2009-01-13 - 17:00
CHP GRUP TOPLANTISI ?
CHP Genel Başkanı Baykal, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında gerçekleştirilen gözaltılarla ilgili olarak ''Eğer bu gözaltılar uygulanırken elde sağlam kanıtlar, deliller var ise 3 gün içinde, daha hakimin önüne dahi götürmeden, bu insanlar niçin serbest bırakılmıştır?'' diye sordu.
CHP Genel Başkanı Baykal partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin her alanda,
önemli bir dönüm noktasından geçtiğini, Hükümetin ekonomik sorunlar karşısında hala bütüncül
program ortaya koyamadığını ifade ederek, bu alanda kaygı verici gelişmeler yaşandığını söyledi.
CHP Genel Başkanı Baykal yaptığı konuşmada, Türkiye'nin her alanda,
önemli bir dönüm noktasından geçtiğini, Hükümetin ekonomik sorunlar karşısında
hala bütüncül program ortaya koyamadığını ifade ederek, bu alanda kaygı verici
gelişmeler yaşandığını söyledi.
Sanayi üretiminin, kapasite kullanımının giderek düştüğünü belirten
Baykal, ekonomik daralmanın yakın gelecekte de süreciğini ve işsizliğin giderek
artacağını bildirdi. Bu tablo karşısında ciddi bir arayış içinde olunmadığını
ileri süren Baykal, ''Hükümetin bütün umudunu IMF'ye bağladığı anlaşılıyor.
Türkiye'nin izleyeceği programı, öyle anlaşılıyor ki IMF belirleyecektir. Ve
IMF'nin bu program karşılığında bize tahsis ettiği kaynaklar hükümetin bu sıkıntı
karşısında medet umduğu son çare olarak görülmektedir. Bu çok acı bir tablodur''
diye konuştu.
Baykal, ekonomik krizin küresel olduğunu, ancak, en fazla etkilenen
ülkelerin başında Türkiye'nin geldiğini kaydederek, buna da hükümetin zamanında
önlem almayışının ve yanlış politikalarının neden olduğunu söyledi.
Krize yönelik uyarılarını ve alınması gereken önlemleri bir çok kez dile
getirdiğini hatırlatan Baykal, ''Yavaş yavaş bizim söylediklerimizi hükümetin
bakanları da söylemeye başladı. Hükümetin dış ticaretten sorumlu bakanı her
vesileyle çıkıyor, bizim buradan söylediklerimi teyit eden açıklamalar yapıyor''
dedi.
Baykal, ekonomik verilerin krizin giderek derinleşeceğini gösterdiğini,
bunun etkilerinin 2009 yılında daha çok hissedileceğini belirtti.

-''İÇ POLİTİKA MALZEMESİ OLARAK KULLANILMAK İSTENDİ''-

Baykal, konuşmasında İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına da değindi.
Geride kalan hafta içinde de bu konuda hiçbir olumlu gelişme sağlanamadığını,
bunu büyük bir üzüntü içinde izlediğini ifade eden Baykal, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi'nin ateşkes çağrısının her iki tarafça da reddedildiğini
hatırlattı. Baykal, ateşkes çağrısının olayların başlangıcından uzun bir süre
sonra yapıldığına da dikkati çekerek, şöyle konuştu:
''Bu olay boyunca en yüksek sesle konuşan, en iddialı sözler söyleyen, en
ağır suçlamaları yapan Türkiye, maalesef bu ateşkes kararına giden süreçte etkin
bir rol oynayamamıştır. Bu süreçte kullanılan ifadeler, dile getirilen
anlayışlar, yaklaşımlar maalesef Türkiye'nin bu sorunun diplomatik çözümü
konusunda etkin bir rol oynama şansını da çok ciddi şekilde ortadan kaldırmıştır.
Yani, bu konu bir ölçüde maalesef siyasi istismar konusu olarak, bir iç politika
malzemesi gibi kullanılmak istenmiş ve bu Türkiye'yi bu sorun karşısında
belirleyici, yönlendirici etkin bir ülke konumunda barışa ve istikrara katkı
verebilecek bir ülke olma şansından yoksun bırakmıştır.''
Baykal, ateşkes çağrısının Fransa ve Mısır'ın işbirliğiyle sağlandığını
kaydederek, atılan tek önemli adımın içinde Türkiye'nin bulunmadığına işaret
etti.
Bölgede sorunun çözümünün, egemen bir Filistin Devletinin kurulmasından
ve İsrail'in de uluslararası alanda herkes tarafından tanınan sınırlara sahip,
güvenlik içinde bir ülke haline dönüştürülmesinden geçtiğini ifade eden Baykal,
bu anlayışa, hem İsrail hem Filistin tarafından muhalefet edenler bulunduğunu da
kaydetti.

