2012-08-22 - 12:15
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Gaziantep'te Meydana Gelen Katliam ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Gaziantep'te Meydana Gelen Katliam ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "KCK' ya yönelik operasyonlar önemli olmakla birlikte AKP iktidarı terörle mücadelede zaaf içindedir. AKP, sözüm ona "Şiddeti dışlamak" kaydıyla her türlü sivil ve siyasi bölücülüğü meşru kabul eden bir tavır içindedir." dedi
MHP'li Özcan Yeniçeri, BDP'nin bir yandan bölücülüğü diğer yandan da silahlı şiddeti ve katliamcı PKK'yı meşrulaştırma misyonu edindiğini ileri sürdü.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, sözlerinde şunları kaydetti:
"Terör her geçen gün daha ağır bir biçimde ülkenin ufkuna karabasan gibi oturmaya devam ediyor. Terörist saldırının olmadığı güne ülke hasret kalmış durumdadır. Camiler ibadet yapılan yerler olmaktan çıkmış şehit uğurlama mekânlarına dönüşmüştür. Halk terörden kurtuluşa dair bir işaret görememekte, olan bitenin bir anlam verememektedir. Türkiye siyaseti ise terör konusunda çözümü değil terörizme teslimiyeti tartışır hale gelmiştir. Partilerin ve devletin içine sızmış rafine bölücüler, devletin terör karşısında ki mücadelesini zaafa uğratır hale gelmiştir. Teröre karşı hayatını riske atarak mücadele etmiş olan askerlerin muhtelif kriminal hareketlerle ilişkilendirilerek tutuklanmaları da terörle mücadele etmek durumunda olanlarda tereddütler hâsıl etmektedir.
Teröre karşı mücadele ederken şehit düşen "üç beş Mehmet" için Meclis toplanmaz türünden söylemler en azından terörle mücadele edenlerde moral ve motivasyon kırılmasına neden olmaktadır. Bu arada İsrail'in Şilat isimli bir askerinin kaçırılması üzerine savaş yaptığını hatırlayalım. "Askerlik yan gelip yatma yeri değil!", şehitler için "kelle" söylemleri gazilik ve şehitlik kavramlarını yıpratmaktadır. Bütün bunlar askerde motivasyon kaybına uğrarken PKK lideri için "sayın Öcalan" söyleminin suç olmaktan çıkması teröristlere moral katkı sağlamıştır.
"Artık yeter, akan kan dursun, anneler ağlamasın" diyenler bunu kanı döken, anneleri ağlatan PKK'ya değil TSK'ya diyorlar. "PKK'ya karşı mücadele etmeyin, anlaşın, istediklerini kabul edin bu iş bitsin" anlayışı giderek yaygınlaşıyor. Yalnız yerliler değil yabancılar da bu devlete diz çöktürme korosuna katılıyor. Oslo sürecinin mimarı Prof. Dr. Johan Galtung şöyle diyor: "Kürt sorununa çözüm için, 'insan haklarında iyileştirme, dört ülke içinde otonomi ve konfederasyon' adımlarından oluşan üç aşamalı bir plan yürürlüğe konulmalı" diyor.
Her gün yeni tür bir bölücü hareket zuhur ediyor. Çünkü son zamanlarda bölücülük ve ayrımcılık en çok satan mal haline gelmiş bulunuyor!
Son zamanlarda partileşme hazırlığında olan Devrimci Demokrat Kürt Derneği Başkanı şunları söylüyor; "Kürtlerin asgari talebi federasyondur. En alt talep budur. Bunun için de Kürt coğrafyasının sınırları belirlenmeli ve o sınırlarda Kürtler kendi kendilerini yönetebilmeli. Kürtler de kendini Kürdistan parlamentosuyla yönetmeli."
Bunun adı da özerklik olabilir. Bağımsızlık da. Bu Kürtlerin hakkıdır... Nasıl Türkler kendilerini yönetiyorlarsa Kürtler de kendilerini yönetebilmeli. Yönetim artık Ankara'dan yapılmamalı... Kuzey Irak'taki yapı, Türkiye için de Kürtler için de en uygun yapıdır."
