2007-12-05 - 14:00
"Kadınlara Siyasi Hayatta Seçme ve Seçilme Hakkı" tanınmasının 73. yıl dönümü dolayısıyla Parlamentoda düzenlenen törene, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Türk Kadın Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Canan Güllü ile kadın milletvekilleri ve çok sayıda davetli katıldı.
"Kadınlara Siyasi Hayatta Seçme ve Seçilme Hakkı" tanınmasının 73. yıl dönümü dolayısıyla TBMM'de yapılan törende Meclis Başkanı Köksal Toptan, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ve Türk Kadın Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Canan Güllü birer konuşma yaptı.
TBMM Başkanı Köksal Toptan, ''Biz kadınlarımıza güveniyoruz. Onların da TBMM'ye güvenmelerini istiyoruz. Atatürk'ün, 'En büyük eserimdir' dediği Yüce Meclis, sizlerin her zaman yanında olacaktır'' dedi.
Toptan, Türk kadının seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 73. yıldönümü dolayısıyla TBMM'de düzenlenen törende yaptığı konuşmada,
kadınların seçme ve seçilme haklarını zorlu bir süreçten sonra kazandığını söyledi.
Kadınlara 1893 yılında seçme hakkını ilk veren ülkenin Yeni Zelanda, hem seçme, hem de seçilme hakkını ise 1906'da Finlandiya'nın verdiğini
belirten Toptan, kadın milletvekillerinin sayısının ise ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle doğru orantılı bir seyir izlediğini bildirdi.
Toptan, 1945'de, dünya parlamentolarındaki kadın milletvekili oranının yüzde 3 olduğunu, 2004'de ise bu oranın yüzde 13'e çıktığını ifade
ederek, ulusal parlamentosunda en fazla kadın milletvekili bulunduran ülkenin ise İsveç olduğunu belirtti.
Birçok ülkenin kadınlara seçme ve seçilme haklarını verirken, aşamalı bir yol izlediğini dile getiren Köksal Toptan, Türkiye'deki yasal süreci
anlattı.
Türkiye'nin, 1934 yılında yaptığı anayasal düzenlemeyle, Avrupa'nın pek çok ülkesinden önce kadınlarına seçme ve seçilme hakkı tanıdığını
vurgulayan Toptan, anayasada yapılan değişiklik sonucu 18 milletvekilinin parlamentoya girdiğini hatırlattı. Böylece kadınların Meclisteki temsil oranının yüzde 4.6 olduğunu, bu durumun başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyeti kuranların kadın haklarına verdiği önemi gösterdiğini ifade eden Toptan, ''İçinde bulunduğumuz 23. Dönemde Mecliste 50 kadın milletvekili var ve temsil oranı yüzde 9'a çıkmıştır.
23. Dönem parlamentosunu bu nedenle şanslı görüyorum. Çünkü kadın temsil oranı, Cumhuriyet döneminde en yüksek düzeye ulaşmıştır'' dedi.
-AKŞENER VE MUMCU'YA ÖVGÜ-
TBMM Genel Kurulunda, 2008 yılı bütçe görüşmelerini, kadın Başkanvekili Meral Akşener'in yönettiğini anımsatan Toptan, ''Bugün ilginç bir gün. Dost Arnavutluk Meclis Başkanı bizim misafirimiz olarak Türkiye'de. O da bir hanımdır. Kendisiyle yaptığım görüşmede 'Biraz daha başkanlığı
bırakmazsınız, öyle ümit ediyorum, önümüzdeki dönemde Türkiye'deki partneriniz muhtemelen kadın olacak' dedim'' şeklinde konuştu.
Toptan, kadın Başkanvekilleri Akşener ve Güldal Mumcu'nun TBMM Genel Kurulunu, büyük bir liyakat ve mükemmel denebilecek bir şekilde
yönettiklerini ifade etti.
-''KADIN PERSONELDEN MEMNUNUM''-
TBMM'nin idari kadrolarında, 2 müdür, 5 müdür yardımcısı, 32 şef, 15 uzman, 7 de uzman yardımcısı kadın bulunduğunu belirten Toptan,
''Kendilerinin performanslarından ziyadesiyle memnunuz'' dedi.
''Son yıllarda kadınların siyasete katılımında artış gözlense de bunun çok yeterli olmadığını görüyoruz'' diyen Toptan, nüfusun yarısına
yakınını oluşturan kadınları siyasette daha önde ve daha aktif görmek istediklerini bildirdi.
Türkiye'nin geleceği için büyük önem taşıyan AB sürecinde kadınların siyasette daha etkin rol almasının, Cumhuriyetin 100. yıl vizyonuna da
yakışacağını belirten Toptan, ''Biz kadınlarımıza güveniyoruz. Onların da TBMM'ye güvenmelerini istiyoruz. Aziz Atatürk'ün 'En büyük eserimdir'
dediği Yüce Meclis, sizlerin her zaman yanında olacaktır'' diye konuştu.
