2009-01-13 - 12:00
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: "Adına (Ergenekon) denilen davanın, varsa demokrasimiz üzerindeki gölgesini ortadan kaldıracak, sorumlularını bulup ortaya çıkartacak adil yargılanma süreci önemli ve ciddiye alınması gereken bir gelişmedir''
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ergenekon operasyonunu
değerlendirdi. Türkiye'nin kurulduğu ilk günden bu yana, Cumhuriyet üzerinde
isyan ve ayaklanma girişimleri ile çok partili hayata geçilen günlerden itibaren
ise demokrasiye yönelik dayatma, telkin ve zorlamalar görüldüğünü vurgulayan
Bahçeli, Tanzimat'tan bu yana geçen iki asra yaklaşan sürecin, kutuplaşmalar,
gerginlikler ve çatışmaların siyaset alanında yansımalarının olduğunu belirtti.
Uzantıları günümüze kadar gelerek, adına ''hareket'', ''müdahale'',
''muhtıra'' ve ''ihtilal'' denilen bir seri cebri yöntemle, siyasetin kesintiye
uğradığına dikkati çeken Bahçeli, ''Siyasetçiden umudu kesilenlerin, inandıkları
değerler üzerinde tehlikeler vehmedenlerin veya bir türlü milletle kucaklaşmayıp,
yönetimden uzak kalanların, yıllardan beri en büyük arzusu, demokrasiyi (by-pass)
yaparak iktidara kısa yoldan ve sandık dışından gelebilmek olmuştur'' dedi.
Bahçeli, demokrasinin işlediği dönemlerde bile olağanüstü beklentilerin
eksik olmadığını, duygu ve niyetlerini sürekli sıcak tutan ara rejim heveslileri
ile yönetime müdahale çığırtkanlarının; siyaset dışı araçları ve arayışlarını
sürdürerek, Türkiye'nin talihsiz bir gerçeği olarak bugünlere kadar geldiklerini
söyledi.
-''MHP OLUP BİTENİN FARKINDA...''-
''Gerekçesi ne olursa olsun, çok zor ve sancılı mücadelelerin eseri
olarak bugünlere ulaşan demokrasimiz üzerinde dolaşan kara bulutları ortaya
çıkartmak, antidemokratik arayışların önünü kesmek, elbette ki çözümü siyaset
içinde gören ve görmesi gerekenlerin en önde gelen görevi ve demokrasi borcu
olmalıdır'' diyen Bahçeli, şöyle dedi:
''Gerekçesi ve niyeti ne olursa olsun, bütün eksik ve kusurlarına rağmen
milletimizin artık kesin tercihini yapmış olduğu demokrasi yolunda, önüne çıkacak
engellerin temizlenmesi, milli iradeyi sekteye uğratacak emarelerin takip
edilmesi ve mani olunması kaçınılmaz bir milli sorumluluktur. Bu sorumluluktan
hareketle, siyasi iktidarın demokrasiye karşı bütün yasadışı oluşumları ortaya
çıkarması ve hukuk içinde çözerek sonuçlandırması doğal ve doğru bir yaklaşım ve
olması gereken bir anlayışın takdir edilecek tezahürüdür. Bu açıdan, adına
Ergenekon denilen davanın, varsa demokrasimiz üzerindeki gölgesini ortadan
kaldıracak, sorumlularını bulup ortaya çıkartacak adil yargılanma süreci önemli
ve ciddiye alınması gereken bir gelişmedir. Milliyetçi Hareket, olan bitenin
farkında ve şuurundadır. Süreci dikkatle ve sükunetle takip etmektedir.
Yaşananların bizim için sürpriz olmadığı parti teşkilatımız ve yöneticilerimize,
alınacak tedbirler ve dikkat edilmesi gereken hususlara yönelik olarak geçtiğimiz
yıllardan beri çeşitli aralıklarla yayınladığımız genelgelerimizde
görülecektir.''
-''MHP, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE İNANIR''-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin hukukun üstünlüğüne inanan,
demokrasi ve insan hakları gibi vazgeçilmez ilkeleri savunan bir siyaset
çizgisinin temsilcisi olduğunu vurgulayarak, yaşanılan coğrafyada, millet olarak
var olmanın temel gereklerinden birisinin de adalete olan güven duygusuyla
sağlanacağını anlattı.
''Hukukun korunup, kollanması, başta siyasi sorumluluk taşıyan hükümet
olmak üzere, herkesin en temel görevi olmalıdır. Bize göre adalet, gerçek
anlamıyla mülkün temelidir'' diyen Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Hukuki süreçler üzerinden siyaset yapılmasını doğru bulmayan partimiz,
davanın sonucunu beklemek ve yüce adalete güvenmek durumundadır. Esasen süren
yargısal bir süreç hakkında, hukuku yönlendirme ve etkileme anlamına gelebilecek
bir düşünce ihsasının dahi doğru ve kabul edilebilir olmayacağı tartışılmaz bir
gerçektir. Her şey hukukun belirlediği çerçevede yürütülmeli, herkes hukuk içinde
hareket etme zorunluluğunda olunduğunu hatırlamalıdır. Hukukun bağımsızlığının
kaybolduğu, adalete olan güvenin azaldığı bir sosyal zeminde, temel hak ve
özgürlüklerin varlığından söz etmek mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, hukukun
güvenirliğine gölge düşürmemek, yargı bağımsızlığını sürdürebilmek için kurum ve
kişiler kendilerine düşen özen ve sağduyuyu azami olarak göstermelidirler.''
Bahçeli, bu süreçte adaletin gecikmeden tecelli etmesi ve adil yargılama
hakkına titizlikle uygun davranılmasının, hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereği
olduğunu bildirdi. Mahkeme safahatının çok sayıda tutuklu şahısla devam ettiğini
hatırlatan Bahçeli, ''Bu konu yasal ve meşrudur. Söylenecek söz yoktur. Ancak
gelişmeler açılan davaya ilişkin iddianamenin bile yeni eklentilerle aylarca
bitirilemeyeceğini işaret etmektedir. Davayla ilgili soruşturma ve kovuşturma
sürecinin uzun sürmesi toplum üzerinde tedirginlik yaratacak, adalet ve hukuka
olan inanç zedelenecektir'' dedi.
