2016-07-12 - 16:06
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Grup Toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Grup Toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına Ramazan Bayramı'nı kutlayarak başlayan Kılıçdaroğlu, bayramda Ordu'nun Perşembe ve Fatsa ilçelerinde yaşanan sel nedeniyle de vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Kürsüye yakasında Srebrenitsa'da yaşanan acıları sembolize eden çiçek ile çıkan Kılıçdaroğlu, Srebrenitsa katliamında hayatını kaybedenleri andı.
Kılıçdaroğlu, Aerobik Cimnastik Dünya Şampiyonası'nda altın madalya kazanan 15 yaşındaki Ayşe Begüm Onbaşı'yı da kutladı.
Yargının adalet dağıttığı için herkese eşit mesafede olmasının önemine değinen ve yargının siyasallaşmasının neden olacağı olumsuzluklara işaret eden Kılıçdaroğlu, adaletin evrensel kuralları olduğunu ve demokrasiyi savunun herkesin bu evrensel kurallara uyması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'de yargı sorunu olduğuna ve bu sorunun çözülmesi gerektiğine değinen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Sorunun çözümünde önce anayasadan mı başlamak lazım? Evet, önce anayasadan başlamak lazım. Peki, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine bir anayasal düzenleme parlamentoya geldiğinde, CHP buna destek verecek mi? Kesinlikle evet diyecek.
Daha düne kadar 'anayasa, anayasa, anayasa' diyenler bizim bu teklifimize kulaklarını tıkadılar. Niçin? Parlamentoya bir yasa getirdiler. Yargıtayın ve Danıştayın üyeleri görevden alınıyor. Ne demektir bu biliyor musunuz? Bir alt hukuk normuyla bir üst hukuk normunu değiştiriyorsunuz veya işlemez hale getiriyorsunuz. Yani bir kanunla anayasanın hükümlerini işlemez hale getiriyorsunuz. Anayasanın bazı maddelerini bir süreliğine askıya alıyorsunuz. Bu kabul edilemez. Bu asla doğru değil. Buna karşı hepimizin ortak çaba harcaması lazım. Amaç ne? Niçin Yargıtay, Danıştay üyeleri görevden alınıyor? Yerine başkaları atanacak. Çünkü yargıyı yürütme organının emrine almak istiyorlar.Talimat alacak bir yerden yargı. O talimata göre karar verecek."
Yargıdaki yeni düzenlemenin Türkiye için bir felaket olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, düzenlemenin TBMM Genel Kurulundan apar topar geçirildiğini iddia etti.
CHP olarak kanunun yok hükmünde sayılması için Resmi Gazete'de yayımlanmadan Anayasa Mahkemesine başvurduklarını anımsatan Kılıçdaroğlu, yüksek mahkemenin iki üyesinin dışındaki üyelerinin, "Resmi Gazete'de yayımlanmadan biz buna bakmayacağız" şeklinde görüş ortaya koyduklarını aktardı.
Kılıçdaroğlu, "Siz bir yasayla anayasanın yargı ile ilgili hükümlerini askıya alıyorsanız, yarın dönem değişir, gün olur harman olur, bir başka iktidar gelir der ki 'Ben de Anayasa Mahkemesi üyelerini görevden alıyorum. Başkan hariç, üyelerinin tamamının görevine kanunla son veriyorum'. Yapar mı? Yapar. Bir şeyin yol olması kötüdür." diye konuştu.
Yasanın Ramazan Bayramı tatili içinde Resmi Gazete'de yayımlanması ve Anayasa Mahkemesinin toplanamaması ihtimaline karşı Yüksek Mahkemenin başkanına bir mektup yazdığını aktaran Kılıçdaroğlu, mektupta yasayla ilgili CHP'nin görüşlerini ilettiğini bildirdi.
Mektupta, belirttiği olumsuzlukların CHP'nin görüşleri olduğunu, ancak asıl kararın Anayasa Mahkemesi tarafından verileceğini, bayram tatili içinde yasanın yayımlanması halinde ivedilikle görüşülmesi gerektiğini vurguladığını belirten Kılıçdaroğlu, bu konuda CHP'nin sorumluluğunun ötesinde asıl sorumluluğun Anayasa Mahkemesinde olduğunu ifade ettiğini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, şu görüşlere yer verdi:
"Şu ana kadar yasa henüz Cumhurbaşkanı'na gitmiş değil. Dolayısıyla bu acele nedendir, bu beklenti nedendir? Gelen bilgiler iç açıcı değil. Saraydan hakimleri davet ediyorlar. Bazen gece sabaha karşı üçte, bazen ikide bazen onbirde. Orada hakimlere soru soruyorlar. Elde etmeye çalışıyorlar. Vicdanı olan hakimlere sesleniyorum; bir diktatör bozuntusunun tutsağı olursanız tarih sizi affetmez. Bu iş çay toplama işine benzemiyor. Bu Türkiye'nin demokrasisi, geleceği, kazanımları ile ilgili bir sorun. Bu kadar köklü ve tarihi bir sorumluluğu var Anayasa Mahkemesi üyelerinin. Kararlarına katılırız veya katılmayız elbetteki saygı duyacağız. Ama hiç kimse şunu unutmamalıdır; Türkiye'de demokrasiyi kolay kazanmadık, bu kadar kolay kaybetmemeliyiz. Eğer bir alt hukuk normuyla, kanunla anayasa maddeleri işlemez hale getiriyorsan ve buna Anayasa Mahkemesi 'Evet' diyorsa, bu tarihi sorumluluğun altından kalkamaz."
