2013-10-08 - 12:36
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Milliyetçi Hareket Partisi, Uzlaşma Komisyonu faal ve çalışır haldeyken, uzlaşmayla belirlenen maddelerin bölük pörçük bir şekilde Meclis Genel Kurulu'na getirilmesine karşıdır" dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Milliyetçi Hareket Partisi, Uzlaşma Komisyonu faal ve çalışır haldeyken, uzlaşmayla belirlenen maddelerin bölük pörçük bir şekilde Meclis Genel Kurulu'na getirilmesine karşıdır" dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Irak tezkeresinin kısa süre içinde TBMM'nin gündemine geleceğini belirterek, AK Parti'nin PKK'yla pazarlık ederken, diğer taraftan Irak'ın kuzeyinden doğan muhtemel risk ve tehditlere karşı da sınır ötesi harekat yapabilmek gayesiyle Meclis'ten izin talebinde bulunduğunu savundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Irak'ın kuzeyinden Türkiye'ye yönelik terör tehdidinin ve saldırılarının bertaraf edilmesi amacıyla gerektiği taktirde sınır ötesi hareket ve müdahalede bulunmak üzere, Irak'ın PKK teröristlerinin yuvalandıkları kuzey bölgesi ile mücavir alanlara Türk askerinin gönderilmesi ve görevlendirilmesi için 17 Ekim 2007 tarihli iznin bir yıl daha uzatılmasını istediğini ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:
"PKK'yla harıl harıl müzakere yapan, İmralı canisinin ağına kapılan Başbakan, sınır ötesi hareket için izin isterken hakikaten de aklı başında mıdır? Çözümcü, barışçı, süreçci Başbakan nereye gitmiştir? Silahlar değil fikirler konuşsun diyen Başbakan'a ne olmuştur? Başbakan Erdoğan, PKK'yı terör örgütü olarak görüyorsa o halde teröristlerle masaya oturmasını, eğer varsa onuruna nasıl yedirmekte, vicdanına nasıl anlatmaktadır? Kaldı ki Başbakan ve hükümeti 2007 yılından itibaren ne yapmıştır da, bundan sonra ne olacaktır?
Kandil'e Türk bayrağını dikmek varken, PKK'nın rezil bez parçalarını yurdumuzun değişik yerlerinde sallandırılmasına müsaade veren, süreç ihanetini buna mazeret gösteren bu Başbakan mı terörle mücadele ettiğini söylemektedir? Sayın Başbakan seni kim yönetmekte, kimler seni uzaktan kumanda etmektedir? Farkında mısın, sen PKK'ya operasyon yapmak için sözde Tezkere çıkarma hevesindeyken, PKK sana operasyon üstüne operasyon yapmış ve her şeyini kuşatmıştır. Bu zihniyetin asıl yüzünü bilmemize rağmen yine de Türkiye'nin ve aziz milletimizin menfaati, olası terörist saldırıları, Türkmen kardeşlerimizin emniyeti için Irak Tezkeresine onay vermeyi düşünmekteyiz. Maksadımız Türk devletinin elini güçlendirmek, hareket kabiliyetini artırmaktır. Bakalım bu kandırmaca nereye kadar gidecek, ucu nereye dayanacaktır?"
"Andımız'ın kaldırılma teşebbüsünün yol açtığı tepkiden ürken Başbakan Erdoğan'ın MHP'ye kara çalmaya devam ettiğini" savunan Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın Türklüğe savaş açtığını ileri sürdü. Bahçeli, şunları söyledi:
"Sayın Başbakan, ilkokul çağlarında Andımız okunurken, hiç mi kalbin çarpmadı, hiç mi duygulanmadın? Yıllar yılı sen de, öyle ya da böyle Türküm, doğruyum ve çalışkanım derken içten içe Türk olmadığını mı hatırladın, Türklüğe kin ve husumet mi besledin? Söyler misin bize, Türk olmak seni niçin bu kadar gocundurmakta, niçin bu kadar kaşındırmaktadır? Türk milletinin gönlü öyle geniş, adaleti, hoşgörüsü ve merhameti öyle fazladır ki, seni bile zirveye taşımış, seni bile baş tacı yapmıştır. Sen ki mahalle aralarında top oynarken bu millet seni Başbakanlığa, Türklük seni siyasetin tepesine çıkarmıştır. Bu mudur kabahat, bu mudur suç? Sayın Başbakan, Türk'üm diyen değil, bizzat sen Türkiye'nin itibarını yerlerde süründürdün. Doğruyum diyenler değil, yolsuzluğun dibini sen boyladın. Çalışkanım diyenler değil, sen, hısımların, dünürlerin ve çevrendekiler 'yan gel Osman, bir dönüm bostan' deyip hüküm sürdünüz. Türklükle uğraşma, Haçlı sevdandan vazgeç. Onlar emeline ulaşamadı, sen ise asla hedeflerine varamayacaksın."