-GÖZALTILAR TOPLUMU DERİNDEN SARSTI...-

Baykal, konuşmasında ''Ergenekon'' soruşturmasını da eleştirerek, geçen
hafta yaşanan gözaltılarının, bu konunun gerçek niteliğinin daha iyi
anlaşılmasına, iç yüzünün doğru teşhis edilmesine yardımcı olduğunu söyledi.
''Ergenekon'' soruşturması konusunda yepyeni bir aşamaya gelindiğinin
açıkça görüldüğünü belirten Baykal, toplumun en kritik noktalarında görev yapan
kişilerinin gözaltına alınmasının toplumu derinden sarstığını öne sürdü.
Bu kişilerin görev yaptıkları dönemlerde haklarında herhangi bir iddianın
ortaya atılmadığını, herhangi bir tahkikatın bulunmadığını ifade eden Baykal,
''Bu saygıdeğer insanlar acaba niçin birden bire gözaltına alınıyorlar? Bunlar ne
yaptılar? Suçları nedir?'' sorularının akıllara geldiğini ve derin kaygılara
neden olduğunu kaydetti.

-''CİDDİ BİR FRENLE DURDURULDU''-

Geçen hafta çarşamba günü gözaltıların gerçekleştiğini anımsatan Baykal,
Perşembe günü ise Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Bakanlar
arasında çeşitli görüşmeler gerçekleştiğini belirtti. Baykal, Genelkurmay
Başkanlığının, ''Son olayları değerlendiren görüşmeler'' olduğu yönünde açıklama
yaptığını da hatırlatarak, ''Yani bu temasların o olaylarla ilgili olduğu resmen
ifade edildi. Ama onun ötesinde bir açıklama yapılmadı. Memnuniyetle gördük ki
bir muhtıra verilmedi, bir önemli kriz nedeni haline dönüştürülmedi'' diye
konuştu.
Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''3 gün sonra bu gözaltına alınan generallerin tahliye edildiğini,
serbest bırakıldığına tanık olduk. YÖK başkanı serbest bırakıldı. Başsavcının
evinde yapılan inceleme sonuçlandırıldı ve Ergenekon davasıyla ilgili olarak
birden bire olayı yeni bir aşamaya taşıma kararının ciddi bir frenle
durdurulduğuna tanık olduk''
Ergenekon davasının hukuki değil, siyasi bir dava olduğunu ileri süren
Baykal, savcıların, ''Bir hukuk ihlalini ortaya koymak amacıyla kendi
inisiyatifleriyle hareket etmediklerini'' iddia etti. Baykal, ''Siyasi talimatla,
siyasi yönlendirmeyle bu doğrultuda emniyet güçlerinin ve savcıların harekete
geçmesi talep edilmiştir. Bu talimatlar kamuoyunun bilgisi içindedir. Bu talimatı
verenler arasında bizzat Başbakan vardır, şimdi ki Cumhurbaşkanı Dışişleri Bakanı
olarak o talimatı daha o zamanlar vermiştir'' dedi.
Ortaya çıkan tablonun ciddi olarak irdelenmesi gerektiğini dile getiren
Baykal, önemli mevkilerdeki kişilerin gözaltına alınmasının söz konusu olması
için sağlam delillerin ve ciddi hukuki dayanakların bulunmasının zorunlu olduğunu
vurguladı. Baykal, şunları kaydetti:
''Eğer bu gözaltılar uygulanırken elde böyle sağlam kanıtlar, deliller
var ise 3 gün içinde daha hakimin önüne dahi götürmeden, bu insanlar niçin
serbest bırakılmıştır. Bunların serbest bırakılmasından mutluluk duyuyorum, bu
ayrı bir konu. Gözaltına alma kararını alan, serbest bırakma kararını alıyor,
arada değişen sadece 3 gün var. Ne oldu o 3 günde? O 3 gün neyi değiştirdi. Bunun
aydınlığa kavuşturulması, bu davanın niteliğinin ortaya çıkması açısından çok
önemlidir.''

