2011-02-01 - 12:09
MHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Başkanlık sisteminin tartışılmasını isteyerek, Cumhuriyetin infaz hükmünü hazırlayan Başbakan Erdoğan, kirli emellerini bir bir ortaya dökmeye devam etmektedir'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Başkanlık
sisteminin tartışılmasını isteyerek, Cumhuriyetin infaz hükmünü hazırlayan
Başbakan Erdoğan, kirli emellerini bir bir ortaya dökmeye devam etmektedir''
dedi.

Bahçeli, partisinin grup toplantısında ''iki partili sistem''
tartışmalarına değindi.

''Başbakan Erdoğan'ın mihmandarlığında yürütülen yeni bir sistem inşa
çabalarının kökeninde ve gerisinde çok tehlikeli bir niyet olduğu tartışma
götürmez bir gerçektir'' diyen Bahçeli, şunları kaydetti:

''Durduk yere iki partili bir siyasal yapının özlemini açığa vurmak, en
başta demokrasiye ve çok sesliliğe duyulan tahammülsüzlüğün ve üzeri küllenmiş
bir öfkenin eseri olsa gerektir. Bu kapsamdaki parlamentoların daha etkin
işlediğini ve yönetimde de istikrar sağlandığını iddia eden Başbakanın, örnek
olarak ABD pratiğini ve deneyimini göstermesi kendisi açısından talihsizliktir,
ancak arkasındaki suflörün kimliğini ikrar etmesi bakımından da anlamlı
olmuştur.

Madem iş buraya kadar gelmiştir, bundan sonra da bu fitne ağızdan
federalizmi tavsiye edici düşüncelerin yayılması şaşırtıcı görülmemelidir.
Arkasından, eyalet yönetimlerinin övüldüğü ve üniter yapının sorunları artırdığı
hezeyanlarını bu kafa yapısından işitmek mümkün olacaktır. Başkanlık sisteminin
tartışılmasını isteyerek de Cumhuriyetin infaz hükmünü hazırlayan ve buna da aziz
milletimizi ortak etmeye çalışan Başbakan Erdoğan, kirli emellerini bir bir
ortaya dökmeye devam etmektedir.

Anlaşıldığı kadarıyla, Recep Tayyip Erdoğan, sürekli büyüttüğü
nefretiyle, yıllardır hesaplaşmak için fırsat kolladığı Cumhuriyeti darağacına
çıkarabilmek amacıyla önümüzdeki seçimi bir dönüm noktası olarak tayin
etmiştir.

Başbakan için demokrasinin kural ve içeriği önemli değildir. Kendisi için
demokrasi vasıtadır ve Türkiye'nin yıkılması ve Türk milletinin etnik kıvılcımla
yanması için ara istasyondur.''

''İki partili yapının yerleşmesi için; iki dilli, iki devletli, iki
milletli, iki bayraklı bir karanlığa girilmesi mi istenmektedir?'' diye soran
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, ''bir tarafta milleti 36'ya bölüp küçültürken, öbür
tarafta siyasi terziliğe soyunduğunu ve bu defa da partileri kesip biçmek için
küresel işbirlikçilerinden aldığı kör makasla harekete geçtiğini'' ileri sürdü.

12 Eylül rejiminin iki partili siyasi sistem oluşturma girişiminin
aynısına bugün ''Başbakan Erdoğan'ın da niyetlendiğini ve ihtilal zihniyetiyle
aynı karede buluştuğunu'' öne süren Bahçeli, ''12 Eylülden sözde hesap sormaya
çalışırken, perde arkasında el ele tutuşmasının çirkin vesikası böylelikle ortaya
çıkmış ve kendisi suçüstü yakalanmıştır'' dedi.

Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Eğer süreç önümüzdeki seçimlerden sonra iktidar zihniyetinin istediği
gibi işlerse; yeni anayasada Türklük ifadesinin çıkarılması ya da etnik
kimliklerin sıkıştırılması ve tanınması, ana dilde eğitimin sağlanması ve
yaygınlaştırılması, milli ve üniter devlet sisteminin yıkılması ve terörist
başının salıverilmesi, Türk milletinin bölünmesi ve ayrışması, Cumhuriyetin
tasfiye edilmesi, Türklüğe dair ne varsa tahrip edilmesi, önce federasyon,
arkasından konfederasyon ve sonunda da bağımsız Kürdistan devletinin oluşması
amaçlanmaktadır.