Başbakan Erdoğan'ın Adana'da milliyetçilikle ilgili yorumlar yaptığını ve "her sabah çocukları sıraya dizip, yağmurun, karın, soğuğun, sıcağın altında 1933'lerden kalma, demir perde ülkelerini hatırlatan sloganlar attırmanın milliyetçilik olmadığını" söylediğini aktaran Bahçeli, Andımız'ın slogan değil, yemin olduğunu dile getirdi. Başbakan Erdoğan'ın milliyetçilikten bahsetmesinin, milliyetçilik tanımları yapmasının "utanmazlık örneği" olduğunu iddia eden Bahçeli, şu ifadelerini kulllandı:
"Sayın Başbakan, bilmelisin ki sen, hakir gördüğün slogan milliyetçisi bile olmazsın. Zira milliyetçilik, BOP'un panzehridir, senin karşı cephendir ve sana çok yabancı milli bir değerdir. Eğer senin bir milliyetin varsa eğer senin bir kimliğin mevcutsa sana tavsiyemiz, sen de onun sloganını at, sen de onunla övün, sen de onunla gururlan. Yoksa sus, seni ya arif bilsinler ya da adam sansınlar. Sorarım sana Sayın Erdoğan, biz ki göğsümüzü gere gere Türk'üz diyoruz, peki sen ne diyorsun, neyinle iftihar ediyorsun? Milli ve manevi değerleri istismarla mı övünüyorsun? Yabancıların dümen suyuna girmekle, küresel kanlı projelere Eşbaşkan olmakla mı kendini teselli ediyorsun? Ya da başörtüsü üzerinden geçinmekle mi avunuyorsun?"
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın yıllardır başörtüsünü siyasetin malzemesi yaptığını, bunun üzerinden nemalandığını iddia ederek, Erdoğan'ın 2008'de İspanya'da yaptığı bir açıklamadan sonra MHP'nin girişimi ile başörtüsü meselesinin kalıcı ve bütünüyle çözülmesi için harekete geçildiğini belirtti. Anayasa'nın 10 ve 42'nci maddeleri ve YÖK Kanunun geçici 17'nci maddesindeki değişikliklerle başörtüsü sorunun biteceğini yıllar önce ifade ettiklerini anlatan Bahçeli, ancak AK Parti hükümetinin YÖK Kanununun ilgili maddesini değiştirmekte gönülsüz ve isteksiz kaldığını, meseleyi sürüncemede bıraktığını savundu.
Bahçeli, "Şimdi ise başörtüsü bir kez daha gündeme gelmiş ve PKK paketinin içine koyulmuştur. Bizim başörtüsünden rahatsız olmamız eşyanın tabiatına aykırıdır. Ne var ki Başbakan Erdoğan, başörtüsünü inançlı hanımefendilerin başına takmaktansa PKK'nın ve rezilliklerinin kılıfı yapmıştır. AKP'ye oy veren değerli kardeşlerim bu kurnazlığı, bölücü paketin içine başörtüsünü iliştirme şirretliğini şüphesiz iyi değerlendirecekler, bunun da eninde sonunda hesabını Başbakan'dan soracaklardır" diye konuştu.
