2008-11-18 - 15:00
CHP GRUP TOPLANTISI..
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin çok ciddi bir ekonomik krizin içinde olduğunu belirterek, ''Böyle bir ortamda Başbakan Amerika'da, İsviçre'de dünya meseleleriyle meşgul... Obama'ya yalan yanlış akıllar veriyor. Obama'ya akıl vereceğine gel de Türkiye'deki krizin önüne geç, o krizi kontrol altına alacak tedbirleri ortaya koy'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin
çok ciddi bir ekonomik krizin içinde olduğunu belirterek, ''Böyle bir ortamda
Başbakan Amerika'da, İsviçre'de dünya meseleleriyle meşgul... Obama'ya yalan
yanlış akıllar veriyor. Obama'ya akıl vereceğine gel de Türkiye'deki krizin önüne
geç, o krizi kontrol altına alacak tedbirleri ortaya koy'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında gündemdeki konuları
değerlendirdi.
Ekonominin artık çok açık bir şekilde alarm verdiğini belirten Baykal,
Türkiye'nin içinde bulunduğu sıkıntıların dünyadaki ekonomik krizden bağımsız
olduğunu ileri sürdü.
Hükümetin uyguladığı yanlış ekonomi politikaları nedeniyle artık
''küçülen bir ekonomik yapının'' yaşandığını ifade eden Baykal, ihracat
miktarının azaldığını, hayat pahalılığının giderek arttığını söyledi.
Ekonominin içinde bulunduğu tablonun sürdürülebilir olmaktan çıktığını
savunan Baykal, bir derecelendirme kuruluşunun, Türkiye'nin gidişatının
olumsuzluğunu resmen söylemeye başladığını ifade etti.

-''IMF'YE TESLİM OLMAK ZORUNDA KALDIK''-

Hükümetin IMF ile yeni bir anlaşma imzalama noktasına geldiğini de
belirten Baykal, şöyle konuştu:
''Türkiye'de bugünkü iktidar 6,5 yıldır güçlü bir çoğunlukla
işbaşındadır, tek başına hükümettir. Dünyanın ekonomik konjonktürü de çok uygun
çok elverişli bir ekonomik konjonktürdü. Bunun için de böyle bir dönemde ülkeye
yönetmek herkese nasip olacak bir fırsat değildir. Böyle bir ortamda ülkeyi 6,5
yıl yönetmişlerdir. 6,5 yıl sonra eğer bunlar, geldiğimiz noktada tekrar IMF'nin
önüne gidip 'sen bize yardımcı ol, ne yapacağımızı sen bize söyle' deme noktasına
gelmişler ise bu gerçekten 6,5 yılın israf edilmiş olduğunun en somut
kanıtıdır.
Dünyada 'ekonomik kriz var' deniliyor. Hangi ülke IMF'ye gidiyor ekonomik
kriz dolayısıyla 'benim sorunumu çözüver' diyor? Giden ülkeler var; Macaristan,
İzlanda, Hırvatistan, Sırbistan... Bunlar gidiyor. AB üyesi ülkeler gidiyor mu?
Hani ekonomik mucizeydi, hani kalkınmıştık, hani sorunları çözmüştük, ne oldu?
Dünyadaki bir ekonomik dalgalanma sonucunda IMF'ye teslim olmak zorunda kaldık.
Ne diyordu Başbakan 'ümüğümüzü sıkmaya kalkarlarsa kabul etmeyiz', ne
oldu? IMF işi, üslubu neyse onu yapacak. IMF'nın işi ümük sıkmak. Sende gittin
IMF'nın önünü 'ümüğümü sıkabilirsin' diye diz çöktün, teslim oldun. IMF 'ümük
sıkmayayım' mı diyecek? Sen, 'ümük sıkma' dedin diye sıkmayıverecekse 6,5 yıldır
aklın neredeydi? 6,5 yıldır niye sıktırdın bu milletin ümüğünü?''