Kanuna karşı hile denilen bir durum olduğunu, bunun kanunun izin vermediği bir durumun "arkadan dolanarak gerçekleştirmek" anlamına geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, burada da kanuna karşı hile yapılmak istendiğini iddia etti.
Kılıçdaroğlu, "Deniyor ki 'Nasıl olsa bu kanun çıktıktan sonra geriye yürümez. Biz gereğini yaparız. Bu mesele de bitmiş olur'. Hiçbir hukuk adamı, hiçbir devlet adamı kanuna karşı hile göz yumamaz, yummamalıdır. 'Nasıl olursa geriye çalışmaz, atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra mesele yoktur', siyasiler bu pencereden bakabilirler ama bir yargıcın, dürüst bir yargıcın, hukuk eğitimi almış bir yargıcın bu pencereden olaya bakması, hele hele demokrasiye bu pencereden bakması asla doğru değildir." diye konuştu.
Yargının içinde sorunlar olabileceğini, gerekli saygınlıkta davranmayan yargıçlar bulunabileceğini ama sorunun siyaset tarafından değil, yargının kendi içinde sorulması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, bunun aksi yaklaşımların tehlikeli olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, "Yargı kendi güvenliğini, kendi güvencesini, kendi saygınlığını siyasetin bütün ayak oyunlarına rağmen korumak zorundadır. Aynı çukurun içine düşmemelidir. Aynı çukurun içine düşerse lekeyi kimse ayıklayamaz." ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, BBP Eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kaza ve sonrasında yaşananlara değindi. Kılıçdaroğlu, kazadan sonra 132 şüpheli hakkında, ihmal, kasten öldürme, suç delillerini yok etme ve değiştirme gibi iddialarla dava açıldığını bildirdi. Davalar sonunda takipsizlik verildiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Kaza olduğunda, arama kurtarma ekipleri kazanın 115 kilometre ötesinde bir yerde arama yapıyorlar. Aklın mantığın alacağı bir şey değil. Başka? Dönemin Kayseri Valisi açıklama yapıyor, 'Muhsin Yazıcıoğlu hayatta' diyor. 15.03'te helikopter düşüyor. İki kişi yaralı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun ayakları kırık. 50, 60 metre sürükleniyor ve iki saat beklediği söyleniyor. Ondan sonra hayatını kaybediyor." dedi.
Enkaz üzerinde helikopterin beyni denilen kısmın olmadığına da belirten Kılıçdaroğlu, kaza ile ilgili Devlet Denetleme Kurulunun raporunda "Ağır bir kamu hizmet kusuru ortaya çıkmıştır" değerlendirmesinin bulunduğuna işaret etti.
Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Eğer yargının incelediği bir olayda vatandaşın kafasında kocaman bir soru işareti bırakılıyorsa orada yargı yoktur. Yargının önemi budur; hiç kimsenin kafasında soru işareti bırakmayacak. Herkesin vicdanı 'Evet bu doğrudur' diyecek. Rıza Sarraf'ın ABD'de verdiği yanlış hatırlamıyorsam 50 milyon dolarlık bir kefalet vardı. Ben de merak ediyorum; yargıç bunu hangi gerekçeye dayandırarak reddedecek diye. Dört gerekçe söyledi, dördü de kapı gibi gerekçe. Hiç kimse de çıkıp 'Bu gerekçeler yanlıştır' demiyor. Yargı üzerinde oynanan oyun konusunda siyasetçilerden çok yargıçların dikkat etmesi lazım. Ve sadece Türkiye'nin bugününü değil, geleceğini ilgilendiren bir konudur bu. O nedenle bütün yargıçları dikkatli olmaya çağırmak CHP'nin tarihi sorumluluğu içindedir."
Konuşmasında terör olaylarına da değinen Kılıçdaroğlu, 7 Haziran'dan bu yana çok sayıda sivilin çeşitli terör olayları nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Bu işin sorumlusu kim? Kim Türkiye'yi terör bataklığına sapladı? Ben bu soruyu sormak zorundayım. Ben bu soruyu sormazsam insani olarak da görevimi yapmamış olurum. Hangi gerekçe ile bu çocuklarımız hayatlarını kaybediyorlar, hangi gerekçe ile Türkiye bir terör batağının için saplandı? Bu işin sorumlusu kim? 2002'de sıfır terörle devraldılar. Ne oldu da birden bire Türkiye bu hale geldi? Kayseri'deki Adem mi bu işin sorumlusu? Maraş'taki Şehmuz mu, Konya'daki Muhammet mi, Trabzon'daki Temel mi? Esnaf mı bu işin sorumlusu, bakkal mı, manav mı, sanayici mi, berber mi, berber çırağı mı? Kim bu işin sorumlusu? Çıkıp da bana bu sorunun cevabını birilerinin vermesi lazım. Ben biliyorum. Dünyanın her tarafında bu işin sorumlusu iktidardır, hükümet edenlerdir. Vatandaş oy verdi, 'Derdimizi çöz' diye. Terörü bırakın önlemeyi, teröre yardım ve yataklık yaptılar. Terörü azdırdılar. Binlerce kişi hayatını kaybediyorsa bunu bizim sormamız lazım. Bu soruyu Binali Bey'e tekrar soruyorum. Binali Bey; sana eskiden milyon ali diyordum, şimdi Binali diyelim, bu işin sorumlusu kim Binali Bey? Başbakanlık koltuğunda oturuyorsun. Havuzun başında değilsin şimdi, devletin başındasın. Devletin hazinesinin, istihbaratın, emniyetin başındasın, kim bu işin sorumlusu?"
