2016-11-16 - 17:45
Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AK Parti Burdur Milletvekili Reşat Petek başkanlığında toplandı.
Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AK Parti Burdur Milletvekili Reşat Petek başkanlığında toplandı.
Doğan TV Ankara Temsilcisi gazeteci Hande Fırat, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin, "Bütün liderler hepsi ilk an itibarıyla gayet kararlı durmuşlar ve açıklamalarıyla da bunu ortaya koymuşlar. Gurur verici. İnsanlar kendi hayatlarına, geleceklerine ve demokrasilerine sahip çıktılar. O gecenin bence temel konusu demokrasi." dedi.
Komisyon, darbe girişiminin yaşandığı gece canlı yayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefondan görüntülü görüşme gerçekleştiren Hande Fırat'ı dinledi.
Fırat, 15 Temmuz gününün kendileri için sıradan bir iş günü şeklinde başladığını, ancak akşam saatlerinde olağanüstü bir hareketlilik karşısında tüm ekibiyle, haber kaynaklarına ulaşmaya çalıştıklarını anlattı.
Siyasetçileri, askeri kaynakları ve kurumları basın danışmanlarını telefonla aradıklarını belirten Hande Fırat, bazı kişilere ulaşamadıklarını, bazılarının da ne olduğu konusunda bilgilerinin olmadığını gördüklerini aktardı.
İlk etapta bir terör saldırısı istihbaratı alınmış olabileceği yorumu yaptıklarını kaydeden Fırat, "Emir komuta zinciri dışında bir askeri hareketliliğin" olduğu yönünde bilgilerin kendisine ulaşmasının ardından, resmi kaynaklardan doğrulatamadıkları için de bunu ekranlardan paylaşmadıklarını bildirdi.
Hande Fırat, gecenin önemli haberleri arasında generallerin rehin alındığı bilgisi ile Başbakan Binali Yıldırım'ın bir kalkışma yaşandığına dair yaptığı açıklama bulunduğunu kaydetti.
Konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile canlı yayında cep telefonu üzerinden yaptığı görüntülü konuşmayı ve bu görüşmeye kadar olan süreci ayrıntılı olarak anlatan Fırat, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanı'nın Marmaris'te olduğunu, doğal olarak yanında kim olduğunu da biliyoruz. Nasıl diğer kurumları arıyorsak, Hasan Doğan'ı da aradım. İlk son dakika 'Cumhurbaşkanı Marmaris'te, güvende. Gelişmeleri hassasiyetle takip ediyor. Ve bizim aracılığımızla da demokrasi vurgusunu ön plana çıkarıyor' yönündeydi. İkinci son dakika yine görüşme neticesinde, 'Cumhurbaşkanı açıklama yapacak' şeklindeydi."
Hande Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklama yapacağı bilgisini aldıktan sonra canlı yayın ekibini söz konusu otele yönlendirdiğini ancak açıklamanın bir türlü yapılmaması üzerine, Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan'ı tekrar aradığını ve açıklamanın yapıldığı bilgisini aldığını belirtti.
Açıklamayı alamadıklarını herhangi bir başka kanalda da yayınlanmadığını Hasan Doğan'a aktardığını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, kanallarına bağlanması talebinde bulunduğunu, o anda aklına 11 yaşındaki kızı Nehir ile konuşmak için kullandığı görüntülü arama programı Facetime'ı kullanmanın geldiğini vurgulayan Fırat, Hasan Doğan'ın, Erdoğan ile görüştükten sonra bu talebinin kabul edildiğini ifade etti.
Fırat, konuşmasına şöyle devam etti:
"Doğrudan Hasan Bey'in telefonundan Facetime bağlantısı gerçekleşti. Sonrasında gece uzundu. Bağlantı gerçekleşti ama bombalar, saldırılar devam etti. Biz gecenin bir bölümü sığınakta geçirdik. Muhabirlerimin ateş altında kalmaları, onların güvenliğini sağlayamamam... Bizim binamız cam bina inanılmaz ürkütücüydü. Muhabirlerimizin bir kısmı dışarıda, bir kısmı ise ofiste benimle birlikteydi. Çığlık atanlar, ağlayanlar, korkanlar, çocuklarının yanında olmak isteyenler vardı. Belli bir saate kadar sığınakta kaldık. Fakat çok doğal olarak aileleriyle buluşmak isteyenler olduğu için dört beş arabayla onları binadan çıkarttırdım. Ben binada kalacağımı söyledim. Benimle birlikte haber müdürüm, editörüm, şef kameramanım, teknik müdürümüz kaldılar. Alandaki arkadaşlara da güvenli bölgelere gitmelerini söyledik. Bizler açısından Türkiye açısından zor bir geceydi. Tek dileğim bir daha asla, küçücüğünün bile yaşanmaması."
Hande Fırat, açıklamalarının ardından milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından, hem iktidar hem muhalefet partisinden pek çok siyasetçinin kendisiyle irtibata geçtiğini ve canlı yayına bağlanmak istediklerini de anlattı.
Fırat, darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ulaşarak, mesajını alma konusundaki ısrarının nedenlerinden birinin gazetecilik mesleğine olan saygısı ve bunun gereklerini yerine getirme çabası olduğunu vurguladı.
İkinci nedeni ise vatandaş ve anne olmanın oluşturduğunu kaydeden Hande Fırat, "Sizler ne hissettiyseniz ben de aynılarını hissettim. Bir çocuğum var. Sabah olur mu çocuğumu görecek miyim, ülkem ne olacak gibi kaygılarım da var. 42 yaşındayım. Biz küçüktük 80'de. Sadece birtakım kareler kalmıştı gözümde hala unutmadığım. Aynı şeyi çocuğumun yaşıyor olması çok ürkütücü. Pek çok insanı dinliyorum şimdi 'korkmadım' diyorlar. Ben korktum. Ülkemin geleceğinden de korktum, çocuğumun geleceğinden de korktum, milletim için de korktum." diye konuştu.