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu yetersiz ve ağır da olsa çalışmalarını sürdürdüğünü, üzerinde mutabakata varılan maddelerin demokratik bir havuzda toplandığını bildiren Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın son günlerde yaptığı açıklamaların komisyon üzerinde baskı oluşturduğunu ve kuşku uyandırdığını öne sürdü. Uzlaşılan maddelerin TBMM'ye getirilerek yasalaşması konusunda AK Parti ve CHP arasında medya kanalıyla diyalog ve iletişim hatları kurulduğunu ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
"Milliyetçi Hareket Partisi, Uzlaşma Komisyonu faal ve çalışır haldeyken, uzlaşmayla belirlenen maddelerin bölük pörçük bir şekilde Meclis Genel Kurulu'na getirilmesine karşıdır. AKP, ikizi BDP ve gizli ortağı CHP uzlaşma masasından kalkarlarsa diyebileceğimiz bir şey yoktur. Uzlaşma ilkelerini ve zemini sabote etmeleri halinde, sahip oldukları gerekli sayısal çoğunlukla istedikleri maddeleri Genel Kurul'da yasalaştırabilmelerinin önünde bir mani hal olmayacaktır. Böylelikle Türk milleti de kimin uzlaşmaya ve diyalogdan kaçtığını tüm açıklığıyla görebilecek, AKP-CHP-BDP ve PKK ortaklığını tüm çıplaklığıyla anlayabilecektir. Öyle anlaşılıyor ki CHP, AKP'nin şanzımanı, BDP motoru, PKK da direksiyonu olmaya tam olarak taliptir. Milliyetçi Hareket Partisi ise her zaman olduğu gibi büyük Türk milletinin yanında duracak, ilkelerinden, vaatlerinden ve sözlerinden asla caymayacaktır."
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suriye tezkeresine şartlı destek vermelerinin AK Parti'ye destek anlamına gelmediğini belirterek, "Irak?ın kuzeyindeki fitne benzeri bir oluşum Suriye?de de olursa, ki bu gittikçe belirmektedir, buna alkış mı tutalım, bu mihraklara, bu teröristlere 'yürüyün kim tutar sizi' mi diyelim?" dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, AK Parti ile birlikte eşitsizliklerin sivrildiğini, hukuksuzlukların yaygınlaştığını, ayrımcılık dalgasının kabardığını ve her tarafı sardığını savundu.
Ekonominin bıçak sırtında ve ekonomik güvensizliğin endişe verici boyutta olduğunu ifade eden Bahçeli, "AKP döneminde yandaş milyarderlerin sayıları hızla artarken, yoksul düşmüşlerin, işsiz kalmışların, muhannete muhtaç hale gelmişlerin yekunu da tahammül sınırlarını zorlayan bir eşiğe yaklaşmıştır" diye konuştu.
Bölüşüm ve paylaşımın ahlaki ve vicdani temellerden koptuğunu öne süren Bahçeli, vatandaşların günlük ve zorunlu ihtiyaçlarını bile borçlanarak karşılamaktan başka çare bulamadığını ifade etti. Bahçeli, hükümetin ekonomide yeni bir yol, yeni bir sistem ve yeni bir ufuk gösteremediğini dile getirerek, şunları söyledi:
"İktidarın besleyip büyüttüğü, yolsuzluklarla palazlandırdığı bir avuç elit, zümre, kaymak tabaka, ayrıcalıklı kesim geniş imkanlara kavuşurken, milletimiz yoksullaşmış ve maalesef her cephede kaybetmiştir. İhtiraslı yandaşlar, hilekar asalaklar, zevk ve sefa düşkünü sonradan görmeler, çalışmadan cebini dolduran tembeller AKP ile altın çağını yaşamışlardır. Ne yazık ki Erzurumlu kazanmış, bunlar yemiştir; Konyalı biriktirmiş, bunlar harcamıştır; Manisalı ter dökmüş, bunlar sefa sürmüştür; Diyarbakırlı zahmet çekmiş, bunlar talan etmiştir; Mersinli emek vermiş, bunlar yağmalamıştır. Başbakan ve hükümeti hırsızların geçim kapısı, yolsuzluk şebekelerinin umut güneşi, organize suç örgütlerinin ümit çeşmesi, çetelerin, mafyatik oluşumların ve hortumcuların sırdaşı ve koruyucusu olmuştur."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, demokratikleşme paketiyle ekonomide de Türkiye?nin önüne yeni ufuklar açtıklarını belirttiğini anımsatan Bahçeli, "Başbakan?ın PKK?ya teslimiyeti ekonomide yeni ufuk olarak görmesi, bölücülüğe tavizi üretim ve yatırımda artış olarak tevil etmesi vahim düzeyde bilinç kaymasıdır ki, böylesi bir kişinin akli ve zihni melekelerinin yerinde olup olmadığı muhakkak kontrol edilmelidir" dedi.
