2014-02-25 - 14:04
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, 17 Aralık komplosunun, millet iradesini gasp etme komplosu olduğunu belirterek, "12 yıldır AK Parti döneminde, millet ile iktidarı paylaşamayanlar son bir hamle yaparak, iktidarı çalmak, bir kez daha milletin sofrasını ortak olmak istemişlerdir. İşte biz buna dur dedik, engelledik" dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, 17 Aralık komplosunun, millet iradesini gasp etme komplosu olduğunu belirterek, "12 yıldır AK Parti döneminde, millet ile iktidarı paylaşamayanlar son bir hamle yaparak, iktidarı çalmak, bir kez daha milletin sofrasını ortak olmak istemişlerdir. İşte biz buna dur dedik, engelledik" dedi.
Başbakan Erdoğan, yarın, Hocalı katliamının 22. yılı olduğunu, 26 Şubat 1992'de Ermenistan kuvvetlerinin, Karabağ'da insanlık dışı katliamlara imza attığını söyledi.
Bu katliamların en büyüğü ve en trajik olanının, Hocalı'da yaşandığını ifade eden Erdoğan, 106'sı kadın, 83'ü çocuk, 613 kişinin şehit edildiğini anımsattı. Erdoğan, Karabağ'da, özellikle Hocalı'da yaşanan katliamda hayatını kaybedenlerin Azerbaycan'ın olduğu kadar, kendilerinin de evlatları olduğunu belirtti. Erdoğan, Azerbaycan'ın ve Azeri kardeşlerinin büyük acısını yüreklerinde yaşadıklarını vurgulayarak, Hocalı'da katledilen şehitleri rahmetle andı.
Erdoğan, İstanbul'da Hocalı katliamını protesto eden bir grubun, ırkçı sloganlar atmasını da esefle kınadığını söyleyerek, "Kan, kan ile temizlenemeyeceği gibi ırkçılığın panzehiri de asla ırkçılık değildir. Karabağ'ın meşru davasına zarar verecek, ırkçı girişim ve söylemlerden herkesin özenle sakınması gerekir" dedi.
Başbakan Erdoğan, 27 Şubat'ta bir başka mahzun yıldönümüne daha ulaşacaklarını dile getirerek, "Eski başbakanlarımızdan, değerli bir devlet adamı, siyasetçi, bilim insanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 3 yıl önce hakka yürüdü. Vefatının 3. yılında merhum hocamızı da rahmetle yad ediyor, Allah ondan razı olsun, mekanı cennet olsun diye dua ediyoruz" diye konuştu.
Bu hafta cuma günü, bir kara günün, demokrasi tarihindeki kara lekenin, 28 Şubat müdahalesinin 17. yıldönümü olduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
" 28 Şubat postmodern tarzda, sadece siyaseti, seçilmişleri hedef alan darbe girişimi olarak değil, vatandaşımıza, memurlara, iş dünyasına, öğrencilere yaptığı zulümle de her zaman hatırlanacaktır. 28 Şubat müdahalesi özellikle ekonomiye vurduğu darbeyle, 2001 krizinin oluşumuna hazırladığı zeminle, yetimin hakkını, milletin istikbalini, Türkiye'nin kazanımlarını heba eden bir girişim olarak hafızalardan hiç silinmeyecek.
28 Şubat müdahalesiyle ilgili açılan dava, ne yazık ki meseleyi sulandırmaya, ciddiyetini zedelemeye, 28 Şubat'ı küçümsemeye doğru gidiyor. Ancak yargıdan daha önce aziz milletimiz bu müdahaleyle ilgili zaten kararını vicdanında verdi, sorumluları gördü, vicdanında onların hepsini mahkum etti. Meselenin üzücü tarafı şudur: 28 Şubat'ta milletimize bu zulmü yapanların, normal şartlarda aslında sokağa dahi çıkacak yüzlerinin olmaması gerekir. Millete bu ağır baskıları yapanların, ekonomiye bu ağır darbeyi vuranların, Türkiye'ye çok ağır bedeller ödetenlerin, en azından kendi vicdanlarında, kendilerini sorgulayıp, aynaya baktıklarında yüzlerinin kızarması gerekir. Ancak özellikle bu günlerde işte bu kişilerin, çevrelerin bırakın yüzlerinin kızarmasını, sokağa çıkmaktan haya etmelerini, utanmazca yeni bir darbe girişimine omuz verdiklerini görüyoruz. Aynı medya, aynı manşetlerle bir kez daha demokrasiye karşı saldırıya geçti. Aynı yazarlar, aynı yüzsüzlükle, edepsizlikle milli iradeyi aşağılamaya başladı. 28 Şubat'ın o malum işveren örgütleri, tam bir pişkinlik içinde, işte bu son darbe girişimine de destek vermeye, Türkiye'ye yeni bedeller ödetecek adımlar atmaya başladı. Bu ülkede defalarca darbe yaşamış, her birinde darbenin yanında yer almış, darbelere verdikleri destekler tarihlerine kara bir leke olarak yapışmış partiler de bir kez daha eğilmeye, bir kez daha darbeden medet ummaya başladı. "
Başbakan Erdoğan, 1946'dan bugüne kadar Türkiye'de siyaset merkezli tartışmaların neredeyse tamamının Türkiye'yi kim yönetecek sorusu etrafında şekillendiğini kaydetti. Türkiye'de 68 yıldır bunun, ülkeyi kimin yöneteceği, idare edeceğinin tartışıldığını ifade etti.
Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal'in 22 Nisan 1920'de TBMM'nin açılacağını duyurduğu telgrafta, işin en başında Türkiye'yi kimin yöneteceğini tartışmaya gerek bırakmayacak şekilde ortaya koyduğunu belirtti.
Gazi Mustafa Kemal'in, 23 Nisan 1920'den itibaren TBMM'nin, sivil ve askeri makamlarının üzerinde, yegane karar merci olduğunu söylediğini anımsatan Erdoğan, "Yani Türkiye'yi, seçip TBMM'ye gönderdiği vekiller eliyle milletin yöneteceği, 23 Nisan'da karar altına alındı" dedi.
Erdoğan, 1946'da hatta 1950 yılına kadar bu kararın uygulanmadığını, CHP'nin, seçimlere tek parti olarak girdiğini, 2 kez çok partili seçim denendiğini, ancak açık oy, gizli tasnifle kazananın yine idare fıkrası ve CHP olduğunu söyledi.
Adnan Menderes'in 1950'de iktidara nasıl yürüdüğünün unutulmamasını isteyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bu şekilde yola çıkmıştı merhum Menderes; 'Yeter söz milletindir'. 1950'den itibaren milletin hür iradesi sandığa yansımış, milletin tercih ettiği parti hükümet görevini üstlenmiş, demokrasi millet iradesi olarak tecelli etmeye başladı. 27 Mayıs 1960'da birileri çıktı, ne dediler 'Türkiye'yi millet yönetemez. Biz yöneteceğiz' diyerek, yönetime el koydular. 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta aynısını yaptılar. Her bir müdahalede milletin elinden yetkisini aldılar, Türkiye'nin yönetimine el koydular. Yönetime el koyanlar, iktidarlarını başka çevrelerle paylaştılar. Kimdi bu çevreler? İş dünyası, medya, belli sivil toplum örgütleriyle, elitler, seçkinler, çetelerle, CHP ve diğer statüko partileriyle paylaştılar. Bir tek kişiyle paylaşmadılar; iktidarı milletle asla paylaşmadılar. Siyasetin üzerine ihdas ettikleri kurumlarla, özellikle yargısal kurumlarla millet iradesini hep dar bir çerçevede tuttular.
14 Ağustos 2001'de AK Parti'yi kurarak, bu kısır döngüye itirazımızı dile getirdik. 'Yeter söz de karar da milletindir' dedik. Biz 14 Ağustos 2001'de AK Parti'yi kurarak, Türkiye'yi kimin yöneteceği sorusuna kesin, net cevap verdik; millet dedik. Ve şu münakaşaya kesin bir nokta koyduk. 23 Nisan 1920'de ifade edildiği gibi Türkiye'yi, sadece ve sadece millet yönetir dedik. Bu ülkenin sahibi 77 milyon aziz millettir, siyasetin, devletin sahibi, bütün kurumların sahibi millettir. Türkiye'yi yönetme iradesini biz hiç kimseyle, hiçbir zümreyle, hiçbir grupla, hiçbir çete ve mafyayla asla paylaşmadık ve paylaşmayız. Türkiye'yi yönetme iradesini hiçbir sermaye grubuyla, medya patronuyla, örgütle bugüne kadar paylaşmadık, bundan sonra da paylaşmayız. AK Parti ile birlikte millet bir kez daha iktidara geldi, yönetime el koydu. Hiç kimse milletten bu iradeyi alamaz. Hiç kimse milletin bu iradesine ortak, paydaş olamaz."
Başbakan Erdoğan, eski, üzeri küllenmiş, tarihin çöplüğünde kalan bu tartışmayı canlandırmak isteyenlerin, Türkiye'yi kimin yöneteceği sorusunu tekrar gündeme taşıyıp, milletin iradesine ortak, paydaş olmaya, milletin iradesini gasp etmeye çalışanların olduğunu söyledi. Erdoğan, "Bunların utanmaz, hayasız, yüzsüz olduklarını söylemiştim. Bunlar o kadar pervasızlar ki, son haftalarda köşelerinden milleti tekrar tahkir etmeye, aşağılamaya başladılar" diye konuştu.
Erdoğan, Sivas, Yozgat, Afyonkarihasar, Kütahya'da toplanan onbinlerce mahşeri kalabalığı koyun sürüsü olarak niteleyecek kadar edebini, hayasını, izanını yitirenlerin bulunduğunu belirtti.
