2012-05-08 - 15:29
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, darbe hukukunu değiştirmeye yanaşmayanların; darbenin ve o suçun ortakları olduğunu belirterek, ''Darbe yasaları, namuslu topluma karşı yöneltilen silah gibidir. O silahı eskiden darbeciler elinde tutuyordu, şimdi o silahı AK Parti elinde tutuyor'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, darbe hukukunu değiştirmeye yanaşmayanların; darbenin ve o suçun ortakları olduğunu belirterek, ''Darbe yasaları, namuslu topluma karşı yöneltilen silah gibidir. O silahı eskiden darbeciler elinde tutuyordu, şimdi o silahı AK Parti elinde tutuyor'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, 6 Mayıs sabahı, Karşıyaka Mezarlığı'na gittiğini, ''üç fidanın'' burada yattığını, mezarlarına üçer karanfil bıraktığını anlattı. Kılıçdaroğlu, ''Onlar, tam bağımsız Türkiye için mücadele ediyorlardı, tıpkı bizim gibi. Onlar, emperyalizme karşıydı, tıpkı bizim gibi. İnançları uğruna yaşamlarını feda etmekten çekinmiyorlardı, tıpkı bizim gibi. Onlar özgürlükleri savunuyorlardı, tıpkı bizim gibi. Darağacına giderken bile düşüncelerinden ödün vermediler, dimdik, onurlu gittiler. Onları anmak, her CHP'linin boynunun borcudur'' diye konuştu.
Türkiye ve dünyada önemli değişimler yaşandığına işaret eden Kılıçdaroğlu, hem dünya hem Türkiye'yi yakından gözlemleyeceklerini ifade etti. Kılıçdaroğlu, ''Türkiye'deki medyanın CHP ile uğraştığını, iktidar aleyhine yazı yazamadığını, o yürekte olanların da kapının önüne konulduğunu'' söyledi.
Dünyada değişimin, dipten gelen dalganın bulunduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, değişim, dönüşüm talebine açık olan tek partinin CHP olduğunu savundu.
Kılıçdaroğlu, Francois Hollande'nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle, 17 yıl sonra Fransa'da solun iktidar olduğunu ifade ederek, Hollande'yi yürekten kutladığını söyledi.
Hollande'nin, Avrupa'yı da değiştireceğini belirten Kılıçdaroğlu, Fransa'yı, tarihini, Fransız Devrimi'ni önemsediklerini anlattı.
Kılıçdaroğlu, ''Hollande, 21. yüzyılda AB'ye de önemli katkılar verecektir. Düşünsel olarak da önemli katkılar verecektir. Umuyor ve diliyorum, Türkiye'nin AB'ye girişinde öncülüğü Fransa yapacaktır. Buna da yürekten inanıyorum. Eğer Avrupa değişmek, güçlü olmak, dünyada önemli konuma gelmek istiyorsa bu, Türkiyesiz olmaz. Türkiye'yi, AB kucaklamak zorunda. Bu Türkiye istediği için değil, siz söz sahibi olmak istiyorsanız güçlü, dirençli, kararlı, aktif olan bir Türkiye'yi AB'ye almak zorundasın. Bu gerçeği gören Türkiye'de ilk kişi İsmet İnönü'dür; Ankara Anlaşması'nı imzaladı'' diye konuştu.
Hollande'nin, kimseyi ötekileştirmeyeceğini, ayrışmaya izin vermeyeceğini, herkesi kucaklayacağını söylediğini dile getiren Kılıçdaroğlu, bu konuşmanın, bazı politikacıların kulağına küpe olmasını istedi. Kılıçdaroğlu, söylem ve eylemlerinin, tutarlı olup olmayacağını hep beraber göreceklerini belirtti.
Kemal Kılıçdaroğlu, artık sivil toplumla kaynaştıklarını, hiç kimseyi ötekileştirmediklerini belirterek, ''Demokrasi, özgürlük, baskıya karşı direnmek mi istiyorsunuz, onurlu bir Türkiye mi, daha sağlıklı, tutarlı, kararlı, halkını düşünen, çaba harcayan bir yönetim mi istiyorsunuz; çatı CHP. Kimse başka bir şey aramasın. CHP, artık bilinmelidir ki Türkiye'de değişim, dönüşümün adresidir. Umarım CHP, siyasette devrimin de adresi olacaktır'' dedi.
Eşitlik, özgürlük, özgürce yaşamak, haber yapmak isteyenlerin çatısının CHP olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, sözlerini, ''Bu çatı Mevlana'nın, Yunuslar'ın çatısıdır. Yüreğinde insan sevgisi olan herkesi bu çatı altına bekliyoruz. Baskıdan mı yıldın, sütten çocuğun mu zehirlendi; hesap mı sormak istiyorsun çatısı bellidir CHP. Hiçbir zalimin iktidarı, sürekli olmamıştır. Onun için zalime, 'zulmün artsın' derler. Bir an önce gitsin diye. CHP'lilerin dokularında, direnme ruhu vardır. Baskıya karşı direneceğiz'' diye sürdürdü.
