2010-02-02 - 11:57
MHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Mademki Başbakan Erdoğan'ın ifade ettiği gibi, imkanlarımız ya da kaynaklarımız yeterli değilse, o halde bunun herkese eşit bir şekilde fatura edilmesi yerinde ve doğru olacaktır'' dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Mademki
Başbakan Erdoğan'ın ifade ettiği gibi, imkanlarımız ya da kaynaklarımız yeterli
değilse, o halde bunun herkese eşit bir şekilde fatura edilmesi yerinde ve doğru
olacaktır'' dedi.

Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Türkiye'nin
içine girdiği huzursuzluk girdabından, hoşnutsuzluk yumağından'' AK Parti
iktidarıyla çıkma şansının kalmadığını ileri sürerek, seçim şartlarının
oluştuğunu savundu.

Demokrasinin ilkelerine tutarlı ve kararlı bir şekilde sahip
çıkılmasının, toplumsal huzur ve ekonomik ilişkilerdeki güven açısından olumlu
bir hava oluşturacağını belirten Bahçeli, AK Parti iktidarının, insan
ihtiyaçlarının sınırsızlığı ve kaynakların kıtlığıyla izah eden zihniyete sahip
olduğunu söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''kaynakların azlığını'' bahane
ettiğini, bunun bir anlamda herkesin içinde bulunduğu kötü şartları kabul
etmesine yönelik bir tezgah olduğunu savunan Bahçeli, şöyle devam etti:

''Mademki Başbakan Erdoğan'ın ısrarla ve belirli aralıklarla ifade ettiği
gibi, imkanlarımız ya da kaynaklarımız yeterli değilse, o halde bunun herkese
eşit bir şekilde fatura edilmesi yerinde ve doğru olacaktır. Ancak, bir tarafta
işini yürüten yandaşlar, dünürler ve akrabalar vardır; diğer tarafta ise
ağırlaşan sefalet şartları içinde yaşayan vatandaşlarımıza 'ne yapalım
imkanlarımız az' diyerek eşitlikten yoksun, ahlaktan uzak ve insanlıktan bihaber
bir şekilde yaklaşılmaktadır. Bu aynı zamanda, imkanlar kısıtlı kalacağına göre;
AKP olduğu sürece yoksulluğun ilelebet devam edeceğinin Başbakan tarafından
ilanıdır.

Millet için kıt olduğu söylenen imkanlar, nedense Başbakan Erdoğan ve
arkadaşlarıyla birlikte ailelerine AKP'li olmanın tılsımı ile haram-helal demeden
ardına kadar açılmıştır. Başbakan Erdoğan'ı iki kuşak içinde kayıkçılıktan gemi
sahipliğine yükselten talih, vatandaşlarımızı ne yazıktır ki beş kuşaktır
yoksulluktan kurtulmasını sağlayamamıştır. Geçen yedi yılı aşkın zamanda bu
hükümetle birlikte; ihalelerden geçinenlere, komisyonculukla ayakta duranlara, iş
takibiyle servet edinenlere gün doğmuştur.''

''HESAPLARINIZDAKİ SIFIRLAR NE YÖNDE DEĞİŞMİŞTİR?''

Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın ocak ayındaki ''Ulusa Sesleniş''
konuşmasının, ''dünle kavgasına ısrarla devam ettiğini, gelecekten bir
beklentisinin olmadığını ve bununla da ilgili yapacağı bir şeyin artık
bulunmadığını'' açıkça gösterdiğini ileri sürdü.

Yedi yıl öncesine göre 2 yumurta daha fazla almak, yarım kilo daha peynir
yemek, daha çok tereyağı almak gibi ölçülerin, refahın ölçütü olamayacağını
vurgulayan Bahçeli, işsizlik ve yoksullukta gerileme olması, yatırımların
artması, teknoloji yoğunluklu üretim yapan ekonomik yapının hayata geçmesi, katma
değer üretiminin artması halinde gelişmeden ve kalkınmadan bahsedilebileceğini
söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın, vatandaşa yedi yıl öncesine göre bugün aldığı
yumurtayı, yağı ve peyniri sorduğunu belirten Bahçeli, sözlerini şöyle
sürdürdü:

''Yedi yıl öncesine göre, gemi alabilecek imkanınız bugün ne ölçüde
artmıştır? İktidara gelmeden önce takalara, kayıklara, teknelere ilgi
gösterenler, bugün nasıl olur da şileplere sahip olmuşlardır ve bu kirli paranın
kaynağı nereden sağlanmaktadır? Bugün düne göre, banka hesaplarınızdaki sıfırlar
ne yönde değişmiştir? Şayet vatandaşımızın daha çok yumurta alması bir gelişme
olarak görülüyorsa o halde birdenbire yolsuzluk şantiyesiyle inşa edilen yumurta
üreten, mısır kaynatan, gemi yüzdüren, enerji hattı çeken, kıtalar arası petrol
indiren işletmelerin artması nasıl izah edilecektir?''

