2014-09-04 - 14:18
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında toplandı. 62. hükümet programının üzerindeki görüşmeler sona erdi. Genel Kurul, Cumartesi günü güvenoylaması için toplanacak.
TBMM Genel Kurulu'nda, 62. hükümet programının üzerindeki görüşmeler başladı.

Genel Kurul, Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında toplandı.

Hükümet programı üzerinde görüşmelerin yapılacağı bugünkü oturumda, konuşmalar gruplar ve hükümet için 40'ar dakika, kişisel iki konuşma için 10'ar dakika ile sınırlı olacak. Gruplar adına en fazla iki kişi söz alabilecek.

Program üzerinde ilk sözü HDP Grubu adına Grup Başkanvekili Pervin Buldan aldı.

Program üzerinde HDP'den Buldan'ın yanı sıra Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, MHP Grubu Adına Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, CHP Grubu adına Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş, AK Parti Grubu adına Grup Başkanvekilleri Naci Bostancı ve Mustafa Elitaş, şahısları adına ise CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç ile AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç söz alacak.

Hükümet adına konuşmayı ise Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç yapacak.

Genel Kurul'da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hazır bulundu.

HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, TBMM Genel Kurulu'nda, 62. hükümet programı üzerinde yaptığı konuşmada, Türkiye halklarının demokrasi, özgürlük, adalet ve eşitlik talepleri dikkate alındığında hükümet programının ileri bir çizgiyi temsil etmediğinin görüleceğini öne sürdü.

Programda köklü bir demokratik değişim ve dönüşüm hedefinin yer almadığını, var olan mevcut sistemi kısmi restorasyonlarla sürdürme amaç ve hedefinin söz konusu olduğunu belirten Buldan, "Kim ne derse desin Türkiye?de demokrasinin ve özgürlüklerin alanı son derece sınırlıdır" diye konuştu.

Ülkeyi toz pembe gösteren, sanki hiçbir sorun yokmuş gibi yansıtan, Türkiye gerçeklerinden uzak bir hükümet programıyla karşı karşıya olduklarını savunan Buldan, "Program bu yönüyle bir heyecan yaratmadığı gibi umutsuzluğu da arttırmaktadır. Görüldüğü kadarıyla hükümetin hedefi de mevcut sisteme fazla dokunmadan, kendi iktidar hedefleri doğrultusunda bazı değişiklikleri gerçekleştirmektir. Yoksa köklü bir reform iradesi ve niyeti görülmemektedir" dedi.

Hükümet programında yer alan "yeni anayasa" söyleminin AK Parti?nin mevcut pratiğiyle ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu?na sunduğu önerilerle çeliştiğini söyleyen Buldan, programda belirtilen katılımcı anayasa vaadinin AK Parti?nin sunduğu anayasa taslağında yer almadığını kaydetti.

Çözüm sürecinin bir hükümet programında olması ve siyasi muhatabını bulmasının, barışın toplumsal tabandaki kabulünün ve vazgeçilmezliğinin en önemli göstergesi olduğunu dile getiren Buldan, şunları söyledi:

"Bugüne kadar parlamentoda bulunan bütün partiler tarafından bu sürecin sahiplenilmemesini büyük bir eksiklik olarak görmekteyiz. Bugün Türkiye?nin hiçbir ilinde, ilçesinde, köyünde, kasabasında süreçten memnun olmayan kimse yoktur. Toplumu rahatlatan bu süreç, sadece Kürt halkı ve temsilcileriyle devlet arasında yapılan ve sadece Kürt halkını ilgilendiren bir konu da değildir. Bu mesele Türkiye?nin demokratikleşmesi meselesidir. Bu nedenle de parlamentodaki bütün partiler bu konuya siyaset üstü bir anlayışla yaklaşmalıdır. Bir buçuk yıldır sürdürülen diyalog sürecinin bundan sonraki aşamada Türkiye?nin büyük barışına uygun olarak taraflar arası bir müzakereye dönüşmesi gerekir.