DDKD Başkanı sınırları nereleri kapsayacağını da söylüyor: "Kürtlere, kendisini yönetebileceği sınırları çizilmiş bir bölge lazım. Osmanlı'dan beri belli bu sınırlar. Maraş, Sivas, Malatya'yı içine alan Kars'a kadar giden, Doğu Karadeniz'in altında Erzurum'u kapsayan tabii sınırdır bu."
Bu söylemlere çarşaf çarşaf yer veren gazeteler ve televizyon programları yapılıyor. Özerkliği, federatif yapıyı çözüm olarak sunan köşe yazarları ve siyasetçiler var. Açıkça Türkiye'nin üniter olarak kalırsa bölüneceğini söyleyen yazar/çizerler var. Hâlbuki İspanya örneğindeki gibi, güçlü bir 'Özerk Yapı'yla ya da 'federasyon'la bölünmekten kurtulacağı, birliğini koruyacağı ve büyüyeceği savunuluyor. Bunun için Türkiye'nin Irak Kürtleriyle bir federasyon çatısı altında birleşmesi talepler dile getiriliyor. KCK' ya yönelik olarak yapılan operasyonlar yeterli ve etkin değildir. Bu konuda zaaf gösterilemez.
KCK' ya yönelik operasyonlar önemli olmakla birlikte AKP iktidarı terörle mücadelede zaaf içindedir. AKP, sözüm ona "Şiddeti dışlamak" kaydıyla her türlü sivil ve siyasi bölücülüğü meşru kabul eden bir tavır içindedir. BDP, işte bu zaaftan yararlanarak pervasızca halkı tahrik ediyor, terörü övüyor, şiddet savunusu yapıyor ve silahlı dağa çıkmanın zorunluluk olduğunu savunabiliyor. BDP, bir yandan bölücülüğü diğer yandan da silahlı şiddeti ve katliamcı PKK'yı meşrulaştırma misyonu edinmiş bulunmaktadır. DTP' nin eş başkanı Selahattin Demirtaş, Uludere olayının ardından ''Bugün ülke bölünmüştür. Artık emin oldum'' diyor.
Gülten Kışanak ise PKK'lılarla buluşmalarını anlatırken şunları söylüyor: "Genel olarak halktan aldığımız bilgi doğrultusunda bölgenin gerilla denetiminde olduğunu biliyorduk. Gerillaları gördüğümüzde hepimizin yüreği titredi. Eğer çok büyük bir davaları, büyük bir inançları olmasaydı kimse ölümü göze almazdı" diyor.
Şemdinli'de teröristlerle kucaklaşan BDP' li vekiller, "Kürdistan'ın özgürleşmekte olduğundan" söz ediyor. Konuşma ve davranışlarında PKK'yı güçlü, alana hâkim ve davası yüce bir örgüt olarak tarif ediyorlar. BDP' nin amacı PKK'yı meşrulaştırmak, İmralı'daki caniyi kurtarmaktır. Misyonu da vizyonu da bundan ibarettir. Bu nedenle BDP' liler, bölücülük, ayrımcılık ve devlet yıkıcılığı adına yasal zeminde yasal olmayan ne varsa eksiksiz hepsini yapıyorlar. PKK'yı meşrulaştırmaya çalışan BDP, bir anda kendisini gayri meşru bir konuma düşürmüştür. BDP, bir siyasi parti olarak meşruiyetini yitirmiştir. Terörist örgütünün propaganda enstrümanı haline gelmiştir.
Bu ülkenin Başbakanı Erdoğan, milletin gözünün içine baka baka PKK ile BDP'lilerin buluşmasına "Bu ne muhabbet" diyerek geçiştiriyor. Terör örgütü ile kucak kucağa görüntü veren, onları öven, yücelten ve adeta kutsayan BDP'li vekillere karşı ülkenin Başbakanı "Bize düşen, Bu ne muhabbet" demek türünden laflar ediyor. BDP'liler kadar Başbakan Erdoğan'ın bu sözleri de vahimdir. Bu durumda bize de "bu ne sorumsuzluk, bu ne ciddiyetsizlik. Sayın Başbakan" demek düşüyor.