Birilerinin, "Biz haftalardır yolsuzlukları dile getiriyoruz ama anketlerde yine AK Parti önde, meydanlar yine dolu. Bu koyun sürüsü millet bizi duymuyor" dediğini dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:
"İşte 68 yıldır bu zihniyetteler. 68 yıldır açılan her sandıkta milletten tokat yediler ama bir türlü kendilerine gelemediler. 68 yıldır millet bunlara birşey anlatmaya çalıştı ama o küçük zihinleriyle bunu anlayamadılar. Millet artık bunların ciğerini okuyor. Attıkları her manşetteki maksatlarını millet çok iyi görüyor. Yaptıkları açıklamaları millet çok iyi okuyor. Takındıkları tavrı, ilkesizliği, omurgasızlığı millet çok iyi hissediyor. İşte bu aziz millet, bunlarla iktidarlarını asla paylaşmak istemiyor. Siz bu milletin seçilmiş başbakanını astınız, bu millet sizi asla affetmedi, affetmeyecek. O eski günler artık geride kaldı. Bu aziz millet artık iradesine sahip çıkıyor, reyine, hükümetine sahip çıkıyor. Bu aziz millet artık sağduyusu, vakarıyla, ağırbaşlılığıyla meydanlara çıkıp, sandığa gidip söyleyeceğini net şekilde söylüyor. Ben siyasi hayatımda Sivas'ı, Yozgat'ı böyle görmedim, böyle bir mitingi yaptık. Aynı şeklide Afyonkarihasar'ı böyle görmedim, bambaşka bir coşku, katılım. Geldik Kütahya'ya, aynı. Millet artık kabına sığmıyor. 30 Mart'ı heyecan, coşkuyla, hasretle bekliyor. İnanıyorum 30 Mart, yeni bir milat olacak. Millet iftiralara itibar etmiyor. Millet bunların hakaretlerini itibar etmiyor. Bu millet, bunların darbe girişimlerini çok net olarak görüyor, cevabını veriyor. Bugün olduğu gibi millet hükümetine, partisine sımsıkı sahip çıkıyor.
Dikkatinizi çekiyorum; 17 Aralık komplosu tam anlamıyla millet iradesini gasp etme komplosudur. 12 yıldır AK Parti döneminde, millet ile iktidarı paylaşamayanlar son bir hamle yaparak, iktidarı çalmak, bir kez daha milletin sofrasını ortak olmak istemişlerdir. İşte biz buna dur dedik, engelledik."
Erdoğan, milletin, AK Parti eliyle iktidarda olmasından sadece bir kesim değil, birkaç kesimin ciddi şekilde rahatsız olduğunu ifade etti.
Başbakan Erdoğan, "İçeride ve dışarıda faiz lobisi rahatsızdı. Çünkü istikrar ve düşük faiz oranları nedeniyle eskisi gibi kazanamıyorlardı. Terör, savaş lobisi rahatsızdı. Çünkü ona ermek üzere olan terör nedeniyle onlar da rantlarını kaybediyorlardı. CHP, MHP rahatsızdı. Çünkü bir türlü milletten yüz bulamıyor, bir türlü sandıktan çıkamıyorlardı. Sermaye rahatsızdı. Çünkü eskisi gibi faizden kazanamıyor, eskisi gibi tekel oluşturamıyor, eskisi gibi Türkiye içinde alternatifsiz güç olarak hareket edip istediklerini yapamıyorlardı. Medya rahatsızdı çünkü manşetlerle artık Türkiye'ye yön veremiyorlardı. Başka rahatsız olanlar da vardı. Türkiye'nin mazlumların yanında durmasından, Filistin, Gazze, Suriye, Mısır, Rabia, Şehit Esma demesinden rahatsız olanlar vardı" diye konuştu.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Biz susmayacağız, biz korkmayacağız. Topla, tüfekle, silahla, işgal alınmayan bu güzel ülkeyi dinleme skandallarına, tehdide ve şantaja teslim etmeyeceğiz. Allah'ın izniyle, milletimizin desteğiyle bu paralel örgütün, bu paralel yapının bütün rezilliklerini tek tek ortaya dökecek, bunları da bunlarla birlikte yürüyenleri de sokağa çıkamayacak kadar mahçup hale getireceğiz" dedi.
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, gündeme ilişkin görüşlerini ifade etti. Geçmişte CHP ve MHP'ye hukuksuz kayıtlarla şantaj yapıldığını ifade eden Erdoğan, ama ne CHP, ne MHP'nin bunun idrakinde olmadığını söyledi. "Şu anda bunu bize yapıyorlar. Zaten ben dinleniyordum, daha önce bunu söyledim. Sayın Cumhurbaşkanımız ile ilgili de söyledim" diyen Erdoğan, nedense birilerinin bunu anlamamakta direndiğini kaydetti.
Kendilerine "Hükümetsiniz, çözün" denildiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bu çözün dediğiniz kişiler, şu anda bu devletin içerisine, işte devletin içerisinde memur olarak görev yapmış kişilerdir. Biz niye internet yasasını getirdik önünüze? İşte bunun için getirdik. Niye MİT ile ilgili düzenlemeyi şu anda huzurunuza getirdik, işte bunun için getirdik. Eğer bunlar olmazsa, düzenleme olmaz. İşte en son TÜBİTAK olayı, aynen bu durumda. Bakın TÜBİTAK'ta yeni yapılanmaya bakanımız gediyor ve çok enteresan devletin kriptolu telefonlarını bile oradan dinliyorlar. Bu kadar bunlar alçak, bu kadar. Yani bir Cumhurbaşkanı Başbakanı ile konuşamaz, Başbakan bakanlarıyla konuşamaz. Konuştuğu anda bunlar dinleniyor. Nerede orada, merkez orada. Bakın değişiklik yapıldığı anda oturdular, hemen kendi gazeteleriyle bunu farklı yere çekmeye başladılar. Niye, çünkü ucu oraya dayanıyor. Bunlara ilgili, hepsiyle ilgili yasal süreci işleteceğiz. Bunların izini süreceğiz. Bunlar bu şekilde kalamaz. Kaldığı sürece bu ülkede inanın 'ailelerin mahremi' diye bir şey kalmaz, devletin mahremi diye bir şey kalmaz. İşte bu hukuksuz kayıtlarla binlerce kişiye bunlar bu şantajı yapabilirler. Yine yapabilirler. Daha henüz durmuş değiller.
