2016-04-12 - 15:59
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konuları değerlendirdi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konuları değerlendirdi.

Kılıçdaroğlu, dün gece bomba yüklü bir araçla yapılan saldırıda iki askerin şehit düştüğünü, 46 kişinin ise yaralandığını anımsattı.

Şehit haberlerinin yüreğini yaktığını belirten Kılıçdaroğlu, 14 yıldır iktidarda bulunan, "Bu sorunu çözeceğiz" diye masaya oturan hükümetin, şehitlerin, gazilerin hesabını vermek zorunda olduğunu ifade etti.

Kılıçdaroğlu, "Şehirler silah deposu haline getirilirken 'aman sakın dokunmayın' diyenler bunun hesabını verecek. Kamyonla, Kalaşnikof silahlar Nusaybin'de dağıtılırken seyrediyorlardı. Her gün şehidimiz geliyor. Bunun hesabı sorulmayacak mı?" diye konuştu.

Kilis'te vatandaşların "Acaba bomba nerede patlayacak" diye diken üstünde bulunduğunu ifade eden Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın, bütün belalardan kendini sıyırarak, CHP'yi suçladığını savundu.

Vatandaşlardan, "14 yıldır bu ülkeyi bu hale kim getirdi" diye vicdanlarına sormalarını isteyen Kılıçdaroğlu, gencecik çocukların, üniversite mezunlarının işsiz olduğunu kaydetti.

"Ankara'daki beylerin çocuklarının bir elleri yağda, bir elleri balda. Bunlar Türkiye için hayırlı sonuçlar değil" diyen Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin soyulduğunu artık herkesin bildiğini ileri sürdü.

Uluslararası Şeffaflık Derneği'nin geçen hafta "Türkiye analizi" yayımladığını anımsatan Kılıçdaroğlu, bu analize göre yolsuzlukla mücadele eden kurumların 100 üzerinden en az 60 puan alması gerekirken, TBMM'nin 42, savcıların 40, yargının 39, hükümetin 33, basının ise 26 puan aldığını aktardı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, raporda, "kuvvetler ayrılığı ilkesine uyulmaması, yetkilerin anayasal sınırlar içinde kullanılmaması, iktidarın yasama, medya, kamu denetçiliği gibi kurumlar üzerindeki nüfusu, hükümetin bütün gücü elinde tutması ve şeffaflık sistemi üzerine düşen koyu gölgesi" nedeniyle Türkiye'nin bu durumu yaşadığına dikkat çekildiğini belirtti.

Yolsuzluk yapan bakanlarla ilgili dokunulmazlıklar söz konusu olduğunda, "Benim hırsızım iyidir, devleti soyabilir" denilerek, dört bakanın dosyasının kapatıldığını öne süren Kılıçdaroğlu, bütün dünyanın bunu bilmesine rağmen, parlamentonun bunun hesabını soramadığını iddia etti.

Medyada yaşanan sıkıntılar da değinen Kılıçdaroğlu, "Eğer hükümetten yanaysanız, bütün kamu bankalarının ilanları gelir, her türlü kredi açılabilir yeter ki havuz medyasından olun. Değilseniz, her türle ceza ve baskı üzerinizde vardır." dedi.

AK PARTİ'li bir milletvekilinin "Başkanlık sistemine ne gerek var, yasama, yargı ve hükümet zaten bizim emrimizde" dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, bu tablonun ahlaki erozyonu ortaya çıkardığını savundu.

Din üzerinden siyaset yapan bir iktidar döneminde, 14 yılda ahlaki yozlaşmanın yüzde yüz arttığını iddia eden Kılıçdaroğlu, "Yapanın yanına kar kalıyor ama milletime sözüm söz, kul hakkı yiyenlerden hesap sorulmasını istiyorsanız, tek bir adresiniz var CHP. Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum: 'Kul hakkı yiyenden hesap sorun, bu İslamiyet'te en büyük günahtır' diyorsanız, o günahın gereğinin yerine getirilmesini istiyorsanız gelin CHP'ye bu düzeni kökten değiştirelim." diye konuştu.

