2007-11-20 - 12:43
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Silahlı terörün siyasi kolu olan İmralı maşalarının, TBMM çatısı altında devlete, Anayasaya ve kanunlara alenen meydan okumaları karşısında, hükümet suskun ve sessiz, Meclis hareketsiz ve adalet etkisizdir'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Silahlı
terörün siyasi kolu olan İmralı maşalarının, TBMM çatısı altında
devlete, Anayasaya ve kanunlara alenen meydan okumaları karşısında,
hükümet suskun ve sessiz, Meclis hareketsiz ve adalet etkisizdir'' dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, Türkiye'nin çok ağır bir
bunalım döneminin sancılarını ve sarsıntılarını yaşadığını, kriz
ortamının tehlikeli boyut kazanarak derinleştiğini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, sözleri ve fiilleriyle, etnik
bölücülüğün önünü açmak için adeta seferberlik başlattığını savunan
Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan, bu tutumuyla Türkiye'nin varlığına
kastetmeyi amaçlayan hain projelerin amaçlarına hizmet edecek bir
siyasete angaje olmuştur. Bugün karşımızdaki siyasi tablo, Türkiye'nin
kaderi üzerinde toplu bir kumar oynanmakta olduğunu ve bir akıl, idrak
ve izan travması yaşandığını göstermektedir'' diye konuştu.
Bahçeli, böyle bir ortamda, kanlı terör örgütünün siyasi zemin kazanmayı
ve siyasi çözüm dayatmayı amaçlayan bölücü stratejisinin, adım adım
hayata geçirildiğini vurguladı. Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın ''terör
örgütüne silah bırakma çağrılarının, dağdan şehre inip siyaset yapma
davetlerinin, siyasi çözüm ümitlerinin yeşertilmesinin ve teröristlere
örtülü siyasi af'' vaatlerinin, Türkiye'nin karşısına çıkartılması
amaçlanan siyasi tezgahın alt yapı hazırlıkları olarak görülmesi
gerektiğini bildirdi.
Türkiye'de bugün, terörden beslenen etnik bölücülüğün, ''demokratik hak
ve meşru kimlik talebi'' olarak mazur görülebildiğini, Türkiye'nin
bölünmesi ve parçalanması projelerinin, ''toplumsal ilerleme ve
çağdaşlaşmanın yol haritası'' olarak savunulabildiğini ifade eden MHP
lideri Bahçeli, ''Sapla saman birbirine karışmış, teslimiyet ve gafletin
adı 'demokratlık', Meclis'e kadar uzanan ihanetin adı da 'demokratik
mücadele yolu' olmuştur'' dedi.
-''İÇ ÇATIŞMA ORTAMINA DAVETİYE...''-
Devlet Bahçeli, Türkiye'nin iç barışını, kardeşliğini ve dayanışmasını
tehdit eden en önemli riskin burada aranması gerektiğini belirterek, bu
durumun sürmesinin, iç çatışma ortamına davetiye çıkaracağını artık
herkesin idrak etmesi gerektiğini bildirdi.
TBMM'nin sınır ötesi operasyon yetkisi vermesinin üzerinden 34 gün
geçtiğini, buna rağmen, Irak'ın kuzeyinden terörist sızmalar ve terör
saldırılarının sürdüğünü anlatan Bahçeli, şunları söyledi:
''Bugünkü ortamın sorumlusu terörle mücadele konusunda gerekli siyasi
iradeyi ortaya koyamayan ve buna uygun bir caydırıcılık stratejisi
uygulayamayan AKP hükümetidir. ABD'nin vereceği anlık operasyonel
istihbaratı, terörü bitirme reçetesi olarak takdim eden Başbakan, bu
konuda da Türkiye'yi bilerek karanlıkta bırakmış ve spekülasyon
ortamının şartlarını hazırlamıştır. Türk milleti haklı olarak merak
etmektedir: Anlık istihbarat için beklenen 'O An' ne zaman gelecektir?
Bunlara karşı harekete geçmek için görüntülü istihbarat mı
gerekmektedir?''
