2007-03-27 - 12:40
AK PARTİ GRUP TOPLANTISI..
AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'de muhalefetin, alternatif, proje, fikir ve katma değer üretmek için değil, engel, laf, kriz, gerilim üretmek için var olduğunu savundu.
AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Türkiye'de muhalefetin, alternatif, proje, fikir ve katma değer üretmek
için değil, engel, laf, kriz, gerilim üretmek için var olduğunu savundu.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, parti teşkilatı,
Meclis grubu ve hükümet olarak, adımlarını, birbirini tamamlayan, bütünlüklü bir
siyaset oluşmasına özen göstererek attıklarını söyledi.
Ortak aklın ürünü olan bu bütünlüklü siyasetin, üretilme ve uygulanma
sürecinde, sayısız toplumsal dinamikle yüz yüze olduklarını belirten Erdoğan,
toplumun tamamının gönlünü kazanmak, hiçbir kesimin gönlünü kırmamak, her Türk
vatandaşına aynı yakınlıkta bulunmanın, en büyük arzuları olduğunu kaydetti.
Başbakan Erdoğan, bunu gerçekleştirmeye matuf yönetim tarzını ve yönetme
üsluplarını, basiret sahibi halkın dikkatle takip ettiğini belirtti.
Demokratik yönetim tarzlarını, bütün açıklığıyla halkla paylaşmaya özen
gösterdiklerini dile getiren Erdoğan, ''Bunda yüzde 100 başarılı olabilir miyiz
veya bu yüzde 100 başarılabilir mi? Bu çok iddialı bir tespit, çıkış olur. Bu
mümkün değil'' dedi.
-''HALK İLE GÖZ GÖZE GELMEYEN SİYASET ANLAYIŞI''-
Demokratik yönetimi; açıklık, şeffaflık ve katılımcılıkla eş anlamlı
gördüklerini, yönetimde şeffaflığı önemsediklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle
konuştu:
''Çünkü uzun yıllar halk ile göz göze gelmeyen, halk ile aynı hizada
yürüyemeyen bir devlet adamı ve siyasetçi anlayışı vardı. Bu devlet adamı ve
siyasetçi tipi, daima yukarıdan bakar, halka 'sizin bilmediğiniz şeyler var'
mesajı verir, ne hikmetse o derin bilgisini, halktan her zaman esirgerdi. Halkın
düşünce dünyasıyla, duygu iklimiyle ilişki kuramayan, barışık olmayan
anlayışların geldiği nokta içe dönük, seçkinci ve imtiyaz üreten bir siyasi
bakıştı.
Biz böyle kapalı bir yönetim anlayışını, halktan kopuk bir siyaset tarzını
kabul etmiyoruz, tanımıyoruz.''
''İLKELERİMİZİ, DAHA ÇOK PAYLAŞACAĞIZ''-
Başbakan Erdoğan, hukuk devletinde, herkesin hukukunun, devletin
güvencesinde olduğunu ve kapıların, halkın yönetime katılmasına, yönetimi
denetlemesine, neyin, niçin, nasıl yapıldığını bilmesine açık olduğunu vurguladı.
Bu düşünceyle, bugüne kadar açık, şeffaf ve demokratik bir tutum
takındıklarını belirten Erdoğan, bundan sonra da halkla paralel yürümeye,
birlikte el ele olmaya azami özen göstereceklerini söyledi.
''Önümüzdeki kritik süreci dikkatle yöneterek, icraatımızı, ilkelerimizi,
hedeflerimizi halkımızla daha çok paylaşacağız'' diyen Erdoğan, iktidarlarının,
bugün olduğu gibi yarın da hesap verebilir bir iktidar olacağını kaydetti.
''ALNIMIZ AK, YÜZÜMÜZ AK''-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geriye bakıp bazı soruları sormaları ve
bunlara cevap vermeleri gerektiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye'nin imkanlarını ve kaynaklarını ne kadar zenginleştirdik?
Demokrasi ve hukuk devletini ne kadar güçlendirdik? Ekonomiden uluslararası
ilişkilere kadar ülkemizi nereden nereye getirdik? Milletin meclisini ne kadar,
nasıl çalıştırdık? Milletvekillerimiz, bakanlarımız neler yaptı? Bürokrasi, yerel
yönetimlere nasıl bir dinamizm kazandırdık? Sivil toplum örgütlerinin sesine ne
kadar kulak verdik? Milletin taleplerini ne kadar karşıladık? Hiçbir bilgiyi,
veriyi milletimizden gizlemeden bu soruların cevaplarını vermeliyiz. Allaha
şükürler olsun ki bu soruların hepsini cevaplayacak kadar alnımız ak, yüzümüz
aktır.''