-''MAHKEME İLAVE TEDBİRLERLE DESTEKLENMELİ''-
''Geciken adaletin, adalet olamayacağı'' gerçeğinden hareketle, davanın
en kısa sürede sonuçlanmasının, mutlak bir zorunluluk olarak karşılarında
durduğunu anlatan Bahçeli, şunları kaydetti:
''Bu konuda değerli hukuk adamlarına bir telkin ve baskı yapılamayacağı
da ortadadır. Bu nedenle, davanın genişleyen kapsamı ve derinleşen hukuki boyut
ve anlamı dikkate alındığında dar bir hukukçu kadrosu ile çözülemeyecek boyutlara
yükselmiş olması, mahkeme heyetinin ilave tedbirlerle ve kadrolarla usulü
çerçevesinde desteklenmesini zorunlu kılmaktadır. Birlikte yaşamanın teminatı
olan adalete güvenin zayıflaması, hukukun sonuçlarına yönelik şüpheler olarak
karşımıza çıkma tehlikesini artırmıştır.
Dava kapsamında dönem dönem gözaltına alınan şahısların arasında
hukukçular, üniversite öğretim elemanları, Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet ve
basın mensupları, ticaret adamları ve siyasetçiler vardır. Bu davada suçlu
bulunacak olanlar, hukuk kuralları içinde bunun sonuçlarına elbette
katlanacaktır. Ancak, düşünceleri ne olursa olsun hiç kimse hüküm giymeden suçlu
ilan edilemez, suçlu olduğuna dair imalar ve bağlantılar kurulamaz. Bu yaklaşım
hem ahlaki değildir, hem de hukuki bir değer taşımamaktadır.''
Bahçeli, daha önce konuya ilişkin yaptığı açıklamada, ''Görevi, mevki ve
adresi belli olan şahısların adalete intikal şekilleri ve yöntemleri ile bunların
medyada yer alma ve yorumlanma biçimlerinin tartışmaya açık'' olduğunu
belirttiğini, bugün de aynı düşüncede olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde, tahkikat komisyonlarının yol açtığı
siyasal ve toplumsal faciaların, bir amaca yönelik oluşturulan mahkemelerin,
''Sizi buraya koyan kuvvet bunu istiyor'' sözleriyle süren yargılamaların
yapıldığı dönemlerin acı hatıralarının sıcaklığını koruduğunu dile getiren
Bahçeli, ''Ne var ki geçmişte ülkemizde Başbakanlık yapmış olanların bile yaşamış
olduklarını bildiğimiz kötü muameleler, bugün yapılanları haklı çıkaramayacağı
gibi, elbette ki onlara yapılanları da masum hale getirmeyecektir'' dedi.
Bahçeli, soruşturma safhasını bir siyasal intikam olarak görmek ve bunun
için medyayı alet etmenin, en az dava konusu kadar tehlikeli bir yaklaşım ve
kabul edemeyecek bir anlayışın işareti olduğunu bildirdi.
-DAVA KAPSAMINDAKİ TSK MENSUPLARI...-
Dava kapsamında gözaltına alınan ve yargılaması devam eden şahısların bir
bölümünün, TSK'nın emekli ve muvazzaf mensuplarından oluştuğuna da dikkati
çekerek, şunları söyledi:
''Ülke savunmasında ve terörle mücadelede en önemli görevi üstlenmiş olan
bu kurumun rejim karşıtı gizli ve karanlık işlerle ilintili olduğuna dair
kamuoyunda uyandırılmak istenen kanaatler dikkatlerden kaçmamıştır. Hangi kurum
ve kuruluş mensubu olursa olsun, suç işleyenlerin tespiti ve cezalandırılması
ayrı bir konudur, bu suça iştirak ettiği iddiası ile bütün bir kurumun, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin zan ve itham altında bırakılması farklı bir konudur. Terör
örgütü ile kahramanca mücadeleyle geçen yılların ardından, binlerce şehit ve gazi
vermiş ve bugün bu mücadeleyi başarı ile sürdürmeye çalışan Türk Ordusunun,
karalama kampanyaları karşısında zayıf ve korumasız bırakılması bir yönetim
zafiyetidir.
Bizim anlayışımıza göre cumhuriyet ve demokrasi, birbirlerini tamamlayan
değerler manzumesidir. Bir bütünün ayrılmaz parçaları olan bu temel değerler
tıpkı eşitlik ve hürriyet ilişkisinde olduğu gibi, birbirlerinin can yoldaşı ve
teminatıdır. Cumhuriyetin korunması için demokratik kurallardan sapılması, ya da
demokrasiyi koruma adına istibdat arayışlarına girilmesi hem Cumhuriyetin hem de
demokratik rejimin sonunu hazırlayacaktır. Türkiye, Cumhuriyeti ve demokrasiyi
birlikte yaşatmaya ve yüceltmeye mecburdur.''
-''YENİ BİR DÖNEM BAŞLAMALI''-
Türkiye'nin bu sancılı süreci, eski hataları tekrarlamadan toplumsal
sağduyusunun rehberliğinde mutlaka aşması gerektiğini belirten Bahçeli, siyaset
yapma ve hükümet etme anlayışlarının pozitif yönde değişeceği yeni bir dönemin
başlaması gerektiğini bildirdi.
Bahçeli, ''Şimdi herkes, başlamasını temenni ettiğimiz bu yeni döneme
samimi katkılarda bulunmaya hazır olmalıdır. Aksi halde gerilim ve çatışmaların
sürmesi ve intikam çığlıklarının devamı halinde, demokratik rejimin ve hukuk
devletinin geleceğinin kararacağını söylemek ve bugünün bile aranacağını öngörmek
kehanet olmayacaktır'' diye konuştu.