Partisinin TBMM Grup toplantısında, Ergenekon soruşturmasına ilişkin
değerlendirmelerde bulunan Baykal, yaşanan son gözaltılardan sonra, bu davanın
gözünde inandırıcılığını ve hukukiliğini bir kez daha kaybettiğini söyledi.
Birilerinin çıkıp ''Kimse dokunulmaz değildir. Hiç kimsenin bulunduğu
noktadan dolayı ulaşılmazlığı, dokunulmazlığı, hesap sorulmazlığı yoktur'' diye
nutuk atmasının kolay olduğunu, bunu söyleyenlerin, o sözlerin gereğini yapmaları
gerektiğini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
''Yapabiliyor musun onun gereğini? Onun gereğini yapmanın bir boyutu da
önce kendi dokunulmazlığını kaldıracaksın. Kendin dokunulmazlık zırhının arkasına
saklanacaksın, sana hukuk işlemeyecek. Ondan sonra bir de nutuk atacaksın.
'Kimsenin dokunulmazlığı yoktur. Herkes hesabını verecektir.' Önce sen bir
hesabını veriver. Maliye Bakanı versin. RTÜK Başkanı bir hesabını veriversin.
Fener davası sanıkları bir hesabını veriversin. Ne oldu o Fener davası?
Almanya'dan Türkiye'ye hala fener davasının dosyası gelemedi. Önüne geleni
gözaltına alıyorsun, tutukluyorsun. Maşallah gücün, hiç olmazsa 3 günlüğüne MGK
Genel Sekreterine geçiyor. Türkiye'deki Deniz Feneri sanıklarına niye gücün
yetmiyor?''

-''SİYASİ BİR DAVA''-

Ergenekon davasının siyasi bir dava olduğunu, bu konuda ciddi hukuk
çevrelerinin de düşüncelerini açıklamaya başladığını anlatan Baykal, baroların
çok önemli hukuki değerlendirme yaptıklarını, YARSAV'ın da çok önemli tespitlerde
bulunduğunu, olayın artık hukukçuların gündemine geldiğini söyledi.
Baykal, Ergenekon soruşturmasına ilişkin tespitlerini bir kez daha
gündeme getirerek, hukuki tanımına uygun bir iddianamenin ortada olmadığını
söyledi. Ortada, ''çeşitli iddiaları, telefon dinlemeleri bir araya getiren 2500
sayfalık karmaşa'' olduğunu savunan Baykal, ''2500 sayfalık iddianame olmaz.
Nürnberg'deki İkinci Dünya Savaşı'nın mahkemesinin iddianamesi bu kadar uzun
değildir'' dedi.

