2014-02-04 - 16:27
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, iktidarın, yolsuzluk ve rüşvet olaylarının üzerini örtmek istediğini savunarak, "Hırsızları soruşturan savcıların soruşturulduğu bir düzene harami düzeni denir, demokrasi denmez" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, iktidarın, yolsuzluk ve rüşvet olaylarının üzerini örtmek istediğini savunarak, "Hırsızları soruşturan savcıların soruşturulduğu bir düzene harami düzeni denir, demokrasi denmez" dedi.
Kılıçdaroğlu, konuşmasına başlamadan önce, kürsüye Uşak'ın Avgan beldesinden tütün işçisi bir kadın geldi. Kılıçdaroğlu'na, içinde tütün bulunan bir ayakkabı kutusunu veren işçi kadın, "Emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Tütünü, maliyetinin de altında verdik. Size sadece tütün getirebildim. Dolar getiremedim. Onun için özür diliyorum" diye konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu ise "Halkın kürsüsü, halkımız konuştu. Sağır kulaklar duyacak mı bilmiyoruz. Bu kutunun içinde dolar yok alın teri, emek var" dedi. Tütün üreticilerine seslenen Kılıçdaroğlu, "10 yıl önceki halinize bakın bir de şimdiki halinize bakın. Bunları düşünerek sandığa gidin" ifadesini kullandı.
Avgan Belde Belediyesi'nin kapatılmasına yönelik tepkiyi de değerlendiren Kılıçdaroğlu, iktidara geldiklerinde kapatılan bütün belediyelerin açılacağını söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir iktidarın yolsuzluk ve rüşvet olaylarının üzerini kapatmak için ciddi bir mücadelenin içine girdiğini savunan Kılıçdaroğlu, bu arada toplumun dikkatinin de başka yerlere çekilmek istendiğini ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Ayakkabı kutusundan çıkan 4,5 milyon dolar milletimizin hafızasında. Siz hiç Recep Tayyip Erdoğan'ın ayakkabı kutusundan çıkan 4,5 milyon dolardan bahsettiğini duydunuz mu? Neden bu konuda konuşmuyor? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenler bu konuda konuşamazlar. Ben devlet hayatımda böyle bir yolsuzluk görmedim. Zengin bir kütüphanem var. Dünyada böyle bir yolsuzluk görmedim. Nitelik olarak çok büyük. Herkesin bunu bilmesini isterim.
Daha bunun filmi yapılmadı, romanı yazılmadı. Eminim önümüzdeki yıllarda bu yolsuzluğun filmi de yapılacak romanı da yazılacak.
Ne diyorlardı: '3 Y ile mücadele edeceğiz...' 'Yolsuzluklarla mücadele edeceğiz' diyorlardı. Ediyorlar mı? Yolsuzlukları kapatmakla mücadele ediyorlar. 'Yoksullukla mücadele edeceğiz...' Ayaz bebeği unutma. 'Yasaklarla mücadele edeceğiz...' Şimdi internet yasakları getiriyorlar.
Hep beraber şapkamızı önümüze koyup düşüneceğiz. Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren değerli yurttaşlarıma özellikle sesleniyorum. Türkiye'yi kirlilikten beraber arındıracağız. Temiz Türkiye'yi beraber kuracağız. Yolu, demokrasilerde sandıktan geçiyor. 30 Mart... Sandığa gideceğiz ve derslerini vereceğiz.
Bizim güzel bir masalımız var biliyorsunuz. 'Ali Baba ve Kırk Haramiler' diye. Recep Bey de binlerce harami var. Kırk olsa idare edeceğiz de...
Hükümet programı açıkladılar. Hükümet programının bir gizli maddesi saklıdır bir yerlerde. O gizli maddede de hükümetin görevleri arasında mutlaka, 'devleti soyacağız' diye bir ibare vardır. Yapıyorlar da.
Geldiğimiz noktada, devlet kendi refleksini gösteriyor. Hükümet soyuyor, devlet tepkisini gösteriyor. Savcısı, polisi, valisi müdahale ediyor. Bir yolsuzluk var ve bunun ortaya çıkması gerekiyor."
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet olayında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı ilk işin, kendi özel uçağı ile bir valiyi İstanbul'a emniyet müdürü olarak getirmek olduğunu ileri süren Klıçdaroğlu, "Olayı açıklığa çıkarmak için değil, olayı kapatmak için. O Emniyet Müdürü ve Vali'ye soruyorum: Hırsızlık yapanların arkasında duran kimse ve sen de onların başındaysan sen de o hırsızların başkanısın. Emniyet Müdürü olan Vali'ye söylüyorum: Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet olaylarını kapatama konusunda, Erdoğan'dan aldığın talimatları yerine getiriyorsan, sen de o çetenin bir üyesisin" diye konuştu.
Valilerin devletin valisi, emniyet müdürlerinin devletin emniyet müdürleri olması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, iktidarın valisi, emniyet müdürü olamayacağını vurgulayarak, "Senin maaşını bu iktidar ödemiyor. Senin maaşını tüyü bitmemiş yetim ödüyor. Sen, onun hakkını koruyacaksın, hırsızların hakkını değil" dedi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Parlamentoda milletvekili arkadaşlarımız 'hırsız var' diyorlar, AKP milletvekilleri dava açacağız diyorlar. Ne dava açacaksın? Keşke bir dava açsan da hırsızın kimliği hiç değilse mahkemede tescil edilir.
Ahlak açısından da bu yolsuzluk çok önemli. Kimse bunların eline su dökemez. Deniz Feneri... Almanya'da yargılandı. Alman yargıç, 'Yüzyılın soygunu. Asıl failler Türkiye'de' diyordu. Asıl failler yargılandı mı? Tam olay aydınlığa kavuşacak, üç savcıyı birden görevden aldılar. Hırsızlar değil savcılar hakimin önüne çıktı. Almanya ile bizim farkımızı görün.
