2011-02-08 - 15:00
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada
''her kurum gibi ordunun da eleştirilebileceğini'' ifade ederek, ''Ama önceki genel
başkanımızın söylediği çok güzel bir söz var: Orduyu eleştirmek CHP genel Başkanı
katında ancak olur'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada
''her kurum gibi ordunun da eleştirilebileceğini'' ifade ederek, ''Ama önceki genel
başkanımızın söylediği çok güzel bir söz var: Orduyu eleştirmek CHP genel Başkanı
katında ancak olur'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın grup toplantısındaki sözlerine değinerek, şunları
kaydetti:
''Sayın Başbakan bugün konuşmasında orduya da değinmiş, ordumuzu övmüş.
Ne kadar samimi olduğunu bilmiyoruz.
Bizi eleştirmiş... Önce şunu söyleyeyim, Sayın Başbakan eleştirebilir,
eleştirisinde haksız olabilir ama ben Sayın Başbakandan şu samimiyeti beklerdim:
Bizi eleştirdiğin gibi kendini de eleştirmeyi bileceksin. Eğer senin bir bakanın
çıkıp da 'bu orduyla mı biz savaşa girecektik' der ve sen sesini çıkarmazsan sen
orduya saygı göstermiyorsun demektir.
Biz sadece orduya değil, devletin tüm kurumlarına saygılıyız; devleti
devlet yapan kurumlara saygılıyız. Ama devleti devlet yapan kurumlara saygılıysak
o saygıyı da çok iyi bilmeliyiz. Herkes, her siyasetçi bunun gereğini yapmalıdır.
'Hiç kimse ordu üzerinden siyaset yapmaz.' Bu bize Mustafa Kemal'in verdiği
mirastır. Bu mirası herkes özenle koruyacaktır.
Her kurum eleştirilebilir, ordu da eleştirilebilir ama önceki genel
başkanımızın söylediği çok güzel bir söz var: Orduyu eleştirmek, ancak CHP Genel
Başkanı katında olur. Biz güzel, geleceği parlak bir Türkiye özlemiyle gerçekten
de yanıp tutuşuyoruz. Her yere gidiyoruz, her alana gidiyoruz, her alana
girmeliyiz. beraber çalışmalıyız, ortak çalışmalıyız, tek ses çıkarmalıyız, ortak
ses çıkarmalıyız. Eğer tek ve güçlü bir ses çıkarabilirsek halkın güvenini
kazanmış oluruz. Biz halkımızın seviyoruz, onlara güveniyoruz.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumartesi Annelerini kabul etmesini doğru bulduklarını ve
desteklediklerini belirterek, ''Şimdi senin samimiyetini test ediyoruz. Sen eğer
faili meçhullerin ortaya çıkmasını istiyorsan CHP'nin verdiği araştırma
önergelerine 'evet' de. 'Yok biz ona evet demeyiz. Biz onu kabul etmeyiz'
diyorsan önergeyi siz verin biz kabul edeceğiz'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına, Ostim, İvedik ve Antalya'da meydana gelen patlamalarda
hayatını kaybeden işçilere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara
da şifa dileğinde bulunarak başlayan Kılıçdaroğlu, Türkiye'de iş kazalarının
yaşanma sıklığına dikkati çekti.
Kazaların ardından yetkililerin birbirlerine suçladıklarını ifade eden ve
''Sorumlu kim'' diye soran Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Gelinen noktada herkes birbirini suçluyor. Oysa hukuk devleti dediğimiz
bir kavram var. Hukuk devletinde hukuk normlarının egemen olması lazım. Hukuk
devletinde her yurttaşın sorumluluğu var. Ama her yurttaşın sorumluluğu kadar her
siyasetçinin de sorumluluğu vardır. Hukuk devletinde siyasetçinin sorumluluğu
daha ağırdır. Eğer Japonya'da iki saat sular akmıyor diye belediye başkanı istifa
etme erdemini yakalayabiliyorsa o siyasetçinin sorumluluğunun ne kadar ağır
olduğunu gösterir. Bizde siyasetçilere bakıyoruz. Hiç ilgisi yok. Hükümetten bir
yetkili çıkmış şunu söylüyor, 'hiç mi onların kabahati yok. Kayıt dışı
çalışıyorlar. Bize niye ihbar etmiyorlar?' Senin görevin ne?''
Yetkililerin benzer açıklamalarda bulunduklarını ve sorumluluğu almaktan
kaçındıklarını öne süren Kılıçdaroğlu, önlem almayanların sorumlu olduklarını
söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Önlem almıyorsanız siz sorumlusunuz. Almıyorsanız
gereğini yapın, ayrılın o koltuklardan. Sanki mübarekler iktidarda değil de
muhalefetteler. Hiç iktidarda olduklarının farkında değiller sanki. Amaç,
milletin kafasını karıştırmak'' diye konuştu.
Türkiye'nin iş kazalarında Avrupa'da birinci, dünyada ise üçüncü sırada
yer aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, iş kazaları konusunda sendikaları da
eleştirdi. İş kazalarını dile getirmenin sendikaların da görevi olduğunu
vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Onlar da iş kazalarına karşı önlem alınması gerektiğini söylemeli,
koltuklarında oturmamalı. Neymiş, ölen işçiler için saygı duruşunda
bulunacakmışız. Bulunalım da saygı duruşunda bulunmakla bu sorunlar çözülecekse
ben de geleyim hep beraber, hatta 70 milyonu çağıralım, hep beraber saygı
duruşunda bulunalım, bir daha bunlar olmasın. Ama bunlar böyle olmaz, hükümeti
uyarmak gibi bir göreviniz var. İş kazaları, meslek hastalığı denilen bir alan
var. Girin o alana, bir bakın; hangi önlemler alınmıyor ve niçin alınmıyor. Sizin
bunları sorgulamanız lazım. Ama bunlar olmuyor. Yeteri kadar olmuyor. Ama her
olmayanı halka ve işçilere şikayet edeceğiz.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen hafta Cumartesi Annelerini kabul
ettiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, bunun güzel bir girişim olduğunu belirterek,
Başbakan Erdoğan'ı kutladığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, Cumartesi Annelerinin 306 haftadır yakınlarını
aradıklarını, kendilerine sahip çıkılmasını, faili meçhullerin aydınlatılmasını
istediğini dile getirdi.