"Terör örgütü mahkeme kurarken, şehirler silah deposuna döndürülürken bu ülkede iktidarda kim vardı?" diye soran Kılıçdaroğlu, Başbakan Binali Yıldırım'dan bu sorularına açık ve net cevap beklediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Üniversiteyi bitirmişsin, kayığın yokken şimdi gemilerin var, herhalde bu sorunun cevabını verirsin, kim vardı iktidarda? Başbakanlık koltuğuna yeni oturdu tabii belki bilmeyebilir, havuz işlerine meraklıydı, olabilir. Şimdi oturdun, bak bakalım 'Bu terör örgütlerine dokunmayın' diye talimatı veren kim? Onlar bomba yerleştirirken 'Sakın bunlara dokunmayın' diyen kim? Sen bunun hesabını soracak mısın, yoksa sormayacak mısın? Eğer hesabını sorarsan söz veriyorum sana bir daha 'düşük profilli başbakan' demeyeceğim, geleceğim yürekten kutlayacağım. 200 ton bomba yerleştiriliyor. Şehitlerimiz bombalar sonucu hayatını kaybediyor çoğunlukla. Bu bombalar yerleştirilirken siz neredeydiniz Allah aşkına? Binali Bey, yeni oturdun başbakanlık koltuğuna, şimdi bekliyorum senden. Ne kadar basit sorular soruyorum sana."
"200 ton bomba" sözünün AK PARTİ'li bir genel başkan yadımcısına ait olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Onu çağırırsın, kendisine sorarsın, 'Bu 200 ton nereden çıktı, sen nereden söyledin, bu Kılıçdaroğlu habire söyleyip duruyor' diye. Soracak mı? Abisi izin verirse. Abisinin de izin vereceğini hiç sanmıyorum." ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, her sözüne dava açanların, "PKK terör örgütüne AK PARTİ'nin yöneticileri, bakanları, başbakanları yardım ve yataklık yapıyor." dediğinde, dava açmadığını belirterek, "Niye açmıyorlar? Kabul ediyorlar. Sükut, ikrardan gelir. O zaman bunun hesabını sormak zorundayız. Ben değil sadece, bütün şehit yakınları, gaziler sormak zorunda. Sormazsak, vatandaş olarak görevimizi yapmamış oluruz." dedi.
Atatürk Havalimanı'na yapılan terör saldırısında 45 kişinin hayatını kaybettiğini, 200'ün üzerinde kişinin ise yaralandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, saldırıdan sonra, "Teröre lanet olsun, terör bir insanlık suçudur." dendiğini, bir günlük yas ilan edildiğini anımsattı. Kılıçdaroğlu, "Daha yaralılar tedavi olmadan, şehitler toprağa verilmeden gittiler davul, zurnayla köprü açılışı yaptılar. Bütün dünya yas tutuyor, parlamentolar ayağa kalkıyor, futbolcular saygı duruşunda bulunuyorlar, bizimkiler davulla, zurnayla köprü açıyor. Şimdi ben merak ediyorum, bunu CHP yapsa ne olurdu? Biz bunu yapsaydık kıyamet kopardı. Şimdi bunlar yapıyorlar niye kıyamet kopmuyor, neden kimse bir şey söylemiyor? Neden bu AKP'nin tabanı 'Ben bu işten rahatsızım' demiyor? 'İnsanlık öldü mü' diye bir cümle neden kurmuyor?" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, bayramdan önce Başbakan Yıldırım'a, cevaplaması için DAEŞ'le ilgili 11 soru sorduğunu hatırlatarak, "AK PARTİ sadece PKK'ya değil DAEŞ'e de yardım ve yataklık yaptı" iddiasında bulundu.
"AK PARTİ ile DAEŞ arasında ideolojik akrabalık olduğunu" savunan Kılıçdaroğlu, belge ve delillerle konuştuklarını, DAEŞ'in eğitim, transfer ve lojistik destek açısından Türkiye'yi seçtiğini öne sürdü.
Türkiye üzerinden cihatçılara gönderilen silahların DAEŞ'in eline geçtiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, "Siz, saygınlığı olan bir Türkiye Cumhuriyeti'ni nasıl bir korsan ülke haline getirirsiniz? Hangi gerekçeyle Suriye'ye, Irak'a silah gönderiyorsunuz? Ortaya çıktıktan sonra dediler ki 'Efendim, biz bunları Bayır Bucak Türkmenlerine gönderiyoruz.' Adamlar dediler ki 'Biz hiç silah almadık, bize gelmedi.' Üstelik şimdi bakan olan da yemin billah etti, 'Vallahi o silahlar oraya gitmedi' diye." ifadesini kullandı.
"Türkiye üzerinden DAEŞ'e destek olunduğuna" dair iddialarını, bazı konuşmalardan, gazetelerde çıkan haberleden ve çeşitli belgelerden örnekler vererek yineleyen Kılıçdaroğlu, Türkiye'de tedavi edilen DAEŞ üyelerinin tutuklanmayıp, tekrar Suriye'ye gönderildiğini, terör eylemlerine karşı önlem alınmadığını öne sürdü.
Kılıçdaroğlu, emniyetin istihbarat raporlarında, "Türkiye'de IŞİD'in ve selefilerin 20 bin kişiyi bulan tabanı var. Türkiye'deki militan sayısı Ürdün, Tunus ve Suudi Arabistan seviyesine ulaştı." ifadelerinin yer aldığını öne sürerek, "Kimin gözü önünde ulaştı? Kim iktidardaydı, Türkiye'de? Kim, terörle, IŞİD ile mücadele ediyordu?" diye sordu.