Ben Merkel'in yerinde olsaydım, bugün Recep Tayyip Erdoğan'a güzel bir soru sorardım. 'Bizde yüzyılın soygunu yapıldı. Asıl failler Türkiye'deydi. Siz failleri bıraktınız savcıların peşine düştünüz. Bunun gerekçesi nedir?' diye bir sorsaydı. Hırsızları soruşturan savcıların soruşturulduğu bir düzene harami düzeni denir, demokrasi denmez.
Utanma duygusunun kaynağını iman oluşturur. Bir insanda inanç, iman, ahlak varsa utanma duygusu vardır. Bunların tümünü kaybedene 'ar damarı çatlamış' der bizim vatandaşımız.
Hazreti Muhammed'in bir cümlesini, hadisini okuyacağım. Diyor ki Peygamberimiz: 'Utanmadıktan sonra istediğini yap. Çünkü en büyük kayıp, utanma duygusunun kaybıdır. Onu kaybettikten sonra, geriye koruyabileceğin bir değerin kalamamış demektir. Artık ne istersen onu rahatça yapabilirsin.'
İki Bakan birden bire piyasaya çıktılar. Yurt gezisine çıktılar. Biri gitmiş Mardin'e. 'Verilmeyecek hesabım yok' diyor. Bunu söyleyeceğine, git Adalet Bakanı'na de ki 'Fezlekeleri bir an önce getirin. Ben aklanmak istiyorum. Ben Yüve Divan'a gitmek istiyorum' de. Bir grup vatandaş da 'dik dur eğilme, Mardin seninle' demiş. Mardinlileri tenzih ediyorum. Mardin'i çok iyi bilirim. Mardin, ahlaksızlığa prim vermez. Senin önünde diklenen adam, haraminin önünde, baş çalanın önünde iki büklüm oluyor. Sana dikleniyor Mardinli kardeşim, baş çalanın önünde iki büklüm oluyor.
En son anketler yayınlandı. Yurttaşların büyük bir kesimi bir yolsuzluk olduğuna inanıyor. Yani 45 milyon insan senin hırsızlık yaptığın kanaatinde. Sen sokakta alnın açık yürüyemezsin. Sen önüne bakmak zorundasın. Etrafındaki şakşakçılar seni aldatmasın. Artık 'hırsız var' dendiğinde, göreceksin bütün gözler senin üzerine çevrilecek."
Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın yaptığı son açıklamaları değerlendiren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Ciddi bir U dönüşü yaptı. Herhalde belinde bir hasar olmamıştır. Karadenizliler yiğit adamlardır. Bir şeyi söyledi mi arkasında durur. Bu, Karadenizlilerin yüz karasıdır. Karadenizlileri tenzih ederim.
Çark etmiş ve 'Benim en büyük efendim Recep Tayyip Erdoğan'dır' diyor. Neden diyor bunu? Baş çalan çağırmıştır, 'Daha düne kadar malı beraber götürüyorduk. Niye itiraz ediyorsun? Bak savcıyı, hakimi, emniyet müdürünü aldım. Kafamı kızdırma. Seni hapse de attırabilirim, beraat de ettirebilirim. U dönüşünü yapman lazım' demiştir. 'Belimde hafif bir ağrı var...', 'seni doktora gönderirim hiç meraklanma...'
Kişiliği oturmayan insanların böyle bir yapıları vardır. Verdikleri sözün arkasında durmazlar. 10 dakikada bir görüş değiştirirler. Bununki 10 dakikadan uzun sürdü ama gerçekten samimi söylüyorum, çok üzüldüm. Ne değişti arkadaş senin hayatında. Neler vadedildi sana?"
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Adalet Bakanlığı'nda bekleyen fezlekelerin üzerinde çalışıldığını, bazı bölümlerinin bürokrasiye dağıtıldığını, AKP'ye yakın avukatlara verildiğini, onlarla ilgili ek savunmaların alındığını biliyoruz. O fezlekelerin içinde ne var her bir satırını biliyoruz. Oynarsanız, ne olacağını göreceksiniz. Biz, o fezlekeler artık milletin vicdanındadır diyoruz. Millet bunu affetmez. Hırsızlığı affetmez. herşeyi affeder ama kul hakkı yiyeni bu millet affetmez" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı "tuzluk" ifadesine değindi.
Erdoğan'ın kendi milletvekillerine bu ifadeyi kullanmasını eleştiren Kılıçdaroğlu, yürekli bir milletvekilinin buna itiraz etmesini beklediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "İstifa edenlerden biri çıktı, eline aldı tuzluğu ve gerekli eleştiriyi yaptı. Onu yürekten kutluyorum. Şimdi AKP saflarında olan, tuzluk olarak tanımlanan milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum; itiraz etmezseniz artık sizin adınız vatandaşın gözünde, 'milletvekili geldi' demeyecekler, 'AKP'den bir tuzluk geldi' diyecekler. Bunu unutmayın" diye konuştu.
Bakanlar hakkındaki fezlekelerin bir türlü TBMM'ye gelmemesine de tepki gösteren ve takipçisi olduklarını belirten Kılıçdaroğlu, "Adalet Bakanlığı'nda bekleyen fezlekelerin üzerinde çalışıldığını, bazı bölümlerinin bürokrasiye dağıtıldığını, AKP'ye yakın avukatlara verildiğini, onlarla ilgili ek savunmaların alındığını biliyoruz. O fezlekelerin içinde ne var her bir satırını biliyoruz. Oynarsanız, ne olacağını göreceksiniz. İstiyorlar ki AKP, o fezlekeleri çöp sepetine atalım. Bir yolunu yordamını bulacaklar. Biz, o fezlekeler artık milletin vicdanındadır diyoruz. Millet bunu affetmez. Hırsızlığı affetmez. her şeyi affeder ama kul hakkı yiyeni bu millet affetmez" değerlendirmesinde bulundu.
