2008-06-10 - 12:35
MHP GRUP TOPLANTISI...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en karanlık ve bunalım yüklü döneminden geçtiğini belirterek, AK Parti aleyhine açılan kapatma davası sonrasında, Hükümet'in Türk adaletini dışarıya şikayet ederek hedef tahtası haline getirdiğini öne sürdü.
MHP Grubu toplandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en karanlık ve bunalım yüklü
döneminden geçtiğini belirterek, AK Parti aleyhine açılan kapatma
davası sonrasında, Hükümet'in Türk adaletini dışarıya şikayet ederek
hedef tahtası haline getirdiğini öne sürdü.
Bahçeli, yüksek yargı organları ile yürütmenin kamuoyu önünde sürdürülen
bir kavganın tarafı haline geldiği, anayasal yargının, yasama organının
yetki alanına müdahale ettiği bir sürecin yaşandığını savunarak, ''Siyasi
gerginliğin kontrolsüz bir biçimde tırmandığı, Cumhuriyetin temel
organları arasında yetki çatışması yaşandığı, anayasal kurumların
meşruiyet tartışmalarının içine çekilerek yara aldığı bu kargaşa ortamı,
Türkiye'yi çok ağır risklerle karşı karşıya bırakmıştır'' dedi.
Risklerin çok geniş bir yelpazeye yayıldığını söyleyen Bahçeli,
bunlardan birincisinin yönetilemeyen siyasi krizin ağırlaşarak anayasa
krizine dönüşmesi ve bunun sonucu olarak da demokrasinin geleceğini
tehdit eden bir rejim bunalımının yaşanması ihtimali olduğunu ifade etti.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Bu yersiz bir endişe ve temelsiz bir kuruntu olarak görülmemelidir.
Türkiye çok ciddi bir sorunla karşı karşıyadır. Siyaset kurumunun en
önemli ve en acil görevi, demokrasiyi içine girdiği darboğazdan çıkarmak
ve gelişmelerin bir rejim bunalımına yol açmasını önlemektir. Hiçbir
siyasi düşünce ve hesap, demokratik rejimin geleceğini kurtarmaktan daha
önemli ve öncelikli değildir. Bu konuda en büyük özen ve sorumluluğu
göstermesi gereken de kapatma davasının muhatabı Başbakan Erdoğan ve
partisidir. İkinci risk ise toplumsal cepheleşmelerin derinleşmesi ve
bunun milli birliğimizin siyasi, sosyal ve kültürel temelleri üzerinde
yaratacağı ağır tahribattır.''
Gerilim, çatışma ve cepheleşme yorgunu olan Türkiye'nin, ağır sorunların
yükü altında ezildiğini ve bir yol ayrımına geldiğini bildiren Bahçeli,
milletin geleceğini tehdit eden en büyük tehlikenin, Türk toplumunun
içine sürüklendiği kamplaşma, bölünme ve çatışma süreci olduğuna dikkati
çekti.
Bahçeli, ''Türkiye'nin bütün ortak değerleri, acımasızca tahrik edilen
bu sürecin malzemesi olmuş, Türkiye'nin milli ve manevi değerleri,
Cumhuriyetin kuruluş felsefesi, kimliği ve devletin temel yapısı, siyasi
ve sosyal gerilim hattına dönüştürülmüştür'' diye konuştu.

-''KARŞIT GRUPLARIN ÇATIŞTIĞI...''-

MHP lideri Devlet Bahçeli, Türkiye'yi karşıt kutupların çatıştığı yaralı
ve sorunlu bir ülke haline getirmeyi ve düşman kamplara bölerek
çatıştırmayı ve çökertmeyi amaçlayan bu süreçte; etnik temelde bölünme,
inanç temelinde cepheleşme, mezhep temelinde dışlama ve ayrışma,
devletin ana ilkeleri temelinde kavga ve zıtlaşma dinamiklerinin, bütün
yıkıcı etkileriyle harekete geçirildiğini vurguladı.
Bahçeli şunları söyledi:
''Başörtüsü sorunu etrafında bugün yaşananlar, Türk milletinin inanç
temelinde bölünmesinin ve manevi değerlerin istismar ve çatışma aracı
olarak kullanılmasının sancıları ve sonuçlarıdır. Türk
milletinin inançlarını ve Cumhuriyetin temel değerlerini sürekli kavga,
gerginlik ve çekişme konusu yapan ve bunun üzerinden kendisine siyasi
yaşam alanı açmayı amaçlayan zihniyetler, bugün içine saplandığımız kör
çıkmazın mimarları olmuştur. Türkiye'ye bir gerilim ve çatışma
denklemini dayatmak isteyen bu siyasi kutuplardan birisi, manevi
değerler üzerinden siyaset yapan, 'İnanç hortumcuları', diğeri ise
laiklik istismarını rant kapısı olarak gören siyaset misyonerleridir.
