2014-12-17 - 15:17
MİLLİ EĞİTİM BAKANI AVCI, MİLLİ EĞİTİM ŞURASI KONUSUNDA DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Milli Eğitim Şurası ve Osmanlıca tartışmaları konularında TBMM TV'ye değerlendirmelerde bulundu.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Milli Eğitim Şurası ve Osmanlıca tartışmaları konularında TBMM TV'ye değerlendirmelerde bulundu.

Avcı, konuşmasına başlamadan önce Pakistan'daki saldırıyı kınadı.

Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin bugün Genel Kurul'da ayrıntılı bir şekilde tartışıldığını hatırlatan Avcı, kamuoyunda şura konusunda biraz daha netleşmeye ihtiyaç olduğuna dikkat çekti. Avcı şunları kaydetti:

"Milli Eğitim Şurası cumhuriyetin ilk yıllarından beri önce maarif şuraları olarak başlamıştır ve dört yılda bir yapılır. Arada zaman zaman daha kısa sürelerle yapıldığı da olmuştur. Bizim bu son yaptığımız şura 19. Milli Eğitim Şurası idi. Milli Eğitim Şuraları, Milli Eğitim Bakanlığı'nın en yüksek danışma organıdır. Şura zaten adı üstünde danışma meclisi demektir. Dolayısıyla şurada alınan kararlar tavsiye niteliğindedir. Yani şurada alınan her karar mutlaka uygulanacak ve alındığı şekilde uygulanacak talimatlardır gibi algılanması yanlıştır. Şurada muhtelif tavsiye kararları alınır, bugüne kadar da şuralarda alınmıştır. Bunların bir kısmı uygulanmıştır, bir kısmı uygulanamamıştır."

En son yapılan şurada alınan kararlarda birkaç tavsiye kararının şuranın ana gündemiymiş gibi anlaşıldığını ve konuşulduğunu belirten Avcı, "Oysa şuralar bir yönetmeliğe dayalı olarak yapılır" dedi.

Yönetmeliğe göre şuralara bütün eski Milli Eğitim Bakanları, Müsteşarları, Talim Terbiye Kurulu Başkanları, mevcutları ve ayrıca eğitim sendikaları, sivil toplum kuruluşları, öğrenciler, veliler, öğretmenler ve ilgili kamu kuruluşlarının davet edildiğini ifade eden Avcı, "Eğitim üzerine söz söyleyebilecek herkes bu şuralarda bir şekilde temsil edilir" şeklinde konuştu.

Yapılan son şuranın bir farklı özelliğinin bulunduğuna dikkat çeken Avcı, daha önce öğrencilerin ve velilerin sadece gözlemci olarak katıldıklarını, oy haklarının bulunmadığını, bu şurada onlara oy hakkı da tanındığını, yönetmelikte değişiklik yapıldığını ve daha sivil bir şura gerçekleştiğini belirtti.

"Şura önce komisyonlar halinde toplanır. Şuranın önceden belirlenmiş bir gündemi olur. Bu her şurada böyledir. O gündem dışındaki konular şurada konuşulmaz. Çünkü eğitimin konuşulacak yüzlerce konusu vardır. Dolayısıyla şuralarda serbest gündem konuşmaları yapıldığı takdirde günlerce, aylarca konuşmamız gerekir. Onun için altı günlük bir şurada konuşulabilecek belli başlı gündem maddeleri önceden ilan edilir, bu şurada da öyle olmuştur" şeklinde konuşan Avcı, son şurada dört tane ana gündem maddesi olduğunu, bunlardan birinin öğretmen niteliğinin arttırılması, ikincisinin eğitim yöneticilerinin niteliğinin arttırılması, üçüncüsünün okul güvenliği ve dördüncüsünün de ders çizelgeleri olduğunu kaydetti.

Şurada bunların hepsinin tartışıldığına, bunlarla ilgili dört tane komisyon kurulduğuna, daha önce de illerde ön hazırlık toplantıları yapıldığına dikkat çeken Avcı, "Komisyonlarda alınan kararların şura kararları haline dönüşebilmesi için şura genel kuruluna getirildi. Komisyonlarda 179 konuda tavsiye kararı alınmıştı. Genel kurulda kabul edilenler 185'e çıktı" şeklinde konuştu.