Kadın haklarıyla ilgili uluslararası normlara uygun çalışmalar yapan Meclis'in, 1986 yılında Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi
Sözleşmesini onayladığını hatırlatan Köksal Toptan, günümüzde 175 ülkenin kabul ettiği, temel insan hakları belgesi olan bu sözleşmenin,
dünyada kadınlar için bir haklar bildirgesi, devletler içinse yükümlülükler manzumesi olduğunu söyledi.
-''AKŞENER VE MUMCU'NUN YÖNETİMİNDE HERKES USLU''-
Türkiye'nin, bu sözleşmenin daha etkili bir şekilde uygulanabilmesi için BM tarafından uygulanan ihtiyari protokolü de 2002'de imzaladığını
belirten Toptan, şöyle devam etti:
''TBMM'nin kadın hakları konusunda bundan sonra da cumhuriyeti kuran iradeden aldığı öncü rolü sürdüreceğini herkesin bilmesini rica
ediyorum. Siyasetteki olumsuz görüntüye rağmen, ekonomiden eğitime, sağlıktan sanata kadar birçok alanda önemli başarılar kazandı. Yapılan
araştırmalar, Türkiye'de bazı meslek kuruluşlarında kadınların temsil oranlarının Avrupa ülkelerine göre daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Ancak buna rağmen Türkiye'de kadın istihdamı konusunda istediğimiz düzeyde değiliz. TBMM Başkanı olarak siyaset başta olarak hayatın tüm
alanlarına daha çok kadın elinin değmesi gerektiğine inanıyorum.
Kadınlar yer aldığı her alanda nezaket ve zarafet kattıklarını hep birlikte görüyoruz. Bunu Meclis görüşmelerinde de net bir şekilde gördüm. Başkanvekilleri Meral Akşener ve Güldal Mumcu'nun yönettiği oturumlarda herkes uslu uslu meclis yönetimini izliyor. Bizler çıktığımızda, zaman zaman gürültüler meydana geliyor.''
TBMM Başkanı Toptan, konuşmasını ''Kadınların başta şiddet, ayrımcılık, fırsat eşitsizliği gibi en önemli sorunlarının tamamıyla çözüldüğü bir
ülkede yaşama'' dileğiyle bitirdi.
Toptan, eşi Saime Toptan ile birlikte, katıldığı törende yaptığı konuşmada, Türk Kadın Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Canan Güllü'nün Anayasa değişikliği çalışmaları ve Hakimler ve Savcılar Kanunda yapılan yasal düzenlemeler konusundaki eleştirilerine değinerek, anayasaların toplumun sosyal akitleri olduğunu söyledi.
-''ANAYASANIN MADDELERİ ÇOK AÇIK...''-
Köksal Toptan, bu nedenle anayasaların toplumun geniş kesimleri tarafından benimsenen metinler olmasının istendiğini dile getirerek,
''Anayasaların Sayın Güllü'nün ifade ettiği gibi oldu bittiyle gerçekleştirilmesi ne istenir, ne de bu mümkün olabilir'' dedi.
Şu anda ortada bir anayasa çalışması gayretinin bulunduğunu, bunun da yeni olmadığı ifade eden Toptan, daha önce TÜSİAD'ın, Türkiye Barolar
Birliğinin, AK Parti'nin bilim kurulu aracılığıyla gerçekleştirdiği bir çalışmanın olduğunu hatırlattı.
TBMM Başkanı Toptan, TOBB, Türkiye Barolar Birliği ile Marmara Gurubu Vakfının da bir çalışmasının bulunduğunu belirterek, şöyle dedi:
''Henüz TBMM'ye gelen, anayasanın öngördüğü şartları taşıyan bir teklif söz konusu değil. Böyle bir teklif geldiği zaman elbette ki TBMM,
yapması lazım geleni yapacaktır. Ancak dillendirilen bir takım kaygılar var. Deniliyor ki 'Bir anayasa değişikliği yoluyla cumhuriyetimizin
temel niteliklerinden vaz mı geçilecektir?' veya 'geri mi gidilecektir?'
Bilindiği gibi Anayasanın 1,2 ve 3. maddelerinde çok net şekilde ifade bulunuyor. Devletin bölünmez bütünlüğü ile ilgili de açık hüküm var.
Anayasanın 4. maddesinde ise bu maddelerin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin de teklif edilemeyeceği açıkça yazılıdır. Buna
rağmen öyle bir önerinin TBMM tarafından, bir de ele alınamayacağı acıkça ortadayken, bu maddelerden ödün verilecek gibi bir vehme
katılmanın, kesinlikle anlamı yok.''
-HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU-
Güllü'nün üzerinde durduğu Hakimler ve Savcılar Kanunuyla ilgili de kimsenin bir tereddüt ve endişeye katılmaması gerektiğini ifade eden
Toptan, ''Türkiye'de 35 yıldan beri aynı usulle savcı ve hakim alınmaktadır'' dedi.
O yasaya göre, yapılan yazılı sınavda, başarılı olan hakim ve savcı adaylarının Adalet Bakanlığı tarafından kurulan komisyonda mülakata
alındığını, bunun sonucunda da hakim ve savcı alındığını anlatan Toptan, aynı şekilde 5 yıl avukatlık yapanların da istemeleri halinde Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu kararıyla hakim ve savcı olarak mesleğe kabul edildiğini söyledi.
-''BAKANLIK TİTİZLİK GÖSTERİYOR...''-
TBMM Başkanı Toptan, daha önce bakanlığın yaptığı sınavların, artık ÖSYM tarafından gerçekleştirildiğini, Adalet Bakanlığının, hakim savcı alacağı zaman, puan durumuna göre bir katı fazla adayı çağırdığını dile getirerek, şöyle devam etti:
''Şunu kesin biliyorum ki Bakanlık bu konuda ciddi bir titizlik göstermiştir. Çoğu kere, 300 tane hakim ve savcı alacağı hallerde, ÖSYM'den 600 tane aday istemiş, ama yeterli görmediği için 300 tane seçememiştir. Böylesine bir titizlik gösterilmiştir. Geçen yıl bir başvuru üzerine Danıştay, konuyla ilgili yönetmeliği iptal etti. İlgili yasanın da iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu. Anayasa Mahkemesi, geçen hafta yayınlanan gerekçesinde, mülakat sisteminin, yöntemin anayasaya aykırı olmadığını, doğru olduğunu çok net bir şekilde vurgulandı.
Yapılan yeni yasal düzenleme iptaller üzerine ortaya çıkan yasal boşluğun doldurulması amacına dönüktür. Hatta, geçmişe göre de daha da kısıtlamalar içermektedir. Şöyle bir soru akla geliyor, 35 yıldır bu yasa doğru uygulanıyor, ama 35 seneden sonra şimdi yanlış uygulamaya başlanacak? Bu vehimlerden bizim kurtulmamız lazım. Yazılı sınava itirazımız olamaz.
Zaten parlamentoda benim de araya girmemle sağlanan bir mutabakatla, yazılı sınav puanının alıma etkisi yüzde 70'e çıkarılmıştır. Mülakata sadece yüzde 30'luk pay bırakılmıştır. Yani objektif olmaya ciddi şekilde önem gösterildi. Ben hiçbir hukukçunun, hangi şartlarda görev yaparsa yapsın, yanlış bir şey yapacağına kesinlikle inanmıyorum.
Sonuçta bu mülakatları yapacak olan bizim yüksek dereceli hakimlerimizdir. Atamayı yapacak olan da HSYK'dır. HSYK da mesleğin en önemli denetleyici olan bağımsız kuruluştur.
DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU: " TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAN TÜM KADINLAR İÇİN ÇALIŞMAMIZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM
Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 73. yıldönümü dolayısıyla TBMM'de düzenlenen törende konuşan Çubukçu, günümüzde kadınların siyasal yaşama katılımlarının, insan haklarından eşit oranda yararlanmalarıyla mümkün olacağını vurguladı.
Türkiye'de bu konuda olumlu gelişmeler olmasına rağmen, kadınların siyasete katılımında hala erkeklerin gerisinde olduğunu ifade eden Çubukçu, kadınların yasal haklarının kullanmalarının önünde ciddi anlamda kısıtlamaların bulunduğunu söyledi.
Çubukçu, kadınların eğitim, sağlık gibi bir takım kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma, toplumsal hayata katılım konusunda eşitsizliklere uğradığını, karar alma mekanizmalarına katılım konusunda da eşit temsil hedefinin hiçbir ülkede gerçekleşmediğini bildirdi.
Kadınların siyasal karar alma mekanizmalarına katılımdaki eksikliğinin, demokrasiye de ters düştüğünü ifade eden Çubukçu, ''Kadınların karar alma süreçlerine katılımı, sadece adalet ve demokrasinin bir gereği olarak değil, aynı zamanda bir toplumda kadının statüsünün geliştirilmesinin ön koşuludur'' dedi.
-''HEP BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİYİZ''-
Cumhuriyet döneminde kadınların eğitsel, sosyal ve kültürel alandaki reformların, 80 yıldır gelişmesine rağmen, aile içi şiddet, kız çocuklarının okutulmaması gibi bazı alanlarda istenilen düzeye ulaşmadığına dikkati çeken Çubukçu, 5 Aralık 1934'ten bu yana ilk kez parlamentodaki kadın oranının, yüzde 9.1'e ulaştığına dikkati çekti.