Bununla birlikte müzakere koşullarının oluşturulması, tarafların farklı toplumsal kesimlerle teması, müzakereyi izleyecek ve tıkanma noktalarında tavsiyede bulunabilecek üçüncü bir tarafın oluşması ve görüşmeleri kayıt altına alacak ve taraflara farklı ihtiyaçlarda destek sunabilecek bir sekretaryanın oluşması öncelikli beklentilerimiz arasındadır. Çözüm yasasının çıkması zemini güçlendirmiştir. Şimdi bu zemin üzerinden süreci kalıcı hale getirecek diğer adımların atılması gerekir."

Türkiye?de adalet sisteminin yeniden tam bir güvenle inşasının herkesin ortak arzusu ve beklentisi olduğunu belirten Buldan, "Hükümet programının Türkiye?nin temel sorunlarına kalıcı ve köklü çözümler üretmediği açıkça görülmektedir. Bu program güven vermemektedir. Bu nedenle destek vermeyeceğimizi belirtiyoruz" ifadelerini kullandı.

HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü ise iktidar merkezinin, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle beraber Atatürk Orman Çiftliği'ne (AOÇ) taşındığını savundu. Siyasi gerçeğin bu olduğunu belirten Kürkçü, bu gerçeğin, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun kabinesinin gerçek, fiili ve egemen bir iktidar merkezi olarak tartışmanın önünde engel olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "verilmemiş hesaplarla, Çankaya'ya çıkmadığını, AOÇ'ye kaçtığını" öne süren Kürkçü, Davutoğlu'nun da faturaları temizlenmemiş bir dış politikanın mimarı olduğunu savundu.

Dış politikaya ilişkin eleştirilerde bulunan Kürkçü, programda yolsuzluklarla mücadele adı altında çok iddialı sözler bulunduğunu ancak Türkiye'nin karşı karşıya geldiği en esaslı yolsuzluk iddiasıyla Meclis'in hesaplaşamadığını, dosyaların kaçırıldığını söyledi.

"Tarih hocası olsaydım Davutoğlu'na sıfır verirdim" ifadesini kullanan Kürkçü, "Türkiye'nin geleceğini geçmişinde arayamazsınız" dedi.

Kürkçü, sözlerini "Hayır, hayır, hayır, bu programınızı kabul etmiyoruz" diyerek bitirdi.

MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, 62. Hükümetin programından "yeni Türkiye" değil, "yenik Türkiye" çıkacağını iddia etti.

TBMM Genel Kurulu'nda, 62. Hükümet Programı üzerinde yapılan görüşmelerde MHP Grubu adına söz alan Halaçoğlu, programın büyük kısmının, AK Parti hükümetlerinin icraatlarının övülmesine ayrıldığını ifade etti.

Programda demokrasi üzerinden güzel ve etkili sözlerle kamuoyunun yönlendirilmek istendiğini belirten Halaçoğlu, "AKP zihniyeti demokrasiyi ortak paydada buluşma aracı olarak değil, kelime oyunlarıyla yeni sorunlar üreterek toplumsal kamplaşmalara yeni cepheler açma aracı olarak görmektedir" dedi. Halaçoğlu, gittikçe büyüyen demokrasi açığının, ülkenin en önemli sorunlarından birisi haline geldiğini ileri sürdü.

Açılım süreci ile birlikte, hükümetin politikalarıyla terör örgütünün stratejik hedeflerinin nasıl uyuştuğunun görüldüğünü savunan Halaçoğlu, sürecin, terör örgütüne verilen tavizlerle ilerlediğini iddia etti.

Hükümet programından, 12 yıllık AK Parti iktidarının dış politikadaki yanlışlarının devam edeceğinin anlaşıldığını öne süren Halaçoğlu, programın güçlü ve saygın bir Türkiye hedefi ile örtüşmediğini savundu.

Halaçoğlu, şöyle devam etti:

"AKP dış politikası ötekileştiren, milli çıkarları değil kişisel hırs ve çıkarları esas alan, Türklüğü yok sayan bir yaklaşım içerisinde olmuştur. AKP?nin 12 yıllık dış politika muhasebesi yapıldığında, Türk dış politikasının yönünün, yönsüzlüğe döndüğü görülecektir. Kavramlar ve söylemler üzerinden yürütülen AKP dış politikası, çelişkiler ve belirsizlikler içinde adeta gözü kapalı olarak yol almaya çalışmaktadır. Stratejik derinlik ve sıfır sorun ile başlayan dış politika macerası 'değerli yalnızlığa' dönüşmüştür. Değerli yalnızlık 'zavallı yalnızlığa' doğru pupa yelken gitmektedir. Bir devletin en önemli dış politika misyonu egemenliğini ve vatandaşlarının güvenliğini sağlamaktır. Hükümet programının güvenlik siyaseti yoktur.

