2011-10-05 - 16:45
TBMM Genel Kurulu'nda, sınır ötesi operasyonlar için Hükümete verilen yetkiyi bir yıl uzatan Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, dün Somali'de 70 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırının, Türkiye'ye karşı değil, ülkedeki iç savaş nedeniyle devletin organlarına karşı yapıldığını söyledi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Meral Akşener Başkanlığında toplandı.
AK Parti Ankara Milletvekili ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl, Türkiye'den Somali ve diğer Afrika ülkelerine yapılan yardımlara ilişkin gündem dışı söz aldı.
Erdöl, son 60 yılın en büyük kuraklığını yaşandığı Somali'ye Türkiye'nin şefkat elini uzattığını söyledi. Cevdet Erdöl, sivil toplum kuruluşlarınca yalnızca 2010 yılında, buradaki 70 bin hastanın tedavi edildiğini, 200'den fazla su kuyusu açıldığını söyledi. Türk Kızılayının da yardımlar konusunda önemli görevler üstlendiğini anlatan Eördöl, Kızılayın kurduğu hastanelerde 330 bin kişinin muayene olduğunu, 4 binden fazla hastanın da ameliyat edildiğini belirtti. Erdöl, Sağlık Bakanlığınca kurulan sahra hastanelerinde de binlerce insana sağlık hizmeti sunulduğunu kaydetti.
Gündem dışı konuşmaya ilişkin Hükümet adına söz alan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında bir heyetle Somali'ye yaptıkları ziyarette, orada yaşanan dramı yakından gördüklerini söyledi. Buradaki durumun, anlatılanlardan daha kötü olduğunu ifade eden Bozdağ, insanların naylon çadırlarda kaldığını, çevrenin tamamen çöp yığınları ile dolduğunu; çocukların vücutlarının üzerlerine konan sineklerden görünmeyecek hale geldiğini, hayvan kemiklerinin yığınlar oluşturduğunu, insanların açlık ve susuzlukla mücadele ettiğini anlattı.
Bekir Bozdağ, tüm bu drama rağmen devam eden iç savaş nedeniyle kentteki hemen her binanın üzerinde kurşun izleri bulunduğuna dikkati çekti.
Somali'deki gözlemlerini aktaran Bekir Bozdağ, şunları söyledi:
''Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Şerif Ahmed, dedi ki 'Sizden önce başka bir ülkenin bakanı geldi. Zırhlı araçla şehri gezdi, yere inmeden gitti. Ama siz eşlerinizle geldiniz. Zırhlı araçlarla gezmediniz, halkın arasın indiniz. Onların dertlerini yakından gördünüz. Hiç yardım yapmasanız bile bu fotoğraf dünyanın en büyük yardımdır' dedi. 1993 yılından beri ilk defa Başbakan düzeyinde ziyaret yapılmış. Sayın Başbakan'ın ziyaretinden sonra Somali'ye dünyanın başka ülkelerinden de yardımlar arttı.''
Bozdağ, Türkiye'den Somali için 504 milyon 100 bin lira yardım toplandığını, bunun yanında 9 uçak ve 7 gemi ile 49 milyon lira tutarında, 17 bin ton ağırlığında insani yardım malzemesi ulaştırıldığını bildirdi. Bozdağ, ayni yardımların tamamının, milletin gönül hazinesinden ortaya çıkmış yardımlar olduğunu kaydetti. Bekir Bozdağ, yardımların planlı şekilde yapılması için bir koordinasyon kurulu oluşturduklarını bildirdi.
Somali'ye kalıcı yardımlar planladıklarını belirten Bozdağ, 200 yataklı hastaneyi hayata geçireceklerini, TOKİ marifetiyle 1000'den fazla toplu konutu yapacaklarını, Türk Kızılayı'nın çadır sayısını artıracaklarını, mobil fırın ve yemekhane kuracaklarını, çöplerin temizlenmesi için çalıştıklarını söyledi. Bozdağ, bunun yanında eğitim konusunda da ciddi çalışmalar yapacaklarını bildirdi.
Dün Somali'de 70 kişinin ölümüyle sonuçlanan intihar saldırısına değinen Bozdağ, ülkedeki en büyük sıkıntılardan birinin de güvenlik meselesi olduğunu belirterek, ''Din, dil, mezhep aynı ama yine ülkede huzur ve barış yok. Ülke dörde bölünmüş durumda. Umarız orada tez zamanda bir barış, huzur ortamı oluşsun'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın konuyla ilgili olarak Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Şerif Ahmed ile görüştüğünü, kendilerinin de Somali'deki Türk görevlilerden bilgi aldıklarını ifade eden Bozdağ, ''Yaşanan saldırı, kesinlikle Türkiye'ye karşı yapılmış bir saldırı değilidir. Oradaki saldırı, devlet organlarına karşı yapılmış bir saldırıdır. Bizim arkadaşlarımız da Somalili yetkililer de 'Türkiye yardım yapıyor, yapmasın' şeklinde bir düşünceyle yapılmış bir saldırı olmadığını söylüyor. Bu saldırı Türkiye'ye karşı yapılmadı, kendi iç çatışmaları nedeniyle devlet organlarına yapılmış saldırıdır. Bu saldırıyı lanetlemek bizim görevimiz. Kendi ülkesinin vatandaşlarını suçsuz yere öldürmek en büyük vahşettir, insanlık suçudur. Lanetliyor ve kınıyoruz.