Fırat, halkın, siyasetçilerin ve basının darbe girişimi karşısındaki tavrının Türkiye açısından önemine değinerek, "Bütün liderler hepsi ilk an itibarıyla gayet kararlı durmuşlar ve açıklamalarıyla da bunu ortaya koymuşlar. Gurur verici. İnsanlar kendi hayatlarına, geleceklerine ve demokrasilerine sahip çıktılar. O gecenin bence temel konusu demokrasi. İnşallah daha güçlü bir demokrasi için hep birlikte çalışır bu ülke. Ben bunu önemli bir başlangıç olarak görüyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin kendisi için büyük bir haber niteliği taşıdığına vurgu yapan Hande Fırat, buna ilişkin, aralarında yabancıların da bulunduğu pek çok kişiden destek ve tebrik mesajı aldığını bildirdi.
Özellikle Ortadoğu ülkelerinden kişilerin kendisini "Cesur kadın" diye tebrik ettiklerini aktaran Fırat, görüşme nedeniyle sonrasında tehdit alıp almadığı sorusuna, "Böyle bir şey yaşanınca, insanın seveni de oluyor sevmeyeni de." karşılığını verdi.
Fırat, teknolojik gelişmelerin de darbe gibi çağ dışı girişimleri başarısız kılmakta etkili olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:
"Artık sadece TRT yok. Sadece TRT'yi basarak, böyle bir şey yapma ihtimali yok. Ne güzel ve ne mutlu ki bir sürü televizyonumuz, radyomuz var. Devir ve dünya değişti. Bunların hiçbiri olmasa da cep telefonlarımız var. Buradan mesaj atılıp, yayın yapılabiliyor. Tabi ki bunların da sakıncaları var. Tek başına sosyal ya da elektronik medya değil. Doğrulatmadığınız haberi sosyal medyada görmeniz başka olaylara sebep olabilir. Dolayısıyla hepsini birleştirmek gerekir. Teknolojiyi hepimizin öğrenip, ona göre çalışması gerekir. O gece gerçekten gazetecilik yapılmasının, gerçekten çok sayıda gazetenin, televizyonun olmasının ne demek olduğunu hep beraber yaşadık."
Çocukların sorgulayıcı eğitim ile yetiştirilmesinin önemine işaret eden Fırat, demokrasi yerleştikçe kimsenin darbe girişimlerine cesaret edemeyeceğini, darbenin önlenmesinde en önemli rolü Türk milletinin ve medyanın üstlendiğini bildirdi.
Türkiye'nin darbe girişimine yol açan ortama nasıl geldiği sorusunu yanıtlarken, geçmişte FETÖ ile ilgili hazırlanan raporlara değinen Hande Fırat, bir gazeteci olarak, Türkiye'nin son 20 yılında birtakım bilgi ve bulgulara rastlandığını anlattı.
Fırat, "1998'lerden bahsediyorum. O günden bu güne yeterli önlem alınmamış. Hepimiz unutmuşuz ya da görmek istememişiz ya da derinine inmemişiz. Burada kim hatalı derseniz, 98'den bugüne hepimiz hatalıyız, o zaman. Bunun çözümü ne olur derseniz, bence eğitim, sorgulayıcı eğitim. Ben ifadeleri okuduğumda dehşete düşüyorum, neyin kafası bu diye. Tüm nesiller sorgulamayı öğrenmeli." ifadesini kullandı.
Her türlü makama görevi gerçekten hak edenlerin, liyakat sahibi olanların getirilmesinin öneminin de darbe girişimi ile bir kez daha ortaya çıktığını kaydeden Fırat, kimseye "Şucu, bucu" diyerek yaklaşılmaması gerektiğini vurguladı.
Fırat, bir başka soruyu yanıtlarken, 15 Temmuz gecesi Genelkurmay Karargahı önünde halka ateş edilmesinin kendisi için ilk kırılma noktası olduğunu,TBMM'nin bombalanmasını ise son nokta olarak değerlendirdiklerini ve kendi aralarında "Bunlar her şeyi yapar." diye konuştuklarını aktardı.
Özellikle gerçek gazetecilerin alanda olmasının, işlerini yapmalarına olanak tanınmasının ve mesleğe saygı gösterilmesinin önemine değinen Hande Fırat, "Her şeyi yeniden yapılandırıyoruz. Oysa ki normaline dönmek yeterli. Bırakalım gazeteciler işlerini yapsınlar. İyi ki gazeteler, televizyonlar, görevini yapan gerçek gazeteler var." dedi.
Darbe girişimi sonrası Avrupa ve Amerika'dan gelen tepkileri de gecikmiş ve samimiyetsiz bulduğunu ifade eden Fırat, Türkiye'nin yurt dışında lobi faaliyetlerini eksik bıraktığını savunarak, "Türkiye yurt dışında sivil toplum örgütleriyle lobi faaliyeti yürütmemiş. O boşluğu da terör örgütü ele geçirmiş." diye konuştu.
Fırat, yurt dışına giden siyasilerin sadece oradaki Türklerle bir araya gelmelerinin değil, yerleşik sivil toplum örgütleriyle temasa geçmelerinin ve görüşmeler gerçekleştirmelerinin sağlıklı lobi faaliyetleri açısından önemli olduğunu bildirdi.
Yolunun ne eğitim ne iş hayatında FETÖ ile kesişmediğini, bunda sorgulayıcı bir eğitim sürecinden geçmiş olmasının da katkısı bulunduğunu belirten Hande Fırat, "Ben herhalde yöneticilik yapan Fetullah Gülen'e gitmemiş olan çok az sayıda gazeteciden biriyimdir." değerlendirmesinde bulundu.