Kılıçdaroğlu, geçen hafta pazar günü İstanbul'da bir taksi durağını ziyaret ettiğini anımsattı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 30 Nisan 2011'de ''Korsan taksi konusunun takipçisiyiz'' dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''AKP, taksici esnafının sorunlarını çözmek üzere bir kanun teklifi getirdi mi, tasarı geldi mi-'' diye sordu.
Taksicilere, ''Erdoğan'a güvenmekten vazgeçin. İnandırıcılığı olmayan bir politikacıya güvenmekten, size yalan söyleyen bir politikacıya güvenmekten vazgeçin'' diye seslenen Kılıçdaroğlu, ''Korsan taksi uygulaması, öteden beri var. AKP zaten biliyor ama önlem almıyor. Belediye başkanı sizde, vali, emniyet müdürü emrinde. Yasal düzenlemeyi hep beraber çıkaralım. Hayır yapamaz. Yolsuzluktan beslenen bir parti vatandaşın sorunuyla ilgilenemez. Artık bu gerçeği kamyon şoförü, esnaf, çiftçi, taksici, imam da öğretmenler de bilsin. Yolsuzluktan beslenen bir siyasal parti, ülkenin sorunlarına çözüm üretemez, kendisi sorundur zaten. Getirin CHP'yi iktidara, bakın korsan taksi İstanbul'da olur mu olmaz mı- Bitireceğim onu'' görüşünü dile getirdi.
Türkiye'nin temel sorunlardan birinin siyasi ahlak olduğunu söylediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, verilen sözün arkasında durulmuyor, sadece söylem olarak yapıp, sonra çark ediliyorsa orada siyasi ahlakın bulunmadığını anlattı.
Kılıçdaroğlu, ''darbe temizliği için'' bir demokrasi paketi hazırladıklarını dile getirerek, ''Siz darbelere karşı mısınız-'' sorusuna, ''Karşıyız'' yanıtını aldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''O zaman gelin darbelerin getirdiği yasaları, demokratik anlayışla, evrensel hukukun öngördüğü anlayışla beraber değiştirelim. Darbe hukukunu niye temizlemiyorsunuz- Totaliter darbenin getirdiği hukuk kirliliğini ortadan kaldırmak bizim, milletvekillerinin, siyasi partilerin görevi değil mi- Darbe hukukunu kaldırmıyorsun, arkasına saklanıyorsun, sonra darbe edebiyatı yapıyorsun. Yemezler senin darbe edebiyatını. Çık adam gibi, 'Kılıçdaroğlu seni destekliyorum, hepsini değiştireceğim' de.
Anayasayı değiştiriyoruz, güzel; peki darbe hukukunu- Yanaşmıyorlar. Darbe hukukunu değiştirmeye yanaşmayanlar darbenin, o suçun ortaklarıdır. Gelin değiştirelim, gücümüz, yetkimiz, parlamentonun iradesi de var. Ama yanaşmıyorlar, değiştirmiyorlar. Darbe yasaları, namuslu topluma karşı yöneltilen silah gibidir. Darbe yasaları, baskı rejimini getirir. O silahı eskiden darbeciler elinde tutuyordu, şimdi o silahı AKP elinde tutuyor.
Bir insanın, darbe hukukuyla sorunu yoksa, o insanın demokrasiyle sorunu vardır dedim. Bunların darbe hukukuyla sorunu yok, o zaman demokrasiyle sorunları var.''
Kılıçdaroğlu, geçmişte darbe yaşayan İtalya, Yunanistan, Portekiz, Şili'nin, geriye dönüp, darbe hukukuyla yüzleştiklerini, tamamını değiştirdiklerini söyledi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Sözde darbelerden şikayet ediyoruz ama darbe hukukun arkasına saklanan bir iktidar var. İyiniyetli değil bunlar. Çünkü, zulmü, baskıyı iktidarlarının güvencesi olarak görüyorlar. 1 Mayıs önemli bir tarihtir. Her 1 Mayıs, sivil darbecilerin korkulu rüyası olacaktır. Totaliter rejimin akademik çocuğu var YÖK, kaldıralım. Niyetleri yok. Siyasi Partiler, Seçim Kanunları'nı değiştirelim, niyetleri var mı; yok. Yargıyı bağımsız kılalım, niyetleri yok. Çünkü, darbe hukukundan besleniyorlar, baskıları da oradan geliyor. Gazetecileri hapiste. 6 diyorlardı. Neyse biri 92 gazeteci hapiste diye açıklama yapmış. Bir ülkenin, eğer demokrasi olarak adlandırılacaksa bu durum, 92 gazetecinin hapiste olması, o ülkenin demokrasisinin yüz karasıdır.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''geçmişte Genelkurmay Başkanlığı bildiri yayımladığında bazı arkadaşların seslerini çıkarmadığını ya da alkışladığını'' belirterek, ''Yeni CHP'de, kim olursa olsun, isterse Genelkurmay Başkanı olsun, bildiri yayımlarsan, yanıtını anında alırsın'' dedi.
Kılıçdaroğlu, eskiden Milli Güvenlik Kurulu'nun ''tehlikeli olanları'' belirlediğini şimdi ise Hükümet'in bu işi yaptığını savunarak, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın buna ''ileri demokrasi'' dediğini iddia etti.
