2012-05-09 - 15:50
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplandı. Afet Sigortaları Kanunu Tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplandı.
Gündemdışı söz alan MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, ''HES mağduru illerden birinin Gümüşhane olduğunu'' savundu.
Doğanın, suyun ve maden yataklarının hoyratça kullanılmasının halk arasında endişeye neden olduğunu ifade eden Yeniçeri, ''Halk, HES'lere karşıdır ve yaşam alanlarına müdahale edilmesini istememektedir'' diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, TBMM Genel Kurulu çalışmalarının, işitme engelliler için çevrilmemesinin büyük bir kusur olduğunu ifade etti.
Yasal düzenlemelerde ''engelli'' yerine ''özürlü'' deyiminin kullanıldığını belirten Tanal, Türk Dil Kurumu'na göre ''özürlü'' demenin ''defolu'' demek olduğunu, bu deyimin ise mallar için kullanıldığını kaydetti. Yanında getirdiği çorapla defolu mallara örnek veren Tanal, ''Defolu olması hukuki bir ayıptır. Hükümeti, ilgili kanunlarda 'özürlü' kavramından vazgeçip 'engelli' deyimini kullanmaya davet ediyorum'' dedi.
Kamuda engelli kadrosunun doldurulmadığını belirten Tanal, bunun ayrımcılık olduğunu savundu. Tanal, ''Hükümet, engellilere karşı ayrımcılık suçunu işlemektedir. Engelliler, Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunmalı ve tazminat davası açmalı'' diye konuştu.
BDP Bingöl Milletvekili İdris Baluken de çok dilli belediye hizmetlerine karşı başlatılan soruşturmaları eleştirdi.
TBMM Genel Kurulu'nda, CHP'nin, devlet tiyatrolarının sorunlarının araştırılması ile ilgili önergenin bugün görüşülmesine ilişkin önerisi kabul edilmedi.
Öneri üzerine CHP Grubu adına söz alan Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sanatı ve sanatçıyı yok saydığını, bu kesimi değersizleştirmeye çalıştığını iddia ederek, ''Sayın Başbakan sanatçıların milleti aşağıladığını söylüyor, onları despot aydınlar olarak tanımlıyor ama kendisi despotça davranıyor'' dedi. Devlet tiyatrolarının özelleştirilmek istendiğini, ''devlet eliyle tiyatro olmaz'' denildiğini belirten Nazlıaka, gelişmiş bir çok ülkede tiyatroların devlet eliyle desteklendiğini ifade etti. Nazlıaka, ''Devlet tiyatrolarını yok ederseniz halka klasikler ulaşmaz, Anadolu turneleri yapılamaz, özel tiyatrolar da yok olur'' diye konuştu.
AK Parti Sakarya Milletvekili Ayşenur İslam ise dünyada kültür sanat sektörlerinin devlet himayesinden çıktığını söyledi. Devletin sanat kurumları açmak yerine özel sanat kurumlarını desteklediğini belirten İslam, gelişmiş ülkelerde de devletin sanatçı istihdam etmediğini, özel sanat girişimlerini desteklediğini kaydetti. Nazlıaka'nın sözlerini eleştiren İslam, ''(Sanata hakaret eden devlet) son 7 yılda sinemaya desteğini 40 kat artırmıştır'' dedi. Televizyonlarda dizilerin çoğalmasıyla birlikte bazı devlet tiyatrosu oyuncularının izin alarak bu dizilerde rol aldığını belirten İslam, tiyatronun ise bu boşluğu doldurmak için dışarıdan bir sanatçı ile sözleşme yaptığını, bunun da ilave mali bir yükümlülük getirdiğini söyledi.
Yeniden söz alan Nazlıaka ise ''Devlet ile sanatçı arasındaki bağı koparmak istiyorsunuz. Buna izin vermeyeceğiz. Sanatçıların iki işte çalışmasında bahsettiniz. Sizin aranızda da iki işte çalışanlar, televizyonlarda yorum yapanlar var. Önce kendi çöplüğünüzü temizleyin'' dedi.
BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın, bütçe konuşmasında devlet bağlı tiyatro sayısını çoğaltacağını söylediğini, ancak şimdi özelleştirilmesinin düşünüldüğünü ifade etti. İslam'ın devlet tiyatrosu oyuncularının dizilerde rol almasına ilişkin sözlerine değinen Önder, ''Öğrenmek istiyorum, dizisi var diye oyuna çıkamayanların yerine kaç tane oyuncu ile sözleşme yapılmış?'' dedi. Önder, sinemaya destek konusunda devletin cebinden para çıkmadığını, sinema seyircisinin aldığı biletlerde yapılan kesintilerle bu paranın elde edildiğini söyledi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, bu tartışmanın, Başbakan Erdoğan'ın sanatçılara yönelik sözleri üzerine başladığını belirtti. Erdoğan'ın, tiyatro sanatçıları ile ilgili söylediği sözleri tekrar düşünmesi gerektiğini kaydeden Şandır, ''(Parasını ben veriyorum benim aleyhimde tiyatro yapamazsınız) iddiasıyla başladı bu tartışma. 'Ben parasını veriyorum, benim hoşuma giden sanat yapacaksınız' diyor. Bu anlayış doğru değil'' diye konuştu. Şandır, Başbakan Erdoğan'ın hoşuna gitmeyen bir şeyin bu ülkede suç haline geldiğini savundu.