Çubukçu, Cumhuriyet tarihi boyunca kadın-erkek eşitliği konusunda, duyarlılık gösteren bir siyasal anlayışın bulunduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
''Bu konu her zaman siyasetin gündeminde olmuş, ama toplumsal gelişme siyasal gündemle paralel olmamıştır. Nitekim Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne gerçekleşen 'devrim' diye nitelendirdiğimiz yasal değişikliklerin, ikinci aşaması, bu dönemde gerçekleşmiştir. Geçtiğimiz 5 yıl içinde, Türkiye'deki tüm yasalarda kadın-erkek cinsiyet eşitsizliğini temizledik. Kadın örgütleri ve milletvekilleri olarak bulunduğumuz noktada, 'Artık Mecliste şu yasa değişikliği geliyor' gibi bir eleştiri görmüyoruz. Biz hükümet olduğumuz günlerde bu listeler 15, 16 maddeden aşağı değildi.
Bugün hala bu iktidarın, icraatlarında değil de bir takım vehimlerle suçlanmasını çok ciddi haksızlık olarak görüyorum. Bu eleştirileri hiç bir şekilde hak etmedik. Kadın örgütlerinden beklentim, kadın erkek eşitsizliği üzerine kafa yormalarıdır. Gerçekten kadınlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, bütün kadın ve kız çocuklarını kuşatacak bir anlayışla, 'o türbanlı, bu türbansız', 'o (a) partisinden, bu (b) partisinden', bütün bu ülkenin kadınlarını içtenlikle, hangi etnik gruba üye olurlarsa olsunlar, hangi inanca sahip olurlarsa olsunlar... Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bütün kadınlar için hep birlikte mücadele etmeliyiz.''
TÜRK KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU GENEL BAŞKANI CANAN GÜLLÜ: "MECLİSTE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ İÇİN BİR KOMİSYON KURULMALIDIR"
Güllü, Türk kadının seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 73. yıldönümü dolayısıyla TBMM'de düzenlenen törende yaptığı konuşmada, 5
Aralık 1934'ün, Türk kadınının Cumhuriyet sayesinde kazandığı en önemli hakkın tarihi olduğunu söyledi. Türk kadınının 73 yıl önce kazandığı bu hakkı yeterince kullanamadığını ifade eden Güllü, tüm kesimlerin birlikte çalışarak çözüm üretmesi gerektiğini belirtti.
Yürüttükleri bütün çalışmalara rağmen siyasi partiler katkı vermediği için kota uygulamasında bir sonuç alamadıklarını anlatan Güllü, Mecliste
kadın-erkek eşitliği için bir komisyon kurulmasını istedi.
-''DİNİN SİYASETE ALET EDİLMESİ''-
Güllü, 1980'den sonra iktidara gelenlerin dini siyasete alet etmesi sonucu kadınların artık hayata ''peçe gerisinden bakmaya'' zorlandıklarını ileri sürerek, ''Yine bu dönemlerde türban girmiştir gündemimize'' dedi.
Medyada son yıllarda sıkça ''ılımlı İslam modelinden'' söz edildiğini belirten Güllü, şunları söyledi:
''Bu ülkenin kadınları olarak; ılımlı, sıcak fark etmez, şeriat yönetimine doğru kocaman adımlarla çekilmeye çalışıldığımızı görüyoruz.
Ilımlı İslam'ın olduğu yerde ulusal egemenlikten bahsedilemeyeceğini de iyi bilenlerdeniz. Şuna inanıyoruz ki cumhuriyet ve laiklik, demokrasinin ön koşullarıdır. Demokrasinin gelişmesi, Cumhuriyetin ve laikliğin korunmasıyla mümkündü. Bu kavramlar birbirlerine karşıt değil, birbirini destekleyici ve geliştirici kavramlardır.''
''Sivil anayasa'' tartışmalarına da değinen Güllü ''Ortada dolaşan taslaklara göre, kadınlar olarak elde ettiğimiz hakları 1970 öncesine
götüren Anayasa için bugüne kadar hiç bir yorumumuz olmadı'' dedi.
Güllü, şöyle devam etti:
''Çünkü biz demokrasiyi sadece bir çoğunluk rejimi değil, temel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir rejim olarak bildiğimiz için dayatılan bir
anayasa olmayacağına inanıyoruz. Bir diğer inancımız ise seçim sonrasındaki ilk beyanında Sayın Başbakanın 'herkesin başbakanıyım'
sözünün takipçisi olduğumuz için bu çalışmada demokrasi adına olumlu ve ortak karar alınacağı inancındayım.
Geçen gün bu çatı altında Hakimler ve Savcılar Kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapan tasarının yasalaşması nedeniyle
tedirginiz. Yargının siyasallaşmasına neden olacağına inandığımız bu çalışma içimizi ürpertti ve anayasa taslağı üzerinde taşıdığımız
iyiniyetin zedelenmesine de yol açtı. Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli, hukuk üzerine kurulmuştur. Kimsesizlerin kimsesi olarak görülen hukukun,
yürütmenin yasamayı etkisiz hale getirip, yargıya müdahaleye yol açacağına inanıyoruz ve sistemin çöküşünün başlangıcı olarak görüyoruz.''