AKP ile CHP arasındaki mutabakatın netleştiği ve birlikte koalisyon
şartlarının olgunlaşmaya başladığı bir ortamda partimizin bunlar karşısında
yegane milli güç olduğu tartışmasızdır.

Bu ihanet reçetesinin müşterileri, MHP'nin olduğu bir ortamda hiçbir
fesada ve hainliğe izin vermeyeceğini çok iyi bilmektedirler. Bunun için iki
partili bir yapı özlemi vardır. AKP, mültezim memurları gibi milletimizin her
değerine göz dikmiştir. İki partili arayışını dile getirerek, bu ülkede kurulan
tüm partilere oy ve gönül vermiş vatandaşlarımıza hakaret etmiştir. Başbakan
Erdoğan bilmelidir ki, şayet geçmişte iki partili bir sistem var olmuş olsaydı,
bugün asla AKP diye bir parti olmazdı, olamazdı.

Bu son gelişmeler Başbakanın demokrasiden zerre kadar nasibini almadığını
ve Türkiye'de otokrat bir yönetimin yerleşmesi için her yolu denemeye başladığını
göstermiştir.''

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
''Başkanlık konusunda görüntüde ters düşmelerinin'' dikkat çekici olduğunu
belirten Bahçeli, ''Zahiriyi kurtarmaya dönük olan bu rol paylaşımının arkasında
ve özünde aynı bakış açısının olduğuna dönük kuşkularımız çok fazladır'' diye
konuştu.

Başbakan Erdoğan için Başkanlık sisteminin ''tek adamlığa yönelik
heveslerinin bastırılamaz bir yansıması'' olduğunu öne süren Bahçeli, şunları
söyledi:

''Türkiye'nin siyasi ve yönetim biçimini değiştirmek için başlatılan
seferler, her zaman milletimizin heybetli bağrına çarpacak ve yok olmaktan başka
bir akıbeti olmayacaktır. Başbakan Erdoğan, tiranlığa özenmektedir ve gide gele
Ortadoğu sultanlarını kendisine örnek almaya başlamıştır. Ama arkasına bakmadan
ülkesinden kaçanların ve posterleri meydanlarda yakılanların acı sonlarını da
aklından hiç çıkarmaması hayrına olacaktır.''

Bahçeli, yaptığı konuşmada, ''Milliyetçi Hareket'' olarak her sorunun kaynağını bildiklerini ve sorunların çözümü için
milletin yetkilendirmesini istediklerini söyledi.

Bahçeli, ''Çünkü biz diğerlerinden daha iyi yaparız, daha fazla
donanımlıyız. Çünkü biz çalışmaya ve milletimizle bütünleşmeye daha çok hazırız''
dedi.

''Uzayan kol benimki olsun mantığıyla, devletin kaynaklarının yağma
edildiğini'' öne süren Bahçeli, ''AKP markalı ihale mafyaları, arazi çeteleri,
orman talancıları hukuksuzluktan istifade ederek vurgunlarını alabildiğine
çoğaltmışlardır. Üstelik milletimiz alacakaranlık ortamlara çekilerek istismar
edilmiş, yalanlarla avutulmuş ve gerçekleri görmemesi için her türlü hileye
başvurulmuştur. Bu dönem tüm ayıp ve kara gündemiyle yaşanmış ve geride
kalmıştır. Şimdi ileri bakmanın ve ufka odaklanmanın zamanı gelmiştir'' diye
konuştu.

Merkezine insanı alan ve sosyal, kültürel, psikolojik taraflarını gözeten
bir ekonomik sıçramaya mutlak anlamda ihtiyaç bulunduğunu belirten Bahçeli, şöyle
dedi:

''AKP, hem demokrasi yorumunda ve kabulünde, hem de özgürlük algısında
yanılmıştır, kandırmıştır ve kendi pis emellerine bu kavramları alet etmiştir.
İnanıyorum ki Baasçı bir zihniyete sahip olan ve sultanlık peşinde koşan Başbakan
Erdoğan'ın, demokrasiyi ve özgürlükleri hakkıyla savunmasına şaibeli geçmişi asla
müsaade etmeyecektir.

AKP döneminde, kaynakla üretim arasındaki sosyal organizasyon bozulmuş,
gemisini kurtaranların kaptan, gemiciği olanların armatör olduğu bir devir
herkesin gözü önünde vasat bulmuştur. Türkiye önümüzdeki seçimlerde artık
soluklanmalı ve geçmişin muhasebesini yaparak çıkaracağı derslerle geleceğe
koşmalıdır. Türkiye'ye ses vereceğiz, sesimize kulak verilmesini isteyeceğiz.'