Ortak değerlerimizin istismarını varlık nedeni haline getiren ve başlıca
sermayesi bu değerler üzerinden siyaset yapmak olan bu karşıt kutupların
ayrıştırıcı istismar politikaları sonucu; laiklik ilkesi ile din ve
vicdan özgürlüğü birbirlerinin alternatifi ve karşıtı olarak
gösterilmiş, laiklik-Müslümanlık ayrışması ve kavgası çıkarılmış ve Türk
milleti; laiklik savunucusu ve karşıtı, laik ve dindar, inançlı ve
inançsız gibi ayrımlarla kamplara bölünmüş ve çok tehlikeli bir husumet
cepheleşmesinin tohumları atılmıştır. Bugün
geldiğimiz noktada bu nifak tohumlarının meyveleri toplanmaktadır.''
Başörtüsü konusunda gelinen üzücü noktanın, iflah olmaz siyasi
zihniyetlerin ortak eseri olduğunu ileri süren Bahçeli, CHP'nin de
işlerin bu noktaya gelmesindeki sorumluluğu üzerinde samimi ve dürüst
bir vicdan muhasebesi yapması gerektiğini ifade etti.
MHP'nin, üniversitelerde başörtüsü sorununun çözümü sürecini, iyi
niyetle ve samimiyetle harekete geçirdiğine işaret eden Bahçeli,
''AKP'nin bu sürecin çeşitli aşamalarında ortaya koyduğu tutum ise
samimiyet ve güvenilirlik bakımından birçok soru işaretini bünyesinde
barındırmıştır. Bu konuda bir hüküm verilmesi için yeterli olacak soru
işaretleri üç ana başlık altında toplanabilecektir. AKP,
başörtüsü düzenlenmesinin ilerde ilk ve orta öğretime yaygınlaşacağı ve
kamu hizmetlerinde çalışanların da bu
haktan yararlanacağı yolundaki endişeler karşısında, Türk toplumuna
inandırıcı güvenceler verememiştir'' dedi.
Bahçeli, MHP'nin şimdiye kadar siyasi kazanç hesabı ile istismar edilen
ve çözümsüzlüğe sevk edilen üniversitelerde başörtüsü konusunun çözümü
sürecini iyiniyetle ve samimiyetle harekete geçirdiğini belirterek,
şunları söyledi:
''AK Parti'nin, başörtüsü konusunda iki parti arasında
varılan mutabakatın, bu yasal düzenlemeler kısmını
uygulamaya koymaktan cayması olmuştur. Bu kapsamda şu hususların kayda
geçirmek, toplumsal hafızanın tazelenmesi bakımından yararlı
olabilecektir:
AKP ile MHP'nin mutabakatının ikinci ayağını, Yükseköğretim kanununun
Ek-17. maddesine eklenecek bir sınırlandırma hükmüyle üniversitelerde
hangi kıyafetlerin serbest hangi sakıncalı kıyafetlerin yasak olacağına
ilişkin düzenleme teşkil etmiştir. Anayasa değişikliklerini tamamlayıcı
nitelikteki bu zaruri düzenleme hakkındaki kanun teklifi TBMM
Başkanlığına ortaklaşa sunulmuş ve ilgili komisyona havale edilmiştir.
Ancak, bu anlaşmaya rağmen AKP yöneticileri bundan cayarak süreci topal
bırakmışlardır. Bunun da ötesinde, Ek-17. madde değişikliği üzerinde
anlaşmaya varılmış bir mutabakat metni yokmuş gibi davranan AKP, konuyu
kamuoyunda tartışmaya açmış ve ciddi bir kafa karışıklığının
yaratılmasına sebebiyet vermiştir.
AKP'nin bu konudaki samimiyet derecesini gösteren diğer bir gelişme de
süreç başladıktan sonra parti içindeki bazı mihrakların bundan pişman
olduklarını gösteren beyanları ve Başbakan Erdoğan'ın bunu akla getiren
bazı sözleri olmuştur. AKP'nin adı açıklanmayan bazı ileri gelenlerinin
basına yansıyan, 'Tuzağa düştükleri', 'Oyuna geldikleri' yönündeki
sözleri ve yandaş basında bu konuda MHP'yi hedef alan çirkin ve siyasi
ahlak dışı karalama kampanyaları, AKP'nin samimiyetine gölge düşürmüş,
başörtüsü sürecine mecbur kaldıkları için kerhen katıldıkları izlenimini
güçlendirmiştir.''