Genelkurmay Başkanlığı'nın, ''bazı yazar, konuşmacı ve meslek kuruluşu temsilcilerinin, ifade özgürlüğünü istismar ederek, TSK'yı tahrik etmeye çalıştıkları'' yönündeki açıklamasına değinen Kılıçdaroğlu, ''Düne kadar 'Genelkurmay Başkanlığı bildiri yayınladı' diye kıyameti koparırlardı. Fazla zaman geçmedi. İki gazetecimiz yazı yazmış. Demokraside herkesin, her kurumun eleştiriye tahammül etmesi lazım. Eleştirisiz demokrasi olmaz. Genelkurmay Başkanlığı da buna dahil. 'İki kişi eleştirdi, bir bildiri...' Astsubaylar hak arıyorlar, bir bildiri daha. Sen zam aldın, astsubaylara verilmedi. İsyan etmesin mi-'' diye konuştu.
Bu konuda bir özeleştiri yapmak istediğini belirten Kılıçdaroğlu, geçmişte Genelkurmay Başkanlığı bildiri yayımladığında ''bazı arkadaşların'' seslerini çıkarmadığını ya da alkışladığını ifade etti. Bunun, demokrasi açısından en büyük handikap olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, ''Yeni CHP'de kim olursa olsun, isterse Genelkurmay Başkanı olsun, bildiri yayımlarsan, yanıtını anında alırsın'' dedi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Açıklama yapmış, 'Genelkurmay'ın mazereti varmış.' Mazeretsiz açıklama olur mu- Sen kendine göre mazeret yaratırsan olmaz. Demokrasi farklı bir şeydir. Eleştiriye tahammül edeceksin, etmiyorsan o koltuğu bırakacaksın. Daha vahimi, Hükümet'in ona destek vermesi. Kahraman ordumuz olduğunu yeni fark etmiş beyefendi. 'Evet iyi ki bildiri yayımladı' diyor. Sen Başbakansın, orada neden oturuyorsun- Bunların demokrasisi gömlek demokrasisi. Demek ki bir gömlek daha değiştirdiler yeni farkına vardık.
Disiplin ayrı bir şeydir, baskıcı rejimlerde değil demokrasilerde olur. Yasama organının çıkardığı yasalar, yargı organı tarafından her zaman denetlenir. Toplumsal disiplin budur. Öyle başına buyruk, 'Birisi yazı yazdı ben de bildiri yayımlıyorum' olmaz. Her önüne gelenin bildiri yayımladığı ülke değildir burası. Burası Patagonya değil. Herkes yerini, gücünü bilecek oturacak yerinde.
Kendi mesai arkadaşı vardı, İlker Başbuğ. Terörist ilan ettiler. Düşünmesi lazım, 'Benim mesai arkadaşım terörist ilan edildi, Silivri'ye konuldu.' Gıkı çıktı mı, çıkmadı. Eğer bildiri yayımlayacaksan, Genelkurmay başkanlarının terörist olmadığını, demokrasiye bağlı olduğunu, yargılamaların özgürce ve bağımsız mahkemeler tarafından yapılması gerektiğini, demokrasiye bağlılığın, eleştiriyi hoşgörüyle karşılamak olduğunu söylersin, eğer söyleyeceksen. Ki bunu söylemesini de ben uygun görmem.
Askerin rahatsızlığı varsa gider Başbakan'a anlatır. Haksızlığa uğrayan birisi varsa siyasi otoriteye, yargıya gider. Demokrasi dışı bildiriler bizim kabul edeceğimiz şeyler değil. Kimse kusura bakmasın. Başbakan'ın diktatör zihniyeti bir enfeksiyon gibi toplumun her tarafına sirayet ediyor. Aynı anlayışı başka yerlerde de görüyoruz. Buna izin vermeyeceğiz.''
Okullardaki sütten zehirlenme iddialarına değinen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Hayatımda bu kadar beceriksiz iktidar görmedim. Süt dağıtmayı beceremeyen iktidar, nasıl olur da 75 milyon yönetir. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. 1700'ün üzerinde öğrenci hastaneye gitti.
Sayın Başbakan'a bu konuyu soruyorlar. Verdiği açıklamada 'Bu pastörizasyonun sıkıntılarıdır' diyor. Bugün bütün marketlerde satılan sütler pastörize. Daha önce 'Sayın Başbakan, pedagojinin ne olduğunu bilmez' demiştim. Şimdi, 'Sayın Başbakan pastörize sütün ne olduğunu da bilmiyordur.' Pastörize sütle, yüksek ısıda işlenen sütün ne olduğunu Sayın Başbakan bilmiyor. Okullarda dağıtılan sütün, pastörize süt olmadığını da bilmiyor. O, 6 ay dayanıklı süt, pastörize süt değil.