İstihbarat raporundaki "Bugün bölgede askeri ve ideolojik eğitim alan, yarın Türkiye'ye dönebilecek ve burada eylem gerçekleştirebilecek binin üzerinde insan var." ifadesinin yer aldığını savunarak, bunun çarpıcı olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"AKP'nin yöneticileri, yani iktidar olanlar, yani bakanları nasıl PKK'ya yardım ve yataklık yaptılarsa IŞİD terör örgütüne de yardım ve yataklık yaptılar. Türkiye IŞİD'i hakkında hangi savcı iddianame hazırladı ve hangi Bakanlar Kurulu, Türkiye IŞİD'i hakkında 'Bu bir terör örgütüdür' kararı aldı? Diyecekler ki 'Böyle bir karar var' Evet böyle bir karar var ama o karar Türkiye IŞİD'i ile ilgili değil. Birleşmiş Milletler IŞİD'i terör örgütü olarak tanımlıyor, bütün ülkelere yazı gönderiyor, diyor ki 'Bunların mal varlıklarına el koyun', Maliye Bakanlığı da karar alıyor, varsa bir yerde mal varlığı gidip el koyacak, o kadar. Bizde Bakanlar Kurulunun hala IŞİD'i bir terör örgütü olarak gördüğüne dair bir kararı hiçbir yerde yok."
Sorduğu 11 soruya, Başbakan Yıldırım'ın tek cevap verdiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, "11 soru sıkar tabii, tek cevap verecen. Neymiş? '2013'te DEAŞ ve PKK'ya karşı karar alırken, CHP neden hayır oyu kullanıyor?' Abinin yalan söylediğini, bu konuları çok iyi bildiğini ve bir yalan ustası olduğunu biliyorduk da... Çünkü senin bir diploman var, onun diplomasının da ne olduğunu kimse bilmiyor." dedi.
Kılıçdaroğlu, 2013'te alınan kararı göstererek, şöyle konuştu:
"Suriye'ye savaş açalım kararı. Biz de buna 'Hayır' demişiz. İçinde bir tek kelime ne PKK ne IŞİD var ne de başka bir şey. Hiçbir şey yok. Suriye'ye gidecekler, savaş açacaklar. Biz de karşı çıkıyoruz. Bugün getirsen bugün de karşı çıkacağım. Niye ben gidip de yabancı ülkelere savaş açacağım? Hani yalan at ama bu kadar da kuyruklusu olmaz. Bu cevabı verirken bile ben utanıyorum. Sen koskoca başbakansın, o koltukta oturuyorsun, koltuğun ağırlığının nasıl farkında değilsin? Nasıl bu kadar ucuz ve rahat yalan söyleyebiliyorsun? Sana bu bilgiyi getiren adamı tut kulağından at kardeşim."
PKK ile ilgili getirilen önergeye ise "evet" dediklerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Şimdi ne diyecek Binali Bey? Ben bütün bunları affediyorum. Binali Bey senden tek isteğim var, benim 11 soruma adam gibi otur cevap ver, başka bir şey istemiyorum senden. Yüreğin yetiyorsa, Başbakanlık koltuğunda oturuyorsan, 'Ben her sorunun cevabını veririm geçmişte yapılan hataların da üzerine gideceğim.' diyorsan çık benim 11 soruma adam gibi cevap ver. Bak bana sordun, ben gayet iyi belgelerini gösterdim." diye konuştu.
Yalan üzerine inşa edilen siyasetin doğru olmadığını aktaran Kılıçdaroğlu, siyasetin yalan kaldırmayacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Hele hele 'Ben Müslümanım' diye meydana çıkan adamın yalan söylemesini bu toplumun değerleri kabul etmez." ifadesini kullandı.
Koalisyon görüşmelerinde, dış politikanın 180 derece değişmesi gerektiğini söylediklerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Şimdi, 180 derece değil, 360 derece fırıldak gibi dönüyorlar. 'Dış politikayı, iç politika malzemesi haline getirmeyin, dış politikada hamaset nutukları söylenmez. Eğer büyük laflar edersen, yarın o lafların altında kalırsın.' dedik. Ama dediler 'Hayır, biz en iyisini biliyoruz, en iyisini yapacağız.' dediler. Rusya'dan özür dilediler. İsrail'e büyük tavizler vererek, anlaştılar. İsrail hiçbir şey yapmadı, hiçbir taviz vermedi." görüşünü savundu.
Türkiye'nin Rusya'ya yazılı metin göndermesine rağmen İsrail'in yazılı özür mektubu vermediğini öne süren Kılıçdaroğlu, İsrail'in yaptıklarının sineye çekildiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Önce şu demeci verdi, 'Biz, İsrail'e muhtacız.' Niye muhtaçsın kardeşim? Hani sen dünya lideriydin, hani borazanın ötüyordu dünyanın her tarafında, ne oldu birden bire İsrail'e bu koskoca ülkeyi muhtaç hale getirdin? Eğer CHP bunların yaptığı anlaşmayı imzalasaydı, cuma namazlarında, namaz sonrası bütün camilerde mitingeler olurdu. Şimdi ben samimi Müslüman kardeşlerime sesleniyorum, üç kağıtçı olanlara, dini çıkarları için kullananlara değil bizim samimiyetimize güvenin. Biz her koşulda Türkiye'nin çıkarlarını savunan bir partiyiz. Herkesin inancına, kimliğine, yaşam tarzına saygılı bir partiyiz."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Konuşmasına Ramazan Bayramı'nı kutlayarak başlayan Kılıçdaroğlu, bayramda Ordu'nun Perşembe ve Fatsa ilçelerinde yaşanan sel nedeniyle de vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Kürsüye yakasında Srebrenitsa'da yaşanan acıları sembolize eden çiçek ile çıkan Kılıçdaroğlu, Srebrenitsa katliamında hayatını kaybedenleri andı.