Muhalefetin yalnızca demokrasilerde yasal ve meşru olduğuna da dikkati
çeken Bahçeli, konuşmasını şöyle tamamladı:
''Muhalefetsiz bir yönetim anlayışını özlemek ve bu yolda adım atmak da
demokrasi ile bağdaşmaz ve en az ara rejim çağrıları kadar zararlı ve
karanlıktır. Muhalifleri sindirme, farklılıkları törpüleme, değişik sesleri
susturma, demokrasiyi tahrip etme niyetlerinin somutlaştığı bir dönemden
geçilmektedir. Demokrasinin muhalefet etme anlayışıyla anlam kazanacağını unutan
AKP iktidarı, bu yüzden kendine göre muhalefet tanımı yapma küstahlığını
gösterebilmektedir. Bu nedenle yaşadığımız bunalımların bir nebze olsun
hafifletilmesinin yolu, öncelikle iktidarı elinde tutan Adalet ve Kalkınma
Partisi'nin içine düştüğü yanlış ve yalnızlıktan uzaklaşması, toplumun tamamına
yönelik bir kucaklaşma ile bütün siyasi düşüncelere saygı ile yaklaşmasıdır.''
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, İsrail'in
Gazze'ye başlatığı saldırının üzerinden 18 gün geçmiş olmasına rağmen
uluslararası toplumun hala harekete geçmediğini belirterek, bu durumun Türk
milletini derinden yaraladığını bildirdi.
''İsrail ordusunun hava bombardımanı ve işgal birliklerinin Gazze
içindeki sivil halkı da hedef alan saldırıları toplu katliama dönüşmüştür'' diyen
Bahçeli, şöyle devam etti:
''BM kaynaklarına göre, bunların üçte birinin çocuk olması, okulların ve
hastanelerin bombalanması, uluslararası hukukun yasakladığı silahların
kullanılması, İsrail'in hukuk tanımaz pervasızlığını ve Gazze'de yaşanan insanlık
dramının korkutucu boyutlarını ortaya koymaktadır.
Uluslararası toplumun kayıtsızlığından cesaret alan İsrail, Gazze'ye
ilave askeri birlikler gönderme kararı almış, bunun sonucu işgal ve saldırılar
yoğun nüfusun yaşadığı bölgelere yaygınlaştırılmıştır.
BM Güvenlik Konseyi'nin ateşkes çağrıları, silahların susması ve İsrail
birliklerinin işgale son vermesi için kesin bir zaman sınırı içermediğinden ve
yaptırımlarla desteklenen bağlayıcı nitelik taşımadığından bugüne kadar sonuçsuz
kalmıştır.''
-''LÜBNAN VE SURİYE'YE DE SIÇRAYABİLİR''-
Bahçeli, İsrail'in, uluslararası hukuka ve topluma meydan okumaya devam
ettiğine dikkati çekerek, çatışmaların Lübnan ve Suriye'ye de sıçrama riskinin
bulunduğunu ifade etti.
Fransa ve Mısır'ın geliştirdiği ortak plan doğrultusunda, taraflar
arasında Kahire'de sürdürülen kalıcı ateşkes görüşmelerinin kısa sürede somut
sonuçlar vermesinin beklenmemesi gerektiğine işaret eden Bahçeli, şunları
söyledi:
''Başta Batılılar olmak üzere uluslararası toplumun İsrail üzerinde
caydırıcı etki yapacak siyasi bir irade sergilememesi halinde İsrail'in, askeri
harekatı siyasi hedeflerine ulaşana kadar bu çatışmaları sürdüreceği
anlaşılmaktadır.
AKP hükümetinin bu konuda izlediği tutarsız, etkisiz ve çelişkili
politikaların hala değişmeden sürüyor olması, Türk milleti için ayrı bir üzüntü
ve hayal kırıklığı vesilesi olmuştur.
Filistinli kardeşlerimizin maruz kaldığı bu insanlık dışı saldırılar
karşısında, Türk toplumunun ortaya koyduğu haklı tepki ve infial ile Başbakan
Erdoğan ve hükümetinin sergilediği iki yüzlü ve içten pazarlıkçı yaklaşımlar
arasındaki derin uçurum gözlerden kaçmamaktadır.''
MHP lideri Bahçeli, Başbakan'ın saldırılar karşısında, sözden öteye
geçmeyen hamasi konuşmalarla durumu idare etmeye çalıştığını belirterek, ucuz ve
boş gövde gösterilerinin arkasına sığınılmamasını istedi.
''İsrail vahşeti karşısında Türkiye ile olan askeri ve savunma sanayi
alanındaki iş birliğinin aynen sürdürüleceğini söyleyen ve bunu uluslararası
ilişkilerde duygusallığa yer olmadığı teziyle açıklamaya çalışan Başbakan'ın bu
ilkesiz tutumunu Türk milleti elbette değerlendirecek ve takdir edecektir''
görüşüne yer veren Bahçeli, ''İsrail'in bu vahşetine ortak olmanın ruhunda
yarattığı suçluluğun telaşı ve panik psikolojisi içinde çırpınan Başbakan; şiir
okuyarak, hamasi sözler söyleyerek Türkiye'nin itibarının korunamayacağını ve
Filistinli kardeşlerimizle dayanışma içinde olunamayacağını anlamasa bile, Türk
milleti, olan bitenleri çok iyi görmekte ve anlamaktadır.
İsrail'e karşı yaptırım uygulamayan ülkelere; 'İsrail'e ne borcunuz var
ki hareketsiz kalıyorsunuz' diye soran Başbakan'ın, şimdi yapması gereken, Türk
milletinin karşısına dürüstçe çıkıp kendi hareketsizliğinin İsrail'e olan hangi
borçtan kaynaklandığını açıklamasıdır'' ifadesini kullandı.