Bizim İzmir Büyükşehir Belediyemiz 7 yıldır okullara pastörize süt dağıtıyor. 246 okulda, 207 bin 669 öğrenciye her gün pastörize süt içiriliyor. Onunla, dayanıklı süt arasındaki fark, pastörize sütün ömrü 3-4 gündür. Diğerinin ömrü en az 6 ay. Okullarda dağıtılan süt, yüksek ısıda işlenen süt. Pastörize süt daha yararlı. İzmir Belediyesi pastörize sütü 37 kuruşa alıyor, bunlar 53 kuruşa alıyor. Bu proje doğrudan üreticiden alınması yönünde. BM bu kooperatifi inceliyor ve dünyanın en iyi kırsal kalkınma projesi olarak onaylıyor. Ayrıca Dünya Gıda Örgütü, bu kooperatifin sütünü dünyanın en kaliteli sütü ilan ediyor. Bu Belediye Başkanı 400 yıl hapisle yargılanıyor.''
Türkiye'nin ekonomik politikasını eleştiren, ekonominin kötüye gittiğini savunan Kılıçdaroğlu, buna rağmen medyada her şeyin, 'güllük gülistanlık'' gösterildiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, 1979 yılından 2003 yılına kadar Türkiye'nin 135 milyar dolar faiz ödediğini, 2003-2011 yılları arasında ise bu rakamın 450 milyar dolara çıktığını söyledi. AK Parti iktidara geldiğini 2 milyon 464 bin işsiz bulunduğunu, 2011 yılında ise bu rakamın 2 milyon 615 bine ulaştığını belirten Kılıçdaroğlu, 2001 yılında 10 milyon 26 bin olan icra dosyasının da 2011 yılında 20 milyon 506 bine çıktığını kaydetti.
''Ekonomi iyi gidiyorsa memlekette huzur vardır, hapishanelerin boşalması lazım'' diyen Kılıçdaroğlu, hapishanedeki kişi sayısının 2002'de 59 bin 429, 2011'de ise 127 bin 15 olduğunu belirtti.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Adalet Bakanı çıkmış 'Yeni hapishaneler yapacağız' diye övünüyor. Onun Başbakanı da Diyarbakır'da, 'Sevgili Diyarbakırlılar, size daha modern hapishane yapacağım' demişti. Diyarbakırlılar da 'Çok teşekkür ederiz. Madem modern hapishane yapacaksın, sana oylarımızı veriyoruz' demişlerdi ve verdiler oylarını. CHP Diyarbakır'da milletvekili çıkarmadığı sürece... Bunu her yerde söyleyeceğim. Dünyada hiçbir politikacı yoktur ki bir yere gidip, 'Ben size hapishane yapacağım' diye söz versin. Bir de ilave etseydi, 'Hapishane yapacağım, işkence de yapacağım merak etmeyiz siz' deseydi.''
AK Parti iktidarının, 9 yılda 1 trilyon 397 milyar dolar kaynak kullandığını belirten Kılıçdaroğlu, bu paranın nereye gittiğini sordu.
Standart and Poors'un Türkiye'nin kredi notu görünümü 'pozitif'ten 'durağan'a düşürmesinin ardından Başbakan Erdoğan'ın bu sonuca tepki gösterdiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, ''(Bunlar bir şey anlamazlar, Türkiye'yi zaten sevmezler) dedi. Standart and Poors ile sözleşmeyi yapan Hükümet'tir. Bir de bu tür açıklamaları yapsın diye sen para veriyorsun onlara. Madem ideolojik ise iptal et sözleşmeyi. İptal edebilir mi, edemez'' dedi.
Dış politikayı eleştiren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin, sözüne itibar edilmeyen, dostluğuna güvenilmeyen bir ülke konumuna getirildiğini ileri sürdü.
Başbakan Erdoğan'ın, Suriye konusunda CHP'yi suçladığını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Sanki Beşar Esad'a ben 'kardeşim' demişim. Sen gittin 'kardeşim' dedin. Sadece ona değil Kaddafi'ye de dedin. Diliyorum Obama'ya da kardeşim der. Kime 'kardeşim' dediyse o gitti. Ya öldürüldü, linç edildi ya ülkesi işgal konumuna geldi. 'NATO'nun ne işi var Libya'da-' dedi, Amerika'dan bir telefon, bizimkinin bütün yelkenleri indi.
Kaddafi'yi diktatör diye ilan ettin, oysa Kaddafi'den insan hakları ödülünü almıştın. Şimdi merak ediyorum, o insan hakları ödülü nerede- Madem diktatördü o ödül alınır mı- O ödülle birlikte 25 bin dolar da para aldı. Gazeteciler 'Parayı ne yapacaksınız-' diyor. O da 'şehit aileleri derneklerine' vereceğim' diyor. Bizim arkadaşlarımız soru önergesi verdiler, 'Hangi şehit aileleri derneğine verdiniz bu parayı-' diye. Tık yok. Paraya bu kadar özel ilgi gösteren Başbakan görmedim.''
Türkiye'nin dış politikasının ilk kez böyle karanlık sularda gidip geldiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, CHP Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu'nun hazırlık yaptığını, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru önergesi vereceklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Bu rezil bir dış politikayı Türkiye Cumhuriyeti tarihi görmemiştir'' dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısı çıkışında, gazetecilerin, başkanlık sistemi konusundaki soruları üzerine, ''Onlar yapay gündemler'' dedi.
Öte yandan, CHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa eden İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, gazetecilerin soruları üzerine,''Aile içi sorunlar burada konuşulmaz, aile içinde konuşulur. Elbette her ailede olduğu gibi sorunlar olabilir. Ama bu, sorun haline dönüşecek bir durum değil'' dedi.