Eğer 17 Aralık darbesi gerçekleşseydi belki de bütün bu isimleri toplayıp içeriye atacaklardı. Dün o gazetelerde çıkan isimlerin kahir ekseriyeti şu anda içeride tutuklu olacaktı. Çünkü mekanizmayı buna göre çalıştırıyorlar. Şimdi dün, gün boyunca darbe medyasından çıt çıkmadı. Çıktı mı, çıkmadı. 17 Aralık darbesinin figüranı olan gazetecilerden, yazarlardan çıt çıkmadı. CHP ve MHP, bu büyük skandal karşısında çıkıp da ciddi bir-iki cümle bile kuramadı. Neden susuyorlar, neden konuşmuyorlar? Bu dinlemeleri yapanlara, bu dinlemelerin arkasındaki paralel örgüte neden bir çift söz söyleyemiyorlar? Üç maymun oyununu daha ne kadar sürdürecekler?"
Dün bazı gazetelerin internet sayfalarında tarihin en büyük dinleme skandalıyla ilgili tek satır haberin yer almadığını ifade eden Erdoğan, "Ama bu dinlemelerin arkasındaki paralel yapının elebaşı bir açıklama yaptı, bütün o gazeteler manşetten haber verdi. Paralel yapının elebaşı çıkmış, 'biz yapmadık' diyor. 'Kapalı kapıların ardındaki veya ardındakini duyduk' diyen siz değil miydiniz? Birilerini takip eden, alüfteye gideceğini öğrenen, orada bir komplo sezen, sonra o kişiyi uyaran siz değil miydiniz? Elinizde buna benzer başka vakaların olduğunu itiraf eden siz değil miydiniz? Bizim dışımızda bir kişi daha çıkıp, bir siyasi parti daha çıkıp 'sen bu kapalı kapıların ardındakini nasıl duydun, sen bu haberleri nasıl alıyorsun, sana bu bilgiyi kim, nasıl ulaştırıyor' diye sordu mu veya sormayacak mı?" dedi.
Erdoğan, yargıya seslenerek, şunları söyledi:
"Buradan ben yargıya sesleniyorum; bu suç itirafını daha ne kadar duymazdan geleceksiniz? Bu röntgenciliğin hesabını daha ne kadar erteleyeceksiniz? Ben şimdi CHP'ye de sesleniyorum; senin genel başkanın ile ilgli o ahlaki olmayan görüntüleri verenler de bunlar. Daha ne kadar buna sessiz kalacaksınız? Sayın Baykal sana da sesleniyorum; bütün bu olanlardan sonra hala daha sen neyi bekleyeceksin? Aynı şeyi MHP'ye de söylüyorum; Sizin genel başkan yardımcınız veyahut grup başkanvekillerinizle ilgili o çıkan yayınlar işte onlar da yine aynen bu yapının görüntüleridir. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Her şey ortaya açık, net çıkmaya başladı. Yargı içinde bu paralel örgüte,-tabii ben burada yargının tümünü kestetmiyorum, dürüst olanları kastetmiyorum, bir kısım yargı diyorum, bu paralel örgüte, bu çeteye karşı yüreklice mücadele verecek bu hukuksuzluğun, bu dinlemelerin hesabını soracak, örgüt liderlerinden değil, milletinden emir alan hakim ve savcılarınolduğunu biliyorum ve onlara güveniyorum. Susan herkes bu insanlık dışı suça ortak olur. Dinlendiğini bile bile bu alçakça skandala sessiz kalan bu skandalın paydaşı olur. Ben bu ülkede hakimlerin, savcıların dinlendiğini de biliyorum, kendileri de biliyor. Çünkü onlara da kumpas yaptılar, onları da istedikleri istikamette kullanmak üzere şantajla üzerlerine git. CHP ve MHP susarak, sessiz kalarak, korkarak işte bu paralel örgütün bir vagonu olarak bir bilinmeze, uçuruma doğru hızla ilerliyorlar. Biz susmayacağız, biz korkmayacağız. Tekrar ediyorum; topla, tüfekle, silahla, işgalle alınmayan bu güzel ülkeyi dinleme skandallarına, tehdide ve şantaja teslim etmeyeceğiz. Allah'ın izniyle, milletimizin desteğiyle bu paralel örgütün, bu paralel yapının bütün rezilliklerini tek tek ortaya dökecek, bunları da bunlarla birlikte yürüyenleri de sokağa çıkamayacak kadar mahçup hale getireceğiz. İnanın 40 yıldır kandırdıkları, 40 yıldır duygularını istismar ettikleri, emeklerini çaldıkları kendi tabanlarının dahi yüzüne bakamaz hale gelecekler. Müslümanlara ve kendi ülkelerine yaptıkları büyük ihanetten dolayı inanın aynaya bakamayacak, kendi yüzleriyle yüzleşemeyecek bir duruma düşecekler. Milletim müsterih olsun, dinlenen tüm vatandaşlarım da müsterih olsun. Biz yeni internet yasasını işte bu şantajın, bu tehdidin önüne geçmek için çıkardık. Niyetimiz buydu. Ama bunu ne CHP ne MHP ne BDP anladı. Bunların yayınlanmasına, dağılmasına, bunların insanımızı rencide etmesine müsaade etmeyecek, bu skandaldan ülkemizi yine biz düzlüğe çıkaracağız."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Başbakan Erdoğan, yarın, Hocalı katliamının 22. yılı olduğunu, 26 Şubat 1992'de Ermenistan kuvvetlerinin, Karabağ'da insanlık dışı katliamlara imza attığını söyledi.