-''İŞADAMLARININ ZULALARINDAKİ PARALARI ÇIKARTTIRSANA''-

Türkiye'nin iç ve dış kaynaklı nedenleri olan bir ekonomik sıkıntı ile
karşı karşıya kaldığını belirten Baykal, hükümeti gidişatla ilgisi olmamakla ve
gerekli tedbirleri almamakla suçladı.
Baykal, ''Başbakan bu tablo karşısında 'kriz bize teğet geçti, bize
dokunmadı, dokunur gibi yaptı geçti' diyor. Başından beri 'hamdolsun iyiyiz,
işadamlarının zulalarında daha 2 yıllık para var' diyor. Çıkar hadi o paraları,
ne IMF'ye gidiyorsun. İşadamlarının zulalarındaki paraları çıkarttırsana'' diye
konuştu.
Resmi rakamların gerçekçi olmadığını savunan Baykal, krizin gerçek
etkisinin gelecek günlerde daha fazla kendisini hissettireceğini söyledi.
Konuşmasında çeşitli kentlerde kapanan ya da üretimine ara veren
firmaları da sayan Baykal, çok ciddi bir sıkıntının yaşandığını belirtti. Baykal,
''Böyle bir ortamda Başbakan Amerika'da, İsviçre'de dünya meseleleriyle meşgul...
Obama'ya yalan yanlış akıllar veriyor. Obama'ya akıl vereceğine gel de
Türkiye'deki krizin önüne geç, o krizi kontrol altına alacak tedbirleri ortaya
koy'' dedi.
Ekonomik krizin iki boyutu olduğunu belirten Baykal, ilkinin üretimi
sürdürmek, ikincinin ise vatandaşın ekonomiye katılımının sağlanması olduğuna
işaret etti. Baykal, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bu kriz maalesef daha da ağır bir bedel ödettirecek. Hep birlikte
milletçe bu bedeli ödeyeceğiz. Ama bu krizi ödeyecek olanlar bu ihmalin içinde
olanlar değildir. Onlar bu krizi yaşamayacaklar. Bu krizi yaşayacak olan işsiz
kalan vatandaşımızdır, ailesine ekmek götüremeyecek olan gerçek Türk
vatandaşlarıdır. Bu insanlar kendi kaderlerine terk edilmiştir.''
Baykal, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, Ergenekon
davasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'nin tarihi bir hukuk sürecini izlediğini, kamuoyu ilgisini
kaybetmiş olsa da Ergenekon davasının, ''olağanüstü bir konu'' olduğunu ve süreci
takip edeceklerini belirten Baykal,davanın, ''Cumhuriyet tarihinin en büyük
siyasi itham mekanizması olarak işletilen bir süreç sonunda ortaya çıktığını''
iddia etti.
Baykal, ''Bu dava, siyasi siparişle ortaya çıkmış bir davadır. Tepeden
inme gelen bir davadır, aşağıdan yukarı giden bir dava değildir. Savcıların
ürettiği bir dava değildir. Başından beri, uzun uzun konuştuk. O konuşmalarımı
bir kitap halinde çıkarıp ortaya koyacağız'' diye konuştu.
Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
daha önce özel sohbetlerinde ''Bu davaya dikkat. Bu, çok büyük dava. Buradan çok
önemli sonuçlar çıkacak'' dediklerini, ''Bu işi takip edecek savcı bulamıyoruz''
diye şikayette bulunduklarını savundu. Baykal, sonunda bir savcının meseleye el
koyduğunu, 1,5 yıllık gecikmeyle de iddianamenin ortaya çıktığını söyledi.
Somut delillere dayanması gereken iddianamenin ''facia'' olduğunu ileri
süren Baykal, ''İnsanlar önce tutulmuştur, sonra sorgulanmıştır. Sorgulandıktan
sonra iddianame yazılmıştır. İnsanlar önce sorgulanmış, sonra iddianameye malzeme
aranmıştır. Böyle iddianame olur mu?'' dedi.
Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Şimdi geldiğimiz noktada, işler daha iyi ortaya çıkıyor. Bu davada,
bütün sistemin altın bir isim var. Karanlık bir isim. Pek çok çevrede dolaşmış
bir isim. En son bunu, savcılık, Kanada'da bir haham, bir Musevi cemaatinin dini
lideri haline gelmiş bir kişi olarak aktardı. Her şey onun elinden çıkıyor. Onun
söyledikleri, bütün bilgiler, belgeler o. İşin gelip düğümlendiği nokta o haham.
Bu olaydan Türkiye'deki Musevi cemaati rahatsız oluyor. 'Bizim böyle bir
mensubumuz yok, bizim haberimiz yok. Kimdir bu?' diyor. Kanada'da olabilir diye
Kanada'ya birisini gönderiyorlar. Kanada'da bulunduğu söylenen Sinagoga gidiyor
Türkiye'deki Musevi cemaatinin temsilcisi. Diyor ki 'Bu isimde birisi, burada
hahammış.' 'Hayır, böyle bir insan yok' diyorlar. Peki Musevi cemaati içinde
kayıtlı böyle birisi var mı? Hayır, böyle birisi yok. Kim bu, nerede, nedir?
Televizyonlara çıkıyor. Bütün savcılığın iddiaların temelinde bu yatıyor ama adam
yok.''