''Başörtüsü serbestisi sonrası bir baskı ortamı oluşacağı, bu
serbestinin zaman içinde kamuya ve orta öğretime yaygınlaşacağı
yönündeki endişeleri giderecek sağlam güvenceler verilerek, Ek-17
değişikliğiyle bu süreç sonuçlandırılabilseydi, işler bugünkü noktaya
gelir miydi?'' diye soran Bahçeli, ''Türk toplumuna güven vermeyen,
rejimle sorunlu ve kavgalı olduğu kanaati yaygın olan AKP'nin dışında
kalacağı bir Parlamento çoğunluğu aynı değişiklikleri kabul etmiş
olsaydı, anayasal yargı sürecinin sonucu bugünkünden farklı bir şekilde
tecelli eder miydi? Bu sorulara verilecek cevaplar, 'İşler belki de bu
noktaya gelmezdi' ve 'Yargı süreci muhtemelen aynı şekilde tecelli
etmezdi' ise bu durumda herkes başörtüsü konusunun hangi siyasi
zihniyetin kurbanı olduğu hakkında vicdanında bir hüküm verebilecektir''
ifadesini kullandı.

-''ÇÖZÜM ARANACAK YEGANE YER YÜCE MECLİS'TİR''-

Devlet Bahçeli, Anayasa Mahkemesinin konu ile ilgili kararını 5
Haziranda açıkladığını anımsatarak, MHP'nin, bu karar karşısında
tutumunu, dolambaçlı yollara sapmadan, sözü eğip bükmeden, en somut ve
açık biçimde ortaya koyan siyasi parti olduğunu söyledi.
Bahçeli, ''Anayasa Mahkemesinin iptal kararının; hukuki sonuçları,
siyasi yansımaları ve toplumsal etkileri olması doğal ve kaçınılmazdır.
Bu kararla; milli vicdan, demokratik parlamenter sistem ve toplumsal
dayanışma yara almış, yetkisini aşarak yasama organının görev alanına
giren anayasal yargı, siyasi tartışmaların içine çekilerek yıpranmış ve
marjinal bir azınlık grubu dışında, cumhuriyetin temel değerlerini
yürekten benimseyen, hem cumhuriyeti ve demokrasiyi, hem de dini
inançları birlikte yaşama ve yaşatma iradesine sahip olan kitleler
rencide olmuştur.
Anayasa Mahkemesi kararlarının nihai ve bağlayıcı olduğu, herkesin buna
saygı duyması gerektiği bir vakıadır. Ancak, bu durum toplumsal vicdanda
yankı bulan bu gerçekleri dile getirmemize mani değildir. Bu konudaki
anayasal düzenlemelerin iptal edilmesi sonucu, Türk toplumunun
sosyolojik bir gerçeği olan başörtüsü sorunu ortadan kalkmamıştır.
Sadece kanayan yara daha da deşilerek kangren haline getirilmiştir. Türkiye'nin
sorunlarına çözüm aranacak yegane yer Yüce Meclis'tir'' dedi.
Bahçeli, Anayasa Mahkemesi'nin son kararının; Türk toplumunun inanç
temelinde cephelere bölünmesini ve devletle milletin karşı karşıya
geldiği ve kavgalı duruma düştüğü görüntüsünün ortaya çıkmasını
amaçlayan odaklara yeni bir istismar ve tahrik malzemesi verdiğini
savundu.
MHP Lideri Bahçeli, MHP'nin bu sorunu, değerlerin çatışması yerine
kucaklaşması yoluyla ve toplumsal bir hoşgörü ve anlayış ortamında
vicdanları rahatsız etmeyecek makul bir çözüme kavuşturulması için
samimi bir çaba gösterdiğini dile getirdi. Bahçeli, ''Üniversitelerde
başörtüsü serbestisinin laiklik ilkesini zedeleyen bir düzenleme olarak
görülmesinin ve bu konudaki yasağın sürmesinin devletin varlığını koruma
vasıtası haline getirilmesinin anlaşılır ve kabul edilir bir yönü
bulunmadığını buradan açıkça ve bütün samimiyetimle belirtmek isterim. Bu
bakımdan, bu amaçla yapılan anayasa değişikliklerinin, devletin temel
taşlarından birisi olan laiklik ilkesini yıkmayı amaçlayan bir girişim
olarak görülmesi, bizim bakımımızdan asla kabul edilemez bir durumdur.
MHP'nin laiklik ve din ve vicdan özgürlüğü konularındaki tutumu ve bu
ilkelere bağlılığı her türlü şüphenin ve şaibenin dışındadır'' dedi.
''Konumu ne olursa olsun bu konuları hiç kimseyle tartışmayacağımızı,
hiç kimsenin Milliyetçi Hareketi bu alanda töhmet altında
bırakamayacağını ve bunun kabul edilemez bir hata olacağını buradan
bütün açıklığıyla ifade ve ilan etmek isterim'' diyen Bahçeli, Anayasa
Mahkemesinin iptal kararıyla başörtüsü konusunda bir içtihat tesis
edildiğini ifade etti.