Bahçeli, Erdoğan'ın adeta hipnoz edilmiş, uyuşmuş, başka alemde yaşayan birisi gibi konuştuğunu iddia ederek, "Başbakan?ın PKK?ya verdiği ödünler, gerçekte sayıları 4 milyon 591 kişi olan işsizler ordusuna nasıl bir fayda sağlayacak, nasıl bir çare olacaktır? Bu ödünler ekmeği mi, PKK?yı mı büyütecektir? Bu kabus paketi, ekonomiyi mi çatlatacak, PKK?yı mı canlandıracaktır?" diye sordu.
Başbakan Erdoğan'ın boş konuştuğunu ve milletin aklıyla alay ettiğini savunan Bahçeli, "2003 yılında askerimizin başına çuval geçirilmesini alttan alan Başbakan, bu defa milletimizin birliğine ve dirliğine PKK çulu geçirmek için bizzat inisiyatif alsa da muradına eremeyeceğini görecektir. Başbakan?ın istismarları sonuç vermeyecektir" dedi.
Demokrasinin kendileri için tartışılmaz bir değer olduğunu vurgulayan Bahçeli, milli devletin iskeletinin ve egemenlik haklarının içeriğinin hem demokrasi, hem milliyetçilik temelinde gerçek şeklini aldığını ifade etti. Bahçeli, şöyle devam etti:
"Nefrete sapmış, bölücülükte nam salmış, kuşku ve paranoyaya vicdanlarını emanet etmiş kişiliklerin bırakınız demokrat olmasını, ülke yönetiminde bile kalması demokrasinin ruhuyla örtüşmeyecektir. Zalim bir özgürlük, baskıcı bir hoşgörü, savunmacı bir şiddet ne kadar saçmalık ise gaddar ve despot zihniyetlerin ileri demokrasiyi ağızlarına alması da o denli ahmakça, o denli garabettir. Türkiye?nin en önemli sorunu demokrasiyi özümseyememiş, tüm sözleri havada kalmış, tüm icraatları çatırdamış, demokratik nezaket ve saygıyı usulde de esasta da gündemine almamış bir siyasi iktidar tarafından yönetiliyor olmasıdır."
MHP'nin, Türkiye ve Türk milletinin bekası söz konusu olduğu sürece elini taşın altına koymaya var olduğunu anlatan Bahçeli, bugüne kadar bunu gönül huzuruyla yaptıklarını kaydetti.
Suriye'nin kaos ve karanlığa gömülmesinden beri Türkiye'nin adeta diken üstünde olduğunu ifade eden Bahçeli, "Şam güvenli olmadıktan, Bağdat huzur bulmadıktan, Beyrut rahat yüzü görmedikten, Kahire düzene kavuşmadıktan, Trablus durulmadıktan sonra Ankara emniyetli olamayacaktır" diye konuştu.
MHP'nin Suriye tezkeresine, mesele Türkiye ve Türk milleti olduğundan dolayı şartlı destek verdiğini dile getiren Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Konu AKP?ye destek değildir, asla da olmamıştır, olmayacaktır. Bizi AKP?ye stepne olmakla itham edenler acaba PYD-PKK tehdidinin nelere yol açacağını, Türkiye?ye karşı olası bir saldırının ne şekilde göğüsleneceğini hesap etmiş ve düşünmüşler midir? Partimizi AKP ile aynı kareye yerleştirme yüzsüzlüğü gösterenlere soruyorum, milli çıkarlarımızı yakından ilgilendiren tezkereye 'hayır' diyerek, BDP?yle ve PKK?yla aynı hizaya gelmiş olsaydık çok mu sevinecek, çok mu gururlanacaktınız? MHP'yi 'AKP?ye baston, CHP?ye vagon' diyerek değişik zaman aralıklarında karalayan ve yaftalayan zeka özürlüler, sizin maksadınız nedir ve kimlere hizmetle görevlisiniz? Ne yapacaktık yani? Türkiye yanarken, Türk milleti saldırıya uğrarken, vatandaşlarımız feryat ederken, ?oh olsun mu? diyecektik? Irak?ın kuzeyindeki fitne benzeri bir oluşum Suriye?de de olursa, ki bu gittikçe belirmektedir, buna alkış mı tutalım, bu mihraklara, bu teröristlere 'yürüyün kim tutar sizi' mi diyelim? Tavrımızı sorgulayan, bizi devamlı bir yerlere yamamaya çabalayan kim olursa olsun art niyetlidir, başkalarının nam ve hesabına tetikçilik yapan utanmaz arlanmaz zihniyetlerdir. Bizim PKK maşalarının beyanlarına, bizden görünen Truva atlarına, sağda solda iftira atan, sanal medya üzerinde dedikodu yapıp da büyük laflar eden küstahlara itibar edecek zamanımız da halimiz de yoktur. Hiç kimse bizden, siyasi saiklerle Türkiye ve Türk milletini geri plana atmamızı beklememelidir."