-''OYLARIMIZ NİÇİN ARTIYOR''-
Erdoğan, Türkiye'nin imkan ve kaynaklarını bütün göstergelerde iki katına
çıkardıklarını belirterek, Cumhuriyetin 100. yılı için belirledikleri hedeflere
koşarak ilerlediklerini vurguladı.
Bu özgüven ve vakarla, kimsenin kendilerine hiçbir soru sormasını
beklemeden, muhtemel sorulara bugünden cevap verdiklerini kaydeden Erdoğan, şöyle
devam etti:
''Bize muhalefet edenler ne diyor? Türkiye'yi niye bu kadar büyüttünüz mü
diyorlar, enflasyonu niye düşürdünüz mü diyorlar, ihracatımızı niye bu kadar
artırdınız mı diyorlar, güven ve istikrarı niye bu kadar yerleştirdiniz mi
diyorlar, 81 ilde bu kadar fabrikayı, okulu, hastaneyi niye açtınız mı diyorlar,
49 ile niye doğalgaz getirdiniz, yollarımızı niye bu kadar yaptınız mı diyorlar,
bizim yamalı bohça koalisyonlarımız ne kadar iyiydi mi diyorlar? Söylesinler ne
diyorlar. Koskoca bir hiç... Çünkü Türkiye'de muhalefet, alternatif, proje,
fikir, katma değer üretmek için yok. Türkiye'de muhalefet engel, laf, kriz,
gerilim üretmek için var.
Bunu aziz milletimiz çok iyi görüyor. AK Parti iktidardayken oyları niçin
artıyor, diğer partiler muhalefetteyken oyları niçin azalıyor? Bu soruya cevap
arayanlar, kimin ne ürettiğine bakarak, doğru cevaba ulaşabilirler.''
''MİLLET EMEKLERİ TAKDİR EDECEK''-
Başbakan Erdoğan, yakın zamanda muhasebe defteri ve faaliyet raporlarının,
milletin eline ulaşacağını vurguladı.
Seçim sandığı kurulduğunda, halkın muhasebe kayıtlarına, faaliyetlerine,
başarılarına bakarak kendilerini değerlendirip, notunu vereceğini belirten
Erdoğan, milletin kendisine hizmet eden, kendisinin hizmetkarı olan bu büyük
kadronun emeklerini takdir edeceğini, hesaplarını da ibra edeceğini söyledi.
-''BAŞKA ZEMİNLERDE MEŞRUİYET ARAYIŞI''-
''Şuna inanıyorum ki, geçmişin hesabını veremeyenlerin, Türkiye'nin çalışan
saatini durduranların defterini, milletimiz bir kez daha dürecektir'' diyen
Erdoğan, milletin meclisinde meşruiyet bulamayanların, başka meclislerde, başka
zeminlerde kendilerine meşruiyet aradığını ifade etti.
Erdoğan, şunları kaydetti:
''Siyaset dışı eğilimlere sığınan siyasetçilerin, antidemokratik anlayışlara
özlem duyan çevrelerin bu arayışları, milletimizin dikkatinden kaçmıyor. Varsın
arasınlar, bulamayacaklar. Hakimiyet de meşruiyet de sadece milletindir, bunu
böyle bilmeleri gerekir. Onların demokrasi, yönetim anlayışları da bol sıfırlı
paralar gibi tedavül dışı kalmıştır.
Türkiye, artık onların zaten dar ve derinliksiz görüş mesafesinden çıkmış,
büyük bir hızla ileriye doğru yol almıştır. Vakti saati geldiğinde, milletimiz
yaptığımız işlere, üslubumuza, yönetme tarzımıza, bu ülkeye sadakatle
hizmetlerimize bakarak, vicdanı, aklı ve basiretiyle kararını verecektir. Yolun
başında milletimize vaat ettiğimiz gibi, ne aldatan olduk ne de aldanan olduk.
Bundan sonra da inşallah ne aldatan ne de aldanan olacağız.''