Erdoğan'ın tiyatroculara, ''Despot, kibirli, tepeden bakanlar, kast sisteminin temsilcileri'' gibi ifadeler kullandığını belirten Şandır, ''Bunlar Sayın Başbakan'a yakışır sözler değil. Sanatçıyı hor görerek, sanatçıyı suçlayarak bu ülkeyi büyütemezsiniz. Sanatçı korunmalı ve desteklenmelidir'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı'nın görüşmelerinde, Akşener'in aracına yapılan saldırı gündeme geldi.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, Akşener'in makam aracına yönelik silahlı saldırıyı kınayarak, bunun kim tarafından yapıldığının Hükümetçe bir an önce aydınlığa kavuşturulmasını çok önemsediklerini söyledi. Kaplan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'dan da bu konuda bilgisi varsa, açıklama yapmasını istedi.
Birleşimi yöneten TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu da saldırıyı kınayarak, her türlü silahlı saldırıya karşı olduklarını belirtti. Mumcu, Akşener'e, geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, aracına yönelik saldırının doğrudan Akşener'e yapılan bir saldırı olduğunu belirterek, saldırıyı ve yapanları ''lanetledi.'' Bozdağ, konuyla ilgili soruşturmanın başlatıldığını bildirerek, ''Umarım, yakın zamanda bu işi gerçekleştirilenler kimlerse tespit edilip, yargıya teslim edilirler. Hükümet de bu konu üzerinde hassasiyetle duruyor. Sayın Akşener'e de geçmiş olsun diliyorum'' diye konuştu.
AK Parti Grup Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı da saldırıyı kınayarak, bu karanlık olayların soruşturulması sonucunda konunun açıklığa kavuşacağını, ilgililerin yargılanacağına inançlarının tam olduğunu kaydetti. Bahçekapalı, amaçlarının demokrasi olduğunu dile getirerek, ''Bu yolda ilerlerken karşımıza bu gibi olayların çıkması, bu inancımızı ve kararlılığımızı asla engellemeyecektir'' dedi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Türkiye'de son zamanlarda yaşanan olayları iyi değerlendirmek gerektiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
''Birileri, TBMM Başkanvekiline bu menfur saldırıyı yapmaya cüret gösterebiliyorsa, Hükümetin oturup, düşünmesi lazım. Bu menfur saldırıyla kimler, ne mesaj vermek istiyorlarsa, MHP olarak onu aldık, misliyle karşılık vereceğimizi de bilmelerini istiyoruz. Bu TBMM'ye, demokrasiye, Türk milliyetçilerine yapılan bir saldırıdır. Akşener'e uzanacak elin kırılacağını herkes görecektir. Saldırıyı, MHP Grubu olarak şiddet ve nefretle kınıyoruz, Hükümeti göreve davet ediyoruz. Temennilerle bu mesele geçiştirilemez. En kısa zamanda bu saldırıyı yapanların ortaya çıkartılmasını talep ediyoruz.''
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı''nın tümü üzerinde soruları yanıtladı.
Haşimi'ye Türkiye'nin destek verdiğini ve bu desteğin devam ettiğini belirten Bozdağ, şunları söyledi:
''Interpol tarafından arananlar arasında ismini geçmesi elbette önemli. Bizim de Irak hükümetinden istediklerimiz var. Orada terör örgütü ve yandaşları barınıyor ve terör örgütü ele başları orada bulunuyorlar ve ülkemize karşı eylemler gerçekleştiriyorlar. Biz de onları istiyoruz ama bugüne kadar Irak hükümetinden olumlu bir cevap alamadık. Şu anda bu konuyla ilgili desteğimizi verdik, şu anda Türkiye'de bulunuyor, tedavi maksadıyla gelmişti. Önümüzdeki zaman içerisinde yeni bir değerlendirme yapılır mı onu şimdiden bilemiyorum ama hükümet olarak bu konudaki tutumumuz net. Biz desteğimizi verdiğimiz birini iade etmeyiz.''
Bekir Bozdağ, seçim barajının düşürülmesinin Türkiye'de sürekli tartışıldığını ifade etti.
Barajın kendi dönemlerinde konulmadığını anımsatan Bozdağ, istikrarlı bir yönetimin Türkiye'ye katacağı çok şey olduğunu söyledi.
Geçmişteki krizlerin birçoğunun istikrarın olmadığı dönemlerde yaşandığını belirten Bozdağ, ''Güçlü iktidarların, siyasi istikrarın olması açısından yüzde 10 barajının Türkiye açısından önemini koruduğunu düşünüyoruz ama zaman içerisinde aşağı çekilmesi, yedilere, beşlere indirilmesine ilişkin bir değerlendirme yapılabilir mi, şu anda hükümetimiz tarafından böyle bir değerlendirme yapılmamaktadır'' dedi.
