2009-06-09 - 12:50
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''AK Parti, Türkiye'nin her bölgesinde, her şehrinde, her ilçe ve beldesinde siyasetin ana aktörlerinden birisi olduğunu, bir Türkiye partisi olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koymuştur''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''AK Parti, Türkiye'nin
her bölgesinde, her şehrinde, her ilçe ve beldesinde siyasetin ana aktörlerinden birisi olduğunu,
bir Türkiye partisi olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koymuştur'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, hafta sonu
bazı yerlerde yapılan mahalli seçimlerin sonuçlarını değerlendirdi.
YSK tarafından çeşitli nedenlerle iptal edilen mahalli idare seçimlerinin
7 Haziran Pazar günü yapıldığını hatırlatan Erdoğan, 25 ilde 30 ayrı belediye
başkanlığı ile 11 beldede belediye meclis üyeliği, 220 köy ve mahalle muhtarlığı
için vatandaşların sandık başına gittiğini anlattı.
Münferit bazı olaylar dışında, seçimlerin sükunet içinde tamamlandığını
ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Bu mahalli birimlerde yaşayan vatandaşlarımızın demokratik tercihleri
sandığa böylece yansımış oldu. Seçimlerin tekrarlandığı 7 ilçenin 4'ünde,
(Sakarya Akyazı, Isparta Şarkikaraağaç, Elazığ Ağın ve Yozgat Kadışehri'nde) AK
Parti'li adaylar milletimizden yetki aldılar. 25 beldenin 8'inde de yine AK
Parti'li adaylarımız ipi göğüsledi. Bir beldede seçimlere itiraz edildi. Böylece
seçimlerin yenilendiği 29 birimin 12'sinde AK Parti belediye başkanlığını
kazanmış oldu.
Yine geçici sonuçlara göre, seçimlerin yenilendiği belediyelerimizde AK
Parti, yaklaşık yüzde 43 oy oranına ulaşarak en yakın rakibine 23 puan fark attı,
seçimleri açık ara önde tamamladı. Nitekim CHP yüzde 17 ve MHP yüzde 15'lik oy
oranı elde edebilirken, AK Parti yüzde 43 oy oranına ulaşmış, bu her iki partinin
toplamından 11 puan daha fazla oy almıştır.
Böylece 29 Marttan sonra 'AK Parti düşüşe geçti' diye düğün bayram yapan,
toplumumuzu yanıltmaya çalışan kesimlerin nasıl bir kandırmaca içinde oldukları
çok geçmeden açığa çıkmış oldu. Önemli olan bir diğer sonuç da şudur: AK Parti,
seçime girilen tüm birimlerde birinci veya ikinci sırada yarışıp, seçimin en
önemli aktörü olmuşken, diğer partiler yine belli birimlerde varlık
gösterebilmiş, onun dışında yarıştan kopmuşlardır.
AK Parti, Türkiye'nin her bölgesinde, her şehrinde, her ilçe ve
beldesinde siyasetin ana aktörlerinden birisi olduğunu, bir Türkiye partisi
olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koymuştur. AK Parti'nin birlik siyaseti,
toplumu bir bütün olarak kucaklama anlayışı yeniden sandıkta kendini
göstermiştir.''
Seçime katılan vatandaşlara ve görev alan yetkililere teşekkür eden
Başbakan Erdoğan, Sakarya Akyazı'nın çok daha önemli olduğunu söyledi. Buranın
bir büyükşehir ilçesi olması nedeniyle önemine işaret eden Erdoğan, burada AK
Parti'nin 11 binden fazla oy alırken ana muhalefet partisi CHP'nin aldığı oyun
139'da kaldığını belirtti. Erdoğan, ''139... Burası çok daha anlamlıdır
herhalde. Buranın üzerinde düşünülmesi lazım. Emaneti partimize yükleyen tüm
vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyor, emanetlerinin emin ellerde olduğunu ifade
etmek istiyorum'' diye konuştu.
Erdoğan, partisinin TBMM Grup toplantısında, Lübnan'da yapılan seçimlere
de değinerek, Lübnan halkının pazar günü sandık başına giderek 1991 yılından bu
yana en yüksek katılım oranıyla nispeten olaysız şekilde demokratik tercihi
sandığa yansıttığını söyledi.