Bahçeli, Hükümetin, terörle mücadeleyi kendi imkanlarını kullanmak
yerine, ABD'nin vereceği istihbarata ve Barzani'nin alacağı söylenen
göstermelik ve etkisiz tedbirlere bağladığını savunarak, mevcut
şartlarda bütün göstergelerin, Türkiye'nin kısa süreli ve sınırı
kapsamlı hava harekatı ağırlıklı bir müdahaleyle yetineceğine işaret
ettiğini söyledi.
-''SON 24 YILIN FIRSATINI HEBA ETMEYİN''-
''Hükümeti buradan bir kere daha uyarmak istiyorum, terörle mücadelede
son 24 yılın en önemli bu altın fırsatını heba etmeyin. 507
milletvekilinin ve Türk milletinin büyük çoğunluğunun arkasında olduğu
bu yetkiyi kullanın. Göstermelik tedbirlerin ve sınırlı müdahalelerin
ötesinde, terörün belini kıracak sonuç alıcı sınır ötesi harekattan
çekinmeyin'' diyen Bahçeli, eğer bu yapılmazsa tarih ve Türk milletinin
AK Parti hükümetini affetmeyeceğini, bunun doğuracağı ağır sonuçların
bütün vebalinin de iktidar partisinin omuzlarınızda olacağını kaydetti.
-''ETNİK BÖLÜCÜLÜK HIZ VE CESARET KAZANDI''-
Türkiye'de son dönemde terörün tırmanmasıyla eş zamanlı olarak, etnik
bölücülüğün de hız ve cesaret kazandığını dikkati çeken MHP Genel
Başkanı Bahçeli, şöyle devam etti:
''Türkiye'yi bölmeyi ve çok kimlikli ve milletli yeni bir ortaklık
devletine dönüştürmeyi amaçlayan planlar, özgürleştirme projeleri olarak
artık Meclis çatısı altında da savunulmaktadır. Terörün durdurulması
karşılığı siyasi çözüm pazarlıkları için Meclis'e ve hükümete çağrılar
yapılmakta ve meydan okunmaktadır. Hayasızlık sınırını aşan etnik
tahrikler pervasızca sürdürülmekte, İmralı canisini de kapsayacak
kademeli siyasi af çağrıları demokrasi adına Meclis kürsüsünden
seslendirilmektedir. Türkiye'ye karşı her vesileyle kin ve nefret kusan
siyasi bölücüler, insan hakları ve özgürlük savaşçıları olarak sahneye
çıkmıştır.
Bugün Türkiye, taşların bağlandığı bir ortamda etnik bölücülerin cirit
attıkları, her türlü melaneti yaparken aynı zamanda sahte mağdur ve
mazlum rolü oynadıkları bir ülke haline gelmiştir.
Silahlı terörün siyasi kolu olan İmralı maşalarının, TBMM çatısı altında
devlete, Anayasaya ve kanunlara alenen meydan okumaları karşısında
Hükümet suskun ve sessiz, Meclis hareketsiz ve adalet etkisizdir.''
-''TERÖR ÖRGÜTÜ PKK'NIN SÖZCÜSÜ SİYASİ PARTİ...''-
Devlet Bahçeli, Türkiye'de etnik bölücülüğün siyasi kolu ile silahlı
kolu arasında bir statü ayrımına gidilmek istendiğinin, hayret ve esefle
görüldüğünü vurgulayarak, ''Bu tasnif anlayışında, siyasi maske altında
terör örgütü PKK'nın sözcüsü olan siyasi teröristlere, dağdaki silahlı
militanlardan farklı bir statü kazandırılmak istenmekte ve hain emelleri
ortadayken, makbul ve meşru bir muhatap olarak görülmeye
çalışılmaktadır'' dedi.
''(Demokratik Toplum Partisi) ismiyle İmralı ve Kandil'in Ankara şubesi
olarak Meclis'te terör sözcülüğü yapan bu cephe kuruluşu, terör örgütü
PKK hüviyetiyle seçimlere girmiştir'' diyen Bahçeli, PKK'nın siyasi
eylem planı ve bölücü talepleriyle, bu kuruluşun siyasi hedeflerinin
aynı olduğuna işaret etti.