-EKONOMİK KRİZ-
Konuşmasında, ekonomik konulara da değinin Devlet Bahçeli, toplumsal
sistem ve siyasal hayatta artan sorunların, Türkiye ekonomisinde var olan
problemleri daha da yoğunlaştırabileceği bir dönemde bulunulduğunu söyledi.
Açıklanan ekonomik verilerden bazılarının, özellikle üretim çarklarının
durma noktasına geldiğini gösterdiğini belirten Bahçeli, şöyle dedi:
''Bu endişe verici durum, siyasi tartışmalardan dolayı gölgelenmiş,
yaşanılan gerçek meseleler üzerine adeta bir sis perdesi inmiştir.
Ekonominin yaklaşık dörtte birini oluşturan, ancak hem ihracattaki payı
hem de dolaylı etkileri nedeniyle toplam ekonomik aktiviteye etkisi daha fazla
olan sanayi sektöründe, 2008'in ağustos ayından itibaren başlayan üretim
gerilemesi, kasım ayında ciddi bir seviyeye inmiştir.
Bu kapsamda sanayi üretimi 2008 yılı Kasım ayında bir önceki yılın aynı
ayına göre yaklaşık yüzde 14 azalmış, imalat sanayi üretimi yüzde 15,5 oranında
düşmüştür. Ortaya çıkan bu rakamlar, baz alınan yıl değişikliği nedeniyle tam bir
mukayese imkanı vermese de 2001 yılından bu yana en önemli düşüş olmuştur.''
-DURMAK YOK YOLA DEVAM DİYEREK...''-
Bahçeli, bir diğer olumsuz gelişmenin ise kapasite kullanım oranlarında
yaşandığını vurguladı. Bahçeli, imalat sanayinde kapasite kullanımı, 2008 yılının
aralık ayında, 2007 yılının aynı ayına göre 16,4 puan azalarak, yüzde 64,7
seviyesinde gerçekleştiğini bildirdi. Aralık ayında imalat sanayinde kapasite
kullanım oranı, kamu sektöründe yüzde 61,6, özel sektörde ise yüzde 65,2 olduğuna
dikkati çeken Bahçeli, ''Bu gelişmelerden anlaşılacağı üzere, ekonominin üzerine
kara bulutlar çökmüş, üreten sektörde tansiyon kanamaya sebep olacak şekilde
yükselmiştir.
Gelip gelmediği, etkileyip etkilemediği tartışılırken ekonomik kriz,
durmak yola devam diyerek ilerlediği her istasyonda uğradığı yerleri tahrip
etmekte, özellikle üretim sistemini işlemez hale getirmektedir.
Endişemiz, Türkiye ekonomisinin, krizin etkilerini ve asıl darbeyi
2009'da yiyecek olmasındandır'' diye konuştu.
Bahçeli, Hükümetin, krizi görmezden geldiğini ve ısrarla tedbir almakta
direndiğini iddia etti. Bahçeli, ''AKP hükümeti, ekonominin dümenini kayalıklara
çevirerek, çarpışmayla sonlanacak mutlak akıbeti sadece seyretmekle
yetinmektedir. Bu sorumsuz siyasi tutumun iflas eden ekonomi politikalarını bu
zamana kadar değiştirememesi, bu alanda yeni bir vizyon ortaya koyamaması aziz
milletimizi büyük sıkıntıların içine çekecektir'' dedi.
Türkiye ekonomisindeki sorunlar, zihniyet dönüşümü sağlanmadan, sadece
IMF'nin gelip gitmesi ve belirlenecek bir programın uygulanmasıyla çözülemeyecek
kadar büyüdüğünü bildiren Bahçeli, sorunun; Hükümetin ekonomiyi canlandırma,
günübirlik ve temelsiz çözümlerle ve vizyondan yoksun kadrolarla meseleleri
halletmeye çalışmasından kaynaklandığını savundu.
Devlet Bahçeli, Başbakan'ın; ekonomik sorunların çözümü için kalıcı ve
kapsayıcı hiçbir hamleyi bugüne kadar yapmadığını söyledi. 2003'ten 2007 yılına
kadar yapılan kömür yardımının yüzde 130, 2008 Kasım ayına göre ise yüzde 125
artmış olmasının sorunların çözüldüğü anlamına gelmeyeceğini ifade eden Bahçeli,
krizin bir çığ gibi büyüdüğünü kaydetti.
-''ÖNLEM ALMADA GECİKEN...''-
Bahçeli, başta otomotiv olmak üzere, ülkedeki önemli şirketlerin işçi
çıkarmaları, iş durdurmaları ve bu eğilimin gittikçe artmasının önümüzde çok
zorlu bir sürecin bulunduğuna işaret ettiğini söyledi. Bahçeli, şöyle konuştu:
''Ekonomide yaşanılacak her olumsuzluk, önlem almada geciken, krizi
küçümseyen ve teğet geçecek sözleriyle savunan Başbakan Erdoğan ve hükümetine ait
olacaktır.
Sofrasındaki ekmeği küçülen, alışverişi azalan, kirasını ödeyemeyen,
çocuğunu okutamayan, aziz vatandaşlarımızın sorunlarını biliyor ve bunların
güçlü, adil bir hükümetin mevcudiyeti ile çözüleceğine inanıyoruz.
Girilen ekonomik türbülanstan çıkış yolu öncelikle kararlı ve güçlü bir
siyasi iradenin varlığıdır.
Her konuda olduğu gibi ekonomide de toplumun tümünü kuşatan ve üretimi
önceliğine alan politikalarla sorunların çözüleceği ortadadır.
Hükümete bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Ekonominin gerçek sorunlarını ötelemek için sanal gündem icat ve imal
etmeyi artık bir kenara bırakınız. Vatandaşlarımızın dayanılmayacak hale gelen
geçim zorluklarını, değerler alanına taşıyarak siyasetin çarkları arasında
öğütmeyiniz.
Ülkemizin ve vatandaşımızın gerçek gündemi ile yüzleşiniz.