Başbakan Erdoğan'ın daha önce Cumartesi Anneleri için ''Ne iş
yaptıklarını bilmiyorum. Cumartesi Anneleri birileri tarafından kullanılıyor''
dediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, hak arama birileri tarafından kullanılmak
anlamına geliyorsa bu hak arama modelinin AK Parti'ye özgü bir model olduğunu
iddia etti. Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:
''Şimdi bizim önümüzde önemli bir şey var. Sayın Başbakan'ın samimiyetini
test edeceğiz. Samimi mi, değil mi? Nasıl test edeceğiz? Orada Cumartesi
Annelerinden biri demiş ki, 'faili meçhullerle ilgili mecliste bir araştırma
komisyonu kurun.' Sayın Başbakan'ın yanıtı çok daha ilginç. Diyor ki, 'O işi
yapmak sadece bizim partinin değil, diğer partilerin de bize destek vermesi
lazım.' Şimdi merak ediyorum. Faili meçhullerle ilgili Sayın Başbakan bir önerge
vermeye hazır mı? Hazırsa biz daha önce birkaç önerge verdik. Kim reddetti? AKP
grubu. Şimdi diyor ki, sadece biz bunu beceremeyiz. Her şeyi beceriyorsun, faili
meçhulü mü beceremiyorsun?
Sayın Başbakan'a açık çağrı yapıyorum; Cumartesi Annelerini kabul ettin,
güzel. Ona saygı duyuyoruz, destekliyoruz, doğrudur diyoruz. Şimdi senin
samimiyetini test ediyoruz. Sen eğer faili meçhullerin ortaya çıkmasını
istiyorsan CHP'nin verdiği araştırma önergelerine 'evet' de. 'Yok biz ona evet
demeyiz. Biz onu kabul etmeyiz' diyorsan önergeyi siz verin biz kabul edeceğiz.
Biz ne kadar açık, saydam, yürekli, namuslu davranacağız. Sen de davran bakalım.
Öyle çıkacaksın Cumartesi Annelerine bunu söyleyeceksin, arkası gelmeyecek.
Siyasette samimiyet çok önemlidir. Bir şey söylüyorsan arkasında duracaksın. Ben
biliyorum, 12 Eylül acılarını çekenlerin acılarını nasıl sömürdüyse Cumartesi
Annelerinin dramını da öyle sömürmeye kalkıyor. Bunu sana sömürtmeyeceğiz.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın hem Mısır hem de Kıbrıs konusunda ''çam devirdiğini'' öne
sürerek, ''Allah aşkına Sayın Başbakan, senin irticalen konuşmak ne haddine. Her
konuştuğunda çam deviriyorsun'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda, dış politikadaki gelişmeleri
değerlendirdi.
Mısır'da yaşanan gelişmelere işaret eden Kılıçdaroğlu, Mısır'ın
Ortadoğu'da kilit konumunda olduğunu söyledi. Mısır'daki olaylara hiçbir devletin
ilgisiz kalmasının düşünülemeyeceğini, herkesin olayları soğukkanlı yorumlamaya
çalıştığını belirten Kılıçdaroğlu, kendilerinin de Mısır'ı, Mısırlıları yakından
izlemeye devam edeceklerini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, Mısır'ı düşünenlerin, asıl olaylardan sonrasını
düşündüğünü, kimin geleceğini, Ortadoğu'daki dengelerin nasıl bozulacağını, o
dengelerde nasıl söz sahibi olunabileceğini, bir satranç ustalığıyla
hesapladığını anlattı.
Münih'te katıldıkları Güvenlik Konferansı'nda da bu konunun gündeme
geldiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, 47 yıllık güvenlik konferansında, ilk kez
CHP'den bir genel başkan yardımcısının, Ortadoğu konusunda görüşlerini
anlattığını belirtti. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''AKP'nin yaptığını yapmadık, daha tutarlı, dengeli, sağduyulu olaylara
baktık. Sadece Mısır'a değil bütün Ortadoğu'ya demokrasi, özgürlük, kadın-erkek
eşitliği, insan hakları götürelim, Ortadoğu'da bir barış çemberi yaratalım, bu
bakışı orada dile getirdik.
Ama Sayın Başbakan ne yaptı? Fincancı dükkanına giren fil gibi ortalığı
darmadağın etti. 'Oradaki olayları tribünden seyretmeyeceğiz' Güzel, ama sahaya
indi mi Sayın Başbakan, nerede Başbakan? Güçlü ülke ABD'de Obama, Mısır'a özel
temsilci gönderdi, biz de gönderebilirdik. Biz doğrudan doğruya Mısır hükümetini
hedef aldık, eleştirdik. Onlar da Türkiye Hükümeti'ni eleştirdiler. İç politikada
hata yapabilirsiniz, telafi edilebilir, özür dilenebilir. Ama dış politikada
hatanın faturası kolay kolay giderilemez. Cezayir'in bağımsızlık sürecinde
kullandığımız bir oyun faturası, hala önümüze getirilir. Mısır ile ilgili
olayları daha tutarlı, soğukkanlı, insancıl, demokratik, insan hakları açısından
değerlendirseydik, özel temsilcilerimizi gönderip, düşüncelerimizi
aktarabilseydik, iktidardan ayrılmanın da erdem olduğunu, bunun nasıl olması
gerektiğini anlatsaydık ne olurdu? Bunu yapmadık, beyefendi sahaya inecek. İyi de
kimse seni sahaya indirmez ki... Sadece söylediğinle kaldın ve tribünde
kalacaksın.''
Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, dış politikadaki ikinci
gafının, Kıbrıs olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, Kıbrıs'ı, kendilerinden
ayırmadıklarını, bağımsız olmaları için şehit verdiklerini, özgürce kendi
ülkelerinde yaşayabilmeleri için Silahlı Kuvvetleri gönderdiklerini işaret
etti.