Ahlakın çok önemli olduğunu, bunun pek çok kültürden, dinden beslendiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, siyasette ahlaki kuralların bulunmadığını, bu nedenle Siyasi Ahlak Yasası'nın çıkarılmasının gerektiğini bildirdi.

İslamiyet'te de ahlaka büyük önem verildiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, Hazreti Muhammed'in, Mekke'nin ileri gelen ailelerinden bir kadının yaptığı hırsızlığı affetmesi için kendisine gelen aracıya, "Geçmiş ümmetlerin helak olmasının başlıca sebeplerinden biri cezaların sadece fakir ve zayıf kimselere tatbik edilip, zengin ve soylu güçlülerin affedilmesi. Allah'a yemin ederim ki eğer hırsızlık yapan Muhammed'in kızı Fatma olsaydı, onun da elini keserdim" diyerek, cezayı uyguladığını anlattı.

"İşte ahlak, erdem, güzellik, adamına göre muamele budur" diyen Kılıçdaroğlu, "Bunlar sabah, akşam din üzerinden siyaset yaparlar değil mi? 'Allah, peygamber, din, iman' diyorlar değil mi? Kendi hırsızlarını korudular mı korumadılar mı? Hırsızların altına yattılar mı yatmadılar mı? Yine kıyameti koparacaklar, 'Kılıçdaroğlu bunu niye söyledi?' Kim hırsızın önüne yatarsa, karşısında beni bulur. Benim vicdanım rahat" ifadesini kullandı.

Hazreti Muhammed'in bir hadisinde, "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, toplumda herkesin ahlaklı olması, ahlaki kuralların yüceltilmesi gerektiğini belirtti.

Müslüman olanın yalan söyleyemeyeceğini, küfür etmeyeceğini, kul hakkı yemeyeceğini, israf yapmayacağını, kibirden sakınacağını ve sözünde duracağını anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Ben bütün vatandaşlarıma sesleniyorum: Çıktılar ne dediler? 'Camide içki içildi' dediler, yalan söylediler. Caminin imamı, 'burada içki içilmedi' dedi. Doğruyu söyleyen imamı başka yere sürdüler ve kendi yalanlarının arkasında durdular. Şimdi gel de sen bunlara 'Müslüman' de. Nasıl insanlar bunlar? 'Kabataş İskelesi'nde başı örtülü bir kadına 30-40 kişi saldırdı, bunun görüntülerini Salı günü göstereceğim grupta' demişlerdi. Ne görüntü var ne de bir şey var... Yalan mı? Müslüman yalan söyler mi? söylemez. Küfür etmez. 'Terbiyesiz, cibilliyetsiz, ahlaksız, sapık' diyen bunlar, hatta bir gazeteci kadına 'haddini bil edepsiz kadın' diyenler bunlar. Peki bunu söyleyen bir ülkenin başbakanıysa, topluma örnek olamaz. Kul hakkı yemek en büyük günahtır. 'Her türlü günahınla gel affederim ama kul hakkıyla gelme' dedi Rabbimiz, gelmeyeceksin. Peki aile boyu yolsuzluk yapmadılar mı bunlar? Köşeyi dönmediler mi bunlar? Vatandaşın beş kuruşuna tenezzül etmediler mi bunlar? 33 milyar liralık kaçak elektriğin faturasını namuslu insanlara yüklemediler mi bunlar?"

Sabah, akşam kul hakkı yiyenlerin, "Çık adam gibi söyle, ben kul hakkı yemedim diye" çağrısını duymazlıktan geldiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, "Tabi bu arada bana sataşmayı da ihmal etmiyor. 'O çıraktır' diyor. Ben Mustafa Kemal Atatürk'ün ve Bülent Ecevit'in çırağıyım. Ama o zata da söyleyim, sen de hırsızların ustasısın. Hırsızlık konusunda kimse eline su dökemez, gayet açık, net söylüyorum. Aile boyu hırsızlık yaptılar." dedi.

