2006-09-26 - 15:59
CHP GENEL BAŞKAN BAYKAL: ''TÜRKİYE, MEDYASINI, BANKASINI YABANCILARA AÇTI, ŞİMDİ VAKIFLARINI VE EĞİTİMİNİ AÇIYORUZ. BUNLARI YAPACAKSIN, SONRA ANTALYA VE SÖĞÜT'TE DEMİR DÖVECEKSİN, MİLLİYETÇİ OLDUĞUNU GÖSTERECEKSİN. GÜLÜNÇTÜR...''
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, Meclis gündeminde bulunan Sayıştay, Vakıflar ve Özel Öğretim Kurumları kanunu tasarılarına yönelik değerlendirme ve eleştirilerde bulundu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin, medyasını ve bankasını yabancılara açtığını ifade ederek, ''Şimdi vakıflarını ve eğitimini açıyoruz. Bunları yapacaksın, sonra Antalya ve Söğüt'te demir döveceksin, milliyetçi olduğunu göstereceksin. Gülünçtür, gülünç...'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, Meclis gündeminde bulunan Sayıştay, Vakıflar ve Özel Öğretim Kurumları kanunu tasarılarına yönelik
değerlendirme ve eleştirilerde bulundu.

AB'ye uyum sağlamak amacıyla getirilen Sayıştay Yasa Tasarısı'nın, AB ilkeleri ve anlayışı ile bağdaşmadığını ifade eden Baykal, AK Parti grubunun, Sayıştayın hazırladığı yasa taslağını beğenmeyerek yeni bir düzenleme getirdiğini
söyledi.

Bu düzenlemenin, Sayıştay Genel Kurulu'nu devre dışı bıraktığını, iktidarın arzusuna göre Sayıştay üyelerini belirlediğini savunan Baykal, bunun, AB
normlarını karşılamadığını, hukuk devletine ve AB pratiğine uymadığını belirtti.

Baykal, getirilen düzenlemeyi, ''iktidarın kontrolünde, Sayıştayı yönetme çabası olarak'' nitelendirerek, Sayıştayın, tarafsız ve bağımsızlığına inanma
olanağının kalmayacağını kaydetti.

Yasa tasarısıyla, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun da iptal edildiğini ifade eden Baykal, kendilerine ve Sayıştaya saygıları nedeniyle
tasarıya ''hayır'' dediklerini vurguladı.

AZINLIKLAR
Baykal, Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemeye başlamasıyla azınlık kavramının, giderek önemi artan bir sorun haline gelmeye başladığını,
imparatorluğun bağımsızlığını ve gücünü yakından etkilediğini dile getirdi.

Montrö, Sevr, Mudanya ve Lozan'daki düzenlemelerde bunun, en önemli tartışma konusu olduğuna dikkati çeken Baykal, Doktor Rıza Nur'un Lozan ile ilgili anılarından kısa bir bölüm okudu.

Baykal, Türkiye'yi, bağımsız ve bir bütün toplum olarak kurmak isteyenlerin, Türkiye'nin sosyal yapısını azınlığa dayalı şekillendirmek isteyenlere karşı mücadele ettiğini anlattı.

Anadolu'da yaşanan acı olaylar karşısında iki ayrı milletin aynı coğrafyada yaşama şansının kalmadığını anımsatan Baykal, ardından mübadele olduğunu söyledi.

''HUKUKİ OLARAK DA İKİNCİ SINIF VATANDAŞ''
Baykal, Lozan Anlaşması'na göre, Türkiye'deki azınlık konumundakilerin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bütün haklarına sahip olduğunu, azınlık
statüsündeki gayrimüslim vatandaşlara, Müslüman Türk vatandaşları hukukundan eksik bir hukuk uygulanmadığını kaydetti.Baykal, çocuklarını kendi okullarında okutma, burada kendi dilinde eğitim alma gibi ekstra haklara sahip olduklarını, Batı Trakya'daki Türk azınlığın da bu haklardan yararlandığını hatırlattı.

Baykal, sorunun, azınlık düşmanlığı değil, azınlık cemaati şeklindeki konumu yaygınlaştırıp yaygınlaştırmama olduğunu kaydetti.