Dünyadaki büyük hırsızlıkların dökümünü çıkardıklarını aktaran Kılıçdaroğlu, Saddam Hüseyin'in 2003 yılında Merkez Bankası'ndan 1 milyar Dolar aldığını, 1990'da Boston Müzesinin soyulduğunu, 300 milyon Dolar değerinde tabloların çalındığını belirterek, dünyanın çeşitli ülkelerinden buna benzer örnekler veren Kılıçdaroğlu, "Bizde sadece birinci operasyonda tartışılan rakam, götürüldüğü iddia edilen rakam 85 milyar Avro, Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek bir soygun. Onun için diyorum zaten dünya tarihinde böylesi görülmedi diye. Ne diyorlardı? 'Büyük düşünün'. Yani, 'Büyük götürün' diyorlar. Büyük götürüyorlar zaten" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, 21 Temmuz 2013 tarihinde Başbakan Erdoğan'ın Cemal Kalyoncu ve Faruk adlı bir kişiyi evine davet ettiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, görüşmenin konusunun Sabah-Atv satışı olduğunu, ancak bu grubun sahibi olan Çalık Grubun'dan kimsenin görüşmede bulunmadığını söyledi. Başbakan Erdoğan'ın bu satışı yönlendirdiğini savunan Kılıçdaroğlu, "Çağırıyor, bunları; 'Çalık zor durumda bir şey yapmamız lazım'. Oturuyorlar; 'Nasıl biz bu işi çözeriz?. Buraya parayı nasıl aktarırız?'. Ve karar veriyorlar; 'Bir grup müteahhite salma salacağız. Onlardan para alacağız. Parayı aktaracağız. yeni bir şirket kuracağız. Gazeteyi, televizyonu da o yeni şirketin içine koyacağız. Böylece bu işi çözeceğiz' diyorlar. İyi de bu para havuzunu kim idare edecek? O da bulunuyor, Binali Yıldırım. Rakamlar büyük, Binali dersek yanlış olur, milyon ali dememiz lazım. Milyon Ali devreye giriyor. Herkesten öyle on bin, yirmi bin değil, milyonlar istiyor" diye konuştu.
Eski Bakan ve AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım'a ait fezleke olduğunu ifade ettiği bir dosyayı salonda bulunanlara gösteren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bazı devletten iş alan müteahhitlerin isimlerini vereceğim, kimse kusura bakmasın. Mehmet Cengiz, '100 milyon Dolar veririm' diyor, Celal Koloğlu, '100 milyon Dolar veririm' diyor. Nihat Özdemir 100 milyon dolar, İbrahim Çeçen 100 milyon Dolar. 'Ama 3. havaalanı ihalesine dahil ederseniz 100 milyon Doları 150 milyon Dolara çıkarırım' diyor. Sekiz iş adamından toplanan para 630 milyon Dolar. Niye milyon ali diyoruz? İşte bunun için. Salmayı salıyor. Kimin talimatıyla? Beyefendi'nin talimatıyla. Kod adı orada baş çalan değil, beyefendi olarak geçiyor. Tabii savcı, baş çalan yazamıyor. Halbuki adı baş çalan, yazsa çok daha iyi olur. Diyor ki milyon ali için 'beyefendi ile görüşecek. Nasıl bir plan yapılacaksa zaten bana söyleyecek, ben de size söylerim'. Kim? Celal Koloğlu. Kim bu? İntes'in yönetim kurulu başkanı. Bütün yürekli, düzgün çalışan, uluslararası piyasalarda, Türkiye'de düzgün iş yapan müteahhit kardeşlerime sesleniyorum; Celal Koloğlu İntes'de yönetim kurulu başkanlığı yapamaz. O görevden ayrılması lazım. Her şey ortada gün gibi. O görevden ayrılması lazım. Ben müteahhitlerin ne kadar zor koşullarda görev yaptıklarını biliyorum. Hangi taleplerle karşı karşıya kaldıklarını da biliyorum. Ama Başbakan ve Binali'nin korumalığında, onun sözcülüğünü yapan birisi, ihale dağıtan birisi İntes'in başında olamaz, ayrılması lazım."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bu gazeteler niye sabah akşam komplo iddialarını yayınlıyorlar? Bunlar gazete mi? Sabah eski Sabah mı? ATV eski ATV mi? Takvim eski Takvim mi? Baş çalanın hizmetindeler" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısında Eski Bakan ve AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım'a ait fezleke olduğunu ifade ettiği bir dosyayı salonda bulunanlara göstererek, bazı bölümler okudu ve Sabah-ATV satışına ilişkin iddialarda bulundu.
Satışın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yönlendirmesinde olduğunu ve 8 işadamından para toplandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, Yıldırım'ın bu işadamlarıyla Ankara Ahlatlıbel'deki PTT'nin sosyal tesislerinde bir araya geldiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Salmayı yapıyor, 'herkes bunu ödeyecek' diyor. sekiz işadamından, 'iki ay içinde 630 milyon Dolar para vereceksiniz' diyor. Bunlardan birisi 30 milyon Dolar ödüyor. Öbürü telefonla konuşurken söylüyor; 'Adnan'ı görmedin mi? Akşam simsiyah olmuştu' diyor. 30 milyon dolar istiyor tabii, hükümet istiyor, ne desin? Baktığınız zaman bu insanlara da gerçekten insan üzülüyor. Zorla istiyor, hükümet. Versin mi vermesin mi? Birisi atlatmış ama, 'çarşambaya veririm, cuma veririm' derken. Birisi '20 milyon dolar çok para, nasıl vereceğim? Dün gece uyuyamadım, iki hap aldım' diyor. Uyuyamamış adamcağız. Ama işi toparlıyorlar. Mehmet Cengiz diyor ki, Cengiz İnşaat'ın patronu, 'Ama hakikaten iyi bir şey oldu. Binali kalırsa yaşadık' diyor. Binalı kalacak, ihaleleri alacaklar. Sen neymişsin be milyon ali. Şimdi kalkmış bu İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı. Milyon ali, sen İzmir'in sokaklarında hangi yüzle gezeceksin, çık bana söyle. Milyon ali kalacak, baş çalan talimat verecek ihaleler dağıtılacak. Düzene bakın. Önümüzdeki grup toplantısında bu konuşmaların ses kayıtlarını sizlere dinleteceğim."