Orada görev yapan Türk görevlilerinin güvenliğini sağlamak için tedbirlerimizi bundan sonraki süreç için de alacağız.''
TBMM Genel Kurulunda, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin, konuşmasının 5 saniye erken bitirildiğini iddia etmesi tartışmaya neden oldu.
Gündemdışı konuşmaların ardından yerinden söz alan Hamzaçebi, bugünün Dünya Öğretmenler Günü olduğunu hatırlattı. Öğretmen ve öğrencilerin bu yıla ''buruk'' girdiğini öne süren Hamzaçebi, söz verildiği gibi öğretmen atamalarının yapılmamasının üzüntü yarattığını söyledi.
Süresinin sona ermesine rağmen konuşmasına devam eden Hamzaçebi, elindeki saati TBMM Başkanvekili Meral Akşener'e göstererek, ''Bakın, ben de burada saat tuttum. 5 saniye önce kesildi konuşmam'' dedi. Akşener'in, ''Konuşmayı ben başlattım ama kapatma konusunda elim değmedi'' sözleri üzerine Hamzaçebi, ''O zaman sistemde problem var Sayın Başkan. Bu sistemi kurgulayan Sayın iktidar, şurada 5 saniyeye bile tahammül edemiyor'' şeklinde konuştu.
AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli de ''elektronik sistemdeki bir hata ihtimali'' iddiasıyla gruplarına yönelik bir suçlamanın söz konusu olduğunu söyledi. Akşener'e seslenen Canikli, ''Başkanlık olarak bu konuyu aydınlatın'' dedi. ''Bunun bizim grubumuzla, iktidarımızla ne alakası var?'' sorusunu yönelten Canikli, sistemin tüm konuşmacılara aynı şekilde uygulandığını ifade etti.
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ise ek konuşma süresi verilmemesi uygulamasının bitirilmesi talebinde bulundu. İnce, ''Bu, Allah'ın kanunu değil. Siz burada bir parti genel başkanına, Başbakan'a, 'ek süre yok' diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsanız, bana da diyemezsiniz. Burası eşitler Meclisi çünkü'' dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal da milletvekillerine bir selamlaşmanın bile çok görüldüğünü ileri sürerek, ek süre verilmemesi uygulamasından vazgeçilmesini istedi.
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ''erken uyarı sistemi'' hakkında Genel Kurulu yeterince bilgilendirmediğini ifade ederek, Davutoğlu'nun talebiyle açılacak bir genel görüşmede konunun daha geniş bir perspektifte ele alınmasının iyi olacağını söyledi.
CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı da bazı konuşmalarda, Somali'ye yapılan yardımlardan bahsedildiğini anımsatarak, ''Somali halkı bölünmüş durumda. Eli yüzü belli olmayan yönetimler var. İyi niyetle başlanan bu yardım kampanyasının bir Somali Feneri yaratmayacağına inanmak istiyorum'' dedi.
AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık da füze savunma sisteminin, ''İsrail'e kalkan olarak kurulduğuna'' yönelik iddialara tepki göstererek, sistemin uluslararası anlaşmaların gereği olarak planlandığını ifade etti.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan ise milletvekili yemini etmelerinin üzerinden kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen parti üyelerine yönelik ''taarruz'' şeklinde operasyonlar yapıldığını öne sürerek, bu durumu kınadıklarını söyledi.
TBMM Genel Kurulunda, sınır ötesi operasyonlar için Hükümete verilen yetkiyi bir yıl uzatan Başbakanlık tezkeresinin görüşmeleri tartışmayla başladı.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, görüşmeler başlamadan itirazda bulunarak, tezkerenin Anayasa'nın 92 ve İçtüzük'ün 49. maddelerine göre bugün görüşülemeyeceğini iddia etti.
TBMM Başkanvekili Meral Akşener, Başbakanlık tezkeresinin Başkanlıkça uygun görülen günde gündeme alınabileceğini söyledi.
Kaplan, bunun üzerine Başkanlığın tutumuyla ilgili usul tartışması açılmasını istedi.
Usul tartışması açılması üzerine Kaplan, Danışma Kurulunda tezkerenin görüşülmesi yönünde bir karar alınmadığını belirterek, tezkerenin görüşülmesini AK Parti'nin grup önerisi olarak getirebileceğini ileri sürdü.
''Bizi burada kullanmasınlar. Bu işi Pazartesi, Salı yapın ama usulüne göre yapın'' diyen Kaplan, şunları söyledi:
''Danışma Kurulunda Grup Başkanvekili olarak benim görevim yoksa, o zaman hiç bir Danışma Kurulu kararı çıkmayacak, hiçbirine 'Allah birdir' deseniz de onay vermeyeceğiz.
Şaka değil, savaş kararı alıyoruz. Bu tezkerenin Meclis Başkanlığı üzerinden Genel Kurula indirilmesi ahlaki, yasal değil. Danışma Kurulunda çıkar savunursunuz. Siz eğer Anayasayı ihlal ederseniz, Başkanlık Divanını yürütmenin postacısı yaparsanız, bu da yetmezmiş gibi bu tezkereyi Meclise getirirseniz, gelecek cenazelerin vebalinin altından kalkamazsınız.''
AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, tezkerelerin görüşülmesinde bugüne kadar bu şekilde tartışma yaşanmadığını söyledi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, bunun ''savaş tezkeresi'' olmadığını, meseleyi farklı yönlere çekip bir tartışmaya gerekçe yapılmasını doğru bulmadığını ifade etti.
Şandır, Başkanlığın dün tezkerenin bugün görüşüleceğini ilan ettiğini, dolayısıyla Başkanlığın tutumunun doğru olduğunu belirtti.
AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın da, ''İlk müzakerelerin böyle başlamasını arzu etmezdim. İçtüzüğün 49. maddesine göre usulde hiç bir problem yoktur'' dedi.
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da Başkanlığın tutumunu doğru olduğunu ifade etti ve tezkerenin bugün oylanmasını istedi.
BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Hükümetin, her sınır ötesi tezkere talebinde aynı vaatleri sunduğunu ileri sürdü.
TBMM Genel Kurulunda, sınır ötesi operasyonlar için Hükümete verilen yetkiyi bir yıl uzatan Başbakanlık tezkeresinin görüşmeleri devam ediyor.
BDP Grubu adına söz alan Önder, 1992-1997 yılları arasında gerçekleştirilen 4 sınır ötesi harekatta terör örgütü PKK'nın 5 bin 701 kayıp verdiğini, 1697 PKK'lının yaralı ele geçirildiğini, aynı harekatlarda 237 askerin şehit olduğunu, 739 askerin de yaralandığını söyledi. Önder, ardındaki acıların bilinmemesi halinde bu rakamların kuru bir sayı olmaya mahkum olacağını ifade etti.
Hükümetin, her sınır ötesi tezkere talebinde aynı vaatleri sıraladığını öne süren Önder, Genel Kurulda buna şahit olan milletvekillerinin bulunduğunu anlattı. Önder, söz konusu milletvekillerinin bu vaatlere inanarak ''evet' dediğini, ancak bir yıl sonra aynı vaatleri yeniden dinlemek durumunda kaldığını söyledi.
Sınır ötesi operasyon görüşmeleri ile ilgili eski tutanakları okuyan Önder, meselenin, askeri mesele olmaktan çıkalı uzun zaman olduğunu iddia eti.
Önder, şöyle devam etti:
''Kürtler uzun geçmişi olan inkar ve imha politikalarına karşı, statü talepleri ile karşı durmaya devam ediyor. Sizden hiçbir farkı yok. Ben de Türküm. Kürtlerden daha vahim noktaya itilen halk vardır o da Türklerdir. Türkün önüne Kürt'e düşmanlık etmekten başka hiçbir alan bırakılmadı. Türk'e düşen tek şey, 'sen Kürt'e düşmanlık edeceksin...' Şehitlik meselesiyle, cihatla bu iş olacak gibi değildir. Askerliğin zorunlu olduğu yerde şehitlikten bahsedilemez.''
Önder, konuşmasının sonunda, ''vicdani retçi biri Başbakan'a, 'beni idam edin' diye mektup yazmış'' diyerek, elindeki mektubu kürsüye bıraktıktan sonra yerine geçti.
Bu arada, BDP'li 4 milletvekili görüşmeleri, Genel Kuruldaki Komisyon sıralarına oturarak takip ettikleri görüldü.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu, terörle mücadeleyle ilgili 6 maddelik öneri sunarak, her partiden eşit sayıda katılımcının yer alacağı bir ''çalışma grubu'' oluşturulmasını, grubun faaliyetlerini Ocak 2012 sonuna kadar tamamlamasını ve Hükümete iletilmesini istedi.
Loğoğlu, TBMM Genel Kurulunda, sınır ötesi operasyonlar için Hükümete verilen yetkiyi bir yıl uzatan Başbakanlık tezkeresinin üzerinde CHP Grubunun görüşlerini dile getirdi.
Terör ve terörle mücadelenin, Türkiye'nin gündeminden düşmediğini, sorun olmaya devam ettiğini ifade eden Loğoğlu, tezkerenin uzatılmasının da bu acı gerçeğin ürünü olduğunu söyledi.
Teröre karşı silahlı mücadelenin gerekli ancak yeterli yöntem olmadığını anlatan Loğoğlu, CHP'nin, tezkereye ''evet'' diyeceğini bildirdi. Loğoğlu, ancak bunun Hükümetin terörle mücadele politikalarını tasvip ettikleri anlamına gelmediğini belirtti.
Loğoğlu, Irak'tan kaynaklanan saldırıların, Türkiye'nin ulusal güvenliğine karşı tehdit oluşturduğunu ifade ederek, BM Güvenlik Konseyi tarafından 2003 ve 2004'te kabul edilen kararların, Irak hükümetini, ülkede konuşlanmış terör odaklarıyla mücadelede yükümlü kıldığını, anayasada da hükme bağlandığını anımsattı.
Türkiye ile Irak arasında 2009'da imzalanan güvenlik anlaşmasıyla Irak'ın yükümlülükler üstlendiğini hatırlatan Loğoğlu, ''Ulusal güvenliğimize yönelik bu saldırıların bertaraf edilmesi için Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinde PKK unsurlarını hedef alması, uluslararası hukuk bakımından caizdir'' açıklamasında bulundu.