185 maddeden üç tanesinin, iki tanesinin "eksik bilgilerle" kamuoyunda tartışıldığı görüşünü savunan Avcı, Osmanlıcanın yeni çıkan bir mesele olmadığının altını çizerek şöyle konuştu:

"Bizim Sosyal Bilimler liselerimiz var 10 yıldır. Osmanlıca dersi de bu liselerimizin 10. 11. ve 12. Sınıf yani lise 2, lise 3 ve lise 4 sınıflarında sekiz seneden beri zaten zorunlu olarak okutuluyor. Şimdi şurada alınan karar nedir? Sosyal Bilimler liselerinde sekiz senedir zorunlu olarak okutulan ve çok başarılı da uygulamalar olduğunu gördüğümüz bu derslerin, Anadolu İmam Hatip liselerinde de zorunlu olması. Peki diğer liselerde ne olacak? Diğer liselerde de zaten bu dersler Osmanlı Türkçesi dersleri seçmeli olarak zaten vardı. Bugüne kadar uygulanıyordu."

Anadolu İmam Hatip liselerinde derslerin niteliği olarak, normal ortaokul ve lise programlarının uygulandığını belirten Avcı, "Normal diğer okullarımızda okutulan bütün dersler Türkçesi, Tarihi, Coğrafyası, Edebiyatı, Kimyası, Fiziği, bu dersler bu okullarda okutulur. Bunun üzerine bir de ayrıca dini bilgiler dersleri okutulur" şeklinde konuştu.

Bu okulların sadece imam ve hatip yetiştiren okullarmış gibi algılandığına dikkat çeken Avcı, imam hatip mezunlarının okullarının gerçek niteliklerini tanıtması, diğer okullarda okutulan bütün derslerin okutulduğunu söylemeleri gerektiğini belirtti. Bu okullarda öğrencilerin Kuranı Kerim dersleri vesilesi ile zaten alfabeye bir "aşinalık" sahibi olduğunu kaydeden Avcı, "Dolayısıyla oralarda Osmanlı Türkçesi, yani Osmanlıca dediğimiz, 1928'deki harf inkılabına kadar kullandığımız alfabeyle yazılmış Türkçe metinler" dedi. Avcı şunları kaydetti:

"1928'den önce yayınlanmış olan matbu, bugün de klasiklerimiz arasında olan ama Latin harfleriyle okuduğumuz kitaplardan bazılarını Osmanlı Türkçesi harfleriyle de okuyabilsinler. Derdimiz bu. Ondan sonrasını öğrenci kendi yeteneğine göre, becerisine göre, ilgisine göre, daha sonrasını da daha ileride yapar, üniversitede yapabilir."

Atilla İlhan'ın "Hangi Batı", Peyami Safa'nın "Doğu Batı Sentezi" ve Cemil Meriç'in kitaplarının okunduğu takdirde bu konuda "çok aydınlatıcı" fikirlere ulaşılacağını kaydeden Avcı, İstanbul'da, Ankara'da ve Sakarya'da bulunan sosyal bilimler liseleri ziyaret edilirse "meselenin görüleceğini" söyledi.
Şurada alınan kararlardan okul güvenliğinin uyuşturucu ile mücadele ve benzeri konularda çok önemli olduğunu belirten Avcı, "Okul Çevresi" diye bir kavram geliştirildiğine dikkat çekti:

"Okul çevresi dediğimiz alanı tanımlayalım, öyle önüne gelenin, ne olduğu belli olmayan bir takım işler yapmasına mani olabilelim. Bunun için çevre esnafını, okullarımızın çevresindeki vatandaşlarımızı iş yerlerimizi, esnafımızı bilinçlendirelim. Onların da bu mücadeleye katkıda bulunmasını sağlayacak tedbirler geliştirelim. Bunlar da konuşuldu şurada ama bunların hiçbiri konuşulmuyor. Osmanlı Türkçesi meselesi de konuşulsun ama diğerlerini gölgeleyecek kadar tekeline almasını doğru bulmuyorum."