Şu an FETÖ nedeniyle tutuklu olan gazetecilerle bir döneme kadar aynı ortamlarda çalıştıklarını aktaran Fırat, "Ben uçaklara davet edilmezken, o arkadaşlar uçaklara biniyordu." dedi.
Hande Fırat'ın konuşmasını tamamlamasının ardından, Komisyon Başkanı Petek, Fırat'ın şahsında darbe girişiminin önlenmesinde etkili olan ve demokrasiden yana tavır koyan tüm basın yayın kuruluşlarına teşekkür etti.
FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, YÖK üyesi Abdullah Çavuşoğlu'nu dinledi.
Çavuşoğlu, 2008 yılında önce Yusuf Ziya Özcan'a danışman, aynı yıl ÖSYM Yönetim Kurulu üyesi olarak atandığını belirtti.
Çavuşoğlu, hem bilişim hem ÖSYM de olması nedeniyle bir dizi analizlerde bulunduğunu, o dönemde ÖSYM'nin yaptığı bazı sınavlarda kullanılan değişik kopya mekanizmalarını tespit edip Cumhuriyet Savcısı Şadan Sakınan'a ayrıntılarıyla bildirdiğini ifade etti.
Sakınan'ın bu çerçevede herhangi bir girişiminin olmadığını, yaklaşık 3 yıl süreyle 'uykuya yatırılan' olayın savcının değişmesiyle yeniden canlandığını vurgulayan Çavuşoğlu, "2009 yılında polis meslek yüksekokulları ile ilgili bir sınav yapılmıştı. Sınavın sorularının daha önceden FETÖ üyeleri tarafından çalınarak sızdırıldığını fark etmem üzerine bu sınav iptal edildi ve sınav daha sonra yenilendi. Daha sonra 2010 KPSS sınav skandalı ortaya çıkınca orada durmanın uygun olmayacağı düşüncesiyle Ünal Bey'den sonra ben de istifa ettim. Ali Demir'in atanması sonrası süreç onların kontrolünde ilerlemiş oldu." diye konuştu.
Çavuşoğlu, eski Bilim Sanayi ve Teknolojik Bakanı Fikri Işık'ın daveti üzerine bir yıllık TÜBİTAK çalışmasının olduğuna değinerek, orada gözlemlediği olumsuzlukları da aktardı.
TÜBİTAK'ın, çalışanlarını başkanın talimatıyla işe alabilme yetkisinin olduğunu, göreve başladığında çalışan sayısı ile ilgili derli toplu bir bilginin bulunmadığını belirten Çavuşoğlu, şöyle devam etti:
"Tüm birimleri dolaşarak bir veri ortaya çıkarttım. TÜBİTAK'ın o zamanki başkanı olan Yücel Altınbaşak 2011 yılında işe başlıyor. Benim işe başladığım 2014 yılına kadar geçen süreçte personel hareketliliği yaşandığını gördüm. Kurumu 3 bin kişi teslim alıyorlar ve bu süreçte stratejik projeleri geliştiren 600 kişiyi işten çıkartıyorlar. 2 bin 400'e düşen sayı aynı süreçte 4 bin 800'e çıkıyor. İşe alınan 2 bin 400 kişiden 379'u açıköğretim fakültesi mezunu, 180'i de fizik bölümü mezunuydu. TÜBİTAK gibi ülke için kritik gelişmeler yapması beklenen bir araştırma kurumunda bu insanların yapacağı hiçbir iş yoktur. Sırf bu kişiler ilgili mekanizmaya himmet sağlamak için işe alınmıştı. Kurum gelirinin de stratejik işler yapmaktan koparak bazı devlet kurumlarına rutin işler yaparak elde edildiğini gözlemledim. Örneğin Meclis işlerini yürütmek için bir yazılıma ihtiyaç duyuyor. 5 milyon liraya yapılabilecek bir yazılımı TÜBİTAK 50 milyon liraya alıyor. Devlet kurumu olduğu için de kimse sorgulamıyor."
Çavuşoğlu, kendi döneminde bin kişiyi işten çıkarttığını, bunların yerini daha önce işten çıkarılan stratejik noktalarda görevli isimler ile yeni kalifiye elemanlarla doldurduğunu dile getirdi.
2010 yılı KPSS'de çalınan soruların Isparta'nın Yalvaç köyünde ikamet eden bir öğretmen adayının bilgisayarına kaydedildiğinin belirlendiğini de aktaran Çavuşoğlu, şu görüşlere yer verdi:
"Jandarma bunu bu şekilde tespit ederken emniyet istihbarat 'yok böyle bir şey' diye olayı yalanlıyor. Bu olayı açığa çıkarmak için bilgisayar bize gönderildi. TÜBİTAK'ın siber güvenlik enstitüsünde yapılıyor. Ancak ben buraya güvenmiyordum. O dönemde ortaya çıkarılan Balyoz, Ayışığı, Sarıkız vesaire darbe planlarının hepsinde enstitüde görev yapan yaklaşık 8 kişinin çapraz olarak bilirkişilik yaptığını gördüm. Ayrıca Alparslan Aslan'ın Danıştay cinayeti ile ilgili video kayıt cihazının, incelemesi için gönderildiği Burak Akoğuz isimli bu grubun üyesi kişi tarafından 1,5 yıl saklandığını ve mahkemeye cevap verilmediğini gördüm. Bu kişinin aynı zamanda kozmik odaya girip oradaki bilgileri kopyalayan kişi olduğunu tespit ettim. Oradan iki kopya alınmış. Birisi mahkemeye verilmiş, diğeri yok. Bu kişilerin elinden bilirkişiliği alıp haklarında rapor yazılmasını temin ettim."