Sivillere ve sivil tesislere zarar verilmemesi koşulunun titizlikle gözetilmesi, süresine dikkat edilmesinin, olası harekatın meşruiyetine gölge düşmemesi için önemli olduğunu vurgulayan Loğoğlu, olası harekat ile ilgili Irak'a önceden bilgi verilmesinin söz konusu olamayacağını söyledi. Loğoğlu, bir süre önce ilgili bakanın, operasyonun her an yapılabileceğinin duyurmasının, ''affedilmez gaf'' olduğunu savundu.
Faruk Loğoğlu, özellikle terörle mücadelede Irak'ı, Türkiye'nin yanında tutmanın, ülkenin çıkarı gereği olduğunu belirterek, ''Kandil, Irak toprağıdır. O çıbanın tamamen kurutulması için Irak'a ihtiyacımız olacaktır'' dedi.
''Terör konusunun ulusal bir sorun olduğu, bu meselenin bitirilmesi için hepimize görev düştüğü, bu hedef doğrultusunda atılacak her doğru adımın desteklenmesi gerektiği hususunda toplum olarak görüş birliği içindeyiz'' diyen Loğoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Terörün sonlandırılması yönünde çok yönlü bütün çabalarına rağmen bir türlü sonuç alamamasına karşın Hükümetin, muhalefet partilerinin katkısını almaktan hala imtina edebilmesini şaşırtıcı ve üzücü bulmaktayız. Meclisimizin çatısı altında bulunan siyasi partileri bir araya getirmek muhalefetin değil, iktidar partisi ve Hükümetin görevidir.
Oysa uzun zamandır devletin, hatta Hükümetin bile PKK terör örgütü unsurlarıyla görüşmekte olduğu artık kamuoyumuzun da bildiği bir gerçektir. Buradan Hükümete bir uyarımız var; terör örgütüyle yapılan görüşmelerden istenilen sonucun alınamadığı artan terör saldırıları gerçeğinden açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle devam edeceği ilan edilen bu temasların tek amacının PKK tarafından silahların bırakılması ve şiddete son verilmesi olmalıdır. Yöntem, PKK ile pazarlık değil, ikna ve hizaya getirme yöntemi olmalıdır. Bu temasların gerekçeleri ve sonuçları hakkında Hükümetin açık ve inandırıcı olması gerekir. Terör örgütü unsurlarıyla görüşebilen bir Hükümetin muhalefet partileriyle temas aramamasının, onların görüşlerine ihtiyaç duymamasının izah edilir veya anlaşılır bir tarafı yoktur. Bu durumun Hükümet tarafından bir an önce düzeltilmesi ve iktidar partisi ve Hükümetin muhalefet partilerine çağrı yaparak terörü bitirmenin yollarının müştereken aranması sürecini başlatması, halkımızın beklenti ve isteklerine en uygun hareket tarzı olacaktır.''
Loğoğlu, vatandaşların terör saldırılarından bıktığını, yorulduğunu, tepkili olduğunu, bu sorunun çözülmesini beklediğini söyledi.
Hükümet programının bile ''terörle mücadele konusunda sessiz olduğunu'' iddia eden Loğoğlu, ''CHP, artık sözün bittiği yerde olduğumuz kanaatindedir'' dedi.
''Hükümeti sorumluluk üstlenmeye davet eden'' Loğoğlu, bu konuda Hükümete yardımcı olacaklarını bildirdi.
Loğoğlu, ''Halkımızın huzur ve güvenliği, ulusal birliğimizin korunması için üstümüze düşeni yapmaya biz hazırız'' diyerek, bu amaçla izlenmesi gereken yola ilişkin 6 madde sıraladı. Loğoğlu, şunları söyledi:
''Hükümet, terörü sona erdirmek amacıyla düşünce ve önerilerini bugüne kadar olanların muhasebesini yaparak yeniden belirlemelidir. Hükümetin yaklaşımı, TBMM çatısı altında siyasi partilerin eşit sayıda oluşturacağı 8 üyeden oluşacak bir çalışma grubunda ele alınmalıdır. Her siyasi parti, kendi katkılarını bu çalışmalar sırasında gündeme getirme imkanına sahip olmalıdır. Devlet kurum ve kuruluşları görüşlerini buraya iletmelidir. Anılan çalışma grubuna yardımcı olmak üzere yine her siyasi partinin belirleyeceği ikişer kişiden oluşacak bir Akil Adamlar Grubu oluşturulmalıdır. Grup hem kendi düşüncelerini üretmeli, hem Meclis çalışma grubunun kendisine vereceği görevleri yerine getirmelidir. Vatandaşlarımız ve sivil toplum kuruluşları da katkılarını buraya yapmalıdırlar.
Meclis çalışma grubu, çalışmalarını Ocak 2012 sonuna kadar tamamlamalı ve sonuç görüşülmek üzere Genel Kurula sunulmalıdır. Meclisin bu süreç neticesinde üzerinde mutabık kalacağı ortak aklı oluşturacak öneriler demeti uygulanması isteği ve amacıyla Hükümete iletilmelidir. Bu önerilerinin hayata geçirilmesi bakımından bütün siyasi partiler Hükümete yardımcı olmalıdır.''