Başbakan Erdoğan, bugüne kadar Türkiye'nin hem aklını hem de halkın
vicdanını temsil etmeye çalıştıklarını ifade ederek, ''Ne yaptıysak kusursuz
yapmaya çalıştık. 'Mükemmel yaptık' bunun da çok ciddi olarak iddiasında
olamayız. Aksine böyle gurura kapılmaktan korkarız, korkmalıyız. Ama kendimizi
doğru anlatmalıyız, dürüst olarak hareket etmeliyiz. Zira biz milletin tutan eli,
gören gözü, işiten kulağı olmakla mükellefiz. Biz milletimizin emanetini
taşıyoruz'' diye konuştu.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, kapalı kapılar
ardında siyaset yolu izleyenlerden olmayacaklarını söyledi.
Bundan sonra da bu yanlış yollara tenezzül etmeyeceklerini belirten Erdoğan,
''Biz gücümüzü aziz milletimizden, dürüstlüğümüzden, açıklığımızdan,
samimiyetimizden, çok çalışmamızdan, adalet ve hakkaniyet gözetmemizden
alıyoruz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, bütün arzularının, milletin gücüne güç katarak onunla aynı
istikamette birlikte yürümek ve tam hukuk devletinde vatandaşların güven ve huzur
içinde yaşaması olduğunu söyledi. Erdoğan, şöyle konuştu:
''Yıllarca milletin iradesini küçümseyerek, yok sayarak, halkın değerlerini
yadsıyarak, milli iradeyi güçsüz ve devre dışı bırakmaya çalışmak, Allah aşkına
siyaset midir? Milletin ak dediğine, kara demek, halkın sevincini paylaşmamak
siyaset midir? Siyasetteki üsluplarının bu ülkeye ne kattığını, demokrasiye ne
kazandırdığını, siyaset değerlerine, siyaset kültürüne neler ilave ettiğini
söylesinler Allah aşkına? 2-3 cümleyle 4 yıl idare ettiler. Bir dikili ağacınız
var mı onu söyleyin?
Tamamladığımız bir çok eser, ya yüzde 5 bitmiş ya da yüzde 10. Bazılarıysa
sadece beton parçası olarak kalmış.''
-''YÜZDE 99.5'UNU TAMAMLADIK''-
Başbakan Erdoğan, Pazar günü Bakırköy Adalet Sarayının açılışını
yaptıklarını anımsatarak, 1988'de temeli atılan adalet sarayını, yüzde 99.5'unu
tamamlayarak açtıklarını kaydetti.
''Bu, her yerde böyle. Bunu milletimizin bildiğine inanıyoruz. Onun için
bazı yerlerde hava atıyorlar, 'O bizimdir' diyorlar. Ya ne senin ya... Gitmişsin,
ya bir temel atmışsın, ya da bir proje yaptırıp rafa koymuşsun. Sen onu değil,
temelini attığın eseri tamamlayabildin mi onu söyle? O aşk, sevda yok ki'' diyen
Erdoğan, geçmişte başlanıp yarım kalan işlerden işe yarar olanlarını tamamlama
kararı aldıklarını ifade etti.
Erdoğan, İstanbul'u en büyük adalet sarayına kavuşturduklarını belirterek,
büyük bir adalet sarayının temelini daha attıklarını bildirdi. Erdoğan, ''Biz
temeli atarız, tarih veririz. O tarihte de açılışı yaparız. Türkiye bu anlayışa
ilk defa AK Parti iktidarıyla geldi. Bunun dışı lafı güzaf'' dedi.

''HENDEKLERİ DOLDURMAYA ÇALIŞIYORUZ''-
Zaman zaman bazı aksamalar da olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Ama
aldatmayacaksın, tarih verdin mi bitireceksin'' dedi. Erdoğan, çıkan engellemeler
nedeniyle bazı yerlerde takıldıklarını kaydederek, ''Hem onları aşacaksın, hem iş
yapacaksın. Hendekler çok. Bir taraftan da hendekleri doldurmaya çalışıyoruz ki
yol alalım'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Fakat bu beyler milletin iradesini küçültüyorlar, bu efendiler kendilerini
doğuştan imtiyazlı görüyorlar. AK Parti iktidarının bu kadar çok millet vurgusu
yapmasından, halkın vicdanına yaslanmamızdan, bu kadar çok açılış yapmamızdan,
yurtdışında Türkiye'nin tezlerini bu kadar ısrarla anlatmamızdan rahatsız
oluyorlar.