Söz konusu işadamlarının parayı verip ihale aldığını, bazılarının ise ihale alamadıklarından yakındıklarını ileri süren Kılıçdaroğlu, bu duruma alıştıklarını ifade ettiklerini söyledi. Bir işadamının da "Biz de o kadar keriz değiliz, verilmesi gerekiyor ki veriyoruz. O parayı da yolda bulmuyoruz" dediğini ileri söyleyen Kılıçdaroğlu, bazılarının bu yaşanandan rahatsız olduğunu ve duyulmasından endişe ettiğini söylediklerini ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, "Türkiye duydu. sadece Türkiye mi? Dünya duydu. Ama baş çalan ne diyor? 'Bize komplo kurdular' diyor. Ne komplosu kardeşim? Malı götürüyorsun, hala mağduru oynuyor. Ne mağduru kardeşim? 630 milyon Dolar senin Başbakanlığın başkanlığında, Binali Yıldırım'ın koordinatörlüğünde para toplanıyor, Sabah-ATV için. Bu gazeteler niye sabah akşam komplo iddialarını yayınlıyorlar? Bunlar gazete mi? Sabah eski Sabah mı? ATV eski ATV mi? Takvim eski Takvim mi? Baş çalanın hizmetindeler. 'Sabah akşam CHP'ye hep beraber küfredelim'. Artık sizin maskeniz inmiştir. Ar damarınız çatlamadıysa gazeteleri kapatın" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, söz konusu firmalara 87 milyar 832 milyon liralık ihale verildiğini de ileri sürerek, Türkiye'nin nasıl soyulduğunu, kul hakkı yiyenlerin kimler olduğunu, hırsızın kimliğini milletin öğrenmesi gerektiğini söyledi. "Başbakanlık koltuğunda oturan kişinin, ihale dağıtan bir kişi olduğunu bu milletin öğrenmesi lazım" diyen Kılıçdaroğlu, kamu ihale mevzuatını da eleştirdi ve objektif kriterlerin uygulanmadığını, mevzuatın 146 kez değiştirildiğini kaydetti.
Kemal Kılıçdaroğlu, "Devlet yok ortada. Bir çete tarafından yönetilen bir Türkiye Cumhuriyeti var" dedi.
TÜRGEV hakkında Başbakan Erdoğan'a yönelttiği soruları tekrarlayan Kılıçdaroğlu, hala yanıt alamadığını belirtti. Neden yanıtlamadığını soran Kılıçdaroğlu, "Bütün bu olayların içinde, Sabah-ATV olayının içinde Bilal Erdoğan'ın da özel bir rolü var. Özel bir görüşmesi var. Onları da size dinleteceğim. Hırsızı bilmeniz, görmeniz için. Madem ki TÜRGEV Bakanlar Kurulunca kamu yararına çalışan bir vakıf niye hesaplarını gizliyorsunuz?" dedi. Hangi şirketlerin TÜRGEV'e bağış yaptığının da açıklanmasını isteyen Kılıçdaroğlu, bu soruları TBMM kürsüsünden de gündeme getireceklerini bildirdi. AK Partili milletvekillerinin bunları duymasını isteyen Kılıçdaroğlu, "vicdanları sızlıyor mu, sızlamıyor mu? Kendilerine 'tuzluk' diyen bir adamın arkasından hala gidecekler mi, gitmeyecekler mi? devleti soyan çetenin arkasından hala gidecekler mi, gitmeyecekler mi?" ifadelerini kullandı.
Böyle durumlarda "Allah büyüktür" ifadesinin kullanıldığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, TOKİ'ye ait bir broşürün ön sözünü okudu. Kılıçdaroğlu, "TOKİ'nin bir broşürü var. 'Umudun ve güvenin adı TOKİ' diyor. Önsözü yazmış, Recep Tayyip Erdoğan. Önsözünde ne yazıyor; 'Sonuna kadar, son nefesimize kadar, sorumluluk bilinciyle çalıyoruz'. Bundan güzel itiraf olur mu?" dedi.
Konuşmasında Eskişehir'deki Gezi Parkı odaklı eylemde darp edilerek hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz'ın davasına da değinen ve takipçisi olduklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, "Bütün anne ve babalara sesleniyorum; çocuğunuzun sopalarla dövülüp öldürülmesini istemiyorsanız, bunu doğru bulmuyorsanız bu davayı unutmayın" şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın dava ile ilgili soruya, olay yargıya intikal ettiği gerekçesiyle cevap vermediğini, ancak aynı tavrı yolsuzluk operasyonuyla ilgili göstermediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, bunun bir çifte standart olduğunu savundu.
Kılıçdaroğlu, bir bakanın konuşmasında vatandaşlara, "AK Parti giderse, gelecek hiçbir hükümet üç ay size maaş ödeyemez" dediğini ifade ederek, "Şunu demek istiyor; 'Biz gidersek devleti tümüyle soyup gideceğiz, gelenlere bir şey kalmayacak'. Ne yaparsan yap, bu ülke, zengin, güçlü ülkedir. Herkesin maaşı verilir. Sen millete tehdit mi yapıyorsun? Şantaj mı yapıyorsun? Maaş ödenecek, senin ödediğinden fazla ödenecek. Neden daha fazla ödenecek? Çünkü biz kul hakkı yemeyiz" değerlendirmesinde bulundu.
Yolsuzluklara değindiği sırada TRT'nin konuşmasının canlı yayını kestiği notunun kendisine iletildiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bu durumu eleştirdi.
