2009-05-12 - 16:20
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bankacılık sektöründen şikayet etmeye hakkı olmadığını savunarak, ''Bankaların çok önemli bir kısmını yabancılara satan sen değil misin? Şimdi kime şikayet ediyorsun?'' dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bankacılık sektöründen şikayet etmeye hakkı olmadığını savunarak, ''Bankaların çok önemli bir kısmını yabancılara satan sen değil misin? Şimdi kime şikayet ediyorsun?'' dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'nin AB'ne üyeliğine ilişkin yaptıkları açıklamalara ve hükümetin bu açıklamalara yaklaşımına dikkati çekti.

Sarkozy ve Merkel'in, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda olumsuz
düşüncelere sahip olduğunun bilindiğini, bu düşüncelerini de ''ihtiyaç ortaya
çıktığında gereken zeminlerde ifade ettiklerini'' vurgulayan Baykal, ancak iki
gün önce yapılan açıklamaların Türkiye'yi çok ciddi şekilde rahatsız etmesi
gerektiğini söyledi. Türkiye ve AB arasında tam üyelik müzakereleri resmen
sürdürülürken yapılan bu açıklamaları kaba, sert ve olumsuz olarak nitelendiren
Baykal, bu açıklamalara hükümetin herhangi bir tepki vermemesini ise şaşırtıcı
bulduğunu ifade etti.

Türkiye'nin üyelik yönünde sorumluluklarını yerine getirme çabaları
sürerken Merkel ve Sarkozy'nın olumsuz açıklamalarda bulunmasının doğal
karşılanamayacağını belirten Baykal, şöyle konuştu:

''Bu Türkiye'yi karşı bir saygısızlık ifadesidir, çok kırıcı bir
yaklaşımdır. Ama bunun yanı sıra Avrupa Birliği'nin taahhütleri, Türkiye ile
yapılmış anlaşmaların gerekleri, Türkiye'ye verilmiş sözler karşısında tam bir
umursamazlık, tam bir çelişki ve tutarsızlık örneğidir. Bu kadar kaba, yürümekte
olan bir müzakereye karşı bu kadar net tavırlar takınılmasına göz yumulması,
bunun doğal karşılanması, Türkiye'de hükümetin herhangi bir tedirginlik,
rahatsızlık içerisine girmemesi bu üsluba yönelik bir davetiye çıkarmak anlamına
gelir. Bu değerlendirmelerini çok kırıcı bulduğumu ifade etmek istiyorum. Bir
vatandaş olarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yürütülmekte olan resmi
müzakere sürecinin içinde bu kadar kaba, bu kadar umursamaz, bu kadar hasmane bir
değerlendirmenin yapılmasını içime sindiremiyorum.''

Türkiye'nin dış politikada olumsuz bir gidiş içinde olduğunu ve giderek
etkisizleştiğini savunan Baykal, ''bunun temelinde hükümetin çekingen, ürkek,
teslimiyetçi tavrının yattığını'' öne sürdü.

''AKP'NİN OLİGARŞİSİ''

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve iktidarın sıradan, suçlayıcı ve
sorumluluğu karşısındakine aktarmaya yönelik polemiklerle Türkiye'nin ciddi
sorunları karşısında tavır takınmaya çalıştığını iddia ederek, bu tavrın her
alanda olduğu gibi ekonomide de kendini hissettirdiğini söyledi.

''Anlaşılıyor ki Başbakan'ın ekonomiye yönelik yaklaşımı karşısındakileri
suçlayarak sorumluluğundan sıyrılma anlayışıdır, siyasal bir anlayışıdır'' diyen
Baykal, bunun yeni bir örneğinin Başbakan'ın Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği'ne (TOBB) yönelik suçlamaları olduğunu söyledi. Başbakan'ın, ''finans
sektörünü, üzerine düşeni yapmamakla, TOBB'u da buna gereken tepkiyi
göstermemekle'' suçladığını ileri süren Baykal, ekonomik sıkıntıların
nedenlerinin tartışılması bakımından bunun ilgi çekici bir nokta olduğunu
bildirdi.

