2019-12-05 - 17:40
TBMM Başkanı Prof.Dr. Mustafa Şentop, AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay ve Mohammed Salem Al-Rashed başkanlığındaki Stratejik Düşünce Grubu platformu üyelerini kabul etti.
TBMM Başkanı Şentop, İslam ülkelerinde yönetimlerin halk desteğini taşıma konusunda ortaya çıkan sorunlara dikkat çekerek, "Eğer ülke içinde bir güç alamazsa siyasi iktidar, o zaman o gücünü başka yerlerden elde etmeye çalışır. Ya başka ülkelerin ya uluslararası kuruluşların, istihbarat örgütlerinin desteğiyle ayakta duran bir oyuncağa, piyona dönüşür. Onun için Cumhurbaşkanımızla Trump'ın görüşmesini bir gözden geçirin, zihninizde canlandırın. Bir de "haniymiş benim diktatörüm" diye çağırdığı şahsın görüşmelerinin nasıl olacağını tahmin edin" dedi.
Mustafa Şentop, TBMM tören salonunda gerçekleşen görüşmede, son 100 yılda meydana gelen gelişmelere atıfta bulunarak, Türkiye'nin çok önemli mesafeler aldığını belirterek, "Cumhurbaşkanının liderliğinde yaklaşık 17 yıldan fazla zamandır Türkiye'nin ortaya koyduğu performansın ekonomik, siyasi bakımdan uluslararası pozisyonu bakımından Türkiye'yi çok önemli bir yere taşıdı." diye konuştu.
Türkiye'nin ekonomik büyüklük bakımından dünyanın 18. Büyük ülkesi durumunda olduğunu ifade eden Şentop, şunları söyledi:
"Birçok ekonomik saldırıya rağmen dünyanın yaşamış olduğu ekonomik durgunluğa rağmen Türkiye ekonomisinin gücünü, direncini ispat etmiş durumdadır.Türkiye'nin dünyada savunmuş olduğu tezler, ahlakı esas alan dış politika, sadece İslam dünyasında değil, ezilen, mazlum coğrafyalarda büyük bir alaka ve destek görmektedir. Sadece nüfus büyüklüğü, ekonomik gücü değil, aynı zamanda tezlerinin sirayet, etki gücü de yüksektir.
Bu dirilişi Türkiye nasıl sağladı? Türkiye'de devlet millet bütünleşmesinin Cumhurbaşkanının liderliğinde gerçekleşmiş olmasıdır. Öncelikle seçimler yoluyla çok güçlü bir destekle seçilen iktidar var. Milletin değerleriyle devletin değerlerinin bütünleştirildiği bir siyasi anlayış, paradigma var. Bunları sağlamadan bir ülkede siyasi iktidarların güçlü, etkili yönetim ortaya koyabilmesi, uluslararası alanda etkili olması mümkün değil.
Bir ülkeyi yöneten, ama halkın desteğinden mahrum bir yönetimin uluslararası alanda da muhatap alınması zayıf olacaktır. Siyasi iktidarın, meşruiyetinin bir paradigması, oturduğu bir zemin olmalıdır. Bu monarşilerde de vardır. Bir kral, ben babamdan ülkenin yönetimini devraldım, aklıma estiği gibi yönetirim demez. Meşruiyet arayışı içinde olur. Biz de uluslararası temasta bunu dikkate alıyoruz. Bir ülkenin yöneticisinin gücü nedir arkasında gücü nedir, ne kadar dikkate alınır diye bakarız istişare ederken. Türkiye'de hem seçimler hem de anayasal sistem itibarıyla Türkiye'yi temsil eden Cumhurbaşkanımızın arkasında seçimlerde almış olduğu desteğin ötesinde, 83 milyonun bir desteği vardır.