Bahçeli, bu içtihatın değişeceği ortam ve şartların oluşacağı yeni bir
döneme kadar, bu konunun Türkiye'nin gündeminden çıkarıldığını söyledi.
Bahçeli, ''Bugün geldiğimiz noktada Milliyetçi Hareket, Türkiye'nin
geleceği, huzuru ve toplumsal dayanışma açısından üzüntülü ve
endişelidir. Bu sürece değişmeyen ilkelerimiz doğrultusunda samimi
ve iyi niyetli katkıda bulunmuş olmaktan dolayı ise tam bir
gönül rahatlığı ve vicdan huzuru içinde olduğumuzu herkesin bilmesini
isterim'' diye konuştu.

-''KAYNAĞINI ANAYASADAN ALMAYAN...''-

Bahçeli, Anayasa Mahkemesinin kararını hukuki olmaktan ziyade siyasi
düşünce ve saiklere dayanan bir karar olarak değerlendirdi. İptal
kararının, ''Yetki aşımı ve gasbı'' tartışmalarına yol açtığını iddia
eden Bahçeli, yasama organının görev alanına müdahale eden Yüce
Mahkemenin meşruiyeti sorunun gündeme geldiğini ileri sürdü.
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin,
bu çerçevede Parlamenter demokratik sistemin vazgeçilmez ön şartı ve
hayatiyet kaynağı olduğunu vurgulayan Bahçeli, yasama, yürütme ve
yargının görev ve yetkilerinin birbirinden ayrılması ve
sınırlandırılmasının, devletin temel organları arasında işbölümü ve
işbirliğine dayalı uyumlu bir çalışma ortamı için mutlak gereklilik
olduğunu kaydetti.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, devletin bu üç temel fonksiyonunun
birbirinden kopuk şekilde görev icra etmesinin ve birbirlerinin yetki
alanına girmesinin, toplumsal ve siyasi tıkanıklara yol açmasının
mukadder olduğunu bildirdi.
Bahçeli, Türkiye'de siyaset kurumu ile yargı arasındaki ilişkilerin her
dönemde sorunlu olduğunu savunarak, şunları kaydetti:
''Anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden denetleyebileceği açık
bir anayasa hükmüne bağlanmışken, bunun dışına çıkarak esasa girmesi,
Anayasa Mahkemesi'nin kararına siyasi nitelik kazandırmıştır. Bu tespiti
herkes doğru yapmalı, konuyu hamasi sloganlarla başka alanlara
saptırmaktan vazgeçmeli ve çok uç örneklerden hareketle bu karara
haklılık temeli kazandırma çabalarından medet ummayı bırakmalıdır. Anayasa
herkes ve her kurum için bağlayıcı ve emredicidir. Demokratik hukuk
devletinde, kaynağını Anayasadan almayan bir yetkiyi kullanmaya yer
yoktur. Anayasal denetim, parlamento kayyumluğu değildir. Anayasa
Mahkemesinin yıpratılmaması, iç politikada tartışma malzemesi
yapılmaması ve siyasi çekişmelerin aracı ve tarafı haline getirilmemesi,
demokratik rejimin geleceği bakımından hayati öneme haizdir. Burada
hiçbir tereddüt yoktur. Ancak, anayasal yargının da milli iradenin
tecelli ettiği yegane yer olan Meclis'in iradesini hiçe sayarak
yasamanın yetki alanına müdahale etmemesi ve bu yolla kuvvetler ayrılığı
ilkesini fiiliyatta, 'Kuvvetler hiyerarşisine' dönüştürmekten sakınması
da aynı derecede önemlidir.
Bu yol açıldığı ve sistematik bir uygulamaya dönüştürüldüğü takdirde,
kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı parlamenter rejim çok ağır bir yara
alacak ve bundan sonra demokrasi ve milli iradeden söz etmek imkanı
kalmayacaktır. Bu konunun AKP'ye yakın bazı çevrelerin savunduğu gibi
anayasal yargıya, 'Savaş açma', yargıyı, 'Vesayet altına alma' veya
'Siyasi iradeye ram etme' mantığı ve anlayışıyla ele alınamayacağı
açıktır. Burada herkes görev ve yetkilerinin anayasal
sınırlar içinde kalmanın, kendi meşruiyetlerinin sigortası olduğunu
anlamak durumundadır.
Yaşanan tecrübelerden alınan dersler ışığında yapılacak sağlıklı bir
değerlendirme sonucu, uygulamadan kaynaklanan bu sorunun yine aynı yolla
çözüme kavuşturulması en uygun ve makul hareket tarzı olacaktır.''