik değil, terörün pazarlıkla sonuç almasını sağlamaya yönelik bir stratejinin parçası olarak ortaya atılmaktadır'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Prag'a giderken, ''Bizim için önemli olan
silahların bırakılmasıdır'' dediğini belirterek, ''Silahların
bırakılması söylemi, PKK söylemidir. Bu söylem, terörü halletmeye
yönelik değil, terörün pazarlıkla sonuç almasını sağlamaya yönelik bir
stratejinin parçası olarak ortaya atılmaktadır'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin tarihi
günler yaşadığını, çok önemli gelişmelerin içinden geçtiğini ifade etti.
Terörle mücadelede yeni viraja yaklaşıldığını ifade eden Baykal,
Türkiye'nin çok ağır bir terör tehdidine maruz kaldığını, terörün,
günlük yaşamın parçası haline geldiğini, askeri birliklerin hedef
olduğunu anlattı.

-''SALDIRIYA MARUZ KALMASI HALİNDE...''-

Baykal, Türkiye'nin, bunlar karşısında seyirci kalamayacağının toplumsal
talep olarak ortaya çıktığını, TBMM'ye, sınır ötesi operasyon yetkisi
verildiğini anımsattı.
Türkiye'nin bu konudaki haklılığının, bütün dünyada kabul edilmeye
başlandığını belirten Baykal, Türkiye'nin, sınır ötesinden saldırıya
maruz kalması halinde, önlem alması gerektiğinin kabul gördüğünü söyledi.
Bunun önemli bir gelişme olduğunu vurgulayan Baykal, AB, ABD, Avrupa
Parlamentosu'nun, Türkiye'nin, terör tehdidiyle karşı karşıya kaldığını
kabul ettiğine işaret etti.
ABD Başkanı Bush'un, PKK'nın terör örgütü olduğunu ifade ettiğini
kaydeden Baykal, ''Türkiye'nin Irak'a yönelik müdahalesi karşısında en
sert tepkiyi göstereceğini ilan eden Irak ve Kuzey Iraklı yöneticiler,
Türkiye'nin müdahale hakkına sahip olduğunu kabul etmeye başladı'' diye
konuştu.
Avrupa Parlamentosu'nun da Türkiye'nin tepkisinin aşırı olmamasını talep
ettiğini anımsatan Baykal, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt'ın 1 Kasımdan itibaren hükümete yazdığı yazıyla, direktif
beklediklerini kamuoyuna açıkladığını anlattı.

-''BUNUNLA YETİNMEMİZ MÜMKÜN MÜ?''-

Deniz Baykal, çok uygun bir zemin oluştuğunu dile getirerek, 5 ay önce
bir toplantıda, Barzani ve Talabani'ye, terör örgütünü himaye
ettiklerini, bunun hiçbir şart altında kabul edilemez olduğunu
söylediğini aktardı.
Bu uyarıları yaparken ne Dağlıca saldırısı olduğunu ne de 12 vatandaşın
öldürüldüğünü belirten Baykal, ''Toplumun da tepkisiyle, hükümetin de
bunun önlemini anlatmaya başlamasıyla, tezkere de çıkınca dünya, 'evet
Türkiye haklı, durun' dedi. Bu çok önemli bir olay, buraya gelmeyi arzu
ettik, geldik'' diye konuştu.

-''MEYVESİNİ ALMAMIZ LAZIM''-

Şimdi bunun meyvesini, sonucunu almaları gerektiğini vurgulayan Baykal,
''Nedir bunun meyvesi? Türkiye'nin gönlünü almaya yönelik birkaç güzel
söz mü? 'Haklısınız, biz de gerekeni yapıyoruz, karakolların sayısını
arttırdık, lojistik desteği önlemeye çalışıyoruz, Kandil Dağına gidecek
gazetecileri engelledik' demek mi? Bu mu, bununla yetinmemiz mümkün
mü?'' diye sordu.
Baykal, derhal Irak sınırları içindeki PKK örgütlerinin dağıtılması,
bunun, mutlaka güvence altına alınması, PKK'nın, Irak'tan Türkiye'ye
saldırı yapma zeminini kaybetmesi gerektiğini vurguladı. Bunun mutlaka
sağlanması gerektiğini dile getiren Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''ABD, Irak, Kuzey Irak'taki yöneticiler gereğini yapmalıdır. Bunu talep
etmek hakkımızdır. Bu, henüz olmadı.
Türkiye ayağa kalkınca, Türkiye'yi teskin etme arayışı içinde, 'merak
etmeyin, biz bu işi hallediyoruz' havası yaratıldı. Bunun somut ne sonuç
vereceğini beklemek, iyiniyetle gelişmelere olumlu yaklaşımla
yaklaşarak, izlemek gerekebilir, bunu anlayışla karşılamaya hazırız. Ama
burada dikkat edilmesi gereken nokta var. Sakın ha bu sürecin,
Türkiye'nin oyalanması, kararlılığının zafiyete uğratılması, bu konuda
bütün şartları oluşturmuş Türkiye'nin sonuç alıcı bir hareket yapmasını
engellemek amacına yönelik bir politika olmasına izin verilmemesi gereği
vardır. Böyle bir durum olabilir. 'Merak etmeyin biz doğrudan bir
operasyona gerek kalmadan bunu sağlayacağız' vaatleriyle, Türkiye'nin
diplomasi yöntemini kullanarak, bunu elde edebileceği umudunu vererek,
konjonktürün değişmesi, tablonun değişmesi öngörülüyor olabilir. Buna
karşı dikkatli ve hazırlıklı olma ihtiyacı vardır. Öyle anlaşılıyor ki,
Türkiye'nin terörü ortadan kaldırmaya yönelik müdahale hakkı kabul
edilirken, öte yandan bize 'sizin müdahalenize gerek kalmadan,
uzlaşmayla halletme imkanı da vardır' anlamında yaklaşımlar da
geliştiriliyor olabilir.''