Yapılması gereken şey teröristlerle birlikte milletin birliğine ve devletin bütünlüğüne karşı suç işleyen BDP'lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması iktidar partisinin gerekli adımları atmasıdır. Ayrıca PKK ile birlikte omuz omuza görüntü veren ve PKK'nın eylemlerini savunan terör örgütünün yan kuruluşu haline gelen BDP'ye kapatılma davası açılması için savcının neyi beklediğini de millet merak ediyor. Vekillerle buluşmasının ardından PKK, Gaziantep'te büyük bir kitle katliamı gerçekleştirdi. Dördü çocuk dokuz insanı söndüren, onlarca insanı da sakat bırakan bu eylemin verdiği mesaj da vahimdir: PKK, bu eylemle Türkiye'nin canını acıtacak çok daha büyük eylem kapasitesi olduğu imajını vermeye çalışmıştır.
Hem Foça'daki hem de Gaziantep'te ki katliam El Muhebarat/PYD'nin birlikte planladığı taşeron olarak da PKK'nın kullanıldığı bir eylemdir. Bu eylem Esat yönetimi tarafından Türkiye'ye verilmiş cevaptır. Bu eylemi düzenleyenler çok daha büyüklerini Türkiye'nin her yanında yapılabileceklerini göstermiş bulunmaktadırlar. AKP hükümetinin Türkiye'yi bütün komşularıyla düşman haline getirme politikası sonuç itibarıyla Türkiye'nin terörle mücadelesine büyük darbe bir vurmuştur. AKP hükümetinin Suriye' li muhalifleri toplaması, örgütlemesi ve Suriye'ye yönelik müdahalenin tellallığını yapması Türkiye'yi terör konusunda zor durumda bırakmaktadır.
Gelinen aşamada herkesin bulunduğu yeri bir kez daha gözden geçirmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Bir yandan harıl harıl ülkeyi bölmek ve ayrıştırmak için yasal zemini kullananlar diğer yandan PKK'lılarla birlikte dağa çıkıp/inenler ve öbür yanda PKK'yı ve eylemlerini meşrulaştırmaya çalışanlar var. Bu noktada İktidar ve Ana Muhalefet partisinin ne yaptığı, kime hizmet ettiği ve hangi sonucu elde etmeyi umduğu belli olmayan politikaları devreye soktuğu görülüyor. Bu iki siyasi patiye de şunu hatırlatmakta yarar var: Taviz terörden kurtarmaz; taviz terörü kışkırtır. Terörle anladığı dille ve etkin bir biçimde mücadele etmek şarttır. Terörle mücadele ile müzakere arasında gidip gelenler tereddütlerinin kurbanı olacaklardır. Terör konusunda alttan alanlar, terörün altında kalacaklardır. Kürt vatandaşların Devletle, Türk milletiyle, Cumhuriyetle bir sorunları yoktur. Kürtçe konuşan vatandaşlar bölgede her şeyden daha çok PKK'nın baskısı ve şiddetiyle karşı karşıya kalmaktadır. Güneydoğu'da halk PKK ve BDP'nin rehinesidir.