Bu katliamların en büyüğü ve en trajik olanının, Hocalı'da yaşandığını ifade eden Erdoğan, 106'sı kadın, 83'ü çocuk, 613 kişinin şehit edildiğini anımsattı. Erdoğan, Karabağ'da, özellikle Hocalı'da yaşanan katliamda hayatını kaybedenlerin Azerbaycan'ın olduğu kadar, kendilerinin de evlatları olduğunu belirtti. Erdoğan, Azerbaycan'ın ve Azeri kardeşlerinin büyük acısını yüreklerinde yaşadıklarını vurgulayarak, Hocalı'da katledilen şehitleri rahmetle andı.
Erdoğan, İstanbul'da Hocalı katliamını protesto eden bir grubun, ırkçı sloganlar atmasını da esefle kınadığını söyleyerek, "Kan, kan ile temizlenemeyeceği gibi ırkçılığın panzehiri de asla ırkçılık değildir. Karabağ'ın meşru davasına zarar verecek, ırkçı girişim ve söylemlerden herkesin özenle sakınması gerekir" dedi.
Başbakan Erdoğan, 27 Şubat'ta bir başka mahzun yıldönümüne daha ulaşacaklarını dile getirerek, "Eski başbakanlarımızdan, değerli bir devlet adamı, siyasetçi, bilim insanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 3 yıl önce hakka yürüdü. Vefatının 3. yılında merhum hocamızı da rahmetle yad ediyor, Allah ondan razı olsun, mekanı cennet olsun diye dua ediyoruz" diye konuştu.
Bu hafta cuma günü, bir kara günün, demokrasi tarihindeki kara lekenin, 28 Şubat müdahalesinin 17. yıldönümü olduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
" 28 Şubat postmodern tarzda, sadece siyaseti, seçilmişleri hedef alan darbe girişimi olarak değil, vatandaşımıza, memurlara, iş dünyasına, öğrencilere yaptığı zulümle de her zaman hatırlanacaktır. 28 Şubat müdahalesi özellikle ekonomiye vurduğu darbeyle, 2001 krizinin oluşumuna hazırladığı zeminle, yetimin hakkını, milletin istikbalini, Türkiye'nin kazanımlarını heba eden bir girişim olarak hafızalardan hiç silinmeyecek.
28 Şubat müdahalesiyle ilgili açılan dava, ne yazık ki meseleyi sulandırmaya, ciddiyetini zedelemeye, 28 Şubat'ı küçümsemeye doğru gidiyor. Ancak yargıdan daha önce aziz milletimiz bu müdahaleyle ilgili zaten kararını vicdanında verdi, sorumluları gördü, vicdanında onların hepsini mahkum etti. Meselenin üzücü tarafı şudur: 28 Şubat'ta milletimize bu zulmü yapanların, normal şartlarda aslında sokağa dahi çıkacak yüzlerinin olmaması gerekir. Millete bu ağır baskıları yapanların, ekonomiye bu ağır darbeyi vuranların, Türkiye'ye çok ağır bedeller ödetenlerin, en azından kendi vicdanlarında, kendilerini sorgulayıp, aynaya baktıklarında yüzlerinin kızarması gerekir. Ancak özellikle bu günlerde işte bu kişilerin, çevrelerin bırakın yüzlerinin kızarmasını, sokağa çıkmaktan haya etmelerini, utanmazca yeni bir darbe girişimine omuz verdiklerini görüyoruz. Aynı medya, aynı manşetlerle bir kez daha demokrasiye karşı saldırıya geçti. Aynı yazarlar, aynı yüzsüzlükle, edepsizlikle milli iradeyi aşağılamaya başladı. 28 Şubat'ın o malum işveren örgütleri, tam bir pişkinlik içinde, işte bu son darbe girişimine de destek vermeye, Türkiye'ye yeni bedeller ödetecek adımlar atmaya başladı. Bu ülkede defalarca darbe yaşamış, her birinde darbenin yanında yer almış, darbelere verdikleri destekler tarihlerine kara bir leke olarak yapışmış partiler de bir kez daha eğilmeye, bir kez daha darbeden medet ummaya başladı. "
Başbakan Erdoğan, 1946'dan bugüne kadar Türkiye'de siyaset merkezli tartışmaların neredeyse tamamının Türkiye'yi kim yönetecek sorusu etrafında şekillendiğini kaydetti. Türkiye'de 68 yıldır bunun, ülkeyi kimin yöneteceği, idare edeceğinin tartışıldığını ifade etti.
Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal'in 22 Nisan 1920'de TBMM'nin açılacağını duyurduğu telgrafta, işin en başında Türkiye'yi kimin yöneteceğini tartışmaya gerek bırakmayacak şekilde ortaya koyduğunu belirtti.