-''BEDELİNİ ÖDEMEYE RAZI OLMAK''-

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın söylemindeki değişikliğin, kamuoyunun
dikkatinde olduğunu kaydeden Baykal, Erdoğan'ın, ''Kış gelmeden müdahale
yapacağız'' dediğini, Prag'a giderken ise ''Bizim için önemli olan
silahların bırakılmasıdır'' şeklinde açıklamalarda bulunduğunu anımsattı.
''Silahların bırakılması söylemi, PKK söylemidir. Silahların bırakılması
söylemi, terörü halletmeye yönelik olarak değil, terörün pazarlıkla
sonuç almasını sağlamaya yönelik bir stratejinin parçası olarak ortaya
atılmaktadır'' diyen Baykal, şöyle konuştu:
''Silahların bırakılması, elinde silahı bulunduran tarafın, kendi tek
taraflı takdiriyle, kararıyla, elinde bulundurduğu ve her an eline
alacağı silahı, belli bekleyiş içinde, şimdilik, bir süre için
kullanmayacağını ilan etmesidir. Hangi bekleyiş içinde olduğu, zaman
içinde ortaya çıkacaktır. Silahların bırakılmasını kabul etmek demek,
karşınızdakinin silah bulundurma hakkına teslim olmak demektir. Tek
taraflı olarak elinde silahı bulunduranın, o silahı kullanmayacağı
vaadini, çok büyük gelişme olarak kabul etmek, bunun bedelini ödemeye
razı olmak demektir. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez.''

-''BU FİLMİ ÇOK GÖRDÜK''-

CHP Genel Başkanı Baykal, terörün arkasında ne olduğu ve neden bu
terörün yaşandığı sorusunu yöneltti.
''Anadilimizi kullanamıyoruz, temel kültürel haklarımız elimizden
alındı, kimliğimizi ilan edemiyoruz'' deme şansının, son dönemde yapılan
değişikliklerle ortadan kalktığını, kimlikleri dolayısıyla insanların
suçlanamayacağının hukuki tespit olarak ortaya çıktığını söyledi.
Baykal, şu görüşleri dile getirdi:
''Geldiğimiz noktada talep, artık bireysel hak ve özgürlüklerin
ötesinde, etnik temelde Türkiye'nin anayasal sistemine, egemenlik
anlayışına, devletin yapısına yönelik talepleri kabul ettirmektir.
Türkiye, artık gelinen noktada 70 milyon vatandaşın eşit haklara sahip
olarak oluşturdukları bir devlet olmaktan çıkacaktır, vatandaşların
üstünde, bazı temel komünal, cemaat, etnik kimlik tanımlarına dayalı bir
devlet yapılanması içine çekilecektir. Vatandaşların devleti olmaktan
çıkacağız, kimliklerin devleti olmaya doğru yöneleceğiz.
Bu bildiğimiz, klasik parçalanma sürecidir. Bu filmi biz çok gördük.
Hala film oynuyor, Bağdat'ta, Irak'ta oynuyor bu film. Iraklıların
canına mal oldu, Irak'ın tarihi birikiminin kaybolmasına, perişan
olmasına yol açtı. Buradan güzellik çıkmaz, çıksa çıksa bir takım süper
güçlerin, Irak'ın zenginliğini daha rahatça paylaşması sonucu çıkar.''