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Irak tezkeresinin kısa süre içinde TBMM'nin gündemine geleceğini belirterek, AK Parti'nin PKK'yla pazarlık ederken, diğer taraftan Irak'ın kuzeyinden doğan muhtemel risk ve tehditlere karşı da sınır ötesi harekat yapabilmek gayesiyle Meclis'ten izin talebinde bulunduğunu savundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Irak'ın kuzeyinden Türkiye'ye yönelik terör tehdidinin ve saldırılarının bertaraf edilmesi amacıyla gerektiği taktirde sınır ötesi hareket ve müdahalede bulunmak üzere, Irak'ın PKK teröristlerinin yuvalandıkları kuzey bölgesi ile mücavir alanlara Türk askerinin gönderilmesi ve görevlendirilmesi için 17 Ekim 2007 tarihli iznin bir yıl daha uzatılmasını istediğini ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:
"PKK'yla harıl harıl müzakere yapan, İmralı canisinin ağına kapılan Başbakan, sınır ötesi hareket için izin isterken hakikaten de aklı başında mıdır? Çözümcü, barışçı, süreçci Başbakan nereye gitmiştir? Silahlar değil fikirler konuşsun diyen Başbakan'a ne olmuştur? Başbakan Erdoğan, PKK'yı terör örgütü olarak görüyorsa o halde teröristlerle masaya oturmasını, eğer varsa onuruna nasıl yedirmekte, vicdanına nasıl anlatmaktadır? Kaldı ki Başbakan ve hükümeti 2007 yılından itibaren ne yapmıştır da, bundan sonra ne olacaktır?
Kandil'e Türk bayrağını dikmek varken, PKK'nın rezil bez parçalarını yurdumuzun değişik yerlerinde sallandırılmasına müsaade veren, süreç ihanetini buna mazeret gösteren bu Başbakan mı terörle mücadele ettiğini söylemektedir? Sayın Başbakan seni kim yönetmekte, kimler seni uzaktan kumanda etmektedir? Farkında mısın, sen PKK'ya operasyon yapmak için sözde Tezkere çıkarma hevesindeyken, PKK sana operasyon üstüne operasyon yapmış ve her şeyini kuşatmıştır. Bu zihniyetin asıl yüzünü bilmemize rağmen yine de Türkiye'nin ve aziz milletimizin menfaati, olası terörist saldırıları, Türkmen kardeşlerimizin emniyeti için Irak Tezkeresine onay vermeyi düşünmekteyiz. Maksadımız Türk devletinin elini güçlendirmek, hareket kabiliyetini artırmaktır. Bakalım bu kandırmaca nereye kadar gidecek, ucu nereye dayanacaktır?"
"Andımız'ın kaldırılma teşebbüsünün yol açtığı tepkiden ürken Başbakan Erdoğan'ın MHP'ye kara çalmaya devam ettiğini" savunan Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın Türklüğe savaş açtığını ileri sürdü. Bahçeli, şunları söyledi:
"Sayın Başbakan, ilkokul çağlarında Andımız okunurken, hiç mi kalbin çarpmadı, hiç mi duygulanmadın? Yıllar yılı sen de, öyle ya da böyle Türküm, doğruyum ve çalışkanım derken içten içe Türk olmadığını mı hatırladın, Türklüğe kin ve husumet mi besledin? Söyler misin bize, Türk olmak seni niçin bu kadar gocundurmakta, niçin bu kadar kaşındırmaktadır? Türk milletinin gönlü öyle geniş, adaleti, hoşgörüsü ve merhameti öyle fazladır ki, seni bile zirveye taşımış, seni bile baş tacı yapmıştır. Sen ki mahalle aralarında top oynarken bu millet seni Başbakanlığa, Türklük seni siyasetin tepesine çıkarmıştır. Bu mudur kabahat, bu mudur suç? Sayın Başbakan, Türk'üm diyen değil, bizzat sen Türkiye'nin itibarını yerlerde süründürdün. Doğruyum diyenler değil, yolsuzluğun dibini sen boyladın. Çalışkanım diyenler değil, sen, hısımların, dünürlerin ve çevrendekiler 'yan gel Osman, bir dönüm bostan' deyip hüküm sürdünüz. Türklükle uğraşma, Haçlı sevdandan vazgeç. Onlar emeline ulaşamadı, sen ise asla hedeflerine varamayacaksın."