Çözemeyecekseniz, bir kez olsun siyasi erdem gösterip başarısızlığınızı itiraf ediniz.''
değerlendirdi. Türkiye'nin kurulduğu ilk günden bu yana, Cumhuriyet üzerinde
isyan ve ayaklanma girişimleri ile çok partili hayata geçilen günlerden itibaren
ise demokrasiye yönelik dayatma, telkin ve zorlamalar görüldüğünü vurgulayan
Bahçeli, Tanzimat'tan bu yana geçen iki asra yaklaşan sürecin, kutuplaşmalar,
gerginlikler ve çatışmaların siyaset alanında yansımalarının olduğunu belirtti.
Uzantıları günümüze kadar gelerek, adına ''hareket'', ''müdahale'',
''muhtıra'' ve ''ihtilal'' denilen bir seri cebri yöntemle, siyasetin kesintiye
uğradığına dikkati çeken Bahçeli, ''Siyasetçiden umudu kesilenlerin, inandıkları
değerler üzerinde tehlikeler vehmedenlerin veya bir türlü milletle kucaklaşmayıp,
yönetimden uzak kalanların, yıllardan beri en büyük arzusu, demokrasiyi (by-pass)
yaparak iktidara kısa yoldan ve sandık dışından gelebilmek olmuştur'' dedi.
Bahçeli, demokrasinin işlediği dönemlerde bile olağanüstü beklentilerin
eksik olmadığını, duygu ve niyetlerini sürekli sıcak tutan ara rejim heveslileri
ile yönetime müdahale çığırtkanlarının; siyaset dışı araçları ve arayışlarını
sürdürerek, Türkiye'nin talihsiz bir gerçeği olarak bugünlere kadar geldiklerini
söyledi.
-''MHP OLUP BİTENİN FARKINDA...''-
''Gerekçesi ne olursa olsun, çok zor ve sancılı mücadelelerin eseri
olarak bugünlere ulaşan demokrasimiz üzerinde dolaşan kara bulutları ortaya
çıkartmak, antidemokratik arayışların önünü kesmek, elbette ki çözümü siyaset
içinde gören ve görmesi gerekenlerin en önde gelen görevi ve demokrasi borcu
olmalıdır'' diyen Bahçeli, şöyle dedi:
''Gerekçesi ve niyeti ne olursa olsun, bütün eksik ve kusurlarına rağmen
milletimizin artık kesin tercihini yapmış olduğu demokrasi yolunda, önüne çıkacak
engellerin temizlenmesi, milli iradeyi sekteye uğratacak emarelerin takip
edilmesi ve mani olunması kaçınılmaz bir milli sorumluluktur. Bu sorumluluktan
hareketle, siyasi iktidarın demokrasiye karşı bütün yasadışı oluşumları ortaya
çıkarması ve hukuk içinde çözerek sonuçlandırması doğal ve doğru bir yaklaşım ve
olması gereken bir anlayışın takdir edilecek tezahürüdür. Bu açıdan, adına
Ergenekon denilen davanın, varsa demokrasimiz üzerindeki gölgesini ortadan
kaldıracak, sorumlularını bulup ortaya çıkartacak adil yargılanma süreci önemli
ve ciddiye alınması gereken bir gelişmedir. Milliyetçi Hareket, olan bitenin
farkında ve şuurundadır. Süreci dikkatle ve sükunetle takip etmektedir.
Yaşananların bizim için sürpriz olmadığı parti teşkilatımız ve yöneticilerimize,
alınacak tedbirler ve dikkat edilmesi gereken hususlara yönelik olarak geçtiğimiz
yıllardan beri çeşitli aralıklarla yayınladığımız genelgelerimizde
görülecektir.''
-''MHP, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE İNANIR''-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin hukukun üstünlüğüne inanan,
demokrasi ve insan hakları gibi vazgeçilmez ilkeleri savunan bir siyaset
çizgisinin temsilcisi olduğunu vurgulayarak, yaşanılan coğrafyada, millet olarak
var olmanın temel gereklerinden birisinin de adalete olan güven duygusuyla
sağlanacağını anlattı.
''Hukukun korunup, kollanması, başta siyasi sorumluluk taşıyan hükümet
olmak üzere, herkesin en temel görevi olmalıdır. Bize göre adalet, gerçek
anlamıyla mülkün temelidir'' diyen Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Hukuki süreçler üzerinden siyaset yapılmasını doğru bulmayan partimiz,
davanın sonucunu beklemek ve yüce adalete güvenmek durumundadır. Esasen süren
yargısal bir süreç hakkında, hukuku yönlendirme ve etkileme anlamına gelebilecek
bir düşünce ihsasının dahi doğru ve kabul edilebilir olmayacağı tartışılmaz bir
gerçektir. Her şey hukukun belirlediği çerçevede yürütülmeli, herkes hukuk içinde
hareket etme zorunluluğunda olunduğunu hatırlamalıdır. Hukukun bağımsızlığının
kaybolduğu, adalete olan güvenin azaldığı bir sosyal zeminde, temel hak ve
özgürlüklerin varlığından söz etmek mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, hukukun
güvenirliğine gölge düşürmemek, yargı bağımsızlığını sürdürebilmek için kurum ve
kişiler kendilerine düşen özen ve sağduyuyu azami olarak göstermelidirler.''
Bahçeli, bu süreçte adaletin gecikmeden tecelli etmesi ve adil yargılama
hakkına titizlikle uygun davranılmasının, hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereği
olduğunu bildirdi. Mahkeme safahatının çok sayıda tutuklu şahısla devam ettiğini
hatırlatan Bahçeli, ''Bu konu yasal ve meşrudur. Söylenecek söz yoktur. Ancak
gelişmeler açılan davaya ilişkin iddianamenin bile yeni eklentilerle aylarca
bitirilemeyeceğini işaret etmektedir. Davayla ilgili soruşturma ve kovuşturma
sürecinin uzun sürmesi toplum üzerinde tedirginlik yaratacak, adalet ve hukuka
olan inanç zedelenecektir'' dedi.