Ekonominin her alanında bir gerileme ve küçülme yaşanmasına karşın
bankacılık sektöründe büyüme göstermesinin üzerinde durulması gereken bir konu
olduğuna işaret eden Baykal, bunun altındaki nedenin hükümetin yüksek oranda
borçlanması olduğunu iddia etti. Baykal, şunları kaydetti:

''Bunun altında Türkiye'de iktidarın, hükümetin son dönemde çok büyük
bütçe açıkları vererek, çok büyük kamu açıkları vererek bu açıkları bu borçları
borçlanarak karşılama zorunda kalması olayı yatıyor. Bankalar ihtiyacı olan reel
sektöre, işadamlarına, KOBİ'lere, sanayiye finansman sağlamıyor. Kime finansman
sağlıyor? Hükümete finansman sağlıyor. Hükümet borç istiyor, hükümet kredi
istiyor. Hem de kolay kredi, risksiz kredi, 'acaba öder mi ödemez mi' diye bir
soruya ihtiyaç bırakmayan bir kredi.''

Baykal, Hazine'nin piyasaya ciddi bir borç talebi ile çıktığını,
bankaların da bu borcu verdiğini ve kar ettiğini ifade ederek, ''Sonra da
Başbakan 'bankalara sıkıştırın, işadamlarına kredi versin' diye bastırıyor.
İşadamlarına kredi mi bırakıyorsun? Türkiye'deki kredi imkanının tamamına
yakınını devlet tüketmek durumunda. Devlet piyasadan borç almak üzere büyük bir
taleple ortaya çıkıyor'' diye konuştu.

Hükümetin yanlış bütçe planlaması nedeniyle ortaya çıkan açığın
bankalardan karşılandığını ileri süren Baykal, bunun, ''bankaların kaynaklarını
kuruttuğunu'' söyledi.

''Türkiye'de yaşanan sıkıntıların temelinde bütçe açığı önemli bir unsur
olarak yer almıştır'' diyen Baykal, bankaların ekonomiyi kurallarına göre
oynadığını, ancak hükümetin bu kuralları yanlış yönlendirdiğini belirtti.

Baykal, ''Ayrıca Başbakan'ın bankalar sektörüyle ilgili olarak şikayet
etmeye hakkı yok. Bankaların çok önemli bir kısmını yabancılara satan sen değil
misin? Şimdi kime şikayet ediyorsun? Sattığın yabancı sermaye... TOBB Başkanını
sıkıştıracakmış, Türkiye'de bankaları satın almış olan Avrupa sermayesi TOBB
Başkanı'nın sıkıştırması sonucunda KOBİ'lere kredi verecekmiş... Hadi canım
sende'' diye konuştu.

''Türkiye'nin, AK Parti yönetimde olduğu sürece ciddi bir kadrolaşma
içine girdiğini, devletin bütün kadrolarının AK Parti'nin eleğinden geçtiğini ve
damgasının taşıdığını'' ileri süren Baykal, ''Ama vatandaş bu kadrolardan şikayet
etmeye başladığında Başbakan onlardan daha yüksek sesle şikayet ediyor,
'Bürokratik oligarşi' diyor. O oligarşiyi sen kurdun, o senin oligarşin, AKP'nin
oligarşisi... Vatandaş devlet bankasından kredi almaya gittiği zaman o oligarşi
'başka kapıyı' diyor ama sen bir gazeteyi, televizyonu satın almak istediğin
zaman, kendi damadına kredi verdirmek istediğin zaman, 750 milyon doları, bu
bürokratik oligarşi senin emrine giriyor ve sana tahsis ediyor'' dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Almanya'daki Deniz Feneri olayının mali boyutuna ilişkin yeni bir tablonun ortaya çıktığını, soruşturma belgelerine göre 10 yılda toplanan paranın 900 milyon avro olduğunu söyledi.