Kıbrıs'a özel ilgi gösterdiklerini, katkıda bulunduklarını, Kıbrıs'ın da
Türkiye'ye katkıda bulunduğunu belirten Kılıçdaroğu, KKTC'de demokrasinin,
Türkiye'den daha gelişmiş, daha saydam, Siyasi Partiler Yasası'nın daha önde
olduğunu, KKTC'de memurların grev hakkının bulunduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, 40 bin kişinin miting yaptığı bir ortamda, 5-10 kişinin
Türkiye aleyhine pankart kaldırdığına işaret ederek, Başbakan Erdoğan'ın, bu
pankartı kaldıranları değil, bütün Kıbrıs halkını hedef alarak ''besleme'' sözünü
kullandığını vurguladı. Bu sözü, ''onur kırıcı'' diye nitelendiren Kılıçdaroğlu,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunun altından nasıl kalkar, nasıl telafi eder bilmiyorum. Türkiye
Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir Başbakan, soydaşlarımız olan bir ülkenin
yurttaşlarına besleme sözünü kullandı, hazmedilecek bir söz değil. Daha da ileri
giderek, 'çağıracağım konuşacağım' dedi, yani hesap soracağım. Biz Kıbrıs'ı
kazanmaya çalışırken onlar elimizden nasıl kaçırırızın hesabını yapıyorlar
herhalde. O 5-10 kişi Annan Planı'nı destekleyenlerdi, sen onların sırtını
sıvazlıyordun.
Sayın Başbakan, iki tarafında promter, aynalar var, o camlara bakar
konuşur, güzel. Allah aşkına Sayın Başbakan, senin irticalen konuşmak ne haddine.
Her konuştuğunda çam deviriyorsun. Hem Mısır hem Kıbrıs konusunda çam devirdi. O
nedenle danışmalarının, Sayın Başbakan'ı uyarması lazım. Konuştuğu sözler,
yenilir yutulur değildir. Onlara besleme dedin, çıkıp birisi sana sormaz mı
'Sayın Başbakan, sen niye aynaya bakmıyorsun?' Dubai'de, 1 milyar dolar hibe
almak için senin bakanın gidip imza atmadı mı, onlar sana besleme dese ne
diyeceksin? Senin kafanda bu var, yardım ettiğin herkesi besleme görüyorsun.
Vatandaşa kömür, makarna dağıtıyorsun, onlarda mı senin beslemen?
Bunlar dış politikada sıfır sorun diye başladı. Keşke başlamasalardı;
sıfır sorunla başladılar, bizim ilişkilerimizin iyi olduğu ülkelerle de aramızı
bozdular. Nasıl sıfır sorunsa? 'Ey Mısır yöneticileri, Mısır halkına kulak verin'
diyor, Mısır yöneticileri çıksa, 'Ey Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri, siz de Türk
halkına kulak verin' dese, ne diyecek? İşçiler, memurlar Torba Yasa Tasarısı'nı
protesto ediyorlar, otobüslerine yol verilmiyor, kimlik kontrolleri yapılıyor,
biber gazları, coplar...Sen bunu kendi ülkenin yurttaşına yaptıktan sonra senin
Mısır halkı için yöneticilerden bir şey istemene kim değer verir, sen önce kendi
ülkende ne yaptığına bak.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
söylenildiği gibi ekonominin iyiye gitmediğini, Türkiye'nin tam bir borç tuzağı
içinde olduğunu ileri sürdü ve ''Rüşvet vermede, iş kazalarında bir numarayız.
Artık bu tablo, bu yük çekilemez'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
gazetelerin ekonomi sayfalarında ''AKP'nin ekonomi alanında yarattığı
mucizelerin'' yer aldığını, bu haberlerde ne kadar borçlanıldığı, açlıktan
ölenlerin yer almadığını, işsizlik ve ihracat artışı, Başbakan'ın açtığı
tesislere yer verildiğini ifade etti.
''AKP ekonomiyi ne güzel yönetiyor'' diye bir algının yaratılmaya
çalışıldığını öne süren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin dünyanın 20 büyük ekonomisi
arasında 16. sırada yer aldığının belirtildiğini, ancak 1987 yılında Türkiye'nin
14. sırada olduğunun unutulduğunu söyledi.
80 yılda Türkiye'nin borçlandığı miktarın 242 milyar, 8 yılda ise
borçlanma miktarının 217 milyar lira olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Yani tam
bir borç tuzağı içindeyiz'' dedi.
Kılıçdaroğlu, 80 yılda bütçeden 135 milyar, son 8 yılda ise 405 milyar
lira faiz ödemesi yapıldığını belirterek, ''Bu faizi kim ödüyor? Tüyü bitmemiş
yetim dahil biz ödüyoruz. Faizciliği günah sayardı bunlar. Ne oldu da 8 yılda 405
milyar liralık faiz ödüyorsunuz'' diye sordu.
Dış borç stokunun 2002 yılında 129 milyar dolar olduğunu, son 8 yılda
bunun üzerine 137 milyar dolar daha ilave edildiğini anlatan Kılıçdaroğlu, 2002
yılında vatandaşların bankalara olan 6.5 milyar lira borç miktarının, 2010 yılı
Aralık ayı itibarıyla 170 milyar liraya çıktığını söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle
devam etti:
''Bunları gizliyorlar. Medya gizliyor. Her gittiğiniz yerde söyleyin,
anlatın. Bunların dediği gibi ekonomi çok iyiye gitmiyor. Ekonomisi iyiye giden
ülkede vatandaş memnun olur. Vatandaş dertli ise bir bildiği var ki dertli.
Vatandaşın bankalara olan borcundaki artış miktarı bu iktidar döneminde yüzde
2502'dir. Tüketici kredisini ödemeyen vatandaş sayısı 2002'de 10 binden 2010'da
625 bine çıkmış. Vatandaş bankalara olan borcunu ödeyemiyor, borcun altında
eziliyor. Protestolu senet tutarı 2002 yılında 498 bin, 2010 Ocak-Ekim itibarıyla
ise 1 milyonu aşmış durumda. Kimse herhalde 'ben borcumu ödemeyim' demez. Bir
sorun var, ekonomide bir sorun var. Vatandaşın çektiği ciddi bir çile var.