Baraja rağmen de koalisyon hükümetlerinin oluştuğunu anımsatan Bozdağ, ''Koalisyonlar milleti mutlu eden icraatlar ortaya koymamışlar. Belki ileride konuşulabilir bu konu ama şu anda gündemimizde yok'' diye konuştu.
Bozdağ, bir soru üzerine, Tarık Haşimi'nin Türkiye tarafından iade edilmemesine, ''Irak'taki teröristlerin iade edilmemesini sebep göstermediğini'' ifade ederek, ''Irak'ta teröristler var. Türkiye'ye eylem planlayan ve icra eden kişiler var. Onlara ilişkin Türkiye'nin taleplerine de bugüne kadar olumlu bir cevap verilememiştir. Sebep olarak onu ifade etmedim'' diye konuştu.
Bir milletvekilinin, ölen bir yakınının oy kullanmış gibi göründüğünü ifade etmesi üzerine Bozdağ, ölen kişiler nüfus kayıtlarından düşülmediği için bu kişilerin seçmen kütük kayıtlarında görünebildiğini belirtti. Bozdağ, ''Ölen birinin yerine oy kullanma varsa onunla ilgili Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmakta fayda vardır. Siyasi partilerimizin bunlara tenezzül edeceğini düşünmüyorum'' dedi.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, genel seçim öncesinde İçişleri, Ulaştırma ve Adalet bakanlarının istifa etmesinin bir anlamı olmadığını, bu uygulamanın kaldırılması gerektiğini söyledi.
TBMM Genel Kurulu'nda ''Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'' üzerinde görüşmeler sürüyor.
Milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Bozdağ, elektronik oy kullanma konusunun aslında yasaya 2008 yılında girdiğini belirtti. Bunun yasal bir altyapı olduğunu ifade eden Bozdağ, ''Bu yöntem dünyanın değişik ülkelerinde kullanılıyor. Eğer yasal altyapı olmazsa YSK ve ilgili birimlerin bu yönteme dönük çalışma yapması da mümkün olmazdı. Bu yöntem belli bir zaman içinde uygulanacak diye bir şart yok. Yeterli şartlar oluştuğunda bu sistem uygulanır. Bugünden yarına uygulanması gözükmüyor. 2014, 2015'te gözükmüyor en azından'' diye konuştu.
Bozdağ, seçimlerde parmak boyama işleminin ilkel bir yöntem olduğunu, bu ayıbı ortadan kaldırdıklarını söyledi. Seçmen sayısının artışının normal olduğunu anlatan Bozdağ, bunun nedeninin seçmen yaşı gelen herkesin sisteme dahil olmasından kaynaklandığını dile getirdi.
Bekir Bozdağ, genel seçim kararı alındığında İçişleri, Ulaştırma ve Adalet bakanlarının istifa ettiklerini belirterek, ''Esasında biz bu istifa etmeyi kaldıran bir adım atmamız lazım. Bunun bir anlamı yok. Yerine bir Bakan geliyor görevini devam ettirip gidiyor. Bence bunu kaldırmak lazım'' dedi.
Bozdağ, başka bir soruyu yanıtlarken, seçim öncesinde YSK'nın bağımsız milletvekilleri ile ilgili verdiği kararda hata yaptığını, bunu o dönemde de söylediğini belirterek, şöyle devam etti:
''CHP'nin Denizli listesi ile ilgili eksikle ilgili, 'bunu tamamlayın' diye bir karar verdi YSK. CHP de bunu tamamladı ve o eksiğini giderdi. Ancak bağımsız milletvekilleri ile ilgili konuda YSK önce adaylıkların iptaline karar verdi, sonra kamuoyunun sesi yükselince de bu sefer eksik belgeleri getirdiği zaman da belgeleri baktı adaylık ehliyeti var. Kendi kararını değiştirmek zorunda kaldı. Yanlış yaptı. Bu yanlış da bağımsız adayların seçim propagandasının YSK eliyle yapılmasına yol açtı. Biz o zaman buna itiraz etik. CHP'ye yaptığı uygulamayı bağımsız adaylara neden yapmadı, böyle bir haksız propagandaya neden vesile oldu-
Tutuklu milletvekilleri konusunda ise Sayın Kanadoğlu uyardı. Hatta Sayın Sezgin Tanrıkulu'nun açıklaması var. Hatta Sayın Süheyl Batum'un da açıklamaları var, 'biz sembolik anlam taşıdığı için aday koyuyoruz. Çıkmayacağını biz de biliyoruz' diye. Yani tutuklanmış bir milletvekili yok, tutukluyken milletvekili hadisesi var. Bunu da eleştirdik. Demokrasiye karşı teşebbüs iddiasında bulundukları iddiasıyla haklarında iddianame bulunanları milletin temsilcisi olarak aday göstermenin şık olmadığını da ifade etmiştik.