Terörist faaliyetlerden hüküm giyen terör örgütü PKK militanlarının, bu
kuruluşun yönetici olduğunu ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Bu gerçekler karşısında Başbakan Erdoğan'ın, PKK terörüyle aralarına
mesafe koymak için bunlara yaptığı çağrıların ne anlama geldiği üzerinde
çok iyi düşünülmelidir. Bölücü amaçları, terör örgütü PKK'nın siyasi
hedefleriyle bir olan bu kuruluş, sözle ve şeklen, 'Terörle arama mesafe
koyuyorum' derse, makbul bir siyasi hareket mi sayılacaktır? Bölücülük
faaliyetleri demokratik bir hak olarak mı görülecektir? Bu durumda,
terörü zahiren desteklemediğini söyleyenlerin aracılığıyla Türkiye'nin
etnik temelde bölünmesine evet mi denilecektir?
Başbakan Erdoğan, siyasi hüviyetini çok iyi bildiği bu kuruluşun aslında
takiye yapmasını ve PKK ile bağlarını şeklen ve görüntüde kesmesini
bölücü emellerini siyasi eylemlerle gerçekleştirmeye çalışmasını
istemektedir. Bu konuda kendilerine destek vereceğini örtülü olarak vaat
etmektedir. Bu kuruluşun siyasallaşma surecine girmelerinin teşvik
edilmesi yolundaki beyanların amacının ve anlamının bu olduğu açıkça
ortadadır. Bundan çıkarılacak sonuç da bu parti üzerinden terör
örgütünün taleplerinin karşılanması için bazı adımların atılmasının ve
yeni bir süreç başlatılmasının planlandığıdır. Başbakan Erdoğan'ın,
Meclis çatısı altında İmralı'nın temsilciliğini yapan milletvekillerinin
dokunulmazlığı konusunda gösterdiği sinirli tepkiler dikkat çekicidir.
Bunları siyasi himaye altına alması, silahların bırakılması yolundaki
beyanları, dağdaki teröristleri siyaset yapmaya davet etmesi ve DTP'ye
'Ya silahlı eylem türü ya da silahsız eylem türü' arasında tercih
yapmaya çağrılan özel bir önem ve anlam kazanmaktadır.''
-''HUKUK DEVLETİNİN BİR GEREĞİ MİDİR?...''-
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli konuşmasında, dokunulmazlıklar
konusunda partisinin hazırladığı anayasa değişikliği teklifine de
değindi.
Bu yönde başlattıkları girişime gösterilen tepkilerin, siyasi partilerin
Türkiye'nin temel değerlerine gösterdiği hassasiyeti ve milli
duruşlarını ortaya koymak bakımından bir ibret tablosu oluşturduğunu
ifade eden Bahçeli, ''Bu önerimize ilk tepki, bu konudaki özel
hassasiyetleri nedeniyle AKP'nin doğal sözcülüğünü yapan bir parti
yöneticisinden gelmiştir'' dedi.
''TBMM'nin linç vasıtası olmayacağını, bunun hukuk devletinin temel
ilkeleriyle çatışacağını'' söyleyen bu yöneticinin, PKK'nın maşalarını
korumaya kararlı olduklarını ortaya koyduğunu öne sürdü.
Bahçeli, ''Devletin, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğüne kastetmek
isteyenlerin yargı önüne çıkartılmasının neresi linçtir? Lince vasıta
olamayacağı söylenen TBMM'nin, acaba ihaneti himaye vasıtası olması mı
tercih edilmektedir? Devletin temellerini yıkmak amacıyla Anayasayı ve
kanunları her gün çiğneyenler için Yüce Meclis çatısının bir sığınma
limanı olması, hukuk devletinin bir gereği midir? Sinsi emelleri olmayan
ve ipotek altında bulunmayan vicdanlarda bütün bu soruların cevabı
açıktır'' diye konuştu.