CHP Genel Başkanı Baykal, Alman soruşturma makamlarından alındığını ifade ettiği belgeleri kürsüden göstererek,
Deniz Feneri olayına ilişkin yeni iddialarda bulundu.

Deniz Feneri olayının üzerine gidilmesi konusunda yeni kabineden
beklentileri olanların, ''Büyük hayal kırıklığına sürüklendiklerini'' belirten
Baykal, şöyle konuştu:

''Bir bakanımız çıktı dedi ki 'Almanya'daki Deniz Feneri olayına
karışanlar birkaç edepsizdir.' Bu davayı gözden kaçırmak için çeşitli
yaklaşımların denendiğini biliyoruz. Gün oldu bakanlar, 'Bana ne' dediler,
görmezlikten geldiler, geçiştirmeye çalıştılar ama şimdi geldiğimiz noktada,
olayı birkaç kendini bilmezin yaptığı konu haline dönüştürme çabasına girildiğini
görüyoruz. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu öyle birkaç terbiye zafiyeti içindeki
insanın uygulaması değildir. Bu, onu çok aşan sistematik düzenlemedir. Hatta,
onlara, öyle bir suçlama yapmaya bakanın hiç hakkı yoktur. Çünkü onlar, kendi
çıkarları için değil, parçası oldukları sistemin çıkarları için belki de
kendilerini feda etmişlerdir. Yolsuzluk paraları, yolsuzluğu yapmış kişilerin
kendi özel çıkarları için değil, Ankara'daki başka bazı hesaplar, çıkarlar için
harcanmıştır. Bunun böyle olduğu çok açık bir biçimde ortadadır.''

''CİDDİ BİR OLAY''

Baykal, konuyu, ''Birkaç kişinin tesadüfi uygulaması değil, organize bir
olay'' diye niteleyerek, ''Böyle bir şeyi tek başına onların yapması nasıl mümkün
olabilir? Arkalarında kimse olmadan bunu götürmeleri nasıl mümkün olabilir?''
diye sordu.

''Bu, büyük bir şebeke'' diyen Baykal, şebekenin Ankara, Türkiye, Almanya
ayakları olduğunu iddia etti. Baykal, ''Almanya'da bu işi yapan insanlar,
topladıkları parayı kuryelerle buraya gönderiyorlar. O paralar, televizyon
kuruluşu için harcanıyor. Yani bütün bunlar, 'birkaç edepsizin işi...' Yok,
Sayın Bakan, yok... Burada olayın ciddiyetini önce sizin anlamanız lazımdır. Bu,
ciddi bir olaydır. Bunun nereye kadar uzandığı, arkası önü çok iyi bir şekilde
aydınlığa kavuşturulmalıdır'' dedi.

''YENİ BİR AŞAMAYA GELİNDİ''

Deniz Feneri olayında yeni bir aşamaya gelindiğini, Almanya'nın konuyu
tekrar ele almaya başladığını, ciddi yeni bir soruşturmanın başladığını ifade
eden Baykal, Türkiye'den 16 kişi hakkında ek bilgi, 12 şirketin hesaplarının da
bildirilmesinin istendiğini kaydetti. Baykal, buna rağmen, Türkiye'de hala hiç
bir şey yapılmadığını, 16 kişinin ifadesinin alınmadığını, iş yerlerine
gidilmediğini, kasaların açılmadığını, bağlantılarının sorgulanmadığını
belirtti.

Baykal,''Onlar, himaye altında olmaya devam ediyor. Şirketleri ara ki
bulasın. Şirketler kayıp. 80 yaşında insanlar çıkıyor o şirketlerin adresinde.
Kim olduğunu, kimsenin bilmediği kişiler... Türkiye kıpırdamıyor. Adalet felç.
Adalet hareket edemiyor. Siyaset felç. Siyaset, 'birkaç edepsizin işi' diye bizi
uyutmaya çalışıyor'' diye konuştu.