(16.45)
*** HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DÖKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ***
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Meral Akşener Başkanlığında toplandı.
AK Parti Ankara Milletvekili ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl, Türkiye'den Somali ve diğer Afrika ülkelerine yapılan yardımlara ilişkin gündem dışı söz aldı.
Erdöl, son 60 yılın en büyük kuraklığını yaşandığı Somali'ye Türkiye'nin şefkat elini uzattığını söyledi. Cevdet Erdöl, sivil toplum kuruluşlarınca yalnızca 2010 yılında, buradaki 70 bin hastanın tedavi edildiğini, 200'den fazla su kuyusu açıldığını söyledi. Türk Kızılayının da yardımlar konusunda önemli görevler üstlendiğini anlatan Eördöl, Kızılayın kurduğu hastanelerde 330 bin kişinin muayene olduğunu, 4 binden fazla hastanın da ameliyat edildiğini belirtti. Erdöl, Sağlık Bakanlığınca kurulan sahra hastanelerinde de binlerce insana sağlık hizmeti sunulduğunu kaydetti.
Gündem dışı konuşmaya ilişkin Hükümet adına söz alan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında bir heyetle Somali'ye yaptıkları ziyarette, orada yaşanan dramı yakından gördüklerini söyledi. Buradaki durumun, anlatılanlardan daha kötü olduğunu ifade eden Bozdağ, insanların naylon çadırlarda kaldığını, çevrenin tamamen çöp yığınları ile dolduğunu; çocukların vücutlarının üzerlerine konan sineklerden görünmeyecek hale geldiğini, hayvan kemiklerinin yığınlar oluşturduğunu, insanların açlık ve susuzlukla mücadele ettiğini anlattı.
Bekir Bozdağ, tüm bu drama rağmen devam eden iç savaş nedeniyle kentteki hemen her binanın üzerinde kurşun izleri bulunduğuna dikkati çekti.
Somali'deki gözlemlerini aktaran Bekir Bozdağ, şunları söyledi:
''Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Şerif Ahmed, dedi ki 'Sizden önce başka bir ülkenin bakanı geldi. Zırhlı araçla şehri gezdi, yere inmeden gitti. Ama siz eşlerinizle geldiniz. Zırhlı araçlarla gezmediniz, halkın arasın indiniz. Onların dertlerini yakından gördünüz. Hiç yardım yapmasanız bile bu fotoğraf dünyanın en büyük yardımdır' dedi. 1993 yılından beri ilk defa Başbakan düzeyinde ziyaret yapılmış. Sayın Başbakan'ın ziyaretinden sonra Somali'ye dünyanın başka ülkelerinden de yardımlar arttı.''
Bozdağ, Türkiye'den Somali için 504 milyon 100 bin lira yardım toplandığını, bunun yanında 9 uçak ve 7 gemi ile 49 milyon lira tutarında, 17 bin ton ağırlığında insani yardım malzemesi ulaştırıldığını bildirdi. Bozdağ, ayni yardımların tamamının, milletin gönül hazinesinden ortaya çıkmış yardımlar olduğunu kaydetti. Bekir Bozdağ, yardımların planlı şekilde yapılması için bir koordinasyon kurulu oluşturduklarını bildirdi.
Somali'ye kalıcı yardımlar planladıklarını belirten Bozdağ, 200 yataklı hastaneyi hayata geçireceklerini, TOKİ marifetiyle 1000'den fazla toplu konutu yapacaklarını, Türk Kızılayı'nın çadır sayısını artıracaklarını, mobil fırın ve yemekhane kuracaklarını, çöplerin temizlenmesi için çalıştıklarını söyledi. Bozdağ, bunun yanında eğitim konusunda da ciddi çalışmalar yapacaklarını bildirdi.
Dün Somali'de 70 kişinin ölümüyle sonuçlanan intihar saldırısına değinen Bozdağ, ülkedeki en büyük sıkıntılardan birinin de güvenlik meselesi olduğunu belirterek, ''Din, dil, mezhep aynı ama yine ülkede huzur ve barış yok. Ülke dörde bölünmüş durumda. Umarız orada tez zamanda bir barış, huzur ortamı oluşsun'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın konuyla ilgili olarak Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Şerif Ahmed ile görüştüğünü, kendilerinin de Somali'deki Türk görevlilerden bilgi aldıklarını ifade eden Bozdağ, ''Yaşanan saldırı, kesinlikle Türkiye'ye karşı yapılmış bir saldırı değilidir. Oradaki saldırı, devlet organlarına karşı yapılmış bir saldırıdır. Bizim arkadaşlarımız da Somalili yetkililer de 'Türkiye yardım yapıyor, yapmasın' şeklinde bir düşünceyle yapılmış bir saldırı olmadığını söylüyor. Bu saldırı Türkiye'ye karşı yapılmadı, kendi iç çatışmaları nedeniyle devlet organlarına yapılmış saldırıdır. Bu saldırıyı lanetlemek bizim görevimiz. Kendi ülkesinin vatandaşlarını suçsuz yere öldürmek en büyük vahşettir, insanlık suçudur. Lanetliyor ve kınıyoruz.