Çavuşoğlu, kendi öğrencilerinden oluşan yeni bir bilirkişi heyeti kurduğunu belirterek, "Bu heyet 3 ayrı bölümden oluşan 2010 KPSS sınavının sorularının, 15 gün önce bahsi geçen şahsa ait bilgisayara yüklendiğini tespit etti. Soruşturmanın daha da büyümesi sağlandı. İlginç olan ise 250 ayrı askeri adresin bulunduğu kişiler vardı ve bunların hepsi kadın. Bunun daha sonra asker eşleri olduğu tespit edildi." dedi.
TÜBİTAK'la ilgili çok fazla ilginç olaylar yaşadığını bunlardan birisinin başbakanın çalışma ofisine böcek yerleştirilmesi olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, "Başbakan'ın çalışma ofisine giren polislerin görüntüleri kayıtlarla sabit. İncelenmesi istenen böceğin yapıştırıldığı silikonun ömrüne ilişkin raporu elektronik mühendisi Hasan Palaz yazıyor. Bilirkişi olarak altına başka bir elektronik mühendisi imza atıyor. Raporda ise o polislerin odaya girdiği tarihten çok daha sonra o silikonun sıkıldığı belirtiliyor. Amaç oradaki polisleri korumak. İlginç tarafı da raporu elektronik mühendisinin yazıyor olmasıdır. Normalde bu raporu bir kimyacı hazırlar. TÜBİTAK'ın böyle bir yetkinliği de bulunmamaktadır." ifadesini kullandı.
Hazırlanan raporun ABD'de faaliyet gösteren bir internet sitesinden indirildiğine dikkati çeken Çavuşoğlu, "İki sayfalık raporu indirerek oradaki değerleri değiştirip bir rapor haline getirmişler. Rapor Amerikan menşei olduğundan bazı verileri orada unutmuşlar. Bunu tespit ettik. Bu kişilerin avukatları o evrakı gördükten hemen sonra analiz evrakı siteden hemen kaldırıldı. Bu FETÖ örgütün elininin ne kadar uzun olduğunun göstergesidir." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde 'beni dinliyorlar, kriptolu telefonlarımı da dinliyorlar" sözü üzerine tüm kriptolu telefonların toplatıldığına işaret eden Çavuşoğlu, şu görüşlere yer verdi:
"Toplam 156 telefonu ilgili kurumlardan istettik. Kritik isimlerde bulunan bu telefonların dinlenmesinin ise IMEI numaralarından yapılabileceğinden hareketle çalışma başlattık. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının koordinesinde TİB'e yazılan yazıda bu telefonların 76'sının dinlendiği kaydına ulaşıldı. Aralarında Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, Genelkurmay Başkanı'na, MİT Müsteşarı'na ait telefonlar var. Devletin üst kademesinde bulunan isimlere ait telefonlar çıktı. En çok dinlenen sayı adedi ise Enerji Bakanına ait telefon. Daha sonra kriptolu telefonlarla ilgili bu sonuca ulaştık. Yapılan araştırmada ise 15-20 saniyede tüm görüşmeleri çözebilen bir mekanizma olduğunu tespit ettik ve bunu deneyerek mahkemeye sunduk."
Çavuşoğlu, İzmir'deki askeri casusluk davası ile ilgili bir arşivin geldiğini, gözlemlerine göre 20-30 subayın, FETÖ'nün gönderdiği kadınlarla görüntülerinin çekildiğini bildirdi.
Tuzağa düşürülen subaylardan da şantaj yoluyla çeşitli evrakın temin edildiğine işaret eden Çavuşoğlu, "20-30 kişi ile sınırlı işi büyütüp 364 subayı askeri casusluktan dolayı tutuklayarak ordudan ayırmışlardı. Örgütün tabandan gelen ekibine özellikle deniz kuvvetlerinde yer açmak için. Gelen bilgisayarlarda kişileri nasıl tuzağa düşüreceklerinin yönergesini yazmışlar. Alınacak kameraların hassasiyeti, pozisyonu gibi çok ilginç detaylar mevcuttu. Organizasyon her şeyiyle tamamdı. Hakimler, savcılar, polis, hepsini göz önünde bulundurduğunuz vakit kaçamayacağınız bir mekanizma oluşturmuşlar. Şimdi bile bu örgütün gizimli tarafları tam olarak açığa çıkarılabilmiş değil." ifadesini kullandı.
Abdullah Çavuşoğlu, Trabzon'da yapılan uluslararası bir konferansa TÜBİTAK'tan bir kişinin sunum yolladığını fark ettiğini, sunumun konusunun ise "ses değiştirme" olduğunu bildirdi.
Sunumu gönderen kişi hakkında yaptığı araştırmada, 1996 yılından bu yana bu kişiyle birlikte bir grubun ses değiştirme konusunda çalıştığını gözlemlediğini belirten Çavuşoğlu, şunları kaydetti:
"Bu çok önemli bir konuydu. Bir kişinin ses özelliklerini bir sisteme öğretip sizin konuştuğunuzu o kişi konuşuyormuş gibi yapabilirsiniz. Cumhurbaşkanımızın oğlu ile bir konuşması internete düşmüştü. Bunun incelenmesi için kayıt TÜBİTAK'a gönderilmişti. İnceleme kurulunun içinde ben de vardım. Orada ilginç olan değişik telefon konuşmalarından alınan kısımlar var ve bir araya getirilmiş. O konuşmadaki 'tamamen sıfırlandı mı' cümlesini değişik konuşmalardan hece hece alınarak yapıştırıldığını gördük. Kendilerine o kadar çok güveniyorlar ki konuşmayı tırpanlamaya bile gitmemişler. Bunların bilişimle ilgili olduklarını 2004 yılına kadar görmemiştim."