Baykal, konuyu ciddiyetle izlediklerini belirterek sözlerini şöyle
sürdürdü:

''Arkadaşımız Ali Kılıç, Almanya'ya gitti. Almanya'da yürütülmekte olan
bu yeni soruşturmanın belgelerini aldık. Konuyu dikkatle izliyoruz. Bu belgelere
dayalı olarak birkaç noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Almanya'da yapılan bu yolsuzluk olayının çapıyla ilgili yeni tablo ortaya
çıkmıştır. Eldeki soruşturma belgeleri bize ifade etmektedir ki, 10 yılda
toplanan para, 900 milyon avrodur. İkinci önemli bir nokta, Yimpaş, Kombassan,
Kanal 7 ve Deniz Feneri iç içe gözükmektedir. Yani, birkaç edepsizin, yaramazın,
huysuzun, iyi aile terbiyesi almamış kişinin olayı olmanın ötesinde bir tablo
var. Bağış makbuzları aynı imzaları taşımaktadır. Almanya'daki Deniz Feneri ile
Türkiye'deki Deniz Feneri birlikte çalıştı. Bunun belgeleri var, Alman soruşturma
makamlarının elinde... Yimpaş dosyası, Mannheim kentinden alınarak, Deniz Feneri
dosyasıyla birleştirilmiştir.

Belgeler çok açık kanıtlıyor ki Deniz Feneri paralarıyla Kanal 7 finanse
edilmiştir. Bu artık siyasi bir iddia olmanın ötesine geçmiş, Alman soruşturma
makamlarının tespit ettikleri bir gerçek haline dönüşmüştür. Paralar, kişiler
kullanılarak Türkiye'ye getirilmiştir. Hangi kişilerin kullanıldığı da kamuoyu
tarafından bilinmektedir. Kanal 7'in kurucusu meşhur kişiye, paralar elden
verilmiştir. Onun da belgeleri var. Bir de gemi olayı vardı... Gemi olayıyla
ilgili vize başvurusunu Kanal 7 yapmış, belgedeki mühür ise Deniz Fenerinindir.
Kanal 7'nin kurucusu kişi, soruşturmayı yürüten Alman başkomiserini Türkiye'ye
kendi misafiri olarak çağırdığı da belgeyle tespit edilmiştir. 'Gelin burada özel
konuşalım' denilmiştir ama Almanlar, nedense bu cazip teklifi
reddetmişlerdir.''

Baykal, olayın, hükümet için bir sınav konusu olduğunu belirterek, ''Çok
kötü başlangıç yapmışlardır. Bunu örtbas etmeleri mümkün değildir. Bu konu,
Türkiye'de bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılacaktır ve gereği yapılacaktır''
dedi.

"EMEKLİ OLMA İMKANI"

Konuşmasında, CHP İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz'ın, ekonomik
kriz ortamında işten çıkarılanların, bu sürelerini borçlanarak emekli olmasına
imkan sağlayan kanun teklifi verdiğini anlatan Baykal, düzenlemenin, sosyal
güvenlik kurumlarının aktüaryel dengesini bozmayacağını ileri sürdü. Baykal,
CHP'den gelen önerilerle ilgili hükümetin bir an önce harekete geçmesini
istedi.

Baykal, eğitimin son zamanlarda paralı hale geldiğine değinerek, alt
gelir grubundaki insanların, çocuklarını okutamadıklarını öne sürdü. Baykal,
bunun bir eğitim sorunu olmasının yanında, aynı zamanda sosyal adalet ve
demokrasi sorunu olduğunu da kaydetti.