Seçimden zaferle çıktığı anlaşılan 14 Mart Hareketi'nin lideri Said
Hariri'nin ''Lübnan'da bu seçimlerin kazananı ya da kaybedeni yok. Tek kazanan
demokrasi ve Lübnan olmuştur'' sözleriyle son derece anlamlı bir mesaj verdiğini
kaydeden Erdoğan, ''Temennimiz odur ki Lübnan artık geleceğe yönelik olarak artık
bir barış ülkesi olarak, geçmişte yaşadıklarını, geçmişti çektiklerini bundan
sonra çekmesin, bundan sonra da barış ve huzur içinde geleceğe yürüsün'' diye
konuştu.
-AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ-
Başbakan Erdoğan, Türkiye'yi yakından ilgilendiren bir başka seçimin de
Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri olduğunu ifade etti. AB üyesi 27 ülkede
yapılan AP seçimlerinin, Hristiyan demokratların zaferi ile sonuçlandığının
görüldüğünü belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
''Seçimlere katılım oranı, yüzde 43 olarak gerçekleşti. Bu oran, 30
yıllık parlamento seçimleri tarihindeki en düşük katılım oranı olarak kayda
geçmiştir. Seçim sürecindeki bütün milletvekili adayları ve siyasi partileri,
hatta maalesef bazı ülkelerin liderlerini daha çok 'Türkiye' tartışmaları
etrafında kampanya yaparken gözlemledik.
Seçim sonrası ortaya çıkan tablonun da Türkiye'nin üyeliği boyutuyla
olumsuz şekilde değerlendirildiğine şahit oluyoruz. Öncelikli şu hususun altını
çizerek vurgulamak istiyorum: Avrupa Parlamentosu'ndaki sandalye dağılımı, AB'nin
temel politikalarının, temel hedeflerinin gidişine, bu anlatıldığı şekilde bir
değişim yaşanmasına hiçbir zaman fırsat vermez, bu anlama da gelmez. Bunu, bu
şekilde değerlendirmek çok yanlış. Biz, her fırsatta AB'nin konjonktürel iç
siyasi mülahazaların yansıtıldığı bir kurum olmaması gerektiğini dile getirdik.
Zira biz, AB sürecine söylemler üzerinden değil, eylemler üzerinden devam
ediyoruz. Türkiye'nin buna bakışı, budur. Sürecin özü de budur. Üyelik kriterleri
ortadadır. Taahhütlere sadakat, belirlenen ilke ve kurallara uygun hareket etmek,
Birlik ruhunun temelidir. Bu ruha, bu sadakate, bu ahde uymayan söylem ve
davranış içine girenler, öncelikle bir siyasi değerler, bütün AB'nin kurucu
değerlerine ters bir yaklaşım sergilemiş olurlar.
Türkiye'nin üyeliği, sınır tartışmalarıyla, genişleme polemikleriyle
gözardı edilebilecek, arka plana atılabilecek bir konu değildir. Türkiye'nin
büyüklüğüne, siyasi ağırlığına, stratejik önemine, kültürel derinliğine yönelik
hazımsızlıkları, bu tür yaklaşımlarıyla perdelemeye çalışanlar, açık söylüyorum;
beyhude bir çaba içine girerler.''
-''BU MIZRAK, BU ÇUVALA SIĞMAZ''-
AB'nin küresel bir vizyona ulaşmasına da bu anlayışın engel olacağını
ifade eden Erdoğan, ''Bu mızrak, her şeyden önce bu çuvala sığmaz. Küçük
düşünerek, büyük ideallere ulaşmak mümkün değildir'' diye konuştu. ''İç siyasi
hesaplarla tribünlere oynayarak, ayak oyunları yaparak AB'nin, bir küresel güç
haline getirilemeyeceği'' uyarısında bulundu.
Herkesin, gelecek nesillere karşı, yarının Avrupa'sına karşı sorumlu
olduğuna işaret eden Erdoğan, ''Bugün, günü kurtarma derdinde olanlar, yarın bu
sorumsuzluklarının hesabını tarih önünde verirler'' dedi.
Erdoğan, Türkiye'nin üyelik kriterleri noktasında üzerlerine düşeni
yaptıklarını, yapmaya devam ettiklerini belirterek, katılım sürecinde 10 faslın
müzakereye açıldığını, bunlardan birinin de geçici olarak kapatıldığını söyledi.
Yılbaşından bu yana birçok reforma imza attıklarını anlatan Erdoğan, yeni yıla
400 sayfadan oluşan Ulusal Programla girildiğini anımsattı.