KOBİ'LERİN DESTEKLENMESİ ÖNERİSİ

Bahçeli, bakkalların tasfiye edilmesine ilişkin hazırlıkların sürdüğünü
belirterek, ''AK Parti'nin bakkallarla uğraştığını, kasaplara göz diktiğini,
manavları alaşağı etmenin sinsi planlarını yaptığını'' söyledi.

Büyük iş merkezlerinin tezgahladığı lobilerin etkisiyle esnafın
savunmasız bir duruma mahkum edildiğini ifade eden Bahçeli, ''Değişik zamanlarda,
kenar mahallelerdeki yoksul vatandaşlarımızın evlerine kameralar eşliğinde giden
Başbakan Erdoğan'ın, eğer gerçekten samimiyse buralardaki esnaflarımızın
ekmeklerine el uzatmaması, çocuklarının rızklarına engel olmaması en acil
beklentimiz haline gelmiştir'' dedi.

Bahçeli, Türkiye ekonomisinde ve toplumsal hayatın işleyişinde çok önemli
görevler üstlenen KOBİ'lerin sorunları ve çözüm önerilerine değindi.

KOBİ'lerin ihracat ve üretimde önemli başarılar elde ettiklerini
anımsatan Bahçeli, KOBİ'lerin finansman sorununun çözümü için düşük faizli kredi,
vergi indirimi, satış garantisi gibi önlemlere ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Devlet Bahçeli, 2 milyona yakın KOBİ'nin faaliyet göstermesine rağmen,
2003 yılından beri yaklaşık 104 bin 332 KOBİ'nin 6 milyon 508 bin TL kredi
kullandığını, bunun da KOBİ'lerin sadece yüzde 5'ine finansman desteği sağlandığı
anlamına geldiğini bildirdi.

Türkiye ekonomisinde ve sosyal yapının işleyişinde vazgeçilmez bir yere
sahip olan KOBİ'lerin, tüm işletmelerin yaklaşık yüzde 99'unu oluşturduğuna
dikkati çeken Bahçeli, KOBİ'lerin sorunlarının çözümü için şu önerilerde
bulundu:

''Yoğunlaşan iç ve dış rekabet şartlarında işletmelerin belirlenecek
politikalar eşliğinde; KOBİ'lerin küçük ölçekten orta ölçeğe, orta ölçekten büyük
ölçeğe geçmeleri sağlanmalıdır. KOBİ'lerde istihdamı geliştirici bir teşvik
sistemi benimsenmelidir. KOBİ'ye yönelik özel bir bürokrasi sistemi kurulmalı,
her türlü işlem basitleştirilmelidir. Yenilikçi gelişmeler hızla KOBİ sistemine
aktarılmalıdır. KOBİ'ler için kolay erişebilir finans sistemi tasarlanmalı, Halk
Bankasının bu alanda daha yoğun ve çeşitli faaliyet vermesi sağlanmalıdır.
KOBİ'lerin iç pazarla bütünleşmeleri için devlet ve sivil toplum, gerekli
sorumluluğu üstlenmelidir. Bilgi ve teknoloji tabanlı yenilikçi KOBİ'lerin katma
değeri yüksek mal ve hizmet üretmeleri desteklenmeli, Ar-Ge yatırımı yapmaları ve
araştırmacı istihdam etmeleri özendirilmelidir. KOBİ'lere yönelik olarak kurulan
Gelişen İşletmeler Piyasasının etkin olarak çalışması sağlanmalı, kredi garanti
fonu sisteminin kaynakları artırılmalıdır.''

MHP Genel Başkanı Bahçeli, KOBİ'lerin desteklenmesinin kaçınılmaz bir hal
aldığını belirterek, AK Parti hükümetinden bu konuya bir an önce eğilmesini ve
gündemine almasını beklediklerini söyledi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 30 Ocak
2010'da, Resmi Gazetede yayımlanan bir genelgeyle Başbakanlık Başmüşavirliği
sorumluluğunda ''Kamu Diplomasi Koordinatörlüğü'' kurulduğunu belirterek, ''Darbe
söylentileriyle ilişkilendirilen psikolojik harekat faaliyetlerinin 'kamu
diplomasisi' adı arkasına gizlenerek yeniden ülke gündemine sokulmasının ve bu
maksatla bir koordinatörlük oluşturulmasının gerçek nedenleri nelerdir?'' diye
sordu.