-''VİCDANIM İSYAN EDİYOR''-

Tekirdağ ve Edirne'deki sel felaketinden zarar görenlere geçmiş olsun
dileklerini ileten Baykal, her yıl bu acı manzaraya alışmak zorunda
kalındığını söyledi.
Meriç ve Tunca nehirlerinin, her yıl taştığını, binlerce dönüm ekili
arazinin, ev ve işyerlerinin sular altında kaldığını ifade eden Baykal,
bu tabloya son verilmesi gerektiğini kaydetti.
Bir an önce Suakacağı Barajının tamamlanmasını isteyen Baykal,
''İktidar, herşey için para buluyor, binlerce insanımızı, tarımımızı
ilgilendiren bu konuda adım atmıyor. İktidarı göreve çağırıyoruz'' dedi.
Meriç ve Tunca nehirlerinin temizlenmesi, sel baskınları karşısında
taşıma kapasitelerinin arttırılması, nehir yataklarının genişletilmesini
öneren Baykal, ''Bunların yataklarının genişletilmemesi, ıslah
edilememesi akla, mantığa, sağduyuya sığdırılamaz. Vicdanım, bu
ilgisizliğe, sorumsuzluğa isyan ediyor'' diye konuştu.

-''KARİYER İŞİ OLMAKTAN ÇIKTI''-

Baykal, 24 Kasım'ın Öğretmenler Günü olduğuna işaret ederek, en çok
ihmal edilen ana konunun, eğitim olduğunu söyledi. Bunun ağır bedellerin
bulunduğunu ifade eden Baykal, eğitime sahip çıkmanın ilk adımının,
öğretmene sahip çıkmak olduğunu vurguladı.
Kitap, bina, ders araçlarının da önemli olduğunu ancak bunlar olmasa da
eğitimin gerçekleşeceğini kaydeden Baykal, ''Ama öğretmen olmazsa eğitim
olmaz'' dedi.
Baykal, öğretmenlerin yüzde 90'ının borçla yaşadığını, yüzde 23,5'unun
ek iş yaptığını ifade ederek, öğretmenliğin kariyer işi olmaktan
çıktığını, ek iş, fason uğraş, geçici iş sözleşmeyle yapılacak bir
konuma geldiğini savundu.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AB
İlerleme raporunda yeni azınlıklar yaratma çabası olduğunu söyledi.
''İnsanlarımızın etnik kimliği, inancı, mezhebi ne olursa olsun, tümümün
dünyanın en ileri demokrasilerindeki hak ve özgürlüklere sahip olması
için mücadeleye CHP olarak hazırız'' diyen Baykal, demokrasi, insan
hakları, bireysel hak ve özgürlüklerde hiçbir ülkeden geri kalmayı
içlerine sindirmeyeceklerini bildirdi.
Baykal, ''Çağdaş demokrasinin ilkeleri, düzeyi neyse Türkiye'de onu
uygulayalım'' diyerek. Türkiye'nin 80 yıl önce, Avrupa'nın Nazizm ve
Faşizmin baskısı altında inlediği bir dönemde, çağdaş demokrasi
doğrultusunda alt yapı hazırladığını ifade etti. ''Buna varız ama neye
yokuz?'' diyen Baykal, şöyle konuştu:
''(Demokrasi, insan hakları) diye ulusal bütünlüğümüzün, Türkiye'nin
dayanışmasının, beraberliğinin bilinçli bir şekilde bozulmasına,
çarptırılmasına, insanlarımızın 'etnik ayrışma, mezhep, din ayrışması'
diye birbirine düşürülmesine sonuna kadar karşıyız. Terör, bu
politikanın bir parçasıdır. Terörü reddetmiyorsa, terörden nihai olarak
vazgeçmeyi içlerine sindirmemişlerse, sadece bir aşama olarak, pazarlık
konusu olarak 'bir süre size nefes aldırırız ama bedeli ödettiririz'
diyorlarsa, terörle bu zeminde müzakere etmek ya aymazlıktır ya da
teslimiyettir. Ya farkında değilsiniz ne kastettiğiniz ya da artık
mecaliniz kalmadı, teslim oluyorsunuz. Üçüncü bir ihtimal daha var onu
söylemek istemiyorum.''

-''AYNI AİLE, AYNI SOKAK, AYNI KENT''-

Baykal, bu konuda yapılacak yanlışların Türkiye'nin ulusal dayanışma ve
kaynaşması sarsmaya başlayacağı savunarak, şöyle devam etti.
''Türkiye'nin her yöresinde birbirinin etnik kimliğini, inancını,
kökünü,kökeni, mezhebini sorgulamadan, merak dahi etmeden, birbiriyle
kaynaşmış, bütünleşmiş, el ele vermiş, birbiriyle aile, şirket, parti
kurmuş, aynı ailede, mahallede, sokakta, kentte huzur içinde, barış
içinde yaşamakta olan insanlar arasındaki sevgi ve dostluk bağının
zedelenmeye başlamasıdır. En ağır bedel, en tehlikeli sonuç budur. Bu
konudaki aymazlıkların, özensizliklerin sonucu bu istikametteki
gelişmelere meydanı boş bırakmaktır.''
''Terör, kimsenin imtiyazı olamaz. Terör, kimseye hukukun üstünde bir
konum sağlayamaz'' diyen Baykal, ''Eğer terör birilerinin hukukun üstüne
çıkmasına, dışına çıkmasına, imtiyaz sahibi olmasına yönelik bir gerekçe
olarak, sizin tarafından kabul ediliyorsa, sizin o toplumda barış ve
kardeşliği sağlama imkanınız yoktur'' uyarısında bulundu.