Son gelişmelerle ilgili parti bir değerlendirme yapmadı. O, partinin bileceği bir iş. Hükümet olarak bizim bu konuda aldığımız bir kararımız yok.''
CHP Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum ise Bozdağ'ın söylediklerini gerçeği yansıtmadığını belirterek, ''Bu doğru değil. Hiçbir yerde ne ben ne Sayın Kanadoğlu böyle bir şey söylemedik. AKP'nin güdümünde olan bazı sözüm ona akademisyen ve gazeteciler, 'bunları milletvekili gösteriyorlar, yazık değil mi- Davayı bu iki üç kişi açısından ortadan kaldırıyorlar, yargılanmayı yarıda bırakıyor' dediler. Biz de 'yanlış, yargılama durmaz. Yargılama devam eder ancak tutukluluk kalkar' dedik'' diye konuştu.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan da 8 milletvekilinin tutuklu olmasının kamu vicdanını yaraladığını ifade etti. TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in çağrısı üzerine çözüm önerilerini de sunduklarını anlatan Kaplan, ''(İktidar partisi de öneri getirsin) diyoruz, yok. İpe un sermenin zamanı değil. 'Kandil'in yolu açılıyormuş...' İnsanları güldürmeyin. Rezalet bir durum. Anayasayı çarpıtıyorsunuz, 'Kandil' diyorsunuz. Ne Kandil'i- Milletle dalga geçmeyin'' dedi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, ''Tutuklu milletvekilleri konusu bu Meclis'in, demokrasinin, iktidarın sorunu olmayacak da kimin sorunu olacak. MHP Grubu olarak biz milletvekilimizin niye tutuklu olduğunu Sayın Başbakan'ın beyanından biliyoruz. Çanakkale'de ayağı kalkmadığı için tutuklu olduğunu biliyoruz. Bunu nasıl içinize sindiriyorsunuz-'' diye konuştu.
Yeniden söz alan Bekir Bozdağ, ''Tutuklu iken aday gösterilenlerin, milletvekili seçilebilme ehliyetini taşımadıklarını'' söylemediğini belirtti.
Süheyl Batum'un konuşmasına değinen Bozdağ, Batum'un 25 Ocak 2011'de, bir soruya verdiği yanıtta, CHP'nin tutuklu milletvekillerinin adaylığı konusunda, ''Onların kurtulamayacağını bile bile arkalarında olduğumuzu gösteren sembolik olarak bir şey yapalım'' ifadesini kullandığını söyledi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Afet Sigortaları Kanunu Tasarısı ve Zorunlu Deprem Sigortasına Dair KHK üzerinde görüşmeler devam ediyor.
Tasarının tümü üzerine söz alan CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, Türkiye'de sigortacılık sektörünün hak ettiği yerde olmadığını söyledi.
Ülkedeki en büyük ekonomik sorunun cari açık olduğunu, bunun da özellikle yurtiçi tasarrufların az olmasından kaynaklandığını anlatan Sarı, bireysel emeklilik ve sigorta şirketlerinin en önemli tasarruf kurumları olduğunu ifade etti. Sarı, sigortacılık sektörüne daha fazla önem vererek yurtiçi tasarrufun artırılacağını, dolayısıyla cari açık sorununa da bu yolla çözüm üretilebileceğini anlattı.
BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, tasarıyla zorunlu deprem sigortasının genişletileceğini, deprem sonrası ortaya çıkabilecek bazı felaketlerin neden olduğu maddi zararların karşılanacağını belirterek, bu düzenlemeden kendilerinin de memnun olduğunu belirtti. Tasarıda bazı eksikliklerin bulunduğunu savunan Dora, ''Büyük bir mali havuz oluşacak. Kaynakların afet sonrası için kullanıldığını nereden bileceğiz. DASK, TBMM'nin bile denetiminde değil'' dedi.
MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, zorunlu deprem sigortasında belli mesafe katedildiğini, ancak hala binaların sigortalılık oranının düşük olduğunu söyledi. DASK'ın ne özel ne de kamu kuruluşuna benzediğine işaret eden Kalaycı, ''TBMM'nin, Sayıştay'ın denetimine tabi değil. Kamu ihale sistemine tabi değil. Kurum gelirleri her türlü vergiden muaf. Kamu tüzel kişisi olarak kamu gücünü, yetkisini kullanıyor ama kamu hukukunun dışında tutulmuş. Saydamlık, hesap verebilirlik yok. Kamuoyu denetiminden muaf durumda'' diye konuştu.
Tasarının tümü üzerinde soruları yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Van depreminde DASK kapsamında 80 milyon TL ödendiğini bildirdi.
Deprem öncesi sigortası oranı en düşük ilin Van olduğunu belirten Babacan, deprem sonrası Van'da sigorta sayısının ikiye katlandığını ifade etti.
Babacan, DASK ve diğer sigorta şirketlerinin Van depremiyle ilgili yaklaşık 150 milyon TL ödeme yaptığını belirterek, DASK'ın kamu kaynakları kullanmayan bir kuruluş olduğu için Kamu İhale Kanunu dışında tutulmasının uygun görüldüğünü söyledi.
*** HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ***
Gündemdışı söz alan MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, ''HES mağduru illerden birinin Gümüşhane olduğunu'' savundu.
Doğanın, suyun ve maden yataklarının hoyratça kullanılmasının halk arasında endişeye neden olduğunu ifade eden Yeniçeri, ''Halk, HES'lere karşıdır ve yaşam alanlarına müdahale edilmesini istememektedir'' diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, TBMM Genel Kurulu çalışmalarının, işitme engelliler için çevrilmemesinin büyük bir kusur olduğunu ifade etti.
Yasal düzenlemelerde ''engelli'' yerine ''özürlü'' deyiminin kullanıldığını belirten Tanal, Türk Dil Kurumu'na göre ''özürlü'' demenin ''defolu'' demek olduğunu, bu deyimin ise mallar için kullanıldığını kaydetti. Yanında getirdiği çorapla defolu mallara örnek veren Tanal, ''Defolu olması hukuki bir ayıptır. Hükümeti, ilgili kanunlarda 'özürlü' kavramından vazgeçip 'engelli' deyimini kullanmaya davet ediyorum'' dedi.
Kamuda engelli kadrosunun doldurulmadığını belirten Tanal, bunun ayrımcılık olduğunu savundu. Tanal, ''Hükümet, engellilere karşı ayrımcılık suçunu işlemektedir. Engelliler, Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunmalı ve tazminat davası açmalı'' diye konuştu.
BDP Bingöl Milletvekili İdris Baluken de çok dilli belediye hizmetlerine karşı başlatılan soruşturmaları eleştirdi.
TBMM Genel Kurulu'nda, CHP'nin, devlet tiyatrolarının sorunlarının araştırılması ile ilgili önergenin bugün görüşülmesine ilişkin önerisi kabul edilmedi.
Öneri üzerine CHP Grubu adına söz alan Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sanatı ve sanatçıyı yok saydığını, bu kesimi değersizleştirmeye çalıştığını iddia ederek, ''Sayın Başbakan sanatçıların milleti aşağıladığını söylüyor, onları despot aydınlar olarak tanımlıyor ama kendisi despotça davranıyor'' dedi. Devlet tiyatrolarının özelleştirilmek istendiğini, ''devlet eliyle tiyatro olmaz'' denildiğini belirten Nazlıaka, gelişmiş bir çok ülkede tiyatroların devlet eliyle desteklendiğini ifade etti. Nazlıaka, ''Devlet tiyatrolarını yok ederseniz halka klasikler ulaşmaz, Anadolu turneleri yapılamaz, özel tiyatrolar da yok olur'' diye konuştu.
AK Parti Sakarya Milletvekili Ayşenur İslam ise dünyada kültür sanat sektörlerinin devlet himayesinden çıktığını söyledi. Devletin sanat kurumları açmak yerine özel sanat kurumlarını desteklediğini belirten İslam, gelişmiş ülkelerde de devletin sanatçı istihdam etmediğini, özel sanat girişimlerini desteklediğini kaydetti. Nazlıaka'nın sözlerini eleştiren İslam, ''(Sanata hakaret eden devlet) son 7 yılda sinemaya desteğini 40 kat artırmıştır'' dedi. Televizyonlarda dizilerin çoğalmasıyla birlikte bazı devlet tiyatrosu oyuncularının izin alarak bu dizilerde rol aldığını belirten İslam, tiyatronun ise bu boşluğu doldurmak için dışarıdan bir sanatçı ile sözleşme yaptığını, bunun da ilave mali bir yükümlülük getirdiğini söyledi.
Yeniden söz alan Nazlıaka ise ''Devlet ile sanatçı arasındaki bağı koparmak istiyorsunuz. Buna izin vermeyeceğiz. Sanatçıların iki işte çalışmasında bahsettiniz. Sizin aranızda da iki işte çalışanlar, televizyonlarda yorum yapanlar var. Önce kendi çöplüğünüzü temizleyin'' dedi.
BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın, bütçe konuşmasında devlet bağlı tiyatro sayısını çoğaltacağını söylediğini, ancak şimdi özelleştirilmesinin düşünüldüğünü ifade etti. İslam'ın devlet tiyatrosu oyuncularının dizilerde rol almasına ilişkin sözlerine değinen Önder, ''Öğrenmek istiyorum, dizisi var diye oyuna çıkamayanların yerine kaç tane oyuncu ile sözleşme yapılmış?'' dedi. Önder, sinemaya destek konusunda devletin cebinden para çıkmadığını, sinema seyircisinin aldığı biletlerde yapılan kesintilerle bu paranın elde edildiğini söyledi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, bu tartışmanın, Başbakan Erdoğan'ın sanatçılara yönelik sözleri üzerine başladığını belirtti. Erdoğan'ın, tiyatro sanatçıları ile ilgili söylediği sözleri tekrar düşünmesi gerektiğini kaydeden Şandır, ''(Parasını ben veriyorum benim aleyhimde tiyatro yapamazsınız) iddiasıyla başladı bu tartışma. 'Ben parasını veriyorum, benim hoşuma giden sanat yapacaksınız' diyor. Bu anlayış doğru değil'' diye konuştu. Şandır, Başbakan Erdoğan'ın hoşuna gitmeyen bir şeyin bu ülkede suç haline geldiğini savundu.