Kılıçdaroğlu, Aerobik Cimnastik Dünya Şampiyonası'nda altın madalya kazanan 15 yaşındaki Ayşe Begüm Onbaşı'yı da kutladı.
Yargının adalet dağıttığı için herkese eşit mesafede olmasının önemine değinen ve yargının siyasallaşmasının neden olacağı olumsuzluklara işaret eden Kılıçdaroğlu, adaletin evrensel kuralları olduğunu ve demokrasiyi savunun herkesin bu evrensel kurallara uyması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'de yargı sorunu olduğuna ve bu sorunun çözülmesi gerektiğine değinen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Sorunun çözümünde önce anayasadan mı başlamak lazım? Evet, önce anayasadan başlamak lazım. Peki, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine bir anayasal düzenleme parlamentoya geldiğinde, CHP buna destek verecek mi? Kesinlikle evet diyecek.
Daha düne kadar 'anayasa, anayasa, anayasa' diyenler bizim bu teklifimize kulaklarını tıkadılar. Niçin? Parlamentoya bir yasa getirdiler. Yargıtayın ve Danıştayın üyeleri görevden alınıyor. Ne demektir bu biliyor musunuz? Bir alt hukuk normuyla bir üst hukuk normunu değiştiriyorsunuz veya işlemez hale getiriyorsunuz. Yani bir kanunla anayasanın hükümlerini işlemez hale getiriyorsunuz. Anayasanın bazı maddelerini bir süreliğine askıya alıyorsunuz. Bu kabul edilemez. Bu asla doğru değil. Buna karşı hepimizin ortak çaba harcaması lazım. Amaç ne? Niçin Yargıtay, Danıştay üyeleri görevden alınıyor? Yerine başkaları atanacak. Çünkü yargıyı yürütme organının emrine almak istiyorlar.Talimat alacak bir yerden yargı. O talimata göre karar verecek."
Yargıdaki yeni düzenlemenin Türkiye için bir felaket olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, düzenlemenin TBMM Genel Kurulundan apar topar geçirildiğini iddia etti.
CHP olarak kanunun yok hükmünde sayılması için Resmi Gazete'de yayımlanmadan Anayasa Mahkemesine başvurduklarını anımsatan Kılıçdaroğlu, yüksek mahkemenin iki üyesinin dışındaki üyelerinin, "Resmi Gazete'de yayımlanmadan biz buna bakmayacağız" şeklinde görüş ortaya koyduklarını aktardı.
Kılıçdaroğlu, "Siz bir yasayla anayasanın yargı ile ilgili hükümlerini askıya alıyorsanız, yarın dönem değişir, gün olur harman olur, bir başka iktidar gelir der ki 'Ben de Anayasa Mahkemesi üyelerini görevden alıyorum. Başkan hariç, üyelerinin tamamının görevine kanunla son veriyorum'. Yapar mı? Yapar. Bir şeyin yol olması kötüdür." diye konuştu.
Yasanın Ramazan Bayramı tatili içinde Resmi Gazete'de yayımlanması ve Anayasa Mahkemesinin toplanamaması ihtimaline karşı Yüksek Mahkemenin başkanına bir mektup yazdığını aktaran Kılıçdaroğlu, mektupta yasayla ilgili CHP'nin görüşlerini ilettiğini bildirdi.
Mektupta, belirttiği olumsuzlukların CHP'nin görüşleri olduğunu, ancak asıl kararın Anayasa Mahkemesi tarafından verileceğini, bayram tatili içinde yasanın yayımlanması halinde ivedilikle görüşülmesi gerektiğini vurguladığını belirten Kılıçdaroğlu, bu konuda CHP'nin sorumluluğunun ötesinde asıl sorumluluğun Anayasa Mahkemesinde olduğunu ifade ettiğini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, şu görüşlere yer verdi:
"Şu ana kadar yasa henüz Cumhurbaşkanı'na gitmiş değil. Dolayısıyla bu acele nedendir, bu beklenti nedendir? Gelen bilgiler iç açıcı değil. Saraydan hakimleri davet ediyorlar. Bazen gece sabaha karşı üçte, bazen ikide bazen onbirde. Orada hakimlere soru soruyorlar. Elde etmeye çalışıyorlar. Vicdanı olan hakimlere sesleniyorum; bir diktatör bozuntusunun tutsağı olursanız tarih sizi affetmez. Bu iş çay toplama işine benzemiyor. Bu Türkiye'nin demokrasisi, geleceği, kazanımları ile ilgili bir sorun. Bu kadar köklü ve tarihi bir sorumluluğu var Anayasa Mahkemesi üyelerinin. Kararlarına katılırız veya katılmayız elbetteki saygı duyacağız. Ama hiç kimse şunu unutmamalıdır; Türkiye'de demokrasiyi kolay kazanmadık, bu kadar kolay kaybetmemeliyiz. Eğer bir alt hukuk normuyla, kanunla anayasa maddeleri işlemez hale getiriyorsan ve buna Anayasa Mahkemesi 'Evet' diyorsa, bu tarihi sorumluluğun altından kalkamaz."