-''AYIP OLUYOR''-

Türkiye'nin, ciddi bir ülke olduğunu ifade eden Baykal, ''Bizim çok
sağlam bir hukuk birikimimiz var. Ayıp oluyor. Yanlış oluyor. Yazık oluyor. Bu
manzaralara çok üzülüyorum. Devletin en yüksek noktalarında şaka konusu ama orada
yaşayan insanlar için, o insanların aileleri için, çocukları için varlıkları,
şerefleri, haysiyetleri, namusları çiğnenmiş vaziyette. Çağın büyük bir
faciasını, 70 milyonun gözü önünde yaşatıyorlar. Ben de bundan ıstırap duyuyorum.
Olmaz'' diye konuştu.
Baykal, ''Ergenekon'un mali işlerini yürüttüğü'' iddia edilen kişinin
cezaevinde hastalandığını ve daha sonra öldüğünü anımsatarak, cenazesinin,
ailesinin imkanı olmaması dolayısıyla Edirne Belediyesince kaldırıldığını
söyledi. Baykal, eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur'un
çok ağır sağlık sorunuyla karşı karşıya olduğuna işaret etti.

-''YAKIŞIYOR MU TÜRKİYE'YE?''

''Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Yakışıyor mu bu Türkiye'ye?'' diyen
Baykal, şöyle konuştu:
''Hani bu iddialar ortaya atıldığında, bütün manşetler, bütün ekranlar
bunları anlatıyordu. Şimdi savunmalar başladı, niye onları aktarmıyorsunuz? Niye
kardeşim, Ergenekon davası canlı yayınla 70 milyona izletilmiyor? Bir cezaevinin
içine girmişsiniz... Türkiye'de ilk kez cezaevinde bir yargılama yapılıyor. Hangi
yargılama yapılıyor. Fevkalade önemli bir yargılama. Cumhuriyetten hesap sorulan
bir yargılama, devletten hesap sorulan bir yargılama bir cezaevinin içine
yerleştirilmiş orada götürülüyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir.''

-''UMUT EDİYORUM, DİLİYORUM...''-

Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın şimdi niye konuşmadıklarını
soran Baykal, şöyle dedi:
''Niye unutuluşun baskısı altına aldınız bunu? Niye? Orada bir facia
yaşanmaya devam ediyor. Ergenekon, yıllarca Türkiye'de vicdanları sızlatacak bir
konudur. Büyük gecikmeyle, nihayet konu hakimlerin eline geçmiştir. Umut
ediyorum, diliyorum en kısa zamanda Türk toplumunun vicdanını rahatlatacak, bu
zulme son verecek, Türkiye'nin bir muz cumhuriyeti olmadığını, iktidardaki bir
grubun istediği gibi insanların haysiyetiyle, şerefiyle, insan haklarıyla,
hukukuyla oynayamayacağını gösterecektir, kanıtlayacaktır. Bunu bekliyorum. Bu
davayı sık sık konuşmuyoruz ama içimiz kan ağlayarak izliyoruz. Bu acıyı çekmekte
olan insanlara, ailelere sevgi ve dayanışma duygularımı gönderiyorum.''

-TMSF BAŞKANI ERTÜRK'ÜN AÇIKLAMALARI-

CHP lideri Baykal, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk'ün bir televizyon
programında, ''Kamu mallarını en yüksek fiyattan satarken eleştiriliyoruz. Biz
'pahalı satış yaptık' diye eleştirilen bir kurumdan geliyoruz'' şeklinde yaptığı
açıklamaları da anımsattı. Baykal, Ertürk'ün, kamu mallarını çok yüksek fiyatla
satma diye uyarı aldığını söyledi.
Baykal, Sabah-ATV'nin satışına ilişkin iddialara ve sürece de değinerek,
''ihaleyi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın damadının başında bulunduğu şirketin
1.1 milyar dolara aldığını'' ifade etti. Baykal, şunları kaydetti:
''Başbakan o zaman 'fazla bu oldu'' demişti. Bunu genel ifade olarak
belki anlamak mümkün de satışı yapan devlet memuruna, 'Sen niye yüksek
satıyorsun' diye sitem edilmesini anlamak mümkün değil. Başbakan, niye bu kadar
ilgili bu satışla? Başbakan'ın tek hesabının olması lazım: 'Devletin ne kadar çok
alacağı tahsil edilirse, o kadar iyidir. Ne kadar pahalıya satılırsa o kadar
iyidir.' Sen, kimin yanındasın? Onu alan damadının mı yanındasın, Türkiye
Hazinesinin mi yanındasın?''