Türkiye ve Yunanistan'da azınlık olmanın farklı olduğunu ifade eden Baykal, Batı Trakya'daki Yunan vatandaşının sadece sosyolojik olarak değil, hukuki olarak da ikinci sınıf vatandaş olduğunu belirtti.

Baykal, Türkiye'de sayısı azalan azınlık vatandaşlarının kendilerini tedirgin etmesinin söz konusu olmadığını vurgulayarak, ''Azınlık cemaatine hükmü
şahsiyet kazandırma, bireysel hak ve özgürlük talebi ötesinde azınlık cemaati anlayışını, hükmü şahsiyetle takviye etme, bu hükmü şahsiyete giderek siyasal, uluslararası nitelikte kimlik kazandırma süreci; desteklemek mi desteklememek mi?'' diye konuştu.

''HÜKÜMET, YENİ BİR VAKIF ANLAYIŞI DAYATIYOR''
Baykal, Hükümetin, Vakıflar Yasa Tasarısı ile vakıfların mülkiyet sorununa çözüm getirmekle yetinmediğini, Türkiye'ye yeni vakıf anlayışını dayattığını
savundu.

Tasarı ile vakıf kurmanın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının uğraşısı olmaktan çıktığını, yabancıların da vakıf kurabileceğini söyleyen Baykal,
sınırsız mülk ve toprak sahibi olabileceğini, dışarıdan yardım alabileceğini, ticaret yapabileceğini ifade etti.

''Dünyanın neresinde böyle bir düzenleme var? Yunanistan'da bir Türk vatandaşı vakıf kurabilir mi?'' diye soran Baykal, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir vakıf yasasının bulunmadığını belirtti.

Türkiye'nin yabancı vakıf cennetine dönüşeceğini ileri süren Baykal, ''Türkiye, medyasını, bankasını açtı. Şimdi vakıflarını ve eğitimini açıyoruz. Ne
oluyor? Bunları yapacaksın, sonra Antalya ve Söğüt'te demir döveceksin, milliyetçi olduğunu göstereceksin. Gülünçtür, gülünç...'' dedi.

AB'nin, Türkiye'den böyle bir tasarının çıkmasını değil, daha önce İstanbul'da kurulan vakıfların mülkiyet sorunlarının çözülmesini isteyebileceğini
kaydeden Baykal, ''Cemaat yok, cemaat vakfı teşvik ediliyor. Bunun için yeni mekanizmalar kuruluyor'' diye konuştu.

Bunları, ''Türkiye'ye yönelik tuzak'' olarak değerlendiren Baykal, Türkiye'de vakıf hukuku bulunduğunu, şu anda değiştirilmesine gerek olmadığını
söyledi.

Baykal, grup toplantısında, Türkiye'nin bir sömürge ülkesi, bir postmodern sömürge ülkesi haline dönüştürülemeyeceğini belirterek, buna izin
vermeyeceklerini kaydetti.

Avrupa'da bankaların yüzde 30'undan fazlasının yabancıların eline geçmesine izin verilmediğine dikkati çeken Baykal, ''Yani bankaları, vakıfları, eğitimi açacağız, parası olan gelecek, Türkiye'yi parmağında oynatacak, har vurup harman savuracak'' diye konuştu.

Baykal, 301. madde konusunun doğru perspektife oturtulmasının sağlanması için hangi ülkede ne şekilde uygulandığının iyi bilinmesi gerektiğini savundu.

İtalyan Ceza Yasası'nda İtalyan ulusunu aşağılamanın suç olduğunu kaydeden Baykal, İspanya'da kamu alanına yönelik yazı, söz ve hareketle yapılan aşağılamanın hapisle cezalandırıldığına; Fransa ve Hollanda'da devletin kurumlarına hakaretin suç sayıldığına dikkati çekti.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni kabul eden ülkelerde kendi ulusunu aşağılayıcı hareketlerin suç sayıldığını belirten Baykal, ''Fikir ve düşünce
özgürlüğüyle hakaret ve tezyif bir araya gelebilir mi? Hakaret ve tezyifin cezalandırılması, düşünce özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelir mi? Düşünce özgürlüğü ile hakaretin tanımları çok açık. Bunu ayırmakta niye tereddüt gösteriyorsunuz?'' diye sordu.