Müslüman'ın israftan kaçınacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, Ebu Zer'in saray konusunda Muaviye'ye, "Bu sarayı halkın parasıyla yaptıysan, hırsızlıktır, haksızlıktır. Eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır, haramdır." dediğini aktardı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Oturduğu saray, haram sarayıdır. Çoluk, çocuk ekmek bulamazken, insanlar işsizken sen kalkıyorsun dünyanın parasını gömüyorsun, kendine saray yaptırıyorsun, 'Bunu kaça mal ettin' dediğimizde de bunu açıklamıyorsun. Neden açıklamıyorsun? Bir, hırsızlar çaldıkları malı açıklamazlar. İki, bu tür sarayda oturanlar açıklamazlar. İkisinin de felsefesi aynıdır." diye konuştu.

Müslüman adamın sözünde duracağına işaret eden Kılıçdaroğlu, "Hele hele namusu ve şerefi üzerine yemin etmişse kesinlikle durur. Bu zat, namusu ve şerefi üzerine yemin etti. 'Namusum ve şerefim üzerine tarafsız davranacağıma ant içerim' dedi. Niye durmuyorsun sözünde? Hangi gerekçeyle durmuyorsun? Bir şeyi söylüyorum, Bu hırsızların ve tecavüzcülerin din maskesini kesinlikle indireceğim." dedi.

Başbakan Davutoğlu'nun kendisine yönelik "edep yahu" ifadesini kullandığını anımsatan Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Edep nedir biliyor musunuz? Yasalarla verilen görev yerine getiriliyorsa, edep de vardır, ahlak da vardır. Kurallara uyuluyorsa, edep de vardır, ahlak da vardır. Edebin özü insanı kamildedir. İnsanı kamil, hem edeplidir hem ahlaklıdır. Şimdi kalkıyor İstanbul'da konuşuyor, 'Nereden çıktı bu gökdelenler İstanbul'un bağrına hançerlenmiş gibi?' Bu adam gerçekten başbakan mı? Türkiye'de yeni mi yaşıyor. İstanbul'u 20 küsür yıldır siz yönetiyorsunuz. Eğer sen edepten, ahlaktan, yasalara, yargı kurallarına uymaktan söz ediyorsan, yapacağın tek şey var. Sultanahmet Camisi'nin silüetini bozan 16-9 gökdelenleri var. Onları mahkeme kararına göre traşlarsın, söz veriyorum ben de geleceğim seni kutlayacağım, 'sağol Sayın Başbakan' diyeceğim. 'Edep budur, sizi kutluyorum' diyeceğim."

Kılıçdaroğlu, yaptığı konuşmada, çocukların anneler için önemine işaret etti.

Bütün sırlarının ortağının anneler olduğunu, her annenin çocuğunun daha iyi şartlarda yetişmesini istediğini belirten Kılıçdaroğlu, "Çocuklar, annelerinin turnalarıdır. Her anne çocuğuna titrer. Annelere gereken önemi, değeri verseydik Türkiye bu halde olmazdı." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, acıların en büyüğünün evlat acısı olduğunu, kendisinin de evlat acısı çektiğini vurgulayarak, çocuklara sahip çıkmanın görevleri olduğunu anlattı. Kılıçdaroğlu, Anayasa'da çocukların korunması ve eğitimini hükmü bulunduğuna dikkati çekti.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Karaman'da bir olay meydana geldiğini anımsatarak, bunun, Lut kavmindeki olayın 21. yüzyıl versiyonu olduğunu savundu.

Önce hiç sesini çıkarmadığını, dinlediğini, kadın milletvekillerini, avukat arkadaşlarını Karaman'da görevlendirdiğini anlatan Kılıçdaroğlu, "Olayı soğukkanlılıkla takip edin, kimsenin ismini ifşa etmeyin." dediğini aktardı.

Kılıçdaroğlu, bu çocukların hakkını korumak zorunda olduklarının altını çizerek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Olay medyada yer aldı. Ama öyle şeyler oldu ki aklım almadı, vicdanım asla kabul etmedi. Bütün AKP camiası, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, genel başkan yardımcıları, milletvekilleri, koro halinde çocukları değil, Ensar Vakfı ve oradaki derneği savunmaya kalktılar. Çocukların haklarını kim savunacak? Eli öpülesi anneler, hiç meraklanmayın sonuna kadar bu çocukların haklarını biz savunacağız.