Gazi Mustafa Kemal'in, 23 Nisan 1920'den itibaren TBMM'nin, sivil ve askeri makamlarının üzerinde, yegane karar merci olduğunu söylediğini anımsatan Erdoğan, "Yani Türkiye'yi, seçip TBMM'ye gönderdiği vekiller eliyle milletin yöneteceği, 23 Nisan'da karar altına alındı" dedi.
Erdoğan, 1946'da hatta 1950 yılına kadar bu kararın uygulanmadığını, CHP'nin, seçimlere tek parti olarak girdiğini, 2 kez çok partili seçim denendiğini, ancak açık oy, gizli tasnifle kazananın yine idare fıkrası ve CHP olduğunu söyledi.
Adnan Menderes'in 1950'de iktidara nasıl yürüdüğünün unutulmamasını isteyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bu şekilde yola çıkmıştı merhum Menderes; 'Yeter söz milletindir'. 1950'den itibaren milletin hür iradesi sandığa yansımış, milletin tercih ettiği parti hükümet görevini üstlenmiş, demokrasi millet iradesi olarak tecelli etmeye başladı. 27 Mayıs 1960'da birileri çıktı, ne dediler 'Türkiye'yi millet yönetemez. Biz yöneteceğiz' diyerek, yönetime el koydular. 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta aynısını yaptılar. Her bir müdahalede milletin elinden yetkisini aldılar, Türkiye'nin yönetimine el koydular. Yönetime el koyanlar, iktidarlarını başka çevrelerle paylaştılar. Kimdi bu çevreler? İş dünyası, medya, belli sivil toplum örgütleriyle, elitler, seçkinler, çetelerle, CHP ve diğer statüko partileriyle paylaştılar. Bir tek kişiyle paylaşmadılar; iktidarı milletle asla paylaşmadılar. Siyasetin üzerine ihdas ettikleri kurumlarla, özellikle yargısal kurumlarla millet iradesini hep dar bir çerçevede tuttular.
14 Ağustos 2001'de AK Parti'yi kurarak, bu kısır döngüye itirazımızı dile getirdik. 'Yeter söz de karar da milletindir' dedik. Biz 14 Ağustos 2001'de AK Parti'yi kurarak, Türkiye'yi kimin yöneteceği sorusuna kesin, net cevap verdik; millet dedik. Ve şu münakaşaya kesin bir nokta koyduk. 23 Nisan 1920'de ifade edildiği gibi Türkiye'yi, sadece ve sadece millet yönetir dedik. Bu ülkenin sahibi 77 milyon aziz millettir, siyasetin, devletin sahibi, bütün kurumların sahibi millettir. Türkiye'yi yönetme iradesini biz hiç kimseyle, hiçbir zümreyle, hiçbir grupla, hiçbir çete ve mafyayla asla paylaşmadık ve paylaşmayız. Türkiye'yi yönetme iradesini hiçbir sermaye grubuyla, medya patronuyla, örgütle bugüne kadar paylaşmadık, bundan sonra da paylaşmayız. AK Parti ile birlikte millet bir kez daha iktidara geldi, yönetime el koydu. Hiç kimse milletten bu iradeyi alamaz. Hiç kimse milletin bu iradesine ortak, paydaş olamaz."
Başbakan Erdoğan, eski, üzeri küllenmiş, tarihin çöplüğünde kalan bu tartışmayı canlandırmak isteyenlerin, Türkiye'yi kimin yöneteceği sorusunu tekrar gündeme taşıyıp, milletin iradesine ortak, paydaş olmaya, milletin iradesini gasp etmeye çalışanların olduğunu söyledi. Erdoğan, "Bunların utanmaz, hayasız, yüzsüz olduklarını söylemiştim. Bunlar o kadar pervasızlar ki, son haftalarda köşelerinden milleti tekrar tahkir etmeye, aşağılamaya başladılar" diye konuştu.
Erdoğan, Sivas, Yozgat, Afyonkarihasar, Kütahya'da toplanan onbinlerce mahşeri kalabalığı koyun sürüsü olarak niteleyecek kadar edebini, hayasını, izanını yitirenlerin bulunduğunu belirtti.
Birilerinin, "Biz haftalardır yolsuzlukları dile getiriyoruz ama anketlerde yine AK Parti önde, meydanlar yine dolu. Bu koyun sürüsü millet bizi duymuyor" dediğini dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:
"İşte 68 yıldır bu zihniyetteler. 68 yıldır açılan her sandıkta milletten tokat yediler ama bir türlü kendilerine gelemediler. 68 yıldır millet bunlara birşey anlatmaya çalıştı ama o küçük zihinleriyle bunu anlayamadılar. Millet artık bunların ciğerini okuyor. Attıkları her manşetteki maksatlarını millet çok iyi görüyor. Yaptıkları açıklamaları millet çok iyi okuyor. Takındıkları tavrı, ilkesizliği, omurgasızlığı millet çok iyi hissediyor. İşte bu aziz millet, bunlarla iktidarlarını asla paylaşmak istemiyor. Siz bu milletin seçilmiş başbakanını astınız, bu millet sizi asla affetmedi, affetmeyecek. O eski günler artık geride kaldı. Bu aziz millet artık iradesine sahip çıkıyor, reyine, hükümetine sahip çıkıyor. Bu aziz millet artık sağduyusu, vakarıyla, ağırbaşlılığıyla meydanlara çıkıp, sandığa gidip söyleyeceğini net şekilde söylüyor. Ben siyasi hayatımda Sivas'ı, Yozgat'ı böyle görmedim, böyle bir mitingi yaptık. Aynı şeklide Afyonkarihasar'ı böyle görmedim, bambaşka bir coşku, katılım. Geldik Kütahya'ya, aynı. Millet artık kabına sığmıyor. 30 Mart'ı heyecan, coşkuyla, hasretle bekliyor. İnanıyorum 30 Mart, yeni bir milat olacak. Millet iftiralara itibar etmiyor. Millet bunların hakaretlerini itibar etmiyor. Bu millet, bunların darbe girişimlerini çok net olarak görüyor, cevabını veriyor. Bugün olduğu gibi millet hükümetine, partisine sımsıkı sahip çıkıyor.