Baykal, partisinin TBMM grubunda, anayasa değişikliği tartışmalarını
değerlendirdi, türbanlı ve çarşaflı kadınların CHP'ye katılmasına yönelik
eleştirileri yanıtladı.
Anayasanın ilk 3 maddesinin, devletin temellerini ortaya koyduğunu,
devletin özü ve ruhu olduğunu ifade eden Baykal, ancak birilerinin, ''bize niye
bu maddeleri dayatıyorsunuz, bunları da tartışalım'' dediğini söyledi.
Baykal, ''Türkiye'nin başka sıkıntısı yokmuş gibi, bu değiştirilemez
maddeleri değiştirmek, anayasayı kemirmek, çürütmek, altını boşaltmak için
sistemli gayret içindeler. Kim bunlar; Anayasayı sahiplenmesi, savunması
gerekenler, en saygı değer kurumları başındakiler, Cumhuriyet üniversitelerinin
yöneticileri. Bu tablo çok acı'' diye konuştu.

-''BU ANAYASA, İSTİKLAL SAVAŞI'NDA YAZILDI''-

Anayasanın ilk 3 maddesini okuyan Baykal, ilk maddede, Türkiye
Devleti'nin Cumhuriyet olduğunun yer aldığını anımsattı. Baykal, pek çok ülkenin
anayasasında değiştirilemez maddeler bulunduğunu belirterek, ''Bunlarda bizim
değiştirilemezlerimiz. Niye bundan rahatsızsın?'' diye sordu.
Baykal, 2. maddedeki düzenlemeye işaret ederek, ''Bu maddenin, sağduyulu,
aklı başında, Türkiye'yi seven, Türkiye'nin huzur, barış, kardeşliğini isteyen
bir insanı rahatsız eden bir yanı var mı?'' sorusunu yöneltti.
Anayasada, laikliğin, milliliğin, bölünmezliğin güvence altına alındığını
dile getiren Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Başkent Ankara'dır deniliyor. Yoksa başkentten mi rahatsızlık
duyuluyor? 'Anayasa'yı toptan değiştirelim' dediklerinde, bunların meramlarının
bu olduğunu anladık. 'Toptan değişiklik yok' dedik. Yeniden yazıverelim derken;
bunu bırakalım, yenisini yazalıma getirmek istiyorlar. Bunu çöpe atacağız, yeni
anayasayı bu beyler yazacak. Bu anayasa, İstiklal Savaşı'nda, Milli Mücadele'de
yazıldı. Bütün anayasalarda, Türkiye'nin tarihi, şerefi, onuru bu maddeler.
Kenarından köşesinden, acaba bunları çürütebilir miyiz diye, devletin en saygın,
en yüksek değer taşıması gereken, görevi buna sahip çıkmak, savunmak olan
kurumların içinde yer alan insanlar, ne kadar acı ki, bu maddelere karşı açılan
kampanyaya ürkek ürkek olsa da kanat germeye çalışıyorlar, hiç yakışmıyor.''

-''KATILIMLAR, MİZANSEN DEĞİL''-

CHP Genel Başkanı Baykal, partisine son günlerdeki katılımlarda türbanlı,
çarşaflı kadınların da yer almasına ilişkin eleştirileri de yanıtladı.
Bazı vatandaşların, CHP'ye katılmak için başvurduğunu dile getiren
Baykal, bunların mizansen olmadığını söyledi. Baykal, bunun, mesaj vermek için
yapay gayrete ve arayışa girmelerinin sonucu ortaya çıkmadığını vurguladı.
Baykal, vatandaşların özgür iradeleri ve kararlarıyla CHP'ye
katıldıklarını ifade ederek, ''Türkiye'de yasalara uygun yaşayan her kişinin,
kılık, kıyafet, kültür, inancı, yaşam biçimi ne olursa olsun, başımızla beraber
CHP'de yeri vardır'' dedi.