-''DALGA DALGA ADALET OLMAZ''-

Baykal, gözaltıların, soruşturmayı aydınlığa kavuşturmak için bir tedbir
olarak değil, cezalandırma yöntemi olarak uygulandığını ileri sürerek, şöyle
konuştu:
''Dalga dalga adalet olmaz. Adalet bir bütündür. Başı sonu bellidir.
Hazırlığını yapacaksın. Kimleri, neyle, niçin suçladığını açıkça ortaya koyarak,
derhal onları alacaksın ve yargılayacaksın. Ucu açık adalet, ucu açık
yargılama... Bu neye benziyor? Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne almak istemeyenler,
'ucu açık müzakere' demişlerdi... Buradaki tabloda o. Ucu açık yargılama. Böyle
bir yargılama var mı?''
Ergenekon davasında hukukun temel ilkelerinin ihlal edildiğini, sanıktan
kanıta ulaşılmaya çalışıldığını, oysa delilden sanığa gidilmesi gerektiğini
anlatan Baykal, ''Önceden hüküm veriliyor 'Bu suçlu. Şunu bir kurcalayalım'
diyorlar. Kanıt aranmaya çalışılıyor. 'Hadi anlat bakalım hayatını' diye
başlıyorlar. Adamın hayatından bir şey çıkmazsa, gelsin Tuncay Güney... 'Bunun
hakkında ne biliyorsun' diye soruyorlar. O söylerse, 'delildir' diye iddianameye
koyuyorlar.''

-HİBRİT BENZETMESİ-

Baykal, davanın hibrit bir dava, iki ayrı yönde çalışan bir dava olduğunu
ifade ederek, bir boyutuyla suç örgütleriyle ilişkisi olan insanlara yönelik, bir
boyutuyla da onlarla hiç ilgisi olmayan, hatta onlarla mücadele etmiş hukuk
adamlarına, aydınlara , komutanlara yönelik olduğunu söyledi. Baykal, ''Her
nedense her dalgada bu hibrit bir arada'' dedi.
Hala Ergenekon diye bir örgütün var olduğunu açıkça ortaya koyacak bir
delilin kamuoyuna yansıtılmadığını ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
''Efendim, var da yansıtmıyorlar. Olmayanı yansıtıyorsunuz, elinizde olsa
yansıtmaz mısınız? Kamuoyunu yönlendirmek için her şeyi döküyorsunuz ortaya.
Ortada bir örgüt varsa, örgütün başkanı var, tüzüğü, yönetmeliği, üyeleri var,
karar alma süreci var. Almış olduğu kararlar var, uygulamalar var, tasarrufları
var. Nerede bunlar? Bir örgüt kavramı etrafında, birbiriyle hiç ilgisi olmayan
insanlar... İbrahim Şahin de örgütün üyesi, Sabih Kanadoğlu da örgütün üyesi.
Örgütmüş? Nereden belli? Örgüt olup olmadığı mahkemeden çıktı mı? Şimdi sen örgüt
lafını, nasıl milletin kafasına yerleştirmeye, bir çimento gibi akıtmaya
kalkarsın? Terör örgütüymüş... Nerede bu terör? Efendim silahlar çıktı. O
silahlar kimin silahları? Onu, oraya kim koydu? Ne zaman, niçin koydu? Kim
biliyor? Sabih Kanadoğlu'nun o silahlarla ilgisi mi var? Bu bir hukuk değil, bu
siyaset... Bu, toplumu yönlendirme projesi. Bunun böyle olduğunu cesaretle
söyleyebilmek lazım. Biz söylüyoruz. Korkmasınlar, herkes de söylesin.''

-''HÜKÜMETTEN AYRILDIK''-

Bu olayın içinde elbette suç çetelerinin de olacağını, çetelerin,
Türkiye'de dün de bugün de olduğunu, belki yarın da olacağını anlatan Baykal,
onlara karşı en ciddi, etkili mücadelenin ortaya konulması durumunda bütün
güçleriyle destekleyeceklerini söyledi. CHP'nin, hukuk dışı çeteleşmeye karşı
mücadele verdiğini ifade eden Baykal, Yüksekova çetesi ile Susurluk sürecinde
partisinin izlediği tavrı örnek olarak gösterdi. Baykal, 1995 yılında, o günkü
hükümete, ''Devleti kuşatma altına almışsınız. Kuşatma altında bir Türkiye'de
sizinle birlikte hükümet ortağı olmam'' diyerek, hükümetten ayrılma kararı
aldıklarını anımsattı.