Türk ulusunun aşağılanması ve Türk ulusuna hakaret yapılmasının, Türklüğün hakarete tabi tutulmasının, düşünce özgürlüğü olarak düşünülmemesi gerektiğine dikkati çeken Baykal, ''İtalya'daki yasalar uygulanıyor, Türkiye'deki yasalar da uygulanıyor. İtalya'da kim mahkum oldu, Türkiye'de kim? Eğer, İtalya'da mahkum olan yoksa bu; İtalya'daki yazarların, çizerlerin, entelektüellerin, İtalyan ulusuna saygı göstermeyi içlerine sindirdiği içindir'' diye konuştu.

Mustafa Kemal Atatürk'ün, ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' sözünü anımsatan Baykal, Atatürk'ün bu sözü egemenliğin gereği olarak söylediğini belirterek,
''İtalyan vatandaşı, aydını, entelektüeli, kendi ulusuna sahip çıkacak; neredeyse Türk olmaktan dolayı özür dilemek zorunda kalacağız'' dedi.

-KARİKATÜR KRİZİ...-
Bir süre önce yaşanan karikatür krizini anımsatan Baykal, tüm dünyanın tepkisi karşısında Danimarka yetkililerinin, ''fikir özgürlüğünü'' gerekçe
gösterdiğini söyledi.

''Hakaret ve tezyif, düşünce özgürlüğü içinde kabul edilecekse, o hakaretlere tepki göstermeye gerek yoktu'' diyen Baykal, bazı ülkelerin
yasalarında kendi dinine, bazı ülkelerde ise diğer dinlere karşı yapılan hakaretlerin yasaklandığını belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 301. madde konusunda ''Gerekirse değiştiririz'' diyerek, muhalefetle birlikte hareket edeceklerini söylediğini
belirten Baykal, CHP'nin, dokunulmazlıkların kaldırılmasını anımsatması üzerine Başbakan'ın, CHP'ye ''Pazarlıkçı'' diye hitap ettiğini ifade etti.

Deniz Baykal, şöyle devam etti:

''Komplekssiz, açık ve net olmalıyız. Kendi kimliğimizi korumalıyız ama başka kimliklere saldırılmasına izin vermemeliyiz. Düşünce özgürlüğü, AB
uygulaması gereği düzenlendi. AB locaları tehdit ve baskıyı harekete geçirince, gördüler ki Başbakan titremeye başladı. 'Gerekirse değiştiririz' diyor. Değişmesi gerekiyor mu gerekmiyor mu bunu sen söyle.

Dokunulmazlığın kaldırılması konusunu gündeme getirmemiz üzerine pazarcılık yaptığımızı ileri sürüyor. Siyasette herkes, herkese her şeyi söyleyebilir. Senin hiçbir zaman CHP'ye söyleyemeyeceğin bir söz var o da CHP'nin pazarlamacı olduğudur. O senin işin, senin kültüründür.''

Başbakan Erdoğan'ın, dokunulmazlığın gündeme getirilmesinden dolayı rahatsız olduğunu ifade eden Baykal, ''Aradan 4 yıl geçti. Neymiş, bürokrasinin de dokunulmazlığı kaldırılmalıymış. Elinden tutan mı var? Kaldır. Bürokrasinin dokunulmazlığı yasayla kaldırılıyor. Yasa çıkaracak çoğunluğun yok mu? Milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması Anayasal düzenlemeyle oluyor. Biz, bunun için size destek vermek istiyoruz'' diye konuştu

-''CHP'DEN YARDIM BEKLEME''-
Macaristan Başbakanı'nın ''vatandaşı aldattıklarını'' söylemesi üzerine halkın ayaklandığını ve o sürecin halen devam ettiğini anlatan Baykal, ''Türk
halkının aldatılmaya, yalana karşı duyarlılığı, Macaristan halkından daha az değildir. Belki tepkisini sokakta değil, sandıkta gösterecektir'' dedi.

301. maddenin değiştirilmesi için AK Parti'nin gerekli sayısal çoğunluğu bulunduğunu kaydeden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Başbakan, 'Muhalefetle görüşür, gerekirse değiştiririz' diyor. Sayısal çoğunluğun var, muhalefetten niye destek istiyorsun? Türk kimliğine hakaret
etmeyi suç olmaktan çıkarma ayıbını paylaşacak ortak arıyor. Cevabım açıktır; başka kapıya... CHP'den bu konuda yardım bekleme.''