-''MAHKEME İLAVE TEDBİRLERLE DESTEKLENMELİ''-
''Geciken adaletin, adalet olamayacağı'' gerçeğinden hareketle, davanın
en kısa sürede sonuçlanmasının, mutlak bir zorunluluk olarak karşılarında
durduğunu anlatan Bahçeli, şunları kaydetti:
''Bu konuda değerli hukuk adamlarına bir telkin ve baskı yapılamayacağı
da ortadadır. Bu nedenle, davanın genişleyen kapsamı ve derinleşen hukuki boyut
ve anlamı dikkate alındığında dar bir hukukçu kadrosu ile çözülemeyecek boyutlara
yükselmiş olması, mahkeme heyetinin ilave tedbirlerle ve kadrolarla usulü
çerçevesinde desteklenmesini zorunlu kılmaktadır. Birlikte yaşamanın teminatı
olan adalete güvenin zayıflaması, hukukun sonuçlarına yönelik şüpheler olarak
karşımıza çıkma tehlikesini artırmıştır.
Dava kapsamında dönem dönem gözaltına alınan şahısların arasında
hukukçular, üniversite öğretim elemanları, Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet ve
basın mensupları, ticaret adamları ve siyasetçiler vardır. Bu davada suçlu
bulunacak olanlar, hukuk kuralları içinde bunun sonuçlarına elbette
katlanacaktır. Ancak, düşünceleri ne olursa olsun hiç kimse hüküm giymeden suçlu
ilan edilemez, suçlu olduğuna dair imalar ve bağlantılar kurulamaz. Bu yaklaşım
hem ahlaki değildir, hem de hukuki bir değer taşımamaktadır.''
Bahçeli, daha önce konuya ilişkin yaptığı açıklamada, ''Görevi, mevki ve
adresi belli olan şahısların adalete intikal şekilleri ve yöntemleri ile bunların
medyada yer alma ve yorumlanma biçimlerinin tartışmaya açık'' olduğunu
belirttiğini, bugün de aynı düşüncede olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde, tahkikat komisyonlarının yol açtığı
siyasal ve toplumsal faciaların, bir amaca yönelik oluşturulan mahkemelerin,
''Sizi buraya koyan kuvvet bunu istiyor'' sözleriyle süren yargılamaların
yapıldığı dönemlerin acı hatıralarının sıcaklığını koruduğunu dile getiren
Bahçeli, ''Ne var ki geçmişte ülkemizde Başbakanlık yapmış olanların bile yaşamış
olduklarını bildiğimiz kötü muameleler, bugün yapılanları haklı çıkaramayacağı
gibi, elbette ki onlara yapılanları da masum hale getirmeyecektir'' dedi.
Bahçeli, soruşturma safhasını bir siyasal intikam olarak görmek ve bunun
için medyayı alet etmenin, en az dava konusu kadar tehlikeli bir yaklaşım ve
kabul edemeyecek bir anlayışın işareti olduğunu bildirdi.
-DAVA KAPSAMINDAKİ TSK MENSUPLARI...-
Dava kapsamında gözaltına alınan ve yargılaması devam eden şahısların bir
bölümünün, TSK'nın emekli ve muvazzaf mensuplarından oluştuğuna da dikkati
çekerek, şunları söyledi:
''Ülke savunmasında ve terörle mücadelede en önemli görevi üstlenmiş olan
bu kurumun rejim karşıtı gizli ve karanlık işlerle ilintili olduğuna dair
kamuoyunda uyandırılmak istenen kanaatler dikkatlerden kaçmamıştır. Hangi kurum
ve kuruluş mensubu olursa olsun, suç işleyenlerin tespiti ve cezalandırılması
ayrı bir konudur, bu suça iştirak ettiği iddiası ile bütün bir kurumun, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin zan ve itham altında bırakılması farklı bir konudur. Terör
örgütü ile kahramanca mücadeleyle geçen yılların ardından, binlerce şehit ve gazi
vermiş ve bugün bu mücadeleyi başarı ile sürdürmeye çalışan Türk Ordusunun,
karalama kampanyaları karşısında zayıf ve korumasız bırakılması bir yönetim
zafiyetidir.
Bizim anlayışımıza göre cumhuriyet ve demokrasi, birbirlerini tamamlayan
değerler manzumesidir. Bir bütünün ayrılmaz parçaları olan bu temel değerler
tıpkı eşitlik ve hürriyet ilişkisinde olduğu gibi, birbirlerinin can yoldaşı ve
teminatıdır. Cumhuriyetin korunması için demokratik kurallardan sapılması, ya da
demokrasiyi koruma adına istibdat arayışlarına girilmesi hem Cumhuriyetin hem de
demokratik rejimin sonunu hazırlayacaktır. Türkiye, Cumhuriyeti ve demokrasiyi
birlikte yaşatmaya ve yüceltmeye mecburdur.''
-''YENİ BİR DÖNEM BAŞLAMALI''-
Türkiye'nin bu sancılı süreci, eski hataları tekrarlamadan toplumsal
sağduyusunun rehberliğinde mutlaka aşması gerektiğini belirten Bahçeli, siyaset
yapma ve hükümet etme anlayışlarının pozitif yönde değişeceği yeni bir dönemin
başlaması gerektiğini bildirdi.
Bahçeli, ''Şimdi herkes, başlamasını temenni ettiğimiz bu yeni döneme
samimi katkılarda bulunmaya hazır olmalıdır. Aksi halde gerilim ve çatışmaların
sürmesi ve intikam çığlıklarının devamı halinde, demokratik rejimin ve hukuk
devletinin geleceğinin kararacağını söylemek ve bugünün bile aranacağını öngörmek
kehanet olmayacaktır'' diye konuştu.