Türkiye?nin bugün dış politika ekseninin ana gündemini Ortadoğu ülkeleriyle ilişkiler oluşturmaktadır. Hükümet programında da Ortadoğu?ya geniş yer verildiğini görmekteyiz. Ancak bu alanda kullanılan ifadeler şimdiye kadar savunulan ve açıklanan görüş ve yaklaşımların bir tekrarı niteliğindedir. Programda Ortadoğu ülkeleriyle bozulan ilişkilerin düzeltilmesi için hiçbir ifade yer almamaktadır. Programda IŞİD krizine dair de hiçbir ifade bulunmamaktadır. Ortadoğu?da statükonun önündeki en büyük engel olan IŞİD terör örgütünün eylemleri Türkiye?yi doğrudan ilgilendirirken hükümetin bu konuda bir programının olmaması büyük bir eksikliktir. Yine ayrıca Kıbrıs konusunda da hükümetin yol çizgisi bulunmamaktadır. Kıbrıs adası artık yalnızca geleneksel Türk-Yunan-İngiliz üçgeninde sıkışmış bir mesele değildir. Adada artık ABD, Avrupa Birliği, Rusya ve İsrail?in de hesapları vardır."

Hükümet programında ekonomiye dair bütüncül bir yaklaşım bulunmadığını ifade eden Halaçoğlu, "Hükümet bir taraftan tasarrufları arttırma hedefini koyarken diğer taraftan yatırımların ve Türk Lirası bazında borçlanmanın arttırılmasından bahsetmektedir. Hükümet programında 5 yıllık vadede kamu kaynaklarıyla 250 milyar dolar, kamu-özel işbirliği ile yapılacak 100 milyar dolarla beraber 350 milyar dolar yatırım yapılacağı belirtilirken tasarrufların nasıl arttırılacağını açıklamamıştır" diye konuştu.

Halaçoğlu, Türkiye ekonomisinin ürettiğinden fazla tüketen, kazandığından fazla harcayan, borçlanmaya ve ithalata dayanarak ekonomiyi çeviren, cari açık, tasarruf açığı ve sağlıksız bütçe yapısıyla yaralı bir ekonomi olduğunu kaydetti.

İktidarın "borç veren bir ülke olduk" söyleminin "bir ahir zaman hurafesi gibi aldatmacadan" öte birşey olmadığını savunan Halaçoğlu, Türkiye ekonomisinin borç batağına düştüğünü öne sürdü.

Hükümetin büyüme konusundaki açıklamalarını da eleştiren Halaçoğlu, "12 yıllık dönemde büyüme hedefleri hiçbir zaman tutmamıştır. Programda bazı hedefler veriyorsunuz ama bu hedeflere ulaştıracak stratejileri vermiyorsunuz. Her yıl dolar bazında yüzde 10 büyümemiz için diğer ülkelerin de yerinde sayması gerektiğini gözden kaçırıyorsunuz" dedi. Halaçoğlu, 62. Hükümetin programından "yeni Türkiye" değil, "yenik Türkiye" çıkacağını iddia etti.

MHP Grup Başkanvekili Halaçoğlu, mahkemelerde takipsizlik kararı verilse de 17-25 Aralık yolsuzluk iddiaları yeniden gündeme geleceğini, bunların hesabının sorulacağını ifade etti.

AK Parti iktidarı döneminde hırsızların polisleri kovaladığını iddia eden Halaçoğlu, "Hükümet programında her ne kadar 'imtiyaz ve ayrıcalık tanımadık, kolay para kazanma alanı oluşturmadık' dense de AKP iktidarı döneminde birden ortaya çıkan önemli bir zengin kesim vardır ve bunların bu seviyeye nasıl geldikleri açıklanmalıdır. Ayrıca madem ki yolsuzlukla mücadelede, güçlü iradeden söz ediyorsunuz. Öyleyse derhal mecliste bekletilen yolsuzluk ve rüşvet skandallarının şüphelilerinin dosyalarını bir an önce adaletin karşısına çıkarmanız yerinde olacaktır" diye konuştu.