Kanuna karşı hile denilen bir durum olduğunu, bunun kanunun izin vermediği bir durumun "arkadan dolanarak gerçekleştirmek" anlamına geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, burada da kanuna karşı hile yapılmak istendiğini iddia etti.
Kılıçdaroğlu, "Deniyor ki 'Nasıl olsa bu kanun çıktıktan sonra geriye yürümez. Biz gereğini yaparız. Bu mesele de bitmiş olur'. Hiçbir hukuk adamı, hiçbir devlet adamı kanuna karşı hile göz yumamaz, yummamalıdır. 'Nasıl olursa geriye çalışmaz, atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra mesele yoktur', siyasiler bu pencereden bakabilirler ama bir yargıcın, dürüst bir yargıcın, hukuk eğitimi almış bir yargıcın bu pencereden olaya bakması, hele hele demokrasiye bu pencereden bakması asla doğru değildir." diye konuştu.
Yargının içinde sorunlar olabileceğini, gerekli saygınlıkta davranmayan yargıçlar bulunabileceğini ama sorunun siyaset tarafından değil, yargının kendi içinde sorulması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, bunun aksi yaklaşımların tehlikeli olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, "Yargı kendi güvenliğini, kendi güvencesini, kendi saygınlığını siyasetin bütün ayak oyunlarına rağmen korumak zorundadır. Aynı çukurun içine düşmemelidir. Aynı çukurun içine düşerse lekeyi kimse ayıklayamaz." ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, BBP Eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kaza ve sonrasında yaşananlara değindi. Kılıçdaroğlu, kazadan sonra 132 şüpheli hakkında, ihmal, kasten öldürme, suç delillerini yok etme ve değiştirme gibi iddialarla dava açıldığını bildirdi. Davalar sonunda takipsizlik verildiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Kaza olduğunda, arama kurtarma ekipleri kazanın 115 kilometre ötesinde bir yerde arama yapıyorlar. Aklın mantığın alacağı bir şey değil. Başka? Dönemin Kayseri Valisi açıklama yapıyor, 'Muhsin Yazıcıoğlu hayatta' diyor. 15.03'te helikopter düşüyor. İki kişi yaralı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun ayakları kırık. 50, 60 metre sürükleniyor ve iki saat beklediği söyleniyor. Ondan sonra hayatını kaybediyor." dedi.
Enkaz üzerinde helikopterin beyni denilen kısmın olmadığına da belirten Kılıçdaroğlu, kaza ile ilgili Devlet Denetleme Kurulunun raporunda "Ağır bir kamu hizmet kusuru ortaya çıkmıştır" değerlendirmesinin bulunduğuna işaret etti.
Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Eğer yargının incelediği bir olayda vatandaşın kafasında kocaman bir soru işareti bırakılıyorsa orada yargı yoktur. Yargının önemi budur; hiç kimsenin kafasında soru işareti bırakmayacak. Herkesin vicdanı 'Evet bu doğrudur' diyecek. Rıza Sarraf'ın ABD'de verdiği yanlış hatırlamıyorsam 50 milyon dolarlık bir kefalet vardı. Ben de merak ediyorum; yargıç bunu hangi gerekçeye dayandırarak reddedecek diye. Dört gerekçe söyledi, dördü de kapı gibi gerekçe. Hiç kimse de çıkıp 'Bu gerekçeler yanlıştır' demiyor. Yargı üzerinde oynanan oyun konusunda siyasetçilerden çok yargıçların dikkat etmesi lazım. Ve sadece Türkiye'nin bugününü değil, geleceğini ilgilendiren bir konudur bu. O nedenle bütün yargıçları dikkatli olmaya çağırmak CHP'nin tarihi sorumluluğu içindedir."
Konuşmasında terör olaylarına da değinen Kılıçdaroğlu, 7 Haziran'dan bu yana çok sayıda sivilin çeşitli terör olayları nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Bu işin sorumlusu kim? Kim Türkiye'yi terör bataklığına sapladı? Ben bu soruyu sormak zorundayım. Ben bu soruyu sormazsam insani olarak da görevimi yapmamış olurum. Hangi gerekçe ile bu çocuklarımız hayatlarını kaybediyorlar, hangi gerekçe ile Türkiye bir terör batağının için saplandı? Bu işin sorumlusu kim? 2002'de sıfır terörle devraldılar. Ne oldu da birden bire Türkiye bu hale geldi? Kayseri'deki Adem mi bu işin sorumlusu? Maraş'taki Şehmuz mu, Konya'daki Muhammet mi, Trabzon'daki Temel mi? Esnaf mı bu işin sorumlusu, bakkal mı, manav mı, sanayici mi, berber mi, berber çırağı mı? Kim bu işin sorumlusu? Çıkıp da bana bu sorunun cevabını birilerinin vermesi lazım. Ben biliyorum. Dünyanın her tarafında bu işin sorumlusu iktidardır, hükümet edenlerdir. Vatandaş oy verdi, 'Derdimizi çöz' diye. Terörü bırakın önlemeyi, teröre yardım ve yataklık yaptılar. Terörü azdırdılar. Binlerce kişi hayatını kaybediyorsa bunu bizim sormamız lazım. Bu soruyu Binali Bey'e tekrar soruyorum. Binali Bey; sana eskiden milyon ali diyordum, şimdi Binali diyelim, bu işin sorumlusu kim Binali Bey? Başbakanlık koltuğunda oturuyorsun. Havuzun başında değilsin şimdi, devletin başındasın. Devletin hazinesinin, istihbaratın, emniyetin başındasın, kim bu işin sorumlusu?"