Tekin, ''Kılıçdaroğlu ile görüşür müsünüz-'' sorusuna, ''Görüşeceğiz elbette. Sayın Genel Başkanımız ile bizim görüşmeme gibi bir sorunumuz yok'' yanıtını verdi. (15:29)
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, 6 Mayıs sabahı, Karşıyaka Mezarlığı'na gittiğini, ''üç fidanın'' burada yattığını, mezarlarına üçer karanfil bıraktığını anlattı. Kılıçdaroğlu, ''Onlar, tam bağımsız Türkiye için mücadele ediyorlardı, tıpkı bizim gibi. Onlar, emperyalizme karşıydı, tıpkı bizim gibi. İnançları uğruna yaşamlarını feda etmekten çekinmiyorlardı, tıpkı bizim gibi. Onlar özgürlükleri savunuyorlardı, tıpkı bizim gibi. Darağacına giderken bile düşüncelerinden ödün vermediler, dimdik, onurlu gittiler. Onları anmak, her CHP'linin boynunun borcudur'' diye konuştu.
Türkiye ve dünyada önemli değişimler yaşandığına işaret eden Kılıçdaroğlu, hem dünya hem Türkiye'yi yakından gözlemleyeceklerini ifade etti. Kılıçdaroğlu, ''Türkiye'deki medyanın CHP ile uğraştığını, iktidar aleyhine yazı yazamadığını, o yürekte olanların da kapının önüne konulduğunu'' söyledi.
Dünyada değişimin, dipten gelen dalganın bulunduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, değişim, dönüşüm talebine açık olan tek partinin CHP olduğunu savundu.
Kılıçdaroğlu, Francois Hollande'nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle, 17 yıl sonra Fransa'da solun iktidar olduğunu ifade ederek, Hollande'yi yürekten kutladığını söyledi.
Hollande'nin, Avrupa'yı da değiştireceğini belirten Kılıçdaroğlu, Fransa'yı, tarihini, Fransız Devrimi'ni önemsediklerini anlattı.
Kılıçdaroğlu, ''Hollande, 21. yüzyılda AB'ye de önemli katkılar verecektir. Düşünsel olarak da önemli katkılar verecektir. Umuyor ve diliyorum, Türkiye'nin AB'ye girişinde öncülüğü Fransa yapacaktır. Buna da yürekten inanıyorum. Eğer Avrupa değişmek, güçlü olmak, dünyada önemli konuma gelmek istiyorsa bu, Türkiyesiz olmaz. Türkiye'yi, AB kucaklamak zorunda. Bu Türkiye istediği için değil, siz söz sahibi olmak istiyorsanız güçlü, dirençli, kararlı, aktif olan bir Türkiye'yi AB'ye almak zorundasın. Bu gerçeği gören Türkiye'de ilk kişi İsmet İnönü'dür; Ankara Anlaşması'nı imzaladı'' diye konuştu.
Hollande'nin, kimseyi ötekileştirmeyeceğini, ayrışmaya izin vermeyeceğini, herkesi kucaklayacağını söylediğini dile getiren Kılıçdaroğlu, bu konuşmanın, bazı politikacıların kulağına küpe olmasını istedi. Kılıçdaroğlu, söylem ve eylemlerinin, tutarlı olup olmayacağını hep beraber göreceklerini belirtti.
Kemal Kılıçdaroğlu, artık sivil toplumla kaynaştıklarını, hiç kimseyi ötekileştirmediklerini belirterek, ''Demokrasi, özgürlük, baskıya karşı direnmek mi istiyorsunuz, onurlu bir Türkiye mi, daha sağlıklı, tutarlı, kararlı, halkını düşünen, çaba harcayan bir yönetim mi istiyorsunuz; çatı CHP. Kimse başka bir şey aramasın. CHP, artık bilinmelidir ki Türkiye'de değişim, dönüşümün adresidir. Umarım CHP, siyasette devrimin de adresi olacaktır'' dedi.
Eşitlik, özgürlük, özgürce yaşamak, haber yapmak isteyenlerin çatısının CHP olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, sözlerini, ''Bu çatı Mevlana'nın, Yunuslar'ın çatısıdır. Yüreğinde insan sevgisi olan herkesi bu çatı altına bekliyoruz. Baskıdan mı yıldın, sütten çocuğun mu zehirlendi; hesap mı sormak istiyorsun çatısı bellidir CHP. Hiçbir zalimin iktidarı, sürekli olmamıştır. Onun için zalime, 'zulmün artsın' derler. Bir an önce gitsin diye. CHP'lilerin dokularında, direnme ruhu vardır. Baskıya karşı direneceğiz'' diye sürdürdü.
Kılıçdaroğlu, geçen hafta pazar günü İstanbul'da bir taksi durağını ziyaret ettiğini anımsattı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 30 Nisan 2011'de ''Korsan taksi konusunun takipçisiyiz'' dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''AKP, taksici esnafının sorunlarını çözmek üzere bir kanun teklifi getirdi mi, tasarı geldi mi-'' diye sordu.