TBMM Başkanı Köksal Toptan, ''Biz kadınlarımıza güveniyoruz. Onların da TBMM'ye güvenmelerini istiyoruz. Atatürk'ün, 'En büyük eserimdir' dediği Yüce Meclis, sizlerin her zaman yanında olacaktır'' dedi.
Toptan, Türk kadının seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 73. yıldönümü dolayısıyla TBMM'de düzenlenen törende yaptığı konuşmada,
kadınların seçme ve seçilme haklarını zorlu bir süreçten sonra kazandığını söyledi.
Kadınlara 1893 yılında seçme hakkını ilk veren ülkenin Yeni Zelanda, hem seçme, hem de seçilme hakkını ise 1906'da Finlandiya'nın verdiğini
belirten Toptan, kadın milletvekillerinin sayısının ise ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle doğru orantılı bir seyir izlediğini bildirdi.
Toptan, 1945'de, dünya parlamentolarındaki kadın milletvekili oranının yüzde 3 olduğunu, 2004'de ise bu oranın yüzde 13'e çıktığını ifade
ederek, ulusal parlamentosunda en fazla kadın milletvekili bulunduran ülkenin ise İsveç olduğunu belirtti.
Birçok ülkenin kadınlara seçme ve seçilme haklarını verirken, aşamalı bir yol izlediğini dile getiren Köksal Toptan, Türkiye'deki yasal süreci
anlattı.
Türkiye'nin, 1934 yılında yaptığı anayasal düzenlemeyle, Avrupa'nın pek çok ülkesinden önce kadınlarına seçme ve seçilme hakkı tanıdığını
vurgulayan Toptan, anayasada yapılan değişiklik sonucu 18 milletvekilinin parlamentoya girdiğini hatırlattı. Böylece kadınların Meclisteki temsil oranının yüzde 4.6 olduğunu, bu durumun başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyeti kuranların kadın haklarına verdiği önemi gösterdiğini ifade eden Toptan, ''İçinde bulunduğumuz 23. Dönemde Mecliste 50 kadın milletvekili var ve temsil oranı yüzde 9'a çıkmıştır.
23. Dönem parlamentosunu bu nedenle şanslı görüyorum. Çünkü kadın temsil oranı, Cumhuriyet döneminde en yüksek düzeye ulaşmıştır'' dedi.
-AKŞENER VE MUMCU'YA ÖVGÜ-
TBMM Genel Kurulunda, 2008 yılı bütçe görüşmelerini, kadın Başkanvekili Meral Akşener'in yönettiğini anımsatan Toptan, ''Bugün ilginç bir gün. Dost Arnavutluk Meclis Başkanı bizim misafirimiz olarak Türkiye'de. O da bir hanımdır. Kendisiyle yaptığım görüşmede 'Biraz daha başkanlığı
bırakmazsınız, öyle ümit ediyorum, önümüzdeki dönemde Türkiye'deki partneriniz muhtemelen kadın olacak' dedim'' şeklinde konuştu.
Toptan, kadın Başkanvekilleri Akşener ve Güldal Mumcu'nun TBMM Genel Kurulunu, büyük bir liyakat ve mükemmel denebilecek bir şekilde
yönettiklerini ifade etti.
-''KADIN PERSONELDEN MEMNUNUM''-
TBMM'nin idari kadrolarında, 2 müdür, 5 müdür yardımcısı, 32 şef, 15 uzman, 7 de uzman yardımcısı kadın bulunduğunu belirten Toptan,
''Kendilerinin performanslarından ziyadesiyle memnunuz'' dedi.
''Son yıllarda kadınların siyasete katılımında artış gözlense de bunun çok yeterli olmadığını görüyoruz'' diyen Toptan, nüfusun yarısına
yakınını oluşturan kadınları siyasette daha önde ve daha aktif görmek istediklerini bildirdi.
Türkiye'nin geleceği için büyük önem taşıyan AB sürecinde kadınların siyasette daha etkin rol almasının, Cumhuriyetin 100. yıl vizyonuna da
yakışacağını belirten Toptan, ''Biz kadınlarımıza güveniyoruz. Onların da TBMM'ye güvenmelerini istiyoruz. Aziz Atatürk'ün 'En büyük eserimdir'
dediği Yüce Meclis, sizlerin her zaman yanında olacaktır'' diye konuştu.