Dışişlerinden, (Çıkarın) dedim. Türkiye olarak bu dönemde bizler acaba,
cumhurbaşkanı ve başbakan olarak şu 4 senede ne kadar yurtdışına çıktık. 1980'den
2003'e kadar ne kadar çıktık? 1980'den 2003'e kadar Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı ve başbakanlarının yurtdışı ziyaretiyle bizim 4 senenin mukayesesi
yapıldığında, orada 23 sene var, burada 4 sene var. 4 seneyle bile 2.3 kat daha
fazla ziyaret yapmışız. Bunu asgari 5'le çarpacaksın. 5'le çarptığın zaman nereye
varır, yaklaşık 11.5 kat demektir. 11.5 kat daha fazla yurtdışı temaslar
yapılmış. Bu, ne getiriyor? Bu, Türkiye'nin dünyadaki itibarını artırıyor.
Gündemi belirlenen bir ülke olmaktan, belirleyen bir ülke haline geliyor.
Burada oturmakla dünyada gündem belirleyen ülke olamazsınız. Koşarsanız,
dolaşırsanız gündem belirleyen ülke olursunuz. Aksi takdirde duruşmaya
katılmayanlar hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkması gibi siz de aynı akıbete
uğrayabilirsiniz. 'Gelseydin, bize gerçeğin ne olduğunu anlatsaydın' derler.
Gitmediğine göre orada gıyabında ne konuşurlarsa o orada karara bağlanır, olay
böyle. Şu anda Hükümet bu noktada farklıdır. Rahatsız oluyorlar, çünkü zaafın
üzerinden siyaset yapabileceklerini düşünüyorlar. Zaaf alanları kalmayınca da
panikle, telaşla, iftirayla, yakışıksız imalarla siyasetin çıtasını kendi
isteklerine çekmeye çalışıyorlar. Hayır, bu olmayacak. Onlar isterlerse,
gölgeleriyle kavga etmeye devam edebilirler ama Türkiye'de siyaset, yeniden o
girdaba düşmeyecek.''

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, 50. kuruluş yıldönümünü
kutlayan AB ve Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili görüşlerini ifade etti. AB'nin
kuruluşu ve tarihsel gelişimine değinen Erdoğan, bugün 27 üyeli AB'nin, ''siyasi
değerler bütünü'' olduğunu kaydetti.
Avrupa Ekonomik Topluluğunun (AET) hemen ardından Türkiye'nin üyelik
başvurusunda bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, aradan geçen 48 yılda Türkiye-AB
ilişkilerinde inişli çıkışlı yol izlendiğini ifade etti.
17 Aralık 2005 tarihinin, Türkiye ve AB için önemli bir dönüm noktası
olduğuna; 3 Ekim 2005'te ise katılım sürecinin resmen başladığına işaret eden
Erdoğan, ''Bu, bizim iktidarımızın kesinlikle açık ve net başarısıdır. Yapılan
lobilerin, kulislerin, diyalogların, yurtdışı ziyaretlerinin bir neticesidir''
dedi.
AB'nin, 50. kuruluş yıldönümü nedeniyle tarihini, bugününü ve özellikle
geleceğini mercek altına aldığını gördüklerini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
''AB, siyasi, kurumsal, ekonomik ve uluslararası ilişkiler açısından önemli
meselelerle karşı karşıyadır. AB; güvenlik, enerji, genişleme, yaşlanan nüfus ve
işgücü gibi ciddi sorunlara çözüm arayışı içindedir. Samimiyetle belirtmek
istiyorum; AB'nin tüm bu ve benzeri sorunlarla başedebilmesinde aslında Türkiye,
kilit rol konumundadır. Bunu ben söylemiyorum. Bunu, dost olarak görüştüğümüz
Avrupalı liderler söylüyor ki onlar, özeleştiri yapabilen liderlerdir.