Başbakan Erdoğan, daha önce düzenli olarak toplanamayan, Reform İzleme
Grubunun artık düzenli olarak iki ayda bir toplanmasını kararlaştırdıklarını
açıkladı.
Türkiye'nin AB üyeliği yolunda üzerine düşeni yaptığını
belirten Erdoğan, ''Ancak biz çalışmalarımıza kararlılıkla devam ederken, AB'nin
de taahhütlerine sadık kalmasını bekliyoruz. Bizim sergilediğimiz kararlı
tutumun, dik duruşun, AB tarafından da gösterilmesini bekliyoruz. Bu da bizim çok
doğal hakkımız. AP'de oluşan tablonun, bizim bu hassasiyetlerimizi gözeteceğine
inanıyorum. En azından buna inanmak istiyorum'' diye konuştu.
Erdoğan, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de gündemin ilk sırasında yer
alan konunun ekonomi olduğuna işaret ederek, küresel finans kriziyle başlayan ve
küresel ekonomik krize dönüşen sürecin Türkiye'den kaynaklanmadığını, ABD'den
başlayıp Avrupa'ya doğru uzandığını anlattı. ''Bizler dedik ki; 'bundan az da
olsa etkileneceğiz.' Tedbirlerimizi buna göre aldık, alıyoruz ve almaya devam
edeceğiz'' diyen Erdoğan, krizin şu anda dünyada ve Türkiye'de olumluya doğru bir
seyir izlediğini gördüklerini vurguladı.
Dün açıklanan sanayi üretim rakamlarına dikkati çeken Erdoğan, şöyle
konuştu:
''Nisan ayında sanayi üretimi, Mart ayına göre yüzde 1,4'lük bir artış
kaydetti. Mart ayında da yine sevindirici bir rakama şahit olmuş, Şubat ayına
göre sanayi üretiminde yüzde 13,5'luk bir artış kaydedilmişti. Aynı şekilde yine
geçtiğimiz çarşamba günü, enflasyon rakamları açıklandı ve orada da yeni bir
tarihi rekora imza attık. Enflasyon, son 40 yılın en düşük seviyesine, yani yüzde
5,2 oranına kadar geriledi.
Öte yandan, İstanbul, Ankara, Kocaeli, Gaziantep'de sadece son bir iki ay
içinde çok büyük yatırımların açılışına bizzat katıldım. Bugün de grup
toplantımızın ardından Ankara Sanayi Odamızın düzenlediği bir törene katılacak,
tam 26 yeni fabrikanın açılışını yapacağız. Böyle bir süreçte Ankara'da 26 yeni
fabrikanın açılıyor olması, son derece anlamlıdır, son derece sevindiricidir.
Ankaralı sanayicilerimiz, toz boya imalatından tutun, vinç üretimine kadar 26
farklı alanda yaklaşık 246,5 milyon dolarlık yatırımı Ankara'ya kazandırdılar.
Yine 46 Ankaralı sanayicimize burada ödül verilecek, bu sanayicilerimiz de
küresel krize rağmen ihracatlarını artıran, inovasyon yatırımı yapan, özellikle
de istihdam artışı sağlayan sanayicilerimizdir.
Elbette bu yatırımlar, bu rakamlar, milletçe hepimizi sevindiriyor ve
krizi bütün boyutlarıyla, özellikle de moral boyutuyla aşmamız noktasında bize
umut veriyor. Ancak, burada, şu hususun da altını çizerek ifade etmek istiyorum;
hiçbir şekilde tedbiri elden bırakmadık, bırakmıyoruz. Her şeyden önce
gelişmeleri çok yakından izlemeye, tedbirleri devreye almaya devam ediyor,
krizden etkilenen kesimleri rahatlatacak önlemlerimizi tek tek uygulama safhasına
geçiriyoruz.''
-''CUMHURİYET TARİHİNİN EN KAPSAMLI TEŞVİK PAKETİ...''-
Erdoğan, 4 Haziran'da, çok kapsamlı 3 ayrı tedbir paketini
açıkladıklarına işaret ederek, ''Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı teşvik
paketini, 500 bin vatandaşımıza iş sağlamayı öngördüğümüz istihdam paketini ve
KOBİ'lerimize can suyu olacak kredi garanti desteği uygulamasını kamuoyuyla
paylaştık''dedi.