Kadın haklarıyla ilgili uluslararası normlara uygun çalışmalar yapan Meclis'in, 1986 yılında Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi
Sözleşmesini onayladığını hatırlatan Köksal Toptan, günümüzde 175 ülkenin kabul ettiği, temel insan hakları belgesi olan bu sözleşmenin,
dünyada kadınlar için bir haklar bildirgesi, devletler içinse yükümlülükler manzumesi olduğunu söyledi.
-''AKŞENER VE MUMCU'NUN YÖNETİMİNDE HERKES USLU''-
Türkiye'nin, bu sözleşmenin daha etkili bir şekilde uygulanabilmesi için BM tarafından uygulanan ihtiyari protokolü de 2002'de imzaladığını
belirten Toptan, şöyle devam etti:
''TBMM'nin kadın hakları konusunda bundan sonra da cumhuriyeti kuran iradeden aldığı öncü rolü sürdüreceğini herkesin bilmesini rica
ediyorum. Siyasetteki olumsuz görüntüye rağmen, ekonomiden eğitime, sağlıktan sanata kadar birçok alanda önemli başarılar kazandı. Yapılan
araştırmalar, Türkiye'de bazı meslek kuruluşlarında kadınların temsil oranlarının Avrupa ülkelerine göre daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Ancak buna rağmen Türkiye'de kadın istihdamı konusunda istediğimiz düzeyde değiliz. TBMM Başkanı olarak siyaset başta olarak hayatın tüm
alanlarına daha çok kadın elinin değmesi gerektiğine inanıyorum.
Kadınlar yer aldığı her alanda nezaket ve zarafet kattıklarını hep birlikte görüyoruz. Bunu Meclis görüşmelerinde de net bir şekilde gördüm. Başkanvekilleri Meral Akşener ve Güldal Mumcu'nun yönettiği oturumlarda herkes uslu uslu meclis yönetimini izliyor. Bizler çıktığımızda, zaman zaman gürültüler meydana geliyor.''
TBMM Başkanı Toptan, konuşmasını ''Kadınların başta şiddet, ayrımcılık, fırsat eşitsizliği gibi en önemli sorunlarının tamamıyla çözüldüğü bir
ülkede yaşama'' dileğiyle bitirdi.
Toptan, eşi Saime Toptan ile birlikte, katıldığı törende yaptığı konuşmada, Türk Kadın Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Canan Güllü'nün Anayasa değişikliği çalışmaları ve Hakimler ve Savcılar Kanunda yapılan yasal düzenlemeler konusundaki eleştirilerine değinerek, anayasaların toplumun sosyal akitleri olduğunu söyledi.
-''ANAYASANIN MADDELERİ ÇOK AÇIK...''-
Köksal Toptan, bu nedenle anayasaların toplumun geniş kesimleri tarafından benimsenen metinler olmasının istendiğini dile getirerek,
''Anayasaların Sayın Güllü'nün ifade ettiği gibi oldu bittiyle gerçekleştirilmesi ne istenir, ne de bu mümkün olabilir'' dedi.
Şu anda ortada bir anayasa çalışması gayretinin bulunduğunu, bunun da yeni olmadığı ifade eden Toptan, daha önce TÜSİAD'ın, Türkiye Barolar
Birliğinin, AK Parti'nin bilim kurulu aracılığıyla gerçekleştirdiği bir çalışmanın olduğunu hatırlattı.
TBMM Başkanı Toptan, TOBB, Türkiye Barolar Birliği ile Marmara Gurubu Vakfının da bir çalışmasının bulunduğunu belirterek, şöyle dedi:
''Henüz TBMM'ye gelen, anayasanın öngördüğü şartları taşıyan bir teklif söz konusu değil. Böyle bir teklif geldiği zaman elbette ki TBMM,
yapması lazım geleni yapacaktır. Ancak dillendirilen bir takım kaygılar var. Deniliyor ki 'Bir anayasa değişikliği yoluyla cumhuriyetimizin
temel niteliklerinden vaz mı geçilecektir?' veya 'geri mi gidilecektir?'
Bilindiği gibi Anayasanın 1,2 ve 3. maddelerinde çok net şekilde ifade bulunuyor. Devletin bölünmez bütünlüğü ile ilgili de açık hüküm var.
Anayasanın 4. maddesinde ise bu maddelerin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin de teklif edilemeyeceği açıkça yazılıdır. Buna
rağmen öyle bir önerinin TBMM tarafından, bir de ele alınamayacağı acıkça ortadayken, bu maddelerden ödün verilecek gibi bir vehme
katılmanın, kesinlikle anlamı yok.''
-HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU-
Güllü'nün üzerinde durduğu Hakimler ve Savcılar Kanunuyla ilgili de kimsenin bir tereddüt ve endişeye katılmaması gerektiğini ifade eden
Toptan, ''Türkiye'de 35 yıldan beri aynı usulle savcı ve hakim alınmaktadır'' dedi.