Muhalefetin yalnızca demokrasilerde yasal ve meşru olduğuna da dikkati
çeken Bahçeli, konuşmasını şöyle tamamladı:
''Muhalefetsiz bir yönetim anlayışını özlemek ve bu yolda adım atmak da
demokrasi ile bağdaşmaz ve en az ara rejim çağrıları kadar zararlı ve
karanlıktır. Muhalifleri sindirme, farklılıkları törpüleme, değişik sesleri
susturma, demokrasiyi tahrip etme niyetlerinin somutlaştığı bir dönemden
geçilmektedir. Demokrasinin muhalefet etme anlayışıyla anlam kazanacağını unutan
AKP iktidarı, bu yüzden kendine göre muhalefet tanımı yapma küstahlığını
gösterebilmektedir. Bu nedenle yaşadığımız bunalımların bir nebze olsun
hafifletilmesinin yolu, öncelikle iktidarı elinde tutan Adalet ve Kalkınma
Partisi'nin içine düştüğü yanlış ve yalnızlıktan uzaklaşması, toplumun tamamına
yönelik bir kucaklaşma ile bütün siyasi düşüncelere saygı ile yaklaşmasıdır.''
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, İsrail'in
Gazze'ye başlatığı saldırının üzerinden 18 gün geçmiş olmasına rağmen
uluslararası toplumun hala harekete geçmediğini belirterek, bu durumun Türk
milletini derinden yaraladığını bildirdi.
''İsrail ordusunun hava bombardımanı ve işgal birliklerinin Gazze
içindeki sivil halkı da hedef alan saldırıları toplu katliama dönüşmüştür'' diyen
Bahçeli, şöyle devam etti:
''BM kaynaklarına göre, bunların üçte birinin çocuk olması, okulların ve
hastanelerin bombalanması, uluslararası hukukun yasakladığı silahların
kullanılması, İsrail'in hukuk tanımaz pervasızlığını ve Gazze'de yaşanan insanlık
dramının korkutucu boyutlarını ortaya koymaktadır.
Uluslararası toplumun kayıtsızlığından cesaret alan İsrail, Gazze'ye
ilave askeri birlikler gönderme kararı almış, bunun sonucu işgal ve saldırılar
yoğun nüfusun yaşadığı bölgelere yaygınlaştırılmıştır.
BM Güvenlik Konseyi'nin ateşkes çağrıları, silahların susması ve İsrail
birliklerinin işgale son vermesi için kesin bir zaman sınırı içermediğinden ve
yaptırımlarla desteklenen bağlayıcı nitelik taşımadığından bugüne kadar sonuçsuz
kalmıştır.''
-''LÜBNAN VE SURİYE'YE DE SIÇRAYABİLİR''-
Bahçeli, İsrail'in, uluslararası hukuka ve topluma meydan okumaya devam
ettiğine dikkati çekerek, çatışmaların Lübnan ve Suriye'ye de sıçrama riskinin
bulunduğunu ifade etti.
Fransa ve Mısır'ın geliştirdiği ortak plan doğrultusunda, taraflar
arasında Kahire'de sürdürülen kalıcı ateşkes görüşmelerinin kısa sürede somut
sonuçlar vermesinin beklenmemesi gerektiğine işaret eden Bahçeli, şunları
söyledi:
''Başta Batılılar olmak üzere uluslararası toplumun İsrail üzerinde
caydırıcı etki yapacak siyasi bir irade sergilememesi halinde İsrail'in, askeri
harekatı siyasi hedeflerine ulaşana kadar bu çatışmaları sürdüreceği
anlaşılmaktadır.
AKP hükümetinin bu konuda izlediği tutarsız, etkisiz ve çelişkili
politikaların hala değişmeden sürüyor olması, Türk milleti için ayrı bir üzüntü
ve hayal kırıklığı vesilesi olmuştur.
Filistinli kardeşlerimizin maruz kaldığı bu insanlık dışı saldırılar
karşısında, Türk toplumunun ortaya koyduğu haklı tepki ve infial ile Başbakan
Erdoğan ve hükümetinin sergilediği iki yüzlü ve içten pazarlıkçı yaklaşımlar
arasındaki derin uçurum gözlerden kaçmamaktadır.''
MHP lideri Bahçeli, Başbakan'ın saldırılar karşısında, sözden öteye
geçmeyen hamasi konuşmalarla durumu idare etmeye çalıştığını belirterek, ucuz ve
boş gövde gösterilerinin arkasına sığınılmamasını istedi.
''İsrail vahşeti karşısında Türkiye ile olan askeri ve savunma sanayi
alanındaki iş birliğinin aynen sürdürüleceğini söyleyen ve bunu uluslararası
ilişkilerde duygusallığa yer olmadığı teziyle açıklamaya çalışan Başbakan'ın bu
ilkesiz tutumunu Türk milleti elbette değerlendirecek ve takdir edecektir''
görüşüne yer veren Bahçeli, ''İsrail'in bu vahşetine ortak olmanın ruhunda
yarattığı suçluluğun telaşı ve panik psikolojisi içinde çırpınan Başbakan; şiir
okuyarak, hamasi sözler söyleyerek Türkiye'nin itibarının korunamayacağını ve
Filistinli kardeşlerimizle dayanışma içinde olunamayacağını anlamasa bile, Türk
milleti, olan bitenleri çok iyi görmekte ve anlamaktadır.
İsrail'e karşı yaptırım uygulamayan ülkelere; 'İsrail'e ne borcunuz var
ki hareketsiz kalıyorsunuz' diye soran Başbakan'ın, şimdi yapması gereken, Türk
milletinin karşısına dürüstçe çıkıp kendi hareketsizliğinin İsrail'e olan hangi
borçtan kaynaklandığını açıklamasıdır'' ifadesini kullandı.
-EKONOMİK KRİZ-
Konuşmasında, ekonomik konulara da değinin Devlet Bahçeli, toplumsal
sistem ve siyasal hayatta artan sorunların, Türkiye ekonomisinde var olan
problemleri daha da yoğunlaştırabileceği bir dönemde bulunulduğunu söyledi.