Erdoğan'ın tiyatroculara, ''Despot, kibirli, tepeden bakanlar, kast sisteminin temsilcileri'' gibi ifadeler kullandığını belirten Şandır, ''Bunlar Sayın Başbakan'a yakışır sözler değil. Sanatçıyı hor görerek, sanatçıyı suçlayarak bu ülkeyi büyütemezsiniz. Sanatçı korunmalı ve desteklenmelidir'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı'nın görüşmelerinde, Akşener'in aracına yapılan saldırı gündeme geldi.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, Akşener'in makam aracına yönelik silahlı saldırıyı kınayarak, bunun kim tarafından yapıldığının Hükümetçe bir an önce aydınlığa kavuşturulmasını çok önemsediklerini söyledi. Kaplan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'dan da bu konuda bilgisi varsa, açıklama yapmasını istedi.
Birleşimi yöneten TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu da saldırıyı kınayarak, her türlü silahlı saldırıya karşı olduklarını belirtti. Mumcu, Akşener'e, geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, aracına yönelik saldırının doğrudan Akşener'e yapılan bir saldırı olduğunu belirterek, saldırıyı ve yapanları ''lanetledi.'' Bozdağ, konuyla ilgili soruşturmanın başlatıldığını bildirerek, ''Umarım, yakın zamanda bu işi gerçekleştirilenler kimlerse tespit edilip, yargıya teslim edilirler. Hükümet de bu konu üzerinde hassasiyetle duruyor. Sayın Akşener'e de geçmiş olsun diliyorum'' diye konuştu.
AK Parti Grup Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı da saldırıyı kınayarak, bu karanlık olayların soruşturulması sonucunda konunun açıklığa kavuşacağını, ilgililerin yargılanacağına inançlarının tam olduğunu kaydetti. Bahçekapalı, amaçlarının demokrasi olduğunu dile getirerek, ''Bu yolda ilerlerken karşımıza bu gibi olayların çıkması, bu inancımızı ve kararlılığımızı asla engellemeyecektir'' dedi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Türkiye'de son zamanlarda yaşanan olayları iyi değerlendirmek gerektiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
''Birileri, TBMM Başkanvekiline bu menfur saldırıyı yapmaya cüret gösterebiliyorsa, Hükümetin oturup, düşünmesi lazım. Bu menfur saldırıyla kimler, ne mesaj vermek istiyorlarsa, MHP olarak onu aldık, misliyle karşılık vereceğimizi de bilmelerini istiyoruz. Bu TBMM'ye, demokrasiye, Türk milliyetçilerine yapılan bir saldırıdır. Akşener'e uzanacak elin kırılacağını herkes görecektir. Saldırıyı, MHP Grubu olarak şiddet ve nefretle kınıyoruz, Hükümeti göreve davet ediyoruz. Temennilerle bu mesele geçiştirilemez. En kısa zamanda bu saldırıyı yapanların ortaya çıkartılmasını talep ediyoruz.''
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı''nın tümü üzerinde soruları yanıtladı.
Haşimi'ye Türkiye'nin destek verdiğini ve bu desteğin devam ettiğini belirten Bozdağ, şunları söyledi:
''Interpol tarafından arananlar arasında ismini geçmesi elbette önemli. Bizim de Irak hükümetinden istediklerimiz var. Orada terör örgütü ve yandaşları barınıyor ve terör örgütü ele başları orada bulunuyorlar ve ülkemize karşı eylemler gerçekleştiriyorlar. Biz de onları istiyoruz ama bugüne kadar Irak hükümetinden olumlu bir cevap alamadık. Şu anda bu konuyla ilgili desteğimizi verdik, şu anda Türkiye'de bulunuyor, tedavi maksadıyla gelmişti. Önümüzdeki zaman içerisinde yeni bir değerlendirme yapılır mı onu şimdiden bilemiyorum ama hükümet olarak bu konudaki tutumumuz net. Biz desteğimizi verdiğimiz birini iade etmeyiz.''
Bekir Bozdağ, seçim barajının düşürülmesinin Türkiye'de sürekli tartışıldığını ifade etti.
Barajın kendi dönemlerinde konulmadığını anımsatan Bozdağ, istikrarlı bir yönetimin Türkiye'ye katacağı çok şey olduğunu söyledi.
Geçmişteki krizlerin birçoğunun istikrarın olmadığı dönemlerde yaşandığını belirten Bozdağ, ''Güçlü iktidarların, siyasi istikrarın olması açısından yüzde 10 barajının Türkiye açısından önemini koruduğunu düşünüyoruz ama zaman içerisinde aşağı çekilmesi, yedilere, beşlere indirilmesine ilişkin bir değerlendirme yapılabilir mi, şu anda hükümetimiz tarafından böyle bir değerlendirme yapılmamaktadır'' dedi.