-''SÖYLEM BİRLİĞİ İÇİNDELER...''-
AK Parti sözcüsünün linç benzetmesi ile etnik bölücülüğün adayı olan bu
siyasi kuruluşun da sürekli linç edebiyatı yapıyor olmasının, söylem
birliği içinde olunduğunu açıkça gösterdiğini kaydeden Devlet Bahçeli,
''Bu söylem birliğinin ilerde eylem birliğine dönüşüp dönüşmeyeceği de
zamanla anlaşılacaktır. Başbakan Erdoğan'ın bu konudaki tepkileri ise
daha düşündürücü olmuş ve bölücü hainler bizzat Başbakan tarafından
koruma altına alınmıştır'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın dokunulmazlıklara ilişkin sözlerine de değinen
Bahçeli, ''Sayın Başbakanın geçen hafta Prag yolunda 'Katı defans dağa
çıkarır' beyanatını verdiği ülkenin, yakın dönemde ikiye bölünmüş
Çekoslovakya isimli bir devletin parçası olması talihsiz bir tesadüf
olmalıdır'' diye konuştu.
Cumhuriyeti yeniden inşa adı altında bir yıkıma doğru götürmek
isteyenlerin bu ihanet projelerinin asla ve asla kabul edilemeyeceğini
bildiren Bahçeli, ''Nihayetinde Çekoslovakya ve Yugoslavya örnekleri
hafızlardaki canlılığını hala korumaktadır. Bu beyanları Sayın
Başbakan'ın görevi, sorumlulukları ve temsil ettiği makamla
bağdaştıramadığımızı ve çok yadırgadığımızı belirtmek isterim'' dedi.
-''ÇIKAR ORTAKLIĞI''-
''Sayın Başbakan, dağa çıkma tehdidinin karsısında, bu odakların Anayasa
ve kanunları ihlal etmesine göz yumulmasını, bunlara hukuku çiğneme
ruhsatı verilmesini mi savunmaktadır? Anayasayı ve devletin temel
esaslarını hukuk içinde korumak, demokrasimiz için bir ayıp ve özür
olarak görülüyorsa, Hain bölücülere göz yummak mı demokrasimize şeref ve
itibar kazandıracaktır? Türkiye etnik bölücülüğü serbest bırakarak mı
demokratik hukuk devleti olacaktır?'' sorularını yönelten Devlet
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Başbakan Erdoğan ve AKP'nin bu konuda savunma refleksiyle anında tepki
göstermesi ve siyasi bölücülüğe kol-kanat germesinin gerçek nedenlerinin
demokrasi ve hukuk devleti aşkı olmadığı çok iyi bilinmektedir. AKP,
dokunulmazlık konusunda sorunlu bir bünyeye ve sicile sahiptir.
Karşımızdaki ittifak, yolsuzlukla yargılanmaktan kaçmaya çalışanlarla,
bölücülükten yargılanmaktan kurtulmaya çabalayanların, böyle bir ortak
noktada buluştukları bir çıkar ortaklığıdır.''
Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
dokunulmazlık konusunda ana muhalefet partisinin sergilediği tutumun da
kendileri için şaşırtıcı olduğunu söyledi.
MHP'nin, milletvekili dokunulmazlığının Meclis faaliyetleriyle
sınırlandırılmasını, her ne sebeple olursa olsun, suç işledikleri
takdirde diğer vatandaşlar gibi yargılanmasını öteden beri savunduğuna
işaret eden Bahçeli, bu hususun seçim beyannamelerinde de açık
ifadelerle yer aldığını hatırlattı.
Bahçeli, mevcut Meclis tablosu ışığında Anayasa değişikliğinin AK Parti
olmadan yapılamayacağının bir gerçek olduğunun altını çizerek, AK
Parti'nin bu konuda katı bir direniş cephesi kurduğunu iddia etti.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, MHP'nin, bu gerçekler karşısında iki aşamalı
bir yaklaşım benimsediğini, ilk planda AK Parti ve CHP'nin de mutabık
olduğunu düşündükleri bölünmez bütünlük aleyhindeki suçların ele
alınmasını samimiyetle önerdiğini söyledi.
Bahçeli, ''Ancak, AKP'den sonra CHP'nin sergilediği tutum, burada da
yanıldığımızı göstermiştir. Anamuhalefet
Partisi, bu konuda açık bir tutum alamamış ve mevcut şartlarda
gerçekleşmeyeceğini bile bile tüm dokunulmazlıkların kaldırılması
ısrarını sürdürerek sütre gerisine çekilme yolunu seçmiştir'' dedi.