Orada görev yapan Türk görevlilerinin güvenliğini sağlamak için tedbirlerimizi bundan sonraki süreç için de alacağız.''
TBMM Genel Kurulunda, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin, konuşmasının 5 saniye erken bitirildiğini iddia etmesi tartışmaya neden oldu.
Gündemdışı konuşmaların ardından yerinden söz alan Hamzaçebi, bugünün Dünya Öğretmenler Günü olduğunu hatırlattı. Öğretmen ve öğrencilerin bu yıla ''buruk'' girdiğini öne süren Hamzaçebi, söz verildiği gibi öğretmen atamalarının yapılmamasının üzüntü yarattığını söyledi.
Süresinin sona ermesine rağmen konuşmasına devam eden Hamzaçebi, elindeki saati TBMM Başkanvekili Meral Akşener'e göstererek, ''Bakın, ben de burada saat tuttum. 5 saniye önce kesildi konuşmam'' dedi. Akşener'in, ''Konuşmayı ben başlattım ama kapatma konusunda elim değmedi'' sözleri üzerine Hamzaçebi, ''O zaman sistemde problem var Sayın Başkan. Bu sistemi kurgulayan Sayın iktidar, şurada 5 saniyeye bile tahammül edemiyor'' şeklinde konuştu.
AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli de ''elektronik sistemdeki bir hata ihtimali'' iddiasıyla gruplarına yönelik bir suçlamanın söz konusu olduğunu söyledi. Akşener'e seslenen Canikli, ''Başkanlık olarak bu konuyu aydınlatın'' dedi. ''Bunun bizim grubumuzla, iktidarımızla ne alakası var?'' sorusunu yönelten Canikli, sistemin tüm konuşmacılara aynı şekilde uygulandığını ifade etti.
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ise ek konuşma süresi verilmemesi uygulamasının bitirilmesi talebinde bulundu. İnce, ''Bu, Allah'ın kanunu değil. Siz burada bir parti genel başkanına, Başbakan'a, 'ek süre yok' diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsanız, bana da diyemezsiniz. Burası eşitler Meclisi çünkü'' dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal da milletvekillerine bir selamlaşmanın bile çok görüldüğünü ileri sürerek, ek süre verilmemesi uygulamasından vazgeçilmesini istedi.
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ''erken uyarı sistemi'' hakkında Genel Kurulu yeterince bilgilendirmediğini ifade ederek, Davutoğlu'nun talebiyle açılacak bir genel görüşmede konunun daha geniş bir perspektifte ele alınmasının iyi olacağını söyledi.
CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı da bazı konuşmalarda, Somali'ye yapılan yardımlardan bahsedildiğini anımsatarak, ''Somali halkı bölünmüş durumda. Eli yüzü belli olmayan yönetimler var. İyi niyetle başlanan bu yardım kampanyasının bir Somali Feneri yaratmayacağına inanmak istiyorum'' dedi.
AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık da füze savunma sisteminin, ''İsrail'e kalkan olarak kurulduğuna'' yönelik iddialara tepki göstererek, sistemin uluslararası anlaşmaların gereği olarak planlandığını ifade etti.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan ise milletvekili yemini etmelerinin üzerinden kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen parti üyelerine yönelik ''taarruz'' şeklinde operasyonlar yapıldığını öne sürerek, bu durumu kınadıklarını söyledi.
TBMM Genel Kurulunda, sınır ötesi operasyonlar için Hükümete verilen yetkiyi bir yıl uzatan Başbakanlık tezkeresinin görüşmeleri tartışmayla başladı.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, görüşmeler başlamadan itirazda bulunarak, tezkerenin Anayasa'nın 92 ve İçtüzük'ün 49. maddelerine göre bugün görüşülemeyeceğini iddia etti.
TBMM Başkanvekili Meral Akşener, Başbakanlık tezkeresinin Başkanlıkça uygun görülen günde gündeme alınabileceğini söyledi.
Kaplan, bunun üzerine Başkanlığın tutumuyla ilgili usul tartışması açılmasını istedi.
Usul tartışması açılması üzerine Kaplan, Danışma Kurulunda tezkerenin görüşülmesi yönünde bir karar alınmadığını belirterek, tezkerenin görüşülmesini AK Parti'nin grup önerisi olarak getirebileceğini ileri sürdü.
''Bizi burada kullanmasınlar. Bu işi Pazartesi, Salı yapın ama usulüne göre yapın'' diyen Kaplan, şunları söyledi:
''Danışma Kurulunda Grup Başkanvekili olarak benim görevim yoksa, o zaman hiç bir Danışma Kurulu kararı çıkmayacak, hiçbirine 'Allah birdir' deseniz de onay vermeyeceğiz.
Şaka değil, savaş kararı alıyoruz. Bu tezkerenin Meclis Başkanlığı üzerinden Genel Kurula indirilmesi ahlaki, yasal değil. Danışma Kurulunda çıkar savunursunuz. Siz eğer Anayasayı ihlal ederseniz, Başkanlık Divanını yürütmenin postacısı yaparsanız, bu da yetmezmiş gibi bu tezkereyi Meclise getirirseniz, gelecek cenazelerin vebalinin altından kalkamazsınız.''
AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, tezkerelerin görüşülmesinde bugüne kadar bu şekilde tartışma yaşanmadığını söyledi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, bunun ''savaş tezkeresi'' olmadığını, meseleyi farklı yönlere çekip bir tartışmaya gerekçe yapılmasını doğru bulmadığını ifade etti.
Şandır, Başkanlığın dün tezkerenin bugün görüşüleceğini ilan ettiğini, dolayısıyla Başkanlığın tutumunun doğru olduğunu belirtti.
AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın da, ''İlk müzakerelerin böyle başlamasını arzu etmezdim. İçtüzüğün 49. maddesine göre usulde hiç bir problem yoktur'' dedi.
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da Başkanlığın tutumunu doğru olduğunu ifade etti ve tezkerenin bugün oylanmasını istedi.
BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Hükümetin, her sınır ötesi tezkere talebinde aynı vaatleri sunduğunu ileri sürdü.
TBMM Genel Kurulunda, sınır ötesi operasyonlar için Hükümete verilen yetkiyi bir yıl uzatan Başbakanlık tezkeresinin görüşmeleri devam ediyor.
BDP Grubu adına söz alan Önder, 1992-1997 yılları arasında gerçekleştirilen 4 sınır ötesi harekatta terör örgütü PKK'nın 5 bin 701 kayıp verdiğini, 1697 PKK'lının yaralı ele geçirildiğini, aynı harekatlarda 237 askerin şehit olduğunu, 739 askerin de yaralandığını söyledi. Önder, ardındaki acıların bilinmemesi halinde bu rakamların kuru bir sayı olmaya mahkum olacağını ifade etti.
Hükümetin, her sınır ötesi tezkere talebinde aynı vaatleri sıraladığını öne süren Önder, Genel Kurulda buna şahit olan milletvekillerinin bulunduğunu anlattı. Önder, söz konusu milletvekillerinin bu vaatlere inanarak ''evet' dediğini, ancak bir yıl sonra aynı vaatleri yeniden dinlemek durumunda kaldığını söyledi.
Sınır ötesi operasyon görüşmeleri ile ilgili eski tutanakları okuyan Önder, meselenin, askeri mesele olmaktan çıkalı uzun zaman olduğunu iddia eti.
Önder, şöyle devam etti:
''Kürtler uzun geçmişi olan inkar ve imha politikalarına karşı, statü talepleri ile karşı durmaya devam ediyor. Sizden hiçbir farkı yok. Ben de Türküm. Kürtlerden daha vahim noktaya itilen halk vardır o da Türklerdir. Türkün önüne Kürt'e düşmanlık etmekten başka hiçbir alan bırakılmadı. Türk'e düşen tek şey, 'sen Kürt'e düşmanlık edeceksin...' Şehitlik meselesiyle, cihatla bu iş olacak gibi değildir. Askerliğin zorunlu olduğu yerde şehitlikten bahsedilemez.''
Önder, konuşmasının sonunda, ''vicdani retçi biri Başbakan'a, 'beni idam edin' diye mektup yazmış'' diyerek, elindeki mektubu kürsüye bıraktıktan sonra yerine geçti.
Bu arada, BDP'li 4 milletvekili görüşmeleri, Genel Kuruldaki Komisyon sıralarına oturarak takip ettikleri görüldü.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu, terörle mücadeleyle ilgili 6 maddelik öneri sunarak, her partiden eşit sayıda katılımcının yer alacağı bir ''çalışma grubu'' oluşturulmasını, grubun faaliyetlerini Ocak 2012 sonuna kadar tamamlamasını ve Hükümete iletilmesini istedi.
Loğoğlu, TBMM Genel Kurulunda, sınır ötesi operasyonlar için Hükümete verilen yetkiyi bir yıl uzatan Başbakanlık tezkeresinin üzerinde CHP Grubunun görüşlerini dile getirdi.
Terör ve terörle mücadelenin, Türkiye'nin gündeminden düşmediğini, sorun olmaya devam ettiğini ifade eden Loğoğlu, tezkerenin uzatılmasının da bu acı gerçeğin ürünü olduğunu söyledi.
Teröre karşı silahlı mücadelenin gerekli ancak yeterli yöntem olmadığını anlatan Loğoğlu, CHP'nin, tezkereye ''evet'' diyeceğini bildirdi. Loğoğlu, ancak bunun Hükümetin terörle mücadele politikalarını tasvip ettikleri anlamına gelmediğini belirtti.
Loğoğlu, Irak'tan kaynaklanan saldırıların, Türkiye'nin ulusal güvenliğine karşı tehdit oluşturduğunu ifade ederek, BM Güvenlik Konseyi tarafından 2003 ve 2004'te kabul edilen kararların, Irak hükümetini, ülkede konuşlanmış terör odaklarıyla mücadelede yükümlü kıldığını, anayasada da hükme bağlandığını anımsattı.
Türkiye ile Irak arasında 2009'da imzalanan güvenlik anlaşmasıyla Irak'ın yükümlülükler üstlendiğini hatırlatan Loğoğlu, ''Ulusal güvenliğimize yönelik bu saldırıların bertaraf edilmesi için Türkiye'nin Irak'ın kuzeyinde PKK unsurlarını hedef alması, uluslararası hukuk bakımından caizdir'' açıklamasında bulundu.