"Terör örgütü mahkeme kurarken, şehirler silah deposuna döndürülürken bu ülkede iktidarda kim vardı?" diye soran Kılıçdaroğlu, Başbakan Binali Yıldırım'dan bu sorularına açık ve net cevap beklediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Üniversiteyi bitirmişsin, kayığın yokken şimdi gemilerin var, herhalde bu sorunun cevabını verirsin, kim vardı iktidarda? Başbakanlık koltuğuna yeni oturdu tabii belki bilmeyebilir, havuz işlerine meraklıydı, olabilir. Şimdi oturdun, bak bakalım 'Bu terör örgütlerine dokunmayın' diye talimatı veren kim? Onlar bomba yerleştirirken 'Sakın bunlara dokunmayın' diyen kim? Sen bunun hesabını soracak mısın, yoksa sormayacak mısın? Eğer hesabını sorarsan söz veriyorum sana bir daha 'düşük profilli başbakan' demeyeceğim, geleceğim yürekten kutlayacağım. 200 ton bomba yerleştiriliyor. Şehitlerimiz bombalar sonucu hayatını kaybediyor çoğunlukla. Bu bombalar yerleştirilirken siz neredeydiniz Allah aşkına? Binali Bey, yeni oturdun başbakanlık koltuğuna, şimdi bekliyorum senden. Ne kadar basit sorular soruyorum sana."
"200 ton bomba" sözünün AK PARTİ'li bir genel başkan yadımcısına ait olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Onu çağırırsın, kendisine sorarsın, 'Bu 200 ton nereden çıktı, sen nereden söyledin, bu Kılıçdaroğlu habire söyleyip duruyor' diye. Soracak mı? Abisi izin verirse. Abisinin de izin vereceğini hiç sanmıyorum." ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, her sözüne dava açanların, "PKK terör örgütüne AK PARTİ'nin yöneticileri, bakanları, başbakanları yardım ve yataklık yapıyor." dediğinde, dava açmadığını belirterek, "Niye açmıyorlar? Kabul ediyorlar. Sükut, ikrardan gelir. O zaman bunun hesabını sormak zorundayız. Ben değil sadece, bütün şehit yakınları, gaziler sormak zorunda. Sormazsak, vatandaş olarak görevimizi yapmamış oluruz." dedi.
Atatürk Havalimanı'na yapılan terör saldırısında 45 kişinin hayatını kaybettiğini, 200'ün üzerinde kişinin ise yaralandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, saldırıdan sonra, "Teröre lanet olsun, terör bir insanlık suçudur." dendiğini, bir günlük yas ilan edildiğini anımsattı. Kılıçdaroğlu, "Daha yaralılar tedavi olmadan, şehitler toprağa verilmeden gittiler davul, zurnayla köprü açılışı yaptılar. Bütün dünya yas tutuyor, parlamentolar ayağa kalkıyor, futbolcular saygı duruşunda bulunuyorlar, bizimkiler davulla, zurnayla köprü açıyor. Şimdi ben merak ediyorum, bunu CHP yapsa ne olurdu? Biz bunu yapsaydık kıyamet kopardı. Şimdi bunlar yapıyorlar niye kıyamet kopmuyor, neden kimse bir şey söylemiyor? Neden bu AKP'nin tabanı 'Ben bu işten rahatsızım' demiyor? 'İnsanlık öldü mü' diye bir cümle neden kurmuyor?" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, bayramdan önce Başbakan Yıldırım'a, cevaplaması için DAEŞ'le ilgili 11 soru sorduğunu hatırlatarak, "AK PARTİ sadece PKK'ya değil DAEŞ'e de yardım ve yataklık yaptı" iddiasında bulundu.
"AK PARTİ ile DAEŞ arasında ideolojik akrabalık olduğunu" savunan Kılıçdaroğlu, belge ve delillerle konuştuklarını, DAEŞ'in eğitim, transfer ve lojistik destek açısından Türkiye'yi seçtiğini öne sürdü.
Türkiye üzerinden cihatçılara gönderilen silahların DAEŞ'in eline geçtiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, "Siz, saygınlığı olan bir Türkiye Cumhuriyeti'ni nasıl bir korsan ülke haline getirirsiniz? Hangi gerekçeyle Suriye'ye, Irak'a silah gönderiyorsunuz? Ortaya çıktıktan sonra dediler ki 'Efendim, biz bunları Bayır Bucak Türkmenlerine gönderiyoruz.' Adamlar dediler ki 'Biz hiç silah almadık, bize gelmedi.' Üstelik şimdi bakan olan da yemin billah etti, 'Vallahi o silahlar oraya gitmedi' diye." ifadesini kullandı.
"Türkiye üzerinden DAEŞ'e destek olunduğuna" dair iddialarını, bazı konuşmalardan, gazetelerde çıkan haberleden ve çeşitli belgelerden örnekler vererek yineleyen Kılıçdaroğlu, Türkiye'de tedavi edilen DAEŞ üyelerinin tutuklanmayıp, tekrar Suriye'ye gönderildiğini, terör eylemlerine karşı önlem alınmadığını öne sürdü.
Kılıçdaroğlu, emniyetin istihbarat raporlarında, "Türkiye'de IŞİD'in ve selefilerin 20 bin kişiyi bulan tabanı var. Türkiye'deki militan sayısı Ürdün, Tunus ve Suudi Arabistan seviyesine ulaştı." ifadelerinin yer aldığını öne sürerek, "Kimin gözü önünde ulaştı? Kim iktidardaydı, Türkiye'de? Kim, terörle, IŞİD ile mücadele ediyordu?" diye sordu.