Her siyasi partinin milli meselelerde kendi inançları ve siyasi
çizgisine uygun olduğunu düşündüğü tutumları benimsemesinin doğal
olduğunu belirten Devlet Bahçeli, kendilerinin sadece tespitleri
yapmakla yetineceklerini takdiri ise aziz millete bırakacaklarını
bildirdi.
-''MIZRAK ÇUVALI SIĞMIYOR''-
Bahçeli, ''AK Parti'nin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü
konusunda iç bünyesinde sorunlar olduğunu çok iyi bildiğini, 'civar
hısımı' olan parti içi odakları koruma dürtüsüyle de hareket ettiğini''
savundu. Bahçeli, ''Sınır ve ölçü tanımayan hayasız tahriklerle
Türkiye'ye her gün meydan okuyan terörün siyasi sözcülerinin bu cüreti
nereden aldıkları kime güvendikleri gün gibi ortadadır'' diye konuştu.
''Demokrasi havariliği ve hukuk devleti savunuculuğu, AKP'nin bu amaçla
arkasına sığınmaya çalıştığı sahte maskelerdir'' diyen Bahçeli, ''Ancak,
mızrak artık çuvala sığmamakta ve gerçek niyetlerin saklanması artık
mümkün olamamaktadır'' ifadesini kullandı.
Sınır ve ölçü tanımayan hayasız tahriklerle Türkiye'ye her gün meydan
okuyan terörün siyasi sözcülerinin bu cüreti nereden aldıklarının ve
kime güvendiklerinin gün gibi ortada olduğunu belirten Bahçeli,
''Gafletin adı ve adresi başka yerde aranmamalı, AKP'nin hiç olmazsa bu
konuda istikrarı temsil ettiği kabul edilmelidir'' dedi.
-''CHP MECLİS TUTANAKLARINA BAKSIN...''-
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın gündeme getirdiği ''Barzani'ye açılım
paketiyle'' ilgili eleştirilerine, CHP'nin karşı görüşler sunduğuna
değinen Bahçeli, bu konuda anamuhalefet partisi ile bir polemiğe girmek
istemediklerini, sadece bir yanlışı düzeltmekle yetineceklerini söyledi.
Bahçeli şöyle devam etti:
''Sayın Deniz Baykal 13 Kasım 2007 günkü grup toplantısında Irak'ın
bölünmesini Çekiç Güç düzenlemesinin hızlandırdığını, buna baştan
itibaren karşı çıktıklarını, Çekiç Güç'ün süresinin uzatılmasını
Meclis'e getirerek destek verenlerin Irak'taki mevcut durumdan sorumlu
olduğunu söylemiş ve eleştirilerimize bu yolla cevap vermeye
çalışmıştır. Kendilerinin Çekiç Güç
düzenlemelerinin dışında olduğunu ve sürekli karşı çıktıklarını ifade
eden Sayın Baykal'a bu konudaki gerçekleri bu vesileyle hatırlatmak
isteriz.
Birinci Körfez Savaşı sonrası 1991 yılından başlayarak 'Huzur Harekatı'
ve 'Kuzey'den Keşif Harekatı' adlarıyla Türkiye'de çok uluslu güçlerin
konuşlandırılmasına TBMM izni ve Bakanlar kurulu kararıyla müsaade
edilmiştir. Bu düzenlemelerin süreleri 1991-2003 yılları arasında
TBMM tarafından 27 kez uzatılmıştır. 12 yıllık
bu süreç içinde, SHP ve CHP'nin ortağı olduğu koalisyonların da arasında
bulunduğu 9 hükümet görev yapmış ve dönemin şartları ışığında bu gücün
uzatılmasını savunmuşlardır.
CHP Meclis grubu sözcüleri 28 Ekim 1995 ve 25 Aralık 2002 tarihlerinde
bu gücün görev süresinin uzatılması için yapılan Meclis görüşmelerinde
bunu desteklemişlerdir. Bunun görülebilmesi için TBMM'nin bu
tarihlere ilişkin tutanaklarına bakılması yeterli olacaktır.''