Eğer millet ve devlet bütünleşmişse bir ülkede, o ülkenin uluslararası alanda sözü dinlenir, kararı merak edilir, ağırlığı, gücü olur. İslam dünyasının yeni yeni uyanmaya başladığı bu dönemde en önemli problemi, yaşayan halklarla onları yönetenler arasında sahici, gerçek ve güçlü bir bağın zayıf olmasıdır. Eğer ülke içinde bir güç alamazsa siyasi iktidar, o zaman o gücünü başka yerlerden elde etmeye çalışır. Ya başka ülkelerin ya uluslararası kuruluşların, istihbarat örgütlerinin desteğiyle ayakta duran bir oyuncağa, piyona dönüşür. Onun için Cumhurbaşkanımızla Trump'ın görüşmesini bir gözden geçirin, zihninizde canlandırın. Bir de "haniymiş benim diktatörüm" diye çağırdığı şahsın görüşmelerinin nasıl olacağını tahmin edin."
Mustafa Şentop, TBMM tören salonunda gerçekleşen görüşmede, son 100 yılda meydana gelen gelişmelere atıfta bulunarak, Türkiye'nin çok önemli mesafeler aldığını belirterek, "Cumhurbaşkanının liderliğinde yaklaşık 17 yıldan fazla zamandır Türkiye'nin ortaya koyduğu performansın ekonomik, siyasi bakımdan uluslararası pozisyonu bakımından Türkiye'yi çok önemli bir yere taşıdı." diye konuştu.
Türkiye'nin ekonomik büyüklük bakımından dünyanın 18. Büyük ülkesi durumunda olduğunu ifade eden Şentop, şunları söyledi:
"Birçok ekonomik saldırıya rağmen dünyanın yaşamış olduğu ekonomik durgunluğa rağmen Türkiye ekonomisinin gücünü, direncini ispat etmiş durumdadır.Türkiye'nin dünyada savunmuş olduğu tezler, ahlakı esas alan dış politika, sadece İslam dünyasında değil, ezilen, mazlum coğrafyalarda büyük bir alaka ve destek görmektedir. Sadece nüfus büyüklüğü, ekonomik gücü değil, aynı zamanda tezlerinin sirayet, etki gücü de yüksektir.
Bu dirilişi Türkiye nasıl sağladı? Türkiye'de devlet millet bütünleşmesinin Cumhurbaşkanının liderliğinde gerçekleşmiş olmasıdır. Öncelikle seçimler yoluyla çok güçlü bir destekle seçilen iktidar var. Milletin değerleriyle devletin değerlerinin bütünleştirildiği bir siyasi anlayış, paradigma var. Bunları sağlamadan bir ülkede siyasi iktidarların güçlü, etkili yönetim ortaya koyabilmesi, uluslararası alanda etkili olması mümkün değil.
Bir ülkeyi yöneten, ama halkın desteğinden mahrum bir yönetimin uluslararası alanda da muhatap alınması zayıf olacaktır. Siyasi iktidarın, meşruiyetinin bir paradigması, oturduğu bir zemin olmalıdır. Bu monarşilerde de vardır. Bir kral, ben babamdan ülkenin yönetimini devraldım, aklıma estiği gibi yönetirim demez. Meşruiyet arayışı içinde olur. Biz de uluslararası temasta bunu dikkate alıyoruz. Bir ülkenin yöneticisinin gücü nedir arkasında gücü nedir, ne kadar dikkate alınır diye bakarız istişare ederken. Türkiye'de hem seçimler hem de anayasal sistem itibarıyla Türkiye'yi temsil eden Cumhurbaşkanımızın arkasında seçimlerde almış olduğu desteğin ötesinde, 83 milyonun bir desteği vardır.
Eğer millet ve devlet bütünleşmişse bir ülkede, o ülkenin uluslararası alanda sözü dinlenir, kararı merak edilir, ağırlığı, gücü olur. İslam dünyasının yeni yeni uyanmaya başladığı bu dönemde en önemli problemi, yaşayan halklarla onları yönetenler arasında sahici, gerçek ve güçlü bir bağın zayıf olmasıdır. Eğer ülke içinde bir güç alamazsa siyasi iktidar, o zaman o gücünü başka yerlerden elde etmeye çalışır. Ya başka ülkelerin ya uluslararası kuruluşların, istihbarat örgütlerinin desteğiyle ayakta duran bir oyuncağa, piyona dönüşür. Onun için Cumhurbaşkanımızla Trump'ın görüşmesini bir gözden geçirin, zihninizde canlandırın. Bir de "haniymiş benim diktatörüm" diye çağırdığı şahsın görüşmelerinin nasıl olacağını tahmin edin."