O yasaya göre, yapılan yazılı sınavda, başarılı olan hakim ve savcı adaylarının Adalet Bakanlığı tarafından kurulan komisyonda mülakata
alındığını, bunun sonucunda da hakim ve savcı alındığını anlatan Toptan, aynı şekilde 5 yıl avukatlık yapanların da istemeleri halinde Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu kararıyla hakim ve savcı olarak mesleğe kabul edildiğini söyledi.
-''BAKANLIK TİTİZLİK GÖSTERİYOR...''-
TBMM Başkanı Toptan, daha önce bakanlığın yaptığı sınavların, artık ÖSYM tarafından gerçekleştirildiğini, Adalet Bakanlığının, hakim savcı alacağı zaman, puan durumuna göre bir katı fazla adayı çağırdığını dile getirerek, şöyle devam etti:
''Şunu kesin biliyorum ki Bakanlık bu konuda ciddi bir titizlik göstermiştir. Çoğu kere, 300 tane hakim ve savcı alacağı hallerde, ÖSYM'den 600 tane aday istemiş, ama yeterli görmediği için 300 tane seçememiştir. Böylesine bir titizlik gösterilmiştir. Geçen yıl bir başvuru üzerine Danıştay, konuyla ilgili yönetmeliği iptal etti. İlgili yasanın da iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu. Anayasa Mahkemesi, geçen hafta yayınlanan gerekçesinde, mülakat sisteminin, yöntemin anayasaya aykırı olmadığını, doğru olduğunu çok net bir şekilde vurgulandı.
Yapılan yeni yasal düzenleme iptaller üzerine ortaya çıkan yasal boşluğun doldurulması amacına dönüktür. Hatta, geçmişe göre de daha da kısıtlamalar içermektedir. Şöyle bir soru akla geliyor, 35 yıldır bu yasa doğru uygulanıyor, ama 35 seneden sonra şimdi yanlış uygulamaya başlanacak? Bu vehimlerden bizim kurtulmamız lazım. Yazılı sınava itirazımız olamaz.
Zaten parlamentoda benim de araya girmemle sağlanan bir mutabakatla, yazılı sınav puanının alıma etkisi yüzde 70'e çıkarılmıştır. Mülakata sadece yüzde 30'luk pay bırakılmıştır. Yani objektif olmaya ciddi şekilde önem gösterildi. Ben hiçbir hukukçunun, hangi şartlarda görev yaparsa yapsın, yanlış bir şey yapacağına kesinlikle inanmıyorum.
Sonuçta bu mülakatları yapacak olan bizim yüksek dereceli hakimlerimizdir. Atamayı yapacak olan da HSYK'dır. HSYK da mesleğin en önemli denetleyici olan bağımsız kuruluştur.
DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU: " TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAN TÜM KADINLAR İÇİN ÇALIŞMAMIZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM
Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 73. yıldönümü dolayısıyla TBMM'de düzenlenen törende konuşan Çubukçu, günümüzde kadınların siyasal yaşama katılımlarının, insan haklarından eşit oranda yararlanmalarıyla mümkün olacağını vurguladı.
Türkiye'de bu konuda olumlu gelişmeler olmasına rağmen, kadınların siyasete katılımında hala erkeklerin gerisinde olduğunu ifade eden Çubukçu, kadınların yasal haklarının kullanmalarının önünde ciddi anlamda kısıtlamaların bulunduğunu söyledi.
Çubukçu, kadınların eğitim, sağlık gibi bir takım kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma, toplumsal hayata katılım konusunda eşitsizliklere uğradığını, karar alma mekanizmalarına katılım konusunda da eşit temsil hedefinin hiçbir ülkede gerçekleşmediğini bildirdi.
Kadınların siyasal karar alma mekanizmalarına katılımdaki eksikliğinin, demokrasiye de ters düştüğünü ifade eden Çubukçu, ''Kadınların karar alma süreçlerine katılımı, sadece adalet ve demokrasinin bir gereği olarak değil, aynı zamanda bir toplumda kadının statüsünün geliştirilmesinin ön koşuludur'' dedi.
-''HEP BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİYİZ''-
Cumhuriyet döneminde kadınların eğitsel, sosyal ve kültürel alandaki reformların, 80 yıldır gelişmesine rağmen, aile içi şiddet, kız çocuklarının okutulmaması gibi bazı alanlarda istenilen düzeye ulaşmadığına dikkati çeken Çubukçu, 5 Aralık 1934'ten bu yana ilk kez parlamentodaki kadın oranının, yüzde 9.1'e ulaştığına dikkati çekti.