Başbakan Erdoğan'ın Adana'da milliyetçilikle ilgili yorumlar yaptığını ve "her sabah çocukları sıraya dizip, yağmurun, karın, soğuğun, sıcağın altında 1933'lerden kalma, demir perde ülkelerini hatırlatan sloganlar attırmanın milliyetçilik olmadığını" söylediğini aktaran Bahçeli, Andımız'ın slogan değil, yemin olduğunu dile getirdi. Başbakan Erdoğan'ın milliyetçilikten bahsetmesinin, milliyetçilik tanımları yapmasının "utanmazlık örneği" olduğunu iddia eden Bahçeli, şu ifadelerini kulllandı:
"Sayın Başbakan, bilmelisin ki sen, hakir gördüğün slogan milliyetçisi bile olmazsın. Zira milliyetçilik, BOP'un panzehridir, senin karşı cephendir ve sana çok yabancı milli bir değerdir. Eğer senin bir milliyetin varsa eğer senin bir kimliğin mevcutsa sana tavsiyemiz, sen de onun sloganını at, sen de onunla övün, sen de onunla gururlan. Yoksa sus, seni ya arif bilsinler ya da adam sansınlar. Sorarım sana Sayın Erdoğan, biz ki göğsümüzü gere gere Türk'üz diyoruz, peki sen ne diyorsun, neyinle iftihar ediyorsun? Milli ve manevi değerleri istismarla mı övünüyorsun? Yabancıların dümen suyuna girmekle, küresel kanlı projelere Eşbaşkan olmakla mı kendini teselli ediyorsun? Ya da başörtüsü üzerinden geçinmekle mi avunuyorsun?"
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın yıllardır başörtüsünü siyasetin malzemesi yaptığını, bunun üzerinden nemalandığını iddia ederek, Erdoğan'ın 2008'de İspanya'da yaptığı bir açıklamadan sonra MHP'nin girişimi ile başörtüsü meselesinin kalıcı ve bütünüyle çözülmesi için harekete geçildiğini belirtti. Anayasa'nın 10 ve 42'nci maddeleri ve YÖK Kanunun geçici 17'nci maddesindeki değişikliklerle başörtüsü sorunun biteceğini yıllar önce ifade ettiklerini anlatan Bahçeli, ancak AK Parti hükümetinin YÖK Kanununun ilgili maddesini değiştirmekte gönülsüz ve isteksiz kaldığını, meseleyi sürüncemede bıraktığını savundu.
Bahçeli, "Şimdi ise başörtüsü bir kez daha gündeme gelmiş ve PKK paketinin içine koyulmuştur. Bizim başörtüsünden rahatsız olmamız eşyanın tabiatına aykırıdır. Ne var ki Başbakan Erdoğan, başörtüsünü inançlı hanımefendilerin başına takmaktansa PKK'nın ve rezilliklerinin kılıfı yapmıştır. AKP'ye oy veren değerli kardeşlerim bu kurnazlığı, bölücü paketin içine başörtüsünü iliştirme şirretliğini şüphesiz iyi değerlendirecekler, bunun da eninde sonunda hesabını Başbakan'dan soracaklardır" diye konuştu.
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu yetersiz ve ağır da olsa çalışmalarını sürdürdüğünü, üzerinde mutabakata varılan maddelerin demokratik bir havuzda toplandığını bildiren Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın son günlerde yaptığı açıklamaların komisyon üzerinde baskı oluşturduğunu ve kuşku uyandırdığını öne sürdü. Uzlaşılan maddelerin TBMM'ye getirilerek yasalaşması konusunda AK Parti ve CHP arasında medya kanalıyla diyalog ve iletişim hatları kurulduğunu ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
"Milliyetçi Hareket Partisi, Uzlaşma Komisyonu faal ve çalışır haldeyken, uzlaşmayla belirlenen maddelerin bölük pörçük bir şekilde Meclis Genel Kurulu'na getirilmesine karşıdır. AKP, ikizi BDP ve gizli ortağı CHP uzlaşma masasından kalkarlarsa diyebileceğimiz bir şey yoktur. Uzlaşma ilkelerini ve zemini sabote etmeleri halinde, sahip oldukları gerekli sayısal çoğunlukla istedikleri maddeleri Genel Kurul'da yasalaştırabilmelerinin önünde bir mani hal olmayacaktır. Böylelikle Türk milleti de kimin uzlaşmaya ve diyalogdan kaçtığını tüm açıklığıyla görebilecek, AKP-CHP-BDP ve PKK ortaklığını tüm çıplaklığıyla anlayabilecektir. Öyle anlaşılıyor ki CHP, AKP'nin şanzımanı, BDP motoru, PKK da direksiyonu olmaya tam olarak taliptir. Milliyetçi Hareket Partisi ise her zaman olduğu gibi büyük Türk milletinin yanında duracak, ilkelerinden, vaatlerinden ve sözlerinden asla caymayacaktır."