Dikkatinizi çekiyorum; 17 Aralık komplosu tam anlamıyla millet iradesini gasp etme komplosudur. 12 yıldır AK Parti döneminde, millet ile iktidarı paylaşamayanlar son bir hamle yaparak, iktidarı çalmak, bir kez daha milletin sofrasını ortak olmak istemişlerdir. İşte biz buna dur dedik, engelledik."
Erdoğan, milletin, AK Parti eliyle iktidarda olmasından sadece bir kesim değil, birkaç kesimin ciddi şekilde rahatsız olduğunu ifade etti.
Başbakan Erdoğan, "İçeride ve dışarıda faiz lobisi rahatsızdı. Çünkü istikrar ve düşük faiz oranları nedeniyle eskisi gibi kazanamıyorlardı. Terör, savaş lobisi rahatsızdı. Çünkü ona ermek üzere olan terör nedeniyle onlar da rantlarını kaybediyorlardı. CHP, MHP rahatsızdı. Çünkü bir türlü milletten yüz bulamıyor, bir türlü sandıktan çıkamıyorlardı. Sermaye rahatsızdı. Çünkü eskisi gibi faizden kazanamıyor, eskisi gibi tekel oluşturamıyor, eskisi gibi Türkiye içinde alternatifsiz güç olarak hareket edip istediklerini yapamıyorlardı. Medya rahatsızdı çünkü manşetlerle artık Türkiye'ye yön veremiyorlardı. Başka rahatsız olanlar da vardı. Türkiye'nin mazlumların yanında durmasından, Filistin, Gazze, Suriye, Mısır, Rabia, Şehit Esma demesinden rahatsız olanlar vardı" diye konuştu.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Biz susmayacağız, biz korkmayacağız. Topla, tüfekle, silahla, işgal alınmayan bu güzel ülkeyi dinleme skandallarına, tehdide ve şantaja teslim etmeyeceğiz. Allah'ın izniyle, milletimizin desteğiyle bu paralel örgütün, bu paralel yapının bütün rezilliklerini tek tek ortaya dökecek, bunları da bunlarla birlikte yürüyenleri de sokağa çıkamayacak kadar mahçup hale getireceğiz" dedi.
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, gündeme ilişkin görüşlerini ifade etti. Geçmişte CHP ve MHP'ye hukuksuz kayıtlarla şantaj yapıldığını ifade eden Erdoğan, ama ne CHP, ne MHP'nin bunun idrakinde olmadığını söyledi. "Şu anda bunu bize yapıyorlar. Zaten ben dinleniyordum, daha önce bunu söyledim. Sayın Cumhurbaşkanımız ile ilgili de söyledim" diyen Erdoğan, nedense birilerinin bunu anlamamakta direndiğini kaydetti.
Kendilerine "Hükümetsiniz, çözün" denildiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bu çözün dediğiniz kişiler, şu anda bu devletin içerisine, işte devletin içerisinde memur olarak görev yapmış kişilerdir. Biz niye internet yasasını getirdik önünüze? İşte bunun için getirdik. Niye MİT ile ilgili düzenlemeyi şu anda huzurunuza getirdik, işte bunun için getirdik. Eğer bunlar olmazsa, düzenleme olmaz. İşte en son TÜBİTAK olayı, aynen bu durumda. Bakın TÜBİTAK'ta yeni yapılanmaya bakanımız gediyor ve çok enteresan devletin kriptolu telefonlarını bile oradan dinliyorlar. Bu kadar bunlar alçak, bu kadar. Yani bir Cumhurbaşkanı Başbakanı ile konuşamaz, Başbakan bakanlarıyla konuşamaz. Konuştuğu anda bunlar dinleniyor. Nerede orada, merkez orada. Bakın değişiklik yapıldığı anda oturdular, hemen kendi gazeteleriyle bunu farklı yere çekmeye başladılar. Niye, çünkü ucu oraya dayanıyor. Bunlara ilgili, hepsiyle ilgili yasal süreci işleteceğiz. Bunların izini süreceğiz. Bunlar bu şekilde kalamaz. Kaldığı sürece bu ülkede inanın 'ailelerin mahremi' diye bir şey kalmaz, devletin mahremi diye bir şey kalmaz. İşte bu hukuksuz kayıtlarla binlerce kişiye bunlar bu şantajı yapabilirler. Yine yapabilirler. Daha henüz durmuş değiller.