PKK ve yandaşları Kürt vatandaşların çıkarlarını değil emperyalistlerin amaçlarına ve çıkarlarına hizmet etmektedir. Teröre karşı mücadelede AKP iktidarı çekingen ve utangaç tavrı terk etmelidir. Terörle sürekli ve etkili bir mücadele devreye sokulmalıdır. Terörü milli devlete, üniter yapıya, cumhuriyete bağlayanlar terörün değirmenine su taşıyanlardır. Medyayı terör konusunda sorumluluklarının farkına varmaya, halkı uyanık olmaya ve iktidarı da teröre karşı etkili ve sonuç alıcı şekilde hareket etmeye çağırıyorum." (12:15)
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "KCK' ya yönelik operasyonlar önemli olmakla birlikte AKP iktidarı terörle mücadelede zaaf içindedir. AKP, sözüm ona "Şiddeti dışlamak" kaydıyla her türlü sivil ve siyasi bölücülüğü meşru kabul eden bir tavır içindedir." dedi
MHP'li Özcan Yeniçeri, BDP'nin bir yandan bölücülüğü diğer yandan da silahlı şiddeti ve katliamcı PKK'yı meşrulaştırma misyonu edindiğini ileri sürdü.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, sözlerinde şunları kaydetti:
"Terör her geçen gün daha ağır bir biçimde ülkenin ufkuna karabasan gibi oturmaya devam ediyor. Terörist saldırının olmadığı güne ülke hasret kalmış durumdadır. Camiler ibadet yapılan yerler olmaktan çıkmış şehit uğurlama mekânlarına dönüşmüştür. Halk terörden kurtuluşa dair bir işaret görememekte, olan bitenin bir anlam verememektedir. Türkiye siyaseti ise terör konusunda çözümü değil terörizme teslimiyeti tartışır hale gelmiştir. Partilerin ve devletin içine sızmış rafine bölücüler, devletin terör karşısında ki mücadelesini zaafa uğratır hale gelmiştir. Teröre karşı hayatını riske atarak mücadele etmiş olan askerlerin muhtelif kriminal hareketlerle ilişkilendirilerek tutuklanmaları da terörle mücadele etmek durumunda olanlarda tereddütler hâsıl etmektedir.
Teröre karşı mücadele ederken şehit düşen "üç beş Mehmet" için Meclis toplanmaz türünden söylemler en azından terörle mücadele edenlerde moral ve motivasyon kırılmasına neden olmaktadır. Bu arada İsrail'in Şilat isimli bir askerinin kaçırılması üzerine savaş yaptığını hatırlayalım. "Askerlik yan gelip yatma yeri değil!", şehitler için "kelle" söylemleri gazilik ve şehitlik kavramlarını yıpratmaktadır. Bütün bunlar askerde motivasyon kaybına uğrarken PKK lideri için "sayın Öcalan" söyleminin suç olmaktan çıkması teröristlere moral katkı sağlamıştır.
"Artık yeter, akan kan dursun, anneler ağlamasın" diyenler bunu kanı döken, anneleri ağlatan PKK'ya değil TSK'ya diyorlar. "PKK'ya karşı mücadele etmeyin, anlaşın, istediklerini kabul edin bu iş bitsin" anlayışı giderek yaygınlaşıyor. Yalnız yerliler değil yabancılar da bu devlete diz çöktürme korosuna katılıyor. Oslo sürecinin mimarı Prof. Dr. Johan Galtung şöyle diyor: "Kürt sorununa çözüm için, 'insan haklarında iyileştirme, dört ülke içinde otonomi ve konfederasyon' adımlarından oluşan üç aşamalı bir plan yürürlüğe konulmalı" diyor.
Her gün yeni tür bir bölücü hareket zuhur ediyor. Çünkü son zamanlarda bölücülük ve ayrımcılık en çok satan mal haline gelmiş bulunuyor!
Son zamanlarda partileşme hazırlığında olan Devrimci Demokrat Kürt Derneği Başkanı şunları söylüyor; "Kürtlerin asgari talebi federasyondur. En alt talep budur. Bunun için de Kürt coğrafyasının sınırları belirlenmeli ve o sınırlarda Kürtler kendi kendilerini yönetebilmeli. Kürtler de kendini Kürdistan parlamentosuyla yönetmeli."
Bunun adı da özerklik olabilir. Bağımsızlık da. Bu Kürtlerin hakkıdır... Nasıl Türkler kendilerini yönetiyorlarsa Kürtler de kendilerini yönetebilmeli. Yönetim artık Ankara'dan yapılmamalı... Kuzey Irak'taki yapı, Türkiye için de Kürtler için de en uygun yapıdır."