Krizin etkilerini azaltmak için, şu ana kadar 70'e yakın tedbir
aldıklarını ve bunları da başarıyla uyguladıklarını ifada eden Erdoğan, sözlerini
şöyle sürdürdü:
''2008 yılı Ocak-Mayıs döneminde Türkiye'de 135 bin 721 otomobil
satılmıştır. Bu yıl Ocak-Mayıs döneminde otomobil satışları geçen yılın aynı
dönemini de aşarak 148 bin 677 olarak gerçekleşmiştir. Üretimden istihdama kadar,
yan sanayiye kadar çok geniş bir alanda bu satışlar, ekonomiye katkı sağlıyor ve
bu rakamlara da aldığımız tedbirler sayesinde ulaşmış bulunuyoruz. İşte şimdi
Perşembe günü açıkladığımız yeni paketlerle çok daha köklü ve kapsayıcı
tedbirleri uygulamaya başlıyoruz. Otomobil satışlarıyla gerek ÖTV, gerek KDV'de
attığımız adımlar sadece otomobilde kalmadı. Aynı zamanda mobilya sektöründe çok
ciddi sıçrama yapıldı. Bir defa stoklar eritildiği gibi, gelecek 2, 3, 4 ay yeni
yeni siparişler alınmak suretiyle burada da çok ciddi hareketlenme yaşandı,
yaşanıyor.
Tabii şurası da son derece önemli: Bu tedbirler sadece krizin etkilerini
azaltmakla kalmıyor, kriz sonrasında Türkiye'nin özellikle yatırımda avantajlı
konuma yükselmesine de zemin hazırlayacak. Yatırımcılarımızın yurt dışında daha
uygun yatırım yerleri aramasının önüne geçtiğimiz gibi, uluslararası yatırımların
da ülkemize yönelmesi için hayati derecede önemli bir adımı bu paketlerle atmış
bulunuyoruz.''
-''2002 YILINDAN BERİ GÜNCELLEMENİN YAPILMAMASI ÜZÜCÜDÜR''-
Teşvik paketi hakkında bilgi veren Erdoğan, 12 sektördeki yatırımı
Türkiye genelinde teşvik ettiklerini belirterek, sadece sektörel değil, bölgesel
yatırımları da teşvik ettiklerini vurguladı. Bölgesel teşviklerde, tüm Türkiye'yi
kapsam içine aldıklarını hatırlatan Erdoğan, daha önce 49 ili kapsayan bir teşvik
programı bulunurken, şimdi 81 ilin kapsam içinde olduğunu kaydetti.
TÜİK'in 2002 yılı sosyo gelişmişlik endeksine işaret eden Erdoğan, şöyle
konuştu:
''Tabii burada 2002'den bu yana bir güncellemenin yapılmaması, gerçekten
bizim için üzücüdür. Güncellemenin yapılması, bizi çok daha rahat hareket etmeye
sevk edebilir. Şimdi kendilerine bir süre verdik ve en geç 2010 sonuna kadar TÜİK
bu güncellemeyi bitirecek ve bununla birlikte bu 4 bölge yeniden ele alınıp
değerlendirilmek suretiyle, son durum neyse, ona göre bu bölgeler tekrar ilave
edilecek. Şimdi örneğin, Ankara, İstanbul, İzmir, Kocaeli gibi 1. bölgede olan
illerimiz de kurumlar vergisinden istifade ediyor. Ama bundan önce edemiyordu.
Şimdi yüzde 10'a düşürmek suretiyle istifade eder hale geldi. 2. bölgede yeni
yatırımlara yüzde 30 oranında katkı sağlıyor, Kurumlar Vergisini de yüzde 8
olarak alıyoruz. 3. bölgede yatırıma katkı oranı yüzde 40 olurken, Kurumlar
Vergisini de yüzde 4 olarak belirledik. 4. bölgede ise yatırıma yüzde 60 oranında
katkı sağlıyor, Kurumlar Vergisini ise yüzde 2 olarak alıyoruz.
Yeni yatırımlarda Türkiye genelinde SSK primi işveren payını hazine
ödeyecek. 1. bölgede 2 yıl süreyle bu muafiyeti sağlarken, süre 4. bölgede 7 yıla
çıkıyor. 3. ve 4. bölgelerde yatırım yapacaklara kredi faiz desteği sağlıyoruz.