Taksicilere, ''Erdoğan'a güvenmekten vazgeçin. İnandırıcılığı olmayan bir politikacıya güvenmekten, size yalan söyleyen bir politikacıya güvenmekten vazgeçin'' diye seslenen Kılıçdaroğlu, ''Korsan taksi uygulaması, öteden beri var. AKP zaten biliyor ama önlem almıyor. Belediye başkanı sizde, vali, emniyet müdürü emrinde. Yasal düzenlemeyi hep beraber çıkaralım. Hayır yapamaz. Yolsuzluktan beslenen bir parti vatandaşın sorunuyla ilgilenemez. Artık bu gerçeği kamyon şoförü, esnaf, çiftçi, taksici, imam da öğretmenler de bilsin. Yolsuzluktan beslenen bir siyasal parti, ülkenin sorunlarına çözüm üretemez, kendisi sorundur zaten. Getirin CHP'yi iktidara, bakın korsan taksi İstanbul'da olur mu olmaz mı- Bitireceğim onu'' görüşünü dile getirdi.
Türkiye'nin temel sorunlardan birinin siyasi ahlak olduğunu söylediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, verilen sözün arkasında durulmuyor, sadece söylem olarak yapıp, sonra çark ediliyorsa orada siyasi ahlakın bulunmadığını anlattı.
Kılıçdaroğlu, ''darbe temizliği için'' bir demokrasi paketi hazırladıklarını dile getirerek, ''Siz darbelere karşı mısınız-'' sorusuna, ''Karşıyız'' yanıtını aldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''O zaman gelin darbelerin getirdiği yasaları, demokratik anlayışla, evrensel hukukun öngördüğü anlayışla beraber değiştirelim. Darbe hukukunu niye temizlemiyorsunuz- Totaliter darbenin getirdiği hukuk kirliliğini ortadan kaldırmak bizim, milletvekillerinin, siyasi partilerin görevi değil mi- Darbe hukukunu kaldırmıyorsun, arkasına saklanıyorsun, sonra darbe edebiyatı yapıyorsun. Yemezler senin darbe edebiyatını. Çık adam gibi, 'Kılıçdaroğlu seni destekliyorum, hepsini değiştireceğim' de.
Anayasayı değiştiriyoruz, güzel; peki darbe hukukunu- Yanaşmıyorlar. Darbe hukukunu değiştirmeye yanaşmayanlar darbenin, o suçun ortaklarıdır. Gelin değiştirelim, gücümüz, yetkimiz, parlamentonun iradesi de var. Ama yanaşmıyorlar, değiştirmiyorlar. Darbe yasaları, namuslu topluma karşı yöneltilen silah gibidir. Darbe yasaları, baskı rejimini getirir. O silahı eskiden darbeciler elinde tutuyordu, şimdi o silahı AKP elinde tutuyor.
Bir insanın, darbe hukukuyla sorunu yoksa, o insanın demokrasiyle sorunu vardır dedim. Bunların darbe hukukuyla sorunu yok, o zaman demokrasiyle sorunları var.''
Kılıçdaroğlu, geçmişte darbe yaşayan İtalya, Yunanistan, Portekiz, Şili'nin, geriye dönüp, darbe hukukuyla yüzleştiklerini, tamamını değiştirdiklerini söyledi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Sözde darbelerden şikayet ediyoruz ama darbe hukukun arkasına saklanan bir iktidar var. İyiniyetli değil bunlar. Çünkü, zulmü, baskıyı iktidarlarının güvencesi olarak görüyorlar. 1 Mayıs önemli bir tarihtir. Her 1 Mayıs, sivil darbecilerin korkulu rüyası olacaktır. Totaliter rejimin akademik çocuğu var YÖK, kaldıralım. Niyetleri yok. Siyasi Partiler, Seçim Kanunları'nı değiştirelim, niyetleri var mı; yok. Yargıyı bağımsız kılalım, niyetleri yok. Çünkü, darbe hukukundan besleniyorlar, baskıları da oradan geliyor. Gazetecileri hapiste. 6 diyorlardı. Neyse biri 92 gazeteci hapiste diye açıklama yapmış. Bir ülkenin, eğer demokrasi olarak adlandırılacaksa bu durum, 92 gazetecinin hapiste olması, o ülkenin demokrasisinin yüz karasıdır.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''geçmişte Genelkurmay Başkanlığı bildiri yayımladığında bazı arkadaşların seslerini çıkarmadığını ya da alkışladığını'' belirterek, ''Yeni CHP'de, kim olursa olsun, isterse Genelkurmay Başkanı olsun, bildiri yayımlarsan, yanıtını anında alırsın'' dedi.
Kılıçdaroğlu, eskiden Milli Güvenlik Kurulu'nun ''tehlikeli olanları'' belirlediğini şimdi ise Hükümet'in bu işi yaptığını savunarak, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın buna ''ileri demokrasi'' dediğini iddia etti.