Çubukçu, Cumhuriyet tarihi boyunca kadın-erkek eşitliği konusunda, duyarlılık gösteren bir siyasal anlayışın bulunduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
''Bu konu her zaman siyasetin gündeminde olmuş, ama toplumsal gelişme siyasal gündemle paralel olmamıştır. Nitekim Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne gerçekleşen 'devrim' diye nitelendirdiğimiz yasal değişikliklerin, ikinci aşaması, bu dönemde gerçekleşmiştir. Geçtiğimiz 5 yıl içinde, Türkiye'deki tüm yasalarda kadın-erkek cinsiyet eşitsizliğini temizledik. Kadın örgütleri ve milletvekilleri olarak bulunduğumuz noktada, 'Artık Mecliste şu yasa değişikliği geliyor' gibi bir eleştiri görmüyoruz. Biz hükümet olduğumuz günlerde bu listeler 15, 16 maddeden aşağı değildi.
Bugün hala bu iktidarın, icraatlarında değil de bir takım vehimlerle suçlanmasını çok ciddi haksızlık olarak görüyorum. Bu eleştirileri hiç bir şekilde hak etmedik. Kadın örgütlerinden beklentim, kadın erkek eşitsizliği üzerine kafa yormalarıdır. Gerçekten kadınlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, bütün kadın ve kız çocuklarını kuşatacak bir anlayışla, 'o türbanlı, bu türbansız', 'o (a) partisinden, bu (b) partisinden', bütün bu ülkenin kadınlarını içtenlikle, hangi etnik gruba üye olurlarsa olsunlar, hangi inanca sahip olurlarsa olsunlar... Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bütün kadınlar için hep birlikte mücadele etmeliyiz.''
TÜRK KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU GENEL BAŞKANI CANAN GÜLLÜ: "MECLİSTE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ İÇİN BİR KOMİSYON KURULMALIDIR"
Güllü, Türk kadının seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 73. yıldönümü dolayısıyla TBMM'de düzenlenen törende yaptığı konuşmada, 5
Aralık 1934'ün, Türk kadınının Cumhuriyet sayesinde kazandığı en önemli hakkın tarihi olduğunu söyledi. Türk kadınının 73 yıl önce kazandığı bu hakkı yeterince kullanamadığını ifade eden Güllü, tüm kesimlerin birlikte çalışarak çözüm üretmesi gerektiğini belirtti.
Yürüttükleri bütün çalışmalara rağmen siyasi partiler katkı vermediği için kota uygulamasında bir sonuç alamadıklarını anlatan Güllü, Mecliste
kadın-erkek eşitliği için bir komisyon kurulmasını istedi.
-''DİNİN SİYASETE ALET EDİLMESİ''-
Güllü, 1980'den sonra iktidara gelenlerin dini siyasete alet etmesi sonucu kadınların artık hayata ''peçe gerisinden bakmaya'' zorlandıklarını ileri sürerek, ''Yine bu dönemlerde türban girmiştir gündemimize'' dedi.
Medyada son yıllarda sıkça ''ılımlı İslam modelinden'' söz edildiğini belirten Güllü, şunları söyledi:
''Bu ülkenin kadınları olarak; ılımlı, sıcak fark etmez, şeriat yönetimine doğru kocaman adımlarla çekilmeye çalışıldığımızı görüyoruz.
Ilımlı İslam'ın olduğu yerde ulusal egemenlikten bahsedilemeyeceğini de iyi bilenlerdeniz. Şuna inanıyoruz ki cumhuriyet ve laiklik, demokrasinin ön koşullarıdır. Demokrasinin gelişmesi, Cumhuriyetin ve laikliğin korunmasıyla mümkündü. Bu kavramlar birbirlerine karşıt değil, birbirini destekleyici ve geliştirici kavramlardır.''
''Sivil anayasa'' tartışmalarına da değinen Güllü ''Ortada dolaşan taslaklara göre, kadınlar olarak elde ettiğimiz hakları 1970 öncesine
götüren Anayasa için bugüne kadar hiç bir yorumumuz olmadı'' dedi.
Güllü, şöyle devam etti:
''Çünkü biz demokrasiyi sadece bir çoğunluk rejimi değil, temel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir rejim olarak bildiğimiz için dayatılan bir
anayasa olmayacağına inanıyoruz. Bir diğer inancımız ise seçim sonrasındaki ilk beyanında Sayın Başbakanın 'herkesin başbakanıyım'
sözünün takipçisi olduğumuz için bu çalışmada demokrasi adına olumlu ve ortak karar alınacağı inancındayım.
Geçen gün bu çatı altında Hakimler ve Savcılar Kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapan tasarının yasalaşması nedeniyle
tedirginiz. Yargının siyasallaşmasına neden olacağına inandığımız bu çalışma içimizi ürpertti ve anayasa taslağı üzerinde taşıdığımız
iyiniyetin zedelenmesine de yol açtı. Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli, hukuk üzerine kurulmuştur. Kimsesizlerin kimsesi olarak görülen hukukun,
yürütmenin yasamayı etkisiz hale getirip, yargıya müdahaleye yol açacağına inanıyoruz ve sistemin çöküşünün başlangıcı olarak görüyoruz.''