Bir AK Parti milletvekilinin Başbakan Erdoğan için "Allah'ın bütün vasıflarını üzerinde toplamış" ifadesini kullandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Eğer sen baş çalanın kimin vasıflarını üzerinde topladığını öğrenmek istiyorsan, şeytana bakacaksın. Çünkü önce patron yaratıp, sonra salma salmak ancak şeytanın aklına gelir" ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, konuşmasına başlamadan önce, kürsüye Uşak'ın Avgan beldesinden tütün işçisi bir kadın geldi. Kılıçdaroğlu'na, içinde tütün bulunan bir ayakkabı kutusunu veren işçi kadın, "Emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Tütünü, maliyetinin de altında verdik. Size sadece tütün getirebildim. Dolar getiremedim. Onun için özür diliyorum" diye konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu ise "Halkın kürsüsü, halkımız konuştu. Sağır kulaklar duyacak mı bilmiyoruz. Bu kutunun içinde dolar yok alın teri, emek var" dedi. Tütün üreticilerine seslenen Kılıçdaroğlu, "10 yıl önceki halinize bakın bir de şimdiki halinize bakın. Bunları düşünerek sandığa gidin" ifadesini kullandı.
Avgan Belde Belediyesi'nin kapatılmasına yönelik tepkiyi de değerlendiren Kılıçdaroğlu, iktidara geldiklerinde kapatılan bütün belediyelerin açılacağını söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir iktidarın yolsuzluk ve rüşvet olaylarının üzerini kapatmak için ciddi bir mücadelenin içine girdiğini savunan Kılıçdaroğlu, bu arada toplumun dikkatinin de başka yerlere çekilmek istendiğini ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Ayakkabı kutusundan çıkan 4,5 milyon dolar milletimizin hafızasında. Siz hiç Recep Tayyip Erdoğan'ın ayakkabı kutusundan çıkan 4,5 milyon dolardan bahsettiğini duydunuz mu? Neden bu konuda konuşmuyor? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenler bu konuda konuşamazlar. Ben devlet hayatımda böyle bir yolsuzluk görmedim. Zengin bir kütüphanem var. Dünyada böyle bir yolsuzluk görmedim. Nitelik olarak çok büyük. Herkesin bunu bilmesini isterim.
Daha bunun filmi yapılmadı, romanı yazılmadı. Eminim önümüzdeki yıllarda bu yolsuzluğun filmi de yapılacak romanı da yazılacak.
Ne diyorlardı: '3 Y ile mücadele edeceğiz...' 'Yolsuzluklarla mücadele edeceğiz' diyorlardı. Ediyorlar mı? Yolsuzlukları kapatmakla mücadele ediyorlar. 'Yoksullukla mücadele edeceğiz...' Ayaz bebeği unutma. 'Yasaklarla mücadele edeceğiz...' Şimdi internet yasakları getiriyorlar.
Hep beraber şapkamızı önümüze koyup düşüneceğiz. Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren değerli yurttaşlarıma özellikle sesleniyorum. Türkiye'yi kirlilikten beraber arındıracağız. Temiz Türkiye'yi beraber kuracağız. Yolu, demokrasilerde sandıktan geçiyor. 30 Mart... Sandığa gideceğiz ve derslerini vereceğiz.
Bizim güzel bir masalımız var biliyorsunuz. 'Ali Baba ve Kırk Haramiler' diye. Recep Bey de binlerce harami var. Kırk olsa idare edeceğiz de...
Hükümet programı açıkladılar. Hükümet programının bir gizli maddesi saklıdır bir yerlerde. O gizli maddede de hükümetin görevleri arasında mutlaka, 'devleti soyacağız' diye bir ibare vardır. Yapıyorlar da.
Geldiğimiz noktada, devlet kendi refleksini gösteriyor. Hükümet soyuyor, devlet tepkisini gösteriyor. Savcısı, polisi, valisi müdahale ediyor. Bir yolsuzluk var ve bunun ortaya çıkması gerekiyor."
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet olayında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı ilk işin, kendi özel uçağı ile bir valiyi İstanbul'a emniyet müdürü olarak getirmek olduğunu ileri süren Klıçdaroğlu, "Olayı açıklığa çıkarmak için değil, olayı kapatmak için. O Emniyet Müdürü ve Vali'ye soruyorum: Hırsızlık yapanların arkasında duran kimse ve sen de onların başındaysan sen de o hırsızların başkanısın. Emniyet Müdürü olan Vali'ye söylüyorum: Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet olaylarını kapatama konusunda, Erdoğan'dan aldığın talimatları yerine getiriyorsan, sen de o çetenin bir üyesisin" diye konuştu.
Valilerin devletin valisi, emniyet müdürlerinin devletin emniyet müdürleri olması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, iktidarın valisi, emniyet müdürü olamayacağını vurgulayarak, "Senin maaşını bu iktidar ödemiyor. Senin maaşını tüyü bitmemiş yetim ödüyor. Sen, onun hakkını koruyacaksın, hırsızların hakkını değil" dedi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Parlamentoda milletvekili arkadaşlarımız 'hırsız var' diyorlar, AKP milletvekilleri dava açacağız diyorlar. Ne dava açacaksın? Keşke bir dava açsan da hırsızın kimliği hiç değilse mahkemede tescil edilir.
Ahlak açısından da bu yolsuzluk çok önemli. Kimse bunların eline su dökemez. Deniz Feneri... Almanya'da yargılandı. Alman yargıç, 'Yüzyılın soygunu. Asıl failler Türkiye'de' diyordu. Asıl failler yargılandı mı? Tam olay aydınlığa kavuşacak, üç savcıyı birden görevden aldılar. Hırsızlar değil savcılar hakimin önüne çıktı. Almanya ile bizim farkımızı görün.
Ben Merkel'in yerinde olsaydım, bugün Recep Tayyip Erdoğan'a güzel bir soru sorardım. 'Bizde yüzyılın soygunu yapıldı. Asıl failler Türkiye'deydi. Siz failleri bıraktınız savcıların peşine düştünüz. Bunun gerekçesi nedir?' diye bir sorsaydı. Hırsızları soruşturan savcıların soruşturulduğu bir düzene harami düzeni denir, demokrasi denmez.