Bugüne kadar, AB'ye üyelikten Türkiye'nin ne kazanacağı konuşuluyordu. AB
ile ilişkilerimizde yakın zamana kadar Türkiye, bu işten kazançlı çıkacak tek
taraf olarak algılanıyordu. AB'de, pasif bir rol üstleniyordu. Oysa bugün, roller
artık dengeye oturmaya başlamıştır. AB'nin karşı karşıya olduğu hangi soruna
bakarsanız bakın, çözümün, çıkışın Türkiye'nin üyeliğiyle mümkün olduğunu
göreceksiniz. Şu anda 27 ülke içerisinde bunu görmeyenler varsa, görmediyseler de
inanın bunu, er veya geç görecekler. Enerji konusu mu, cevap Türkiye. Genç nüfus
mu, cevap Türkiye'nin genç ve dinamik nüfusu. İşgücü mü, cevap yine Türkiye'nin
genç, dinamik, tecrübeli, birikimli işgücü. Güvenlik mi, istikrar mı, güçlü bir
ekonomik yapı mı, güçlü bir siyasi yapı mı, çoğulcu bir karaktere kavuşmak mı,
cevap yine Türkiye'dir. Bunu niye söylüyorum. Çünkü onlar çıkabildikleri en üst
noktaya çıktılar. Şimdi orada nasıl durabileceklerinin cevabını arama gayreti
içerisindeler. Ama biz tırmanıyoruz, güvenle, heyecanla, istikrarlı şekilde
tırmanıyoruz. Bizim önümüz açık. Yeter ki biz enerjimizi içeride kaybetmeyelim.''

''HEPSİNİ GÖRÜYORUZ''-

Erdoğan, AB'nin bazı üyelerinin, iç politik mülahazalarla Türkiye'ye
engeller çıkarıyor olabileceklerine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye'nin önü kesilmek isteniyor olabilir. Türkiye'ye sürekli zorluk
çıkarılıyor olabilir. Biz bunların hepsini görüyoruz, hepsini de gayet doğru
okuyabiliyoruz. Hiç endişemiz yok, endişeniz olmasın, rahat olun. Değerli
arkadaşlar; kendine güvenen düşünce özgürlüğünden, inanç özgürlüğünden,
uluslararası ilişkilerde yer almaktan korkar mı? Soruyorum sizlere... Bizim
hedefimiz, Türkiye'yi AB standartlarına ulaştırabilmektir. Bunda son derece
kararlıyız. Evet, AB standartlarını biz ülkemiz için faydalı ve esas olan bir
alan olarak görüyoruz. Bu standartları elde etmek için yaptığımız reformların
Türkiye'nin kalkınmasında manivela işlevi gördüğünü kimse inkar edemez. Gerisi
teknik bir süreçtir ki bu süreci, dikkatle yönetmeye devam ediyoruz.''

-''SİYASİ YAKLAŞIM NE OLURSA OLSUN...''-

Erdoğan, 4 fasılın önşart olmaksızın Konseye sunulduğunu belirterek,
''Siyasi yaklaşım ne olursa olsun biz teknik olarak süreci devam ettiriyoruz''
dedi.
Nisan ayı içinde 7 yıllık AB Müktesebatına Uyum Programını açıklayacaklarını
bildiren Erdoğan, 7 yıl içinde AB müktesebatına uyum için hangi alanlarda hangi
reformları gerçekleştireceklerinin bu programda açıklanacağını söyledi.
Kurumlardan, sivil toplum örgütlerinden programa ilişkin görüşler
istendiğini belirten Erdoğan, bu görüşler tamamlandığında reform takvimini de
Nisan ayı içinde açıklamış olacaklarını ifade etti. Erdoğan, ''İnanıyorum ki 50.
yaş günü vesilesiyle AB de Türkiye'nin stratejik önemini daha iyi kavramaya,
anlamaya başlar ve ilişkilerimiz de sağlıklı zeminde ilerlemeye devam eder''
dedi.