Halaçoğlu, hükümet programında yer alan "yeni Türkiye" ifadesini değerlendirirken, "Sizleri uyarıyorum; 'eski Türkiye' dediğiniz Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından kurulmuş, temelleri sağlam olarak atılmış bir ülkedir. 'Yeni Türkiye' demek Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak istemekle eşdeğerdir" dedi.

CHP Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş, TBMM Genel Kurulu'nda hükümet programı üzerine partisi adına yaptığı konuşmaya başlarken, iktidar partisi milletvekillerinin büyük bölümünün salonda bulunmadığını belirterek, bu durumu eleştirdi.

Hükmet programının taslak olarak hazırlandıktan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a gönderildiği, Erdoğan'ın bazı bölümlerin çıkarılmasını istediği yönünde haberler olduğunu ifade eden Güneş, bunun doğru olup olmadığının açıklanmasını istedi. Güneş, "Gerçek başbakan Davutoğlu mu? Yoksa Köşk'te diyeceğim ama başka bir saraya gitti, orada oturan sayın Erdoğan mı? Bunu öğrenmek istiyoruz" dedi.

Hükümetin sürekli "Yeni Türkiye" ifadesinin kullandığını belirten Güneş, "Sizin Yeni Türkiye dediğiniz, Tayyip Erdoğan'ın her dediğinin olması. Her şeyin onun tarafından tayin edildiği bir Türkiye'yi söylüyorsunuz" şeklinde konuştu.

Güneş, hükümet programında yeni anayasadan söz edildiğini hatırlatarak, iktidarın yeni anayasadan kastettiğinin de başkanlık sistemi olduğunu savundu.

Son günlerde herkesin seçilmiş cumhurbaşkanı ifadesini kullandığını belirten Güneş, ancak seçilmiş milletvekillerin yıllarca tutuklu kaldığını, iktidarın bu duruma gerekli duyarlılığı göstermediğini ileri sürdü. Güneş, "Demek ki milli irade cumhurbaşkanı için geçerli, ama milletvekilleri için değil. Bu doğru değil" dedi.

Güneş, "Biz CHP olarak cumhurbaşkanının meşruiyetini sorgulamıyoruz. O makama gayet saygılıyız. Burada hiç kuşkunuz olmasın. Bizim söylediğimiz şudur; eğer cumhurbaşkanı hukuka uymazsa, biz anayasa ve hukuktan yana oluruz diyoruz. Bizim söylediğimiz budur. Anayasada parlamenter sistem varken siz eğer başkanlık sistemi uygulamaya kalkarsanız bu olmaz. Bu rejimin omurgasını kaydırır. Omurgası kaymış bir rejim de ayakta kalamaz, çöker" diye konuştu.

Milletvekillerine bir lideri tarif edeceğini, bunun kim olduğunu bulmalarını isteyen Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu lider her seçimde seçimleri büyük farkla kazanıyor. Muhalefet partilerine göz açtırmıyor. Başvekili o tayin ediyor, bakanlar kurulunu o belirliyor. Tüm sözde vesayetleri kaldırmış, tek vasi kendisi olmuş. Her cuma ayrı bir camide namazını kılıyor, Allah kabul etsin, çıkışta da açıklamalar yapıyor. Ülkede bu lidere bağlı bir istihbarat örgütü var, çok güçlü. Her yerde herkesi izleyebiliyor, dinletebiliyor. Bir sürü televizyon kanalı var, ama çoğu onun. Ve o kanallarda sadece onun izin verdiği kişiler veya bakanları boy gösterebiliyor. Biz CHP olarak bu rejime, bu lidere çok karşıyız."