Doğan TV Ankara Temsilcisi gazeteci Hande Fırat, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin, "Bütün liderler hepsi ilk an itibarıyla gayet kararlı durmuşlar ve açıklamalarıyla da bunu ortaya koymuşlar. Gurur verici. İnsanlar kendi hayatlarına, geleceklerine ve demokrasilerine sahip çıktılar. O gecenin bence temel konusu demokrasi." dedi.
Komisyon, darbe girişiminin yaşandığı gece canlı yayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefondan görüntülü görüşme gerçekleştiren Hande Fırat'ı dinledi.
Fırat, 15 Temmuz gününün kendileri için sıradan bir iş günü şeklinde başladığını, ancak akşam saatlerinde olağanüstü bir hareketlilik karşısında tüm ekibiyle, haber kaynaklarına ulaşmaya çalıştıklarını anlattı.
Siyasetçileri, askeri kaynakları ve kurumları basın danışmanlarını telefonla aradıklarını belirten Hande Fırat, bazı kişilere ulaşamadıklarını, bazılarının da ne olduğu konusunda bilgilerinin olmadığını gördüklerini aktardı.
İlk etapta bir terör saldırısı istihbaratı alınmış olabileceği yorumu yaptıklarını kaydeden Fırat, "Emir komuta zinciri dışında bir askeri hareketliliğin" olduğu yönünde bilgilerin kendisine ulaşmasının ardından, resmi kaynaklardan doğrulatamadıkları için de bunu ekranlardan paylaşmadıklarını bildirdi.
Hande Fırat, gecenin önemli haberleri arasında generallerin rehin alındığı bilgisi ile Başbakan Binali Yıldırım'ın bir kalkışma yaşandığına dair yaptığı açıklama bulunduğunu kaydetti.
Konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile canlı yayında cep telefonu üzerinden yaptığı görüntülü konuşmayı ve bu görüşmeye kadar olan süreci ayrıntılı olarak anlatan Fırat, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanı'nın Marmaris'te olduğunu, doğal olarak yanında kim olduğunu da biliyoruz. Nasıl diğer kurumları arıyorsak, Hasan Doğan'ı da aradım. İlk son dakika 'Cumhurbaşkanı Marmaris'te, güvende. Gelişmeleri hassasiyetle takip ediyor. Ve bizim aracılığımızla da demokrasi vurgusunu ön plana çıkarıyor' yönündeydi. İkinci son dakika yine görüşme neticesinde, 'Cumhurbaşkanı açıklama yapacak' şeklindeydi."
Hande Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklama yapacağı bilgisini aldıktan sonra canlı yayın ekibini söz konusu otele yönlendirdiğini ancak açıklamanın bir türlü yapılmaması üzerine, Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan'ı tekrar aradığını ve açıklamanın yapıldığı bilgisini aldığını belirtti.
Açıklamayı alamadıklarını herhangi bir başka kanalda da yayınlanmadığını Hasan Doğan'a aktardığını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, kanallarına bağlanması talebinde bulunduğunu, o anda aklına 11 yaşındaki kızı Nehir ile konuşmak için kullandığı görüntülü arama programı Facetime'ı kullanmanın geldiğini vurgulayan Fırat, Hasan Doğan'ın, Erdoğan ile görüştükten sonra bu talebinin kabul edildiğini ifade etti.
Fırat, konuşmasına şöyle devam etti:
"Doğrudan Hasan Bey'in telefonundan Facetime bağlantısı gerçekleşti. Sonrasında gece uzundu. Bağlantı gerçekleşti ama bombalar, saldırılar devam etti. Biz gecenin bir bölümü sığınakta geçirdik. Muhabirlerimin ateş altında kalmaları, onların güvenliğini sağlayamamam... Bizim binamız cam bina inanılmaz ürkütücüydü. Muhabirlerimizin bir kısmı dışarıda, bir kısmı ise ofiste benimle birlikteydi. Çığlık atanlar, ağlayanlar, korkanlar, çocuklarının yanında olmak isteyenler vardı. Belli bir saate kadar sığınakta kaldık. Fakat çok doğal olarak aileleriyle buluşmak isteyenler olduğu için dört beş arabayla onları binadan çıkarttırdım. Ben binada kalacağımı söyledim. Benimle birlikte haber müdürüm, editörüm, şef kameramanım, teknik müdürümüz kaldılar. Alandaki arkadaşlara da güvenli bölgelere gitmelerini söyledik. Bizler açısından Türkiye açısından zor bir geceydi. Tek dileğim bir daha asla, küçücüğünün bile yaşanmaması."
Hande Fırat, açıklamalarının ardından milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından, hem iktidar hem muhalefet partisinden pek çok siyasetçinin kendisiyle irtibata geçtiğini ve canlı yayına bağlanmak istediklerini de anlattı.
Fırat, darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ulaşarak, mesajını alma konusundaki ısrarının nedenlerinden birinin gazetecilik mesleğine olan saygısı ve bunun gereklerini yerine getirme çabası olduğunu vurguladı.
İkinci nedeni ise vatandaş ve anne olmanın oluşturduğunu kaydeden Hande Fırat, "Sizler ne hissettiyseniz ben de aynılarını hissettim. Bir çocuğum var. Sabah olur mu çocuğumu görecek miyim, ülkem ne olacak gibi kaygılarım da var. 42 yaşındayım. Biz küçüktük 80'de. Sadece birtakım kareler kalmıştı gözümde hala unutmadığım. Aynı şeyi çocuğumun yaşıyor olması çok ürkütücü. Pek çok insanı dinliyorum şimdi 'korkmadım' diyorlar. Ben korktum. Ülkemin geleceğinden de korktum, çocuğumun geleceğinden de korktum, milletim için de korktum." diye konuştu.