1980-2002 döneminde dünyada ortalama büyüme hızlarına bakıyoruz, Türkiye
49. sırada. 2002-2009 döneminde ise 88. sıraya düşüyor. 39 ülke bizi geçmiş.
Nasıl oluyor bu? Niçin gazetelerin ekonomi sayfaları bunları görmez? Neden halkın
derdini gazetelerin ekonomi sayfaları dile getirmez? Halkın gözü kulağı olacaksa
bu gazeteler bunu dile getirmeyecekse neyi dile getirecek? Ekonomide hangi
mucizeyi yarattınız? Bunlar ekonomiyi iyi yönetiyor... İyi yönetiyorsa bu ne? İyi
yönetilen bir ekonomide bunlar olur mu?''
OSTİM'de kaçak mazot üretildiği için patlama meydana geldiğini ifade eden
Kılıçdaroğlu, ''Acaba Sayın Başbakan kendisine sordu mu, bu insanlar niye böyle
yasa dışı iş yapıyor, onları buna zorlayan nedir? Düşündüğünü hiç sanmıyorum.
Düşünemez de zaten. Çünkü o farklı bir yerlerde. Ayakları yere basmıyor.
Türkiye'nin gerçeklerinden kopmuş vaziyette'' dedi.
Denizli'de toplu açılışlara katılanlara yağmurluk verileceği yönünde ilan
verildiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, ''Siyasi rüşvetle adam toplayıp miting
yapacağına milletin haline bak'' diye konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu, mevcut hükümet döneminde 4 kez mali af çıkarıldığını
belirterek, ''İyi yönetilen bir ekonomide sık sık mali af çıkar mı? Demek ki
ekonomi kötü, demek ki iyi yönetemiyorsunuz. Ekonomiyi bu hale getirirseniz daha
çok mali af çıkarırsınız'' dedi.
Çok başlı bir ekonominin olduğunu, bir bakanın ''Merkez Bankası sınıfta
kaldı'', başka bir bakanın ''Merkez Bankası çok itibarlı'' dediğini ifade eden
Kılıçdaroğlu, ''Hangisine inanacağız'' diye sordu.
Bir bakanın da ''direkt vergi toplayamadığımız için dolaylı vergilere
ağırlık verdik'' dediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bakanın böylece ''suçunu,
beceriksizliğini itiraf ettiğini'' öne sürdü. Kılıçdaroğlu, ''Toplayamayınca ne
olacak? Vatandaşın sırtına binecek. Telefonuna, suyuna, elektriğine, gazına,
yiyeceğine, ekmeğine ha bire vergi koy'' dedi.
Cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanmasının yapıldığını, 35 milyar
dolarlık da özelleştirme gerçekleştirildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Bu
vatandaşın hali ne? Bu paralar nereye gitti? Vatandaşlarımın sormasını istediğim
soru budur'' diye konuştu.
CHP lideri, ''Halkın ümüğünü sıkmak için icra dairelerinin sayısının
artırıldığını'' ifade etti.
Malatya'dan bir esnafın büyük alışveriş merkezinin işlerini nasıl
etkilediğine dair faks çektiğini bildiren Kılıçdaroğlu, iktidarlarında ilk
yapacakları işlerden birisinin, alışveriş merkezlerine ilişkin yasa çıkarmak
olacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Esnafımızı koruyacağız'' dedi.
Kılıçdaroğlu, baskıcı bir rejimin uygulandığını öne sürerek, ''Baskıcı
bir rejime hepimizin direnme hakkı var. Parlamentoda da direniyoruz. Onlar
direnmeyi elimize kazma, tüfek alıp mahalleye çıkmak sanıyorlar. Çünkü, hukuktan,
demokrasiden haberleri yok. Çünkü, demokrasi kültürü yok bunlarda. Vur dedin mi
öldüren anlayış onlarınki'' diye konuştu.
Uluslararası Şeffaflık örgütünün 86 ülkeyi kapsayan ve 91 bin 500 kişiye
sorularak hazırlanan 2010 raporuna göre, son 3 yılda Türkiye'de yolsuzlukların
azalıp azalmadığı sorusuna ''arttı'' diyenlerin yüzde 57, ''azaldı'' diyenlerin
yüzde 26 olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, ''Toplumun algısı, algının ötesinde
gerçek, Türkiye'de yolsuzlukların arttığıdır. Yüzde 57 rakamı küçümsenecek bir
rakam değildir. Bu ülkede yolsuzluklar arttı' dedi.
Son bir yılda ''rüşvet vererek işimi yaptırdım'' diyenlerin oranının
yüzde 33 olduğunu, Asya Pasifik ülkelerinde bu oranın yüzde 11, AB ülkelerinde
yüzde 5 olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Rüşvet vermede, iş kazalarında bir
numarayız. Kim yaratıyor bu tabloyu? Adalet ve Kalkınma Partisi. Sağa baktın
rüşvet, sola baktın rüşvet, eşittir Adalet ve Kalkınma Partisi. Yani Adaletten
Kaçanlar Partisi'' diye konuştu.
Gerçeklerin halka anlatılmasını isteyen Kılıçdaroğlu, ''Diyeceğiz ki, bu
gerçekler senin kaderin değil. Bu gerçekleri halkın iktidarında değiştireceğiz.
El alem kalkınıyor da biz niye kalkınmıyoruz? Tek nedeni var. Siyaset kurumunun
Türkiye'de temiz olmaması, cebini dolduranların iktidar olup, halkı düşünenlerin
muhalefette kalması. Artık bu tablo, bu yük çekilemez. Temiz siyasete, düzgün
siyasete, yani CHP'ye gelin'' dedi.
CHP'nin eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, grup
toplantısından önce, gazetecilerin CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum'un
orduya yönelik sözleriyle ilgili değerlendirmesini sorması üzerine, ''Genel
Başkanı dinleyeceğiz. Konuşmamız gerektiği zaman bir araya gelir, konuşuruz.