"Şimdi sizin aklınıza muhtemelen şu kişi geliyor değil mi?" diyerek, The Economist dergisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir fotoğrafı kullanılarak hazırlanan kapağının, büyütülmüş halini milletvekillerine gösteren Güneş, sözlerini "Hayır benim bu bahsettiğim kişi Beşar Esat. Beşar Esat'ın ülkesinde böyle bir rejim var ve biz Beşar Esat'ın böylesi rejimine karşıyız" diye sürdürdü.

Konuşmasında 62. hükümet programında yer alan ekonomik değerlendirmeleri eleştiren ve AK Parti iktidarları ile daha önceki dönemlere ait ekonomik verilerden örnekler veren Güneş, iktidarın hayal tacirliği yaptığını ileri sürdü. Güneş, "Benim anladığım şudur, sayın Başvekil TÜİK bültenleri önüne geldiğinde, bültenleri kokluyor ama içini açıp okumuyor. O anlaşıldı. Çünkü AKP grubunda ben gördüm, 'kağıt koklamayı çok severim' dedi. İçini açıp okusa çok iyi olacak" dedi.

Yeni Türkiye'nin en önemli parçalarından birinin de çözüm süreci olarak nitelendiğini söyleyen Güneş, bu sürecin ne olduğunu hiç kimsenin bilmediğini ileri sürdü. TBMM'nin sürecin dışında bırakıldığını bunun kabul edilemez olduğunu ifade eden Güneş, "Meclis'in devre dışı kaldığı bir barış sürecinin demokratik olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Kürt sorunu, Türkiye'de demokrasi ve insan hakları sorunun bir parçasıdır. Kürt sorunu ancak bir büyük uzlaşma ile sağlanabilir. Parlamenter sistemde onun sağlanacağı yer bu Meclis'tir. Çözüm süreci buraya gelmelidir. Silahların bırakılmasıyla Kürt sorunu çözülmez. Onunla sadece ateşkes olmuş olur. Kürt sorununun çözülmesi için Kürt kökenli yurttaşlarımızın özgürlüğe ve adalete kavuşması gerekir. Bu konuda da iktidarın attığı hiçbir adım yoktur" değerlendirmelerinde bulundu.

AK Parti hükümetlerinin dış politikasını eleştiren, başarısız olarak nitelendirdiği bu dış politikayı yöneten kişinin 62. hükümette başbakanlığa terfi ettirilmesini anlamanın mümkün olmadığını söyleyen Güneş, "Dünyanın neresinde 49 diplomat teröristler tarafından rehine alınsa, o ülkenin dışişleri bakanı anında istifa eder. Oysa ki neredeyse üç ay geçti, bu konuda basın yasağı getirildi, onunla da yetinilmedi, bu dışişleri bakanı başvekilliğe terfi ettirildi. Çok üzücü" şeklinde konuştu.

AK Parti iktidarının Suriye politikasını da eleştiren Güneş, muhaliflere silah yardımı yapıldığını iddia etti. Güneş, sonunda bölgede dünyanın en büyük terörist örgütü IŞİD'in oluştuğunu söyledi.

İktidarın Gazze'de de esip gürlediğini, ancak yağmur damlası bile yağdıramadığını savunan Güneş, Türkiye'nin dış politikadaki itibarının giderek yok olduğunu ileri sürdü. Güneş, 12. cumhurbaşkanının yemin törenine katılan ülkelere bakıldığında bunun açıkça görüleceğini belirterek, milletvekillerine "Bu ülkelerin haritada yerini bilen var mı?" diye sordu.

Başbakan danışmanı iken seçimin ardından cumhurbaşkanlığı danışmanlığına geçen bir kişinin 26 Mayıs 2014 tarihinde bir köşe yazısında o dönem başbakanlık görevinde bulunan Erdoğan'ı Sadrazam Mahmut Nedim Paşa'ya benzettiğini söyleyen ve Erdoğan ile Nedim Paşa'nın büyük boy fotoğraflarını milletvekillerine gösteren Güneş, "Ben bakıyorum, bakıyorum bir benzerlik bulamıyorum. Ben açıkçası benzetsem, benzetsem sadrazamlardan Koca Sinan Paşa'ya benzetirim" dedi.