Bahçeli, Türkiye'nin ve Türk milletinin içinde bulunduğu ortamın, ''son derece vahim ve endişe verici''
olduğunu ileri sürdü. Hükümetin, ülkenin temel sorunlarını çözme iradesini
kaybettiğini, yorulduğunu ve süreçlere teslim olduğunu iddia eden Bahçeli, devlet
kurumları arasında olması gereken ahengin bozulduğunu, huzursuzluk ve
uyumsuzluğun had safhaya ulaştığını savundu.

Milleti parçalara ayırarak yeni azınlıklar yaratma çabalarının Hükümet
eliyle hız kazandığını iddia eden Bahçeli, ''Yıkım projesini Anayasaya
yerleştirmek için nabız yoklama çalışmaları başlatılmıştır. Kardeşliğimiz
tehlikeye atılmış, mukaddesatı istismar edilmiş, ayrışma ve kutuplaşma tehlikesi
baş göstermiş, birliği ve bütünlüğü tartışılır hale getirilmiştir'' dedi.

Bahçeli, huzursuz ve tedirgin olan işçi, memur, doktor, eczacı, çiftçi,
emekli, öğretmen ve esnafın hak arama mücadelesi verdiğini dile getirerek, aile
içi şiddet, geçimsizlik ve kötü muamelede görülen tırmanışın, toplumun temelini
tahrip ettiğini ve sayıları bin 600'ü aşan çocukların kayıp olduğu çok ağır bir
sosyal travma hali görülmeye başlandığını anlattı.

''Bu tablonun maalesef eksiği vardır, fazlası yoktur. Karşımızdaki
Türkiye gerçeği ve AKP tahribatının sonucu budur, bunlardan ibarettir'' diyen
Bahçeli, AK Parti zihniyetinin, 7 yılı aşan süreyi toplumu oyalamakla geçirdiğini
söyledi.

Bahçeli, ülkedeki bu tabloya, ''kriz, kargaşa, kaos, korku, kutuplaşma,
kavga, ve karanlık''tan oluşan ''7-K''lı tahribat zinciri adını verdiklerini
anımsatarak, ''Başbakanın son beyanlarından bu duruşumuzdan rahatsız olduğu
anlaşılmaktadır'' dedi.

''MİLLİYETÇİ HAREKETİ AĞZINA ALMASI HADDİ DEĞİL''


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, MHP'yi anamuhalefet partisi ile ruh
ikizi olmakla itham ettiğini belirten Bahçeli, şunları söyledi:

''Duruşumuzu adice bir suçlamayla 'ırkçı ajitasyon' olarak tanımlamıştır.
Öncelikle şunu belirtmekte yarar vardır; Milletimizi cahiliye dönemi kabile
kültürünün temsilcisi olarak kimliklere parçalama arayışları bilinen bir ilkel
zihniyetin, milletleşmeden ve onun tarihi ve sosyolojik anlamından haberi olmayan
geri bir vizyon körlüğünün, milleti tesadüfen bir araya gelmiş aşiretler ittifakı
zanneden yozlaşmış bir kafa yapısının, aradığı kimliği bir türlü bulamamış, hangi
milletin temsilcisi olacağına karar verememiş bir kişilik bunalımının,
milletimizi oluşturan kültürleri tekerleme halinde sayarak ve her gün yenilerini
ekleyerek yapılan ayrımcı ve kışkırtıcı anlayışın, PKK projelerini hayata
geçirmek için çırpınan, çırpındıkça da batan proje sahiplerinin, bizim millet
anlayışımızı anlamaları, bizim millet sevgimizi yorumlamaları, bizim millet
varlığını korumak için göze alabileceklerimizi hesaba katmaları düşünülemez.
Milleti kavim zanneden Başbakan Erdoğan'ın ne kültürü ne zihniyeti ne de bünyesi
buna yeterlidir. Milliyetçi hareketin kucaklayıcı millet anlayışını ağzına alması
ise hakkı ve haddi değildir.''

''PKK açılımı'' olarak nitelendirdiği ''demokratik açılım'' sürecini
anlatabilmek için yazılan 134 sayfalık kitapçığa değinen Bahçeli, bu kitapçıkta
''Türk'' kelimesinin geçmediğini iddia etti.