Fırat, halkın, siyasetçilerin ve basının darbe girişimi karşısındaki tavrının Türkiye açısından önemine değinerek, "Bütün liderler hepsi ilk an itibarıyla gayet kararlı durmuşlar ve açıklamalarıyla da bunu ortaya koymuşlar. Gurur verici. İnsanlar kendi hayatlarına, geleceklerine ve demokrasilerine sahip çıktılar. O gecenin bence temel konusu demokrasi. İnşallah daha güçlü bir demokrasi için hep birlikte çalışır bu ülke. Ben bunu önemli bir başlangıç olarak görüyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin kendisi için büyük bir haber niteliği taşıdığına vurgu yapan Hande Fırat, buna ilişkin, aralarında yabancıların da bulunduğu pek çok kişiden destek ve tebrik mesajı aldığını bildirdi.
Özellikle Ortadoğu ülkelerinden kişilerin kendisini "Cesur kadın" diye tebrik ettiklerini aktaran Fırat, görüşme nedeniyle sonrasında tehdit alıp almadığı sorusuna, "Böyle bir şey yaşanınca, insanın seveni de oluyor sevmeyeni de." karşılığını verdi.
Fırat, teknolojik gelişmelerin de darbe gibi çağ dışı girişimleri başarısız kılmakta etkili olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:
"Artık sadece TRT yok. Sadece TRT'yi basarak, böyle bir şey yapma ihtimali yok. Ne güzel ve ne mutlu ki bir sürü televizyonumuz, radyomuz var. Devir ve dünya değişti. Bunların hiçbiri olmasa da cep telefonlarımız var. Buradan mesaj atılıp, yayın yapılabiliyor. Tabi ki bunların da sakıncaları var. Tek başına sosyal ya da elektronik medya değil. Doğrulatmadığınız haberi sosyal medyada görmeniz başka olaylara sebep olabilir. Dolayısıyla hepsini birleştirmek gerekir. Teknolojiyi hepimizin öğrenip, ona göre çalışması gerekir. O gece gerçekten gazetecilik yapılmasının, gerçekten çok sayıda gazetenin, televizyonun olmasının ne demek olduğunu hep beraber yaşadık."
Çocukların sorgulayıcı eğitim ile yetiştirilmesinin önemine işaret eden Fırat, demokrasi yerleştikçe kimsenin darbe girişimlerine cesaret edemeyeceğini, darbenin önlenmesinde en önemli rolü Türk milletinin ve medyanın üstlendiğini bildirdi.
Türkiye'nin darbe girişimine yol açan ortama nasıl geldiği sorusunu yanıtlarken, geçmişte FETÖ ile ilgili hazırlanan raporlara değinen Hande Fırat, bir gazeteci olarak, Türkiye'nin son 20 yılında birtakım bilgi ve bulgulara rastlandığını anlattı.
Fırat, "1998'lerden bahsediyorum. O günden bu güne yeterli önlem alınmamış. Hepimiz unutmuşuz ya da görmek istememişiz ya da derinine inmemişiz. Burada kim hatalı derseniz, 98'den bugüne hepimiz hatalıyız, o zaman. Bunun çözümü ne olur derseniz, bence eğitim, sorgulayıcı eğitim. Ben ifadeleri okuduğumda dehşete düşüyorum, neyin kafası bu diye. Tüm nesiller sorgulamayı öğrenmeli." ifadesini kullandı.
Her türlü makama görevi gerçekten hak edenlerin, liyakat sahibi olanların getirilmesinin öneminin de darbe girişimi ile bir kez daha ortaya çıktığını kaydeden Fırat, kimseye "Şucu, bucu" diyerek yaklaşılmaması gerektiğini vurguladı.
Fırat, bir başka soruyu yanıtlarken, 15 Temmuz gecesi Genelkurmay Karargahı önünde halka ateş edilmesinin kendisi için ilk kırılma noktası olduğunu,TBMM'nin bombalanmasını ise son nokta olarak değerlendirdiklerini ve kendi aralarında "Bunlar her şeyi yapar." diye konuştuklarını aktardı.
Özellikle gerçek gazetecilerin alanda olmasının, işlerini yapmalarına olanak tanınmasının ve mesleğe saygı gösterilmesinin önemine değinen Hande Fırat, "Her şeyi yeniden yapılandırıyoruz. Oysa ki normaline dönmek yeterli. Bırakalım gazeteciler işlerini yapsınlar. İyi ki gazeteler, televizyonlar, görevini yapan gerçek gazeteler var." dedi.
Darbe girişimi sonrası Avrupa ve Amerika'dan gelen tepkileri de gecikmiş ve samimiyetsiz bulduğunu ifade eden Fırat, Türkiye'nin yurt dışında lobi faaliyetlerini eksik bıraktığını savunarak, "Türkiye yurt dışında sivil toplum örgütleriyle lobi faaliyeti yürütmemiş. O boşluğu da terör örgütü ele geçirmiş." diye konuştu.
Fırat, yurt dışına giden siyasilerin sadece oradaki Türklerle bir araya gelmelerinin değil, yerleşik sivil toplum örgütleriyle temasa geçmelerinin ve görüşmeler gerçekleştirmelerinin sağlıklı lobi faaliyetleri açısından önemli olduğunu bildirdi.
Yolunun ne eğitim ne iş hayatında FETÖ ile kesişmediğini, bunda sorgulayıcı bir eğitim sürecinden geçmiş olmasının da katkısı bulunduğunu belirten Hande Fırat, "Ben herhalde yöneticilik yapan Fetullah Gülen'e gitmemiş olan çok az sayıda gazeteciden biriyimdir." değerlendirmesinde bulundu.