Baykal, partisinin TBMM grubundaki konuşmasında, Ergenekon soruşturması
ve Anayasa değişikliği çalışmalarına yer verdi.
CHP Genel Başkanı Baykal, AK Parti'nin, ''Hukuk dışındaki iç devlet
yapılanmasını bertaraf etmeye değil, bu yöndeki kendi hukuk dışı yapılanmasını
oluşturmaya çalıştığını'' öne sürdü.
CHP grubunda geçen hafta yaptığı ''Başbakan, bu davanın altından
çekilsin'' açıklamasını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın olumlu karşılamasından
duyduğu memnuniyeti dile getiren Baykal, Erdoğan'ın, ''Ben davanın altında da
üstünde de değilim'' dediğini söyledi. Baykal, ''Bunu, hiç olmazsa, Başbakan'ın
altında gözükmekten kaçınma ihtiyacını hissetmeye başlaması olarak, memnuniyetle
karşılıyorum. Daha önce (Bu davanın savcısıyım) derken, (Davanın savcısı değilim)
demiştir. Başbakan, savcılıktan da istifa etti, altında olmaktan da çekildi''
diye konuştu.

-''ARA ÇÖZÜMLER, AYRIŞTIRMAYA YÖNELİK''-

Türkiye'nin, on yıllar boyunca önemli, kronik sorunlar yaşadığını ifade
eden Baykal, sorunlar karşısında, ülkenin yararları doğrultusunda görevlerin
yerine getirildiğini, hayatın; sorunları taşımak olduğunu kaydetti.
Baykal, Kıbrıs'ta sorunların bulunduğunu, Ermenistan-Azerbaycan
arasındaki sorunların Türkiye'ye yansıdığını, Güneydoğu Anadolu'da terör sorunu
yaşandığını anımsatarak, ''Türkiye, bu sorunlarla karşı karşıyayken günün
birinde, devletin en sorumlu noktalarındaki insanlar çıkıp size, büyük bir
heyecan ve coşkuyla, 'tamam, tarihi bir fırsat yakaladık, bu işleri çözüyorum'
mesajını, bu kadar rahatlıkla veriyorlarsa, bir dakika ne oluyor diye sormamız
gerekir'' dedi.
Türkiye'nin, son zamanlarda, birden bire tarihi fırsatlar yakaladığına
yönelik resmi açıklamalar dinlediklerini kaydeden Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Hani, hükümet değişince petrol bulunur ya, yeni hükümete moral vermek
üzere, muazzam petrol yatakları çıktığı müjdesi verilir. Kıbrıs'ta, Kafkasya'ya,
terörü ortadan kaldırmak için tarihi fırsat... Bu müjdeleri aldık. Sayın
Cumhurbaşkanı, Kürt sorunuyla ilgili tarihi fırsattan söz ediyor. Bu tarihi
fırsat nedir? PKK, terörü bir mücadele yöntemi olmaktan çıkardı mı? Silah elde,
terör tehdidi devam ediyor. Türkiye'ye sıcak mesaj vermek, şirinlik sergilemek
üzere yapılan bir mülakatta dahi, vazgeçildiğine dair bir işaret yok. Hedefin ne
olduğu konusunda ise bildiğimiz, Öcalan'ın 1999'da yakalandığında söylediği
söylem.
Bu mücadelede, Türkiye'yi etnik temelde ayrıştırmaya çalışacak ara
çözümler, zaman zaman önümüze gelir, gelecekte de gelecektir. Bu ara çözümler,
Türkiye'yi ayrıştırmaya yöneliktir. İhtiyaç; etnik temeli bir kenara bırakarak,
herkesin kimliğini özgürce yaşayacağı, anadilini özgürce öğreneceği, konuşacağı,
yayın yapacağı, kimliğiyle iftihar edeceği ama tüm ülkeyle bütünleşmekten
mutluluk duyacağı yönde çözümler. Önümüzde iki yol var; birisi, kimliklere saygı,
ülkeyle bütünlük içinde olmamızı öngören çözümler, diğer yandan ayrışmaya yönelik
ara çözümler. Bu konuda ciddi karar almamız lazım. Nereye hizmet edeceğiz?
Birileri çok bilinçli olarak, etnik temelde ayrıştırmanın ara modellerini, çözüm
diye, geçici dönemler için önerme yaklaşımı içindedir. Bu yaklaşım kimseye
yararlı değildir.''