Eğer 17 Aralık darbesi gerçekleşseydi belki de bütün bu isimleri toplayıp içeriye atacaklardı. Dün o gazetelerde çıkan isimlerin kahir ekseriyeti şu anda içeride tutuklu olacaktı. Çünkü mekanizmayı buna göre çalıştırıyorlar. Şimdi dün, gün boyunca darbe medyasından çıt çıkmadı. Çıktı mı, çıkmadı. 17 Aralık darbesinin figüranı olan gazetecilerden, yazarlardan çıt çıkmadı. CHP ve MHP, bu büyük skandal karşısında çıkıp da ciddi bir-iki cümle bile kuramadı. Neden susuyorlar, neden konuşmuyorlar? Bu dinlemeleri yapanlara, bu dinlemelerin arkasındaki paralel örgüte neden bir çift söz söyleyemiyorlar? Üç maymun oyununu daha ne kadar sürdürecekler?"
Dün bazı gazetelerin internet sayfalarında tarihin en büyük dinleme skandalıyla ilgili tek satır haberin yer almadığını ifade eden Erdoğan, "Ama bu dinlemelerin arkasındaki paralel yapının elebaşı bir açıklama yaptı, bütün o gazeteler manşetten haber verdi. Paralel yapının elebaşı çıkmış, 'biz yapmadık' diyor. 'Kapalı kapıların ardındaki veya ardındakini duyduk' diyen siz değil miydiniz? Birilerini takip eden, alüfteye gideceğini öğrenen, orada bir komplo sezen, sonra o kişiyi uyaran siz değil miydiniz? Elinizde buna benzer başka vakaların olduğunu itiraf eden siz değil miydiniz? Bizim dışımızda bir kişi daha çıkıp, bir siyasi parti daha çıkıp 'sen bu kapalı kapıların ardındakini nasıl duydun, sen bu haberleri nasıl alıyorsun, sana bu bilgiyi kim, nasıl ulaştırıyor' diye sordu mu veya sormayacak mı?" dedi.
Erdoğan, yargıya seslenerek, şunları söyledi:
"Buradan ben yargıya sesleniyorum; bu suç itirafını daha ne kadar duymazdan geleceksiniz? Bu röntgenciliğin hesabını daha ne kadar erteleyeceksiniz? Ben şimdi CHP'ye de sesleniyorum; senin genel başkanın ile ilgli o ahlaki olmayan görüntüleri verenler de bunlar. Daha ne kadar buna sessiz kalacaksınız? Sayın Baykal sana da sesleniyorum; bütün bu olanlardan sonra hala daha sen neyi bekleyeceksin? Aynı şeyi MHP'ye de söylüyorum; Sizin genel başkan yardımcınız veyahut grup başkanvekillerinizle ilgili o çıkan yayınlar işte onlar da yine aynen bu yapının görüntüleridir. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Her şey ortaya açık, net çıkmaya başladı. Yargı içinde bu paralel örgüte,-tabii ben burada yargının tümünü kestetmiyorum, dürüst olanları kastetmiyorum, bir kısım yargı diyorum, bu paralel örgüte, bu çeteye karşı yüreklice mücadele verecek bu hukuksuzluğun, bu dinlemelerin hesabını soracak, örgüt liderlerinden değil, milletinden emir alan hakim ve savcılarınolduğunu biliyorum ve onlara güveniyorum. Susan herkes bu insanlık dışı suça ortak olur. Dinlendiğini bile bile bu alçakça skandala sessiz kalan bu skandalın paydaşı olur. Ben bu ülkede hakimlerin, savcıların dinlendiğini de biliyorum, kendileri de biliyor. Çünkü onlara da kumpas yaptılar, onları da istedikleri istikamette kullanmak üzere şantajla üzerlerine git. CHP ve MHP susarak, sessiz kalarak, korkarak işte bu paralel örgütün bir vagonu olarak bir bilinmeze, uçuruma doğru hızla ilerliyorlar. Biz susmayacağız, biz korkmayacağız. Tekrar ediyorum; topla, tüfekle, silahla, işgalle alınmayan bu güzel ülkeyi dinleme skandallarına, tehdide ve şantaja teslim etmeyeceğiz. Allah'ın izniyle, milletimizin desteğiyle bu paralel örgütün, bu paralel yapının bütün rezilliklerini tek tek ortaya dökecek, bunları da bunlarla birlikte yürüyenleri de sokağa çıkamayacak kadar mahçup hale getireceğiz. İnanın 40 yıldır kandırdıkları, 40 yıldır duygularını istismar ettikleri, emeklerini çaldıkları kendi tabanlarının dahi yüzüne bakamaz hale gelecekler. Müslümanlara ve kendi ülkelerine yaptıkları büyük ihanetten dolayı inanın aynaya bakamayacak, kendi yüzleriyle yüzleşemeyecek bir duruma düşecekler. Milletim müsterih olsun, dinlenen tüm vatandaşlarım da müsterih olsun. Biz yeni internet yasasını işte bu şantajın, bu tehdidin önüne geçmek için çıkardık. Niyetimiz buydu. Ama bunu ne CHP ne MHP ne BDP anladı. Bunların yayınlanmasına, dağılmasına, bunların insanımızı rencide etmesine müsaade etmeyecek, bu skandaldan ülkemizi yine biz düzlüğe çıkaracağız."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