Türkiye'nin, kültürel kimliğiyle AB'nin çok kültürlü yapısına zenginlik
katacağına, dünya genelinde yaşanan kültürel gerilimlerin azalması için AB'ye
önemli vizyon kazandıracağına inancını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bir gerçeği ifade etmekten geçemeyeceğim. Yıllardır söyleriz, AB'yi
Hristiyan kulübü olarak görmek isteyen çevrelerin tavırları, hiçbir zaman dünya
gerçekleriyle, Avrupa'nın gerçekleriyle örtüşmemektedir. Bakınız, bunu, AB
Anayasası hazırlanırken, maalesef bazı Hristiyan demokrat temsilciler Anayasaya
sokmak istedi. Çok ciddi mücadeleler verildi orada. O zaman bizler de bu
çalışmalara daha yakın ölçekte katılıyorduk. Verilen bu mücadelelerin sonunda
AB'nin kökünün Hristiyanlığa dayanmadığı tezi galip geldi ve Anayasanın içerisine
bu sokulmadı. Avrupa'nın tarihinde Hristiyanlık da Yahudilik de İslam da hep
olmuştur, bugün de vardır. Bugün Avrupa'da yaşayan milyonlarca Müslüman, Avrupa
kimliğinin önemli bir parçasıdır. Bunu, yok farz edemezsiniz. Bu gerçeği
görmezden gelmek, iyi niyetle bağdaşmayacağı gibi, ayrıca var olan durumu da yok
saymak demek olur. AB ilkeleriyle çelişen bir olaydır. 50 yıldır değişim, dönüşüm
geçirerek siyasi değerler bütünü haline gelen Avrupa'nın bundan sonraki
gelişimine de Türkiye'nin yapacağı önemli katkılar var. AB'nin içine kapalı
bölgesel bir örgüt olarak kalması, AB'nin geleceği için bir felaket olur. Bugünkü
Avrupalı siyasetçiler, böyle önemli bir konuda daha geniş bir perspektifle
değerlendirmeler yapmalı, daha sorumlu davranmalıdır.''
Erdoğan, dönem başkanı olarak Almanya'dan duydukları bu seslerin kendilerini
üzdüğünü belirterek, bunların, kendisinin 15-16 Nisan tarihlerinde, daha önce de
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Almanya'ya yapacağı seyahatin gündemini
oluşturacağını söyledi.
-''TIRNAKLARIMIZLA SÖKE SÖKE...''-

Başbakan Erdoğan, süreçte işlerinin kolay olmadığını bildiklerini
yineleyerek, şunları kaydetti:
''Bu yolda bir çok zorluklarımız olduğunu biliyoruz, bundan sonra da olacak.
Nasıl ki bugüne kadar içeride de dışarıda da haklarımızı tırnaklarımızla söke
söke aldıysak, bundan sonra da aynı şekilde olacak. Kimseden iane beklemiyoruz,
hakkımız neyse onu istiyoruz. Kimseye de bu noktada ihtiyacımız yok. Eğer AB,
Türkiye ile ilgili böyle bir olumsuzluk düşünüyorsa verir kararını, biz de
yolumuza devam ederiz. Dedik ya; siyasi ilkelerle ilgili Kopenhag siyasi
kriterlerini Ankara siyasi kriterleri yaparız, Maastricht kriterlerini de
İstanbul ekonomi kriterleri yapar yola devam ederiz. Biz, bu noktada rahatız.
Bunu defaetle söyledim. Bu, burada söyleniyor zannetmeyin, kendilerine bunları
anlatıyoruz. Diyoruz ki 'yormayın kendinizi, bizi de yormayın. Eğer böyle bir
düşünceniz varsa verin kararınızı, biz yola devam edelim. Ne enerji kaybedelim,
ne para harcayalım. Biz de harcıyoruz siz de harcıyorsunuz, bırakın. Biz, yük
olmaya değil, yük almaya geliyoruz aslında. Bunun farkında değilsiniz.' Bunu
söyledik kendilerine...''
Türkiye'nin, bölgesinde ve dünyada ağırlığının öneminin, fikirlerinin
itibarının giderek arttığını belirten Erdoğan, her gün bu durumun yeni
göstergeleriyle karşılaştıklarını ve mutlu olduklarını kaydetti.

-''HEYET ÇALIŞMASINI BİTİRDİ''-

Erdoğan, Arap Ligi Toplantısına katılmak ve görüşmelerde bulunmak üzere
gideceği Suudi Arabistan ziyaretiyle ilgili de bilgi verdi.
İsrail Başbakanının Türkiye ziyaretine değinen Erdoğan, Haremüşşerif'deki
kazı çalışmalarını incelemek üzere gönderilen heyetin oradaki çalışmalarını
bitirdiğini kaydederek, ''Raporlarını hazırlayıp inşallah Riyad dönüşü bize
takdim edecekler. Ondan sonra da gerekli olan açıklamayı bizler de yapacağız.
Tabii birçok, özellikle Ortadoğu konusunda ortaya atılan ve taraflar için adil
bulduğumuz her girişime destek olma kararlılığındayız. Bunlar, önemli ve güzel
gelişmeler. Türkiye'nin bölgedeki önemini artıran gelişmelerdir'' dedi.
Erdoğan, Dünya Tiyatro Günü'nü de kutladı.