Büyük proje yatırımlarıyla, bölgesel ve sektörel olarak desteklenecek
yatırımlara, yatırım yeri tahsis ediyoruz. Bunun yanında yatırımlarını 1. ve 2.
bölgeden, 3. ve 4. bölgeye taşıyacak olanlara da Kurumlar Vergisi, istihdam ve
taşınma noktasında kolaylıklar getiriyoruz. Bu teşvik ve desteklerden 31 Aralık
2010 tarihine kadar yapılacak yatırımlar yararlanacaktır. Yararlanmak isteyen
girişimlerimizin, yatırımcılarımızın bu süre kısıtlamasını göz önünde
bulundurmalarını bilhassa hatırlatmak istiyorum. ''
Teşvik paketinin ilgili kesimlerden çok olumlu yankı bulduğunu kaydeden
Erdoğan, ''Aldığımız bilgiler, yatırımlarda ciddi bir hareketliliğin başladığını
da gösteriyor. Elbette böyle bir uygulamayla tüm kesimleri aynı anda ve aynı
oranda memnun etmek mümkün değil. Ama esas olan, yaygın, kaliteli, işlevsel ve
özellikle de adaleti gözeten teşvik sisteminin getirilmesidir'' dedi.
-''YATIRIMLAR ÜLKE DIŞINA ÇIKMIYOR''-
Erdoğan, ''Benim ilim neden şu bölgede değil de bu bölgede'' diyenler
bulunduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Biz bu 4 bölgeyi istatistiki bölge birimleri sınıflandırmasını esas
alarak belirledik. Yani, hangi ilin, hangi bölgede olacağı afaki olarak
belirlenmedi. Tamamen bilimsel veriler, istatistiki gerçekler ışığında ve
uluslararası kriterlere uygun olarak ortaya çıkmıştır. Sosyo ekonomik gelişmişlik
endeksi oluşturulurken illerimiz, 52 farklı kritere göre sıralanmıştır. okul
sayısından hastane sayısına, öğretmen sayısından doktor sayısına, yol durumundan
su durumuna, nüfustan, okur-yazar durumuna göre tam 52 kritere göre bu sıralama
yapılıyor. Önce bütün illerimiz 26 ayrı gruba ayrılıyor. Sonra da endeksin
kırılma noktasına göre 4 ayrı bölge belirleniyor. Bu kırılma noktaları dikkate
alındığında, örneğin Trabzon ile Muş'un aynı bölgede olması, son derece tabi
olduğu zaten görülecektir. Detaylar bilinmeyebilir. Ama bunu yakın takibe alanlar
biliyor. Nedir o? İki ilin aynı bölgede olması, her sektörün bölgesel
teşviklerden eşit yararlanacağı anlamına gelmiyor. Örneğin kağıt ve kağıt
ürünleri imalatı Trabzon'da desteklenirken, Tunceli'de metal eşya sektörü
destekleniyor. Yine Yozgat'ta kimyasal madde ürünleri imalatı desteklenirken,
aynı bölgedeki Çorum'da ise bu sektör, bölgesel teşviklerden yararlanmayacak.
Yaklaşım tarzı bu.
Yani, objektif, bilimsel kriterler uygulanarak son derece gerçekçi,
makul, adaletli bir ayrıma gidildi. Hiçbir ilimizi kayırmadık. Hiçbir ilimize
burada bir ayrımcılık yapmadık, yapamadık. Bazı sektör temsilcileri çıkıp, 'Neden
biz teşvik kapsamında değiliz?' diyorlar. Burada bazı uluslararası anlaşmalar var
ki bizi bağlıyor. Uluslararası hükümler, Gümrük Birliği gibi bizi bağlayan
hükümlülükler etkili olmuştur. Yatırımların bir ilden diğerine kaymasında peşin
hükümler verilmemesini bilhassa rica ediyorum. Önce ilerle ilgili teşvik
çıktığında hiç teşvik alamayan ilerimiz vardı. Ama şu anda o illerimiz de teşvik
kapsamına giriyor. o zaman da 49 ilimizde yine buna benzer sesler çıkmıştı. Ve o
49 ilimizin içinde bugüne kadar hiç yatırım yapılmayan illerimiz vardı.
Yatırımların boyutu da ne denli önemliydi biliyorum. Yatırımlar ülke dışına
çıkmıyor, bu ülkede kalıyor, bu ülkenin şehirlerinde kalıyor ve en önemlisi de
adil bir şekilde dağılıyor.''