Burası bizim için dinleme ortamı, dinleyeceğiz'' dedi.
(15.00)
''her kurum gibi ordunun da eleştirilebileceğini'' ifade ederek, ''Ama önceki genel
başkanımızın söylediği çok güzel bir söz var: Orduyu eleştirmek CHP genel Başkanı
katında ancak olur'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın grup toplantısındaki sözlerine değinerek, şunları
kaydetti:
''Sayın Başbakan bugün konuşmasında orduya da değinmiş, ordumuzu övmüş.
Ne kadar samimi olduğunu bilmiyoruz.
Bizi eleştirmiş... Önce şunu söyleyeyim, Sayın Başbakan eleştirebilir,
eleştirisinde haksız olabilir ama ben Sayın Başbakandan şu samimiyeti beklerdim:
Bizi eleştirdiğin gibi kendini de eleştirmeyi bileceksin. Eğer senin bir bakanın
çıkıp da 'bu orduyla mı biz savaşa girecektik' der ve sen sesini çıkarmazsan sen
orduya saygı göstermiyorsun demektir.
Biz sadece orduya değil, devletin tüm kurumlarına saygılıyız; devleti
devlet yapan kurumlara saygılıyız. Ama devleti devlet yapan kurumlara saygılıysak
o saygıyı da çok iyi bilmeliyiz. Herkes, her siyasetçi bunun gereğini yapmalıdır.
'Hiç kimse ordu üzerinden siyaset yapmaz.' Bu bize Mustafa Kemal'in verdiği
mirastır. Bu mirası herkes özenle koruyacaktır.
Her kurum eleştirilebilir, ordu da eleştirilebilir ama önceki genel
başkanımızın söylediği çok güzel bir söz var: Orduyu eleştirmek, ancak CHP Genel
Başkanı katında olur. Biz güzel, geleceği parlak bir Türkiye özlemiyle gerçekten
de yanıp tutuşuyoruz. Her yere gidiyoruz, her alana gidiyoruz, her alana
girmeliyiz. beraber çalışmalıyız, ortak çalışmalıyız, tek ses çıkarmalıyız, ortak
ses çıkarmalıyız. Eğer tek ve güçlü bir ses çıkarabilirsek halkın güvenini
kazanmış oluruz. Biz halkımızın seviyoruz, onlara güveniyoruz.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumartesi Annelerini kabul etmesini doğru bulduklarını ve
desteklediklerini belirterek, ''Şimdi senin samimiyetini test ediyoruz. Sen eğer
faili meçhullerin ortaya çıkmasını istiyorsan CHP'nin verdiği araştırma
önergelerine 'evet' de. 'Yok biz ona evet demeyiz. Biz onu kabul etmeyiz'
diyorsan önergeyi siz verin biz kabul edeceğiz'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına, Ostim, İvedik ve Antalya'da meydana gelen patlamalarda
hayatını kaybeden işçilere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara
da şifa dileğinde bulunarak başlayan Kılıçdaroğlu, Türkiye'de iş kazalarının
yaşanma sıklığına dikkati çekti.
Kazaların ardından yetkililerin birbirlerine suçladıklarını ifade eden ve
''Sorumlu kim'' diye soran Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Gelinen noktada herkes birbirini suçluyor. Oysa hukuk devleti dediğimiz
bir kavram var. Hukuk devletinde hukuk normlarının egemen olması lazım. Hukuk
devletinde her yurttaşın sorumluluğu var. Ama her yurttaşın sorumluluğu kadar her
siyasetçinin de sorumluluğu vardır. Hukuk devletinde siyasetçinin sorumluluğu
daha ağırdır. Eğer Japonya'da iki saat sular akmıyor diye belediye başkanı istifa
etme erdemini yakalayabiliyorsa o siyasetçinin sorumluluğunun ne kadar ağır
olduğunu gösterir. Bizde siyasetçilere bakıyoruz. Hiç ilgisi yok. Hükümetten bir
yetkili çıkmış şunu söylüyor, 'hiç mi onların kabahati yok. Kayıt dışı
çalışıyorlar. Bize niye ihbar etmiyorlar?' Senin görevin ne?''
Yetkililerin benzer açıklamalarda bulunduklarını ve sorumluluğu almaktan
kaçındıklarını öne süren Kılıçdaroğlu, önlem almayanların sorumlu olduklarını
söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Önlem almıyorsanız siz sorumlusunuz. Almıyorsanız
gereğini yapın, ayrılın o koltuklardan. Sanki mübarekler iktidarda değil de
muhalefetteler. Hiç iktidarda olduklarının farkında değiller sanki. Amaç,
milletin kafasını karıştırmak'' diye konuştu.
Türkiye'nin iş kazalarında Avrupa'da birinci, dünyada ise üçüncü sırada
yer aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, iş kazaları konusunda sendikaları da
eleştirdi. İş kazalarını dile getirmenin sendikaların da görevi olduğunu
vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Onlar da iş kazalarına karşı önlem alınması gerektiğini söylemeli,
koltuklarında oturmamalı. Neymiş, ölen işçiler için saygı duruşunda
bulunacakmışız. Bulunalım da saygı duruşunda bulunmakla bu sorunlar çözülecekse
ben de geleyim hep beraber, hatta 70 milyonu çağıralım, hep beraber saygı
duruşunda bulunalım, bir daha bunlar olmasın. Ama bunlar böyle olmaz, hükümeti
uyarmak gibi bir göreviniz var. İş kazaları, meslek hastalığı denilen bir alan
var. Girin o alana, bir bakın; hangi önlemler alınmıyor ve niçin alınmıyor. Sizin
bunları sorgulamanız lazım. Ama bunlar olmuyor. Yeteri kadar olmuyor. Ama her
olmayanı halka ve işçilere şikayet edeceğiz.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen hafta Cumartesi Annelerini kabul
ettiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, bunun güzel bir girişim olduğunu belirterek,
Başbakan Erdoğan'ı kutladığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, Cumartesi Annelerinin 306 haftadır yakınlarını
aradıklarını, kendilerine sahip çıkılmasını, faili meçhullerin aydınlatılmasını
istediğini dile getirdi.