Genelkurmay Başkanlığı'nın, ''bazı yazar, konuşmacı ve meslek kuruluşu temsilcilerinin, ifade özgürlüğünü istismar ederek, TSK'yı tahrik etmeye çalıştıkları'' yönündeki açıklamasına değinen Kılıçdaroğlu, ''Düne kadar 'Genelkurmay Başkanlığı bildiri yayınladı' diye kıyameti koparırlardı. Fazla zaman geçmedi. İki gazetecimiz yazı yazmış. Demokraside herkesin, her kurumun eleştiriye tahammül etmesi lazım. Eleştirisiz demokrasi olmaz. Genelkurmay Başkanlığı da buna dahil. 'İki kişi eleştirdi, bir bildiri...' Astsubaylar hak arıyorlar, bir bildiri daha. Sen zam aldın, astsubaylara verilmedi. İsyan etmesin mi-'' diye konuştu.
Bu konuda bir özeleştiri yapmak istediğini belirten Kılıçdaroğlu, geçmişte Genelkurmay Başkanlığı bildiri yayımladığında ''bazı arkadaşların'' seslerini çıkarmadığını ya da alkışladığını ifade etti. Bunun, demokrasi açısından en büyük handikap olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, ''Yeni CHP'de kim olursa olsun, isterse Genelkurmay Başkanı olsun, bildiri yayımlarsan, yanıtını anında alırsın'' dedi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Açıklama yapmış, 'Genelkurmay'ın mazereti varmış.' Mazeretsiz açıklama olur mu- Sen kendine göre mazeret yaratırsan olmaz. Demokrasi farklı bir şeydir. Eleştiriye tahammül edeceksin, etmiyorsan o koltuğu bırakacaksın. Daha vahimi, Hükümet'in ona destek vermesi. Kahraman ordumuz olduğunu yeni fark etmiş beyefendi. 'Evet iyi ki bildiri yayımladı' diyor. Sen Başbakansın, orada neden oturuyorsun- Bunların demokrasisi gömlek demokrasisi. Demek ki bir gömlek daha değiştirdiler yeni farkına vardık.
Disiplin ayrı bir şeydir, baskıcı rejimlerde değil demokrasilerde olur. Yasama organının çıkardığı yasalar, yargı organı tarafından her zaman denetlenir. Toplumsal disiplin budur. Öyle başına buyruk, 'Birisi yazı yazdı ben de bildiri yayımlıyorum' olmaz. Her önüne gelenin bildiri yayımladığı ülke değildir burası. Burası Patagonya değil. Herkes yerini, gücünü bilecek oturacak yerinde.
Kendi mesai arkadaşı vardı, İlker Başbuğ. Terörist ilan ettiler. Düşünmesi lazım, 'Benim mesai arkadaşım terörist ilan edildi, Silivri'ye konuldu.' Gıkı çıktı mı, çıkmadı. Eğer bildiri yayımlayacaksan, Genelkurmay başkanlarının terörist olmadığını, demokrasiye bağlı olduğunu, yargılamaların özgürce ve bağımsız mahkemeler tarafından yapılması gerektiğini, demokrasiye bağlılığın, eleştiriyi hoşgörüyle karşılamak olduğunu söylersin, eğer söyleyeceksen. Ki bunu söylemesini de ben uygun görmem.
Askerin rahatsızlığı varsa gider Başbakan'a anlatır. Haksızlığa uğrayan birisi varsa siyasi otoriteye, yargıya gider. Demokrasi dışı bildiriler bizim kabul edeceğimiz şeyler değil. Kimse kusura bakmasın. Başbakan'ın diktatör zihniyeti bir enfeksiyon gibi toplumun her tarafına sirayet ediyor. Aynı anlayışı başka yerlerde de görüyoruz. Buna izin vermeyeceğiz.''
Okullardaki sütten zehirlenme iddialarına değinen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Hayatımda bu kadar beceriksiz iktidar görmedim. Süt dağıtmayı beceremeyen iktidar, nasıl olur da 75 milyon yönetir. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. 1700'ün üzerinde öğrenci hastaneye gitti.
Sayın Başbakan'a bu konuyu soruyorlar. Verdiği açıklamada 'Bu pastörizasyonun sıkıntılarıdır' diyor. Bugün bütün marketlerde satılan sütler pastörize. Daha önce 'Sayın Başbakan, pedagojinin ne olduğunu bilmez' demiştim. Şimdi, 'Sayın Başbakan pastörize sütün ne olduğunu da bilmiyordur.' Pastörize sütle, yüksek ısıda işlenen sütün ne olduğunu Sayın Başbakan bilmiyor. Okullarda dağıtılan sütün, pastörize süt olmadığını da bilmiyor. O, 6 ay dayanıklı süt, pastörize süt değil.
Bizim İzmir Büyükşehir Belediyemiz 7 yıldır okullara pastörize süt dağıtıyor. 246 okulda, 207 bin 669 öğrenciye her gün pastörize süt içiriliyor. Onunla, dayanıklı süt arasındaki fark, pastörize sütün ömrü 3-4 gündür. Diğerinin ömrü en az 6 ay. Okullarda dağıtılan süt, yüksek ısıda işlenen süt. Pastörize süt daha yararlı. İzmir Belediyesi pastörize sütü 37 kuruşa alıyor, bunlar 53 kuruşa alıyor. Bu proje doğrudan üreticiden alınması yönünde. BM bu kooperatifi inceliyor ve dünyanın en iyi kırsal kalkınma projesi olarak onaylıyor. Ayrıca Dünya Gıda Örgütü, bu kooperatifin sütünü dünyanın en kaliteli sütü ilan ediyor. Bu Belediye Başkanı 400 yıl hapisle yargılanıyor.''