-''BİZE SAMİMİYETLE BAŞVURANLARA...''-

Vatandaşların, bu kararı almasından memnuniyet duyduğunu belirten Baykal,
katılım kararının arkasında ne yattığını, samimi olup olmadığını öğrenmeye
çalıştığını anlattı. Baykal, samimi, kıvanç verici, güzel bir manzara gördüğünü
dile getirerek, şunları kaydetti:
''İnsanlar, AKP'ye tepki gösterme ihtiyacı hissediyorlar. AKP tarafından
aldatıldıklarını düşünüyorlar, AKP'ye dur deme ihtiyacındalar. Bunun için de
çareyi CHP'de bulmuşlar. 'CHP'ye katılacağız ama bir kısmımızın başı örtülü, bu
size sorun yaratır mı?' dediler. Yaratmayacağını söyledik. Gelenler, kimseye
kılık kıyafet dayatması peşinde koşmuyor, kimseyi belli bir yaşama yönlendirme
çabasında değiller. Kendi gerçeklerini yaşıyorlar. İçlerinde bir yürek, beyin,
memleket sevgisi, dürüstlüğe saygı var. 'Din iman diye yıllarca oyumuzu aldılar,
ne alakası var din ile imanla. Dürüstlük, memleket sevgisi desen işte burada,
bunlara destek olacağız' demişler. Bize bu kadar samimiyetle başvuranlara, başka
türlü davranmak söz konusu olabilir mi? ''

-''AKP'YE OY VERİRKEN OLUYOR DA...''-

Baykal, kimseyi, içinde doğdukları kültür ortamı, gelenek, değerlerin
sonucunda ortaya çıkan davranış ve yaşayış biçimiyle tasnif edip,
damgalamadıklarını, kimsenin de buna hakkı olmadığını kaydetti.
CHP Genel Başkanı Baykal, ''70 milyon insanız, nasıl giyiniyorsa öyle
giyiniyor. Hepsinin, Türkiye siyasetinde söyleyecek sözü var. AKP'ye oy verirken
oluyor da CHP'ye oy verirken niye olmuyor?'' diye sordu.
Partiye katılanlara, ''Üzerinize çok baskı gelecek, göze alıyor
musunuz?'' dediğini, ''Hiç önemli değil'' yanıtını aldığını belirten Baykal,
bunun, AK Parti çevrelerinde büyük telaş yarattığını savundu.
Partiye katılan ve ''Artık oyum CHP'ye'' diyen bir kadını, ilçenin
belediye başkanının, CHP'den istifa etmesini istediğini öne süren Baykal, ''Bu
baskılara direnenlere sevgi ve saygı duymaz mısınız, bu anlayışına değer vermez
misiniz? Bütün güçlerini kullanarak, bir panik, telaşla önlemeye çalıştılar ama
başaramadılar'' dedi.
''Lütfen siyaseti artık yukarı çekelim, siyaseti kılık kıyafetin bir
parçası, uzantısı gibi görmeyelim. Kimseyi, kılığı, kıyafeti, sakalıyla,
bıyığıyla yargılamayalım'' diyen Baykal, herkesin özgür şekilde, kendi siyasetini
ortaya koyma hakkı bulunduğunu belirtti.

-''KORKU YÜREKLERİNE DÜŞMEYE BAŞLADI''-

Baykal, herkesin eşit olduğunu ve tercihlere saygı göstermeleri
gerektiğini vurgulayarak, ''Kimimiz köyde, muhafazakar bölgede doğup o
gelenekler, şartlar içinde şekillendi. Ama her biri, bu memleketin evladı. Bu
insanlar, bir tuzağı, oyunu bozdular, bir kuşatmayı kırdılar. 'Senin çaren yok,
daima bana oy vereceksin, bunlara vermeyeceksin. Ben her şeyi yaparım, vatandaşın
fitresini, zekatını toplar, onunla siyaset yapmak için televizyon kurarım' Yağma
yok'' diye konuştu.
CHP'nin değerleri, ilkelerinin ortada olduğunu, bunu gelenlerin de
bildiğini dile getiren Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
''Mutaassıpsa mutaassıp sana ne? Ahlakını, örfünü, geleneğini mutaassıp
olarak sürdürüyor, sürdürecek tabii, sana ne? Senin gibi liberal olacağına,
memleketini, vatanını, dürüstlüğü seven onun gibi mutaassıp olsun, başımla
beraber. Bu işleri aşacağız. Kültür muhafazakarlığı ile siyasi tercihi
ayıracağız. Kimseye, 'falan geleneği bırak, örfünden vazgeç' deme hakkımız yok,
buna saygı gösteriyoruz. Toplumsal yaşamın içinde bir siyasi partide herkes
istediği gibi yerini alacak. Ağırlığını, etkisini hissettirecek.
Oyunu bozdular, şimdi korku yüreklerine düşmeye başladı. Ezberler,
şartlanmışlıklar bozuluyor. İnşallah, bundan sonra toplumun her kesimiyle daha
sıcak bir ilişki içinde olmaya devam edeceğiz.''