''RUH İKİZİ'' BENZETMESİNE CEVAP VERDİ"

Bahçeli, milleti parçalayacak, çözecek, kutuplaştıracak bu anlayışa saygı
göstermelerinin, göz yummalarının söz konusu olmadığını ifade eden Bahçeli, şöyle
devam etti:

''Bizi, ruh ikizi olmakla suçlaması konusuna gelince, söyleyeceklerimiz
şunlardır; Sayın Erdoğan da Sayın Baykal da milletimizin evlatlarıdır. Mutlaka,
tertemiz aileler içinde büyümüşler ve milletimizin bağrından siyaset hizmetine
talip olmuşlardır. Hepsine saygı duyarız. Fikirlerine katılmasak da acımasızca
eleştirsek de zaman zaman uyuştuğumuz zaman zaman ayrıldığımız görüşlerimiz
olabilir. Bu, aynı topraklar üzerinde yetişmiş, eğitilmiş ve donanmış olmanın da
doğal sonucudur. Bu itibarla, Başbakan Erdoğan'ın anlamı kendinden menkul bir
benzetme ile bizi Sayın Baykal'la 'ruh ikizi' olduğumuzu söylemiş olması, kendi
yorumudur. İzahı kendisini bağlar.

Ne var ki bu konuda ısrarlı olan Başbakan'a cevabımız şudur; İllaki bir
ikiz olma hali yakıştırılacaksa, Sayın Baykal'la ve Sayın Erdoğan ile 'ruh ikizi'
olmaya razı olabiliriz. Ancak, bir başbakan olarak Türk düşmanlarının, İmralı
canisinin, Peşmerge reislerinin, Müslüman katillerinin, küresel zalimlerin, İslam
karşıtlarının, soykırım iddiacılarının, sömürgeci zihniyetlerin ruh ikizi
olmaktan utanç duyarız. Allah, böylesi çürümüşlüğün, bu rezaletlerin ve bu
alçalmaların ikizlerinden de ve eş başkanlarından da stratejik ortaklarından da
ve onlarla kucaklaşan idarecilerden milletimizi korusun.''

AK Parti'nin açılımı halka izahta sıkıntı çektiğini ileri süren Bahçeli,
''Artık mızrak çuvala sığmamaktadır. Bütün gerçekler ve aktörler ortadadır.
Başbakanın ve hükümetinin sancıları ve sıkıntıları bundandır'' dedi.

''GAZ VERME'' TARTIŞMASI"

Erdoğan'ın, medya mensuplarından kendisine ''kapıkulu'' olmasını
beklediğini ileri süren Bahçeli, ''Bu itibarla geçtiğimiz hafta Başbakan
Erdoğan'ın 'gaz verdiklerini' söyledikleri medyaya yönelik ithamlarının ahlaki
karşılığı bulunmamaktadır'' dedi.

''Kendisini 'ikinci Atatürk' olarak açıklayanlara, 'ikinci Fatih' olarak
ilan edenlere, kimsesizlerin kimi, sessizlerin sesi olarak tanımlayanlara suskun
kalarak onaylayan Başbakan'ın, şimdi tahrik ettiği yandaş medyanın taleplerini
gaz verme olarak yorumlamasının, içine düştüğü buhranın işareti olduğunu'' ileri
süren Bahçeli, şöyle devam etti:

''Her şeye rağmen, yıllardan beri içte ve dışta bir sonuç almak ve tavize
zorlamak için övgülerle, cesaret ödülleriyle, kutlama törenleriyle, alkışlarla ve
cesaretlendirme denilen dayatmalarla pompalanarak benliği sürekli şişirilmiş
birisi için bu geldiği aşama bile son derece sevindiricidir. Dileğimiz, bu
ruhiyat değişiminin devam etmesi, sırtı sıvazlanarak, arkasından tıpışlanarak
gelinen uluslararası uçurumların kıyısından da tez zamanda dönmesidir. Böylesi
bir samimi hesaplaşma mutlaka Türkiye'nin de hayrına olacak, 7 yıl boyunca
küresel alkışlar, şakşaklar ve tezahüratlar üzerinde geldiği çıkmaz yoldan dönme
umudu doğacaktır.

Bu itibarla, şayet bir dil sürçmesi değilse Başbakan'ın eleştirdiği bu
'gaz alma' konusu, stratejik bir zihniyet dönüşümüne işaret edecektir. Bu sözün
arkasında duracak bir Başbakan ise meşruiyetini ve memnuniyetini dışarıda
aramaktan vazgeçecek, yalnızca milletine dayanmak ve onun kendisi hakkındaki
kararlarına saygı duymak durumunda kalacaktır. Bu hayırlı bir gelişmedir ve 7
yıldır söylediği en isabetli sözdür.''

"BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ"

Başbakan Erdoğan'ın, sözünün sonunda sarf ettiği ''basının artık daha
özgür olduğuna'' yönelik iddiasını ''aldatma ve pişkinlik'' olarak nitelendiren
Bahçeli, ''Devletin resmi yayın kuruluşu da dahil olmak üzere çok sayıda medya
organının doğrudan veya dolaylı olarak Hükümetin güdümüne girdiği, 24 saat
hükümetin papağanlığını yaptığı, yapmak istemeyenlerin ise baskılara maruz
kaldığı bilinmektedir. Böyle bir sansürcü ve dayatmacı haber ve yorum ortamında
Başbakanın basın özgürlüğünden bahsetmesi de medyanın yapılan iyi şeylere yer
vermediğinden söz etmesi de tam bir iki yüzlülüktür'' diye konuştu.

MHP Lideri Bahçeli, ''AKP iktidarında, ecdadın alçakça suçlanmasında,
soykırım avukatlığının yapılmasında, milli değerlerin aşağılanmasında,
isyanlardan ve elebaşlarından övgüyle söz edilmesinde hükümetin başı çektiği tam
bir özgürlük ortamının doğduğunu'' ileri sürdü.

''ÖZGÜRLÜKTEN KASIT TÜRKLÜĞE HAKARETSE...''

Bahçeli, ''Özgürlükten kasıt, Türklüğe hakaretse, evet bugün medyanın
daha özgür olduğu kesindir. Özgürlükten maksat, Cumhuriyeti yıkma arayışları ise
evet bugün basının daha özgür olduğu söylenebilir. Özgürlükten anlaşılan,
iktidara kapıkulu olup, iaşesini hükümete yüz sürerek sağlamaksa, evet bugün
medyanın daha özgür olduğu ortadadır'' ifadelerini kullandı.

''Başbakan'ın özgür olduğunu söylediği işbirlikçi medyaya bakıldığında,
partisinin çağrıları, uyarıları ve önerilerinin hiç yer almadığını'' belirten
Bahçeli, ''Buna karşılık, partimize yönelik yalan, dolan, dalavere, manüplasyon,
kara propaganda, iftira, çarpıtma, karalama, karatma, kötüleme vardır.
Zannedersiniz ki böyle bir siyasi hareket, böyle bir siyasal duruş, böyle bir
siyasi parti Türkiye;de bulunmamaktadır'' dedi.

"KAMU DİPLOMASİ KOORDİNATÖRLÜĞÜ"

Türkiye'de bugün tam bir ''haberleşme kokuşması yaşandığını'' iddia eden
Bahçeli, konuşmasını şöyle tamamladı:

''Son olarak yandaş medyayı da yeterli bulmayan Başbakan, 30 Ocak 2010
tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan bir genelge ile Başbakanlık Başmüşavirliği
sorumluluğunda Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü ihdas etmiştir. Konu ile ilgili
olarak cevabını arayacağımız sorular şunlardır:

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği uhdesinde bulunan 'Devlet
çapında psikolojik harekatın planlanması, uygulamaların koordine ve kontrol
edilmesi görevi' bir kanunla 2003 yılında neden iptal edilmiştir? Kanunla
belirlenmiş bu görev yedi yıl sonra neden bir Başbakanlık genelgesiyle
Başbakanlık Başmüşavirine tekrar verilmiştir? Darbe söylentileriyle
ilişkilendirilen psikolojik harekat faaliyetlerinin 'kamu diplomasisi' adı
arkasına gizlenerek yeniden ülke gündemine sokulmasının ve bu maksatla bir
koordinatörlük oluşturulmasının gerçek nedenleri nelerdir? Bu faaliyetlerin
koordinatörü Başbakanlık Başmüşaviri olacağına göre Başbakan kaynaklı olarak yurt
içine yönelik bir psikolojik harekât faaliyeti mi söz konusudur? Başbakana
doğrudan bağlı ve telefon dinleme faaliyetleri ile kuşkular uyandıran
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ile bu koordinatörlüğün ortak çalışması
düşünülmekte midir?

Bu birimin açıklanan görevler dışında hangi maksatlara hizmet edeceği
konusunda ciddi kuşkularımız vardır ve her çalışmasını dikkatle izleyeceğimiz
bilinmelidir.''(12:43)