Tunus'ta başlayıp Mısır'a sıçrayan, Ortadoğu ülkelerine yayılma eğilimi
gösteren gelişmelere de değinen Bahçeli, şunları kaydetti:

''Ne üzücüdür ki bu ülkelerde nispi bir kalıcı huzurun, hakkaniyetin
sağlanabildiği tek dönemler de Türk hakimiyetinin olduğu devirlerdir. 17.
yüzyıldan itibaren sömürgeciliğin iştahını artıran ve ilgisini çeken bu topraklar
üzerinde ve toplumlar nezdinde hesaplar ve oyunlar bugüne kadar hiç
bitmemiştir.''

''Elbette ki Fas'tan başlayıp Orta Asya'ya kadar uzanan topraklardaki
ülkelerin mükemmel yönetildiklerini, demokratik olduklarını, hakkaniyet içinde
bulunduklarını söyleyemeyiz'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:

''Önümüzde, bir diktatörden kurtulmak isterken, tam bir kargaşa ve
belirsizliğe sürüklenen ve milyonlarca insanın mağdur olduğu ve katledildiği Irak
örneği durmaktadır. Demokrasi ararken devletlerini, insanlarını kaybedenlerin,
ülkelerini tam bir küresel kanlı projelerin merkezi yapanların, kısaca, gökte
yıldız ararken önündeki kör kuyuya düşenlerin ibret verici hallerini hatırlamakta
bu açıdan yarar vardır. Bahsettiğimiz topraklar üzerindeki Müslümanlar, büyük
acılar çekmektedirler.

Zorlama ve müdahaleci kuvvetlerin dışarıdan dayattığı değişimlerin sonuç
vermesi tartışmalıdır. Temenni ederiz ki hak, adalet, eşitlik, istikrar, insanca
yaşama, özgürlük gibi değerler kendi toplumsal zeminlerinden ivme kazansın ve
değişimin dinamikleri sosyolojik karşılık bulabilsin. Türk-İslam yönetim
havzalarında yaşayan milyonlarca kardeşimiz için samimi dileğimiz budur.''

''Bugünkü kargaşa ve kaosun genel gidişatı ister istemez Büyük Ortadoğu
Projesi'nin varlığını hatırlattığını'' ifade eden Bahçeli, ''Öncelikle,
Ortadoğu'yu etki ve tesir altına alan kaosun, ülkemize sirayet etmesi riski
üzerine iyi düşünmek gerekmektedir'' diye konuştu.

Bahçeli, şunları söyledi:

''Bölücü odakların ayaklanma provaları yaptığı bir süreçte, yakın
coğrafyalardaki kargaşanın kendi vatanımızda karşılık bulmaması için herkes
sorumlu davranmalı, sözlerinin nereye varacağını iyi hesap etmeli ve tahriklere
karşı çok dikkatli olmalıdır. Bugün komşu ülkelerde sokaklara taşmış olan
kalabalıklara kulak verilmesini temenni eden iktidar zihniyetinin, Allah korusun
yarın ülkemizde bir kalkışma için fırsat kollayanların eline malzeme vermekten
kaçınması gerekmektedir.

Ayrıca, Başbakan Erdoğan ve AKP'nin çıkarması gereken dersler arasında
ise baskı, zulüm ve iktidar gücünü kötüye kullanmanın nelere yol açabileceği
hususları yer almaktadır. Yolsuzluğun, işsizliğin ve yandaşları kayırmanın
toplumdaki öfkeyi nasıl bir anda patlattığını ve dış yönlendirmelere açık hale
getirdiğini bu vesileyle görmek lazımdır. Dileğim seçimin, siyasi partilerin,
sandığın, millet iradesinin ne olduğunu hala anlayamamış görünen otokrat
dürtüleri uyanmış Başbakan Erdoğan'ın bu son hadiselerden sonuç çıkarmasıdır.

Ayrıca, Türkiye'de işleyen demokratik bir sistem vardır ve siyasetteki
değişimin adresi ve yeri sandıktan başkası değildir. AKP iktidarının gitmesinin
tek yolu demokratik yollardan geçmektedir ve bu milletimizin tercihiyle hayata
geçecektir. Başbakan Erdoğan, ne kadar haddini aşsa da kadroları ne kadar
yolsuzluğa ve hıyanete bulaşmış olsa da tek çıkar yol sandıktır ve bunun dışında
milletimizi baskıya karşı direnmeye çağırmanın kabul edilemez olduğu
aşikardır.'' (12.09)