''YARGIYA İNTİKAL ETMİŞ BİR KONU...''-
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, ''Bölücü faaliyetlerin odağı olduğu
gerekçesiyle'' DTP'ye kapatma davası açmasının, son günlerin en çok
tartışılan bir diğer konusu olduğuna işaret eden Devlet Bahçeli, yargıya
intikal etmiş bir konuda yorum yapmanın gereksiz olduğunu bildirdi.
Bahçeli, siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemlerinin,
devletin bağımsızlığı, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı
olamayacağının Anayasanın emredici hükmü olduğuna dikkati çekerek, buna
aykırı faaliyetlerde bulunan partilere uygulanacak müeyyidelerin de
Anayasa ve kanunlarda belirlendiğini ifade etti.
Bahçeli, şunları söyledi:
''Hal böyleyken, kapatma davası açılmasının hemen sonrasında, linç
edebiyatıyla bir mağduriyet ve acındırma kampanyası başlatılmış ve parti
kapatmanın yanlış olduğunu göstermek için gazete köşelerinde siyasi
fetva verme yarışına girilmiştir.Bu seferberliğe
Azerbaycan gezisi dönüşünde Sayın Başbakan da katılmış ve kapatma
davasını 'antidemokratik yol' olarak gördüklerini ifade etmiştir.
Biz bu konuda bu çevrelerle bir tartışmaya girmeyi gereksiz ve anlamsız
görüyoruz. Ancak şunu belirtmek İsteriz ki; Anayasanın ve
hukuk düzeninin herkes için bağlayıcı olan amir hükümleri ihlal
ediliyorsa, bağımsız yargı yürürlükteki kanunları uygulayarak bir karar
verecektir. Bunun aksini savunmak ve etnik kökenine bakılarak bunları
çiğneyenlere imtiyazlı bir muamele yapılmasını istemek de demokrasiyle,
hak ve hukukla bağdaşmayan bir garabet olacaktır.''
-''BUNUN ADI AFTIR''-
MHP lideri Bahçeli, son dönemde terörle mücadelede, ''Askeri seçenek
dışındaki imkanların ve tedbirlerin üzerinde durulması gerektiği'',
''PKK'nın dağ kadrolarının çözülmesi için bazı adımlar atılmasının
zamanının geldiği'' yorumlarında kayda değer bir artış olduğunu belirtti.
Geçmişte terörle mücadelede görev almış komutanların gazetelerde yer
alan ''özeleştirileri'', Kuzey Irak'a yeni açılımlar yapılması için
gündeme getirilen öneriler ve Başbakan'ın bazı beyanları, bu konudaki
devlet politikasının değiştirilmesi için yeni referanslar olarak
kullanıldığını kaydeden Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan'ın, 'Terörle
mücadelede birinci önceliğimiz her şeyden önce silahların bırakılmasını
sağlamaktır' açıklaması ve 17 Kasımda dağdaki teröristlere yaptığı
çağrı, AKP hükümetinin yeni bir siyasi süreç başlatmaya hazırlandığının
göstergeleri olmuştur'' dedi.
-''İÇ ÇATIŞMANIN FİTİLİNİ ATEŞLEMEK...''-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, dağdaki teröristlere silah bırakarak şehre
inme ve siyaset yapma çağrısının gerçekleşmesi için bunların ilk önce
aklanmalarının gerektiğini ifade ederek, ''Bunun için de bu sürecin ilk
aşaması ve adımının teröristler için genel af çıkartmak olacağı
açıktır'' dedi.
''Türkiye'nin böylesine tehlikeli bir yola (genel af) girmesinin, içerde
etnik bölücülere, dışarıda da Barzani'ye teslim olmak anlamına
geleceğinden hiç kimse şüphe etmemelidir'' diyen Devlet Bahçeli, böyle
bir durumun ülkede iç çatışmanın fitilini ateşlemek anlamına geleceğini,
böyle bir teslimiyetin Türkiye'ye ihanet olacağı bildirdi.
Bahçeli, konuşmasını şöyle tamamladı:
''Bilinmelidir ki derin ve geniş bir kargaşa ve buhrana sürüklenmeye
çalışılan ülkemizin içine girdiği sarmalda, milliyetçi bir tavırla
merkeze tutunamayanlar, merkez kaç kuvvetinin etkisi ile kaçınılmaz bir
şekilde, tarihin çöplüğüne savrulacaklardır.