O kadar ileri gittiler ki emin olun vicdanım asla kabul etmedi. Aileden Sorumlu Bakan, 'Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz' diyor. Bu lafa kimse itiraz etmiyor. Mütedeyyin vatandaşlarıma, samimi Müslümanlara sesleniyorum, kendi çocuklarını düşünsünler onlara sesleniyorum, ne demek bir kere rastlanmış olması? Kaç kere rastlanmış olması gerekirdi de senin vicdanın rahat etsin veya rahatsız olsun? İtiraz ettim, 'Ensar Vakfı'nın önüne neden yatıyorsunuz' dedim. Koro halinde itirazlar, siyah çelenkler... Sen o çelengi götüreceksin Ensar Vakfı'nın önüne koyacaksın. Bunlar kadını insan olarak görmüyorlar, cinsel obje olarak görüyorlar. Asıl hastalık burada. Kadın, insandır, bakan da bakandır; kadın olur erkek olur. Aldılar olayı başka mecraya çektiler. Ne yaparlarsa yapsınlar, ne söylerlerse söylesinler, kimin önüne yatarlarsa yatsınlar sonuna kadar takip edeceğiz."

Kılıçdaroğlu, vakıfın adındaki Ensar kelimesinin çıkarılması gerektiğini, bu kelimenin, Arapça "koruma" anlamına geldiğini söyledi.

Ensar adında vakıf kurulmasına itirazlarının olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, ancak tüzüğünde belirtilen kurallara, yasalara uyulması, "Ben kanun tanımam" denilmemesi gerektiğini kaydetti.

Kılıçdaroğlu, 2001-2003 yılları içinde Ensar Vakfının Rize'de başkanlığını yapan birinin, bu yıl iki erkek çocuğa tecavüz ettiği için tutuklandığını, FBI'ın, "Şu kişi çocuk pornosu indiriyor" dediği başka bir kişinin, Ensar Vakfı ile işbirliği yaptığının ortaya çıktığını ifade etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, 1980'de imam hatip öğrencisi erkek çocuğa tecavüzle suçlanıp ceza alan kişiye, Artvin Ensar Vakfı'nın düzenlediği toplantıda ödül verildiğini belirtti.

Sinop Gerze'de dört erkek çocuğa tecavüz edildiğini, avukatlığını AK Parti'li bir milletvekilinin yaptığını savunan Kılıçdaroğlu, çocuğun babasının, "Çocuk tecavüzcüsünü kurtarmak için ellerinden geleni yapıyorlar" dediğini öne sürdü. Kılıçdaroğlu, Afyonkarahisar'da Ensar Vakfının toplantılarına katılan bir imamın, 7 ve 9 yaşlarındaki iki çocuğa cinsel tacizde bulunmaktan tutuklandığını, 2008'de Ensar Vakfı Çorum Şube Başkanlığı yapan bir kişinin de iki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğunu anlattı.

Kılıçdaroğlu, "Olay bir olay değil, birden fazla olay. Sicili kötü, bozuk bir vakıf. Eğer sicili düzgün olsaydı bizim söyleyecek bir şeyimiz yoktu. Bütün bu olayların kaynağı, insanı insan olarak görmemektir. Ben onların anlayacağı dilden konuştum. Anlasın, öğrensinler diye konuştum. Koro halinde, Bremen mızıkacıları vardır ya öyle bağırmaya, çağırmaya başladılar. Sandılar ki biz geri adım atacağız. Yok kardeşim yok, ben bu çocukların hakkını sonuna kadar savunacağım. Bu vicdani, insani görevimdir." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, çocuklara yapılan istismar karşısında susulduğunu savunarak, "Hani haksızlığa karşı direnmek gerekiyordu, mazlumun hakkını aramak gerekiyordu? Ensar olunca, KAİMDER olunca hangi gerekçeyle vazgeçiyorsunuz?. Siz dilsiz şeytan mısınız?" diye sordu.