Sivillere ve sivil tesislere zarar verilmemesi koşulunun titizlikle gözetilmesi, süresine dikkat edilmesinin, olası harekatın meşruiyetine gölge düşmemesi için önemli olduğunu vurgulayan Loğoğlu, olası harekat ile ilgili Irak'a önceden bilgi verilmesinin söz konusu olamayacağını söyledi. Loğoğlu, bir süre önce ilgili bakanın, operasyonun her an yapılabileceğinin duyurmasının, ''affedilmez gaf'' olduğunu savundu.
Faruk Loğoğlu, özellikle terörle mücadelede Irak'ı, Türkiye'nin yanında tutmanın, ülkenin çıkarı gereği olduğunu belirterek, ''Kandil, Irak toprağıdır. O çıbanın tamamen kurutulması için Irak'a ihtiyacımız olacaktır'' dedi.
''Terör konusunun ulusal bir sorun olduğu, bu meselenin bitirilmesi için hepimize görev düştüğü, bu hedef doğrultusunda atılacak her doğru adımın desteklenmesi gerektiği hususunda toplum olarak görüş birliği içindeyiz'' diyen Loğoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Terörün sonlandırılması yönünde çok yönlü bütün çabalarına rağmen bir türlü sonuç alamamasına karşın Hükümetin, muhalefet partilerinin katkısını almaktan hala imtina edebilmesini şaşırtıcı ve üzücü bulmaktayız. Meclisimizin çatısı altında bulunan siyasi partileri bir araya getirmek muhalefetin değil, iktidar partisi ve Hükümetin görevidir.
Oysa uzun zamandır devletin, hatta Hükümetin bile PKK terör örgütü unsurlarıyla görüşmekte olduğu artık kamuoyumuzun da bildiği bir gerçektir. Buradan Hükümete bir uyarımız var; terör örgütüyle yapılan görüşmelerden istenilen sonucun alınamadığı artan terör saldırıları gerçeğinden açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle devam edeceği ilan edilen bu temasların tek amacının PKK tarafından silahların bırakılması ve şiddete son verilmesi olmalıdır. Yöntem, PKK ile pazarlık değil, ikna ve hizaya getirme yöntemi olmalıdır. Bu temasların gerekçeleri ve sonuçları hakkında Hükümetin açık ve inandırıcı olması gerekir. Terör örgütü unsurlarıyla görüşebilen bir Hükümetin muhalefet partileriyle temas aramamasının, onların görüşlerine ihtiyaç duymamasının izah edilir veya anlaşılır bir tarafı yoktur. Bu durumun Hükümet tarafından bir an önce düzeltilmesi ve iktidar partisi ve Hükümetin muhalefet partilerine çağrı yaparak terörü bitirmenin yollarının müştereken aranması sürecini başlatması, halkımızın beklenti ve isteklerine en uygun hareket tarzı olacaktır.''
Loğoğlu, vatandaşların terör saldırılarından bıktığını, yorulduğunu, tepkili olduğunu, bu sorunun çözülmesini beklediğini söyledi.
Hükümet programının bile ''terörle mücadele konusunda sessiz olduğunu'' iddia eden Loğoğlu, ''CHP, artık sözün bittiği yerde olduğumuz kanaatindedir'' dedi.
''Hükümeti sorumluluk üstlenmeye davet eden'' Loğoğlu, bu konuda Hükümete yardımcı olacaklarını bildirdi.
Loğoğlu, ''Halkımızın huzur ve güvenliği, ulusal birliğimizin korunması için üstümüze düşeni yapmaya biz hazırız'' diyerek, bu amaçla izlenmesi gereken yola ilişkin 6 madde sıraladı. Loğoğlu, şunları söyledi:
''Hükümet, terörü sona erdirmek amacıyla düşünce ve önerilerini bugüne kadar olanların muhasebesini yaparak yeniden belirlemelidir. Hükümetin yaklaşımı, TBMM çatısı altında siyasi partilerin eşit sayıda oluşturacağı 8 üyeden oluşacak bir çalışma grubunda ele alınmalıdır. Her siyasi parti, kendi katkılarını bu çalışmalar sırasında gündeme getirme imkanına sahip olmalıdır. Devlet kurum ve kuruluşları görüşlerini buraya iletmelidir. Anılan çalışma grubuna yardımcı olmak üzere yine her siyasi partinin belirleyeceği ikişer kişiden oluşacak bir Akil Adamlar Grubu oluşturulmalıdır. Grup hem kendi düşüncelerini üretmeli, hem Meclis çalışma grubunun kendisine vereceği görevleri yerine getirmelidir. Vatandaşlarımız ve sivil toplum kuruluşları da katkılarını buraya yapmalıdırlar.
Meclis çalışma grubu, çalışmalarını Ocak 2012 sonuna kadar tamamlamalı ve sonuç görüşülmek üzere Genel Kurula sunulmalıdır. Meclisin bu süreç neticesinde üzerinde mutabık kalacağı ortak aklı oluşturacak öneriler demeti uygulanması isteği ve amacıyla Hükümete iletilmelidir. Bu önerilerinin hayata geçirilmesi bakımından bütün siyasi partiler Hükümete yardımcı olmalıdır.''
(16.45)
*** HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DÖKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ***