Utanma duygusunun kaynağını iman oluşturur. Bir insanda inanç, iman, ahlak varsa utanma duygusu vardır. Bunların tümünü kaybedene 'ar damarı çatlamış' der bizim vatandaşımız.
Hazreti Muhammed'in bir cümlesini, hadisini okuyacağım. Diyor ki Peygamberimiz: 'Utanmadıktan sonra istediğini yap. Çünkü en büyük kayıp, utanma duygusunun kaybıdır. Onu kaybettikten sonra, geriye koruyabileceğin bir değerin kalamamış demektir. Artık ne istersen onu rahatça yapabilirsin.'
İki Bakan birden bire piyasaya çıktılar. Yurt gezisine çıktılar. Biri gitmiş Mardin'e. 'Verilmeyecek hesabım yok' diyor. Bunu söyleyeceğine, git Adalet Bakanı'na de ki 'Fezlekeleri bir an önce getirin. Ben aklanmak istiyorum. Ben Yüve Divan'a gitmek istiyorum' de. Bir grup vatandaş da 'dik dur eğilme, Mardin seninle' demiş. Mardinlileri tenzih ediyorum. Mardin'i çok iyi bilirim. Mardin, ahlaksızlığa prim vermez. Senin önünde diklenen adam, haraminin önünde, baş çalanın önünde iki büklüm oluyor. Sana dikleniyor Mardinli kardeşim, baş çalanın önünde iki büklüm oluyor.
En son anketler yayınlandı. Yurttaşların büyük bir kesimi bir yolsuzluk olduğuna inanıyor. Yani 45 milyon insan senin hırsızlık yaptığın kanaatinde. Sen sokakta alnın açık yürüyemezsin. Sen önüne bakmak zorundasın. Etrafındaki şakşakçılar seni aldatmasın. Artık 'hırsız var' dendiğinde, göreceksin bütün gözler senin üzerine çevrilecek."
Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın yaptığı son açıklamaları değerlendiren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Ciddi bir U dönüşü yaptı. Herhalde belinde bir hasar olmamıştır. Karadenizliler yiğit adamlardır. Bir şeyi söyledi mi arkasında durur. Bu, Karadenizlilerin yüz karasıdır. Karadenizlileri tenzih ederim.
Çark etmiş ve 'Benim en büyük efendim Recep Tayyip Erdoğan'dır' diyor. Neden diyor bunu? Baş çalan çağırmıştır, 'Daha düne kadar malı beraber götürüyorduk. Niye itiraz ediyorsun? Bak savcıyı, hakimi, emniyet müdürünü aldım. Kafamı kızdırma. Seni hapse de attırabilirim, beraat de ettirebilirim. U dönüşünü yapman lazım' demiştir. 'Belimde hafif bir ağrı var...', 'seni doktora gönderirim hiç meraklanma...'
Kişiliği oturmayan insanların böyle bir yapıları vardır. Verdikleri sözün arkasında durmazlar. 10 dakikada bir görüş değiştirirler. Bununki 10 dakikadan uzun sürdü ama gerçekten samimi söylüyorum, çok üzüldüm. Ne değişti arkadaş senin hayatında. Neler vadedildi sana?"
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Adalet Bakanlığı'nda bekleyen fezlekelerin üzerinde çalışıldığını, bazı bölümlerinin bürokrasiye dağıtıldığını, AKP'ye yakın avukatlara verildiğini, onlarla ilgili ek savunmaların alındığını biliyoruz. O fezlekelerin içinde ne var her bir satırını biliyoruz. Oynarsanız, ne olacağını göreceksiniz. Biz, o fezlekeler artık milletin vicdanındadır diyoruz. Millet bunu affetmez. Hırsızlığı affetmez. herşeyi affeder ama kul hakkı yiyeni bu millet affetmez" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı "tuzluk" ifadesine değindi.
Erdoğan'ın kendi milletvekillerine bu ifadeyi kullanmasını eleştiren Kılıçdaroğlu, yürekli bir milletvekilinin buna itiraz etmesini beklediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "İstifa edenlerden biri çıktı, eline aldı tuzluğu ve gerekli eleştiriyi yaptı. Onu yürekten kutluyorum. Şimdi AKP saflarında olan, tuzluk olarak tanımlanan milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum; itiraz etmezseniz artık sizin adınız vatandaşın gözünde, 'milletvekili geldi' demeyecekler, 'AKP'den bir tuzluk geldi' diyecekler. Bunu unutmayın" diye konuştu.
Bakanlar hakkındaki fezlekelerin bir türlü TBMM'ye gelmemesine de tepki gösteren ve takipçisi olduklarını belirten Kılıçdaroğlu, "Adalet Bakanlığı'nda bekleyen fezlekelerin üzerinde çalışıldığını, bazı bölümlerinin bürokrasiye dağıtıldığını, AKP'ye yakın avukatlara verildiğini, onlarla ilgili ek savunmaların alındığını biliyoruz. O fezlekelerin içinde ne var her bir satırını biliyoruz. Oynarsanız, ne olacağını göreceksiniz. İstiyorlar ki AKP, o fezlekeleri çöp sepetine atalım. Bir yolunu yordamını bulacaklar. Biz, o fezlekeler artık milletin vicdanındadır diyoruz. Millet bunu affetmez. Hırsızlığı affetmez. her şeyi affeder ama kul hakkı yiyeni bu millet affetmez" değerlendirmesinde bulundu.