Şu an FETÖ nedeniyle tutuklu olan gazetecilerle bir döneme kadar aynı ortamlarda çalıştıklarını aktaran Fırat, "Ben uçaklara davet edilmezken, o arkadaşlar uçaklara biniyordu." dedi.
Hande Fırat'ın konuşmasını tamamlamasının ardından, Komisyon Başkanı Petek, Fırat'ın şahsında darbe girişiminin önlenmesinde etkili olan ve demokrasiden yana tavır koyan tüm basın yayın kuruluşlarına teşekkür etti.
FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, YÖK üyesi Abdullah Çavuşoğlu'nu dinledi.
Çavuşoğlu, 2008 yılında önce Yusuf Ziya Özcan'a danışman, aynı yıl ÖSYM Yönetim Kurulu üyesi olarak atandığını belirtti.
Çavuşoğlu, hem bilişim hem ÖSYM de olması nedeniyle bir dizi analizlerde bulunduğunu, o dönemde ÖSYM'nin yaptığı bazı sınavlarda kullanılan değişik kopya mekanizmalarını tespit edip Cumhuriyet Savcısı Şadan Sakınan'a ayrıntılarıyla bildirdiğini ifade etti.
Sakınan'ın bu çerçevede herhangi bir girişiminin olmadığını, yaklaşık 3 yıl süreyle 'uykuya yatırılan' olayın savcının değişmesiyle yeniden canlandığını vurgulayan Çavuşoğlu, "2009 yılında polis meslek yüksekokulları ile ilgili bir sınav yapılmıştı. Sınavın sorularının daha önceden FETÖ üyeleri tarafından çalınarak sızdırıldığını fark etmem üzerine bu sınav iptal edildi ve sınav daha sonra yenilendi. Daha sonra 2010 KPSS sınav skandalı ortaya çıkınca orada durmanın uygun olmayacağı düşüncesiyle Ünal Bey'den sonra ben de istifa ettim. Ali Demir'in atanması sonrası süreç onların kontrolünde ilerlemiş oldu." diye konuştu.
Çavuşoğlu, eski Bilim Sanayi ve Teknolojik Bakanı Fikri Işık'ın daveti üzerine bir yıllık TÜBİTAK çalışmasının olduğuna değinerek, orada gözlemlediği olumsuzlukları da aktardı.
TÜBİTAK'ın, çalışanlarını başkanın talimatıyla işe alabilme yetkisinin olduğunu, göreve başladığında çalışan sayısı ile ilgili derli toplu bir bilginin bulunmadığını belirten Çavuşoğlu, şöyle devam etti:
"Tüm birimleri dolaşarak bir veri ortaya çıkarttım. TÜBİTAK'ın o zamanki başkanı olan Yücel Altınbaşak 2011 yılında işe başlıyor. Benim işe başladığım 2014 yılına kadar geçen süreçte personel hareketliliği yaşandığını gördüm. Kurumu 3 bin kişi teslim alıyorlar ve bu süreçte stratejik projeleri geliştiren 600 kişiyi işten çıkartıyorlar. 2 bin 400'e düşen sayı aynı süreçte 4 bin 800'e çıkıyor. İşe alınan 2 bin 400 kişiden 379'u açıköğretim fakültesi mezunu, 180'i de fizik bölümü mezunuydu. TÜBİTAK gibi ülke için kritik gelişmeler yapması beklenen bir araştırma kurumunda bu insanların yapacağı hiçbir iş yoktur. Sırf bu kişiler ilgili mekanizmaya himmet sağlamak için işe alınmıştı. Kurum gelirinin de stratejik işler yapmaktan koparak bazı devlet kurumlarına rutin işler yaparak elde edildiğini gözlemledim. Örneğin Meclis işlerini yürütmek için bir yazılıma ihtiyaç duyuyor. 5 milyon liraya yapılabilecek bir yazılımı TÜBİTAK 50 milyon liraya alıyor. Devlet kurumu olduğu için de kimse sorgulamıyor."
Çavuşoğlu, kendi döneminde bin kişiyi işten çıkarttığını, bunların yerini daha önce işten çıkarılan stratejik noktalarda görevli isimler ile yeni kalifiye elemanlarla doldurduğunu dile getirdi.
2010 yılı KPSS'de çalınan soruların Isparta'nın Yalvaç köyünde ikamet eden bir öğretmen adayının bilgisayarına kaydedildiğinin belirlendiğini de aktaran Çavuşoğlu, şu görüşlere yer verdi:
"Jandarma bunu bu şekilde tespit ederken emniyet istihbarat 'yok böyle bir şey' diye olayı yalanlıyor. Bu olayı açığa çıkarmak için bilgisayar bize gönderildi. TÜBİTAK'ın siber güvenlik enstitüsünde yapılıyor. Ancak ben buraya güvenmiyordum. O dönemde ortaya çıkarılan Balyoz, Ayışığı, Sarıkız vesaire darbe planlarının hepsinde enstitüde görev yapan yaklaşık 8 kişinin çapraz olarak bilirkişilik yaptığını gördüm. Ayrıca Alparslan Aslan'ın Danıştay cinayeti ile ilgili video kayıt cihazının, incelemesi için gönderildiği Burak Akoğuz isimli bu grubun üyesi kişi tarafından 1,5 yıl saklandığını ve mahkemeye cevap verilmediğini gördüm. Bu kişinin aynı zamanda kozmik odaya girip oradaki bilgileri kopyalayan kişi olduğunu tespit ettim. Oradan iki kopya alınmış. Birisi mahkemeye verilmiş, diğeri yok. Bu kişilerin elinden bilirkişiliği alıp haklarında rapor yazılmasını temin ettim."