Baraja rağmen de koalisyon hükümetlerinin oluştuğunu anımsatan Bozdağ, ''Koalisyonlar milleti mutlu eden icraatlar ortaya koymamışlar. Belki ileride konuşulabilir bu konu ama şu anda gündemimizde yok'' diye konuştu.
Bozdağ, bir soru üzerine, Tarık Haşimi'nin Türkiye tarafından iade edilmemesine, ''Irak'taki teröristlerin iade edilmemesini sebep göstermediğini'' ifade ederek, ''Irak'ta teröristler var. Türkiye'ye eylem planlayan ve icra eden kişiler var. Onlara ilişkin Türkiye'nin taleplerine de bugüne kadar olumlu bir cevap verilememiştir. Sebep olarak onu ifade etmedim'' diye konuştu.
Bir milletvekilinin, ölen bir yakınının oy kullanmış gibi göründüğünü ifade etmesi üzerine Bozdağ, ölen kişiler nüfus kayıtlarından düşülmediği için bu kişilerin seçmen kütük kayıtlarında görünebildiğini belirtti. Bozdağ, ''Ölen birinin yerine oy kullanma varsa onunla ilgili Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmakta fayda vardır. Siyasi partilerimizin bunlara tenezzül edeceğini düşünmüyorum'' dedi.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, genel seçim öncesinde İçişleri, Ulaştırma ve Adalet bakanlarının istifa etmesinin bir anlamı olmadığını, bu uygulamanın kaldırılması gerektiğini söyledi.
TBMM Genel Kurulu'nda ''Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'' üzerinde görüşmeler sürüyor.
Milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Bozdağ, elektronik oy kullanma konusunun aslında yasaya 2008 yılında girdiğini belirtti. Bunun yasal bir altyapı olduğunu ifade eden Bozdağ, ''Bu yöntem dünyanın değişik ülkelerinde kullanılıyor. Eğer yasal altyapı olmazsa YSK ve ilgili birimlerin bu yönteme dönük çalışma yapması da mümkün olmazdı. Bu yöntem belli bir zaman içinde uygulanacak diye bir şart yok. Yeterli şartlar oluştuğunda bu sistem uygulanır. Bugünden yarına uygulanması gözükmüyor. 2014, 2015'te gözükmüyor en azından'' diye konuştu.
Bozdağ, seçimlerde parmak boyama işleminin ilkel bir yöntem olduğunu, bu ayıbı ortadan kaldırdıklarını söyledi. Seçmen sayısının artışının normal olduğunu anlatan Bozdağ, bunun nedeninin seçmen yaşı gelen herkesin sisteme dahil olmasından kaynaklandığını dile getirdi.
Bekir Bozdağ, genel seçim kararı alındığında İçişleri, Ulaştırma ve Adalet bakanlarının istifa ettiklerini belirterek, ''Esasında biz bu istifa etmeyi kaldıran bir adım atmamız lazım. Bunun bir anlamı yok. Yerine bir Bakan geliyor görevini devam ettirip gidiyor. Bence bunu kaldırmak lazım'' dedi.
Bozdağ, başka bir soruyu yanıtlarken, seçim öncesinde YSK'nın bağımsız milletvekilleri ile ilgili verdiği kararda hata yaptığını, bunu o dönemde de söylediğini belirterek, şöyle devam etti:
''CHP'nin Denizli listesi ile ilgili eksikle ilgili, 'bunu tamamlayın' diye bir karar verdi YSK. CHP de bunu tamamladı ve o eksiğini giderdi. Ancak bağımsız milletvekilleri ile ilgili konuda YSK önce adaylıkların iptaline karar verdi, sonra kamuoyunun sesi yükselince de bu sefer eksik belgeleri getirdiği zaman da belgeleri baktı adaylık ehliyeti var. Kendi kararını değiştirmek zorunda kaldı. Yanlış yaptı. Bu yanlış da bağımsız adayların seçim propagandasının YSK eliyle yapılmasına yol açtı. Biz o zaman buna itiraz etik. CHP'ye yaptığı uygulamayı bağımsız adaylara neden yapmadı, böyle bir haksız propagandaya neden vesile oldu-
Tutuklu milletvekilleri konusunda ise Sayın Kanadoğlu uyardı. Hatta Sayın Sezgin Tanrıkulu'nun açıklaması var. Hatta Sayın Süheyl Batum'un da açıklamaları var, 'biz sembolik anlam taşıdığı için aday koyuyoruz. Çıkmayacağını biz de biliyoruz' diye. Yani tutuklanmış bir milletvekili yok, tutukluyken milletvekili hadisesi var. Bunu da eleştirdik. Demokrasiye karşı teşebbüs iddiasında bulundukları iddiasıyla haklarında iddianame bulunanları milletin temsilcisi olarak aday göstermenin şık olmadığını da ifade etmiştik.
Son gelişmelerle ilgili parti bir değerlendirme yapmadı. O, partinin bileceği bir iş. Hükümet olarak bizim bu konuda aldığımız bir kararımız yok.''