Dünyadaki büyük hırsızlıkların dökümünü çıkardıklarını aktaran Kılıçdaroğlu, Saddam Hüseyin'in 2003 yılında Merkez Bankası'ndan 1 milyar Dolar aldığını, 1990'da Boston Müzesinin soyulduğunu, 300 milyon Dolar değerinde tabloların çalındığını belirterek, dünyanın çeşitli ülkelerinden buna benzer örnekler veren Kılıçdaroğlu, "Bizde sadece birinci operasyonda tartışılan rakam, götürüldüğü iddia edilen rakam 85 milyar Avro, Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek bir soygun. Onun için diyorum zaten dünya tarihinde böylesi görülmedi diye. Ne diyorlardı? 'Büyük düşünün'. Yani, 'Büyük götürün' diyorlar. Büyük götürüyorlar zaten" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, 21 Temmuz 2013 tarihinde Başbakan Erdoğan'ın Cemal Kalyoncu ve Faruk adlı bir kişiyi evine davet ettiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, görüşmenin konusunun Sabah-Atv satışı olduğunu, ancak bu grubun sahibi olan Çalık Grubun'dan kimsenin görüşmede bulunmadığını söyledi. Başbakan Erdoğan'ın bu satışı yönlendirdiğini savunan Kılıçdaroğlu, "Çağırıyor, bunları; 'Çalık zor durumda bir şey yapmamız lazım'. Oturuyorlar; 'Nasıl biz bu işi çözeriz?. Buraya parayı nasıl aktarırız?'. Ve karar veriyorlar; 'Bir grup müteahhite salma salacağız. Onlardan para alacağız. Parayı aktaracağız. yeni bir şirket kuracağız. Gazeteyi, televizyonu da o yeni şirketin içine koyacağız. Böylece bu işi çözeceğiz' diyorlar. İyi de bu para havuzunu kim idare edecek? O da bulunuyor, Binali Yıldırım. Rakamlar büyük, Binali dersek yanlış olur, milyon ali dememiz lazım. Milyon Ali devreye giriyor. Herkesten öyle on bin, yirmi bin değil, milyonlar istiyor" diye konuştu.
Eski Bakan ve AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım'a ait fezleke olduğunu ifade ettiği bir dosyayı salonda bulunanlara gösteren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bazı devletten iş alan müteahhitlerin isimlerini vereceğim, kimse kusura bakmasın. Mehmet Cengiz, '100 milyon Dolar veririm' diyor, Celal Koloğlu, '100 milyon Dolar veririm' diyor. Nihat Özdemir 100 milyon dolar, İbrahim Çeçen 100 milyon Dolar. 'Ama 3. havaalanı ihalesine dahil ederseniz 100 milyon Doları 150 milyon Dolara çıkarırım' diyor. Sekiz iş adamından toplanan para 630 milyon Dolar. Niye milyon ali diyoruz? İşte bunun için. Salmayı salıyor. Kimin talimatıyla? Beyefendi'nin talimatıyla. Kod adı orada baş çalan değil, beyefendi olarak geçiyor. Tabii savcı, baş çalan yazamıyor. Halbuki adı baş çalan, yazsa çok daha iyi olur. Diyor ki milyon ali için 'beyefendi ile görüşecek. Nasıl bir plan yapılacaksa zaten bana söyleyecek, ben de size söylerim'. Kim? Celal Koloğlu. Kim bu? İntes'in yönetim kurulu başkanı. Bütün yürekli, düzgün çalışan, uluslararası piyasalarda, Türkiye'de düzgün iş yapan müteahhit kardeşlerime sesleniyorum; Celal Koloğlu İntes'de yönetim kurulu başkanlığı yapamaz. O görevden ayrılması lazım. Her şey ortada gün gibi. O görevden ayrılması lazım. Ben müteahhitlerin ne kadar zor koşullarda görev yaptıklarını biliyorum. Hangi taleplerle karşı karşıya kaldıklarını da biliyorum. Ama Başbakan ve Binali'nin korumalığında, onun sözcülüğünü yapan birisi, ihale dağıtan birisi İntes'in başında olamaz, ayrılması lazım."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bu gazeteler niye sabah akşam komplo iddialarını yayınlıyorlar? Bunlar gazete mi? Sabah eski Sabah mı? ATV eski ATV mi? Takvim eski Takvim mi? Baş çalanın hizmetindeler" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısında Eski Bakan ve AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım'a ait fezleke olduğunu ifade ettiği bir dosyayı salonda bulunanlara göstererek, bazı bölümler okudu ve Sabah-ATV satışına ilişkin iddialarda bulundu.
Satışın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yönlendirmesinde olduğunu ve 8 işadamından para toplandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, Yıldırım'ın bu işadamlarıyla Ankara Ahlatlıbel'deki PTT'nin sosyal tesislerinde bir araya geldiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Salmayı yapıyor, 'herkes bunu ödeyecek' diyor. sekiz işadamından, 'iki ay içinde 630 milyon Dolar para vereceksiniz' diyor. Bunlardan birisi 30 milyon Dolar ödüyor. Öbürü telefonla konuşurken söylüyor; 'Adnan'ı görmedin mi? Akşam simsiyah olmuştu' diyor. 30 milyon dolar istiyor tabii, hükümet istiyor, ne desin? Baktığınız zaman bu insanlara da gerçekten insan üzülüyor. Zorla istiyor, hükümet. Versin mi vermesin mi? Birisi atlatmış ama, 'çarşambaya veririm, cuma veririm' derken. Birisi '20 milyon dolar çok para, nasıl vereceğim? Dün gece uyuyamadım, iki hap aldım' diyor. Uyuyamamış adamcağız. Ama işi toparlıyorlar. Mehmet Cengiz diyor ki, Cengiz İnşaat'ın patronu, 'Ama hakikaten iyi bir şey oldu. Binali kalırsa yaşadık' diyor. Binalı kalacak, ihaleleri alacaklar. Sen neymişsin be milyon ali. Şimdi kalkmış bu İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı. Milyon ali, sen İzmir'in sokaklarında hangi yüzle gezeceksin, çık bana söyle. Milyon ali kalacak, baş çalan talimat verecek ihaleler dağıtılacak. Düzene bakın. Önümüzdeki grup toplantısında bu konuşmaların ses kayıtlarını sizlere dinleteceğim."