Çavuşoğlu, kendi öğrencilerinden oluşan yeni bir bilirkişi heyeti kurduğunu belirterek, "Bu heyet 3 ayrı bölümden oluşan 2010 KPSS sınavının sorularının, 15 gün önce bahsi geçen şahsa ait bilgisayara yüklendiğini tespit etti. Soruşturmanın daha da büyümesi sağlandı. İlginç olan ise 250 ayrı askeri adresin bulunduğu kişiler vardı ve bunların hepsi kadın. Bunun daha sonra asker eşleri olduğu tespit edildi." dedi.
TÜBİTAK'la ilgili çok fazla ilginç olaylar yaşadığını bunlardan birisinin başbakanın çalışma ofisine böcek yerleştirilmesi olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, "Başbakan'ın çalışma ofisine giren polislerin görüntüleri kayıtlarla sabit. İncelenmesi istenen böceğin yapıştırıldığı silikonun ömrüne ilişkin raporu elektronik mühendisi Hasan Palaz yazıyor. Bilirkişi olarak altına başka bir elektronik mühendisi imza atıyor. Raporda ise o polislerin odaya girdiği tarihten çok daha sonra o silikonun sıkıldığı belirtiliyor. Amaç oradaki polisleri korumak. İlginç tarafı da raporu elektronik mühendisinin yazıyor olmasıdır. Normalde bu raporu bir kimyacı hazırlar. TÜBİTAK'ın böyle bir yetkinliği de bulunmamaktadır." ifadesini kullandı.
Hazırlanan raporun ABD'de faaliyet gösteren bir internet sitesinden indirildiğine dikkati çeken Çavuşoğlu, "İki sayfalık raporu indirerek oradaki değerleri değiştirip bir rapor haline getirmişler. Rapor Amerikan menşei olduğundan bazı verileri orada unutmuşlar. Bunu tespit ettik. Bu kişilerin avukatları o evrakı gördükten hemen sonra analiz evrakı siteden hemen kaldırıldı. Bu FETÖ örgütün elininin ne kadar uzun olduğunun göstergesidir." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde 'beni dinliyorlar, kriptolu telefonlarımı da dinliyorlar" sözü üzerine tüm kriptolu telefonların toplatıldığına işaret eden Çavuşoğlu, şu görüşlere yer verdi:
"Toplam 156 telefonu ilgili kurumlardan istettik. Kritik isimlerde bulunan bu telefonların dinlenmesinin ise IMEI numaralarından yapılabileceğinden hareketle çalışma başlattık. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının koordinesinde TİB'e yazılan yazıda bu telefonların 76'sının dinlendiği kaydına ulaşıldı. Aralarında Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, Genelkurmay Başkanı'na, MİT Müsteşarı'na ait telefonlar var. Devletin üst kademesinde bulunan isimlere ait telefonlar çıktı. En çok dinlenen sayı adedi ise Enerji Bakanına ait telefon. Daha sonra kriptolu telefonlarla ilgili bu sonuca ulaştık. Yapılan araştırmada ise 15-20 saniyede tüm görüşmeleri çözebilen bir mekanizma olduğunu tespit ettik ve bunu deneyerek mahkemeye sunduk."
Çavuşoğlu, İzmir'deki askeri casusluk davası ile ilgili bir arşivin geldiğini, gözlemlerine göre 20-30 subayın, FETÖ'nün gönderdiği kadınlarla görüntülerinin çekildiğini bildirdi.
Tuzağa düşürülen subaylardan da şantaj yoluyla çeşitli evrakın temin edildiğine işaret eden Çavuşoğlu, "20-30 kişi ile sınırlı işi büyütüp 364 subayı askeri casusluktan dolayı tutuklayarak ordudan ayırmışlardı. Örgütün tabandan gelen ekibine özellikle deniz kuvvetlerinde yer açmak için. Gelen bilgisayarlarda kişileri nasıl tuzağa düşüreceklerinin yönergesini yazmışlar. Alınacak kameraların hassasiyeti, pozisyonu gibi çok ilginç detaylar mevcuttu. Organizasyon her şeyiyle tamamdı. Hakimler, savcılar, polis, hepsini göz önünde bulundurduğunuz vakit kaçamayacağınız bir mekanizma oluşturmuşlar. Şimdi bile bu örgütün gizimli tarafları tam olarak açığa çıkarılabilmiş değil." ifadesini kullandı.
Abdullah Çavuşoğlu, Trabzon'da yapılan uluslararası bir konferansa TÜBİTAK'tan bir kişinin sunum yolladığını fark ettiğini, sunumun konusunun ise "ses değiştirme" olduğunu bildirdi.
Sunumu gönderen kişi hakkında yaptığı araştırmada, 1996 yılından bu yana bu kişiyle birlikte bir grubun ses değiştirme konusunda çalıştığını gözlemlediğini belirten Çavuşoğlu, şunları kaydetti:
"Bu çok önemli bir konuydu. Bir kişinin ses özelliklerini bir sisteme öğretip sizin konuştuğunuzu o kişi konuşuyormuş gibi yapabilirsiniz. Cumhurbaşkanımızın oğlu ile bir konuşması internete düşmüştü. Bunun incelenmesi için kayıt TÜBİTAK'a gönderilmişti. İnceleme kurulunun içinde ben de vardım. Orada ilginç olan değişik telefon konuşmalarından alınan kısımlar var ve bir araya getirilmiş. O konuşmadaki 'tamamen sıfırlandı mı' cümlesini değişik konuşmalardan hece hece alınarak yapıştırıldığını gördük. Kendilerine o kadar çok güveniyorlar ki konuşmayı tırpanlamaya bile gitmemişler. Bunların bilişimle ilgili olduklarını 2004 yılına kadar görmemiştim."