Başbakan Erdoğan'ın daha önce Cumartesi Anneleri için ''Ne iş
yaptıklarını bilmiyorum. Cumartesi Anneleri birileri tarafından kullanılıyor''
dediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, hak arama birileri tarafından kullanılmak
anlamına geliyorsa bu hak arama modelinin AK Parti'ye özgü bir model olduğunu
iddia etti. Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:
''Şimdi bizim önümüzde önemli bir şey var. Sayın Başbakan'ın samimiyetini
test edeceğiz. Samimi mi, değil mi? Nasıl test edeceğiz? Orada Cumartesi
Annelerinden biri demiş ki, 'faili meçhullerle ilgili mecliste bir araştırma
komisyonu kurun.' Sayın Başbakan'ın yanıtı çok daha ilginç. Diyor ki, 'O işi
yapmak sadece bizim partinin değil, diğer partilerin de bize destek vermesi
lazım.' Şimdi merak ediyorum. Faili meçhullerle ilgili Sayın Başbakan bir önerge
vermeye hazır mı? Hazırsa biz daha önce birkaç önerge verdik. Kim reddetti? AKP
grubu. Şimdi diyor ki, sadece biz bunu beceremeyiz. Her şeyi beceriyorsun, faili
meçhulü mü beceremiyorsun?
Sayın Başbakan'a açık çağrı yapıyorum; Cumartesi Annelerini kabul ettin,
güzel. Ona saygı duyuyoruz, destekliyoruz, doğrudur diyoruz. Şimdi senin
samimiyetini test ediyoruz. Sen eğer faili meçhullerin ortaya çıkmasını
istiyorsan CHP'nin verdiği araştırma önergelerine 'evet' de. 'Yok biz ona evet
demeyiz. Biz onu kabul etmeyiz' diyorsan önergeyi siz verin biz kabul edeceğiz.
Biz ne kadar açık, saydam, yürekli, namuslu davranacağız. Sen de davran bakalım.
Öyle çıkacaksın Cumartesi Annelerine bunu söyleyeceksin, arkası gelmeyecek.
Siyasette samimiyet çok önemlidir. Bir şey söylüyorsan arkasında duracaksın. Ben
biliyorum, 12 Eylül acılarını çekenlerin acılarını nasıl sömürdüyse Cumartesi
Annelerinin dramını da öyle sömürmeye kalkıyor. Bunu sana sömürtmeyeceğiz.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın hem Mısır hem de Kıbrıs konusunda ''çam devirdiğini'' öne
sürerek, ''Allah aşkına Sayın Başbakan, senin irticalen konuşmak ne haddine. Her
konuştuğunda çam deviriyorsun'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda, dış politikadaki gelişmeleri
değerlendirdi.
Mısır'da yaşanan gelişmelere işaret eden Kılıçdaroğlu, Mısır'ın
Ortadoğu'da kilit konumunda olduğunu söyledi. Mısır'daki olaylara hiçbir devletin
ilgisiz kalmasının düşünülemeyeceğini, herkesin olayları soğukkanlı yorumlamaya
çalıştığını belirten Kılıçdaroğlu, kendilerinin de Mısır'ı, Mısırlıları yakından
izlemeye devam edeceklerini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, Mısır'ı düşünenlerin, asıl olaylardan sonrasını
düşündüğünü, kimin geleceğini, Ortadoğu'daki dengelerin nasıl bozulacağını, o
dengelerde nasıl söz sahibi olunabileceğini, bir satranç ustalığıyla
hesapladığını anlattı.
Münih'te katıldıkları Güvenlik Konferansı'nda da bu konunun gündeme
geldiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, 47 yıllık güvenlik konferansında, ilk kez
CHP'den bir genel başkan yardımcısının, Ortadoğu konusunda görüşlerini
anlattığını belirtti. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''AKP'nin yaptığını yapmadık, daha tutarlı, dengeli, sağduyulu olaylara
baktık. Sadece Mısır'a değil bütün Ortadoğu'ya demokrasi, özgürlük, kadın-erkek
eşitliği, insan hakları götürelim, Ortadoğu'da bir barış çemberi yaratalım, bu
bakışı orada dile getirdik.
Ama Sayın Başbakan ne yaptı? Fincancı dükkanına giren fil gibi ortalığı
darmadağın etti. 'Oradaki olayları tribünden seyretmeyeceğiz' Güzel, ama sahaya
indi mi Sayın Başbakan, nerede Başbakan? Güçlü ülke ABD'de Obama, Mısır'a özel
temsilci gönderdi, biz de gönderebilirdik. Biz doğrudan doğruya Mısır hükümetini
hedef aldık, eleştirdik. Onlar da Türkiye Hükümeti'ni eleştirdiler. İç politikada
hata yapabilirsiniz, telafi edilebilir, özür dilenebilir. Ama dış politikada
hatanın faturası kolay kolay giderilemez. Cezayir'in bağımsızlık sürecinde
kullandığımız bir oyun faturası, hala önümüze getirilir. Mısır ile ilgili
olayları daha tutarlı, soğukkanlı, insancıl, demokratik, insan hakları açısından
değerlendirseydik, özel temsilcilerimizi gönderip, düşüncelerimizi
aktarabilseydik, iktidardan ayrılmanın da erdem olduğunu, bunun nasıl olması
gerektiğini anlatsaydık ne olurdu? Bunu yapmadık, beyefendi sahaya inecek. İyi de
kimse seni sahaya indirmez ki... Sadece söylediğinle kaldın ve tribünde
kalacaksın.''
Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, dış politikadaki ikinci
gafının, Kıbrıs olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, Kıbrıs'ı, kendilerinden
ayırmadıklarını, bağımsız olmaları için şehit verdiklerini, özgürce kendi
ülkelerinde yaşayabilmeleri için Silahlı Kuvvetleri gönderdiklerini işaret
etti.