Söz konusu işadamlarının parayı verip ihale aldığını, bazılarının ise ihale alamadıklarından yakındıklarını ileri süren Kılıçdaroğlu, bu duruma alıştıklarını ifade ettiklerini söyledi. Bir işadamının da "Biz de o kadar keriz değiliz, verilmesi gerekiyor ki veriyoruz. O parayı da yolda bulmuyoruz" dediğini ileri söyleyen Kılıçdaroğlu, bazılarının bu yaşanandan rahatsız olduğunu ve duyulmasından endişe ettiğini söylediklerini ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, "Türkiye duydu. sadece Türkiye mi? Dünya duydu. Ama baş çalan ne diyor? 'Bize komplo kurdular' diyor. Ne komplosu kardeşim? Malı götürüyorsun, hala mağduru oynuyor. Ne mağduru kardeşim? 630 milyon Dolar senin Başbakanlığın başkanlığında, Binali Yıldırım'ın koordinatörlüğünde para toplanıyor, Sabah-ATV için. Bu gazeteler niye sabah akşam komplo iddialarını yayınlıyorlar? Bunlar gazete mi? Sabah eski Sabah mı? ATV eski ATV mi? Takvim eski Takvim mi? Baş çalanın hizmetindeler. 'Sabah akşam CHP'ye hep beraber küfredelim'. Artık sizin maskeniz inmiştir. Ar damarınız çatlamadıysa gazeteleri kapatın" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, söz konusu firmalara 87 milyar 832 milyon liralık ihale verildiğini de ileri sürerek, Türkiye'nin nasıl soyulduğunu, kul hakkı yiyenlerin kimler olduğunu, hırsızın kimliğini milletin öğrenmesi gerektiğini söyledi. "Başbakanlık koltuğunda oturan kişinin, ihale dağıtan bir kişi olduğunu bu milletin öğrenmesi lazım" diyen Kılıçdaroğlu, kamu ihale mevzuatını da eleştirdi ve objektif kriterlerin uygulanmadığını, mevzuatın 146 kez değiştirildiğini kaydetti.
Kemal Kılıçdaroğlu, "Devlet yok ortada. Bir çete tarafından yönetilen bir Türkiye Cumhuriyeti var" dedi.
TÜRGEV hakkında Başbakan Erdoğan'a yönelttiği soruları tekrarlayan Kılıçdaroğlu, hala yanıt alamadığını belirtti. Neden yanıtlamadığını soran Kılıçdaroğlu, "Bütün bu olayların içinde, Sabah-ATV olayının içinde Bilal Erdoğan'ın da özel bir rolü var. Özel bir görüşmesi var. Onları da size dinleteceğim. Hırsızı bilmeniz, görmeniz için. Madem ki TÜRGEV Bakanlar Kurulunca kamu yararına çalışan bir vakıf niye hesaplarını gizliyorsunuz?" dedi. Hangi şirketlerin TÜRGEV'e bağış yaptığının da açıklanmasını isteyen Kılıçdaroğlu, bu soruları TBMM kürsüsünden de gündeme getireceklerini bildirdi. AK Partili milletvekillerinin bunları duymasını isteyen Kılıçdaroğlu, "vicdanları sızlıyor mu, sızlamıyor mu? Kendilerine 'tuzluk' diyen bir adamın arkasından hala gidecekler mi, gitmeyecekler mi? devleti soyan çetenin arkasından hala gidecekler mi, gitmeyecekler mi?" ifadelerini kullandı.
Böyle durumlarda "Allah büyüktür" ifadesinin kullanıldığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, TOKİ'ye ait bir broşürün ön sözünü okudu. Kılıçdaroğlu, "TOKİ'nin bir broşürü var. 'Umudun ve güvenin adı TOKİ' diyor. Önsözü yazmış, Recep Tayyip Erdoğan. Önsözünde ne yazıyor; 'Sonuna kadar, son nefesimize kadar, sorumluluk bilinciyle çalıyoruz'. Bundan güzel itiraf olur mu?" dedi.
Konuşmasında Eskişehir'deki Gezi Parkı odaklı eylemde darp edilerek hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz'ın davasına da değinen ve takipçisi olduklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, "Bütün anne ve babalara sesleniyorum; çocuğunuzun sopalarla dövülüp öldürülmesini istemiyorsanız, bunu doğru bulmuyorsanız bu davayı unutmayın" şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın dava ile ilgili soruya, olay yargıya intikal ettiği gerekçesiyle cevap vermediğini, ancak aynı tavrı yolsuzluk operasyonuyla ilgili göstermediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, bunun bir çifte standart olduğunu savundu.
Kılıçdaroğlu, bir bakanın konuşmasında vatandaşlara, "AK Parti giderse, gelecek hiçbir hükümet üç ay size maaş ödeyemez" dediğini ifade ederek, "Şunu demek istiyor; 'Biz gidersek devleti tümüyle soyup gideceğiz, gelenlere bir şey kalmayacak'. Ne yaparsan yap, bu ülke, zengin, güçlü ülkedir. Herkesin maaşı verilir. Sen millete tehdit mi yapıyorsun? Şantaj mı yapıyorsun? Maaş ödenecek, senin ödediğinden fazla ödenecek. Neden daha fazla ödenecek? Çünkü biz kul hakkı yemeyiz" değerlendirmesinde bulundu.
Yolsuzluklara değindiği sırada TRT'nin konuşmasının canlı yayını kestiği notunun kendisine iletildiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bu durumu eleştirdi.
Bir AK Parti milletvekilinin Başbakan Erdoğan için "Allah'ın bütün vasıflarını üzerinde toplamış" ifadesini kullandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Eğer sen baş çalanın kimin vasıflarını üzerinde topladığını öğrenmek istiyorsan, şeytana bakacaksın. Çünkü önce patron yaratıp, sonra salma salmak ancak şeytanın aklına gelir" ifadesini kullandı.