-''ETEKLERİNİZ ZİL ÇALABİLİYOR MU?''-

CHP Lideri Baykal, terörün, hiçbir şekilde siyasi mücadele yöntemi olarak
görülemeyeceğine dikkati çekerek, terörle mücadele yöntemi olarak, af yönteminin
kullanılmasını ''Şaşkınlık'' diye nitelendirdi. Baykal, affın, terörün gündemden
düştüğü, geçmiş acıları unutmaya hazır oldukları, teröre başvurulmayacağı
konusunda güven verici gözlemin yapıldığı ortamda, toplumsal barış ve kardeşlik
projesi olduğunu belirtti.
''Silahı şimdilik susturalım, sen af çıkar, sonra bakarız'' yaklaşımına
girmenin, yanlış olduğunu ifade eden Baykal, ''Tarihi fırsatın dayanağı ne? Terör
net bir şekilde bitiyor mu, bunun güvencesi var mı?'' sorularını yöneltti.
Baykal, bunun güvencesinin, söylem bazında dahi alınamadığını dile getirerek,
Kandil'den gelen mesajda da olmadığını kaydetti.
Baykal, Türkiye'den ne istendiğini sorarak, ''Canım hiç bir şey
istenmiyor'' denildiğini ifade etti. Baykal, ''İstenen karşısında siz sevinç
içinde misiniz, etekleriniz zil çalabiliyor mu? Müjde diye, tarihi fırsat diye
bize mi söylüyorsunuz'' dedi.

-''AKP'NİN ŞAHSİ İHTİYACI''-

Baykal, Anayasa değişikliği çalışmalarını değerlendirirken, Hükümetten
açıklamalar geldiğini, ancak ''Şöyle bir Anayasa istiyoruz'' denilerek, resmi bir
açıklamanın yapılmadığını, sızdırılan projelerin olduğunu belirtti. Baykal,
''Neyi, nasıl değiştireceğiz önemli değil ama Anayasa değişikliği yapalım''
anlayışının, Türkiye'ye dayatılmak istendiğini öne sürdü.
Anayasa çalışmaları arasında Parlamento ve Cumhurbaşkanının görev
süresinin uzatılmasının yer aldığının anlaşıldığını belirten Baykal, bir Anayasa
ve bir Cumhurbaşkanlığı düzenlemesinin bulunduğunu, orada da Cumhurbaşkanının
görev süresinin 5 yıl olduğunu anımsattı. Baykal, ''Parlamentonun süresinin 5 yıl
olabileceğine dair hiçbir hukuki cambazlık, kimseyi ikna edemez. Meclisin görev
süresi 4, cumhurbaşkanın 5 yıldır. 71,5 milyon vatandaşımızın kaçı, Meclisin
süresi 4 değil, 5 yıl, Cumhurbaşkanın görev süresi 5 değil, 7 yıl olsun diyor?
Böyle bir talep, ihtiyaç, baskı, çözüm mü var? AKP'nin şahsi ihtiyacı, kendi
çıkarına yönelik bekleyişi. Bu doğrultuda değişiklik yanlış olur'' diye
konuştu.
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının verilmesinin gündeme
getirildiğini ifade eden Baykal, parlamentonun, iktidarın, yargıyla hesaplaşma
projesine alet olamayacağını vurguladı. Baykal, ''İşin bir garabeti de şu;
iktidar partisinin çoğunluğu, kısa bir süre öne Anayasa Mahkemesi tarafından
laiklik ilkesine karşı eylemlerin odağı olarak mahkum edilmiş bir çoğunluk. Şaka
gibi bir şey. Bu çoğunluk, Türkiye'ye Anayasa hazırlayacak, Anayasa Mahkemesini,
yargıyı düzenleyecek'' dedi.