Kıbrıs'a özel ilgi gösterdiklerini, katkıda bulunduklarını, Kıbrıs'ın da
Türkiye'ye katkıda bulunduğunu belirten Kılıçdaroğu, KKTC'de demokrasinin,
Türkiye'den daha gelişmiş, daha saydam, Siyasi Partiler Yasası'nın daha önde
olduğunu, KKTC'de memurların grev hakkının bulunduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, 40 bin kişinin miting yaptığı bir ortamda, 5-10 kişinin
Türkiye aleyhine pankart kaldırdığına işaret ederek, Başbakan Erdoğan'ın, bu
pankartı kaldıranları değil, bütün Kıbrıs halkını hedef alarak ''besleme'' sözünü
kullandığını vurguladı. Bu sözü, ''onur kırıcı'' diye nitelendiren Kılıçdaroğlu,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunun altından nasıl kalkar, nasıl telafi eder bilmiyorum. Türkiye
Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir Başbakan, soydaşlarımız olan bir ülkenin
yurttaşlarına besleme sözünü kullandı, hazmedilecek bir söz değil. Daha da ileri
giderek, 'çağıracağım konuşacağım' dedi, yani hesap soracağım. Biz Kıbrıs'ı
kazanmaya çalışırken onlar elimizden nasıl kaçırırızın hesabını yapıyorlar
herhalde. O 5-10 kişi Annan Planı'nı destekleyenlerdi, sen onların sırtını
sıvazlıyordun.
Sayın Başbakan, iki tarafında promter, aynalar var, o camlara bakar
konuşur, güzel. Allah aşkına Sayın Başbakan, senin irticalen konuşmak ne haddine.
Her konuştuğunda çam deviriyorsun. Hem Mısır hem Kıbrıs konusunda çam devirdi. O
nedenle danışmalarının, Sayın Başbakan'ı uyarması lazım. Konuştuğu sözler,
yenilir yutulur değildir. Onlara besleme dedin, çıkıp birisi sana sormaz mı
'Sayın Başbakan, sen niye aynaya bakmıyorsun?' Dubai'de, 1 milyar dolar hibe
almak için senin bakanın gidip imza atmadı mı, onlar sana besleme dese ne
diyeceksin? Senin kafanda bu var, yardım ettiğin herkesi besleme görüyorsun.
Vatandaşa kömür, makarna dağıtıyorsun, onlarda mı senin beslemen?
Bunlar dış politikada sıfır sorun diye başladı. Keşke başlamasalardı;
sıfır sorunla başladılar, bizim ilişkilerimizin iyi olduğu ülkelerle de aramızı
bozdular. Nasıl sıfır sorunsa? 'Ey Mısır yöneticileri, Mısır halkına kulak verin'
diyor, Mısır yöneticileri çıksa, 'Ey Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri, siz de Türk
halkına kulak verin' dese, ne diyecek? İşçiler, memurlar Torba Yasa Tasarısı'nı
protesto ediyorlar, otobüslerine yol verilmiyor, kimlik kontrolleri yapılıyor,
biber gazları, coplar...Sen bunu kendi ülkenin yurttaşına yaptıktan sonra senin
Mısır halkı için yöneticilerden bir şey istemene kim değer verir, sen önce kendi
ülkende ne yaptığına bak.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
söylenildiği gibi ekonominin iyiye gitmediğini, Türkiye'nin tam bir borç tuzağı
içinde olduğunu ileri sürdü ve ''Rüşvet vermede, iş kazalarında bir numarayız.
Artık bu tablo, bu yük çekilemez'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
gazetelerin ekonomi sayfalarında ''AKP'nin ekonomi alanında yarattığı
mucizelerin'' yer aldığını, bu haberlerde ne kadar borçlanıldığı, açlıktan
ölenlerin yer almadığını, işsizlik ve ihracat artışı, Başbakan'ın açtığı
tesislere yer verildiğini ifade etti.
''AKP ekonomiyi ne güzel yönetiyor'' diye bir algının yaratılmaya
çalışıldığını öne süren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin dünyanın 20 büyük ekonomisi
arasında 16. sırada yer aldığının belirtildiğini, ancak 1987 yılında Türkiye'nin
14. sırada olduğunun unutulduğunu söyledi.
80 yılda Türkiye'nin borçlandığı miktarın 242 milyar, 8 yılda ise
borçlanma miktarının 217 milyar lira olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Yani tam
bir borç tuzağı içindeyiz'' dedi.
Kılıçdaroğlu, 80 yılda bütçeden 135 milyar, son 8 yılda ise 405 milyar
lira faiz ödemesi yapıldığını belirterek, ''Bu faizi kim ödüyor? Tüyü bitmemiş
yetim dahil biz ödüyoruz. Faizciliği günah sayardı bunlar. Ne oldu da 8 yılda 405
milyar liralık faiz ödüyorsunuz'' diye sordu.
Dış borç stokunun 2002 yılında 129 milyar dolar olduğunu, son 8 yılda
bunun üzerine 137 milyar dolar daha ilave edildiğini anlatan Kılıçdaroğlu, 2002
yılında vatandaşların bankalara olan 6.5 milyar lira borç miktarının, 2010 yılı
Aralık ayı itibarıyla 170 milyar liraya çıktığını söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle
devam etti:
''Bunları gizliyorlar. Medya gizliyor. Her gittiğiniz yerde söyleyin,
anlatın. Bunların dediği gibi ekonomi çok iyiye gitmiyor. Ekonomisi iyiye giden
ülkede vatandaş memnun olur. Vatandaş dertli ise bir bildiği var ki dertli.
Vatandaşın bankalara olan borcundaki artış miktarı bu iktidar döneminde yüzde
2502'dir. Tüketici kredisini ödemeyen vatandaş sayısı 2002'de 10 binden 2010'da
625 bine çıkmış. Vatandaş bankalara olan borcunu ödeyemiyor, borcun altında
eziliyor. Protestolu senet tutarı 2002 yılında 498 bin, 2010 Ocak-Ekim itibarıyla
ise 1 milyonu aşmış durumda. Kimse herhalde 'ben borcumu ödemeyim' demez. Bir
sorun var, ekonomide bir sorun var. Vatandaşın çektiği ciddi bir çile var.