İktidarın yolsuzlukla mücadele vaadiyle iş başına geldiğini, ancak en çok da bununla suçlandığını ifade eden Güneş, "Ben çocuklarımla kriptolu telefonda konuşmuyorum. Başbakan neden çocuklarıyla kriptolu telefondan konuşuyor bunu açıklaması lazım" ifadesini kullandı.

Paralel devlet konusunu aile içi bir mesele olarak gördüğünü, bu nedenle çok değinmek istemediğini, ancak birkaç noktayı paylaşması gerektiğini söyleyen Güneş, şöyle devam etti:

"Bu haşhaşi olarak nitelendirilen paralel devletin Pensilvanya'daki başıyla ilgili bir açıklamayı okumak istiyorum. Şöyle diyor; 'Konu Amerika olunca ben doğrusu Türkiye'den ayrılmadan mümkün olursa hoca efendiyi bir ziyaret edebilir miyim diye gönlümden geçirmiştim. Sayın başbakanımıza da konuyu açtım. Fırsat bulursam böyle bir ziyaret yapmak istiyorum. İzin verir misiniz, uygun görür müsünüz dedim. Çok memnun oldu. Hatta bizim için de mümkün olsa biz de görüşebilsek dedi. Ama programları çok yoğun'. Devamında da şöyle diyor; 'Bize çok büyük iltifatlarda bulundu, dostane karşıladı. Geçmiş dostluğumuzun hiç eksilmediğini, belki arttığını gördük. Hükümetimiz, Sayın Başbakanımızla ilgili düşünceleri de müsbet. Daha başarılı olmamızı, çok daha temkinli ve dikkatli olmamızı hem çevremizdeki, bölgemizdeki olaylarda, dünya politikasında hem de bazı konularda hassasiyet göstermemizi istiyor' diyor. Kim o biliyor musunuz? Bu görüşme yolsuzluk operasyonundan 7 ay önce, 15 Mayıs 2013 tarihinde burada oturan Sayın Bülent Arınç tarafından yapılmış."

Güneş'in sözleri üzerine AK Partili bazı milletvekilleri "Sizden gidenleri söyle" diyerek tepki gösterdiler. Güneş de "Bizden gidenler böyle ifade etmiyor. Bizimle ilgili de böyle yolsuzluk suçlamaları yok" karşılığını verdi.

Devletin herkese eşit mesafede ve hakkaniyetli olması gerektiğini söyleyen Güneş, 14 Ağustos 2013'de 17 yaşındayken Mısır'da Rabiatül Adeviye Meydanı'nda darbe karşıtı gösterilerde hayatını kaybeden Esma El Bilteci'nin büyük boy fotoğrafını gösterdi. "Bu Meclis'te Esma El Bilteci'ye, bu fidana yüreği yanmayan var mı?" diye soran Güneş, ardından Eskişehir'de Gezi olayları sırasında dövülerek hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz'ın büyük boy fotoğrafını da gösterdi. Güneş, "19 yaşında bir fidan Ali İsmail Korkmaz. Gezi Parkı eylemlerinde sivil polisler onu öldüresiye dövüyorlar. 38 gün sonra yaşamını yitiriyor. Bu memlekette, bu parlamentoda Ali İsmail Korkmaz'a yüreği yanmayan var mı? Varsa Sıratel Mustakim'den geçerken onun ifadesini verirsiniz" şeklinde konuştu.

Güneş, konuşmasının sonunda, CHP olarak 62. Hükümet'e güvenmediklerini belirterek, "62. Hükümet'ten asla ümitli değiliz. Türkiye'de 62. Hükümet, 61'inciden daha iyi olmayacaktır. Dervişin önüne bir şarap koymuşlar, içmiş, en kötüsü bu demiş. Diğerlerini tatmadın demişler. Bundan daha kötüsü olmaz demiş. Bundan daha kötüsü olmaz. 62. Hükümetle, 61. Hükümet aynıdır. Sadece vekalet verilmiştir. Başındaki kişiye vekalet verilmiştir. Başı Meclis'te değildir" dedi.

Hurşit Güneş'in konuşmasından sonra yerinden söz alan CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, 3 partinin 62. Hükümet programı üzerinde görüşlerini aktardığını ancak hala Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Genel Kurul Salonu'na gelmediğini ifade ederek bu durumu eleştirdi.

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***