DDKD Başkanı sınırları nereleri kapsayacağını da söylüyor: "Kürtlere, kendisini yönetebileceği sınırları çizilmiş bir bölge lazım. Osmanlı'dan beri belli bu sınırlar. Maraş, Sivas, Malatya'yı içine alan Kars'a kadar giden, Doğu Karadeniz'in altında Erzurum'u kapsayan tabii sınırdır bu."
Bu söylemlere çarşaf çarşaf yer veren gazeteler ve televizyon programları yapılıyor. Özerkliği, federatif yapıyı çözüm olarak sunan köşe yazarları ve siyasetçiler var. Açıkça Türkiye'nin üniter olarak kalırsa bölüneceğini söyleyen yazar/çizerler var. Hâlbuki İspanya örneğindeki gibi, güçlü bir 'Özerk Yapı'yla ya da 'federasyon'la bölünmekten kurtulacağı, birliğini koruyacağı ve büyüyeceği savunuluyor. Bunun için Türkiye'nin Irak Kürtleriyle bir federasyon çatısı altında birleşmesi talepler dile getiriliyor. KCK' ya yönelik olarak yapılan operasyonlar yeterli ve etkin değildir. Bu konuda zaaf gösterilemez.
KCK' ya yönelik operasyonlar önemli olmakla birlikte AKP iktidarı terörle mücadelede zaaf içindedir. AKP, sözüm ona "Şiddeti dışlamak" kaydıyla her türlü sivil ve siyasi bölücülüğü meşru kabul eden bir tavır içindedir. BDP, işte bu zaaftan yararlanarak pervasızca halkı tahrik ediyor, terörü övüyor, şiddet savunusu yapıyor ve silahlı dağa çıkmanın zorunluluk olduğunu savunabiliyor. BDP, bir yandan bölücülüğü diğer yandan da silahlı şiddeti ve katliamcı PKK'yı meşrulaştırma misyonu edinmiş bulunmaktadır. DTP' nin eş başkanı Selahattin Demirtaş, Uludere olayının ardından ''Bugün ülke bölünmüştür. Artık emin oldum'' diyor.
Gülten Kışanak ise PKK'lılarla buluşmalarını anlatırken şunları söylüyor: "Genel olarak halktan aldığımız bilgi doğrultusunda bölgenin gerilla denetiminde olduğunu biliyorduk. Gerillaları gördüğümüzde hepimizin yüreği titredi. Eğer çok büyük bir davaları, büyük bir inançları olmasaydı kimse ölümü göze almazdı" diyor.
Şemdinli'de teröristlerle kucaklaşan BDP' li vekiller, "Kürdistan'ın özgürleşmekte olduğundan" söz ediyor. Konuşma ve davranışlarında PKK'yı güçlü, alana hâkim ve davası yüce bir örgüt olarak tarif ediyorlar. BDP' nin amacı PKK'yı meşrulaştırmak, İmralı'daki caniyi kurtarmaktır. Misyonu da vizyonu da bundan ibarettir. Bu nedenle BDP' liler, bölücülük, ayrımcılık ve devlet yıkıcılığı adına yasal zeminde yasal olmayan ne varsa eksiksiz hepsini yapıyorlar. PKK'yı meşrulaştırmaya çalışan BDP, bir anda kendisini gayri meşru bir konuma düşürmüştür. BDP, bir siyasi parti olarak meşruiyetini yitirmiştir. Terörist örgütünün propaganda enstrümanı haline gelmiştir.
Bu ülkenin Başbakanı Erdoğan, milletin gözünün içine baka baka PKK ile BDP'lilerin buluşmasına "Bu ne muhabbet" diyerek geçiştiriyor. Terör örgütü ile kucak kucağa görüntü veren, onları öven, yücelten ve adeta kutsayan BDP'li vekillere karşı ülkenin Başbakanı "Bize düşen, Bu ne muhabbet" demek türünden laflar ediyor. BDP'liler kadar Başbakan Erdoğan'ın bu sözleri de vahimdir. Bu durumda bize de "bu ne sorumsuzluk, bu ne ciddiyetsizlik. Sayın Başbakan" demek düşüyor.