İstihbarat raporundaki "Bugün bölgede askeri ve ideolojik eğitim alan, yarın Türkiye'ye dönebilecek ve burada eylem gerçekleştirebilecek binin üzerinde insan var." ifadesinin yer aldığını savunarak, bunun çarpıcı olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"AKP'nin yöneticileri, yani iktidar olanlar, yani bakanları nasıl PKK'ya yardım ve yataklık yaptılarsa IŞİD terör örgütüne de yardım ve yataklık yaptılar. Türkiye IŞİD'i hakkında hangi savcı iddianame hazırladı ve hangi Bakanlar Kurulu, Türkiye IŞİD'i hakkında 'Bu bir terör örgütüdür' kararı aldı? Diyecekler ki 'Böyle bir karar var' Evet böyle bir karar var ama o karar Türkiye IŞİD'i ile ilgili değil. Birleşmiş Milletler IŞİD'i terör örgütü olarak tanımlıyor, bütün ülkelere yazı gönderiyor, diyor ki 'Bunların mal varlıklarına el koyun', Maliye Bakanlığı da karar alıyor, varsa bir yerde mal varlığı gidip el koyacak, o kadar. Bizde Bakanlar Kurulunun hala IŞİD'i bir terör örgütü olarak gördüğüne dair bir kararı hiçbir yerde yok."
Sorduğu 11 soruya, Başbakan Yıldırım'ın tek cevap verdiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, "11 soru sıkar tabii, tek cevap verecen. Neymiş? '2013'te DEAŞ ve PKK'ya karşı karar alırken, CHP neden hayır oyu kullanıyor?' Abinin yalan söylediğini, bu konuları çok iyi bildiğini ve bir yalan ustası olduğunu biliyorduk da... Çünkü senin bir diploman var, onun diplomasının da ne olduğunu kimse bilmiyor." dedi.
Kılıçdaroğlu, 2013'te alınan kararı göstererek, şöyle konuştu:
"Suriye'ye savaş açalım kararı. Biz de buna 'Hayır' demişiz. İçinde bir tek kelime ne PKK ne IŞİD var ne de başka bir şey. Hiçbir şey yok. Suriye'ye gidecekler, savaş açacaklar. Biz de karşı çıkıyoruz. Bugün getirsen bugün de karşı çıkacağım. Niye ben gidip de yabancı ülkelere savaş açacağım? Hani yalan at ama bu kadar da kuyruklusu olmaz. Bu cevabı verirken bile ben utanıyorum. Sen koskoca başbakansın, o koltukta oturuyorsun, koltuğun ağırlığının nasıl farkında değilsin? Nasıl bu kadar ucuz ve rahat yalan söyleyebiliyorsun? Sana bu bilgiyi getiren adamı tut kulağından at kardeşim."
PKK ile ilgili getirilen önergeye ise "evet" dediklerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Şimdi ne diyecek Binali Bey? Ben bütün bunları affediyorum. Binali Bey senden tek isteğim var, benim 11 soruma adam gibi otur cevap ver, başka bir şey istemiyorum senden. Yüreğin yetiyorsa, Başbakanlık koltuğunda oturuyorsan, 'Ben her sorunun cevabını veririm geçmişte yapılan hataların da üzerine gideceğim.' diyorsan çık benim 11 soruma adam gibi cevap ver. Bak bana sordun, ben gayet iyi belgelerini gösterdim." diye konuştu.
Yalan üzerine inşa edilen siyasetin doğru olmadığını aktaran Kılıçdaroğlu, siyasetin yalan kaldırmayacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Hele hele 'Ben Müslümanım' diye meydana çıkan adamın yalan söylemesini bu toplumun değerleri kabul etmez." ifadesini kullandı.
Koalisyon görüşmelerinde, dış politikanın 180 derece değişmesi gerektiğini söylediklerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Şimdi, 180 derece değil, 360 derece fırıldak gibi dönüyorlar. 'Dış politikayı, iç politika malzemesi haline getirmeyin, dış politikada hamaset nutukları söylenmez. Eğer büyük laflar edersen, yarın o lafların altında kalırsın.' dedik. Ama dediler 'Hayır, biz en iyisini biliyoruz, en iyisini yapacağız.' dediler. Rusya'dan özür dilediler. İsrail'e büyük tavizler vererek, anlaştılar. İsrail hiçbir şey yapmadı, hiçbir taviz vermedi." görüşünü savundu.
Türkiye'nin Rusya'ya yazılı metin göndermesine rağmen İsrail'in yazılı özür mektubu vermediğini öne süren Kılıçdaroğlu, İsrail'in yaptıklarının sineye çekildiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Önce şu demeci verdi, 'Biz, İsrail'e muhtacız.' Niye muhtaçsın kardeşim? Hani sen dünya lideriydin, hani borazanın ötüyordu dünyanın her tarafında, ne oldu birden bire İsrail'e bu koskoca ülkeyi muhtaç hale getirdin? Eğer CHP bunların yaptığı anlaşmayı imzalasaydı, cuma namazlarında, namaz sonrası bütün camilerde mitingeler olurdu. Şimdi ben samimi Müslüman kardeşlerime sesleniyorum, üç kağıtçı olanlara, dini çıkarları için kullananlara değil bizim samimiyetimize güvenin. Biz her koşulda Türkiye'nin çıkarlarını savunan bir partiyiz. Herkesin inancına, kimliğine, yaşam tarzına saygılı bir partiyiz."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