Türkiye'nin ekonomik politikasını eleştiren, ekonominin kötüye gittiğini savunan Kılıçdaroğlu, buna rağmen medyada her şeyin, 'güllük gülistanlık'' gösterildiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, 1979 yılından 2003 yılına kadar Türkiye'nin 135 milyar dolar faiz ödediğini, 2003-2011 yılları arasında ise bu rakamın 450 milyar dolara çıktığını söyledi. AK Parti iktidara geldiğini 2 milyon 464 bin işsiz bulunduğunu, 2011 yılında ise bu rakamın 2 milyon 615 bine ulaştığını belirten Kılıçdaroğlu, 2001 yılında 10 milyon 26 bin olan icra dosyasının da 2011 yılında 20 milyon 506 bine çıktığını kaydetti.
''Ekonomi iyi gidiyorsa memlekette huzur vardır, hapishanelerin boşalması lazım'' diyen Kılıçdaroğlu, hapishanedeki kişi sayısının 2002'de 59 bin 429, 2011'de ise 127 bin 15 olduğunu belirtti.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Adalet Bakanı çıkmış 'Yeni hapishaneler yapacağız' diye övünüyor. Onun Başbakanı da Diyarbakır'da, 'Sevgili Diyarbakırlılar, size daha modern hapishane yapacağım' demişti. Diyarbakırlılar da 'Çok teşekkür ederiz. Madem modern hapishane yapacaksın, sana oylarımızı veriyoruz' demişlerdi ve verdiler oylarını. CHP Diyarbakır'da milletvekili çıkarmadığı sürece... Bunu her yerde söyleyeceğim. Dünyada hiçbir politikacı yoktur ki bir yere gidip, 'Ben size hapishane yapacağım' diye söz versin. Bir de ilave etseydi, 'Hapishane yapacağım, işkence de yapacağım merak etmeyiz siz' deseydi.''
AK Parti iktidarının, 9 yılda 1 trilyon 397 milyar dolar kaynak kullandığını belirten Kılıçdaroğlu, bu paranın nereye gittiğini sordu.
Standart and Poors'un Türkiye'nin kredi notu görünümü 'pozitif'ten 'durağan'a düşürmesinin ardından Başbakan Erdoğan'ın bu sonuca tepki gösterdiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, ''(Bunlar bir şey anlamazlar, Türkiye'yi zaten sevmezler) dedi. Standart and Poors ile sözleşmeyi yapan Hükümet'tir. Bir de bu tür açıklamaları yapsın diye sen para veriyorsun onlara. Madem ideolojik ise iptal et sözleşmeyi. İptal edebilir mi, edemez'' dedi.
Dış politikayı eleştiren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin, sözüne itibar edilmeyen, dostluğuna güvenilmeyen bir ülke konumuna getirildiğini ileri sürdü.
Başbakan Erdoğan'ın, Suriye konusunda CHP'yi suçladığını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Sanki Beşar Esad'a ben 'kardeşim' demişim. Sen gittin 'kardeşim' dedin. Sadece ona değil Kaddafi'ye de dedin. Diliyorum Obama'ya da kardeşim der. Kime 'kardeşim' dediyse o gitti. Ya öldürüldü, linç edildi ya ülkesi işgal konumuna geldi. 'NATO'nun ne işi var Libya'da-' dedi, Amerika'dan bir telefon, bizimkinin bütün yelkenleri indi.
Kaddafi'yi diktatör diye ilan ettin, oysa Kaddafi'den insan hakları ödülünü almıştın. Şimdi merak ediyorum, o insan hakları ödülü nerede- Madem diktatördü o ödül alınır mı- O ödülle birlikte 25 bin dolar da para aldı. Gazeteciler 'Parayı ne yapacaksınız-' diyor. O da 'şehit aileleri derneklerine' vereceğim' diyor. Bizim arkadaşlarımız soru önergesi verdiler, 'Hangi şehit aileleri derneğine verdiniz bu parayı-' diye. Tık yok. Paraya bu kadar özel ilgi gösteren Başbakan görmedim.''
Türkiye'nin dış politikasının ilk kez böyle karanlık sularda gidip geldiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, CHP Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu'nun hazırlık yaptığını, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru önergesi vereceklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Bu rezil bir dış politikayı Türkiye Cumhuriyeti tarihi görmemiştir'' dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısı çıkışında, gazetecilerin, başkanlık sistemi konusundaki soruları üzerine, ''Onlar yapay gündemler'' dedi.
Öte yandan, CHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa eden İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, gazetecilerin soruları üzerine,''Aile içi sorunlar burada konuşulmaz, aile içinde konuşulur. Elbette her ailede olduğu gibi sorunlar olabilir. Ama bu, sorun haline dönüşecek bir durum değil'' dedi.
Tekin, ''Kılıçdaroğlu ile görüşür müsünüz-'' sorusuna, ''Görüşeceğiz elbette. Sayın Genel Başkanımız ile bizim görüşmeme gibi bir sorunumuz yok'' yanıtını verdi. (15:29)