-REİCHSTAG YANGINI-

Baykal, Türkiye'de şimdi de çeteler olacağını ifade ederek, şöyle
konuştu:
''Şimdi birisi 6 yıl mahkum olmuş. Bir şekilde çıkmış, şimdi onu
getiriyorsunuz. Gereğini yap. Özel Harp Dairesi. Kimler bulunmuş. Şimdi silah
çıkıyor. Ne var yani? Bununla, sana muhalefet eden, senin niyetlerini bilen,
niyetlerini engellemek için bütün gücüyle demokratik yöntemlerle mücadele eden bu
memleketin aydınların, dürüst insanların ne alakası var? Onlarla, onu bir araya
getirmeye senin ne hakkın var? İnsanlar, birbirlerini tanımıyorlar, oralardan
bunları alıp, mahkum etmeye çalışacaksınız.
Bu, daima denenmiş bir yöntemdir. Reichstag yangını diye Almanya'da, Nazi
döneminde yaşanmış olaylar vardır. Memleketin dürüst insanlarını, demokratlarını,
aydınlarını mahkum edebilmek, yıldırabilmek için yangın çıkarırlardı. Yangının
sorumlusu olarak namuslu insanları hedef olarak gösterirlerdi. Sonra da 'Bu
anarşistlere karşı tedbir lazım' deyip, tedbir alırlardı. Böyle yapa yapa
memleketi, Nazi yönetimine onlar taşıdılar. Bunları yaşadık, biliyoruz. Senin
derdin eğer suç örgütleriyle mücadele etmekse, o mücadeleyi adam gibi yap. O
mücadeleyi yapacağım diye, memleketin dürüst, namuslu demokratlarını,
aydınlarını, sana muhalif olan insanları suçlamaya kalkma. Bunu yaparsan, o
mücadeleyi doğru dürüst yapamazsın.''

-''BİZİ ETKİLEYECEK BİR DURUM SÖZ KONUSU DEĞİL''-

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen hafta davaya bir kez daha
müdahil olduğunu, ''muhalefet ve medyanın panik içinde olduğunu'' söylediğini
belirterek, şöyle devam etti:
''Eğer gerçekten vatandaşlar panik içindeyse, senin bununla iftihar etmen
değil, hesabını vermen lazım. Sen Başbakansın. Sen, vatandaşların huzur ve güven
içinde yaşamasını sağlaması gereken insansın. Eğer Türkiye'de medya ve
siyasetçiler panik içindeyseler, demek ki sen bir panik ortamı, korku ortamı
yaratmışsın... 'Bir korku imparatorluğu yaratıyorsun' diyoruz kızıyor. 'Panik
içinde' derken, 'Bunlar suçludur' demeye çalışıyor... Kimisi 'virüs bulaştı'
falan diyor.''
Bu söylemi çok iyi bildiklerini ifade eden Baykal, şunları kaydetti:
''Biz demokrasi mücadelesinin nerelerden geçip buralara geldiğini çok iyi
biliyoruz. CHP, bu ülkede gerçek demokrasinin, gerçek hukuk devletinin kurulması
için en içten mücadeleyi daha başından beri vermiş olan partidir. Bizim hiçbir
biçimde kendimizle ilgili bir kaygının tutsağı haline geliyor olmamız söz konusu
değildir. Hiçbir CHP'linin, Türkiye'de çetelerle mücadeleden şikayetçi olması
mümkün değildir. Biz, siyasi hayatın bütün acılarını yaşadık... Bizi etkileyecek
herhangi bir durum hiçbir şekilde söz konusu değildir. Büyük söz söylemek
istemiyorum ama CHP ile uğraşmamasını tavsiye ediyorum. CHP, suçlamaları çok
yaşadı. O suçlamaları yapanlar bugün ne noktadadır, CHP nerededir? CHP'yi
suçlamak Başbakan'ın boyunu aşar. Bu tablo karşısında, Başbakan'ın gücü yetse,
fırsatını bulsa, hukuk falan dinlemeden elinden gelen her şeyi yapmak
isteyeceğinden kuşku duymuyorum. Hele Türkiye'de bütün bu insanların gözaltına
alındığı bir ortamda, CHP'lilere yönelik de bir saldırı yapmaya gücü yetse,
deneyeceğinden kuşku duymuyorum. Eğer Başbakan, CHP'ye bulaşamıyorsa, bu gücü
yetmeyeceğini bildiğindendir.''