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suriye tezkeresine şartlı destek vermelerinin AK Parti'ye destek anlamına gelmediğini belirterek, "Irak?ın kuzeyindeki fitne benzeri bir oluşum Suriye?de de olursa, ki bu gittikçe belirmektedir, buna alkış mı tutalım, bu mihraklara, bu teröristlere 'yürüyün kim tutar sizi' mi diyelim?" dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, AK Parti ile birlikte eşitsizliklerin sivrildiğini, hukuksuzlukların yaygınlaştığını, ayrımcılık dalgasının kabardığını ve her tarafı sardığını savundu.
Ekonominin bıçak sırtında ve ekonomik güvensizliğin endişe verici boyutta olduğunu ifade eden Bahçeli, "AKP döneminde yandaş milyarderlerin sayıları hızla artarken, yoksul düşmüşlerin, işsiz kalmışların, muhannete muhtaç hale gelmişlerin yekunu da tahammül sınırlarını zorlayan bir eşiğe yaklaşmıştır" diye konuştu.
Bölüşüm ve paylaşımın ahlaki ve vicdani temellerden koptuğunu öne süren Bahçeli, vatandaşların günlük ve zorunlu ihtiyaçlarını bile borçlanarak karşılamaktan başka çare bulamadığını ifade etti. Bahçeli, hükümetin ekonomide yeni bir yol, yeni bir sistem ve yeni bir ufuk gösteremediğini dile getirerek, şunları söyledi:
"İktidarın besleyip büyüttüğü, yolsuzluklarla palazlandırdığı bir avuç elit, zümre, kaymak tabaka, ayrıcalıklı kesim geniş imkanlara kavuşurken, milletimiz yoksullaşmış ve maalesef her cephede kaybetmiştir. İhtiraslı yandaşlar, hilekar asalaklar, zevk ve sefa düşkünü sonradan görmeler, çalışmadan cebini dolduran tembeller AKP ile altın çağını yaşamışlardır. Ne yazık ki Erzurumlu kazanmış, bunlar yemiştir; Konyalı biriktirmiş, bunlar harcamıştır; Manisalı ter dökmüş, bunlar sefa sürmüştür; Diyarbakırlı zahmet çekmiş, bunlar talan etmiştir; Mersinli emek vermiş, bunlar yağmalamıştır. Başbakan ve hükümeti hırsızların geçim kapısı, yolsuzluk şebekelerinin umut güneşi, organize suç örgütlerinin ümit çeşmesi, çetelerin, mafyatik oluşumların ve hortumcuların sırdaşı ve koruyucusu olmuştur."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, demokratikleşme paketiyle ekonomide de Türkiye?nin önüne yeni ufuklar açtıklarını belirttiğini anımsatan Bahçeli, "Başbakan?ın PKK?ya teslimiyeti ekonomide yeni ufuk olarak görmesi, bölücülüğe tavizi üretim ve yatırımda artış olarak tevil etmesi vahim düzeyde bilinç kaymasıdır ki, böylesi bir kişinin akli ve zihni melekelerinin yerinde olup olmadığı muhakkak kontrol edilmelidir" dedi.
Bahçeli, Erdoğan'ın adeta hipnoz edilmiş, uyuşmuş, başka alemde yaşayan birisi gibi konuştuğunu iddia ederek, "Başbakan?ın PKK?ya verdiği ödünler, gerçekte sayıları 4 milyon 591 kişi olan işsizler ordusuna nasıl bir fayda sağlayacak, nasıl bir çare olacaktır? Bu ödünler ekmeği mi, PKK?yı mı büyütecektir? Bu kabus paketi, ekonomiyi mi çatlatacak, PKK?yı mı canlandıracaktır?" diye sordu.