CHP Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum ise Bozdağ'ın söylediklerini gerçeği yansıtmadığını belirterek, ''Bu doğru değil. Hiçbir yerde ne ben ne Sayın Kanadoğlu böyle bir şey söylemedik. AKP'nin güdümünde olan bazı sözüm ona akademisyen ve gazeteciler, 'bunları milletvekili gösteriyorlar, yazık değil mi- Davayı bu iki üç kişi açısından ortadan kaldırıyorlar, yargılanmayı yarıda bırakıyor' dediler. Biz de 'yanlış, yargılama durmaz. Yargılama devam eder ancak tutukluluk kalkar' dedik'' diye konuştu.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan da 8 milletvekilinin tutuklu olmasının kamu vicdanını yaraladığını ifade etti. TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in çağrısı üzerine çözüm önerilerini de sunduklarını anlatan Kaplan, ''(İktidar partisi de öneri getirsin) diyoruz, yok. İpe un sermenin zamanı değil. 'Kandil'in yolu açılıyormuş...' İnsanları güldürmeyin. Rezalet bir durum. Anayasayı çarpıtıyorsunuz, 'Kandil' diyorsunuz. Ne Kandil'i- Milletle dalga geçmeyin'' dedi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, ''Tutuklu milletvekilleri konusu bu Meclis'in, demokrasinin, iktidarın sorunu olmayacak da kimin sorunu olacak. MHP Grubu olarak biz milletvekilimizin niye tutuklu olduğunu Sayın Başbakan'ın beyanından biliyoruz. Çanakkale'de ayağı kalkmadığı için tutuklu olduğunu biliyoruz. Bunu nasıl içinize sindiriyorsunuz-'' diye konuştu.
Yeniden söz alan Bekir Bozdağ, ''Tutuklu iken aday gösterilenlerin, milletvekili seçilebilme ehliyetini taşımadıklarını'' söylemediğini belirtti.
Süheyl Batum'un konuşmasına değinen Bozdağ, Batum'un 25 Ocak 2011'de, bir soruya verdiği yanıtta, CHP'nin tutuklu milletvekillerinin adaylığı konusunda, ''Onların kurtulamayacağını bile bile arkalarında olduğumuzu gösteren sembolik olarak bir şey yapalım'' ifadesini kullandığını söyledi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Afet Sigortaları Kanunu Tasarısı ve Zorunlu Deprem Sigortasına Dair KHK üzerinde görüşmeler devam ediyor.
Tasarının tümü üzerine söz alan CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, Türkiye'de sigortacılık sektörünün hak ettiği yerde olmadığını söyledi.
Ülkedeki en büyük ekonomik sorunun cari açık olduğunu, bunun da özellikle yurtiçi tasarrufların az olmasından kaynaklandığını anlatan Sarı, bireysel emeklilik ve sigorta şirketlerinin en önemli tasarruf kurumları olduğunu ifade etti. Sarı, sigortacılık sektörüne daha fazla önem vererek yurtiçi tasarrufun artırılacağını, dolayısıyla cari açık sorununa da bu yolla çözüm üretilebileceğini anlattı.
BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, tasarıyla zorunlu deprem sigortasının genişletileceğini, deprem sonrası ortaya çıkabilecek bazı felaketlerin neden olduğu maddi zararların karşılanacağını belirterek, bu düzenlemeden kendilerinin de memnun olduğunu belirtti. Tasarıda bazı eksikliklerin bulunduğunu savunan Dora, ''Büyük bir mali havuz oluşacak. Kaynakların afet sonrası için kullanıldığını nereden bileceğiz. DASK, TBMM'nin bile denetiminde değil'' dedi.
MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, zorunlu deprem sigortasında belli mesafe katedildiğini, ancak hala binaların sigortalılık oranının düşük olduğunu söyledi. DASK'ın ne özel ne de kamu kuruluşuna benzediğine işaret eden Kalaycı, ''TBMM'nin, Sayıştay'ın denetimine tabi değil. Kamu ihale sistemine tabi değil. Kurum gelirleri her türlü vergiden muaf. Kamu tüzel kişisi olarak kamu gücünü, yetkisini kullanıyor ama kamu hukukunun dışında tutulmuş. Saydamlık, hesap verebilirlik yok. Kamuoyu denetiminden muaf durumda'' diye konuştu.
Tasarının tümü üzerinde soruları yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Van depreminde DASK kapsamında 80 milyon TL ödendiğini bildirdi.
Deprem öncesi sigortası oranı en düşük ilin Van olduğunu belirten Babacan, deprem sonrası Van'da sigorta sayısının ikiye katlandığını ifade etti.
Babacan, DASK ve diğer sigorta şirketlerinin Van depremiyle ilgili yaklaşık 150 milyon TL ödeme yaptığını belirterek, DASK'ın kamu kaynakları kullanmayan bir kuruluş olduğu için Kamu İhale Kanunu dışında tutulmasının uygun görüldüğünü söyledi.
*** HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ***