-''TERÖRE HAK VEREN DE...''-

Baykal, teröre teslim olmanın, meydanı boş bırakmanın, terörü
meşrulaştırmanın hiçbir şartta kabul edilemeyeceğini belirterek, terörü
meşru sayanın, teröre hak verenin, teröre destek olanın da bizzat terör
yapan kadar yanlış ve tehlikeli bir iş yaptığına dikkati çekti.
Baykal,''Terörün reddedilmesi olağanüstü önemli bir konudur. Bu
demokrasinin sınav noktasıdır. Demokraside her türlü düşünceye yer
vardır ama terörün övülmesine, teröre sahip çıkılmasına hiçbir
demokraside yer yoktur'' dedi.
İspanya'da 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıyı kınamadığı için
Batasuna Partisinin kapatıldığına dikkati çeken Baykal şöyle konuştu:
''Siz 'silahı bırakın, gelin konuşalım' derseniz, siz, terör yapma
tehdidini dahi içinize sindiriyorsunuz demektir. Terör yapma hakkını
muhafaza etmeyi, günü geldiği zaman terör yapma hakkını ve imkanını
elinizde tutmayı meşru sayıyorsunuz demektir. Terörün zamanlamasına
ilişkin talebiniz var demektir. Terörün esası değil, şimdi yapılıp
yapılmaması önemli hale gelmiştir. Bu perişanlıktır, zavallılıktır.
Türkiye'yi bu duruma kimsenin düşürmesine izin veremeyiz.''

-''TÜRK YAPARSA YANLIŞTIR''-

Terör karşısındaki duyarlılıklarının hiçbir şart altında bir etnik
tartışma, çatışma duygusundan kaynaklanmadığını söyleyen Baykal, kim
yaparsa yapsın, terörün yanlış olduğunu bildirdi. Terörün etnik kimliği,
dini imanı, inancı olmayacağını ifade eden Baykal ''Biz yaparsak, Türk
yaparsa yanlıştır. Arap yaparsa yanlıştır. Yahudi yaparsa yanlıştır. Kim
yaparsa yanlıştır'' dedi.
Terörün söz konusu olmaktan çıktığı, kararlı bir şekilde reddedildiği
bir ortamda, demokrasi, hukuk ve siyaset içinde tartışma yapmalarına
engel olmadığını belirten Baykal, ''Ama bir elinde silah, bir elinde
müzakere girişimi, olacak iş değildir...Bir kişinin elinde silah varsa,
o uzlaşma, o beraberlik güven verici olamaz'' diye konuştu.

-''EKONOMİNİN TEMEL ÖLÇÜLERİ BOZULDU''-

Ekonominin temel ölçülerinin bozulduğunu, dış ticaret açığı ile cari
açığının olağanüstü boyutlara ulaştığını ifade eden Baykal, cari
açığının 113 milyar doların altına indirilememiş olmasının, ekonomiyi
sürekli kanayan, dışardan acil kana ihtiyacı olan, o kan gelirse ayakta
kalacak bir yapıya dönüştürdüğünü söyledi.
Baykal, Türkiye'deki sıcak para miktarının 100 milyar doların üzerine
çıktığını savunarak, bunun da reel faizlerin yüksek olmasına neden
olduğunu kaydetti.
Ekonomide ''yapay, güvenilmez, her an bozulabilir bir tablo''
bulunduğunu savunan Baykal, yatırım ve üretim yapılmadığını, sanayi
sektöründe istihdamın azaldığını öne sürdü.
Türkiye'nin ulusal kalkınma politikasına, onun yanında da bölgesel
kalkınma politikasına ihtiyacı olduğunu söyleyen Baykal, bu anlamda GAP
projesinin olağanüstü önemli olduğunu belirtti.
Hükümetin, GAP projesini ihmal ettiğini savunan Baykal, hükümetin, GAP
projesine yönelik anlayışını değiştirmesini beklediğini ifade etti.
Baykal, hükümetin başka projeler yerine, GAP projesine yönelmesinin
Türkiye'ye çok büyük yararı olacağını kaydetti.
Baykal, ''ekonomiyi, faiz oyunları, kredi atraksiyonları, sıcak para
girişleriyle oyalamanın mümkün olmadığını'' savundu.