Başbakan Erdoğan'ın boş konuştuğunu ve milletin aklıyla alay ettiğini savunan Bahçeli, "2003 yılında askerimizin başına çuval geçirilmesini alttan alan Başbakan, bu defa milletimizin birliğine ve dirliğine PKK çulu geçirmek için bizzat inisiyatif alsa da muradına eremeyeceğini görecektir. Başbakan?ın istismarları sonuç vermeyecektir" dedi.
Demokrasinin kendileri için tartışılmaz bir değer olduğunu vurgulayan Bahçeli, milli devletin iskeletinin ve egemenlik haklarının içeriğinin hem demokrasi, hem milliyetçilik temelinde gerçek şeklini aldığını ifade etti. Bahçeli, şöyle devam etti:
"Nefrete sapmış, bölücülükte nam salmış, kuşku ve paranoyaya vicdanlarını emanet etmiş kişiliklerin bırakınız demokrat olmasını, ülke yönetiminde bile kalması demokrasinin ruhuyla örtüşmeyecektir. Zalim bir özgürlük, baskıcı bir hoşgörü, savunmacı bir şiddet ne kadar saçmalık ise gaddar ve despot zihniyetlerin ileri demokrasiyi ağızlarına alması da o denli ahmakça, o denli garabettir. Türkiye?nin en önemli sorunu demokrasiyi özümseyememiş, tüm sözleri havada kalmış, tüm icraatları çatırdamış, demokratik nezaket ve saygıyı usulde de esasta da gündemine almamış bir siyasi iktidar tarafından yönetiliyor olmasıdır."
MHP'nin, Türkiye ve Türk milletinin bekası söz konusu olduğu sürece elini taşın altına koymaya var olduğunu anlatan Bahçeli, bugüne kadar bunu gönül huzuruyla yaptıklarını kaydetti.
Suriye'nin kaos ve karanlığa gömülmesinden beri Türkiye'nin adeta diken üstünde olduğunu ifade eden Bahçeli, "Şam güvenli olmadıktan, Bağdat huzur bulmadıktan, Beyrut rahat yüzü görmedikten, Kahire düzene kavuşmadıktan, Trablus durulmadıktan sonra Ankara emniyetli olamayacaktır" diye konuştu.
MHP'nin Suriye tezkeresine, mesele Türkiye ve Türk milleti olduğundan dolayı şartlı destek verdiğini dile getiren Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Konu AKP?ye destek değildir, asla da olmamıştır, olmayacaktır. Bizi AKP?ye stepne olmakla itham edenler acaba PYD-PKK tehdidinin nelere yol açacağını, Türkiye?ye karşı olası bir saldırının ne şekilde göğüsleneceğini hesap etmiş ve düşünmüşler midir? Partimizi AKP ile aynı kareye yerleştirme yüzsüzlüğü gösterenlere soruyorum, milli çıkarlarımızı yakından ilgilendiren tezkereye 'hayır' diyerek, BDP?yle ve PKK?yla aynı hizaya gelmiş olsaydık çok mu sevinecek, çok mu gururlanacaktınız? MHP'yi 'AKP?ye baston, CHP?ye vagon' diyerek değişik zaman aralıklarında karalayan ve yaftalayan zeka özürlüler, sizin maksadınız nedir ve kimlere hizmetle görevlisiniz? Ne yapacaktık yani? Türkiye yanarken, Türk milleti saldırıya uğrarken, vatandaşlarımız feryat ederken, ?oh olsun mu? diyecektik? Irak?ın kuzeyindeki fitne benzeri bir oluşum Suriye?de de olursa, ki bu gittikçe belirmektedir, buna alkış mı tutalım, bu mihraklara, bu teröristlere 'yürüyün kim tutar sizi' mi diyelim? Tavrımızı sorgulayan, bizi devamlı bir yerlere yamamaya çabalayan kim olursa olsun art niyetlidir, başkalarının nam ve hesabına tetikçilik yapan utanmaz arlanmaz zihniyetlerdir. Bizim PKK maşalarının beyanlarına, bizden görünen Truva atlarına, sağda solda iftira atan, sanal medya üzerinde dedikodu yapıp da büyük laflar eden küstahlara itibar edecek zamanımız da halimiz de yoktur. Hiç kimse bizden, siyasi saiklerle Türkiye ve Türk milletini geri plana atmamızı beklememelidir."