Yapılması gereken şey teröristlerle birlikte milletin birliğine ve devletin bütünlüğüne karşı suç işleyen BDP'lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması iktidar partisinin gerekli adımları atmasıdır. Ayrıca PKK ile birlikte omuz omuza görüntü veren ve PKK'nın eylemlerini savunan terör örgütünün yan kuruluşu haline gelen BDP'ye kapatılma davası açılması için savcının neyi beklediğini de millet merak ediyor. Vekillerle buluşmasının ardından PKK, Gaziantep'te büyük bir kitle katliamı gerçekleştirdi. Dördü çocuk dokuz insanı söndüren, onlarca insanı da sakat bırakan bu eylemin verdiği mesaj da vahimdir: PKK, bu eylemle Türkiye'nin canını acıtacak çok daha büyük eylem kapasitesi olduğu imajını vermeye çalışmıştır.
Hem Foça'daki hem de Gaziantep'te ki katliam El Muhebarat/PYD'nin birlikte planladığı taşeron olarak da PKK'nın kullanıldığı bir eylemdir. Bu eylem Esat yönetimi tarafından Türkiye'ye verilmiş cevaptır. Bu eylemi düzenleyenler çok daha büyüklerini Türkiye'nin her yanında yapılabileceklerini göstermiş bulunmaktadırlar. AKP hükümetinin Türkiye'yi bütün komşularıyla düşman haline getirme politikası sonuç itibarıyla Türkiye'nin terörle mücadelesine büyük darbe bir vurmuştur. AKP hükümetinin Suriye' li muhalifleri toplaması, örgütlemesi ve Suriye'ye yönelik müdahalenin tellallığını yapması Türkiye'yi terör konusunda zor durumda bırakmaktadır.
Gelinen aşamada herkesin bulunduğu yeri bir kez daha gözden geçirmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Bir yandan harıl harıl ülkeyi bölmek ve ayrıştırmak için yasal zemini kullananlar diğer yandan PKK'lılarla birlikte dağa çıkıp/inenler ve öbür yanda PKK'yı ve eylemlerini meşrulaştırmaya çalışanlar var. Bu noktada İktidar ve Ana Muhalefet partisinin ne yaptığı, kime hizmet ettiği ve hangi sonucu elde etmeyi umduğu belli olmayan politikaları devreye soktuğu görülüyor. Bu iki siyasi patiye de şunu hatırlatmakta yarar var: Taviz terörden kurtarmaz; taviz terörü kışkırtır. Terörle anladığı dille ve etkin bir biçimde mücadele etmek şarttır. Terörle mücadele ile müzakere arasında gidip gelenler tereddütlerinin kurbanı olacaklardır. Terör konusunda alttan alanlar, terörün altında kalacaklardır. Kürt vatandaşların Devletle, Türk milletiyle, Cumhuriyetle bir sorunları yoktur. Kürtçe konuşan vatandaşlar bölgede her şeyden daha çok PKK'nın baskısı ve şiddetiyle karşı karşıya kalmaktadır. Güneydoğu'da halk PKK ve BDP'nin rehinesidir.
PKK ve yandaşları Kürt vatandaşların çıkarlarını değil emperyalistlerin amaçlarına ve çıkarlarına hizmet etmektedir. Teröre karşı mücadelede AKP iktidarı çekingen ve utangaç tavrı terk etmelidir. Terörle sürekli ve etkili bir mücadele devreye sokulmalıdır. Terörü milli devlete, üniter yapıya, cumhuriyete bağlayanlar terörün değirmenine su taşıyanlardır. Medyayı terör konusunda sorumluluklarının farkına varmaya, halkı uyanık olmaya ve iktidarı da teröre karşı etkili ve sonuç alıcı şekilde hareket etmeye çağırıyorum." (12:15)