1980-2002 döneminde dünyada ortalama büyüme hızlarına bakıyoruz, Türkiye
49. sırada. 2002-2009 döneminde ise 88. sıraya düşüyor. 39 ülke bizi geçmiş.
Nasıl oluyor bu? Niçin gazetelerin ekonomi sayfaları bunları görmez? Neden halkın
derdini gazetelerin ekonomi sayfaları dile getirmez? Halkın gözü kulağı olacaksa
bu gazeteler bunu dile getirmeyecekse neyi dile getirecek? Ekonomide hangi
mucizeyi yarattınız? Bunlar ekonomiyi iyi yönetiyor... İyi yönetiyorsa bu ne? İyi
yönetilen bir ekonomide bunlar olur mu?''
OSTİM'de kaçak mazot üretildiği için patlama meydana geldiğini ifade eden
Kılıçdaroğlu, ''Acaba Sayın Başbakan kendisine sordu mu, bu insanlar niye böyle
yasa dışı iş yapıyor, onları buna zorlayan nedir? Düşündüğünü hiç sanmıyorum.
Düşünemez de zaten. Çünkü o farklı bir yerlerde. Ayakları yere basmıyor.
Türkiye'nin gerçeklerinden kopmuş vaziyette'' dedi.
Denizli'de toplu açılışlara katılanlara yağmurluk verileceği yönünde ilan
verildiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, ''Siyasi rüşvetle adam toplayıp miting
yapacağına milletin haline bak'' diye konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu, mevcut hükümet döneminde 4 kez mali af çıkarıldığını
belirterek, ''İyi yönetilen bir ekonomide sık sık mali af çıkar mı? Demek ki
ekonomi kötü, demek ki iyi yönetemiyorsunuz. Ekonomiyi bu hale getirirseniz daha
çok mali af çıkarırsınız'' dedi.
Çok başlı bir ekonominin olduğunu, bir bakanın ''Merkez Bankası sınıfta
kaldı'', başka bir bakanın ''Merkez Bankası çok itibarlı'' dediğini ifade eden
Kılıçdaroğlu, ''Hangisine inanacağız'' diye sordu.
Bir bakanın da ''direkt vergi toplayamadığımız için dolaylı vergilere
ağırlık verdik'' dediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bakanın böylece ''suçunu,
beceriksizliğini itiraf ettiğini'' öne sürdü. Kılıçdaroğlu, ''Toplayamayınca ne
olacak? Vatandaşın sırtına binecek. Telefonuna, suyuna, elektriğine, gazına,
yiyeceğine, ekmeğine ha bire vergi koy'' dedi.
Cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanmasının yapıldığını, 35 milyar
dolarlık da özelleştirme gerçekleştirildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Bu
vatandaşın hali ne? Bu paralar nereye gitti? Vatandaşlarımın sormasını istediğim
soru budur'' diye konuştu.
CHP lideri, ''Halkın ümüğünü sıkmak için icra dairelerinin sayısının
artırıldığını'' ifade etti.
Malatya'dan bir esnafın büyük alışveriş merkezinin işlerini nasıl
etkilediğine dair faks çektiğini bildiren Kılıçdaroğlu, iktidarlarında ilk
yapacakları işlerden birisinin, alışveriş merkezlerine ilişkin yasa çıkarmak
olacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Esnafımızı koruyacağız'' dedi.
Kılıçdaroğlu, baskıcı bir rejimin uygulandığını öne sürerek, ''Baskıcı
bir rejime hepimizin direnme hakkı var. Parlamentoda da direniyoruz. Onlar
direnmeyi elimize kazma, tüfek alıp mahalleye çıkmak sanıyorlar. Çünkü, hukuktan,
demokrasiden haberleri yok. Çünkü, demokrasi kültürü yok bunlarda. Vur dedin mi
öldüren anlayış onlarınki'' diye konuştu.
Uluslararası Şeffaflık örgütünün 86 ülkeyi kapsayan ve 91 bin 500 kişiye
sorularak hazırlanan 2010 raporuna göre, son 3 yılda Türkiye'de yolsuzlukların
azalıp azalmadığı sorusuna ''arttı'' diyenlerin yüzde 57, ''azaldı'' diyenlerin
yüzde 26 olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, ''Toplumun algısı, algının ötesinde
gerçek, Türkiye'de yolsuzlukların arttığıdır. Yüzde 57 rakamı küçümsenecek bir
rakam değildir. Bu ülkede yolsuzluklar arttı' dedi.
Son bir yılda ''rüşvet vererek işimi yaptırdım'' diyenlerin oranının
yüzde 33 olduğunu, Asya Pasifik ülkelerinde bu oranın yüzde 11, AB ülkelerinde
yüzde 5 olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Rüşvet vermede, iş kazalarında bir
numarayız. Kim yaratıyor bu tabloyu? Adalet ve Kalkınma Partisi. Sağa baktın
rüşvet, sola baktın rüşvet, eşittir Adalet ve Kalkınma Partisi. Yani Adaletten
Kaçanlar Partisi'' diye konuştu.
Gerçeklerin halka anlatılmasını isteyen Kılıçdaroğlu, ''Diyeceğiz ki, bu
gerçekler senin kaderin değil. Bu gerçekleri halkın iktidarında değiştireceğiz.
El alem kalkınıyor da biz niye kalkınmıyoruz? Tek nedeni var. Siyaset kurumunun
Türkiye'de temiz olmaması, cebini dolduranların iktidar olup, halkı düşünenlerin
muhalefette kalması. Artık bu tablo, bu yük çekilemez. Temiz siyasete, düzgün
siyasete, yani CHP'ye gelin'' dedi.
CHP'nin eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, grup
toplantısından önce, gazetecilerin CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum'un
orduya yönelik sözleriyle ilgili değerlendirmesini sorması üzerine, ''Genel
Başkanı dinleyeceğiz. Konuşmamız gerektiği zaman bir araya gelir, konuşuruz.
Burası bizim için dinleme ortamı, dinleyeceğiz'' dedi.
(15.00)