"Evet bunlar dilsiz şeytan." diyen Kılıçdaroğlu, "Ensar'a, KAİMDER'e gelince, ayakkabı kutularında milyon dolarları istif ederken sustular, çocukların yatak odalarında trilyonlarca paralar, kasalar çıktı sustular. Ülkede soyulmadık yer kalmadı, sustular. Yüce Allah'ın ayetiyle 'bakara, makara' deyip dalga geçtiler, yine sustular. Niye gidip siyah çelenk bırakmadınız? Madem dindar, Müslümansınız neden gidip siyah çelenk koymadınız? Kadın gazeteciye, 'haddini bil edepsiz kadın' dedi, yine sustular. Küçük çocuklar cinsel istismara uğradı, yine sustular. Susan dilsiz şeytandır. Bunlar dilsiz şeytandır." görüşünü savundu.

Kılıçdaroğlu, Ensar Vakfının yurtlarının, evlerinin tamamen kaçak olduğunu ileri sürdü. Üstelik bu vakfa vergi muafiyeti verildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, kaçak evlerde bu çocukların kaldığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Yasa dışı faaliyette bulunduğu için Ensar, KAİMDER bundan sorumludur. Neden kaçak? İlköğretim, ortaöğrenimde yurt, barınma yeri açmak sadece Milli Eğitim Bakanlığının görevidir. Bunlar kaçak çalıştırıyorlar. Onlara emanet edilen çocukların hakkını, hukukunu, namusunu, şerefini koruyamadılar. Bu evlerde ne idüğü belirsiz adamları çalıştırdılar. Masum çocuklara her türlü istismarı yaptılar. Bundan ötürü Ensar Vakfı sorumludur.

Başbakan'a 6 soru soruyorum. Anayasa ve Milli Eğitim Bakanlığı yasasına göre ilk ve ortaöğrenimde yurt, barınma yeri açma yetkisi sadece bakanlıktadır. Bu yetki Ensar Vakfı ve KAİMDER'e nasıl, kimler tarafından verildi? Yıllardır faaliyette bulunan bu yurtlar için bugüne kadar bir soruşturma açıldı mı? İmam hatip okulu müdür yardımcısı, 'Bizim öğrencilerimiz Ensar ve KAİMDER'in evlerinde kalıyor' diyor. Ama Milli Eğitim Müdürü, 'Karaman'da bu kurumlara ait yurt ve ev bulunmamaktadır' diyor. Yalan söylüyorlar çünkü bu evlerde çekilen fotoğrafları medyada gördük. Bu müdür görevinde mi, değil mi? Ensar Vakfı Başkanının, 'Bu sapık 2013'te 5 ay bizimle çalıştı başka bağlantısı yok' diye açıklaması var. O çocuklara istismarın 2012 ve 2013'te yapıldığı ifadelerle sapit. Bu da yalan söylüyor. Türkiye genelinde bu evlerden, yurtlardan kaç tane var? Yoksul ailelerin çocuklarının barınması görevi Milli Eğitim Bakanlığına verildi. Bakanlık bugüne kadar hiçbir yurt ve barınma evi yapmadı. Neden? Paranız mı yoktu? Bu soruların cevabını bekliyorum."

Kılıçdaroğlu, kastettiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP Genel Başkanı'nı artık muhatap almayacağını söylediğini ifade ederek, kendisinin sevindiğini, muhataplarının o olmadığını söyledi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Fakat dayanamıyor. Ertesi gün kalkmış sosyal sigortalardan bahsediyor. Sevgili zat, sen başbakanlık yaptın, benim genel müdürlük yaptığım dönemde bütün dosyaları inceledin, müfettiş ordusu görevlendirdin, 5 kuruş açık bulamadın. Çünkü ben kul hakkı yemem, sen yersin. Meşhur bir yalanı daha var. 'Onun döneminde Sosyal Sigortalar Kurumu battı' diyor. Emekli olduğum 1999'da Hazineden Sosyal Güvenlik Kurumuna 2 milyar 750 milyon lira aktarıldı. Şimdi 80 milyar 629 milyon lira. Söyle sevgili Erdoğan, bu Sosyal Güvenlik Kurumunu kim batırdı? Neden bunları millete anlatmıyorsun? Senin bütün kirli çamaşırlarını açığa çıkarmak benim görevim olacak."