Açıklanan ekonomik verilerden bazılarının, özellikle üretim çarklarının
durma noktasına geldiğini gösterdiğini belirten Bahçeli, şöyle dedi:
''Bu endişe verici durum, siyasi tartışmalardan dolayı gölgelenmiş,
yaşanılan gerçek meseleler üzerine adeta bir sis perdesi inmiştir.
Ekonominin yaklaşık dörtte birini oluşturan, ancak hem ihracattaki payı
hem de dolaylı etkileri nedeniyle toplam ekonomik aktiviteye etkisi daha fazla
olan sanayi sektöründe, 2008'in ağustos ayından itibaren başlayan üretim
gerilemesi, kasım ayında ciddi bir seviyeye inmiştir.
Bu kapsamda sanayi üretimi 2008 yılı Kasım ayında bir önceki yılın aynı
ayına göre yaklaşık yüzde 14 azalmış, imalat sanayi üretimi yüzde 15,5 oranında
düşmüştür. Ortaya çıkan bu rakamlar, baz alınan yıl değişikliği nedeniyle tam bir
mukayese imkanı vermese de 2001 yılından bu yana en önemli düşüş olmuştur.''
-DURMAK YOK YOLA DEVAM DİYEREK...''-
Bahçeli, bir diğer olumsuz gelişmenin ise kapasite kullanım oranlarında
yaşandığını vurguladı. Bahçeli, imalat sanayinde kapasite kullanımı, 2008 yılının
aralık ayında, 2007 yılının aynı ayına göre 16,4 puan azalarak, yüzde 64,7
seviyesinde gerçekleştiğini bildirdi. Aralık ayında imalat sanayinde kapasite
kullanım oranı, kamu sektöründe yüzde 61,6, özel sektörde ise yüzde 65,2 olduğuna
dikkati çeken Bahçeli, ''Bu gelişmelerden anlaşılacağı üzere, ekonominin üzerine
kara bulutlar çökmüş, üreten sektörde tansiyon kanamaya sebep olacak şekilde
yükselmiştir.
Gelip gelmediği, etkileyip etkilemediği tartışılırken ekonomik kriz,
durmak yola devam diyerek ilerlediği her istasyonda uğradığı yerleri tahrip
etmekte, özellikle üretim sistemini işlemez hale getirmektedir.
Endişemiz, Türkiye ekonomisinin, krizin etkilerini ve asıl darbeyi
2009'da yiyecek olmasındandır'' diye konuştu.
Bahçeli, Hükümetin, krizi görmezden geldiğini ve ısrarla tedbir almakta
direndiğini iddia etti. Bahçeli, ''AKP hükümeti, ekonominin dümenini kayalıklara
çevirerek, çarpışmayla sonlanacak mutlak akıbeti sadece seyretmekle
yetinmektedir. Bu sorumsuz siyasi tutumun iflas eden ekonomi politikalarını bu
zamana kadar değiştirememesi, bu alanda yeni bir vizyon ortaya koyamaması aziz
milletimizi büyük sıkıntıların içine çekecektir'' dedi.
Türkiye ekonomisindeki sorunlar, zihniyet dönüşümü sağlanmadan, sadece
IMF'nin gelip gitmesi ve belirlenecek bir programın uygulanmasıyla çözülemeyecek
kadar büyüdüğünü bildiren Bahçeli, sorunun; Hükümetin ekonomiyi canlandırma,
günübirlik ve temelsiz çözümlerle ve vizyondan yoksun kadrolarla meseleleri
halletmeye çalışmasından kaynaklandığını savundu.
Devlet Bahçeli, Başbakan'ın; ekonomik sorunların çözümü için kalıcı ve
kapsayıcı hiçbir hamleyi bugüne kadar yapmadığını söyledi. 2003'ten 2007 yılına
kadar yapılan kömür yardımının yüzde 130, 2008 Kasım ayına göre ise yüzde 125
artmış olmasının sorunların çözüldüğü anlamına gelmeyeceğini ifade eden Bahçeli,
krizin bir çığ gibi büyüdüğünü kaydetti.
-''ÖNLEM ALMADA GECİKEN...''-
Bahçeli, başta otomotiv olmak üzere, ülkedeki önemli şirketlerin işçi
çıkarmaları, iş durdurmaları ve bu eğilimin gittikçe artmasının önümüzde çok
zorlu bir sürecin bulunduğuna işaret ettiğini söyledi. Bahçeli, şöyle konuştu:
''Ekonomide yaşanılacak her olumsuzluk, önlem almada geciken, krizi
küçümseyen ve teğet geçecek sözleriyle savunan Başbakan Erdoğan ve hükümetine ait
olacaktır.
Sofrasındaki ekmeği küçülen, alışverişi azalan, kirasını ödeyemeyen,
çocuğunu okutamayan, aziz vatandaşlarımızın sorunlarını biliyor ve bunların
güçlü, adil bir hükümetin mevcudiyeti ile çözüleceğine inanıyoruz.
Girilen ekonomik türbülanstan çıkış yolu öncelikle kararlı ve güçlü bir
siyasi iradenin varlığıdır.
Her konuda olduğu gibi ekonomide de toplumun tümünü kuşatan ve üretimi
önceliğine alan politikalarla sorunların çözüleceği ortadadır.
Hükümete bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Ekonominin gerçek sorunlarını ötelemek için sanal gündem icat ve imal
etmeyi artık bir kenara bırakınız. Vatandaşlarımızın dayanılmayacak hale gelen
geçim zorluklarını, değerler alanına taşıyarak siyasetin çarkları arasında
öğütmeyiniz.
Ülkemizin ve vatandaşımızın gerçek gündemi ile yüzleşiniz.
Çözemeyecekseniz, bir kez olsun siyasi erdem gösterip başarısızlığınızı itiraf ediniz.''