-YARGIYA TALİMAT VERME-

Başbakan Erdoğan'ın ''Bırakın hakimler, savcılar görevini yapsın''
dediğini anlatan Baykal, yargıya talimat, yön vermenin kabul edilemeyeceğini,
bunun Anayasaya göre de suç olduğunu belirtti. Baykal, ''Ama yargıya yön verme,
talimat verme gücü muhalefet partilerinin elinde değildir. Yargıya yön verme,
etkileme iktidarların yapacağı iştir'' dedi.
AK Parti'lilerin, kapatma davası sonrası izlediği tutumu gündeme getiren
Baykal ''Bize, 'Yargıyı serbest bırakın' diyenler, Avrupa'ya gidip, İnsan Hakları
Mahkemesi'ne, Avrupa Konseyi kuruluşlarına, 'Anayasa Mahkemesine baskı yapın'
diye talepte bulunan insanlar değil mi?'' diye sordu.

-''70 MİLYON DİNLENİYOR''

Baykal, Türkiye'de telefon dinlemelerinin dünyanın hiçbir demokratik
ülkesinde olmayan şekilde yürütüldüğünü öne sürerek, şöyle konuştu:
''70 milyon dinleniyor. Bir kararla dinleniyor. Dinleyen,
Telekomünikasyon İletişim Kurumu...Bürokratlar, memurlar mı dinliyor? Kime rapor
veriyorlar? Cumhurbaşkanı'na mı rapor veriyorlar? Kim dinliyor 70 milyonu?
Cumhurbaşkanı mı, Ulaştırma Bakanı mı, Adalet Bakanı mı, İçişleri Bakanı mı
dinliyor? Kim dinliyor? Tek başına Başbakan dinliyor. Ona göre bir kanun çıkmış.
O dinleyenleri denetleyen Başbakan'ın emrinde. O dinleyeni tek başına atayan
hukuk sistemimizin dışında, ikili-üçlü kararname değil, şahsen atayan Başbakan. O
insanların eline bir karar verilmiş. '70 milyonu dinle, Başbakan'a da rapor ver'
demişler. Orada bulunan bütün insanları, Başbakan kendisi atıyor, kendisi
dinlettiriyor, raporu da kendisi alıyor... Bugünkü iktidar, elinden gelse
Türkiye'yi otoriter-tolaliter bir düzenin içine sokacaktır. Yargıya müdahale
diyorlar. Van 100. Yıl Üniversitesinin Rektörüne yönelik uygulamaları kim yaptı?
Rektörü haksız yere aylarca cezaevinde tutan o savcı nerede şimdi? O zaman, CHP
büyük bir hizmet yaptı. Şimdi de Ergenekon davasında da aynı büyük hizmeti
yapıyoruz.''
Ergenekon'da da gerçeklerin ortaya çıkmaya başladığını kaydeden Baykal,
bu işin, ''Gölbaşı'ndan silah çıkardık'' diye kapatılamayacağını söyledi. ''O iş
ayrı, bu iş ayrı. O bağlantıyı nerede kurdun sen?'' diye soran Baykal, ''O işi de
adam gibi soruştur. O planlar, orada ne arıyor? Kim koydu? Şahsen mi koydu, bir
örgüt mü koydu? O örgüt devletin içinde midir, dışında mıdır? Kim kurmuştur o
örgütü? Bunlar aydınlığa kavuşsun'' diye konuştu.
Baykal, yeniden güç toplandıktan sonra Ergenekon'da 11. dalga denilen
yeni denemeler yapılabileceğini ifade ederek, ''Bekliyoruz o dalgaları ama artık
o dalgaların inandırıcılığı kalmamıştır. O dalgalarla bir yere varılması mümkün
değildir. Ergenekon'un iç yüzü artık çok açık bir biçimde anlaşılmıştır'' dedi.